Etiket: darbe girişimi

  • Alevilerin sesi TV10’un KHK ile kapatılmasının bugün 8. yılı

    Alevilerin sesi TV10’un KHK ile kapatılmasının bugün 8. yılı

    PİRHA – Alevilerin sesi TV10’un KHK ile 28 Eylül 2016’da kapatılıp, 4 Ekim 2016 tarihinde kapısının mühürlenmesinin üzerinden 8 yıl geçti. Alevilerin lokmalarıyla kurulan TV 10, Alevi medya geleneğinde bir çığır açarak ihtiyaca cevap olmuştu.

    15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte birçok televizyon, radyo, gazete, ajans ve dergi Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatıldı. Televizyon kanallarına yönelik 28 Eylül 2016 günü gerçekleşen ikinci dalgada İMC TV, Hayatın Sesi TV, Jiyan TV, Van TV ile TV10’un da aralarında bulunduğu 12 televizyonun da yayını herhangi bir bildirim yapılmadan kapatıldı.

    17 Ağustos 2011 yılından kapatılana kadar Alevi toplumunun sorunlarını, ihtiyaçlarını, Yol erkanını, Türkiye’nin her bölgesinden ekranlarına taşıyan Alevilerin sesi TV10’un yayınının KHK ile kesilmesi ve kapısının mühürlenmesinin üzerinden 8 yıl geçti. TV10 çalışanları, kapatılan TV10’un geri açılması için 82 hafta boyunca Galatasaray Meydanı’nda eylem yaptı.

    KARARTMA SIRASI TV10’DA!

    4 Eylül 2016 tarihinde polislerin TV 10’u mühürlemek üzere binaya geldiği sırada, Alevi kurumları yöneticiler, sanatçılar ve Alevi pirlerinin oturma eylemiyle karşılaşmış, sanatçılar ve TV 10 çalışanları kapatma kararını türkülerle protesto etmişlerdi.

    TV10’a polis ve maliye ekipleri tarafından ikinci baskında bina mühürlenmek istenmiş, polis ve TRT görevlileri içeride sayım yaparak Alevilerin lokmaları ile alınan teknik malzemelere el konulmuştu.

    TV 10 binasının olduğu İkitelli’de 3-4 gün gece-gündüz insanlar orada nöbet tutup açlık grevi yaptılar, orada cem tutuldu, deyişler okundu, şarkılar, türküler söylendi.

    OHAL KOMİSYONU REDDETTİ

    TV10 kapatıldıktan sonra bütün hukuki girişimlerde bulunuldu. En son AİHM’ye başvurma kararı alınmıştı. Ancak AİHM ve Anayasa Mahkemesi, mağduriyetleri gidermek için oluşturulan OHAL Komisyonu’nu gösterdi.

    Mal varlıkları TMSF’ye devredilen TV10’un mal varlıklarının ihale yoluyla Eylül 2017’de satışa çıkarılmasının ardından 13 Eylül 2017’de TV10 avukatları ve Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin Ankara’da OHAL Komisyonu’na başvurdu. TV10’nun başvurusunu “KHK listesinde adı yok” gerekçesiyle OHAL Komisyonu reddetti.

    82 HAFTA BOYUNCA EYLEM YAPILDI

    TV 10’un KHK ile kapatılmasının ardından mücadelelerini sokağa taşıyan TV 10 çalışanları, 82. hafta boyunca eylemlerini de Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirdi.

    Alevi medya geleneğini lokmaları ile yaratan TV 10 çalışanları ve Alevi toplumu 82. hafta boyunca kürsü açarak ayrıca ülke gündemini de işledi. TV 10 çalışanları aşurelerini, Hızır lokmalarını bu meydanda dağıtarak paylaştı. Bu kolay teslim olunmayacağının da göstergesiydi.

    TV10’un çalışanları, televizyonlarının açılması için 82 hafta sürdürdükleri eylemi 28 Nisan 2018 tarihinde sonlandırdı.

    “ALEVİ MEDYASI TV 10’UN AÇMIŞ OLDUĞU YOLDAN BÜYÜK TECRÜBELER EDİNDİ”

    TV10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, PİRHA’ya verdiği demeçte, TV10’un Aleviler için önemini şu sözlerle dile getirmişti:

    “Sadece Aleviler değil, bütün toplumsal kesimler kendi talepleri, ihtiyaçları için yeni araçlar yarattılar. Aslında TV10 da Alevilerin bir medya ihtiyacı olarak ortaya çıkmıştı. Aleviler özellikle kentleşmeyle birlikte bir örgütlenme faaliyeti içine girdiler. Cemevleri kurdular. Kentlerde daha çok görünür olmak istediler. Örgütlendiler, bir araya geldiler. Kendi hakları için mücadele etmeye başladılar. Tabii bir medya ihtiyacı olarak ortaya çıktı. TV 10 da bu ihtiyaçtan aslında açığa çıkan bir yayın kuruluşuydu.

    2011 yılında kurulan TV10 Alevi medya geleneğinde bir çığır açtı, Alevi toplumunun kendi ihtiyaçlarını, sorunlarını, sıkıntılarını, beklentilerini ve taleplerini daha görünür kıldı. TV10’da, mikrofon uzatılmayan, ekrana çıkartılmayan Aleviler daha görünür oldu. TV10 ve emekçileri, programcıları, çalışanları yüz binlerce kilometre giderek her ay neredeyse Alevilerin tümüne kameralarını çevirdiler, mikrofonları uzattılar, Alevilere ses oldular. Bu anlamda TV10 Aleviler açısından çığır açan bir yayın kuruluşu oldu. Bugün de belki Alevi medyası TV10’un açmış olduğu yoldan çok büyük tecrübeler edinmiş oldu. Bugün bazı Alevi medya kuruluşları varsa bunda TV10’un açtığı yolun çok büyük payı var. Hakikaten Türkiye’de ilk defa bir çok şey yaptı TV10.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Bolivya’da Sosyalist yönetime karşı darbe girişimi

    Bolivya’da Sosyalist yönetime karşı darbe girişimi

    Bolivya’da bir grup askerin zırhlı araçlarla kamu binalarını sararak, Sosyalist yönetime karşı darbe girişiminde bulunduğu bildirildi.

    Bolivya’da ordu güçleri, başkent La Paz’da hükümet binası önünde toplandı. Bolivya’nın Sosyalist Devlet Başkanı Luis Arce, X hesabından yaptığı açıklamada, Bolivya ordusunun bazı birimleri tarafından düzensiz bir seferberlik gerçekleştirildiğini duyurdu. Arce, demokrasiye saygı gösterilmesi gerektiğine dikkati çekti.

    Eski Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales de sanal medya hesabından yaptığı paylaşımlarda silahlı kuvvetlerin darbe yapmaya çalıştığını duyurdu. 2019 yılında darbeyle görevinden alınan Morales, “Darbe yaklaşıyor. Genelkurmay Başkanlığındaki komutanlar, 15.00’te acil toplantı çağrısında bulundu. Kent ve kırsal kesimdeki tüm halkımıza demokrasiyi savunmaları için ulusal seferberlik çağrısında bulunuyoruz. Süresiz genel grev ilan ediyoruz. Silahlı kuvvetlerin, demokrasiyi ihlal etmesine ve halkı sindirmesine izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    General Juan Jose Zuniga ise askerlerin toplandığı meydana bir yerel kanala yaptığı açıklamada, darbe girişiminin halk tarafından desteklendiğini iddia etti. Zuniga, “Her şey değişecek, ülkemiz artık böyle devam edemez. Ülkemizi yok etmeyi ve yoksullaştırmayı bırakın” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Okul öncesi öğretmeniydi; ’14 yıllık mesleğimden hukuksuz, keyfi bir şekilde ihraç edildim’

    Okul öncesi öğretmeniydi; ’14 yıllık mesleğimden hukuksuz, keyfi bir şekilde ihraç edildim’

    PİRHA-375 No’lu Kanun Hükmünde Kararname ile 1 Ağustos 2022’de mesleğinden ihraç edilen okul öncesi öğretmeni Pelin Akbaş Yeşil, 14 yıllık mesleğinden haksız, hukuksuz ve keyfi bir şekilde ihraç edildiğini belirtti. Yeşil, “Bu haksız ve hukuksuz ihraçlar ilk olmadığı gibi bu saldırılar püskürtülmezse son da olmayacaktır. Keyfi ihraçlar son bulana kadar, emeğimiz, haklarımız, geleceğimiz için bir arada olmalı, birlikte mücadele etmeliyiz” dedi.

    15 Temmuz ‘darbe girişimi’ sonrası ilan edilen OHAL ve Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) sonuçları ağır oldu. 15 Temmuz 2016’da yaşanan ‘darbe girişimi’ sonrası birçok kamu kurum ve kuruluşunda yürütülen çalışmalar kapsamında 139 bin 356 kamu çalışanı hakkında idari işlem yapılarak 104 bin 771 kamu çalışanı kesin olarak ihraç edildi.

    Resmi Gazete’de yayımlanmayan veya kurum internet sayfalarında duyurulmayan ihraçlar da olduğundan, toplam ihraç sayısının belirtilen rakamdan daha fazla olduğu kaydediliyor. KHK’lilerin mağduriyet listesi bilinenden çok daha uzun.

    Özel okullar başta olmak üzere kapatılan kurumlarda görev yapan çok sayıda çalışan, işinden oldu. Aynı zaman diliminde ihraç olan binlerce kişinin mağduriyeti, bundan sonraki süreçte benzer acılar ve zorlukları da beraberinde getirdi. Toplumun adeta ötekisi haline getirilen KHK’liler, ne güvenceli bir iş edinebildi ne de ihraç edildiği kurumalardan haklarını aldı.

    Evli ve 5 yaşındaki bir çocuk annesi 37 yaşındaki Pelin Akbaş Yeşil, 1 Ağustos 2022’de 375 No’lu KHK ile ihraç edildi.

    Okul öncesi öğretmeni olan Pelin Akbaş Yeşil, 15 Temmuz 2016’dan bu yana çıkarılan KHK’ler ile yaklaşık 140 bin kamu emekçisinin ihraç edilerek açlığa terk edildiğini vurguladı ve OHAL bahanesiyle birlikte keyfi işten atmalar yaşanırken kamu emekçilerinin iş güvencesinin tamamen ortadan kalktığını söyledi.

    “SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARIM YARGILANMA SÜRECİMDE DELİL OLARAK KULLANILDI”

    2016 yılında Hatay’da yaklaşık 1000 kişi ile birlikte KHK hukuksuzluğuyla açığa alınanlar arasında yer aldığını ifade eden Pelin Akbaş Yeşil, “O dönemde Eğitim-Sen Hatay Şubesi’nin yürütme kurulundaydım ve Hatay Şube, tüm Türkiye’ye örnek olan bir direniş sergiledi ve hepimiz görevlerimize döndük. Eylül 2019’da Eğitim-Sen Genel Merkezi’nin, Hatay Şubesi yöneticilerinin tamamını keyfi ve asılsız suçlamalarla görevden aldığı ve yerine kayyum atadığı yöneticilerden biri de bendim. AKP iktidarı işimize, emeğimize, ekmeğimize göz dikmiş pervasızca saldırılarını sürdürürken, ilk ihracımı yıllarca iş güvencemiz, geleceğimiz, ekonomik ve demokratik haklarımız, bilimsel, parasız eğitim ve sağlık hakkımız, eşitlik ve adalet için mücadele ettiğim, emek harcadığım sendikam tarafından yaşadım. Bu ihraç daha sonra 2020 yılında ‘sosyal medya paylaşımları gerekçesiyle örgüt üyeliği iddiası’ ve ‘sendikal eylemlere katılma’ yaşadığım haksız ve hukuksuz gözaltı, ev hapsi, mesleğimden ikinci kez açığa alınma, yargılama sürecinde iddianameme delil olarak eklendi” diye belirtti.

    “HAKSIZ, HUKUKSUZ VE KEYFİ BİR ŞEKİLDE İHRAÇ EDİLDİM”

    1 Ağustos 2022 tarihinde 14 yıllık mesleğinden haksız, hukuksuz ve keyfi bir şekilde ihraç edildiğini vurgulayan Yeşil, şunları dile getirdi:

    “İhracımda bahsi geçen 375 No’lu KHK’nın geçici 35. Maddesi, bakanlıklara keyfilik tanıyan, istediğini istediği gibi bir disiplin soruşturması süreci geçirmeden ya da tamamlamadan atabilirsin rahatlığı veren bir maddeydi ve geçerliliği 31 Temmuz itibariyle sona erdi. Bu geçici maddenin geçerliliği sona ermeden hemen önce 6000 kişi kamudan hukuksuz ve keyfi bir biçimde ihraç edildi. Bugün gasp edilen sadece 14 yıllık mesleğim değildir. Gasp edilen ailemin ve benim gece gündüz çalışarak harcadığımız emeğimiz, alın terimiz ve geleceğimizdir. Bizlere KPSS’de hiç kimse soruların cevaplarını vermedi, hiç kimse atanmamız için torpil yapmadı, kendi emeğimiz ile elde ettik mesleğimizi. Bugün hala devam eden keyfi ve hukuksuz uygulamalarla mesleğimden ihraç edildim bu kararı kabullenmek mümkün değildir” dedi.

    “SİVİL ÖLÜME TERK EDİYORLAR”

    Haksız ve hukuksuz ihraçların ilk olmadığını ve bu saldırılar püskürtülmezse son da olmayacağını belirten Yeşil, “Bugün beni mesleğimden, öğrencilerimden, okulumdan uzaklaştıranlar, halkımıza da gözdağı vermeye çalışmıştır. Emek, demokrasi, hukuk ve adalet mücadelesi verenlerin, onların yanında olup destekleyenlerin cezalandırılma aracı olan bu ihraçlar, toplumu korkutma, yıldırma, sindirme politikasının bir parçasıdır. Haksız, hukuksuz ve keyfi ihraçlar son bulana kadar, emeğimiz, haklarımız, geleceğimiz için bir arada olmalı, birlikte mücadele etmeliyiz. İşimi, öğrencilerimi ve ekmeğimi geri istiyorum. İhraç edilirken sadece MEB’den atmıyorlar, mesleğinizi özel sektörde de yapmanıza imkan tanımıyorlar. ‘Ağaç kökü yesinler’ diyerek sivil ölüme terk ediyorlar. İhraç edilmem öncelikle büyük bir haksızlık hissi yarattı ve bu durum psikolojik etkiler yarattı. Sadece benim de değil ailem de bu süreçten etkilendi. 5 yaşındaki kızım, ‘Anne neden okula gitmiyorsun diye soruyor,’ eşim de ekonomik krizden etkilendi aylarca işsiz kaldı, ailece ekonomik olarak sıkıntılı süreç yaşadık, yaşıyoruz” diye konuştu.

    Cihan BERK/PİRHA

  • 14 Aralık’ta duruşması var; ‘İntihar yerine isyan etmeyi tercih ettim’-VİDEO

    14 Aralık’ta duruşması var; ‘İntihar yerine isyan etmeyi tercih ettim’-VİDEO

    PİRHA-OHAL KHK’si ile işinden ihraç edildikten sonra Ankara’da eylemler yapan sağlık emekçisi Mahmut Konuk, ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçlaması ile mahkemeye çıkacak. Konuk, 14 Aralık’taki duruşma için dayanışma çağrısı yaparak, hükümeti de Seyit Rıza’nın “Ben sizin hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu, ama siz de bana boyun eğdiremediniz bu da size dert olsun” sözleriyle eleştirdi.

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından, Çankaya Toplum Sağlığı Merkezi’nde çalışırken ihraç edilen Mahmut Konuk, Ankara’da ‘İşimi geri istiyorum’ eylemi yaptığı için 14 Aralık’ta bir kez daha mahkemeye çıkacak.

    Mahmut Konuk, 22 Kasım 2016’da 677 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildikten sonra “40 yıllık emeğimi gasp edenler, iki elim yakanızda” yazılı önlüğünü giyerek eylemlerine devam etmekte. Konuk, “İşime geri dönmek istiyorum” talebini sürdürürken hakkında açılan yeni davaya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “İNTİHAR ETMEK YERİNE İSYAN ETMEYİ TERCİH ETTİM”

    Pir Seyit Rıza’nın “Ben sizin hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu. Ama siz de bana boyun eğdirmediniz bu da size dert olsun” sözleriyle konuşmasına başlayan Mahmut Konuk, Diyarbakır’da intihar eden KHK’lı Fatma Demirel’in yaşadıklarını da anımsattı. Konuk, ihraç politikaları sonucu birçok emekçinin hayattan koparıldığını ifade ederek şunları ekledi:

    “İlk intihar haberini aldığımız kişi Mehmet Fatih Traş oldu. İhraç edilmiş bir akademisyendi. İş için başvurduğu bütün kapılar yüzüne kapanınca Fatih Traş, 10. kattan kendisini atıp intihar etmişti. Kalp krizi geçirip ölen SES Malatya eski şube başkanı 1 yıl sonra görevine iade edildi, 550 civarında KHK’li hayatını kaybetti. Bunların içerisinde 100’e yakını intihar etti, kalp krizi geçirdi ve inşaatlardan düşerek öldü. Ben de intihar etmek yerine İsyan etmeyi tercih ettim. Otuz yıldır demokratik hak alma mücadelesi içerisindeyim. Devlet, onun için beni hedef haline getirmişti. 7 Kasım 2016 tarihli bir polis fişlemesinde benim için ‘PKK-KCK içerisinde faaliyet yürütüyor’ denilerek ‘hedefimiz konumundadır’ diye bahsediliyor. Ancak PKK-KCK konusunda hakkımda açılan bir dava yok. 2 yıl sonra örgüt üyeliğinden bir dava açıldı ancak o da PKK değil DHKP-C…

    İddia şu: Ben 28 Eylül 2018’de örgüt toplantısı için İstanbul’a gitmişim!
    O tarihte gittiğim yer Silivri’deki yeğenimin nişanıydı. Nişan davetiyesi ile halay görüntülerini mahkemeye sundum. Savunmamda ise ‘Hayatımı kayda geçirip sırtımda mı taşıyacağım?’ dedim. Bir sene sonrasında bir daha gözaltına alındım ve bu defa 2019 tarihinde İstanbul’a gitmem örgüt üyeliğine kanıt olarak gösterildi. Yani hilelerinden vazgeçmiyorlar. Baktılar ki bir örgüt davası için bunlar tutmuyor bu sefer peş peşe ‘cumhurbaşkanına hakaret’ yoluna başvurdular.”

    “AMA BEN GALİLEO GİBİ DE YAPMAYACAĞIM!”

    Mahmut Konuk, ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçlaması ile 14 Aralık saat 11:45’te Ankara 54. Asliye Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak. “Cumhurbaşkanına hakaret denilince akan sular duruyor” diyen Konuk, işlediği iddia edilen suçlama hakkında şunları söyledi:

    “Bu kez ‘işimi geri istiyorum’ eylemlerimin birinde Futbol Federasyonu’nu eleştirmiştim. O tarihlerde Fatih Terim, Futbol Federasyonu’nu eleştiriyor ve Futbol Federasyonu da diyor ki ‘efendim bu konuda kararı biz vermedik. Maçlar seyircili mi yoksa seyircisiz mi oynanacak biz belirleyici değiliz.’

    Bilimsel bir yanıt vermek yerine ‘Cumhurbaşkanımız karar verdi’ deniliyor. Ben de bunun üzerine ‘Maçların seyircili mi yoksa seyircisiz mi oynanmasından araba camlarının filmine kadar her şeye karar vermenin bir kişinin iki dudağı arasında olduğu rejimin adı faşist diktatörlüktür. Böyle bir rejim ancak Hitler Almanya’sında Mussolini İtalya’sında Saddam’ın Irak’ında görülebilir. Demokratik ülkelerde böyle bir şey yok’ dedim ve bu ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ olmuş.

    Ben rejimin niteliği ile ilgili bir eleştiride bulunuyorum. Futbol Federasyonu’nu eleştiriyorum. Bir de bu sözlerim arasında ‘Yalan söylediler. Darbe ile ilişkiliydiler diyerek bizi işten attılar. Hani bizim darbeyle iltisakımız? İşleri güçleri yalan’ demişim. Bundan da ‘halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek’ suçu çıkarıyorlar. Yani iki ceza birden istiyorlar.

    Hakim ve savcılar, rejimin niteliği hakkında söz söyledim diye burdan hakaret çıkarmaya çalışıyorlar. Ama oyunları bizi yıldıramayacak. Ceza verseler dahi; Galileo Engizisyon Mahkemesi karşısında ‘Evet dünya tepsi gibidir dönmüyor’ dedi. Ama ben Galileo gibi de yapmayacağım. Mahkeme salonunda da ‘Bunun adı faşizmdir’ demeye devam edeceğim.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘100 binin üzerinde kayıp silahla bir darbe mi yoksa iç savaş mı planlıyorsunuz?’

    ‘100 binin üzerinde kayıp silahla bir darbe mi yoksa iç savaş mı planlıyorsunuz?’

    PİRHA-Milletvekili Ali Kenanoğlu, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait kayıp olduğu iddia edilen silahlara ilişkin konuşarak, iktidara “Bir darbe mi yoksa iç savaş mı planlıyorsunuz?” diye sordu. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda 15 Temmuz Darbe Girişimi sırasında kaybolduğu iddia edilen silahlara ilişkin verilen araştırma önergesi üzerine konuştu.

    HDP tarafından TBMM Başkanlığı’na sunulan araştırma önergesinin gerekçesini açıklamak üzere söz alan Kenanoğlu, 14 Mart 2018 tarihindeki mermi ve mühimmat bulundurma hakkını artıran genelgeyi de hatırlatarak gerekli soruşturma süreçlerinin yürütülmemesi açısından iktidara, “Bir darbe mi yoksa iç savaş mı planlıyorsunuz?” diyerek seslendi.

    “100 BİNİN ÜZERİNDE UZUN NAMLULU SİLAHTAN BAHSEDİYORUZ”

    Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis Genel Kurulu’nda şunları söyledi:

    “Kayıp silah ne demek? Herhâlde konuyu bilmeyen bir vatandaş izlese, mühimmat aracı yolda giderken birkaç silah düşürmüş, bunlar da kaybolmuş filan zanneder. Oysa konu bu değil. Konu: Bizzat yetkililer tarafından dağıtılan silahlar. İlk kez Ankara’da işlenen bir cinayette ortaya çıkıyor. 15 Temmuz darbe girişiminden on beş gün sonra Mustafa Maraş isimli bir kişi MP5’le birini öldürüyor, 1 kişiyi de yaralıyor ve sanık Mustafa Maraş bu silahın, MP5 silahın kendisine 15 Temmuz 2016’da yani darbe girişiminde Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından verildiğini söylüyor, oradan aldığını söylüyor. Bu, mahkeme tutanaklarına giriyor. Konu kamuoyuna yansıyor ve Ankara Valiliği açıklama yapıyor, ‘Evet, biz o gün halka uzun namlulu silahlar dağıttık.’ diyor, resmî açıklama yapıyor. 15 Temmuz davası görülürken bilirkişi 3 tane G3, 8 tane Kalaşnikof’un kaybedildiğine yönelik bir tespitte bulunuyor. Fakat İçişleri Bakanlığının açıklamaları, resmî raporları ve internet sitelerine baktığınız zaman, durum, öyle, 3 tane, 5 taneyle ilgili değil; 2014 yılındaki rakam 14.682 silahın kaybolduğu, 2016’da darbe girişiminden sonra ise kayıp silah rakamı 107.628 olarak açıklanıyor. Yani 100 binin üzerinde uzun namlulu silahtan bahsediyoruz.

    Şimdi, bu konuda 200 bine yakın rakam olduğunu iddia edenler de var ancak resmî rakam, bu, 107 bin rakamı. Şimdi, bu, son olarak sosyal medyada bir tartışma konusu oldu. Malum çete lideri ya da mensubu ‘15 Temmuz’un hemen akabinde, ülke genelinde demokrasi nöbetleri tutulurken, ağustosun ilk haftasında Esenyurt Cumhuriyet Meydanı’nın arkasında arabaya koyulan bir kasa Kalaşnikov marka uzun namlulu silahın İstanbul Balat’a gittiğini ve orada Ak Parti İstanbul Gençlik Kolları Başkanı olan Taha Ayhan’ın yardımcısı olan Osman Tomakin’e teslim edildiği, silahların Balat’ta Demir Kilise olarak bilinen Sveti Stefan Kilisesi hizasındaki boş bir ara sokakta başka bir arabaya yüklendiğini’ iddia ediyor.

    Şimdi, bu olaylarda ismi geçen Ahmet Onay, olayı doğruluyor yani ‘Evet, oraya gittik’ diyor ‘Bir nakil oldu ama silah mıydı ben bilmiyorum’ diyor. O kadar da diyecek tabii yani onlar silahtı demeyecek. Diğer taraftan da bir anda 14 Mart 2018’de bir genelge yayınlanıyor ve mermi, mühimmat miktarı artırılıyor. Yani sizin ruhsatlı silahınız var, ruhsatlı tabancanız var, yılda 200 mermi alma hakkınız var, bu bir anda bine çıkartılıyor. Neredeyse her taraf bir cephaneliğe dönüşüyor.

    Şimdi, yetkililer ne diyor bu konuda? Soru önergeleri verilmiş, İçişleri Bakanı önce diyor ki: ‘Ya, bu mümkün değil’ diyor. ‘Böyle şey olur mu falan’ diyor. Yani kendi internet sitesine bakmıyor herhâlde. Daha sonra verilen soru önergelerine cevap verdiğinde de bunu doğruluyor ve ‘Kayıp Eşya Ve Belge Projesi’ne işlendiğini ve arandığını’ söylüyorlar. Kime verildiğini biliyorsunuz, kimlerin dağıttığını biliyorsunuz e ama nerede arıyorsunuz yani? ‘Aranıyormuş, Kayıp Eşya Ve Belge Projesi çerçevesinde aranıyor.’ Tabii, bu kayıp silah konusu yeni gündemin konusu değil yani bu yılların konusu değil. 90’lı yıllarda Mehmet Ağar bu konuda yargılanıyor. Ankara’da faili meçhuller davasında yargılanıyor, kendisine soruluyor, deniliyor ki: ‘Bu kayıp silahlar nerede, nedir bu durum?’ Diyor ki: ‘Ben depo sorumlusu değilim, bilemem.’ diyor.

    Şimdi, silahların nereye dağıtıldığını, kimin dağıttığını biliyorsunuz. İsim isim biliniyor, nerelere dağıtıldığı da biliniyor ancak siz hâlâ silahları arıyorsunuz, henüz bulamadınız!

    Yani ne yapmaya çalışıyorsunuz, yani bir darbe mi planlıyorsunuz, iç savaş mı planlıyorsunuz? Çünkü hani, iç savaş lafını bilerek söylüyorum, 100 bin silahla öyle çatışma filan olmaz, savaş olur ya. Bildiğiniz savaş çıkar yani ve savaş yapılır yani. 100 bin silah ve onların mühimmatları bütün bunlar nerede, kimde ve neden araştırılmıyor?
    Devleti organize suç örgütlerinden ayıran şey hukuktur. Yani bir devlet hukuka bağlı ise ancak ona devlet diyebiliriz. Eğer hukuku yok sayıyorsa, bu tür durumlarda meselelerin araştırılmasını, yargılanmasını yerine getirmiyorsa artık bu devlet, bu iktidar hukukun dışındadır ve ne buna ‘devlet’ denir, ne de bu iktidara ‘iktidar’ denir. Ancak bu, mafyacılıktır, mafya yöntemidir.

    Bütün bunların ortaya çıkarılması için bu araştırma önergesinin kabul edilmesi gerekir ki işte o zaman samimiyetinizi ve hakikaten hukuka bağlı olup olmadığınızı da bir şekilde görmüş olalım. O anlamıyla araştırma önergesini desteklemenizi talep ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Meclis’te 15 Temmuz törenleri dini ritüelle başlayacak ve bitecek

    Meclis’te 15 Temmuz törenleri dini ritüelle başlayacak ve bitecek

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılacağı 15 Temmuz törenleri için milletvekilleri ve diğer davetlilerden koronavirüs testi yaptırmaları talep edildi. Törenler, dini ritüellerle başlayıp aynı şekilde son bulacak. 

    BirGün’de yer alan habere göre, Yüzlerce insanın yaşamını yitirdiği 15 Temmuz darbe girişiminin dördüncü yıldönümünde Ankara’da yapılacak törenler saat 10.00’da Karşıyaka Mezarlığı’ndaki 15 Temmuz Demokrasi Şehitliği’nde başlayacak. Buraya yapılacak ziyaretin ardından TBMM’de bulunan 15 Temmuz Şehitler Anıtı önünde saat 12.00’de anma töreni düzenlenecek. Törende Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve TBMM Başkanı Şentop konuşacak.

    İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener dışında muhalefet partilerinin liderlerinin etkinliğe katılmayacağı ifade edildi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayacak anma töreni kapsamında 15 Temmuz 2016 gecesi, Meclis bahçesindeki bombanın düştüğü alana karanfil bırakılacak. Program kapsamında daha sonra Kuran da okunacak.

    SPORCULAR NÖBET TUTACAK

    Gençlik ve Spor Bakanlığınca 81 ilden Ankara’ya getirilecek sporcular saat 22.30’da TBMM 15 Temmuz Anıtı önünde demokrasi nöbeti tutmaya başlayacak. Saat 22.45’te saygı duruşunda bulunulacak ve İstiklal Marşı okunacak. Nöbet sabah namazı ile son bulacak.

    KONSER ÖNCESİ DE TEST

    Bugün Cumhurbaşkanlığı yerleşkesinde Fahir Atakoğlu’nun da katılacağı bir konser düzenlenecek. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Devlet Çoksesli Korosu üyeleri konserde sahneye çıkacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hem TBMM’de hem de konserde bulunacağı ve tüm katılımcılardan koronavirüs testi istendiği de bildirildi. İyi Parti Lideri Akşener’in de bu nedenle test yaptırdığı açıklandı. (HABER MERKEZİ)

  • SES: OHAL Komisyonu derhal lağvedilmeli

    SES: OHAL Komisyonu derhal lağvedilmeli

    PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) OHAL KHK’leri ile 796 üyesinin kamu görevinden uzaklaştırıldığına dikkat çekerek, “Kimi üyelerimiz haklarında soruşturma dahi yokken ihraç edildi. 611 üyemiz 2 yıldan fazla süredir hukuka aykırı ihraç kararlarının etkili bir hukuksal denetimden geçmesi için beklemekte” dedi.     

     15 Temmuz darbe girişimi sonrasında OHAL Kararnameleri ile görevlerinden uzaklaştırılan kamu emekçilerinin işe iadeleri konusunda mücadeleleri sürüyor.

    SES, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun kurulmasının üzerinden iki buçuk yıl geçmesine rağmen işe iadelerin halen yapılmadığına hazırladığı rapor ile dikkat çekti.

    OHAL KHK’leri ile toplam 796 üyesinin kamu görevinden ihraç edildiğini aktaran SES, OHAL Komisyonuna başvuru yapan 796 üyesinden 117’sinin başvurusunun sonuçlandığını, 42 üyenin başvurusunun olumlu sonuçlanıp görevlerine iade edildiğini, 58 üyenin ise başvurusunun reddedildiğini duyurdu.

    “OHAL KOMİSYONU HUKUKSUZLUĞU DEVAM EDİYOR”

    SES Yönetimi, 611üyesinin 2 yıldan fazla süredir ihraç kararlarının etkili bir hukuksal denetimden geçmesi için beklediklerini vurgulayarak OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonuna dair şu tespitleri paylaştı:

    “OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu, 23 Ocak 2017 günü 685 sayılı OHAL KHK’sı ile kurulmuş ve kamudan ihraç edilmiş yüz binlerce kamu emekçisinin ihraç başvurularını iki yıl içinde değerlendirmek ve karar altına almakla yetkilendirilmiştir.

    OHAL İşlemlerini İnceleme Komisyonu OHAL hukuksuzluğunu sürdürmektedir. OHAL Komisyonunun başvuruların reddine dair kararları başta masumiyet karinesi olmak üzere Anayasal hak ve güvenceleri ihlal eder niteliktedir. Komisyon ret kararlarını ‘irtibat ve iltisak’ gibi hukuksal bir değer taşımayan tespitlere dayandırarak, siyasi iktidarın düşmanlaştırdığı kesimlerin kamudan ihracını onama aygıtı olmaktadır.

    “RET KARARLARIYLA MASUMİYET KARİNESİ İHLAL EDİLMEKTEDİR”

    “Anayasa’nın 38. Maddesine göre; suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz. Keza AİHS’nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ‘Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır. ‘OHAL Komisyonu bu ilkeleri ihlal etmektedir.

    Kimi üyelerimizin haklarında soruşturma ve mahkeme kararı dahi yokken ihraç edildikleri görülmektedir. İhraç kararına yasal dayanak yaratma amacıyla soruşturma başlatılması ve ceza kararları verilmesi hukuksuzluğun bir başka boyutudur. OHAL komisyonu adeta bir yargı makamı gibi hareket etmiş, suçların kanuniliği ilkesini ihlal ederek ret kararlarına ‘irtibat ve iltisak’ tespitlerini gerekçe yapmıştır. Bugün siyasi iktidar temsilcileri başta olmak üzere üyelerimiz hakkında ihraç kararları veren kurum yöneticilerinin, üyelerimiz hakkında adli soruşturmaları yürüten kolluk ve adli personelin pek çoğunun 15 Temmuz darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ ile ‘iritibat ve iltisak’ halinde olduklarına dair pek çok veri kamuoyunun bilgisi dahilindedir. Bu aşamada OHAL Komisyonu kararlarına karşı açılan davaların, yürütülen hukuksal sürecin de adil bir yargılama olmadığını belirtmek isteriz.”

    “HAKLARIMIZI GÜVENCE ALTINA ALACAK YARGILAMALAR YOK”

    SES raporunda verilen kararlar ile OHAL rejiminin devamını sağlama amacı taşındığı da ifade edilerek “Kimi ihraç gerekçelerinin yargı kararı ile açıkça ortadan kalkmış olmasına rağmen başvuruların ret edilmesi komisyonun uluslararası sözleşmeleri, anayasayı ve yasaları hiçe saydığını ve suç işlediğini göstermektedir. İdari bir komisyon, kendisini anayasanın üzerinde göremez, görmemelidir” denildi.

    “KOMİSYON DERHAL LAĞVEDİLMELİ”

    OHAL komisyonunun kendisini mahkemelerin yerine koyduğu da ifade edilirken “Komisyonun mahkeme kararlarını yok sayarak karar vermesi hukuksuzdur ve bu şekilde verilen kararların kabul edilmesi mümkün değildir” denilerek şöyle devam edildi:

    “Suça bulaştığı iddia edilen kamu görevlileri ile ilgili tüm hukuki işlemler, kendisini mahkemelerin yerine koyan OHAL Komisyonunca değil, mevcut hukuk sistemi içinde yer alan mahkemeler aracılığıyla yürütülmelidir.

    Komisyon derhal lağvedilmeli ve haklarında herhangi bir yargı kararı bulunmayan, hukuken suç olmayan gerekçelerle ihraç edilen tüm emekçiler bütün haklarıyla birlikte derhal görevlerine iade edilmedir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Tek bir soruşturma açılmadan 130 binin üzerinde emekçi ekmeğinden edildi’-VİDEO

    ‘Tek bir soruşturma açılmadan 130 binin üzerinde emekçi ekmeğinden edildi’-VİDEO

    PİRHA- SES Eş Başkanı Gönül Erdem, OHAL ile birlikte ülkenin yeni bir döneme girdiğini söyledi. Erdem, “Bir gece yarısı ilan edilen KHK’larla işçiler, emekçiler sabah uyandıklarında işinden, ekmeğinden edildiklerini öğrendiler. Kendilerine tek bir soru sorulmadan, tek bir soruşturma açılmadan 130 binin üzerinde emekçi ihraç edildi” diye konuştu.

    Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Gönül Erdem, OHAL’den emekçileri nasıl etkilendiğini PİRHA’ya anlattı.

    Erdem, “15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında ilan edilen OHAL ile birlikte ülke yeni bir döneme girdi. 24 Haziran sonrası resmileşen uzun süredir fiili olarak yürütücülükte olan tek adam rejimine o günden kendi alt yapısını oluşturmaya başlamıştı. Darbe girişimini Cumhurbaşkanı kendi ifadeleri ile Allahlın bir lütfu olarak görüp, bugün kendi rejimini de adım adım inşa etmeye başlamıştı. Ve maalesef 24 Haziran’da da OHAL koşullarında hiçbir demokratik hakkın kullanımına izin verilmeyen zor, zulüm, hile ile savaş politikalarıyla gayri resmi bir şekilde seçim sonuçlarıyla birlikte tek adam rejimini ilan etmiştir” dedi.

    130 BİNİN ÜZERİNDE EMEKÇİ İHRAÇ EDİLDİ

    Seçim sonuçlarının da emekçiler için gayri meşru olduğunu dile getiren Erdem OHAL ile birlikte emekçiler üzerindeki baskıyı şöyle özetledi:

    “15 Temmuz’un biz emekçiler için ayrı bir önemi var. 15 Temmuz sonrası ilan edilen 20 Temmuz’daki OHAL ile beraber ülke artık OHAL ve KHK düzenine döndü. KHK rejimi ile yönetilmeye başlandı ve kendisine itaat etmeyen, biat etmeyen kendisi gibi düşünmeyen her kesimi cezalandırmaya başladı. Kimini gözaltına alarak, kimini tutuklayarak, kimine yaptığı cezalandırmalarla yurt dışına çıkışlarına sebep olarak emekçilerinde ekmeğiyle, işiyle tehdit ederek açlıkla terbiye etmeye çalışarak cezalandırma yöntemlerine başladı.

    OHAL’i gerekçe göstererek OHAL ile ilgisi olmayan bir sürü düzenleme yaptı. Ülke 20 Temmuz ile beraber yeni bir şeyle tanıştı. Bir gece yarısı ilan edilen KHK’larla işçiler emekçiler sabah uyandıklarında işinden, ekmeğinden edildiklerini öğrendiler. Kendilerine tek bir soru sorulmadan tek bir soruşturma açılmadan 130 binin üzerinde emekçi ihraç edildi.”

    “YARGI SÜREÇLERİ İŞLETİLMİYOR”

    “Çoğu neden ihraç edildiğini bilmiyor. Sadece resmi gazetede çıkan ismi üzerinden ihraç edilmişti. Ve hala bugünde hukuksal süreci işletemediğimiz için 2 yıldır birçok arkadaşımız açlıkla terbiye edilmeye çalışılıyor. Hala bir soruşturma yürütmüyorlar.

    Bir OHAL incelenme komisyonu icat ettiler, bu ülkede yargı, mahkemeler varken yine mahkemeyi devre dışı bırakıp atadıkları 7 bürokratı kendi denetiminde çalışan 7 bürokratın işleri çözmesini beklediler. Elbette bu OHAL inceleme komisyonuna da o dönem söyledik bunu ne iç hukukta ne uluslararası hukukta karşılığı yoktur, yasalda değildir. Yargı süreçleri işletilmiyor, yargı süreçleri kapatıldı.

    1 yıldan daha fazladır OHAL inceleme komisyonu başlamasına rağmen hala kendisine başvuran 100 binin üzerindeki dosyadan sanırım 25 bin dosyayı inceledi. Daha bu sürecin ne kadar süreceğini bize gösteriyor aslında. Daha öncede işçilerin, emekçileri ekmeğiyle tehdit ve açlıkla terbiye etmek bir yöntemdi. Ve 30 binin üzerinde işçi emekçi ve aileleri ile birlikte dâhil ettiğimizde milyonları bulan sayı maalesef bu sistem tarafından cezalandırıldı.
    Demokrasi barış mücadelesi vermek, emek mücadelesi yürütmek, kendilerine biat, itaat etmeyenlerdi. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası olarak ta elbette bizde bu darbe ve darbe sonrası ilan edilen OHAL ve KHK rejiminin yönelimlerini gördük.”

    “KLİNİKLER KAPATILDI, HASTALAR MAĞDUR EDİLDİ”

    “Sağlık alanındaki politikalardan gördük. 16 yıldır dönüşüm politikaları hız kesmeden devam etti. Emekçilerin iş yükü, iş yoğunluğu alabildiğine artarak devam etti. Bu ihraçlarla beraber daha da sorun haline geldi. Yani  birçok yerde, hastahanelerde klinikler kapatılmak zorunda kaldı. O bölümde çalışan hocalar doktorlar ihraç edildi, hemşire arkadaşlarımız ihraç edildi. Ve dediğim gibi bundan kaynaklı klinikler kapatıldı ve hastalar mağdur edildi. Bunun verilerini daha önce kamuoyuyla paylaşmıştık. Yine ihraç edilen 10 binlerce sağlık emekçisinden dolayı devam eden sağlık emekçisinin de işi yükü, iş yükü iş yoğunluğu arttı. Alanda çeşitli bize yansımaları çok boyutlu oldu.”

    “2 HATTA 3 DEFA İHRAÇ EDİLEN ARKADAŞLARIMIZ VAR”

    “İhraç boyutuna baktığımızda başından beri ilan edilen KHK ile beraber toplamda sağlık ve sosyal hizmet alanında 11 binden daha fazla emekçi ihraç edildi. Sendikamız üyesi de bunlar içinde 785 kişi.785 bizim üyemizdir. Ve 2 yıllık süreçte 16 arkadaşımızı yine KHK ile yine, işine döndü. 2 arkadaşımızı OHAL inceleme komisyonu dosya inceleme sonrası işine başlatıldı, diğer arkadaşlarımız içinde maalesef ki hala belirsizlik devam ediyor.
    OHAL inceleme komisyonundan yanıt bekliyoruz. Oradan gelen yanıtlara göre yargı sürecini başlatacağız. Bunun dışında en başta uygulamaya koydukları (YDK) Yüksek Disiplin Kurulu tarafından arkadaşlarımız ihraç edildi. Şu anda hala 17 arkadaşımız YDK ihraç edildi ve mahkeme süreçleri devam ediyor onların. Ama yaşanan bir ilginçlik de şu. 8 arkadaşımız hem YDK ile ihraç edildi, aynı zamanda bu yetmezmiş gibi ben seni bir kere attım devlet memurluğundan. Ama yetmedi öyle bir düşman politikası var ki aynı zamanda ilan ettikleri KHK’ya koyarak bir kez de oradan ihraç ettiler. Şu anda devlet memuru olmayan birini tekrardan KHK sokup ihraç etmek ikinci bir hukuksuzluk tur, ikinci bir usulsüzlüktür dememize rağmen, maalesef ki dediğim gibi arkadaşlarımız 2 hatta 3 defa ihraç edilen arkadaşlarımız var.”

    “Ve hepsiyle ilgili de ayrı ayrı yargı süreci işletmemiz gerekiyor. Tek bir dosya üzerinden bunu götüremiyoruz. Yine daha öncesinden emekli olduğu halde KHK ile ihraç edilen arkadaşlarımızı gördük. Dediğim gibi bu hukuksuzluk ve düşman hukuku aslında sınır tanımıyor. Ama bizler ebetteki sadece ihraç edilen 785 arkadaşımız değil, kamuda sağlık hizmet alanında bir bütününde ihraç edilen bütün arkadaşlarımızın, bütün işçilerin bütün emekçilerin mücadelesini kararlılıkla hep birlikte yürütmeye devam edeceğiz.”

    “HAKLIYIZ, KAZANACAĞIZ”

    2 yıldır bu mücadeleyi kararlılıkla yürüttüklerini vurgulayan Erdem, asla bir adım geri atmayacaklarını söyledi. Başından beri bütün üyeleri ile her türlü dayanışma ilişkisini geliştirip mücadeleyi birlikte örgütlediklerini ifade eden Erdem, “Örgütlü olmanın farkını, örgütlü olmanın güzelliğini, hep beraber yaşamaya yaşatmaya çalıştık. Bu yapılanlar da elbette ki her yerde söylüyoruz. Bir iyilik değil, örgütlü olmanın farkıdır, örgütlü olmanın ayrıcalığıdır, güzelliğidir. Aynı zamanda devrimci olmanın demokrat olmanın, barış ve insan haklarını savunanların da yapması gereken temel görevlerdir. Biz bu mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğiz. Biz haklıyız ve mutlaka kazanacağız” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Akıncı Üssü davası yarın başlıyor: 486 kişi hâkim karşısına çıkıyor

    Akıncı Üssü davası yarın başlıyor: 486 kişi hâkim karşısına çıkıyor

    Darbe girişimi sırasında komuta merkezi olarak kullanılan Akıncı Üssü’nde yaşanan olaylara ilişkin dava yarın başlıyor. Davada 486 kişi yargılanıyor.

    15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sırasında darbecilerin komuta merkezi olarak kullandığı Akıncı Hava Üssü’ndeki eylemlere ilişkin 486 sanığın yargılanmasına Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince yarın başlanacak.

    Fethullah Gülen, eski Hava Kuvvetleri Komutanı Akın Öztürk, “sivil imam”lar oldukları iddia edilen Adil Öksüz, Kemal Batmaz, Harun Biniş, Nurettin Oruç ve Hakan Çiçek ile uçaklarıyla çeşitli noktaları bombalayan pilotların da aralarında bulunduğu sanıkların yargılanacağı davada, duruşmalar 29 Ağustos’a kadar Sincan Cezaevi’ndeki duruşma salonunda devam edecek.

    Davanın bir numaralı sanığı Gülen, iki numaralı sanığı Öksüz, üç numaralı sanığı ise Batmaz olarak gösteriliyor. Mahkeme Başkanı Selfet Giray, yargılama başlamadan önce Sincan Cezaevi kampüsündeki duruşma salonunda incelemelerde bulundu.
    Duruşma salonunda sanık yakınları için ayrılan bölüme sayıları çok olduğu için müştekiler oturacak. Salona az sayıda sanık yakını da alınacak.

    DAVA BİRLEŞTİRİLDİ

    Gülen ile 2 numaralı sanık Öksüz’ün de aralarında bulunduğu iddianamede kimi sanıkların “Anayasa’yı ihlal, Cumhurbaşkanı’na suikast, yasama organını ortadan kaldırmaya teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs, silahlı terör örgütü yönetmek, askeri komutanlıkların gasbı, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, mala zarar verme, kamu malına zarar verme, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, ibadethanelere zarar verme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından cezalandırılmaları isteniyor. Duruşmayı, özellikle Kahramankazan’da yaşamını yitiren yurttaşların yakınları ve yaralananlarla AKP Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı başkanlığındaki Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de izleyeceği belirtildi.

    Öte yandan darbe girişimi sırasında emekli Orgeneral Mendi’nin kaçırılmasına ilişkin 4 sanıklı dava ile eski Albay Bilal Akyüz hakkındaki dava, Akıncı Üssü’ndeki darbe eylemleriyle ilgili 481 sanıklı davayla birleştirildi. Böylelikle Akıncı Üssü’ndeki olaylara ilişkin davanın sanık sayısı 486’ya çıktı.

    7 FİRARİ SANIK VAR

    Sanıklardan 461’inin tutuklu bulunduğu davada, adli kontrol şartıyla serbest bırakılan 18 kişi tutuksuz yargılanacak.
    Aralarında Gülen ve Öksüz’ün de bulunduğu 7 firari sanık hakkında ise yakalama kararları bulunuyor. Davanın firari sanıkları arasında, Konutkent’te Empati Danışmanlık Şirketi adına kiralanan 3 katlı villada Öksüz başkanlığında darbeye hazırlık toplantılarına katıldığı iddia edilen ve Akıncı Üssü’ndeki haritalarda parmak izi çıkan eski Jardarma Yarbay Turgay Sökmen de yer alıyor.

    Yine darbeye hazırlık toplantılarının yapıldığı iddia edilen Mebusevleri Mahallesi Anıt Caddesi’ndeki evi kiralayan Ahmet Sürmen, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a suikast girişiminin sanıklarından ve Yunanistan’a kaçarak sığınma talebinde bulunan SAT komandosu eski Üstçavuş Fatih Arık ve eski Kıdemli Çavuş Halit Çetin ile darbeye hazırlık toplantıları için kullanılan evleri kiralayan sivil sanık Serkan Aydın da firariler arasında bulunuyor.