Etiket: danıştay

  • Akbelen’de hukuk zaferi: Danıştay “Acele Kamulaştırma” kararını durdurdu!-VİDEO

    Akbelen’de hukuk zaferi: Danıştay “Acele Kamulaştırma” kararını durdurdu!-VİDEO

    PİRHA- Muğla’nın Milas ilçesinde kömür madeni sahası için planlanan ve 6 köyü kapsayan “acele kamulaştırma” kararına Danıştay’dan “dur” denildi. Bölge halkının uzun süredir yürüttüğü kararlı mücadele, yargıdan dönen yürütmeyi durdurma kararıyla taçlandı.

    “BİZ BİTTİ DEMEDEN BİTMEZ”

    Danıştay 6. Dairesi’nin kararı, Akbelen nöbet alanında büyük bir coşkuyla karşılandı. Haberi alan İkizköylüler ve çevre köylerden gelen vatandaşlar, traktörleriyle konvoy oluşturarak kararı kutladı. Ellerinde “Yaşam savunuculuğu yargılanamaz” yazılı pankartlar taşıyan eylemciler, topraklarını terk etmeyeceklerini bir kez daha haykırdı.

    Kutlamalar sırasında konuşan yerel direnişin sembol isimlerinden Nejla Işık, kararın bir nefes aldırdığını belirterek şunları söyledi:

    “Bu karar yüreğimize su serpti ancak henüz yolun sonu değil. Şirketler köyümüzden tamamen gidene kadar gerçek zaferi ilan etmeyeceğiz. Türkiye’nin dört bir yanında doğasını koruyanlara sesleniyorum: Sakın vazgeçmeyin, direnenler elbet kazanacak.”

    ARİF ALİ CANGI: KARARIN HUKUKİ DAYANAĞI ÇÖKTÜ

    Süreci yakından takip eden avukat Arif Ali Cangı, toplam 93 ayrı dosyada verilen bu ortak kararın tarihi bir nitelik taşıdığını vurguladı. Cangı, mahkemenin “ortada acele bir durum olmadığına” hükmettiğine dikkat çekerek şu teknik detayları paylaştı:

    “Acele kamulaştırma işleminin artık hiçbir meşruiyeti kalmamıştır. Kararla birlikte mülklere el koyma girişimleri ve bedel tespit davaları hukuken kadük kalmıştır. Mahkeme, şirketlerin kâr hedeflerinin veya üretim planlarının “acele kamulaştırma” gibi istisnai bir yöntemi haklı çıkarmayacağını tescil etmiştir”

    Hukuki zaferin ardından gözler, direniş sürecinde tutuklanan Esra Işık’a çevrildi. Avukat Cangı, Işık’ın tutuklanmasına gerekçe gösterilen “keşif engelleme” iddiasının, keşif kararının dayanağı olan kamulaştırma işleminin durdurulmasıyla birlikte geçersiz kaldığını belirtti. Savunma tarafı, hukuki temeli çöken bu süreç sonunda Esra Işık’ın vakit kaybedilmeden tahliye edilmesi çağrısında bulundu.

    HABER MERKEZİ

  • Danıştay’dan MEB yönetmeliğine iptal: Açık lise geçişlerinde ‘takdir yetkisi’ sınırlandı!

    Danıştay’dan MEB yönetmeliğine iptal: Açık lise geçişlerinde ‘takdir yetkisi’ sınırlandı!

    PİRHA – Açık öğretim liseleri ile örgün ortaöğretim kurumları arasındaki nakil ve geçişlere ilişkin Milli Eğitim Bakanlığı’na tanınan geniş takdir yetkisi ile hafızlık eğitimi alan öğrencilerin açık liselere geçişine imkan tanıyan düzenlemeler Danıştay tarafından iptal edildi.

    Eğitim-Sen’in 8 Eylül 2023 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren MEB Ortaöğretim Kurumları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin bazı maddelerinin iptali istemiyle açtığı davada, Danıştay 8. Daire önemli bir karar verdi.

    Mahkeme, yönetmeliğin “Açık Öğretim Liseleri ile Örgün Ortaöğretim Kurumları Arasında Nakil ve Geçişler” başlıklı 41/2-a bendinde yer alan “Bakanlıkça mazereti uygun görülenler” ibaresini hukuka aykırı buldu. Kararda, mazeretin kimler için ve hangi ölçütlere göre kabul edileceğinin açık şekilde tanımlanmadığı, bu durumun uygulamada belirsizlik yarattığı vurgulandı. Söz konusu düzenlemenin genel, soyut ve muğlak olduğu, bu haliyle hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine aykırılık taşıdığı ifade edildi.

    Danıştay ayrıca bu düzenlemeye dayanılarak hazırlanan ve uygulamayı belirleyen Millî Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Genel Müdürlüğü’nün 14 Eylül 2023 tarihli “Örgün Ortaöğretim Kurumlarından Açık Öğretim Liselerine Geçişler” konulu genelgesinin 15. maddesinin (e) bendini de iptal etti. Bu bentte yer alan, “Diyanet İşleri Başkanlığınca açılan Kur’an kurslarında hafızlık ve bu alanı destekleyici Arapça eğitimi alanlar ile Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğünün hafızlık modüllerine kayıtlı olanlar” ifadesinin hukuka uygun olmadığına hükmedildi.

    Kararla birlikte, hem MEB’e tanınan sınırları belirsiz takdir yetkisi hem de hafızlık eğitimi gerekçesiyle açık liseye geçişi kolaylaştıran düzenleme yürürlükten kaldırılmış oldu.

    HABER MERKEZİ

  • Münir Korkmaz: KHK zulmü bitmeli!-VİDEO

    Münir Korkmaz: KHK zulmü bitmeli!-VİDEO

    PİRHA- KHK Platformu’ndan Münir Korkmaz, barış sürecinde ‘Barış Akademisyenleri’nin göreve iade edilmemesini kabul edilemez doluğunu vurgulayarak, “KHK meselesi çözülmeden kimse bu ülkeye demokrasi geldi falan diyemez. O nedenle KHK meselesinin çözülmesi lazım. Bunun çözümü çok basit; iltisak irtibat kavramını ortadan kaldırılmasıdır” dedi. 

    2016 darbe girişimi sonrasında Türkiye’de kamu alanında yaşanan tarihi kıyımın üzerinden 10 yıl geçti. KHK Platformu’ndan Münir Korkmaz, Danıştay’ın ‘Barış Akademisyenleri’ hakkında vermiş olduğu kararı değerlendirdi. Münir Korkmaz, bir milyonadan fazla insanı bire bir ilgilendiren bir sorun olduğunu vugulayarak, ihraç edilen akademisyenlerin, öğretmenlerin ve işçilerin görevlerine bir an önce iade edilmesi gerektiğini belirtti.

    Benzer süreçlerin 12 Eylül Darbesi sonrası da yaşandığını hatırlatan Korkmaz, “12 Eylül sonrası benzer mesele 5-6 yılda çözülmüştü. 10 yıl geçti. Hala bir ilerleme yok. Barış süreci devam ediyor. Ama barış istedikleri için ihraç edilenler görevlerine iade edilmiyor” dedi.

    “KHK SORUNU MUTLAKA ÇÖZÜLMELİDİR”

    AYM’nin verdiği hak ihlali kararına dikkat çeken Korkmaz, “AYM diyor ki: “Bu hak ihlalidir”. Ama Danıştay’ın 5. dairesi tanımıyor. Bu çok antidemokratik bir şey. Buna itiraz ediyoruz. Eğitim Sen bununla ilgili dava açacak. ‘Terörle Mücadele Yasası’ değiştirilmeden, terörün tanımı değiştirilmeden, propagandaymış, iltisakmış, iltibat değiştirilmeden demokrasi olmaz. Yani sadece mesela PKK’nin silah bırakıp kendini feshetmesiyle sınırlı bir süreç olursa bu hiç kimseye yaramaz. Bu ülkeye hiç yaramaz. KHK meselesi çözülmeden kimse bu ülkeye demokrasi geldi falan diyemez. O nedenle KHK meselesinin çözülmesi lazım” şeklinde ifade etti.

    “İLTİSAK İRTİBAT KAVRAMI ORTADAN KALDIRILMALI”

    “Korkunç bir toplumsal travmayla karşı karşıyayız” diyen Münir Korkmaz, şunları dile getirdi:

    “Binin üzerinde insan hastalanarak yaşamını kaybetti. 130’un üzerinde insan intihara sürüklendi. Yani yoğun bir hak ihlali ile karşı karşıyayız. Bizim talebimiz bu meselenin Meclis çatısı altında bir an önce çözüme kavuşturulmasıdır.

    Çünkü bu çok ciddi bir sorun. Ve bunun çözümü çok basit; iltisak irtibat kavramını ortadan kaldırılmasıdır. Zaten hem Danıştay hem de AYM kararları var. Bunları uyguladığınız zaman KHK’lilerin çok önemli bir bölümü görevlerine iade edilmiş olur. Bu çok önemli bir talep. Bu konuda duyarlılık bekliyoruz. İnsanlar artık dayanacak gücü kalmadı. 10 yıl geçti ve yüzbinlerce insan bu zulümün altında eziliyor.”

    Diren KESER/MERSİN

  • AYM: Göreve iade edilen kamu personeli tazminat alabilir!

    AYM: Göreve iade edilen kamu personeli tazminat alabilir!

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi, KHK ile ihraç edilerek işlerinden olan ancak itiraz üzerine kamu görevlerine geri dönenlerin tazminat alamayacağına yönelik kararı iptal etti.

    Anayasa Mahkemesi (AYM) Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen kamu görevlileriyle ilgili kararını verdi.

    Danıştay 5’inci Dairesi’nin iptal başvurusu üzerine verilen kararda, AYM, itirazı haklı bularak ‘göreve iade edilen kamu personellerine tazminat verilmez” hükmünü oy birliği ile kaldırdı.

    AYM kararı Resmi Gazete‘de yayınlanırken, kararda hükmün Anayasa’ya aykırı olduğu belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Gezi’de polis bir gözünü vurmuştu; Erdal Sarıkaya’nın Danıştay’a başvurusu reddedildi

    Gezi’de polis bir gözünü vurmuştu; Erdal Sarıkaya’nın Danıştay’a başvurusu reddedildi

    PİRHA- Gezi Eylemleri sırasında polisin attığı gaz fişeği kapsülü ile bir gözünü kaybeden Erdal Sarıkaya’nın adalet mücadelesi sürerken, Danıştay’a yapılan başvuru da reddedildi.

    Gezi Eylemleri’nde Taksim’de 11 Haziran 2013 akşamı polisin attığı gaz fişeği kapsülü ile bir gözünü kaybeden Erdal Sarıkaya’nın adalet arayışı o günden beri devam ediyor.

    İlk olarak İstanbul 9. İdare Mahkemesi’ne giden Sarıkaya’nın açmak istediği dava, mahkeme başkanının çoğunluk görüşüne muhalif kalmasına rağmen diğer iki üye hakimin oyuyla süre aşımı nedeniyle reddedildi. Ardından başvurulan İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 9. İdare Dava Dairesi de istinaf başvurusunun reddine karar verdi. Bunun üzerine Sarıkaya, Danıştay’a gitti. Danıştay 10. Dairesi de Mahkeme Tetkik Hakimi’nin kararın bozulmasına ilişkin görüşüne rağmen temyiz talebinin reddine ve verilen kararın onanmasına karar verdi.

    SARIKAYA: DANIŞTAY YARGININ TAMAMIYLA SİYASALLAŞTIĞINI KANITLADI

    Birgün’den Kayhan Ayhan’nın haberine göre Sarıkaya, “Gezi direnişi sonrası başlatmış olduğum adalet arayışımda bir kez daha Recep Tayyip Erdoğan ve kabinesinin tavır ve tutumu karşısında siyasallaşmış bir yargı ile karşılaştım. 11 yıldır bu ülkede adaletin olmadığını ceza soruşturması sürecinde defalarca görmeme ve yaşamama rağmen Danıştay bu kararıyla yargının tamamıyla siyasallaştığını kanıtladı” dedi.

    2020 yılının Mart ayında yaptığı başvurusunun 4 yıl boyunca bekletildiğini kaydeden Sarıkaya, “Danıştay ve diğer yargı kurumlarını karar almadan önce medyada Recep Tayyip Erdoğan’ın Gezi direnişiyle ilgili bir açıklamaları kendilerine referans alıp karar verdiklerinin ispatı. Dosyayı başından sonuna kadar inceleyen tüm süreci değerlendiren Tetkik Hakimin ‘Bölge idari mahkemesi kararının bozularak, davanın esası hakkında karar verilmesi gerektiği’ belirtmesine rağmen talebim reddediliyor. Sürecin tamamı Gezi Direnişi’nde AKP karşında boyun eğmeyen kenetlenmiş halklardan intikam almak ve korku oluşturmaktan başka bir şey değil. Çürümüş, tek adam kontrolünde yargı, iktidarın elinde bir kılıç görevi görüp halkı bastırıyor” ifadelerini kullandı.

    “KÖR EDİLEN BİR GÖZÜN BEDELİ MADDİ DEĞERLE ÖLÇÜLEMEZ”

    Maddi bir kazanım peşinde olmadığını söyleyen Sarıkaya, sözlerine şunları ekledi:

    “Bir polis vahşeti sonucu kör edilen bir gözün bedeli maddi değerle ölçülemez. Milyonlar verseler sağ gözümü geri getirebilir mi? Şehit edilen gençlerimiz geri gelir mi. Bu süreç tamamıyla adalet arayışı için verilen bir mücadele.
    Ben bu süreçte kaybeden değil kazan biriyim. Ben Gezi gazisi Erdal Sarıkaya’yım. Bu ömür bana yeter. Kaybeden bağımsızlığını kaybetmiş siyasallaşmış yargı kurumlarıdır. Çünkü 86 milyonun artık tek bir ferdinin dahi yargıya ve aldıkları kararlara zerre güveni kalmamıştır. Bugün adaletsiz yargı dağıtanlar bilmelidir ki bir gün bağımsız yargı herkese lazım olacak.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Müfredatı Geri Çekin Platformu, yeni müfredatın iptali için Danıştay’a başvurdu

    Müfredatı Geri Çekin Platformu, yeni müfredatın iptali için Danıştay’a başvurdu

    PİRHA- Müfredatı Geri Çekin Platformu, hükümetin “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredatının iptali için Danıştay’a başvurdu.

    Müfredatı Geri Çekin Platformu, 28 Mayıs’ta Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanan “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” müfredatının iptal edilmesi istemiyle Danıştay’a başvurdu.

    Başvuru öncesi Danıştay binası önünde açıklama yapan Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Bakanı Kemal Irmak, laikliğe aykırı olması nedeniyle toplumun büyük bir kesiminin yeni müfredata karşı olduğunu belirtti.

    Irmak, “Bu talep nedeniyle 24 kurum bir araya gelerek, karşı bir platform oluşturdu. Bu platform Türkiye’nin hemen hemen her yerinde bu müfredatın niçin geri çekilmesi gerektiğine yönelik madde madde açıkladı, bakanlığı uyardı ancak buna bir yanıt verilmiş değil” ifadelerini kullandı.

    “TEK TİP MÜFREDAT”

    Irmak, cemaat, bu cemaatlere ait vakıf ve iktidara yakın laik olmayan eğitim kurumlarında verilen eğitim ve buralarda kamuoyuna yansıyan şiddet, taciz, tecavüz ile ölüm olaylarını hatırlatarak, yeni müfredatın bu durumları taçlandırdığını kaydetti.

    Düz liselerin ve çok özellikli liselerin kapatıldığını hatırlatan Irmak, geri kalan liselerin ise imam hatip liseleri olduğunu söyledi.

    Irmak, “Buradaki müfredat ile imam hatip müfredatı birleştirilerek tek tip müfredat haline getirecekler. Bu hem geleceğimiz için hem gelecek kuşaklar açısından hem dünya ile yarışabilmek açısından önemlidir. Bu müfredat ile belirli bir kesim yok sayılıyor. Bu kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

    Açıklamanın ardından, platform üyeleri ve avukatlar, Danıştay’a geçerek, “tek tip” olarak nitelendirdikleri müfredatın iptali için başvuruda bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Anayasa Mahkemesi’nin yeni başkanı Kadir Özkaya oldu

    Anayasa Mahkemesi’nin yeni başkanı Kadir Özkaya oldu

    PİRHA-Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan’ın görev süresinin dolmasının ardından Kadir Özkaya yeni AYM Başkanı seçildi.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), Yargıtay ve Danıştay başkanlarının görev sürelerinin dolması nedeniyle ikisi mart ayı içinde olmak üzere 3 yüksek mahkemede de başkanlık seçimleri yapıldı.

    Zühtü Arslan’ın görev süresinin dolacak olması nedeniyle AYM üyelerinin yaptığı seçimde, Kadir Özkaya, üyelerin salt çoğunluğunun oyunu alarak yeni AYM başkanı oldu.

    Zühtü Arslan’ın 12 yıllık görev süresi 17 Nisan’da doluyor. 15 üyeden en az 8’inin oyunu alarak salt çoğunluğu sağlayan Kadir Özkaya, 4 yıllığına Anayasa Mahkemesi’nin başkanlığını yürütecek.

    KADİR ÖZKAYA HAKKINDA…

    2005-2011 yılları arasında Anayasa Mahkemesi Başkan Vekilliği yapan Kadir Özkaya, 2011-2014 yılları arasında da Danıştay üyeliği yaptı. 18 Aralık 2014 tarihinde Danıştay Genel Kurulunca gösterilen üç aday arasından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçildi ve 22 Aralık 2014 tarihinde göreve başladı. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından 12 Mart 2020 tarihinde yapılan toplantıda Anayasa Mahkemesi başkan vekilliği ve ikinci bölüm başkanlığına seçildi ve bu görevine 4 Nisan 2020 tarihinde başladı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kadın örgütleri: İstanbul Sözleşmesi’nden asla vazgeçmeyeceğiz-VİDEO

    Kadın örgütleri: İstanbul Sözleşmesi’nden asla vazgeçmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Danıştay’da görülen İstanbul Sözleşmesi duruşmasının ardından kadınlar, Danıştay önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamalarda, İstanbul Sözleşmesi’nden hukuka aykırı bir şekilde çıkıldığı hatırlatılarak, “Tarafsızlığı tartışılır hale gelen mahkeme üyelerinin bu davadan çekilmesini bekliyoruz” denildi. 

    İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararına karşı yürütmenin durdurulması ve kararın iptali talebiyle Danıştay 10. Dairesi’ndeki davanın duruşması görüldü.

    Kadınlar, Cumhurbaşkanlığı’nın İstanbul Sözleşmesi’nin iptali yönündeki kararının durdurulması için Danıştay’a başvurmuştu.

    Bugün Kadının İnsan Hakları Vakfı, Mor Çatı, Mardin Barosu, Muş Barosu, Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği, Kadın Dayanışma Vakfı, Kadının İnsan Hakları Derneği’nin de aralarında olduğu en az 24  kurumun başvurusu sonucu dava açılmıştı.

    Mütalaasını açıklayan Danıştay Savcısı, fesih kararının iptali yönünde karar verilmesini istedi. Mahkeme başkanı ise davaya dair kararını daha sonra yazılı olarak tebliğ edeceğini söyledi.

    Duruşmanın ardından kadın örgütleri temsilcileri açıklama yaptılar.

    Eşik Gönüllüsü Av. Özlem Günel Tekşen, “Mart 2021’de İstanbul Sözleşmesi’nden hukuksuz, siyasi bir kararla çıkıldı” hatırlatmasında bulundu.

    Tekşen, şunları ekledi:

    “Açılan 220’den fazla davadan, duruşması yapılan 70 kadar’ı reddedildi. Kararın bağımsız ve tarafsız koşullarda verilmesi engellendi. Hala karar verilmeyen davalar mevcut. Bugün bu davaların duruşmaları için bir kez daha Danıştay’dayız. 20 Mart 2021’de Resmi Gazete’de yayımlanan, İstanbul Sözleşmesi’nden hukuksuz çıkış kararının ardından; kadınlar, kadın örgütleri, barolar, meslek örgütleri, sendikalar ve siyasi partiler tarafından Danıştay’da 220’den fazla iptal davası açıldı. Danıştay makul süreyi aşan bir yargılama yaptı ve halen süren davaları dikkate almadan, duruşmalar tamamlanmadan kararını açıkladı. Duruşması yapılmayan, çoğu kadın örgütleri tarafından açılmış olan davaların duruşması bugün yapılıyor. Duruşma gününün 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nü takiben belirlenmiş olması tesadüf olmasa gerek. Bir kez daha dile getiriyoruz; İstanbul Sözleşmesi, Anayasa’nın 90. maddesi ve 6251 sayılı Yasa gereğince yasa hükmündedir ve hala yürürlüktedir.”

    “MAHKEME ÜYELERİNİN BU DAVADAN ÇEKİLMESİNİ BEKLİYORUZ”

    EŞİK Gönüllüsü Nezahat Demiray ise “Bugün ve bundan sonra İstanbul Sözleşmesi’ne, Anayasal hukuk düzenine ve insan hakları hukukuna sahip çıkmaya devam edeceğiz. Yukarıda sayılan ve buraya sığmayan nedenlerle tarafsızlığı tartışılır hale gelen, bu durumu hukuka uygun olmayan yorumlarıyla kararlara da geçiren mahkeme üyelerinin bu davadan çekilmesini bekliyoruz, artık bu davaya bakmamaları gerekir. Hayatlarımız, haklarımız ve hayallerimiz üzerinden siyaset yapılmasına izin vermeyeceğiz. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

    “YARGI, ANAYASAYI TANIMIYOR”

    Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği’nden Avukat Nagihan Bulut, Yargının Anayasayı tanımadığını belirterek, “Bugün burada daha önce çok sayıda dosyada karar vermiş bir heyetin huzurundaydık. İstanbul Sözleşmesi’nin anayasal hiçbir dayanağı olmayan Cumhurbaşkanı kararnameleri ile ortadan kaldırılamayacağını açıkça ifade ettik” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    – Danıştay Savcısı’nın İstanbul Sözleşmesi mütalaası: Fesih kararı iptal edilmeli

    – Kadınlardan Danıştay önünde açıklama: Türkiye şiddete karşı mücadeleden uzaklaştı-VİDEO

  • Danıştay Savcısı’nın İstanbul Sözleşmesi mütalaası: Fesih kararı iptal edilmeli

    Danıştay Savcısı’nın İstanbul Sözleşmesi mütalaası: Fesih kararı iptal edilmeli

    PİRHA-Kadın örgütlerinin, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptaline ilişkin Danıştay’a açtıkları davanın duruşması görüldü. Danıştay savcısı mütalaasını açıkladı. Savcı, kararın iptali yönünde karar verilmesini istedi. Mahkeme başkanı ise davaya dair kararını daha sonra yazılı olarak tebliğ edeceğini söyledi.

    AKP hükümetinin İstanbul Sözleşmesi’nden 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile çekilmesinin ardından çok sayıda siyasi parti, dernek ve sendika karara itiraz ederek Danıştay’a başvurdu. Danıştay, bu itirazlara dair tüm davalarda yürütmenin durdurulması istemlerini reddetti. Danıştay, kararın iptali istemiyle açılan en az dört davada ise kararı hukuka uygun buldu.

    Antalya Kadın Dayanışma Derneği, Kadın Dayanışma Vakfı, Kadının İnsan Hakları Derneği ve Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı tarafından İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptaline ilişkin dava açılmıştı.

    Bugün görülen duruşmada İstanbul dışındaki şehirlerden gelen çok sayıda avukat hazır bulunurken, kadınların da duruşmaya katılımı yoğun oldu.

    Av. Ece Güner, 2 buçuk yıldır dilekçeler sunduklarını belirterek, “Cumhurbaşkanı kararı ile yarın uyandığımızda tüm sözleşmelerden çıkabiliriz. Anayasamızda bu tür bir öngörülemezlik kabul edilemez. İstanbul Sözleşmesi, Anayasamızın 15. ve 17. maddesi ile ilişkilidir. Kararnamenin kapsamını anayasamıza göre yorumlamalıyız. Temel haklara dayanan sözleşmeler, kanunlarımızdan da güçlüdür anayasamıza göre. Şiddet gören kadınlarımız için buradayız. Her gün kadınlarımızın hakları yok edilecek. Buna dur demeliyiz. Hukuk devleti için buna bugün dur demezsek, hukuk devletinden tamamen uzaklaşacağız” dedi.

    “HEPİNİZE TARİHİ BİR SORUMLULUK DÜŞÜYOR”

    Adıyaman Barosu adına konuşan Av. Gülsen Taner ise, “İstanbul Sözleşmesi’nin insan hakları bağlamında bize kazandırdığı şeyler çok açıktır.
    İstanbul Sözleşmesi’nin bir hak ihlali yaratacağının düşünülmesi bize göre kabul edilemez. Hukuken bu kararın iptal edilmesi gerekir. Heyetinize tarihi bir sorumluluk düştüğüne inanıyorum” diye konuştu.

    Şanlıurfa Barosu‘ndan Av. Şirin Cemile Kızılkaya da, “İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması ile yaşadığımız bir çok boşluk söz konusu. Cumhurbaşkanlığı kararı, yankı odasında ve sadece kendi propagandası için sözleşmenin kaldırılması büyük bir açıklık yaratıyor” diye ekledi.

    Kadının İnsan Hakları Derneği’nden avukat Hülya Gülbahar, “Sözleşme iç hukuka dahil oldu, 6284 sayılı Kanun’da İstanbul Sözleşmesi’ne atıf var ve ona da saldırı var ama ondan dahi söz etmiyorsunuz. Biz burada bu sözleşmenin şiddeti önlemesi ve temel haklara ilişkin bir sözleşme olduğunu anlatmak zorunda kalıyoruz” ifadelerini kullandı.

    Av. Ezel Buse Sönmezocak, “Şimdiye kadar dava dilekçemize dair değerlendirmelerde ortaya sunduğumuz argümanlar değerlendirmeye alınmamıştır. Çok açık bir hukuk problemi olduğunu düşünüyoruz. İstanbul Sözleşmesi bir ticari sözleşme değildir, bir insan hakları sözleşmesidir. LGBT-i yurttaşlar nefret söylemlerine maruz kalıyor, bunun nedeni İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasıdır. Bir insan hakları sözleşmesinin bu şekilde kaldırılmasının dünyada örneği yok” dedi.

    Savunmaların ardından Danıştay savcısı mütalaasını açıkladı. Savcı, kararın iptali yönünde karar verilmesini istedi.

    Mütalaaya karşı söz alan avukatlar da savcılık görüşüne katıldıklarını belirterek kararın iptalini istedi.

    Davalı avukatları ise savcılığın görüşüne katılmadıklarını ve davanın reddedilmesini istedi.

    Mahkeme başkanı ise davaya dair kararını daha sonra yazılı olarak tebliğ edeceğini söyledi.

    PİRHA/ANKARA

  • Kadınlardan Danıştay önünde açıklama: Türkiye şiddete karşı mücadeleden uzaklaştı-VİDEO

    Kadınlardan Danıştay önünde açıklama: Türkiye şiddete karşı mücadeleden uzaklaştı-VİDEO

    PİRHA-Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptaline ilişkin Danıştay’a açtıkları dava öncesinde Danıştay binası önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, “Türkiye bu kararla yalnızca uluslararası bir sözleşmeden çekilmekle kalmadı aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımıyla şiddete karşı mücadele etmekten tamamen uzaklaştı” denildi.

    Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile çekilmesinin ardından çok sayıda siyasi parti, dernek ve sendika karara itiraz ederek Danıştay’a başvurdu. Danıştay, bu itirazlara dair tüm davalarda yürütmenin durdurulması istemlerini reddetti. Kararın iptali istemiyle açılan en az dört davada ise kararı hukuka uygun buldu.

    Antalya Kadın Dayanışma Derneği, Kadın Dayanışma Vakfı, Kadının İnsan Hakları Derneği ve Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı tarafından İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptaline ilişkin dava açmıştı.

    Duruşma öncesinde kadın hakları savunucuları ve kadın örgütleri, Danıştay’ın önünde basın açıklaması yaptı.

    Açıklamayı Mor Çatı gönüllüsü Elif Bilgiç okudu.

    “TÜRKİYE KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE ETMEKTEN TAMAMEN UZAKLAŞTI”

    Türkiye’nin 20 Mart 2021’de, ilk imzacısı ve tarafı olduğu İstanbul Sözleşmesi’nden bir gece yarısı ve tek adam kararıyla imza çektiğini belirten Bilgiç, “Kamuoyunda İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi, kadınlara yönelik erkek şiddetine karşı var olan en kapsamlı sözleşme olma özelliği taşıyor. Türkiye bu kararla yalnızca uluslararası bir sözleşmeden çekilmekle kalmadı aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliği yaklaşımıyla şiddete karşı mücadele etmekten tamamen uzaklaştı. Sözleşmenin üstüne kurulduğu şiddeti önleme, kadınları şiddete karşı koruma, failleri cezalandırma ve kurumların şiddete karşı koordinasyon içinde çalışması ilkelerini reddetti.
    Kadına yönelik erkek şiddeti ile yıllardır mücadele eden kadın örgütleri olarak elbette ki ilk günden bu yana sözleşmeden yanayız ve 6251 sayılı Kanun ve Anayasa’nın 90. maddesi gereğince sözleşmenin iç hukukun bir parçası haline geldiğini ve sözleşmeden çekilme kararının hukuksuz olduğunu vurguluyoruz. İstanbul Sözleşmesi, yıllardır kadına yönelik şiddet son bulsun diye çalışan, kadınların deneyimlerinden öğrenerek sistemi kadınlardan yana dönüştürmek için mücadele eden kadınların bilgisi ile yazılmış bir kılavuz metin. Bu nedenle bizler için bir uluslararası sözleşmesi olmanın çok ötesinde, şiddeti sonlandırmak için devletlerin yükümlülüklerini kadınların deneyimlerini esas alarak belirleyen bir metin.
    Bu nedenle aralarında biz Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği, Kadın Dayanışma Vakfı, Kadının İnsan Hakları Derneği ve Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı’nın bulunduğu onlarca kadın ve insan hakları örgütlerinin yanı sıra siyasi partiler ve barolar İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekilmesindeki hukuksuzluğu Danıştay’a taşıdı” dedi.

    “ERKEKLERE HİZMET EDEN YASALARA İTİRAZ EDİYORUZ”

    Elif Bilgiç, Danıştay’daki onlarca başvurunun bir kısmının geçtiğimiz yıl görüşüldüğünü ve kadınların iptal istemlerine dair haklı beyanlarını Danıştay salonunda dile getirdiğini hatırlattı.

    Bilgiç, şunları ekledi:

    “Danıştay 10. Dairesi, bu hukuksuzluğu sürdürmeye kadar vererek, kadınların taleplerini görmezden gelerek, İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin Cumhurbaşkanlığı kararının iptal istemini 2’ye karşı 3 oyla reddetti. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu ise bu kararı oy çokluğu ile kabul ederek Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını onayladı.
    Bu kesinleşmeden aylar sonra, İstanbul Sözleşmesi’ne dair bir gece yarısı alınan hukuksuz karardan neredeyse 3 yıl sonra, şu ana kadar en az 268 kadının öldürüldüğü 2023 yılının 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nden 3 gün sonra bizlerin başvurusu değerlendirilecek. Biz Danıştay’ın kararına rağmen buradayız, çünkü her gün maruz kaldığı şiddetten uzaklaşabilmek için destek arayan kadınlarla dayanışma kuruyoruz. Kadınların şiddetten uzaklaşmak için nasıl çaba harcamak zorunda kaldığını, devletin kadınları şiddetten koruma görevini yerine getiremediğini ve kadınlar için şiddetten uzakta hayat kurabilmenin imkansız hale getirildiğini görüyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekmenin ardındaki toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtlığının nasıl her alana yayıldığını, kadın ve LGBTİ+ düşmanlığının nasıl kışkırtıldığını görüyoruz. İlk günden bu yana İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekmenin kadına yönelik şiddetle mücadeleye siyasi iradi olmadığının açık göstergesi olduğunu dile getiriyoruz. Bu iddiamız ise devletin “şiddete sıfır toleransı” olduğu iddiası ve kendi yasalarımız varken uluslararası sözleşmelere ihtiyaç duymadığımız gerekçesiyle yalanlanıyor. Fakat 6284 sayılı Kanun’a, Medeni Kanun’a, Anayasa’ya yöneltilmiş saldırılar bizlere haklı olduğumuzu bir kez daha gösteriyor. Kadınlara yönelik ayrımcılığı körükleyerek erkeklere hizmet eden yasalara ve karar mekanizmalarına itiraz ediyoruz. Buradayız çünkü kadınların maruz kaldığı ayrımcılık ve şiddetin en çok kendi hayatlarımızdan tanığıyız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kadınlar, Danıştay önünde açıklama yapacak

    Kadınlar, Danıştay önünde açıklama yapacak

    PİRHA-Kadınlar, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptaline ilişkin Danıştay’a açtıkları dava öncesinde Danıştay binası önünde basın açıklaması yapacak. 

    Antalya Kadın Dayanışma Derneği, Kadın Dayanışma Vakfı, Kadının İnsan Hakları Derneği ve Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı tarafından İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptaline ilişkin dava açmıştı. Danıştay’a açılan davanın duruşması saat 09.45′ te görülecek. Duruşma öncesinde kadınlar Danıştay binası önünde basın açıklaması yapacak. Kadınlar yarın yapacakları açıklamaya katılım çağrısı yaptı.

    “ERKEKLERE HİZMET EDEN YASALARA VE KARAR MEKANİZMALARINA İTİRAZ EDİYORUZ”

    Yarın saat 09.00’da yapılacak açıklama için şu çağrıda bulunuldu, “Biz Danıştay’ın kararına rağmen buradayız, çünkü her gün maruz kaldığı şiddetten uzaklaşabilmek için destek arayan kadınlarla dayanışma kuruyoruz. Kadınların şiddetten uzaklaşmak için nasıl çaba harcamak zorunda kaldığını, devletin kadınları şiddetten koruma görevini yerine getiremediğini ve kadınlar için şiddetten uzakta hayat kurabilmenin imkansız hale getirildiğini görüyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekmenin ardındaki toplumsal cinsiyet eşitliği karşıtlığının nasıl her alana yayıldığını, kadın ve LGBTİ düşmanlığının nasıl kışkırtıldığını görüyoruz. İlk günden bu yana İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekmenin kadına yönelik şiddetle mücadeleye siyasi iradi olmadığının açık göstergesi olduğunu dile getiriyoruz. Bu iddiamız ise devletin ‘şiddete sıfır toleransı’ olduğu iddiası ve kendi yasalarımız varken uluslararası sözleşmelere ihtiyaç duymadığımız gerekçesiyle yalanlanıyor. Fakat 6284 sayılı Kanun’a, Medeni Kanun’a, Anayasa’ya yöneltilmiş saldırılar bizlere haklı olduğumuzu bir kez daha gösteriyor. Kadınlara yönelik ayrımcılığı körükleyerek erkeklere hizmet eden yasalara ve karar mekanizmalarına itiraz ediyoruz. Buradayız çünkü kadınların maruz kaldığı ayrımcılık ve şiddetin en çok kendi hayatlarımızdan tanığıyız ve kadınlar lehine bu hukuk düzenini dönüştürmek için mücadeleye her yerde devam edeceğiz. Sizleri 28 Kasım günü saat 09.00’da yapacağımız basın açıklamasına davet ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Yeter Gültekin, Madımak Katliamı hükümlüsününün affedilmesini yargıya taşıdı

    Yeter Gültekin, Madımak Katliamı hükümlüsününün affedilmesini yargıya taşıdı

    PİRHA – Sanatçı Hasret Gültekin’in eşi Yeter Gültekin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Sivas Katliamı davası sanıklarından Hayrettin Gül’ün cezasını affetmesine karşı Danıştay’a dava açtı.

    Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te binlerce faşist-dinci kalabalık tarafından Madımak Oteli yakılarak 33 aydın ve sanatçı katledildi. Katliama ilişkin ana davanın haricinde 3 firari fail üzerinden yürütülen ikinci dava da zaman aşımı gerekçesiyle 14 Eylül’de düşürüldü.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sivas Katliamı davası sanıklarından Hayrettin Gül’ün cezasını sürekli hastalık gerekçesiyle 6 Eylül’de affetti.

    Madımak Oteli’nde katledilen Sanatçı Hasret Gültekin’in eşi Yeter Gültekin, Gül’ün cezasının affedilmesine karşı Danıştay’a dava açtı.

    Cumhuriyet’e konuşan Yeter Gültekin, “Yaşlı veya genç yüzlerce düşünce suçlusunun iddianamesi bile yazılmadan onlarca yıl cezaevinde tutuklu kaldığı bir dönemde, yaşları ve kronik ölümcül hastalıkları tutuklu yargılanmaları için gerekçe olamazken, Madımak Katliamı dosyasında suçu sabit ve belgeli olan, idam cezası kesinleşen, sonra cezası müebbet hapse çevrilen sanıkların ‘yaşlılık ve sürekli hastalık’ nedeniyle affedilmesi kabul edilemez, savunulamaz. Affetmek ancak gerçek sorumlular yargılandığında ve adalet sağlandığında mümkün olabilir” dedi.

    Yeter Gültekin, “Bu özel af, evlatları Madımak’ta katledilen annelerin yüreklerine atılan yeni bir ateştir” diye de ekledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Okullara imam atayan protokol yargıya taşındı!

    Okullara imam atayan protokol yargıya taşındı!

    PİRHA – Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi İş Birliği Protokolü”nün iptali ve yürütmesinin durdurulması için dava açtı.

    Eğitim Sen, Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik Spor Bakanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi İş Birliği Protokolü”nün iptali ve yürütmesinin durdurulması için Danıştay’a dava açtı.

    Eğitim Sen tarafından yapılan açıklamada “Eğitim ve öğrenim hakkının anayasal bir hak ve kamu hizmeti olması ilkesine aykırı bir şekilde, Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik Spor Bakanlığı arasında imzalanan ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi İş Birliği Protokolü”nün iptali ve yürütmesinin durdurulması için Danıştay’a dava açtık.” ifadelerine yer verildi.

    “BİLİMSELLİK İLKESİNE UYGUN OLMAYIŞIYLA…”

    “Bilimsel ve laik eğitimden vazgeçilemez!” diyen Eğitim Sen’in dava dilekçesinde şu hususlara değinildi:

    ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi İş Birliği Protokolü’nün;

    • ‘Manevi danışman’ adı altında din görevlerinin eğitim öğrenim hayatına dâhil edildiği, ‘abi abla’ gibi tarikat cemaat ifadelerinin rol model olduğu, protokolün süre sınırlılığı olmaması, üzerinde değişiklikler ve ilaveler yapılabilir olması ve hukuki belirlilik ilkesine aykırı oluşu ile protokolde bahsi geçen din görevlilerine yetki-sorumluluk birliği ilkesi gereği öğretmen görevi ve sorumluluğu verilemeyeceği hususlarıyla, bilimsellik ilkesine uygun olmayışıyla,
    • Anayasanın laiklik ilkesinin gereği olarak ‘kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı”, Anayasanın Türkiye Cumhuriyetinin, “… başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” olduğu ilkelerine, ‘Din ve vicdan hürriyeti’ başlıklı maddesindeki “Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzeninin kısmen de olsa, din kurallarına dayandırılamayacağı” ilkeleriyle,
    • Anayasa’ya, 430 sayılı Tevhidi Tedrisat Kanunu, 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu, 7354 Öğretmen Meslek Kanunu, 222 sayılı Eğitim ve Öğretim Kanunu, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile 652 sayılı Millî Eğitim Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye aykırı olması nedeniyle…”

    PİRHA/ANKARA

  • Danıştay, İliç’teki altın madeni için mahkemenin kapasite artışı kararını bozdu

    Danıştay, İliç’teki altın madeni için mahkemenin kapasite artışı kararını bozdu

    PİRHA-Erzincan İliç’te Anagold Madencilik tarafından yapılması planlanan “2. Kapasite Artışı ve Flatasyon Tesisi Projesi” için Erzincan İdare Mahkemesi’nin vermiş olduğu karar Danıştay tarafından bozuldu.

    TMMOB tarafından, İliç’teki altın madeni işletmesi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 2021 yılında verilen “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu” kararının iptali istemiyle dava açılmıştı. Erzincan İdare Mahkemesi de hukuka ve mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermişti.

    Erzincan İdare Mahkemesi’nin kararına karşı Danıştay’a temyiz isteminde bulunan TMMOB’nin temyiz istemi kabul edilerek, idare mahkemesi kararı bozuldu.

    Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Dersim İl Koordinasyonu ve Dersim Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri verilen karara ilişkin açıklama yaptı. Açıklamayı TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan okudu.

    “VERİLEN KARAR ERZİNCAN, BÖLGEMİZ VE ÜLKEMİZ İÇİN SON DERECE ÖNEMLİ”

    Danıştay’ın bilirkişi raporunun hükme esas alınabilecek nitelik ve yeterlilikte olmadığı sonucuna vardığını belirten Uğur Beycan, “Söz konusu karar Erzincan, bölgemiz ve ülkemiz için son derece önemlidir. Uluslararası bir sermaye grubunun yürüttüğü sömürge madenciliği faaliyetinin yarattığı çevresel tehdidin dahi uydurma raporlar ile görünmez kılınmaya çalışılmasına karşı bir set çekilmiştir. Danıştay kararı gereği yeni bir bilirkişi heyetinin belirlenmesi ve keşfin yapılması gerekmektedir. Ayrıca, şirketin yürütmekte olduğu kapasite artırımına yönelik çalışmaların durdurulması gerekmektedir” dedi.

    “İLİÇ’TEKİ ALTIN MADENİ SADECE FAALİYET BÖLGESİ VE ÇEVRESİNİ ETKİLEMEYECEKTİR”

    Altın madeni işletmesinin mevcut halinin yarattığı tehdit daha önce çok defa kendisini göstermişken bir de kapasitenin artırılmaya çalışılmasının asla kabul edilemeyeceğini vurgulayan Beycan, şöyle devam etti:

    “2018 yılında yaşanan asit tankeri kazası ve 21 Haziran 2022 tarihinde meydana gelen siyanür sızıntısı gelecekte yaşanacak ve sonuçları ölçülemeyecek düzeyde olacak olan faciaların habercileridir. Şubat ayında yaşadığımız ve yıkıcı sonuçları hala devam etmekte olan depremlerin Erzincan İliç altın madenini ne düzeyde etkilediği de belirsizdir. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi İliç altın madeni, büyük depremler üretme potansiyeline sahip bir fay hattının hemen yakınında bulunmakta hatta işletme sınırları içerisinde de fay bulunmaktadır. Onlarca şehri dolanan Fırat Nehri’nin hemen yanı başındaki tehdit sadece faaliyet bölgesi ve çevresini etkilemeyecektir.”

    “ÇOK GEÇ OLMADAN İLİÇ’TEKİ ALTIN MADENİ İŞLETMESİ KAPATILMALIDIR”

    TMMOB ve çeşitli kurum ve kuruluşlarca yürütülmekte olan hukuksal mücadelenin tek başına yeterli olmayacağını ifade eden Uğur Beycan, “Erzincan ve çevresindeki iller başta olmak üzere, Fırat Nehri’nin geçtiği şehirlerin ve tüm ülkemizin Erzincan İliç’teki sömürge madenciliğine ve bu faaliyetin yarattığı yaşamsal tehdide dur demesi gerekmektedir. Daha önce de söylediğimiz gibi ortaya çıkan somut çevresel etkiler ve riskler göz önünde bulundurularak, bilimsel ve hukuksal açıdan birçok sorun barındıran ÇED olumlu kararının ve telafisi imkansız zararlara neden olacağı açık olan kapasite artırımı işleminin acilen iptal edilmesi, durdurulması ve işletmenin kapatılması hayati öneme sahiptir. Çok geç olmadan Erzincan İliç altın madeni işletmesi kapatılmalıdır” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Erzincan’da siyanür ve sülfürik asit atmosfere veriliyor!-VİDEO
    -Erzincan İliç’teki altın madeninin siyanür borusu patladı: 20 ton siyanür çevreye yayıldı
    -TMMOB’den İliç’te siyanür sızıntısına tepki: İşletme gecikmeden kapatılmalı-VİDEO
    -‘Siyanürlü maden projesi geri dönüşü olmayan tahribatlara yol açacak’-VİDEO

  • Eğitim-Sen’den YÖK’ün uzaktan eğitim kararına dava

    Eğitim-Sen’den YÖK’ün uzaktan eğitim kararına dava

    PİRHA – Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Yükseköğretim Kurumu’nun (YÖK) Uzaktan Eğitim Kararına karşı dava açtı.

    Yükseköğretim Kurulu tarafından 11 Şubat’ta yapılan duyuru ile “2022-2023 eğitim öğretim yılı bahar döneminin uzaktan öğretim yoluyla tamamlanmasına” karar verildiği duyurulmuştu.

    Eğitim-Sen, Maraş depremi nedeniyle Yükseköğretim Kurulu’nun üniversitede uzaktan eğitim kararı almasının, eğitim hakkına orantısız ve öngörülemez bir müdahale olduğunu belirterek iptali için dava açtı.

    KABUL EDİLEMEZ”

    YÖK kararının iptali için Danıştay’a başvurduklarını belirten Eğitim-Sen, şu yazılı açıklamayı paylaştı:

    “Uzaktan öğretime devam edecek öğrencilerin kaçının internet erişimi veya bilgisayar imkânı olduğu muammadır. Duyuru ile birlikte, Kredi ve Yurtlar Kurumu’nda barınan öğrenciler yurtlardan tahliye edilmiş ve bu yurtların depremzedelere tahsis edileceği açıklanmıştır. Yurtlardan tahliye edilen öğrenciler arasında depremzede öğrenciler de bulunmaktadır. Haliyle bu öğrencilerin çoğunun yurtlarından çıkıp dönecekleri bir evi dahi bulunmamaktadır. Bu açıdan alınan kararın depremin sonuçlarını ortadan kaldırmaya dahi hizmet etmediği açıktır. Kaldı ki sosyal bir hukuk devletinde, kamu idaresinin, bir doğal afetin sonuçlarını azaltmak için temel hak ve özgürlükler arasında tanımlanmış ve ancak kanunla sınırlanabilecek eğitim hakkını sınırlandırması veya sekteye uğratması kabul edilemez bir durumdur.

    Sonuç olarak; Sendikamız tarafından, yasal ve uluslararası mevzuat hükümlerine, tüm idari eylem ve işlemlerin genel amacı olan kamu yararı ilkesine, olağanüstü hal ilanını düzenleyen Anayasanın 119. maddesine aykırı bu kararın yürütmesinin durdurulması ve iptali talepli dava açılmıştır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Danıştay, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını hukuka uygun buldu

    Danıştay, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını hukuka uygun buldu

    PİRHA-Danıştay, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine dair son kararı verdi. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesini hukuka uygun buldu. 

    Danıştay, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesine dair son kararı verdi. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesini hukuka uygun buldu.

    Danıştay’ın oy çokluğuyla onayladığı kararın ardından Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden resmen çıkmış oldu. Kurul, oy çokluğuyla sözleşmeden çıkılmasının hukuka aykırı olduğuna dair itirazların “reddine” karar verirken,  Danıştay 10. Dairesi’nin kararını onadı. Kurul’un kararıyla Türkiye resmen İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmış oldu.

    Danıştay İdari Davalar Daireleri Kurulu’nun, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını hukuka uygun bulması ardından Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kadın Meclisi ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) sanal medya hesaplarından karara tepki gösterdi.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ BİZİMDİR”

    HDP Kadın Meclisi’nden yapılan açıklamada, “Danıştay, İstanbul Sözleşmesinden çıkılmasıyla ilgili hukuksuz kararı “hukuka uygun” buldu. İstanbul Sözleşmesi kadınların mücadelesiyle yürürlüğe girdi, yine mücadelemizle geri alacağız! İstanbul Sözleşmesi bizimdir!” denildi.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ UYGULATARAK KADIN CİNAYETLERİNİ DURDURACAĞIZ”

    Danıştay’ın kararına Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP) da yaptığı paylaşım ile tepki gösterdi. KCDP, “Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını ‘hukuka uygun’ buldu. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı verenleri göndereceğiz; İstanbul Sözleşmesi’ni uygulatarak kadın cinayetlerini durduracağız!” açıklaması yaptı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci meslek örgütleri: Mevzuat değişikliklerinde gazetecilerin görüşü alınmalı

    Gazeteci meslek örgütleri: Mevzuat değişikliklerinde gazetecilerin görüşü alınmalı

    PİRHA- Gazeteci meslek örgütleri, Danıştay’ın veto kararından sonra İletişim Başkanlığı’nın ‘Basın Kartı’ mevzuatına ilişkin yapacağı yeni çalışmalarda gazeteci meslek örgütlerinin görüşlerinin alınmak zorunda olduğunu belirtti.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Foto Muhabirleri Derneği (TFMD), İletişim Başkanlığı’nın 2018 yılında hazırladığı ve Danıştay’ın 6 Haziran 2022 tarihinde ‘Basın Kartı’ mevzuatına ilişkin verdiği veto kararına dair yazılı açıklama yaptı.

    Açıklamada Danıştay’ın bu kararından sonra gerek İletişim Başkanlığı’nın gerekse de Basın İlan Kurumu’nun mevzuata ilişkin, yeniden yürütülecek olan çalışmalarda gazetecilerin ve basın meslek örgütlerinin görüşlerinin alınmasının artık zorunlu hale geldiği aktarıldı.

    “BASIN KARTI MEVZUATI YAMALI BOHÇAYA DÖNDÜ”

    Açıklamalarında Danıştay’ın 4 yıllık süre zarfında ‘Basın Kartı Yönetmeliği’ maddelerine ilişkin pek çok kez veto kararı verdiğini vurgulayan gazeteci meslek örgütleri, veto edilen kimi maddelerin 13 Ekim tarihinde Meclis’ten geçen ‘Sansür Yasası’na konularak yasalaştığını belirtti.

    Danıştay’ın hukuka aykırı bulup yürütmesini durdursa da yasa içine konularak uygulama zemini bulan maddelere ilişkin gazeteci meslek örgütleri, ‘Basın Kartı mevzuatımız maalesef yamalı bohçaya döndü’ dedi.

    “GAZETECİ MESLEK ÖRGÜTLERİNİN GÖRÜŞLERİ DİKKATE ALINMAK ZORUNDA”

    En önemli kazanımlarının açtıkları iptal davaların olduğu ifade eden gazeteci meslek örgütleri, “Danıştay, idarenin hukuksuz, keyfi, muğlak maddeleriyle ve ‘ben yaptım oldu’ yaklaşımıyla basın kartı alanının düzenlenemeyeceğini tespit etmiştir.  Sansür Yasasının kabulünün ardından şimdi sırada bu yasayla ilgili yönetmelik ve diğer alt mevzuatın hazırlanması vardır. Danıştay kararı bir kez daha göstermiştir ki gerek Basın İlan Kurumu gerekse İletişim Başkanlığı, hazırlayacakları yeni mevzuatta gazetecilerin ve basın meslek örgütlerinin görüşlerini, önerilerini itirazlarını dikkate almak zorundadır. Aksi halde her zaman olduğu gibi Anayasa ve hukuk engeline takılacaklardır” dedi.

    “DANIŞTAY KARARLARI DİKKATE ALINMALIDIR”

    ‘Sansür Yasası’nın bütün itirazlarına rağmen Meclis’ten geçtiğini hatırlatan gazeteci meslek örgütleri, “Sansür yasası için Anayasa’ya başvurma aşamasına geldik. Şimdi Anayasa Mahkemesi’nin bu yasa için yürürlüğün durdurulması ve iptal başvurularını görüşeceği aşamaya geldik. Bu aşamada Yüksek Mahkeme’nin, basın kartlarıyla ilgili Danıştay kararında tespit edilen hukuka aykırılıkları da dikkate alması kaçınılmazdır. Tüm bunlarla birlikte Danıştay’ın son kararına itirazlarımızı süresi içinde ileteceğiz ve meslektaşlarımızın haklarını yargı alanında da savunmayı sürdüreceğiz” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Danıştay savcısı, Erdoğan’ın Boğaziçi’ne enstitü kurmasını anayasaya aykırı buldu

    Danıştay savcısı, Erdoğan’ın Boğaziçi’ne enstitü kurmasını anayasaya aykırı buldu

    Boğaziçi Üniversitesi’nden beş akademisyen, Boğaziçi Üniversite’sinde 29 Aralık 2021 tarihli cumhurbaşkanı kararıyla açılan veri bilimi ve yapay zeka enstitüsünün anayasaya aykırılığı ve iptali için dava açmıştı. Danıştay savcısı, Danıştay 8’inci Daire için yazdığı değerlendirmede konunun Anayasa Mahkemesi’ne taşınması gerektiğini bildirdi.

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Ocak 2021’de Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne Melih Bulu’yu atamış, hemen ardından bugüne kadar devam eden ‘kayyım rektör’ protestoları başlamıştı. Bulu’nun yardımcılık, danışmanlık gibi pozisyonlara getirmek istediği akademisyenler görevi kabul etmemiş, bunun üzerine Erdoğan yeni bir hamleyle, şubatta üniversiteye hukuk ve iletişim fakültelerinin kurulmasına karar vermişti. Akademisyenler, iki fakülteyi ‘Truva atı’na benzetmiş, rektörü meşru kılmak için gerekli kadroların bu fakülteler üzerinden verileceği belirtilmişti. Bulu’dan sonra Naci İnci atanmıştı. Benzer nedenlerden dolayı da İnci döneminde yapay zeka ve veri bilimi enstitüsü kurulmuştu.

    Boğaziçili beş akademisyen de enstitünün kurulmasının anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle dava açmıştı.

    Danıştay savcısı, 2809 sayılı Yükseköğretim Teşkilatı Kanunu’nun Ek 30. Maddesi’nde, fakülte, yüksekokul ve enstitü kurma hakkının cumhurbaşkanına verilmesini, Anayasa’nın 130’uncu Maddesi’ne uymadığını, üniversite özerkliği doğrultusunda enstitülerin de kanunla kurulması gerektiğini belirtti.

    Görüşün büyük bölümünde ek 30’uncu madde’nin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması gerekliliğini temellendirirken, Danıştay 8’inci Dairesi bu yola başvurmadığı takdirde, bu defa da var olan yasal yapı üzerinden fakültelerin kuruluşunun iptal edilmesi gerektiği belirtti. Öğretim üyelerinin bu enstitünün gereksizliğini ortaya koyan delillerine de ağırlıklı biçimde yer verildi.

    Danıştay, 4 Ekim’deki kararında da Boğaziçi’nde cumhurbaşkanı tarafından hukuk ve iletişim fakültelerinin kurulmasını anayasaya aykırı bulmuştu.

    (HABER MERKEZİ) 

  • Eğitim Sen, Öğretmenlik Meslek Kanunu ile ilgili olarak Meclis’i ve yargıyı göreve çağırdı

    Eğitim Sen, Öğretmenlik Meslek Kanunu ile ilgili olarak Meclis’i ve yargıyı göreve çağırdı

    PİRHA – Eğitim Sen, Öğretmenlik Meslek Kanunu ile ilgili açıklamasında Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın kararlarının beklenmesi gerektiğini belirterek, “Siyasi iktidar eğer bir meslek kanunu yapmakta samimi ise yapması gereken tek şey öğretmenlik mesleği açısından uluslararası düzeyde kabul gören ‘Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı’na uygun bir düzenleme yapmaktır” dedi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Öğretmenlik Meslek Kanunu ile ilgili olarak TBMM’ye ve yargıya çağrı yapmak için, MYK üyelerinin katılımıyla genel merkez binasında basın toplantısı düzenledi.

    Eğitim Sen Genel Başkanı Prof. Dr. Nejla Kurul, Öğretmenlik Meslek Kanunu ile ilgili olarak “Yasama ve yargıyı göreve çağırıyoruz” diyerek, 14 Şubat 2022’de yürürlüğe giren kanunun öğretmenleri daha fazla ayrıştırdığını ifade etti.

    “ÖĞRETMENLERİ AYRIŞTIRAN UYGULAMAYA DERHAL SON VERİLSİN”

    Nejla Kurul, söz konusu kanun ve yönetmelik ile öğretmenlik mesleğinin itibarsızlaştırılıp, öğretmenlerin ekonomik sorunlarının derinleşeceğine vurgu yaptı. Prof. Dr. Kurul, Millî Eğitim Bakanlığı’nın eleştirilere kulak tıkadığını belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Gerçek bir meslek kanunu olmaktan çok uzak olan ‘Öğretmenlik Meslek Kanunu’ düzenlemesi, yasalaşmasının hemen ardından ana muhalefet partisi tarafından Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşınmış ve AYM konuyu ‘esastan görüşmek’ üzere gündemine almıştır. Benzer bir şekilde ‘Aday Öğretmenlik ve Öğretmenlik Kariyer Basamakları Yönetmeliği’nin de ilgili yasalara ve Anayasa’ya aykırı düzenlemeler içermesi nedeniyle sendikamız tarafından Danıştay’a dava açılmıştır. Ancak Anayasa’ya aykırı düzenlemeler içeren kanun ve yönetmeliğe karşı açılan davalara rağmen Milli Eğitim Bakanlığı’nın sınav takvimini anlaşılmaz bir aceleyle işletmeye çalışması anlaşılır değildir.

    Tam da bu noktada hem Anayasa Mahkemesi’ne hem de Danıştay’a çağrımız, yapılan başvurulara öncelik tanıyarak bu konuyu ivedilikle gündemlerine almaları ve karara bağlamalarıdır.

    TOPLANAN İMZALAR 1 EKİM’DE TBMM’YE SUNULACAK

    Öğretmenlerin ihtiyaç ve talepleri gözetilmeden hazırlanan 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu’nun tüm hükümleriyle birlikte yürürlükten kaldırılması talebiyle sendikamız tarafından Türkiye çapında bir imza kampanyası başlatılmıştır. Toplanacak imzalar 1 Ekim 2022 Cumartesi günü TBMM Başkanlığı’na sunulacaktır.

    Öğretmenlerin temel talebi Öğretmenlik Meslek Kanunu’nda yer alan ekonomik iyileştirmelerin bütün eğitim ve bilim emekçilerine ayrımsız ve eşit bir şekilde uygulanması, öğretmenleri ayrıştıran ve ‘eşit işe eşit ücret’ ilkesiyle çelişen her türlü uygulamaya derhal son verilmesidir.

    Siyasi iktidar eğer bir meslek kanunu yapmakta samimi ise yapması gereken tek şey öğretmenlik mesleği açısından uluslararası düzeyde kabul gören en önemli belge olan ‘Öğretmenlerin Statüsüne İlişkin Tavsiye Kararı’na uygun bir düzenleme yapmaktır. Tavsiye Kararı, öğretmenlerin sadece okul içinde değil, toplum içinde de yerine getirdikleri görevin taşıdığı önemi, uluslararası düzeyde belgeleyen, öğretmenlerin tüm sorunlarını ele alan ve durumlarını tüm ayrıntıları ile düzenleyen bir metindir. Yeni bir meslek kanunu süreci, bu metin temel alınarak, tüm eğitim sendikalarının ve eğitim emekçilerinin görüşlerine başvurularak işletilmelidir.

    Sendikamız yıllardır sadece öğretmenlerin değil, eğitim kurumlarında çalışan tüm eğitim ve bilim emekçilerinin çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi gerektiğini savunmaktadır. Nitelikli eğitim için, eğitimde öğretmenler kadar emeği olan idari ve teknik personel, yardımcı hizmetliler sınıfı ve 4-B statüsünde çalışan eğitim emekçilerinin hakları ve talepleri de dikkate alınmalıdır. Öğretmenler için düşünülen iyileştirmeler, tüm eğitim ve bilim emekçisi arkadaşlarımızın çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi ile birlikte ele alındığında anlamlı olacaktır.

    Siyasi iktidardan talebimiz öncelikle kariyer basamakları sınavının yapılmaması, Öğretmenlik Meslek Kanunu ve yönetmelik ile ilgili Anayasa Mahkemesi ve Danıştay’ın kararlarının beklenmesidir. Gündeme geldiği andan itibaren eleştiri ve itirazlarımızı kamuoyu ile paylaştığımız Öğretmenlik Meslek Kanunu ve yönetmeliğine karşı mücadelemiz gerek hukuksal gerekse örgütsel boyutuyla sonuç alıncaya kadar sürecektir.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘İstanbul Sözleşmesini savunmaya devam edeceğiz’

    ‘İstanbul Sözleşmesini savunmaya devam edeceğiz’

    PİRHA-Danıştay 10. Dairesi, İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin 20 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanı Kararının iptal istemini reddetmesine tepki gösteren Mimoza Kadın Başkanı Çiğdem Göksoy, “Danıştay’ın bu kararı kadına yönelik şiddete ve ölümlere onay vermekten başka bir şey değildir. Bu karara karşı İstanbul Sözleşmesini alanlarda savunmaya devam edecek, yaşam hakkımızdan vazgeçmediğimizi haykıracağız” dedi.

    Danıştay 10. Dairesi, İstanbul Sözleşmesi’nin feshine ilişkin 20 Mart 2021 tarihli Cumhurbaşkanı Kararının iptal istemini reddetti. Karar 2’ye karşı 3 oyla alındı. Kadın örgütleri ve barolar Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na itiraz edilebilecek.

    Danıştay’ın kararına tepki gösteren kadınlar ve kadın kurumları, İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceklerini belirterek sokağa çıktı.

    Mimoza Kadın Başkanı Çiğdem Göksoy da, PİRHA’ya yaptığı açıklamada, kadınlara çocuklara, LGBTİ+’lara yönelik şiddetin son bulması için binbir emekle kazandıkları İstanbul Sözleşmesi’nin bir gecede Cumhurbaşkanlığı tarafından feshedilmesini kabul etmediklerini ve etmeyeceklerini ifade etti.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ MOR ÇİZGİMİZDİR”

    Türkiye’de hergün ortalama 5 kadının katledildiği dönemleri yaşandığının altını çizen Çiğdem Göksoy, “Danıştay’ın bu kararı kadına yönelik şiddete ve ölümlere onay vermekten başka bir şey değildir. Aynı zamanda bu şiddet ve ölümleri meşrulaştıran bir karardır. Yürürlükten kaldırılan sözleşme değil, yargının ve iktidarın kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların yaşam hakkına nasıl baktığını da bir kez daha netleştirmiş oldu” dedi.

    Kadın hak savunucuları olarak bu kararı tanımadıklarını vurgulayan Çiğdem Göksoy, “İstanbul Sözleşmesi mor çizgimizdir. İstanbul Sözleşmesini alanlarda savunmaya devam edecek, yaşam hakkımızdan vazgeçmediğimizi haykıracağız” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/MERSİN