Etiket: dar

  • ‘Dar, baş açık, yalın ayak, eli erde, özü darda kişilerin erkanıdır’-VİDEO

    ‘Dar, baş açık, yalın ayak, eli erde, özü darda kişilerin erkanıdır’-VİDEO

    PİRHA – Alevi inancında ‘Dar’ erkanının günümüze yansımasını değerlendiren Dede Binali Doğan, “Gerçeği yaşamak ve yaşatmanın” zorluklarına vurgu yaptı. Doğan, “Dar, baş açık, yalın ayak, eli erde, özü darda kişilerin erkanıdır. Yani benliğini yenememiş bir insana zaten bir şey yapamazsın. Onun için işte bugün birçok geleneği geride bıraktık” dedi. 

    Baba Mansur Ocağı’na mensup Dede Binali Doğan, Davut Sulari’nin “Battal Gazi diyarına uğradım /Diyar aynı diyar da eller değişmiş” dizeleriyle yaşamdaki değişime işaret ediyor.

    Binali Doğan, değişimin hayatın her alanında sürdüğünü belirterek “Yıllardır her ceme başladığımda zamanda geri dönmek istiyorum. Gerçek erenleri ve o sadık cem ehli talipleri özlüyorum” diyor. Dede Doğan, Alevi inancındaki değişimi olumsuz görerek, cem erkanlarında yitirilen ritüellerin üzerinde de duruyor.

    Erzincan’ın Çayırlı İlçesinin Boz Ağa köyünde 1955 yılında dünyaya gelen Binali Doğan, son 20 yıldır İstanbul’un Zeytinburnu ilçesindeki Erikli Baba Dergahı‘nda hizmet yürütüyor.

    Dede Binali Doğan ile unutulmaya yüz tutmuş bir erkan olan ‘Dar Cemi‘ni konuştuk.

    “ARINMAK, ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK”

    Dar kültürü için “Alevilerin olmazsa olmazıdır” diyerek söze başlayan Binali Doğan, bunun önemli bir kavram olduğu üzerinde durdu. Günümüz tartışmalarında bireylerin, birbirini bilinçsizce “düşkün” ilan ettiğine değinen Binali Doğan, “Öncelikle belirtmek gerekirse dar; arınmak, ölmeden önce ölmektir. Dar, er meydanıdır. Dar, aslında kişinin kendini ele vermesidir. Şimdi günümüzde biri, bir başka kişiyi suçlayıp, düşkün ilan edebiliyor, ancak bu doğru değildir. Darın hakimi pirdir. Evet pirlerin de bazı hatalarından dolayı dara kaldırılması olasıdır ama o piri ancak kendi piri dara kaldırabilir. Dar aslında rızalık üzerinedir” diye belirtti.

    “KİŞİNİN, KENDİNİ VİCDAN MUHASEBESİNE KOYMASI”

    Dar ritüelinin bir başkasını suçlamak anlamına gelmediğinin altını çizen Binali Doğan, Dar Cemi‘nin işleyişine dair şunları söyledi:

    “Dar, aslında bir kişinin, günahlarından arınmak ve kendini vicdan muhasebesine koymak, halkın huzurunda meydana çıkıp, kendisini arındırmak olayıdır. Çünkü bütün inançlarda yaşadığımız hayattan dolayı sorgulanacağımız, günahlarımızdan, sevaplarımızdan dolayı orada bir durum değerlendirmesi; yani mahkeme-i kübra dediğimiz bir olayın olacağına inanılır. Onun için Alevi inancında ‘Ölmeden Önce ölünüz’ denir. İşte dar olayı ölmeden önce ölme olayıdır. Dara çıkan can, ‘Günahkarım günahımdan bezarım/Özüm dara çektim sor güzel pirim’ der.”

    “DÜŞKÜNÜN ÇULUNDAN DAHİ OTURULMAZ”

    Binali Doğan, Dar erkanının bazı durumlarda arınmanın ötesinde bir işleyişi olduğunu da belirtti. Doğan, “düşkünlük” terimine de açıklık getirerek şöyle devam etti:

    “Bazı durumlarda Yol’a uymayan, yani Yol’un dışına çıkan, ikrara bağlılığını yitiren, Yol’da hata eden, suç işleyenlerin de darlık durumu olur. Mesela bir cem bağladığımız zaman önce o cem ehlinden, mekanda bulunan insanların birbirinden razı olmaları istenir. Eğer o anda birbirleriyle sorunu olan veya cem adabına uymayan birinin cem içerisinde olması halinde talep üzerine o can dara alınır, sorgusu yapılır. Kişinin hatası veya suçu orta yere konur ve oradaki halk tarafından değerlendirilir. Bunun tabii ki asıl kararını pir verecektir ama oradaki canlara da bu durum sunulur. Halkın da fikri alınarak kişi, hatasından dönerse ya bağışlanır ya da ona bir sitem verilir. Belli bir zaman içerisinde toplumun içerisine, cemlere girmeme, kurbanlarının katılmaması, lokmasının yenmemesi; hatalar işlemişse eğer çulundan dahi oturulmaz ve irtibat kesilir. Alevilikte her şey rızalık üzerinedir. Dara duran can mürvet, bağış dilemektedir.

    “Dar gel doğru söyle/Günahların beyan eyle/Hazır cemaat fark eylesin.”

    Çünkü orada bir halk mahkemesi kurulmuştur. Karşısında kişiye savunmasını yapar, affını diler, ardından konunun değerlendirilmesi yapılır ve karar verilir. Eğer düşkün ilan ediliyorsa o kişi, halkın ve cemin içerisine giremez. Daha sonrasında ise tekrar dar divanı kurulur. Kişi kurbanını keser, erkan uygulanır, tekrar o can, Yol’a alınır. Yani darda, Yol’da düşkünlüğü de icap eden davalar olduğu zaman Yol’dan düşer ama burada marifet, Yol’u alabilmektedir. Yani bir pirin maksadı, talibi kaybetmek değil, onu tekrar Yol’a kazandırmaktır.”

    “SÖZ KONUSU OLAN, ÖZÜNÜ ARINDIRMAK”

    Binali Doğan, günümüz mahkemelerinin henüz toplum hayatında bu denli yer etmeden önce Dar erkanının daha yoğun olduğunu ifade etti. Doğan, “Günümüz mahkemelerinde suçlu, kabahatini örtme, kendini kurtarma çabasındadır. Ama dar divanında özünü arındırmak gayreti söz konusudur. Suçlu, divana varmamak için suçunu burada itiraf etmek durumundadır. Diğer mahkemelerde ise avukatın güçlü olursa farklı yollarla kişiyi cezadan kurtarabilir ama dar öyle değildir” diye konuştu.

    “AĞLATTIĞIN VARSA GÜLDÜR, DÖKTÜĞÜN VARSA DOLDUR”

    Binali Doğan dede, cem hizmetlerinin bir parçası olan ‘dara çıkarmak’ ve ‘dardan indirmek’ hakkında da bilgi verdi. Doğan şunları ifade etti:

    “Dara çıkmak, görgü cemlerinde ‘ölmeden önce ölmek’ olayının gerçekleştiği, dört canın bir kefene girdiği ve yaşadığı toplumdan rızalık alarak dar divanında durmasıdır. Orada pir, ‘ağlattığın varsa güldür, döktüğün varsa doldur’ der. Yani kişi, yaptıklarından sorumludur. Davacı olan bir can olduğu zaman o dava görülür. Eğer bir hak ödenmemiş ve mağdur kişi razı edilmemiş ise o birey dardan inemez. Ayrıca o bireyin görgüsü de yapılmaz. Çünkü o dardadır, yani halen duruşma anındadır. Pir huzuru Hakk divanıdır. Dar anında sorulan soruların cevabını verebilmek için özünü arındırmak ve sorumlu olduğu konularda cevap verebilmek ve kendi müdafaasını yapabilmek durumunda olunduktan sonra dardan inilir ve kişinin görgüsü yapılır.”

    “BU ZAMANDA O DAR İŞLEYİŞİNİ YAPMAK ZOR”

    Günümüzde Dar erkanının neden işlemediğine cevap veren Binali Doğan, geçmişteki dar deneyimlerini de anlattı. Binali Doğan, yakın zamanda yürüttüğü bir görgü cemine de değinerek şunları kaydetti:

    “Dar kolay değildir; sadakati, ikrarı, dürüstlüğü gerektirir. Günümüzdeki dar, özellikle kendini kurtarma ve bir başkasını suçlama hevesiyle işleniyor. Mesela ‘ben şunu dara kaldırdım. Şu dedeyi düşkün ilan ettim’ gibi konuların hakimi pirdir.
    Bir talibin kimliği piri, mürşidi, rehberi ve müsahibiyledir. Erkana girmeyen, pirine teslim olmayan, kalkıp da bir başkasını dara kaldırma, suçlama yapamaz. Talepte bulunabilir ama kişinin ancak pirinden bunu talep edebilir. Nasıl ki bir davayı, bir suçu hakime götürüyor ve dosyan oluşuyorsa, burada da pirler huzurunda karar verilir. Bir kişinin müşkülünü ancak kendi piri çözer. Eğer suçlu ise ve düşkünlük icap ediyorsa pir ona göre karar verir ama karar merci hep pir makamıdır. Bu işler öyle kolay değildir. Hassas konulardır, Yol’umuzun gereğidir ama doğruluğu, dürüstlüğü hakkı temsil etmelidir.

    Yakın zamanda Erikli Baba Dergahı’nda 2 dede ile birlikte bir divan oluşturduk ve görgü cemi yaparak gerçek bir dar yaptık. İnsanlar, kurban ve lokmaları ile gelip dar ve didar oldular. Nihayetinde görgü cemlerini de yaptık ama itilaflı konularda bugün dara kaldırmak, bu davayı görmek gerçekten güç. Çünkü darın özünü bilen, darın bir başkasını suçlamak olmayıp, arınmak olduğunu talep eden, gerek dara maruz kalan insanların o anlayışta olmadıklarını bildiğim için bu zamanda o dar işleyişini yapmak zor.

    Bir zamanlar dedeler kurulunda dar divanındaydım. O günün şartları ile yaşı en küçük dede bendim, şimdi en yaşlı dede ben kaldım. Eskiyi, gerçeği yaşamak, yaşatmak çok zor. Ama bunu yaşatmak tabii ki mümkündür. Olması gereken de budur. Bu yönde önce talibin gerçekten Yol’a talip olması gerekir. Eğer Yol’a talipse bu yolun gereğini yapmak durumunda olduğunu doğruluğun, dürüstlüğün, hakkın, hukukun olduğu, her şeyden önce buna talip olmak… Kişi kendi zaaflarından, benliğinden arınabilmeli. Bunu sağladığımız zaman o dar kendiliğinden gelişecektir.”

    “ZAMANIN BİZİ GETİRDİĞİ NOKTA BU”

    Dar, baş açık, yalın ayak, eli erde, özü darda kişilerin erkanıdır. Yani benliğini yenememiş bir insana zaten bir şey yapamazsın. Onun için işte bugün birçok geleneği geride bıraktık. Belki o günün pirlerinin yaptıklarını bugün işleyemiyoruz. Belki de o yeterlilikte değiliz ama günün talibi de o talip değil. İşte zamanın bizi getirdiği nokta bu. Biz yine de doğru bildiğimizi yaşatmak ve söylemek durumundayız. 20 yılda ancak 4 görgü cemi yapabildim. Çünkü herkesin vebalini alabilmek, o sorumluluğu yüklenebilmek pek kolay değil. Alevilikte olan ama günümüzde işlenmesi kolay ya da zor olan gerçekleri yazmak, geçmişten günümüze bunları aktarmak gayreti içerisindeyim.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL 

  • Doğan: Hızır, Alevilerde sosyal bir kurum ve sigortadır, herkes doğal üyesidir-VİDEO

    Doğan: Hızır, Alevilerde sosyal bir kurum ve sigortadır, herkes doğal üyesidir-VİDEO

    PİRHA- Cemal Abdal Ocağı pirlerinden İsmail Doğan, Alevi inancında Hızır’ın evrenselleşmiş sosyal bir kurum olarak sigorta görevi gördüğünü belirtti. Doğan, “7’den 70’e, küçükten büyüğe herkes o kurumun doğal üyesidir. Bu kurumsal yapıda aşk, emek, erdem, iyilik, güzellik gibi evrensel değerler vardır ve o motivasyon enerjiye bağlanmıştır. Halk kurumsallığında bu tamamen sosyal sigorta görevi görüyor” dedi.

    Alevi inancında önemli bir yeri olan Hızır ayı başladı. Hızır ayı Alevilerde kutsal kabul edilir. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır, kurbanlar tığlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur. Hızır Aleviler için bir kurtarıcıyı temsil eder.

    Hızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur, cem erkanları kurulur. Hızır orucu tarihleri çeşitli bölgelerde değişiklikler gösterse de Ocak ayının sonlarından itibaren başlayarak Şubat ayı ortalarına hatta Mart ayına kadar devam eder.

    Cemal Abdal Ocağı pirlerinden İsmail Doğan, Hızır aylarının Alevi inancındaki tarihsel-toplumsal yerini, ibadet aylarındaki geleneksel ritüelleri, farklı inançlardaki mitolojik anlatımları PİRHA’ya değerlendirdi.

    “HIZIR, ALEVİLERDE SOSYAL BİR KURUMDUR”

    Hızır’ın Alevi inancında sosyal, kurumsal bir yapıya kavuştuğunu söyleyen Doğan, “Anadolu’da yaşayan bir çok halkta Hızır kavramı vardır. Darda, zorda olana yardım etmek ve insan sıfatında olup da karşılıksız çıkarsız, gösterişsiz, yapılan hizmet o erdem, eylem türüne Hızır’ın eylemi diyorlardı. Hiçbir inanç ve ibadette Hızır kavramı sosyal kurumsal bir yapıya kavuşmamıştır. Ama Aleviler, Kızılbaşlar ve Bektaşilerde çok düşünsel, davranışsal olarak sosyal sivil halk kurumsallığı yerine oturmuştur. Yardım eden, darda, zorda olanı kurtaran ve bu içtihatı da inancımızda çok iyi bir terminoloji yapmıştır. Bu kavram günü birlik dahi kullanılıyor” diye konuştu.

    “HIZIR RESMİ BAYRAM GİBİ KUTLANIYOR, İBADET AĞIRLIKLARI BU AYLARDA”

    Doğan, Hızır ayının Alevilerde resmileşmiş bir bayram havası aldığını söyledi. İbadet ağırlığının bu aylara yayıldığını ve kurumsallaşmış bir otokontrol sistemi olduğunu belirten Doğan şöyle devam etti:

    “Şubat ayında inançsal ve sürekli olarak kullanılması için sosyal, toplumsallaştırılmış ve hatta Mart ayının sonlarına kadar Hızır ibadetlerinin, cemlerinin yapılması vardır. Bu aylarda en çok ibadetin yapılması yanında bir de görgü yapılmasıdır. Görgü de sosyal toplumsal olaylarla, ailedeki huzur, mutluluk, kapı komşusuyla ve toplumsallıkla olan ilişkiler sorgu edilir. Alevi Kızılbaşlar, Hızır ayını resmileşmiş bir bayram gibi kutlayarak yaşıyorlar, hem de ibadet ağırlıklarını bu aylara yerleştirmişler. Aile görgüleri, kapı komşu hakları, toplumsal sorunlar, ikrar verme ve alma Hızır ayında başlıyor. Şubat ayından Mart ayına kadar Hızır bir inanç, felsefe olarak insanın doğayla ilişkisi, kusurlarını dile getirerek özünü dara çekmesi, rehber huzurunda herkesle barışık yaşamasında yerini alıyor. Bu kurumsallaşmış bir otokontrol sistemidir.”

    “HIZIR, DARDA/ ZORDA OLANA SOSYAL SİGORTADIR”

    Hızır inancının Alevilikte sosyal bir kurumsallaşma hali alarak darda, zorda olana toplumsal bir sigorta olduğunu ifade eden Doğan, “Herkes günü birlik yaşamında darda, zorda olduğunda yardım edildiğinde, ‘sen bana Hızır gibi yetiştin’ der. Bu bir insan sıfatıdır ve insan yardımlaşmasıdır. Düşündüğümüzde Alevi ocaklar yapısında ve sosyal sivil halk kurumsallığında bir organize biçimi olarak insanı insana sigortalama biçimidir. Yine bu sigortalanma biçimi musahiplik ve kirvelikte de öyledir. Ama Hızır ilişkisi çok daha ön planda ve tamamen sosyal sigorta görevi görüyor. Herkes sosyal sivil olarak onun üyesidir ve insan olarak Hızır’ın görevini alır, darda ve zorda olana yardım eder. Küskün, kırgın dahi olsa kendisine yapılanı unutur ve gurur yapmadan ona insan sıfatında yardım eder. Bunu Hızır aşkına ve adına yapar” şeklinde konuştu.

    “7’DEN 70’E HERKES O KURUMUN DOĞAL ÜYESİDİR”

    Doğan, devamında ise, “Alevilikte Hızır evrenselleşmiş ve oturmuş bir kurumdur. 7’den 70’e, küçükten büyüğe herkes o kurumun doğal üyesidir. Binlerce yıldır darda zorda olan yetişmek, hatasını kusurunu anlamak, toplumsal ilişkilerini barışık kılmak ve en çok bu ayda özlerini dara çekip sorguluyorlar. Bu kurumsal yapıda aşk, emek, erdem, iyilik, güzellik gibi evrensel değerler vardır ve o motivasyon enerjiye bağlanmıştır” ifadelerini kullandı.

    “PİRLER TALİBİNE GİDER VE BU MART AYINA KADAR SÜRER” 

    Hızır aylarında pirlerin mürşit ocaklarındaki pirlerini çağırarak sorgu gördükten sonra taliplerine gittiğini ve Mart ayına kadar bu hizmetin sürdüğünü kaydeden Doğan, şunları kaydetti:

    “Biz ocak pirleri önce kendi hanemizin Hızır’ını yapar, üç gün Hızır orucu tutar ve kapı komşularımızla helalleşirdik. Pirimiz, rehberimiz gelir cem yapar ve kendi görgümüzü görürdük. Ondan sonra ise talip köylerine yaya olarak giderdik. Bu bütün ocaklarda vardı ve herkes kendi Mart ayına kadar da talibine giderdi. Talipler istediği takdirde hem görgülerini hem de cemlerini yapıyorlardı. Görgü, talibin arzusu üzerine yapılır. Pir, rehber veya mürşit cem isteyemez. O ocağın üyesi olan talip bu sınavı vermek ister ise görgüsü görülür. Hak ve hakikatini değerler üzerinde yaşatan da taliptir.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

  • İzmir’de Soykan Çelebi için ‘Dardan indirme’ erkanı yürütüldü-VİDEO

    İzmir’de Soykan Çelebi için ‘Dardan indirme’ erkanı yürütüldü-VİDEO

    PİRHA-  İzmir’de 17 Temmuz’da Hakk’a yürüyen Soykan Çelebi’nin dardan indirme erkanı yürütüldü.

    İzmir’de 17 Temmuz’da Hakk’a yürüyen Soykan Çelebi, Hakk’a yürüme erkanından sonra Bingöl Karlıova’da toprağa sırlanmıştı.

    Soykan Çelebi’nin dardan indirme erkanı baba evinde çok sayıda kişinin katılımıyla yürütüldü, lokmalar paylaştırıldı.

    Dardan indirme erkanına Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Menemen/Egekent 2/Aliağa şubeleri ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Uzundere Cemevi yöneticilerinin yanı sıra sevenleri katıldı.

    Erkanda Soykan’ın aile fertleri dara kalkarak birbirine niyaz oldular. Erkanda ayrıca nefesler seslendirildi.

    ALEVİLİKTE DARDAN İNDİRME ERKANI

    Dardan İndirme Erkânı, Can Aşı Erkânı veya Rızalık-Helallik Erkânı olarak da bilinmektedir. Alevi ve Bektaşilerde günümüze kadar süregelen bu erkân Hakk’a yürüyen kişiler adına yapılan bir erkândır. Alevi-Bektaşi geleneğinde sadece hayatta olan talip ve dervişler dâra çekilmez, ayrıca Hakk’a yürüyen muhip, talip, derviş, dede, baba veya dedebaba için de dar çekilir. Bu yüzden Hakk’a yürüyenler için yapılan dâr erkânı bireysel ve toplumsal sorumluluğu artıran bir güce sahiptir.

    Dardan İndirme Erkânı Hakk’a yürüyenin ruhunun azaptan kurtulması, yüceltilmesi, ölen şahsı tezkiye etmek için yapılır. Bu cemde merhumun ruhu hayırla yâd edilir, hakkı olanların hakkını varislerden istemesi talep edilir. Hakk’a yürüyen şahsın borcu varsa ödenir, hakkı olanlarla yakını arasında helalleşme yapılır. Erkândan sonra kurban kesilir, lokmalar misafirlere ikram edilir.

    Hakk’a Varan ve Hak Meydanı’nda Darda olan Can /Ruh’un Dardan indirilmesi gerekir. Bu Dardan indirilebilmesi için herkes barışık ve rızalık içinde olmalı. Eğer birbirlerinden uzaklarsa rızalık telefonlarla alınır ve erkanı yürütecek olan Ehil kişiye/ Pire/ Anaya bunlar söylenir. O meydanda, Hak Meydanında olan canı temsilen eşi, musahibi yoksa çocuklarından biri temsilen dara kalkması gerekir. O anda orda Kırk Lokmasına gelen canlardan dardakiler ve Hakk’a varmış olan can için rızalık alınır. Pir de onu dardan indirdikten sonra Hakk Meydanı’ndaki can da dardan inmiş sayılır. O andan itibaren ruhen devriyesi başlar.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • DAD’dan Alevi kurumlarının çağrısına yanıt: Birlik çağrısı bizim de çağrımız ve kabulümüzdür!

    DAD’dan Alevi kurumlarının çağrısına yanıt: Birlik çağrısı bizim de çağrımız ve kabulümüzdür!

    PİRHA-Altı Alevi çatı örgütünün, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ile Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) arasındaki sorunların giderilmesi için yaptığı çağrıya DAD’tan olumlu yanıt geldi. Konuya ilişkin yazılı bir açıklama yapan DAD yönetimi “Yol cümleden uludur. Yol adına gayret eden canların birlik çağrısı bizim de çağrımız ve kabulümüzdür” dedi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), kırgınlıkların giderilmesi için altı Alevi örgütünün çağrısına olumlu yanıt verdi. Konuya ilişkin yazılı yapılan açıklamada “Yol İkrar ve Rıza Üzeredir. Yol İkrarlı Birliktir!” vurgusu yapıldı.

    “İKRARLAŞMAYI YOL ADINA SORUMLULUK KABUL EDİYORUZ”

    “Hasret Gültekin canımızın aziz hatırasına, Sivas şehitleri ailelerine, toplumumuza, demokratik kamuoyuna karşı darda olduğumuzu belirtiriz” şeklindeki açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    Yaşadığımız demi devran çoklu kazanımların ve kayıpların yoğun yaşandığı bir dönemdir. Dolayısıyla bu zor dönem Aleviler için de geçerlidir. Dünya ve Türkiye’de yaşananlara baktığımızda Alevî toplumunun bütün sürekleri ile plânlı bir asimilasyona, baskıya tabi tutulduğu bilinmektedir.

    Alevi süreklerinin tümüne, Hakk ve Hakikat mücadelesi veren tüm kesimlere yönelik baskılar en üst düzeyde yaşanıyor. Kutsallarımız olan dergâhlarımız, ziyaretlerimiz, mekanlarımız, elimizden rızasız bir şekilde ya alınmıştır ya da destursuz bir şekilde kontrol ve denetim altına alınmış bir durumdadır. Toplumumuza ve değerlerimize yönelik baskılar, nefret suçları en üst düzeyde işlenmektedir; bu suçları işleyenlere ise cezasızlık uygulanmaktadır.

    Bütün bu yaşananlar Alevilik adına söz söyleyen ve gayret edenlere tarihi sorumluluklar yüklemiştir. Demokratik Alevi Dernekleri olarak bu tarihi sorumluluğun bilincinde olarak gayret ediyoruz.

    Yaşadığımız her an biz Aleviler ve demokrasi mücadelesi verenler açısından tarihsel sorumluluklar yüklemektedir. Hakk Yol Alevi toplumu ve hakikati için gayret ve emek harcayan her Alevi kurumu birliği esas alıp, yaşanan sorunların çözümü için birbirimizin Xızırı olmak durumundayız. Yol ikrar ve rıza üzeredir. Yol ikrarlı birliktir, Yol nehak anlayışa karşı Hakk meydanında birlik olmaktır.

    Hakk Yol Alevi gerçeği, sorunların çözümü konusundaki kemaleti her demde çözüm üretmiştir. Yol taşını yol kuşuna atmadan, Hakk meydanında Dar – Didar olup hakikati dile getirmek tarihsel görevimizdir. Bu tarihsel sorumluluğun farkında olan altı Alevi çatı örgütü; Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Vakıflar Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı kurumlarınızın ‘Gün ayrı düşme günü değildir’ düsturu ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ile Demokratik Alevi Dernekleri arasında Peyik görevi görmelerini söylemeleri bizim açımızdan son derece önemli ve tarihi bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun gereği olarak birkaç defa meydan kurularak birlik çağrısında bulunmuştuk. Hakikat Yoldur. Yol cümleden uludur. Yol adına gayret eden canların birlik çağrısı bizim de çağrımız ve kabulümüzdür. Hakk meydanında cemal cemale gelerek ikrarlaşmayı Yol adına, toplumumuz adına bir sorumluluk olarak kabul ediyoruz.

    “DARDA OLDUĞUMUZU BİLDİRİRİZ”

    Yaşanan süreçle ilgili olarak tartışma, birbirini itham etme, çözüm konusunda daralma, kurumsal iletişimde eksik kalma, çözüm üretecek müdahalelerde gecikme bilerek, bilmeyerek sorunun büyümesine ortak olmak gibi bir süreci yaşadık. Bu durumun bilincinde olarak bir araya gelip ortak akıl ile hareket ederek; inancımıza karşı, Sivas şehitlerine, özelde Hasret GÜLTEKİN canımızın aziz hatırasına, Sivas şehitleri ailelerine, toplumumuza, demokratik kamuoyuna karşı darda olduğumuzu belirtiriz.

    Hakikat Yoldur, Yol cümleden uludur!

    Bu demde inancımızı, birliğimizi esas alarak toplumumuza, inancımıza karşı sorumlu olduğumuz, bu sorumlulukla gayret etmemiz gerektiğinin bilincinde olarak kurumlarımızın çağrısına bağlı olduğumuzu belirtiyoruz.

    Zaman el ele vererek birleşme zamanıdır. Zaman Yol’un huzurunda, topluma karşı Dar’a durma zamanıdır. Yapmamız gerekip de yapamadıklarımızı görme zamanıdır. Ele, dile, göze nazar etme zamanıdır.

    Hakk aynamız Xızır yardımcımızdır.”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER: Altı Alevi örgütünden DAD ve PSAKD’ye çağrı: Gün ayrı düşme günü değildir!

  • Kete: Xızır’da ısrar özgürlükte ısrardır, bu da insanlıkta ısrar etme manasına gelir-2

    Kete: Xızır’da ısrar özgürlükte ısrardır, bu da insanlıkta ısrar etme manasına gelir-2

    PİRHA- Evrendeki ikrarlık ve rızalık ilişkisinin ahlak ve özgürlük üzerine olduğunun altını çizen Pir Zeynel Kete “Xızır’da ısrar özgürlükte ısrardır, bu da insanlıkta ısrar etme manasına gelir. Alevi toplumu bu kadim akılla, direnişçi Alevi hakikatini güncellerse ‘Rıza Toplumu’nu inşa edebilir” dedi. Kete ayrıca, “Alevi inancında kadın mürşidi kâmilullahtır. Yolun sahibi Anadır, sır anadadır, nur candadır, can canan ile Ananın deryasında damladır” ifadelerini kullandı. 

    Aleviler için kutsal kabul edilen Hızır ayı içerisindeyiz. Alevi inancında ve toplumsallığında Xızır’ın anlamı ve önemine dair  Şıx Çoban Ocağı’ndan Pir Zeynel Kete sorularımızı cevapladı.

    “BÜTÜN HAK YOL YASASI XIZIR AKLI ÜZERİNE İNŞA EDİLMİŞTİR”

    DİREN KESER: Xızır’ın Reya Haqi Aleviler için yeri ve önemi tarihi nedir? Dersim Reya haq inancındaki yeri nedir? 

    ZEYNEL KETE: Rêya Heq Alevi mensupları gulbanklarını söylerken Xızır’dan, Haktan, Bahri xweda’dan başlayarak Ortadoğu’dan ve Mezopotamya da hakikat ve özgürlük arayışında bulunan bütün hakikatçilerin isimlerini söylerler. Bu şu anlama geliyor. Xızır aklı olmadan hiç bir peygamber, hakikat ve özgürlük arayışçısı, Evliya, Enbiya hak deryasında kendisini var edemez. Bütün peygamberler Xızır aklına ulaşarak peygamber olmuşlardır. Bu akıl olmasa 124 bin Nebi 18 bin alem olmazdı. Bütün Hak yol yasası ( Hakkın emri rızası) Xızır aklı üzerine inşa edilmiştir. Evrendeki çark-ı pervaz da bu akıl üzerinde var olmuştur.

    Xızır aklı, Gılgameş destanında utnapiştim şeklinde görünmüş, Zerdüşt peygamberi dağa çıkaran dağ keçisi (Bezkuvi) donunda yaşlı bir bilge, Cebrail’e rehberlik yapan arifane ve dervişane pir u Pak bir akıl,  İbrahim’e ikrarlaşmayı anlatan masum u paklığı temsil eden İsmail’in duruşu, Musa’ya Kızıldeniz’den kaçışı gösteren akıl, İsa peygambere Meryem aklı ve duruşu, Muhammed Mustafa’ya Kırklar Cemi’nde gelen nida olan yol gösteren Nur u Ali ve Selman-ı pak, kadınların darına durduğu Ana Fatma Xızır aklına örnektirler. Kısacası inancımıza göre Xızır aklı olmadan hiç bir peygamber peygamberlik yapamaz, Hakikat ve özgürlük arayışında hiç kimse bulunamaz.

    Xızır inancı bir çok kültürde farklı isimlerle anlatılsa da manası aynıdır. Hak deryası yasası değişmez. Araplarda İlyas ve İdris, Elenler’ de Gloukos, Zerdüşt inancında, Avesta’da Gund Hazra, Asurlarda Hıziri, Ermenilerde Sarkis gibi. Dersim’de genellikle Xızır, İlyas şeklindedir.

    Şunu diyebiliriz Xızır inancı Rêya Heq Alevi inancında önemlidir, bu inancın içinde en fazla Dersim’de mihenk taşıdır. Xızır Dersim coğrafyasında Hakk’ın kendisidir. “Bin bir ismi vardır biride Xızır/ Her nerede çağırsam orada hazır”  ya da ” Her yerde biz Hakkı hazır biliriz/ Kamil insanları Xızır biliriz/ Bundan gayrısını sıfır biliriz/ Tahmininiz yanlış biz kör değiliz” denilerek çark-ı pervaz halinde olan, zamana anlam katan,  xêlas (zorda, Darda kurtaran) manasına gelir. Xızır Hakk yasasında zamanın çarkıdır. Dersim’de bütün yeminler, ikrarlaşmalar, Xızır üzerinedir. Xızır üzerine yemin edildi mi kesinlikle inanılır.

    “RIZA TOPLUMU İKRARLIK VE RIZALIĞI ESAS ALIR”

    -Xızır cevheri ve aklının, ahlakla nasıl bir ilişkisi vardır? Xızır ahlakı bu yanıyla Rıza toplumun ahlakı olarak görmek mümkün mü?

    Eskiden beri yol ulularımız “edep erkan” derlerdi. Önce edep sonra erkan. Ahlaklı ve buna uygun davranma. Ahlak insana mahsus bir davranıştır. Duygu, akıl ve mantık ölçüleri ahlakta önemlidir. Genel anlamda mutlak olarak iyi olduğu düşünülen ya da belli bir yaşam anlayışından kaynaklanan davranış ve kurallar bütünü, ilkeler bütünü veya huy olarak düşüne biliriz. Toplumunun belirlediği iyi kötü kurallar.

    Rıza Toplumu ikrarlık ve rızalığı esas alır. Cümle cana niyaz olunur. Cümle can Hakk’ın varlığının en büyük delilidir. Kainat Hakk’ın cemalini gösterir. Cümle can Hakk’tan bir parçadır. Deryanın damlasıdır. Bundan dolayı Rêya Heq Alevi inancı kâinat ile yâr olmayı en büyük ahlak olarak kabul eder. On sekiz bin alem bir zerre de mevcuttur. Evrene karşı sorumlu olmak, evrenle yar olmak bir ahlak ölçüsüdür.

    Evrendeki ikrarlık ve rızalık ilişkisi ahlak ve özgürlük üzerinedir. Bütün evrenin Hakk’ı bilinir. Eskiler dua ederken “ya Hêq, ya Xizir tü pêşta rızkê têr u tur, dar u bêr bidî. Zikê gürê har, marê tazî terkî.  Pêşta rizkê dêr u çîran düra ye zav u zêçen mê bidi” Bu istem yada dua başka hangi inançta vardır. Kâinat ile en üst düzeyde empati kurmak en büyük ahlaktır. Ne demek istiyor; “ya Hakk ya Xızır önce kuşların, hayvanların, sonra ağaçların, bitkilerin rızkını veresin. Çıplak yılanın ve aç kurdun hakkını gözetesin, rızkını veresin. Önce kapı komşunun rızkını sonra çocuklarımın rızkını veresin.” Evrenin, bitkilerin, hayvanların, kurdun, kuşun, yerin, göğün, komşularının hakkını, varlığını kendi varlığından önce kabul eden bir anlayış evrendeki ikrarlık ve rızalığı en üst düzeyde gösterir. Burada bir toplumun politik hafızası söz konusudur.

    Alevi inancında “rızkımı veren xweda’dır, kula mihnet eylemem” derler. Devletçi uygarlığa, iktidara, Nahak zihniyete boyun eğmek en büyük ahlaksızlıktır. Dik durmasını bilmeyen ahlaksızdır. Ahlak vicdanla ilgilidir aynı zamanda. Rıza toplumu, rıza kapısı muhannet kapısı değildir. Nahak anlayışa muhannet denir, muhannetin kapısına gidilmez. “Kadir mevlam senden bir isteğim var/ Beni muhannete muhtaç eyleme” denilmiştir.  Muhannet rureştir (yüzü kara), bexerdir (hayırsız), nursuzdur. Alevi cıvatında ceza var eza yoktur. Zaman ve mekan ayrımı yapılmadan hemen hemen her toplulukta; yalan söylemek, cinayet, yalan, zina, hırsızlık, iftira hoş görülmez. Buna toplumsal ahlak veya toplumsal hakikat diyoruz.

    TOPLUMSAL HAKİKAT XIZIR CEVHERİDİR

    Kısacası Xızır hakikati aynı zamanda zorda, darda olana nazar etmektir. Toplumsal hakikat Xızır cevheridir. Xızır sürekli çarkı pervaz halindedir. Durağanlık kabul edilmez. Bütün evren semah döner. Duranın ahlakı yoktur. Bir birimizin Xızır’ı olmak ahlakı bir duruştur.

    Alevi inancında eline, beline, diline sahip olmak bir ahlak ölçüsüdür. Gündelik yaşam bu düstur üzerinedir. Zerdüşt inancında, “iyi düşün, iyi yap, doğru söyle. Kötü ruhun değil, iyi ruhun yanında ol” Oruç elle, belle, dille tutulandır. Zerdüşt peygamberde hakikat “Druğ” karşıtlığıdır. Kürtçedir, yalan anlamına gelir. iki yüzlü, fesat, yalan, hile tamda devletli uygarlığın işidir. Rıza Toplumunda, rıza şehrinde bunların yeri olmaz.

    “BÜTÜN CÜMLE CAN, DOĞAYA ŞÜKRANDA BULUNMAK İÇİN ORUÇ TUTAR”

    -Bu ayda aynı zamanda Xızır 0rucu tutulur.

    Xızır orucu Gaxand’tan sonra başlar. Çıley Rêş de denilir. Mevsimin en zor anlarıdır. İklim olarak son derece çetin, zor, darlığın, kıtlığın yaşandığı demlerdir. Ocak ayının ortasında başlar, Şubat ayının ortasında son bulur. Dört hafta devam eder. Cümle can dardadır.

    Xızır orucuna genelde salı günü başlar, perşembe günü biter. Üç günlük bir oruçtur. Cuma günü ise Gavut yapılır. Gavut kutsal bir yemektir.

    Kışın çetin şartlarında kurtulmak, cümle canın kendi varlığını devam ettirmek, bahara kapı aralamaktan dolayı Ana Mêzin (doğa, büyük anneye) şükran borcudur. Bütün cümle can, kendi varlığını, doğumunu, devamını sağladığı için doğaya şükranda bulunmak için oruç tutulur. Aynı zamanda darlıkta kurtulmanın nişanesidir.

    Xızır aynı zamanda ‘Xweza’ manasına gelir. Kendi doğumunu gerçekleştiren, varlığını devam ettiren, kendini var eden manalarına gelir. Zor şartlarda çıkarak bütün cümle canın varlığını devam ediyor olması önemlidir. Kış bir nevi zorluktur, zulmattır. Bu zor günlerden sonra Hewtemal ve Newroz gelir. Kainatın doğumunu gerçekleştirmesi, vücut bulması, baharın bedenleşmesidir. Artık şardan kurtulmanın habercisidir. Bundan dolayı oruç tutulur. Çünkü Xızır ayından hemen sonra Mart ayı yani Newroz gelir. Yeni gün, yeni yaşamdır. Bunun sevinci vardır. Bütün canlılar çarka girerler, diriliştir. Baharla beraber bütün cümle can renklenir, bir biri ile niyazlaşarak varlığını devam ettirmenin sevincini yaşarlar. Çar anasır bir libasa bürünür, Hakk diye görünür.  Baharla beraber cemre havaya, suya toprağa düşer. Evrende enerji dolaşır. Çar anasır ikrarlaşır. Birbirine rıza gösterirler. İnsanlar da zorda ve dardan kurtulduklarından dolayı sevinçliler, hasret gidericiler. Zorluktan kurtulmanın vefa borcu vardır. Bunu oruçla tamamlarlar.

    “BÜTÜN EVREN SEMAH DÖNÜYORSA, XIZIR ANDA VE MEKÂNDA HAZIR VE NAZIRDIR”

    -Xızır’ın bir mekanı var mıdır ve zamana dayalı mıdır?

    Elbette ki Xızır, hazır u nazırdır. Dersim’de “Xızırê kal hazır û nazirê” denilir. “İhtiyar Xızır hazır ve Nazırdır” buradaki  “kal” daha çok kemalet sahibi, bilge anlamına gelir. Evren sürekli bir çark-ı pervaz halindedir. Cümle can kendi varlığını, doğumunu gerçekleştirir. Çark-ı pervazın bir sebebi vardır. Biz buna Xızır gayreti diyoruz. Bütün evren semah dönüyorsa, Xızır anda ve mekânda hazır ve nazırdır. Xızır yoksa Hakk’ta yoktur. Hakikat Xızır’ın kendisidir. 124 bin nebi 18 bin alem Xızır çarkında gayrete girmektedir.

    Xızır ayında her ocak piri mutlaka talibine uğrar, halini hattını sorar, erkandan geçirir. Dar didar, görgü, pirin taliple buluşması genelde Xızır ayında olurdu. Xızır cemleri bağlanır, Xızır kurbanları tığlanırdı. Xızır anlatıları, muhabbetler, cemler, sabahlara kadar sürerdi. Bu cıvatlarda Xızır hafızalarda yenilenirdi. Hakk görünür kılınırdı. Küskünler, dargınlar barışırdı.

    “ALEVİ İNANCINDA KADIN MÜRŞİDİ KÂMİLULLAHTIR”

    -Xızır ve Ana arasındaki ilişki nedir? Anaların her kelamı sezisi, hisleri, duyguları, yaşamı Xızır’la nasıl bütünleşti?

    Alevi inancında kadın mürşidi kâmilullahtır. Yolun sahibi Anadır, sır anadadır, nur candadır, can canan ile Ananın deryasında damladır. Hakk en iyi şekilde kadının bedeninde kendini gösterir. Kadın canlılığın bütün yaşam evrelerini bedeninde taşır. Çar anasır kadının bedeninde mevcuttur. Nasıl ki çar anasır Haktır, Xızır yoksa Hak da yoktur, Hak doğum kapısı ile ispat olur. Hak kapısı rahim kapısıdır. Hak bu kapıdan tecelli eder. Kendinden olan, kendini var eden, kendinden doğan, vardan nur olan kapı kadından mevcuttur.

    Evrendeki varoluşun devamı, kendini var etme, var oluş gayreti, krizden kaostan kurtuluş nasıl Xızır’ın özellikleri ise aynı özellikler kadınında özellikleridir. Varoluş, bereket, gayret çarkı varoluş kapısı kadının aklında, bedeninde mevcuttur. Bundan dolayı kadının kemaleti, mürşidi kâmilullah olması Xızır aklı ile yakın özelliklerdir.

    Hakk yol kadın komları, Qilanlar ( kılanlar) ocak örgütlemesinin en eski şeklidir. İnsan bilincinin farkına vardığı ilk şey tek başına yaşamayacağı gerçeğidir. Birlikte kom olarak yaşama bilinci bir kemalet kazandırmıştır insana. Bu kemalet kadının sezisi, hisleri, duygularında net olarak görülmektedir. Ahlaki politik toplum dediğimiz inancımızda ki karşılığı ‘Rıza Toplumu’ olan yaşam anlayışı kadın komlarından görünür olmuş, ilk şeklini almıştır. Rêya heq Alevi coğrafyasında, özellikle Dersim bölgesinde ‘Qıle’ kelimesi hala kullanılıyor. Qıle; Kemalet sahibi, bilge kadın, tanrıça Ana kadın manalarında kullanılmaktadır.

    ANAKADIN XIZIR GAYRETİ İLE TOPLUMSAL RIZALIĞI İNŞA ETMİŞTİR

    Genellikle bilge, kominal düşünen, ahlaki ve politik tarzı olan, bilgelik, önderlik, mürşit anlamlarında kullanılır. Mesleki hane haline getiren, evi xwenedan haline getiren, sorun çözen, xweneyî kuran, çar anasırı ocakta bir araya getirip ocağı yakan Ana kadının kemaletidir. Sorun çözme, çark-ı pervaz halinde olma, barışı sağlama, bereket, bilgelik gibi sıfatlar aynı zamanda Xızır’ın sıfatlarıdır. ‘Rıza Toplumu’nu var eden akıl, başta ahlak, politika ve rızık (ekonomi) alanlarında ciddi bir gayret içindedir. Biz buna Hakk aşkı ve Xızır gayreti diyoruz. Bu alanlarda Anakadın Xızır gayreti ile toplumsal rızalığı inşa etmiştir. Bütün gayret ocak mensuplarının ‘Rıza Toplumu’ şeklinde, cıvat halinde olarak, beslenme, barınma, öz savunma, ekonomi, ve üretimi ikrar ve rızalıkla yürütmektir. Doğum ve doyum yasası arasında ikrarlı bir ilişki vardır. Doğmak ve cümle canın doyması hakkın emri rızasıdır.

    Şimdi unutulmuş ama pirlerimiz sofraya gulbank verirken “xwena xizir bî, destê hêşîn navdabî” derlerdi. Yani “eviniz Xızır’ın hanesi olsun, yeşil el sofranızda, hanenin içinde eksik olmasın” manasına gelir.

    Kandili kudrette yanan nur yeşil renkte idi. Bu yeşillik Ana Fatma’yı kadını temsil ediyor. Bundan dolayı “heşîni” (yeşerme, yeşillik, varlığının devamı, bereket) anlamlarına gelmektedir. “Hu,hû he (tanrı, Hakk), Şin ( yeşerme), Ni- Nu (yeni) anlamlarına gelir. Heşîni; Hakk’ın yeniden görünür kılınması anlamına gelir. Cümle can, çar anasırda Hakk yeniden görünür kılınır. Bütün bu sıfatlar kadında mevcuttur, aynı zamanda Xızır gayretinde de bunlar mevcuttur. Kısacası Xızıri özellikler Ana Kadın’da mevcuttur.

    Geleneksel cem erkanlarımızda Anasız erkan yürütülmez. Ana yolun sahibidir, erkeğe yolu öğretir, postun sahibidir, gözetleyenidir. Ana cem erkanında postu serendir. Post; kemaleti, bilgeliği, sorunları çözmeyi, yolun hakikatini, özgürlüğü temsil eder.

    Gelinen aşamada, Aleviler, Alevi kurumları kadın aklı ve kadın değerlerini tanımaz hale gelmişlerdir. Alevilikte kadın mürşidi kâmilullahtır ama Alevilerde bu hakikat unutulmuştur. Alevi kurumları, siyasi ve politik alan, Alevi erkanları kadınsız bırakılmıştır. Mevcut kurumlarda iktidar, Nahak akıl biriktirilmektedir. Nemrudi zihniyet, kendi halinde doğal bir şekilde, Hakk’ın emri rızası ile gelişecek olgular değildir. İktidar ittifakla kurulur. Hile, yalan, zor, Nahak akıldır. Ana Kadın aklı, bireye, topluma, doğaya ikrarlı; Toplumsal ahlakı ve vicdanı esas alan, evrenle en üst düzeyde empati kuran, çar anasırı Hakk bilen, moral değerleri en üst düzeyde içselleştiren, etik ve estetik bir akıldır. Bu aklın, sezginin, duygunun yeniden toplumsal alana akması için Alevi erkanlarının tümünde kadın tarihsel yerini almalıdır. Mevcut kurumlarda kadının iradesi esas alınmalı, sorunların çözümünde çit ( kadının başındaki beyaz örtü) etrafında ikrarlaşmalar sağlanmalıdır. Ananın sütünü Hakk etmek lazım. Bu süt hakkı hak edilmezse, nahak zihniyet hanelerinize kadar girecektir.

    “KENTTE DARDA OLAN CANA EL UZATARAK ANCAK ONUN XIZIRI OLUNUR”

    -Xızır Alevi doğuşuyla İnancıyla, yaşamıyla, tarihiyle yeniden nasıl buluşturulabilir?

    Gelinen aşamada Alevi nüfusunun büyük bir çoğunluğu kentlerde yaşamaktadır. Kentleşme ile beraber dernekleşme başladı. Kentlerde dernekler hakikat inşa merkezleri olmalı. Alevilerin demokrasi talepleri yüksek olmalı. Yaşadıkları mekânlarda her mekanı, cemhane haline getirmeli. Kentte darda olan cana el uzatarak ancak onun Xızırı olunur. Aleviler enerjilerini cemevi yaptırmaya, karşıtlık oluşturmaya harcamadan, emek barış demokrasi insan hakları, hakikat ve özgürlük arayışında olan bütün canlarla birlenmelidir. Ancak o zaman birbirlerinin Xızırı olunur.

    “XIZIR’DA ISRAR ÖZGÜRLÜKTE ISRARDIR”

    -Xızır’da ısrar “İnsan ve insanlıkta ısrar” ise, Alevi toplumu özgürlük aklını Xızırla yakalaması mümkün müdür?

    Alevi inancında Hakk aşkı ve Xızır gayreti olduğu müddetçe darda ve zorda kalınmaz. Bu gayret ‘Rıza Toplumu’nu canlı tutma gayretidir, ahlaki ve politiktir, hakikat ve özgürlük arayışını esas alır. Özlemin, umudun adıdır. Hızır Nahak zihniyete karşı, Hakk’ı görünür kılmanın özlemi, direncidir. Zulme karşı hakikatin ve özgürlüğün beden bulma halidir.

    Bütün evren semah dönerken, cümle can beden bulmakta, libasa bürünüp Hakk diye seslenmektedir. Çar anasır bir libasa bürünüp, var oluş çemberini tamamlayıp Hakk diye beden bulur. Bu yeniden doğuş anlamına gelir. Zalimin zulmüne karşı, bütün canların kendini yenilemesi lazım. Xızır’da ısrar özgürlükte ısrardır, bu da insanlıkta ısrar etme manasına gelir. Alevi toplumu bu kadim akılla, direnişçi Alevi hakikatini güncellerse ‘Rıza Toplumu’nu inşa edebilir. SON

    Diren KESER/ADANA

    İLGİLİ HABER

    >Pir Zeynel Kete: Xızır aklı kadın aklıdır

  • Kete: Hakk aşkına bu zulümden vazgeçin!

    Kete: Hakk aşkına bu zulümden vazgeçin!

    PİRHA- Dersim’de bulunan Ana Fatma ziyaretine CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından peyzaj çalışması adı altında aslan heykeli dikilip, adının yazılı olduğu tabela konulmasına tepki gösteren Şeyh Çoban Ocağı evlatlarından Zeynel Kete, ziyaretlerin, özelde de Ana Fatma ziyaretinin kadın kutsallığının mekanı olduğunu belirtti. Kete, “Bizler toprağa bir ağaç dikerken bile rızalık alırız, bu kutsal mekanı şantiye haline, turistik tesis haline getirirken kimden rızalık aldın? Analarımızın buna razı olmayacağını hiç düşündün mü? Bu zulüm niye?” diye sordu.

    Dersim başta olmak üzere Alevilerin kutsalları üzerinde tahribatlar devam ediyor. Son olarak Dersim’de bulunan Ana Fatma ziyaretine Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından peyzaj çalışması adı altında aslan heykeli dikilip, adının yazılı olduğu tabela konuldu.

    Tepkiler üzerine tabela kaldırılırken, aslan heykeli yerinde duruyor.

    Konuya dair Şeyh Çoban Ocağı evlatlarından Zeynel Kete, PİRHA‘nın sorularını yanıtladı.

    PİRHA- Munzur Gözeleri başta olmak üzere ocak ve ziyaretler ‘peyzaj’ çalışması adı altında özünden uzaklaştırılıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ziyaretlerin inançtaki yeri nedir?

    Zeynel KETE: Alevi inancında kom olmanın, cıvatın, cemal cemale gelmenin, inancın yeniden canlanmasında, akışkan olmasında mekânın, jiyar u diyarların önemi büyüktür. Hakikatin, kültürün, inancın, dilin, geleneğin, tarihin yeni kuşaklara aktarıldığı mekanlardır. Ziyaretler bir toplumun ikrar ve rızalık esası üzerine yaşamasının canlandığı yerlerdir. Jiyarlarımız, kutsal mekanlarımız Hakk’ın cemalidir.
    Zamanın ve mekânın ruhuna uygun yaşam ikrarlı yaşamdır. Toprak mülk değildir. Hérda Dewreştir, Hakk’ın görünür olduğu yerdir, kimliktir, Ana mezındır ( Büyük Ana). Her şeyden önce Ana Fatma’nın mekanıdır.

    “ZİYARETLERİMİZ GEÇMİŞİN ANDA BİRLEŞTİĞİ YERLERDİR”

    -Ana Fatma ziyaretine de beton dökülüp müdahale edildi.

    Beton dökülerek meftun edilen mekan Ana Fatma’nın cemalidir, nurudur. Ana Fatma ziyareti bizim için Ana kadının kemaleti karşısında dar-didar olduğumuz, inancımıza yönelik özümüzü dara aldığımız, tutum belirlediğimiz mekandır. Bu mekanlar bizi nahaktan uzaklaştıran Hakk’a yakın eden mekanlardır. Buralarda kendi toplumsallığımızı kutsarız.

    Ziyaretlerimiz yaşam ölçülerimizin sürekli yenilendiği, geçmişin anda birleştiği yerlerdir. Hele bu mekânın bir kadın ziyareti olması daha da önemlidir. Buraya beton dökülmesi eril zihniyetin kadının bilgeliğine, özgürlük arayışına, nuruna, tahammülsüzlüğün göstergesidir.

    “SIRADAN BİR İŞ OLARAK GÖRÜLMEMELİ”

    -Bu sıradan bir peyzaj çalışması mıdır?

    Kesinlikle değildir. Yaşam kaynağımız olan, yeniden doğuşun, varoluşun, kendinden var eden, Xweza (kendinden doğuran), kadın ( jin) yaşamın varoluşu sembolü olan bir mekana beton dökülmesi nahak zihniyetin sıradan, rastgele, hizmet için yaptığı bir iş değildir.

    En kutsalımız olan, mürşid-i makam olan, kendinden doğuran, var eden, güneşin sembolü olan kadın ve yaşam anlayışına, bilgeliğine, eril zihniyet Hakk kapısına, planlı, hesaplı, amaçlı ‘beton döktüm, dondurdum’ demek istenmiştir.

    Dersim 38 Katliamı sırasında önce kutsallara, ziyaretlere, ocaklara, ocak pirlerine yönelmeleri boşuna değildi. Bu kutsallar binlerce yıllık hafızamız, arşivimiz, bizi biz yapan değerlerimizdir. Bir toplum bu kültürel değerleri ile var olur.  Toplumsallığımız bu mekanlarda canlanır. “Beton dökme” deyimi, varlığını, toplumsallığını dondurma, yok etmedir.  Toplumsallık yok edildi mi kültürde yok olur. Rêya Hakk Alevi inancında politik, kültürel bir direniş hattı vardır. Aynı zamanda zulme karşı mücadele ederken, ikrar tazelediğimiz mekanlardır. Yeniden dirilişin mekanlarıdır.

    “BU KUTSAL MEKANA YÖNELİK YAPILANLAR ERİL ZİHNİYETLE İLGİLİDİR”

    -Alevi inancında doğa ne anlama geliyor, son dönemlerde kutsal mekanlara yönelik saldırıların nedeni sizce nedir?

    Rêya Hakk Alevi inancında doğaya müdahale, iktidar kurma, denetim altına alma yoktur. Doğa nesne değildir yaşamın kendisidir. İlk dönemlerde kadın doğa ile özdeş tutulmuştur. Doğa ile bu uyumlu ilişki Nahak zihniyetin yaşam alanını daraltan ilişkidir. Doğa üzerinde, kutsallar üzerinde erkek iktidarı belirleyici olunca kadın toplumda düşürüldü.

    Bugün bu kutsal mekana yönelik yapılanlar bu eril zihniyetle ilgilidir. İktidarcı, tekçi zihniyet Gürsel Erol üzerinden kutsallarımızı özelleştirilmiş, mülk haline getirmiş, değerlerimiz üzerinde güç kullanmıştır. Toplum bütün değerleri ile beraber, doğası ile beraber çarmıha gerilmiştir. En kutsala yönelmek bir kişinin aklı değildir. Ortada örgütlü bir güç söz konusudur.

    “YANLIŞ YAPTIĞINIZI KABUL EDİN VE ANA FATMA’NIN DARINA DURUN”

    -Benzer tabloyu son yıllarda bir çok ziyarette görüyoruz. İsimler kazıtılarak reklam da yapılıyor. Bu konuda ne demek istersiniz?

    Gürsel Erol’a seslenmek isterim. Bu kadar zulüm niye? Bizim yol ulularımız bu kutsal mekanlara bir çöp bile taşımayıp, sadece bu mekanlarda teberik niyetine toprak götürürlerdi. Teberik alınmasını engellemenizin altındaki ruh hali ne ola ki?

    Bizler toprağa bir ağaç dikerken bile rızalık alırız, bu kutsal mekanı şantiye haline, turistik tesis haline getirirken kimden rızalık aldın? Analarımızın buna razı olmayacağını hiç düşündün mü?

    Binlerce yıldır bu mekanlarda ayağımız toprak yüzü gördü. Hava, su, ateş ve toprak ikrarlaştı. Bedenimiz ruhumuz, çar anasıra ikrar ve rızalık verdi. Ateşi, suyu, toprağı betona gömmenin manası nedir? Bu nefsani hırs niye? Binlerce yıllık toplumsal hafızamızı betona gömerken, binlerce yıllık birikimi yığına mı çevirmeyi düşündünüz?

    Hakk aşkına, pir aşkına, anaların verdiği lokmaların, uyandırdığı çerağların aşkına hizmet diye tanımladığımız bu zulümden vazgeçmesi çağrısında bulunuyorum.

    Hiç mi anaların yakarışı aklınıza gelmedi. Sabah güneş doğarken ” Ya Tîja Ana Fatma, Ya Tîja Hometé ” sozlerini ne tez unuttunuz. Yol ulularından, pirlerden hiç mi lokma almadınız, hiç mi Hakk kelamını dinlemediniz? Bizler biliriz ki hakikat bin bir donda on sekiz bin alemde kendini gösterir, ne beton nede başka bir şey hakikati gizleyemez. Yanlış yaptığınızı kabul edin ve Ana Fatma’nın darına durun.

    “BU ŞANTİYEYİ HİÇ Mİ GÖRMEDİK?”

    -Bu konuda başta Dersim halkı ve kurumları olmak üzere Alevilerin yeterli tepki verdiğini düşünüyor musunuz?

    En başta şu sorunun cevabını vermek lazım. Bu şantiyeyi hiç mi görmedik?

    Bütün bunlar yaşanırken Ana Fatma jiyarı şantiye halindeyken bu coğrafyada yaşayan Dersimliler, halkın iradesini temsil ettiklerine inanan siyasiler, seçilmişler, Munzur, Dersim, Ana Fatma ile ilgili söz kuranlar, deyiş söyleyenler, yazanlar, çizenler, ocak evlatları, sanatçılar, hepimiz bu zulmat deryasının kirine pasına bulanmışız.

    Zaman Hakk kelamını dile getirmenin zamanıdır. Analarımızın yüzüne bakabilmek için, tarihe iz bırakmak için, hep birlikte söz söylemenin, gayret etmenin zamanıdır. Bu kutsal mekan aslına dönmeli.

    ‘Bu coğrafya çok zulüm yaşadı, çok ihanet gördü, her gün her saat jiyar ve diyarlarımız acı keder içindedir’ diyerek irlikte cem olup Ana Fatma’nın darına durmanın zamanıdır.

    Diren KESER/ADANA

    İLGİLİ HABERLER:

    -Aday: Ana Fatma Ziyaretinde yapılan yeleli aslan heykeli kaldırılmalıdır

    Ana Fatma Ziyaretinde Gürsel Erol yazılı tabletler kaldırıldı

    Sinan Kırmızıçiçek’ten Gürsel Erol’a tepki: Dersim halkının rızalığını aldınız mı?

    Gürsel Erol’a tepki: Ana Fatma Ziyaretinin dokusunu bozarken kimden izin alındı?

     

  • DAD Eş Genel Başkanı Kulu: Pirlerin çağrısı ile Hak meydanına çıkmaya hazırız-VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanı Kulu: Pirlerin çağrısı ile Hak meydanına çıkmaya hazırız-VİDEO

    PİRHA- DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Can TV’de konuştuğu programda Alevi kurumları arasında yaşanan sorunların çözümü için dedeler Celal Fırat, Hüseyin Güzelgül ve Hasan Kılavuz’a çağrıda bulunarak, ‘Dar Meydanı’nın kurulması çağrısında bulundu.

    CANTV’de katıldığı özel programda konuşan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, orman yangınları, Cezaevi’nde tutulan Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk’un sağlık durumu, Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Alevi kurumları arasında yaşanan sorunlara dair değerlendirmelerde bulundu.

    “YANGINLARA SESSİZ KALANLAR KAYBETTİKLERİNİN FARKINA VARACAKTIR”

    Kulu, Dersim’de günlerce süren orman yangınlarına dair yaptığı değerlendirmede, Dersim coğrafyasının Harde Derweş (Dervişlerin toprağı) olduğunu belirterek, “Bu coğrafya aynı zamanda dağ keçilerinin, yüzlerce endemik bitkinin olduğu bir alan. Bundan dolayı bu ülkede ve dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan her yurttaşın sesini yükseltmesi gerekiyordu. Ancak bu sesi duyamadık, göremedik. Bir gün gelecektir ve sessiz kalanlar kaybedilenlerin farkına varacaktır. Bu sessizliğe karşı Dersim halkı her türlü engellemeye karşı doğasına sahip çıkmıştır” dedi.

    Cezaevinde tutuklu bulunan Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk’un sağlık durumuna da dikkat çeken Kulu, “Aysel Tuğluk Alevidir, hakikatçidir, insandır. Bu kadar adaletsizliğin, hukuksuzluğun kabul edilmesi mümkün değildir. Bundan dolayı herkesin Aysel Tuğluk’a sahip çıkması ve kendisi ve kendisi gibi içeride bulunan hasta tutsakların serbest bırakılması gerekiyor” diye konuştu.

    Kulu, iktidarı elinde bulunduranların Türk-İslam sentezine göre hareket ettiğini vurgulayarak, “Tüm farklılıkları yok sayarak, Türk ve Müslüman yapmak isteyen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Maalesef bu hakikati değiştirebilecek dönüştürebilecek kendi hak ve hukukunu eşit yurttaşlık hakkı olan kendi inancı gibi yaşamak hiç birileri tarafından tanımlanmadan yaşaması maalesef henüz mümkün olmadı. Ama bu konuda belki de bu işin günahının yüzde doksanı Alevi kurumlarının, Alevi toplumsallığının duyarsızlığı, ilgisizliği hatta kendinden vazgeçme halidir maalesef” diye belirtti.

    “KENDİ HAKİKATİMİZİ EN ÜST NOKTADAN DİLE GETİRMELİYİZ”

    Diyanet’in, vakıflarıyla, tarikatlarıyla Alevi hakikatini, inancını ve bütün Alevlerin yaşamını tek tipleştirme konusundaki çabalarının devam ettiğinin altını çizen Kulu, “Belki de bize düşecek en büyük görev, kendi hakikatimizi en üst noktadan dile getirmek ve toplumda bu noktada duyarlılık yaratmaktır. Alevilerin yapması gereken eşit yurttaşlık talebi ile kendi inancını, dilini, kültürünü yaşama talebini en üst perdeden dile getirmesidir. Bunu yapmadığımız sürece sadece birkaç tane dernek kurup ya da birkaç tane kelam etmekle bir hakikatimize ulaşma imkanına sahip olamayız” ifadelerine yer verdi.

    “HACI BEKTAŞ VELİ DERGAHI’NIN İADESİ İÇİN DAHA FAZLA SAHİP ÇIKMALIYIZ”

    Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın Aleviler için önemine işaret eden Kulu, “Burası bir Alevi dergahıdır, bir Alevi yeridir. Hem Turizm Bakanlığı, hem Kültür Bakanlığı hem de belediyelerden çok Alevilerin yeridir. Bundan dolayı dergahın sahiplerine verilmelidir. Alevi kurumları da bunu en üst perdeden dile getirmeli ve çabanın içinde olmalıdır. Velayettin Ulusoy’un da bu konuda adım atması lazım. Yoksa İstanbul’dan gelen Abdal kadınları kovan, onlara şekil vermeye çalışan, neredeyse darp edip hapseden bir zihniyete bırakıldığı zaman bu hakikatin kaybolup gideceğini herkesin bilmesi lazım” diye aktardı.

    “EŞİTLİK YURTTAŞLIK ANAYASADA YER ALMALIDIR”

    Türkiye’de yeni bir anayasanın eşitlik yurttaşlık temelinde inşa edilmediği ve Alevilerin inancını dilini kültürünü anayasal güvence altına almadığı sürece, ülkede kaosun, kavganın bitmesinin asla mümkün olmayacağını söyleyen Kulu, “Çünkü eğer bir ülkede demokrasi olacaksa, hukuk olacaksa bunun  anayasal güvence altına alınmasıyla mümkün olacağının bilinmesi gerekiyor. Bunun dışında bir yolun olmadığını her birimizin anlaması, bilmesi gerekiyor. Eğer bu konuda gayret edilecekse biz en önde yahut en arkada yürümeye hazırız, taşın altına elimizi koymaya hazırız” ifadelerini kullandı.

    “PİRLERİN ÇAĞRISI İLE BİZ HAK MEYDANINA ÇIKMAYA HAZIRIZ”

    Hasret Gültekin heykeli nedeniyle DAD ve PSAKD arasında yaşanan sorunların çözümü için Alevi kurumlarına çağrıda bulunan Kulu, şunları ifade etti:

    “Biz onların istediği her yerde, her mekânda, her dergâhta ve her nişangahta halk meydanına çıkıp hakkımızı hak etmek istiyoruz. Onun için dardayız. Herkes piriyle gelirse biz de pirimize gelir o dara dururuz. Mekanizması çok basit bugün Garip Dede Ocağının başındaki Celal Fırat pirdir. Aynı zamanda Alevi Bektaşi Federasyonu başında bulunan Hüseyin Güzelgül de Kureyş evladıdır, pirdir. Alevi Bektaşi Federasyonu’nun İnanç Kurulu Başkanı Hasan Kılavuz pirdir. Zaten pirin çağrısıyla meydan kurulur. Pirlerin çağrısı ile biz Hak meydanına çıkmaya hazırız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DAD Kürecik Şubesi açıldı-VİDEO

    DAD Kürecik Şubesi açıldı-VİDEO

    PİRHA- DAD, Malatya’nın Akçadağ ilçesine bağlı Kürecik nahiyesinde yüzlerce yurttaşın katılımıyla şube açılışı yaptı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Malatya’nın Akçadağ ilçesine bağlı Kürecik nahiyesinde şube açtı. Açılışa DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, bölge köy muhtarları, Kürecik dernekleri yöneticileri, Ağuçan Ocağı’ndan İnanç Dolu, Sinemilli Ocağı’ndan Pir Ali Soysüren, Şıx Çoban Ocağı’ndan Pir Zeynel Kete, DAD Genel Merkezi yöneticileri ve yüzlerce yurttaş katıldı.

    Pir Zeynel Kete çerağ uyandırırken, Pir İnanç Dolu da dar gülbangı verdi. Aşure lokmasının paylaşıldığı açılışta, DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Ağuçan Ocağı’ndan İnanç Dolu, Şıx Çoban Ocağı’ndan Pir Zeynel Kete birer konuşma yaptı.

    Kureciğin Kepez köyünde bulunan Kepez cemevinde erkan yürütüldü.

    PİRHA/MALATYA

     

     

  • ‘Aleviliğin temel taşı Dar meydanı sembolik mahkemedir; hoşgörünün oluştuğu meydandır’

    ‘Aleviliğin temel taşı Dar meydanı sembolik mahkemedir; hoşgörünün oluştuğu meydandır’

    PİRHA-Pir Ali Büyükşahin, “Aleviliğin temel taşı” dediği ‘Dara Çekme’ ritüeli hakkında konuştu. Büyükşahin, “Dar Meydanı, eşitlikçi, paylaşımcı, barışçı, hoşgörülü olmak ve kimseyi incitmemek için eğitimden geçilen bir yerdir” diyerek inancın temel öğesi olan Dar konusunu anlattı.

    Aleviliğin temel taşı Dar meydanı dargınların barıştığı, hoşgörünün oluştuğu meydandır.

    Üryan Hızır Ocağı pirlerinden Ali Büyükşahin, ‘Dara durmak, kendi özünü dara çekmek, dara çekilmek’ ritüelleri hakkında bilgi verdi.

    ‘Dar’ sözcüğünün Türkçe, Kürtçe, Arapça, Farsça ve birçok dilde farklı anlamlarda kullanıldığını söyleyen Ali Büyükşahin, Türkçede kullanılan ‘Dar’ kelimesinin ‘ensiz nesne, sıkıntı, yetersiz, meydan, elverişsiz, duruş vb.’ anlamını taşıdığını söyledi. Büyükşahin, ‘Dar’ kelimesinin Arapçada; ‘yurt, ev’; Farsçada ise, ‘sahip olma, darağacı’ anlamında kullanıldığını belirtti. Ali Büyükşahin, ‘Dar’ kelimesinin Kürtçede ise, ‘ensiz, elverişsiz, ağaç’ gibi anlamlar taşıdığını da ekledi.

    “Alevilik ve Bektaşilikte ise ‘Dar’ sözcüğü tasavvufi ve batıni anlamda; meydanda, huzurda, cemde, erenler meydanında sorgulanmak ve arınmak için başvurulan bir duruş biçimidir ve önemli bir ibadet ritüelidir” diyen Pir Ali Büyükşahin, Dar ritüele hakkında şunları söyledi:

    “Dar meydanı, Alevilerin kendini kötülüklerden arındırmak (olgun insan) olmak, insan sevgisiyle donanmak, kul hakkına saygı duymak, eşitlikçi, paylaşımcı, barışçı, hoşgörülü olmak ve kimseyi incitmemek için eğitimden geçilen bir yerdir.

    Dar, Alevi-Bektaşilerin Hakk-Muhammed-Ali yoluna girmek için ikrar verdikleri yerdir. Musahip canlar eşleriyle birlikte dede (Mürşit, Pir, rehber) huzurunda, Hakk didarında, Hallac-ı Mansur Darı’nda ve erenler meydanında ‘Görgüden’ geçerler. Görgüden geçmek, yeniden doğmak gibi kabul edilir ve bir kutsallık taşır. Bu bakımdan ‘dar’ eylemi cemde ön planda olup her Alevi canın benimsemesi ve önemsemesi istenir.”

    “YOLA GİRENLER YENİDEN DOĞMUŞ GİBİ OLURLAR”

    Pir Ali Büyükşahin, ‘Dara Durma’ ritüelinin nasıl gerçekleştiği hakkında da bilgi verdi. Alevi inancında yola girmek için ikrar vermenin gerekliliğine vurgu yapan Büyükşahin, “İki Musahip kardeş eşleriyle birlikte yol-erkan kurallarına göre darda dururlar. ‘Durulan dar’ Hakk didarında, Pir önünde (divanında) erenler meydanında ve Mansur Darı’ndan durulan duruştur. Dara duranların ayakları mühürlüdür. Alevi deyimiyle ‘Peymaçan duruş’ ile dara durulur” ifadelerini kullandı.

    Pir Ali Büyükşahin, Dar’da duranların yalınayak, baş açık, belleri; Allah, Muhammed, Ali üçlemesini sembolize eden üç düğümlü bel bağı (Kemerbest) ile bağlı olduğunu belirterek, şunları anlattı:

    “Sağ ayağın baş parmağı sol ayağın baş parmağının üstündedir. Buna ayak mühürleme denir. Kollar çaprazlama göğüs üzerindedir, parmaklar açıktır. İkrar vererek erenler meydanında yola girenler yeniden doğmuş gibi olurlar. Çünkü ikrarda maddi alemden manevi aleme geçmek inancı vardır. Ayrıca Alevi-Bektaşi inancında musahiplik ikrarı dışında da canların herhangi bir sorunu varsa ‘dara durmak, sorgudan geçmek durumu vardır.”

    “SEMBOLİK BİR MAHKEMEDİR”

    Pir Ali Büyükşahin “Kendi Özünü Dara Çekmek” ifadesine de açıklık getirdi. Büyükşahin, “Canların çözülmesi gereken bir sorunları varsa Pirin önderliğinde (rehber de hazır bulunur) yapılan sorgulamadır” diyerek şöyle devam etti:

    “Bu sembolik bir mahkemedir. Hatalı görülen veya düşkün duruma düşmüş canlar sorgulanır ve cem erenlerinin onayı ile sorun çözüme kavuşturulur. Özünü dara çekmek Alevi-Bektaşi canların en çok önem verdikleri bir eylemdir. Çünkü bu darda arınmak, aklanmak ve kendini arındırmakla çok önemli bir duruş sergilenmiş olunur.”

    HOŞGÖRÜNÜN OLUŞTUĞU MEYDAN: DAR

    Ali Büyükşahin ‘Dara Çekilmek’ hizmetinin de nasıl yapıldığını şu sözlerle anlattı:

    “Canın, herhangi bir kusuru, hatası ve yol-erkan kurallarına aykırı bir hareketi varsa dede (Mürşit, Pir ve rehberin de hazır bulunması gerekir) önderliğinde erenler meydanında dara çekilmesidir. Talip hatalarından ve suçlarından ötürü erenlerden bağışlanmasını ister. Can (talip) yol-erkanla ve toplumla iyi ilişkiler kurması için çalışması öğütlenir. Talip bu darda kendini dedikodulardan ve suçlardan arındırır. Talip dara çekildiğinde, ‘her cezaya razı olacağını, Hakk için, yol için asılmaya hazırım’ der.

    Dar meydanı, küskünlerin, dargınların barıştığı, hoşgörünün oluştuğu meydandır. Alevi inancında ve geleneğinde küskünler ve dargınlar barıştırılmadan, cem erenlerinden rızalık alınmadan cem ibadetine başlanmaz.”

    “DARA DURMA RİTÜELLERİ AKSAMAKTA”

    Pir Ali Büyükşahin, kentlerde ‘dara durma’ ritüelinin ne derece yaşatıldığını da anlattı. Büyükşahin, Alevilikte Yol-erkan sisteminin düzensizliğine işaret ederek şunları ifade etti:

    Geleneksel Alevilikte canların birbiriyle iletişimi daha kolaydı. Dede, taliplerine kavuşabilmek, görüşmek ve onların sorunlarını çözebilmek için olanak bulabiliyordu. Ama şimdi kentlere göç eden ve göç etmek zorunda kalan Aleviler zor koşullar altında yaşamaktadırlar. Önce geçim sıkıntısı baş göstermektedir ve ayrıca dağınık bir şekilde kentlere yerleşenler arasında iletişim zor kurulmaktadır. Yapılan cemevleri tam anlamıyla gereken gereksinimi karşılayamamaktadır. O bakımdan dede, kendi ocağına bağlı taliplerle görüşmesi onların sorunlarını çözmesi ve yol erkan yürütmesi oldukça zorlaşmaktadır. Onun için ‘dara durma ritüelleri’ aksamaktadır.

    Yaşadığımız bu çağda Alevilerin geleneksel Alevilikte olduğu gibi bir düzenleri yoktur. Alevilikte yol-erkan sistemi düzenli yürüyememektedir. Toplumsal, dinsel, kültürel ve sosyal olarak gelişmek için büyük çabalar gösterilmelidir. Alevilik aydınlıktır, evrenselliktir, insan sevgisiyle donanımlıdır. Onun için Alevilik tüm ritüel ve yaşam şekliyle yaşatılmalıdır. Çağın ve demokrasinin buna gereksinimi vardır diye düşünüyorum. Şunu önemle belirtmek istiyorum ki, Alevi-Bektaşiliği özünden uzaklaştırmamak koşuluyla eğer geleneksel Aleviliği yaşatamıyorsak hiç olmazsa modern Aleviliği donanımlı bir şekilde sürdürmeye çalışalım. Her ocak dedesi kendi ocağına bağlı erenlerle Aleviliği yaşatmaya çalışmalıdır.

    Alevilik, Musahiplik kurumu ile, ikrar, görgü cemiyle, Hızır ve Muharrem orucuyla, Hıdrellez ve Nevruz cemiyle, insan sevgisiyle, hoşgörüyle, eşitlik ve paylaşımcılığıyla, barışçılığıyla insan-ı kamil kavramıyla ve kul hakkına saygı duymasıyla bütünleşen ilkeleriyle yaşatılmalıdır.”

    ALEVİLER, DAR İLE BİRLİK VE BERABERLİKLERİNİ SAĞLAMIŞLARDIR

    Pir Ali Büyükşahin, Dar ritüelinin “kutsal bir duruş” olduğunu ve aynı zamanda Alevi inanç temel taşlarının en başında geldiğinin altını çizdi. “Bu duruşta arınmak, arındırmak, aklanmak ve sorgulanmak vardır” diyen Büyükşahin, şu sözlerle anlatımını sürdürdü:

    “Aleviler yüzyıllardan bu yana ‘dara durmak, dara çekilmek’ kurallarını uygulayarak kendi varlıklarını ve inançlarını yaşatmışlardır. Bu konuda hiç ödün vermemişlerdir. Dik durmuşlardır. Kendi içlerinde ne sorunlar varsa çözmeye uğraşmışlardır. Hatta bu yolda canlarını bile vermekten geri kalmamışlardır. Birlik ve beraberliklerini bununla sağlamaya çalışmışlardır.

    Alevi toplumu, tarih boyunca gerici ve baskıcı yönetimler tarafından dışlanmış, asimile edilmiş, hor görülmüş, sürgün edilmiş ve hatta yok edilmiştir. Bu durum karşısında varlıklarını sürdürebilmek için büyük mücadeleler vermiştir. Varlık ve inançlarını yaşatmak için kendi içinde mürşidiyle, piriyle, rehberi ve topluluğu ile sosyal, toplumsal, dinsel ve kültürü ile bir bütünlük sağlamış. İnançları uğruna canını veren, büyük erenleri kendine önder olarak seçmiştir. Bu büyük önderlerin özellikle ‘Dar’ sisteminde daha çok ön planda olduklarını görüyoruz.

    Darda duruş biçimlerini dört büyük piri (ereni) örnek olarak almışlardır:

    • Mansur Darı
    • Fazlı Darı
    • Nesimi Darı
    • Fatma (Hüseyin) Darı

    Mansur (Hallac-ı Mansur) Darı: Darağacına asılarak idam edilmiştir. Dara asılı gibi, pirin huzurunda erenler meydanında elini sallandırıp durmaktır.

    Fazlı Darı: Karnına hançer vurularak şehit edilmiştir. Yüzü secdededir.

    Seyyid Nesimi Darı: Derisi yüzülerek şehit edilmiştir. Darda diz üstü oturarak.

    Fatma (Hüseyin Darı da denilir) Darı: Hüseyin darındaki duruş biçimidir. Hz. Fatma, Hz. Muhammed’in biricik ve sevgili kızı, Hz. Ali’nin sevgili eşi, İmam Hasan ve İmam Hüseyin’in sevgili annesidir.”

    DARDA DURUŞ BİÇİMİ NASIL OLUR?

    Pir Ali Büyükşahin, Darda duruş biçimleri hakkında da bilgi verdi. Dar esnasında ayakların mühürlü olduğunu belirten Büyükşahin, “Sağ ayağın baş parmağı, sol ayağın baş parmağı üzerindedir, eller çapraz göğüstedir” dedi.

    Dar çeşitlerine de değinen Pir Ali Büyükşahin, anlatımını şu iki balıkla sürdürdü:

    1-İkrar (Musahiplik) Darı

    Hakk-Muhammed-Ali yoluna girmek için dardan geçilir.

    2-Düşkün Kaldırma Darı

    Yol-erkan kurallarına aykırı hareket edenler için yapılan dar.

    ‘DARDAN İNDİRME’ NASIL YAPILIR?

    Pir Ali Büyükşahin, Dardan İndirme ritüeline dair “Hakk’a yürüyen için yapılan helallik merasimidir” diyerek şöyle devam etti:

    “’Darda duruş’ biçimini göz önüne aldığımız zaman Aleviliğin inanç biçimini ve önemini daha iyi anlıyoruz. Bütün dinlerde ve mezheplerde tanrısal varlığa secde etmek, yakarmak, yalvarmak vardır ve uygulanmaktadır. İşte Alevi de eğer varlığını ve inancını yaşatmak istiyorsa ibadetin ritüellerine bağlı kalması gerekiyor. Alevi’nin ibadetinde hiçbir ritüelde gericilik ve batıl inanç yoktur. Çünkü Alevi aydınlığa, çağa ve gerçeğe açıktır. Ama ne var ki Alevi gençlerimiz bu konuda gerekli ilgiyi göstermemekteler. Eğer maddi ve manevi bir destek sağlanırsa iyi bir düzene girer sanıyorum.

    Sonuç olarak şunu söylemekte yarar var. Alevi toplumsal, siyasal, dinsel, sosyal ve kültürel olarak gereken desteği alamamaktadır. Özellikle maddi ve manevi alanda yalnızlık, yoksunluk, yoksulluk içinde yaşamamaktadır. Bütün bu sorunlar karşısında Alevi, inanç ritüellerini sürdürmede zorluk çekmektedir.

    Her dinin ve mezhebin kendine ve inancına özgü ibadet kuralları vardır. Ama hiçbiri Alevilikteki ‘Dara Durma’ ritüeline uymamaktadır. Çünkü Alevilikte, İslam ile birlikte değişik dinlerin, kültürlerin ve uygarlıkların az da olsa etkisi bulunmaktadır. O bakımdan ‘Alevilikte evrensel bir inanç sistemi vardır’ diyoruz.

    Alevilik, İslam’ı tasavvufi ve batıni anlamda yorumlar, Ehl-i Beyt’in düşünce ve duruşunu benimser ve bütün dinlere, inançlara hoşgörüyle bakar. Din, dil, mezhep, ırk, düşünce, cinsiyet ayrımı yapmaz, kadın-erkek eşitliğini ön planda tutar ve insan sevgisine önem verir.”

    “ALEVİLİĞİ YAŞATMAK BİZİM İÇİN BİR GÖREVDİR”

    Pir Ali Büyükşahin, son olarak Yol önderlerinin, hizmetlerin kaybolmaması konusunda nasıl rol alması gerektiğine değinerek şunları söyledi:

    Alevilik, atalarımızdan bize miras olarak kalmıştır. Alevilik tarihin akışı içerisinde bunca baskı ve asimilasyon hareketlerine karşın mücadelesini sürdürerek bu zamana kadar ödün vermeden gelmiştir. Bu mücadelede Mürşitlerin, Pirlerin, Anaların, rehberlerin ve Alevi inançlı erenlerin büyük emekleri vardır. Onlara saygı duymak bir borçtur. Bundan ötürü Aleviliği yaşatıp, gelecek nesillere aktarmak bizim için bir sorumluluktur ve görevdir.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İlgili Haberler:

    ‘Dara durmak, kişiyi yargılamak değildir, canı hatasının bilincine vardırmaktır’

  • Alevi canlara, Ana Fatma Darı’nı sorduk; işte yanıtlar- VİDEO

    Alevi canlara, Ana Fatma Darı’nı sorduk; işte yanıtlar- VİDEO

    PİRHA – Alevi-Kızılbaş inanç geleneğinin en önemli toplumsal öğelerinden biri olan Ana Fatma Dar-ı’nı Alevi yurttaşlara sorduk. Yurttaşlar, Fatma Ana’nın ayağındaki kanı dedesi Muhammed Mustafa görüp üzülmesin diye sakladığını söyledi. 

    Ana Fatma Dar-ı Alevi-Kızıbaş inancının en önemli toplumsal öğelerinden biri ve cem erkanlarının da bölümlerinden biridir. Alevi erkanında dört büyük dar vardır.  Dar-ı Mansur, Dar-ı Fazlı, Dar-ı Nesimi, Dar-ı Fatma (Hüseyin Dar-ı) adını taşır. Dar, en özlü haliyle, Alevi toplumunun kendi kendini arındırma mekanizmasıdır. Ve bu anlamıyla da bu mekanizmaya, ‘Dar-a çıkma, Dar-a çekilme’ gibi adlar verilir.

    Kısaca Alevlikte olan dört Dar şu anlama gelir:

    Dar-ı Mansur: Darağacında asılarak katledilen Hallac-ı Mansur’dan esinlenerek yaratılmıştır bu kavram. Canların ve dedenin önünde meydan odasının orta yerine gelerek ayakları mühürlenmiş, kolları göğüste çapraz, baş öne eğik olarak beklemek biçiminde uygulanan bu Dara durmak, yol uğruna ölmeye, asılmaya hazır olmayı anlatır.

    Dar-ı Fazlı: Fazullah-ı Hurufi gibi yol uğruna başının boynundan kesilmesini göze almaktır; darda, yüzüstü yere kapanma duruşuyla temsil edilir.

    Dar-ı Nesimi: Yol uğruna Nesimi gibi derisinin yüzülmesini göze almaktır. Darda, derimin yüzülmesine hazırım dercesine, diz üstü durulur.

    Dar-ı Fatma (Hüseyin): Yol uğruna İmam Hüseyin gibi, başını vermeye hazır olmaktır. Dar-i Fatima da denir. Darda ayak mühürleme duruşuyla temsil edilir. Kadınların yaptığı bir dar değildir. Semahta dara duruş oluşumu anlatır.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne bağlı Ataşehir Cemevi’nde, Muharrem muhabbetine katılan Alevi yurttaşlar Ana Fatma Darı’nı (Hüseyin Dar-ı) değerlendirdi.

    Fatma Ana’nın ayağının kesildiğini söyleyen Alevi yurttaşlar, “Fatma Ana’nın ayağı kesilmiş parmağı kanıyor. Parmağının kanını çocukları görmesin diye sağ ayağını sol ayağının üzerine koyuyor ki ayağının kanı görünmesin. Öyle dara duruyor. Fatma Ana Dar’ı diye ona deniliyor” dedi.

    Dara kalkmanın kadınlara Fatma-i Zöhre anadan kaldığını belirten Alevi yurttaşlar, “Hz. Hüseyin dedesi Muhammed Mustafa’yı dara kaldırınca ve arkasından Hz. Ali geldi onu da dara kaldırdı. Fatma Zöhre Anamız da geldi. Ayağı kanayınca ayağı ayağının üzerine koydu, dedesi Muhammed Mustafa görüp üzülmesin diye. Dar bize Fatma-i Zöhre anadan kaldı” diye konuştu.

    Musahipliğin önemine de değinen Alevi yurttaşlar, “İkrar veririz birbirimize, ikrarımıza sahip çıkarız yola ikrarımızla gireriz. Yolumuzun önemli parçalarından biridir. Kirve ve müsahip tutmak, ikrarına sahip çıkmak bir lokma bir ekmeği paylaşıp yemek biz Aleviler için çok önemlidir” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Alevilik eğitim çalışması: Kadıköy Cemevi’nde Dar ve Aşure anlatıldı-VİDEO

    Alevilik eğitim çalışması: Kadıköy Cemevi’nde Dar ve Aşure anlatıldı-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) İstanbul Kadıköy Şubesi Alevilik eğitim çalışması başlattı. İlk derste Dar’ın ve aşurenin tanımı yapılarak, Alevi inancındaki önemleri anlatıldı. 

    PSAKD Kadıköy Şubesinin Alevilik eğitim çalışması adı altında başlattığı çalışmanın ilk haftasında eğitim konusu ‘Alevilik Temel Bilgileri’ oldu.

    Eğitim çalışması 1. haftasında 15 Eylül Cumartesi günü saat 18:00’de şube binasında gerçekleşen eğitimi Sezair Gezici verdi.

    Gezici, derste Dar’ı tanımlayarak “Alevi erkanlarında cemdeki edep ve erkanı tanımlayan şekli duruşa Dar denir. aynı zamanda Alevi tarihindeki pirlerin, mürşitlerin, seyitlerin verdikleri mücadelenin de anlamı olmuştur” dedi.

    Alevi erkanında dört büyük Dar (Mansur Darı, Fazlı Darı, Nesimi Darı ve Ana Fatıma Darı veya Hüseyin Darı) olduğunu belirten Gezici, darlar hakkında bilgi verdi.

    Aşure ile ilgili de bilgi veren Gezici “Aşure 10 Muharrem’e denk gelir. Alevi erkanında 10 Muharrem2de yaşanan Kerbela vak’asından dolayı 10 Muharrem’de aşure çorbası yapılmamaktadır. 12 İmam orucu bittikten sonra yapılan bir lokmadır. Aşure lokması dağıtılmak için yapılır” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL