PİRHA- Sivas Kangal’a bağlı Bakırtepe köyündeki Demir Export firmasına ait altın madeninin kapasite artırımı için aldığı “ÇED olumlu” kararının iptali için açılan davanın duruşması bugün görüldü. Savunmalar ardından mahkeme heyeti kararı farklı bir tarihte açıklayacağını belirtti.
Sivas’ın Kangal ilçesi Bakırtepe bölgesinde, halkın itirazına ve mahkeme kararlarına rağmen siyanürle altın madeni işletmeciliği sürüyor. Bölgede Koç Holding’e ait Demir Export firması siyanürlü altın madeni için kapasite genişletmeye çalışıyor.
Kapasite artırımı için aldığı ‘‘ÇED olumlu” kararının iptali davası bugün görüldü. Bölge halkı, “Vahşi madenciliğe karşı doğamıza ve geleceğimize sahip çıkıyoruz” diyerek, davaya çağrı yapmıştı.
Sivas İdare Mahkemesi’nde görülen davaya Sivas Çevre Platformu üyesi Adnan Yılmaz, Ege Bölgesi Sivaslılar Federasyonu Başkanı Hüsnü Kaya, dava avukatlarından Sevda Karataş ve Bakırtepe köylüleri katıldı.
Mahkeme heyeti kararı farklı bir tarihte açıklayacağını belirtti.
KARATAŞ: DAVA HAK İHLALLERİ İLE DOLU
Duruşma sonrası yapılan açıklamada konuşan Avukat Sevda Karataş çokça ihlallerle karşılaştıklarını belirterek, “Davada karşımıza çıkan ihlaller karşımıza çıkan ilk ihlaller değildi. Bugün buradan çıkacak karar olumlu olursa mücadelemizi güçlendirir, olumsuz olursa mücadeleyi güçlendirmez için başka yollar arayacağız. Mücadelenin büyümesi içinde bu sesin yaygınlaşmasını talep ediyoruz” dedi.
Sivas’ın bir çok ilçesinde devam eden maden çalışmalarının bölge topraklarını tarumar etmeyi amaçladığını kaydeden Sivas Çevre Platformu üyesi Adnan Yılmaz ise, “Bu süreç bizlerde endişe yaratıyor. Bölgede suların kesildiği, toplu ölümlerin olduğu bir ortamda maden şirketleri faaliyetlerini aynı şekilde devam ettiriyor. Maden alanı Bakırtepe köyüne 2 kilometre ötede. Alaca’nın köyünde yine aynı şekilde maden çıkarmak için çalışmalar sürdürülmektedir. Sivas’ı vahşi madencilik anlayışıyla tarumar etmeye çalışmaktalar. Bizler Sivas Çevre Platformu olarak Bakırtepe’deki dostlarımızın yanında olduğumuz gibi yaşanacak bütün mağduriyetlerde halkımızla birlikte olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
KAYA: PEŞKEŞ ÇEKİLEMEZ!
Ege Bölgesi Sivaslılar Federasyon Başkanı Hüsnü Kaya da, “Sivas bölgesinde madenler talan ediliyor. Ama Sivas’a bir çay kaşığı kadar faydası olmaz. Bu madenler bu topraklardan götürülüyor. Sivas’ın hakkın korumak adına ülkeyi yönetenlere sesleniyoruz; buralar kimselere peşkeş çekilemez” ifadelerini kullandı.
PİRHA- İzmir’in Bayraklı ilçesinde alkollü sürücülerin motoruna çarpması sonucu yaşamını yitiren Haşim Karakoyun’un davasının ilk duruşması görüldü. Sanık Mehmet Ali T. ifadesinde suçlamaları kabul etmeyerek kamera görüntülerine rağmen Haşim Karakoyun’un kendisine çarptığını iddia etti. Sanık 85 promil alkolü olmasına rağmen ‘kendimdeydim’ diyerek trajikomik bir savunmada bulundu.
İzmir’de 20 Şubat gecesi Koray T. ve Mehmet Ali T.’nin içinde bulunduğu araç, motosikletle seyir halindeki Haşim Karakoyun’a çarpmış ve iki çocuk babası Karakoyun kaza yerinde hayatını kaybetmişti. Karakoyun’a çarpan araçta bulunan ve alkollü oldukları belirlenen iki kişi de aracı diğer kişinin kullandığını söylemiş, araçta bulunan iki kişi savcının tutuklama istemiyle mahkemeye çıkarılmış ancak İzmir Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Kamuoyunun yoğun tepkisi üzerine Mehmet Ali T. 15 Mart tarihinde tutuklanmıştı.
Bayraklı Adliyesi 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya Haşim Karakoyun eşi, çocukları ve kardeşlerinin yanı sıra yakınları katıldı. Haşim Karakoyun’un ailesi, çocukları ve kardeşleri davaya müdahil olarak sanık Mehmet Ali T.’den şikayetçi olduklarını belirterek cezalandırılmasını talep etti.
‘ALKOLLÜYDÜM AMA KENDİMDEYDİM’ SAVUNMASI!
Tutuklu bulunan ve SEGBİS yoluyla mahkemeye bağlanan Mehmet Ali T. kaza anında 81 promil alkollü olmasına rağmen kendisinde olduğu savunmasında bulunarak, “Olay günü kuzenin ile Gümüldür’e gitmiştim. Sadece iki bira içtim. Eşim hamile olduğu için eve geldim. Sol şeritten sağ seride geçmeye çalıştım. Motor kör noktama denk geldi ve bir ses duydum.. Kaza bu sebeple meydana geldi. Alkol almıştım ama kendimdeydim. Haşim Karakoyun’a ben çarpmadım, tam tersi kendisi bana çarptı” dedi.
İFADELERİ ÇELİŞTİ
Karakol ve savcılık ifadelerinde aracı kuzeni olan Koray T.’nin kullandığını ve uykulu olduğunu söyleyen Mehmet Ali T. mahkemede ise bu savunmasının aksine aracı kendisinin kullandığını ve uykulu olmadığını iddia etti. Bilirkişinin tamamen kusurlu olduğunu belirtiği rapora dair fikri sorulan Mehmet Ali T. ise soruya ‘Söyleyecek bir şeyim yok’ diyerek karşılık vererek şunları söyledi:
“İfademde aracı kuzenim olan Koray T.’nin kullandığını belirtmiştim ama doğru konuşmadım. Aracı ben kullanıyordum ve uykulu değildim. Yolda zik zak yaptığımın belirtiliyor. Aksine orta şeride geçmeye çalışıyordum. Eşim hamile ve tutuksuz yargılanmak istiyorum.”
KARAKOYUN’UN AVUKATI: 1.15 PROMİL ALKOLLÜYDÜ!
Duruşmada savunma yapan Haşim Karakoyun’un avukatı Ulaş Dürmüş ise Mehmet Ali T.’nin kazayı yapmadan iki saat önce yola çıktığını ve her saat başı alkol promil oranının 0.15 promil düştüğünün esas alınmasıyla bu oranın 1.15 promile tekabül ettiğini söyledi. Kaza anında Haşim Karakoyun’un 110 metre sürüklendiğine ve aracın 170 metre sonra durabildiğine dikkat çeken Dürmüş, tahmini hızın 120-130 civarında olduğuna işaret etti. Sanık Mehmet Ali T’nin 85 km hızla gittiğini iddia etmesinin gerçekliği olmadığını vurgulayan Karakoyun’un avukatı Dürmüş davanın Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesi talebinde bulundu.
TUTUKLULUK HALİNE KARAR VERİLDİ
Savcı, Karakoyun Ailesinin Avukatı Dürmüş’ün mahkeme değişikliği talebini incelemek için süre talep etti ve hakim sanık Mehmet Ali T.’nin tutukluluk haline karar vererek duruşmayı 12 Haziran tarihine erteledi.
PİRHA- Deniz Poyraz’ın katleden Onur Gencer’e verilen cezayı değerlendiren dava avukatlarından Türkan Aslan Ağaç, verilen cezanın yetersiz olduğunu, olayın siyasi sorumlularının da ceza alması için mücadeleye devam edeceklerini söyledi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir il binasına silahlı saldırı düzenleyen ve Deniz Poyraz’ı katleden Onur Gencer’in yargılandığı davada kararın açıklanmasının ardından İzmir Adliyesi önünde basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, sık sık “Deniz Poyraz ölümsüzdür”, “Katiller halka hesap verecek” ve “Deniz’e sözümüz devrim olacak” sloganları atıldı. Açıklamaya Deniz Poyraz’ın ailesinin yanı sıra HDP milletvekilleri Pero Dündar, Serpil Kemalbay, Murat Çepni, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, siyasi parti, insan hakları, kadın örgütü temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.
Açıklamada konuşan dava avukatlarından Türkan Aslan Ağaç, duruşma salona girerek, davanın esasına ilişkin sözlerini söyleyemediklerini belirtti. Soruşturma ve yargılama sürecinde katili azmettiren ve yardım edenlerin ortaya çıkarılmaması için çaba harcandığını aktaran Ağaç, “Bu dosyada bir yargılama yapılmadı. Yapılan sadece hüküm kurmak adına bir faaliyetten ibaret. Eğer bu siyasi partiye bir saldırı varsa burada toplumsal bir kaos yaratılmak, birlikte yaşama arzusuna bir saldırılmak istenmiştir. Anayasal düzenin ortadan kaldırılması hedeflendi. Fakat kurulan hükümde taleplerimizin göz ardı edildiğini görüyoruz. HDP’nin örgütlenme, siyaset yapma hakkına saldırı yapıldı. Bu da Türk Ceza Kanununun 110 ve 114 maddelerine göre yargılama yapılmalıyken bu da yapılmadı” dedi.
İÇİŞLERİ BAKANININ YARGILANMASI TALEBİ
Yargılamada ayrıca siyasi faillerin de görmezden gelindiğini ifade eden Ağaç, “Türkiye’de 2015 yılından beri HDP’yi ve HDP’lileri hedef haline getiren siyasal dil kullanılmakta. Bu nedenle saldırılar yaşanmaktadır. İçişleri bakanının görevi güvenliği sağlamakken her ağzını açtığında saldırıları meşru görmekte ve yeni saldırılara zemin yaratmaktadır. Bu nedenle İçişleri bakanı hakkında da ek iddianame düzenlenmesi talebinde bulunduk. Fakat bu da karşılık bulmadı. Verilen karar ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olabilir ancak eksik bir karardır. Gerçek adalet sağlanması için gerçek yargılama faaliyeti yürütülüp devlet içine çöreklenmiş bütün kişilerin sanık sandalyesine oturması lazım. Bunu yapana kadar hukuk mücadelesini sürdüreceğiz” diye konuştu.
“VİCDAN ORTAKLIĞI”
Ardından konuşan CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da, katil Onur Gencer’e kahraman muamelesi yapıldığını söyledi.
Tanrıkulu, yargının insan hakları ihlallerinin faili konumunda olduğunu sözlerine ekleyerek, “Burada olmayanlara da şunu söylemek istiyorum; Eğer bir siyasal zeminde buluşulacaksa bunun yolu vicdan ortaklığı yaratmaktır. Zalimlik karşısında asgari bir vicdan ortaklığı yaratamıyorsak alacak çok yolumuz var. Dava boyunca sanığın geçmişine dair hiç bir araştırma yapılmadı. Bir sosyal medya paylaşımında yedi ceddiniz araştırılıyor. Ancak bu katile kahraman muamelesi yapıldı. Şemdinli dosyasında dönemin emniyet istihbarat başkanı ‘hırsız evin içindeyse kilit işe yaramaz’ demişti. Bu olayın faili bu siyasal iktidar, onun kolluk güçleri ve onların gösterdi çerçevede yargılama yapan yargı mensuplarıdır. Yargı insan hakları ihlallerinin faili konumuna düşmüştür. Ama bu dosya kapanmayacak. Sizlere söz; bunun siyasal ortaklarını ve vekil olarak bana ‘telefonla içeri giremezsin’ diyen heyet hafızamızda yerlerini aldı. Bu süreçte yer alanlar mutlaka yargı önüne çıkacaklar” ifadesini kullandı.
“SADECE KATİL DEĞİL DEVLETTE SUÇÜSTÜ YAKALANDI”
HDP Hukuk ve İnsan Haklarından Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Serhat Eren ise sadece katilin değil devletin suç üstü yakalandığına vurgu yaparak, şunları kaydetti:
“Bugün sözde bir duruşma yapıldı. Duruşmada Kürdü katleden, katile ‘abicim’ diyenler, soruşturmanın başından itibaren arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılmasını istemeyen savcı, avukatların tüm taleplerini reddeden mahkeme heyeti vardı. Duruşmada öldürülen Kürdün avukatları, dostları yoktu. Duruşmada tek bir taraf vardı. Bu yargı pratiğini sadece bu duruşmadan bilmiyoruz. İktidarın bu yaklaşımını JİTEM dosyalarından, Tahir Elçi, Ape Musa’nın katledilmesinden biliriz. Ama burada sadece katil suçüstü yakalanmadı. Suçüstü yakalanan devlet içindeki yapılanmaydı. Suçüstü yakalanan derin devletin ortaya çıkarılması için mücadele ortaya koyduk. Bu nedenle içeri girmeniz istenmedi. Mücadelemizin adliye dışında da sürecek.”
“NEDEN KATİLİ SAVUNUYORSUNUZ?”
Deniz Poyraz’ın annesi Fehime Poyraz ise, HDP İzmir il binası önünde kurulan nöbet çadırının hesabının verilmesini isteyerek, “O çadır oradan kalkacak. Çünkü kızım bir bedel verdi. Kaç senedir ben ayağımı atamıyorum. Kızımın kanı oraya döküldü. Bu devlet mahsus o çadırı oraya koydu. Benim kızım orada şehit oldu. Katili duruşmaya sokuyorlar. Neden katili savunuyorsunuz? Siz söylüyorsunuz, o intikam alıyor. Poligonda eğitim aldı, kim o an güç verdi? Devlet güç verdi. Gitti kızımı katletti, çıkınca polis sarılıyor ‘ismin nedir’ diye. Adalet böyle midir?” diye sordu.
PİRHA- Deniz Poyraz davası öncesi Aliağa Cezaevi Yerleşkesi önünde konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, davanın tek sanıkla kapatılmasına izin vermeyeceklerini söyledi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir il binasına silahlı saldırı düzenleyen ve Deniz Poyraz’ı katleden tetikçi Onur Gencer hakkında açılan davanın 7’inci duruşması Aliağa Şakran Cezaevi Yerleşkesinde görülecek.
HDP İzmir İl Örgütü, duruşma öncesi yerleşke önünde basın açıklaması yaptı. “Katillerden hesap soracağız. Faşizm yenilecek biz kazanacağız” pankartının açıldığı açıklamada, sık sık “Deniz Poyraz ölümsüzdür”, “Katiller halka hesap verecek” ve “Deniz’e sözümüz devrim olacak” sloganları atıldı.
Açıklamaya Deniz Poyraz’ın ailesinin yanı sıra HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, HDP milletvekilleri Züleyha Gülüm, Serpil Kemalbay, Pero Dündar, Murat Çepni, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (THİV) Genel Sekreteri Coşkun Üsterci, İnsan Hakları Derneği (İHD) Onursal Başkanı Akın Birdal, Kamu Emekçileri Sendikası, çok sayıda baro başkanı, siyasi parti ve sivil toplum örgütleri temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.
Açıklamada konuşan HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, olayın gerçekleştiği andan itibaren gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye yönelik sistematik bir faaliyet yürütüldüğünü söyledi. Türkiye’nin 3’üncü büyük şehrinde, 3’üncü büyük partisinin il binasında katliam amacıyla cinayet işlemenin tek başına yapılamayacağını söyleyen Sancar, başlı başına bu durumun, cinayetin siyasi ve örgütlü bir eylem olduğunu gösterdiğini vurguladı.
“SİYASİ CİNAYETLER TARİHİ”
Türkiye’nin sürekli siyasi katliam ve cinayetlere tanıklık etmek zorunda kaldığına dikkati çeken Sancar, “Türkiye tarihi siyasi cinayetlerle doludur, hepsinde de izlenen yöntem aynıdır. Bu cinayetlerin arkasındaki bağlantılar, özellikle devlet içindeki ilişkiler araştırılmak bir yana, sürekli örtülmüştür. O nedenle ülke sürekli yeniden siyasi katliam ve cinayetlere tanıklık etmek zorunda kalmıştır. Bir kanlı girdap yaratılmıştır, bu kanlı girdap bu ülkeyi bugün huzurdan, barıştan, demokrasiden, adaletten bütünüyle uzaklaştırmıştır. Eğer daha önce işlenen siyasi cinayetlerin gerçek bağlantıları ve planlayıcıları, koruyucuları ortaya çıkarılsaydı, ülke şimdi bu utançlar içinde kalmayacaktı” diye belirtti.
“DAVA KAÇIRILDI”
Mahkemenin de gerçeği ortaya çıkaracak araştırmalardan kaçındığını kaydeden Sancar, “Nihayet bu dava kamuoyu gözünden kaçırılmak için buraya taşınmıştır. Bu senaryo çok tanıdıktır, bu senaryo ülkeye adaletsizliği ve hatta faşizmi yerleştirmek isteyen zihniyet sahiplerinin 10 yıllardır kurduğu tezgahtan farklı değildir. Bu cinayet işlendiğinde, Deniz Poyraz kardeşimiz katledildiği anda söylediğimiz şeylerden biri de ortada bir kaos planının bulunduğudur. Kaos planı toplumu dizayn etmek için ve sistemi daha da otoriterleştirmek amacıyla devreye sokulmuştur. Bu kaos planının engellenmesi için bizler elimizden gelen her türlü çabayı harcadık, yoldaşlarımızla, dostlarımızla birlikte durmadan bu yolda çalışmalar yürüttük” ifadelerini kullandı.
“ADALETSİZLİK, GÜVENSİZLİK YARATIYOR”
Adaletsizliği derinleştiren, her mahkeme kararının, herkesi güvensizlik içinde yaşamaya mecbur bıraktığına işaret eden Sancar, şöyle devam etti:
“Adalet ortadan kalktığında, hiç kimse kendi güvende hissedemez. Buradan mahkeme heyetine bir kez daha sesleniyoruz. içeride de bu çağrımızı yineleyeceğiz. Hakimlerin görevi maddi hakikati, gerçekliği ortaya çıkarmaktır. Ceza yargılamasının hukukunun evrensel temel kuralı budur. Maddi hakikat ortaya çıkmadan adalet gerçekleşmez. Adalet gerçekleşmezse toplumsal barış ve huzur sağlanamaz. Bizlerin her biri gibi hakimler de bütün yargı mensupları da bu güvensizlik ortamının tehditleri altında yaşarlar. Eğer bugün gençler bu ülkede umudunu kaybetmişse, gençlerin yüzde 70’i bu ülkede yaşamak istemiyorsa, tam da bu güvencesizlikten kendilerini güvensiz bir ortamda yaşamak mecburiyetinde hissettiklerindendir.”
“KAPATILMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ”
Dosyanın tek sanıkla kapatılmasına izin vermeyeceklerini söyleyen Sancar, “Tek kişi cezalandırıldığında arkasındaki bütün bağlantılar, devlet içindeki ilişkiler örtülmüş olacaktır. Örtülünce yeni cinayetler için de zemin daha da olgunlaştırılacak. Buna izin vermeyeceğiz, mahkemeden hangi karar çıkarsa çıksın, beklentimiz hakimlerin vicdanlarına uygun davranarak, vicdanlarına göre karar vererek, bu bağlantıları, devlet içi ilişkileri, bunun dışındaki çete bağlantılarını ortaya çıkarmaya yönelik bir karar vermesidir. Bunu yapmazlarsa, bunun takibi bizlere düşecektir. Bundan önce olduğu gibi, bundan sonra da hakikati ortaya çıkarmak, adaleti, hakikat üzerine kurmak için mücadelemize kesintisiz devam edeceğiz” diye konuştu.
KADINLAR AÇIKLAMA YAPTI
Sancar’ın ardından Kadınlar Birlikte Güçlü İzmir üyeleri, açıklama yaptı.
Açıklamayı yapan Didar Gül, Deniz’i katletmenin bir çok anlamı olduğunun farkında olduklarını kaydederek, şunları kaydetti:
“Deniz’i katletmek Kürt halkına bitmez bilmez saldırıların bir parçasıdır. Deniz’i katletmek kadın düşmanlığının, erkek aklın en açık biçimidir. Direnenlere gözdağı vermekti, aleviler, kadınlar işçiler Kürtler LGBT’ler bugün bu gözdağını gördü buna karşılık sokaklarda meydanlarda mesajını en güçlü biçimde vermeye devam ediyor. Deniz’i katledenlerin o faşist düzen için yapmadıkları kötülük yok. Bu kötülüğü saldırıyla gerçekleştiriyorlar. Gözaltı işkence saldırıları yetmiyor bakıyorlar direnenler direnmeye devam ediyorlar çeşitli suçlar işlemeye devam ediyorlar. Katledilen her bir kadının direnişini sahiplenerek mücadele etmeye devam ediyoruz. Aliağa Şakran Cezaevi İnfaz Kurumunun önündeyiz bizim buraya mahkeme dememizi bekliyorlar. Ama biliyoruz buradan çıkacak adalet erkek adalettir. Biz kadınlar sokakta adalet arayacağımızı sokakta olmaya devam edeceğiz.”
PİRHA- HDP İzmir il binasına saldırarak Deniz Poyraz’ı katleden Onur Gencer hakkında açılan davanın 4’ncü duruşma öncesi konuşan Anne Fehime Poyraz, “Onlar Deniz’i öldüreceğiz dedi ama Deniz ölmedi aktı her yere. Binlerce Deniz oldu. Denizler hiçbir zaman ölmez” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir il binasına 17 Haziran 2021’de silahlı saldırı gerçekleştirerek Deniz Poyraz’ı katleden Onur Gencer hakkında açılan davanın 4’üncü duruşması İzmir 6’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı.
Duruşma öncesinde konuşan Deniz Poyraz’ın annesi Fehime Poyraz mücadele etmeye devam edeceklerini kaydederek, “Deniz ölmemiş içimizde yaşıyor. Bütün halk Deniz’in oldu. Onlar Deniz’i öldüreceğiz dedi ama Deniz ölmedi aktı her yere. Binlerce Deniz oldu. Denizler hiçbir zaman ölmez. Kadınları güçlü görüyorlar, her zaman güçlü olacağız, ayakta olacağız mücadelemize devam edeceğiz” dedi.
PİRHA- HDP İzmir il binasına 17 Haziran 2021’de düzenlediği silahlı saldırıda Deniz Poyraz’ı katleden fail Onur Gencer hakkında açılan davadan sonra yapılan açıklamada, davanın karartılmaya çalışıldığı belirtildi. açıklamada, “Bu katil sırtını hangi duvara dayadıysa ön tuğlanın çekilip duvarın yıkılması gerekiyor” denildi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir il binasına 17 Haziran 2021’de düzenlediği silahlı saldırıda Deniz Poyraz’ı katleden fail Onur Gencer’in yargılandığı davanın 3’ncü duruşması sonrası İzmir Bayraklı Adliyesi önünde basın açıklaması yapıldı.
Açıklamaya Deniz Poyraz’ın ailesi HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç ile HDP milletvekilleri, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, İHD Onursal Başkanı Akın Birdal, Van, Diyarbakır, Siirt, Bingöl, Urfa baro başkanları yanı sıra demokratik kitle örgütleri, sendika, siyasi parti temsilcileri, kadın, hukuk ve insan hakları örgütleri temsilcileri ve çeşitli illerden çok sayıda yurttaş katıldı.
“KARARTILMAYA ÇALIŞILIYOR”
Açıklamada konuşan İzmir Barosu Başkanı Özkan Yücel, mahkeme heyetinin yetki belgesini kabul etmemesine tepki gösterdi. Soruşturmanın başından beri karartılmaya çalışıldığını belirten Yücel, mahkemenin de bunu sürdürdüğünü söyledi. Yücel, “Mahkemeden taleplerimiz oldu. Ama reddedildi. Hakimlerin reddi yoluna gittik” dedi.
Diyarbakır Baro Başkanı Nahit Eren, barolar olarak ilk günden itibaren davayı takip ettiklerini kaydederek, “Bu cinayetin normal bir cinayet değil siyasi bir suikast olduğunu biliyoruz. Bir kaosa neden olabilecek bir saldırı olduğunu biliyoruz. Davayı takip etmek istediğimizi zapta geçmesini istedik. Bu da reddedildi, bu heyetin duruşmayı tarafsız yönetemeyeceğini ve ağırlığını kaldıramayacağını düşünüyoruz. Katilin arkasındaki güçler ortaya çıkmadığı sürece ülkede kimsenin can güvenliği olduğundan söz edemeyiz. Gerçekleri ortaya çıkarmaya devam edeceğiz” diye konuştu.
“DUVARIN YIKILMASI GEREKİYOR”
Urfa Barosu Başkanı Mehmet Velat İzol, ülkedeki bütün siyasi parti ve hukuk kurumlarının bu davayı takip etmesi gerektiğini söyleyerek, “Bu dosyanın üstü kapatılırsa başka siyasi partilere yönelik saldırılar ve siyasi cinayetler işlenecektir. Bu katil sırtını hangi duvara dayadıysa ön tuğlanın çekilip duvarın yıkılması gerekiyor” diye belirtti.
“BU HEYET DOSYAYI YÜRÜTEMEZ”
Siirt Baro Başkanı Kenan Bilge, bu davanın tüm yurttaşların fikir hürriyetine, demokratik düzene yapılan bir suikastlar davası olduğunu söyledi.
Van Barosu Başkan Yardımcısı Hamza Çiftçi ise kısıtlama kararı veren bir heyetin dosyayı yürütemeyeceğini ifade ederek, “Bu dosya aydınlığa kavuşan kadar takip edeceğiz” dedi.
“ARKADAKİ GÜÇLER ORTAYA ÇIKARILSIN”
Bingöl Barosu Başkan Yardımcısı Nuran Aydın, kanunsuz olmasına rağmen mahkemenin ara karardan dönmediğini hatırlatarak, şöyle konuştu: Böylece davayı tarafsız yürütemeyeceğini göstermiş oldu. Katilin arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılmasını istiyoruz.
“KATİL YARGIDAN GÜÇLÜ!”
İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, 1990’lardan beri bu davalara katıldıklarını hatırlatarak, “Ama bir katilin kendisini bu kadar güçlü hissettiği bir dava görmedim. Katil devlet dili sertleştiği için bu hakkı kendinde görüyor. 30 yıllık bir hukukçu olarak bu hâkimin özgür olmadığı bir durum var. Katilin kendini yargıdan daha güçlü gördüğü bir yargılama gördük” diye konuştu.
“AKP, DERİN DEVLETİN KENDİSİ”
CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise, darbe döneminde bile yargının bu kadar pervasız olduğunu görmediğini kaydederek, “Hukukla, yasayla, adaletle ve vicdanla bağdaşmayan tamamen keyfi kararlar alınıyor. Bir yargıç nasıl yetki belgesini kabul etmez. Bugüne kadar hiç bir mahkeme salonunda olmamış. Bir katilin yargı tarafından korunduğu başka bir dönemde yok. Kendisi burada olsa hepimizi öldürecek. Twitter atarsanız 5 gün gözaltında kalırsınız, bu katil 24 saat gözaltında kaldı. AKP bu sistemin sorumlusudur. Derin devletin kendisi oldular” dedi.
“KARARTILMAK İSTENİLİYOR”
HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede de, aynı güçlerin katili korumaya devam ettiğini ifade ederek, konuşmasına şöyle devam etti:
“Savcı gerçeğin ortaya çıkarılması için değil karartılması için elinden geleni yaptı. Katliam davasında her 3 duruşmada üzerindeki baskı nedeniyle mahkeme ve hakimlerin adil bir yargılanma tesis etmek gerçekliği ortaya koymak gibi bir niyeti olmadığını gördük. Heyetin reddini talep ettik.”
CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun ‘ekim ayı insan hakları ihlalleri raporu’na göre; eylem, etkinlik, basın açıklamalarında 180 kişi gözaltına alındı, bunlardan 11’i tutuklandı. 9 kişi hakkında da toplantı ve gösteri yürüyüşüne katıldığı için dava açıldı. Rapora göre ekim ayında 187 kişinin yaşam hakkı ihlal edildi.
EKİM RAPORU: İŞKENCE, GÖZALTI, DAVA…
CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, ‘ekim 2021 insan hakları ihlalleri raporu’nu yayınladı.
Raporda; 165’i iş cinayeti, 22’si kadın cinayeti olmak üzere 187 kişinin yaşam hakkının ihlal edildiği belirtildi. Rapora göre cezaevlerinde 181 işkence olayı yaşandı. Cezaevindeki işkence olayları raporda şöyle anlatıldı: “Bu kişilerin fiziksel/psikolojik şiddete maruz kaldığı, isteği dışında başka cezaevine gönderildiği, sağlık hakkının engellendiği, beslenme, yatak, sıcak su, iletişim haklarının verilmediği belirlendi.”
İŞKENCE OLAYLARININ SAYISI 196
Rapora göre ekim ayında biri çocuk (Kırıkkale) olmak üzere en az 110 kişi gözaltında ya da gözaltı merkezleri dışında işkenceye maruz kaldı. Ayrıca ekim ayında düzenlenen eylem ve gösterilerde de en az 86 kişi kolluk güçlerinin fiziksel şiddetine maruz kaldı. Raporda toplantı ve gösterilerde dövülerek, gaz sıkılarak, ters kelepçe takılarak gözaltına alınanlar ile işkence gördüğü halde bunu açıklamayan, suç duyurusunda bulunmayanların olduğuna da vurgu yapılarak gerçek sayının bunun çok üzerinde olduğu belirtildi.
Rapora göre eylem, etkinlik, basın açıklaması gibi olaylarda en az 180 kişi gözaltına alındı, 11 kişi tutuklandı. Ay içinde, en az 11 miting, etkinlik, açıklama engellendi, yasaklandı. Toplantı ve gösteriler nedeniyle en az 27 kişi hakkında soruşturma, 9 kişi hakkında dava açıldı.
SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARINDAN 25 GÖZALTI
Rapora göre ekim ayında 2 gazeteci gözaltına alındı, en az 2 gazeteci hakkında soruşturma açıldı. Görülen davalarda 2 gazeteci hapis-para cezasına mahkum edilirken, 6 gazeteci ise beraat etti.
Yine raporda yer alan verilere göre ekim ayında sosyal medya paylaşımları nedeniyle en az 25 kişi gözaltına alındı, 4 kişi (Berna Laçin, Gazeteciler Hasan Cemal, Oktay Candemir, Pınar Gayıp) hakkında soruşturma açıldı. Görülen davalarda en az 4 kişi hapis/para cezasına mahkum edildi, 1 kişi beraat etti.
İşkenceyle gözaltına alınmalarına rağmen haklarında dava açılan ve duruşmalarda da sayısız hukuksuzluğa maruz kalan kayıp yakınları ve avukatları 3. duruşmayı değerlendirdi. Bedel ödemek zorunda kalmalarının mücadeleden alıkoyamayacağının altını çizen Cumartesi Anneleri, “Susmayacağız” dedi.
“Bizim kaybetmeyi göze alamayacağımız tek şey insanlık onurumuzdur. Susmayacağız, insanlık onurumuzun gereği olarak hakikat ve adalet talebimizden vazgeçmeyeceğiz” diyen Cumartesi Anneleri 870. hafta açıklamalarında, yargılandıkları davanın 3. duruşmasındaki gelişmeleri aktardı.
700. hafta yapılmak istenen açıklamaya polis müdahale etmiş aralarında kayıp yakınlarının da olduğu onlarca kişi polis işkencesiyle, yerlerde sürüklenerek gözaltına alınmıştı. Gördükleri işkenceye rağmen gözaltına alınanlar hakkında dava açıldı. Davanın görülen ilk iki duruşmasında sayısız hukuksuzluk yaşanmış, kayıp yakınları mahkeme heyetine “siz bizi yargılayamazsınız” diye tepki göstermişti.
24 Kasım Perşembe günü 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın avukatları yargılamayı değerlendirdi.
KÖKSAL: SUÇLAMALARIN İVEDİLİKLE DÜŞÜRÜLMESİ GEREK
İstanbul Barosu’ndan Tuğçe Duygu Köksal, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini aramanın, bu konudaki hak mücadelesinin, adalet arayışının herhangi bir suç olmadığını vurguladı. 700. hafta eyleminin Anayasanın herhangi bir izne tabi olmaksızın, gerçekleşecek bir barışçıl eylem iken hakkında bir iddianame düzenlendiğini ve 21. Asliye Ceza Mahkemesi’nin ise bu iddianameyi kabul ettiğine dikkat çeken Köksal, “Temel prensiplere aykırı yürütülen bir yargılama olduğunu, temel hakkını kullanan, barışçıl toplantı ve gösteri yürüyüş hakkını kullanmaktan ibaret olan eylemlerin suç olmadığının belirtilmesine, tüm sanıklar, kayıp yakınları hakkında beraat talebine rağmen yargılama hala sürdürülmekte. Yargılamanın ertelendiği Mart ayında görülecek yeni duruşmada derhal haklarında bir beraat kararı verilmesini ümit ediyoruz. Hem Anayasa Mahkemesi hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik içtihadının yerine getirilmesi, herhangi bir suç teşkil etmeyen suçlamaların ivedilikle düşürülmesi gerek” dedi.
Bursa Barosu avukatlarından Cahit Kırkazak ise devletin kaçırıp, kaybettiği çocuklarının akıbetini soran ailelerin eylemine yönelik saldırının devletin suçunun örtbas etme amacı taşıdığına dikkat çekti. Devletin gözaltında ki kişilerin yaşam hakkını korumakla mükellef olduğunu belirten Kırkazak, “Cumartesi Annelerinin çocuklarının akıbetini sormaya, faillerini sormaya, yas tutmaya hakkı vardır. Onları savunmaya, yanlarında olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Diyarbakır Barosu avukatlarından Diyar Çetedir de Cumartesi Anneleri 700. haftaya yönelik polis saldırısında kayıp yakınlarının işkence ve kötü muameleye uğradıklarının altını çizdi. Yapılan eylem ve etkinliklerin ailelerin, kaybettikleri yakınlarının kemiklerini bulmak amaçlı olduğunu kaydeden Çetedir, ailelere saldıran ve işkence eden polislerin görevi kötüye kullanmaktan yargılanması gerektiğini belirtti. Tüm bunları mahkeme heyetine aktarmalarına rağmen taleplerin reddedildiğini söyleyen Çetedir, ailelerle birlikte mücadeleye devam edeceklerini dile getirdi.
TOSUN: SUSMAYACAĞIZ
870. haftanın basın açıklamasını kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Jiyan Tosun okudu. 700. hafta eylemine yönelik polis saldırısı ve işkencesini hatırlatan Tosun, duruşmalar boyunca mahkeme heyetinin kendilerini bağlayan mevcut yasalara dahi meydan okuduğunu söyledi. Tosun, “Oysa yargı bağımsızlığı hâkimlere bağımsız düşünme ve hareket etme sorumluluğu yükler. Hâkimler keyfi olarak değil, hukuka bağlı olarak hüküm vermekle yükümlüdürler. Ayrıca hakimler tarafsızlık ilkesi gereği, kişisel görüş ve değer ölçülerinden sıyrılarak karar vermek yükümlülüğü altındadır. Ancak duruşma sırasında yaşadıklarımız, yargılandığımız bu davada adil bir yargılama yapılmayacağı ve hukuka uygun olarak bir hüküm kurulmayacağı şüphemizi destekledi” dedi.
Yargı tacizinin derhal son bularak yargılananlar hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğinin altını çizen Tosun, şöyle devam etti: “Hak ve özgürlüklerimizin güvencesi olması gereken yargının hak ve özgürlüklerimizi tehdit aracına dönüştürülmesini kabul etmiyoruz. Biliyoruz ki hak ve özgürlüklerin güvence altında olmadığı bir yerde, insan onuruna yakışır bir hayatın yaşanması mümkün değildir. Kimse bedel ödeterek bizim cesaretimizi kırabileceğini düşünmesin. Bizim kaybetmeyi göze alamayacağımız tek şey insanlık onurumuzdur. Susmayacağız, insanlık onurumuzun gereği olarak hakikat ve adalet talebimizden vazgeçmeyeceğiz.”
Adana’da iki çocuğunu istismar eden ve “tanık yok” denilerek verilen hapis cezası bozulan istismar sanığı M.A.K.’nin duruşması ertelendi.
Adana’da 5 ve 6 yaşlarındaki çocuklarına cinsel istismarda bulunmak suçundan yargılanan M.A.K.’ye verilen 35 yıl hapis cezasının Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12’nci Ceza Dairesi’nce bozulması üzerine tekrar başlayan yargılamanın ilk duruşması Adana 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
“Nitelikli cinsel istismar” suçundan açılan davanın karar duruşması 1 Ekim 2020 tarihinde görüldü. Hakkında “çocuğun cinsel istismarı” suçundan 30 yıl, “müstehcen içerik üretmekte çocukların kullanılması” suçundan 5 yıl ve “çocuğun görebileceği yerlerde müstehcenlik” suçundan 7 ay 15 gün hapis cezası verilen M.A.K.’nin avukatı, karara itiraz ederek, istinafa başvurdu. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12’nci Ceza Dairesi’ne götürülen dosya, 20 Ocak’ta karara bağlandı. “İstismarın tanığı olmadığı” ve “suçlamaların ispatlanmadığı” gerekçeleriyle kararı bozan mahkeme, dosyayı tekrar Adana 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi.
Duruşmaya, sanık M.A.K. ile avukatları, çocukların annesi ve avukatları katıldı. Sanık vekillerinin duruşma başlamadan dosya hakkında gizlilik kararı ve yayın yasağı getirilmesi talebi mahkeme tarafından reddedildi.
YAŞADIKLARI YAZILI SUNULDU
Kimlik tespitiyle başlayan duruşmada, sanık M.A.K., önceki duruşmalarda verdiği beyanları yineleyerek, suçsuz olduğunu ileri sürüp, beraatını istedi. Çocuklar ise, adli görüş odasında Ses ve Görüntü Bilişim Sistemleri (SEGBİS) aracılığıyla uzman nezaretinde daha önceki ifadelerini tekrarlayarak, yaşadıklarını anlattı.
İstismara uğrayan 6 yaşındaki çocuk, kapalı bir zarf içindeki mektubu mahkemeye sunarak, “Babamın bütün yaptıkları bu mektupta yazıyor” dedi. Çocukların annesi de sanıktan şikayetçi oldu ve cezalandırılmasını istedi.
TUTUKLAMA TALEBİNE RET
Çocukların avukatları, istinafın kararını eleştirerek, sanığın tutuklanmasını talep etti. Mahkeme, tutuklama talebini istinafın kararını öne sürerek reddetti. Sanığın, mağdurları ve tanıkları korkuttuğu, sosyal medya üzerinden sürekli paylaşım yaparak rahatsız ettiğini belirten avukatlar, çocukların tedavi gördüğü Ruh Sağlığı Hastanesi’ndeki uzman psikiyatristlerin, Kozan’da görev yapan sosyal hizmet görevlilerinin ve çocukların kreş öğretmenlerinin tanık ile bilirkişi olarak dinlenilmesini talep etti. Ancak bu talep de mahkeme tarafından kabul edilmedi.
Sanık avukatları ise, çocukların beyanlarının çelişkili olduğunu ileri sürerek, beraat kararı verilmesi gerektiğini savundu.
Mahkeme heyeti, dosyadaki eksiklerin giderilmesi için bir sonraki duruşmayı 27 Mayıs’a erteledi.
‘TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ’
Duruşmanın ardından Adana Kadın Platformu yazılı bir açıklama yaparak, sanığın hak ettiği cezayı alıncaya kadar pes etmeyeceklerini ifade ederek, “Bu dosyanın kapatılıp zanlının cezasız bırakılmasına, istismar mağduru çocukların sesinin kısılmasına, istismarı ortaya çıkarmak için mücadeleye atılan kadınların umudunun, cesaretinin kırılmasına asla izin vermeyeceğiz” dedi.
PİRHA- Sivas Katliamı’nı protesto ettikleri için yargılanan Alevilerin duruşması 22 Eylül 2021’e ertelendi.
Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenler için 2 Temmuz 2020’de Ankara’da yapılmak istenen anma nedeniyle gözaltına alınan 8 kişi hakkında dava açılmıştı.
İlk duruşması görülen davaya 5 kişi katılırken, 3 kişi de mazeret belirterek duruşmaya katılmadı.
Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen duruşma yapılan savunmaların ardından 22 Eylül tarihine ertelendi.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş, eşi İbrahim Ulutaş ve dernek üyeleri Hasan Kaya ile Orhan Sever’in hakkında açılan davanın duruşması Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam etti. Dava 27 Nisan tarihine ertelendi.
Malatya’da 9 Temmuz 2020 tarihinde yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş eşi İbrahim Ulutaş ve dernek üyesi Hasan Kaya ile Orhan Sever’in ikinci duruşmaları görüldü.
Bugün Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşma 27 Nisan tarihine ertelendi.
NE OLMUŞTU?
Malatya’da Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Toplumsal Dayanışma Derneği’nde yürüttükleri faaliyetler ve sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş eşi İbrahim Ulutaş ve Hasan Kaya gözaltına alınmış, Orhan Sever ise ifade vermesi için Emniyet Müdürlüğü’ne çağrılmıştı.
PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş eşi İbrahim Ulutaş ve dernek üyeleri Hasan Kaya ile Orhan Sever’in hakkında açılan davanın duruşması Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 25 Şubat’ta görülmeye devam edilecek.
Malatya’da 9 Temmuz 2020 tarihinde yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş eşi İbrahim Ulutaş ve dernek üyesi Hasan Kaya ile Orhan Sever’in duruşmaları var.
25 Şubat tarihinde başlayacak davanın duruşması Malatya 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 10.30’da görülecek.
NE OLMUŞTU?
Malatya’da Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Toplumsal Dayanışma Derneği’nde yürüttükleri faaliyetler ve sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş eşi İbrahim Ulutaş ve Hasan Kaya gözaltına alınmış, Orhan Sever ise ifade vermesi için Emniyet Müdürlüğü’ne çağrılmıştı.