Etiket: dedaş

  • Orhan Sarıbal: DEDAŞ tek sorumlu ama anız olsa ne olur?

    Orhan Sarıbal: DEDAŞ tek sorumlu ama anız olsa ne olur?

    PİRHA – Milletvekili Orhan Sarıbal, 15 kişinin yaşamını yitirdiği Mardin ve Diyarbakır’daki yangınlarla ilgili konuştu. Açıklanan resmi bilançonun gerçeği yansıtmadığını söyleyen Sarıbal,Bir ülkede, vicdanın tükendiği yerde insanlık beklemeyin. Onursuzluğun, haysiyetsizliğin, dışlanmanın, ötekileştirmenin, kirlenmenin, dezenformasyonun en fazlasını görüyoruz.”

    Milletvekili Orhan Sarıbal, 20 Haziran’da Diyarbakır’ın Çınar, Mardin’in Mazıdağ ilçelerinde çıkan yangınla ilgili açıklama yaptı. Sarıbal, Tarım ve Orman Bakanı’nı eleştirerek “Gidip görmek, durumu analiz etmek yerine bir açıklamayla yetindi” dedi.

    Orhan Sarıbal, yangın sonrası açıklanan resmi bilançonun gerçeği yansıtmadığını ifade ederek “Temel sorun şu, çok şey söylendi, çok şey anlatıldı ama işin hep sonuçları tartışıldı, sonuçları konuşuldu. Bu sonuçlara getiren sebepler olabildiğince konuşulmadı” diye belirtti.

    “DEDAŞ’IN ZULÜMKARLIĞI KONUŞULMADI”

    CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Mecliste yaptığı basın açıklamasında iktidarın, bakanlığın, yıllardır bölgeye dair sorumluluğunu yerine getirmediğini de belirtti. DEDAŞ’ın yangındaki rolüne değinen Sarıbal, şu yorumda bulundu:

    “DEDAŞ denen, defalarca gidip yerinde çiftçiye nasıl zulüm çektirdiklerini gördüğümüz bu kuruluşun, bu gücün nereden nasıl aldığını, nasıl bu kadar zulümkar olduğunu konuşan olmadı, olabildiğince ve sadece belirli bir konu üzerinden gidildi.

    Neydi konu? Anız mı elektrikten mi? Bir anız meselesine takılındı, duruldu. Vali açıklama yapıyor. Anızlardan kaynaklanan, anız yakmasından kaynaklanan yangın. Vali hakikaten anızın ne olduğunu biliyor mu merak ediyorum. Anız neydi? Peki aynı vali, aynı iktidarın aynı yapının bir ön yargı kültürü üzerinden meseleyi sadece anız yakmaya getirip dayatmasının anlamı ne olabilir? Çok net ve açık oraya gidip yerinde yaptığım tespitte bu yangının DEDAŞ’ın iletim hatlarından kaynaklandığını açık bir şekilde ortaya koyduk. Kaldı ki başka kanıtlar da vardı. Ama birçok kurum ve DEDAŞ da kendi açıklamasını yaparak “bu yangın bizden kaynaklanmadı, bizden elektrik hatlarımızdan kaynaklanmıyor” diye de bir açıklama yaptı. Bu kurumu bu kadar fütursuz hale getiren acaba valinin açıklaması mı? Vali bu açıklamayı yaparken hangi sahiplerle yaptı? Hangi araştırmayı yaptı? Hangi çalışmayı yaptı? Gidip gördük. Uzun yıllardır bakım görmemiş elektrik hatları. Yangının çıktığı o direğin hemen dibine kadar gittim. Yerinde gördüm. Bir çelik direk, arada bir ahşap direk, hiçbir tabanında betonlama yok, sabitleme yok, toprağa gömülü. Bir sonra yine bir çelik direk, ortaya servis, karmakarışık! Durum idare edilsin.

    Elimizde belgeler var. O belgelerde DEDAŞ’ın yetkilisi aranıyor. O yetkiliye açık bir şekilde o telefon açılıp DEDAŞ’ın oraya gelen hattının enerjisinin kesilmesi talep edilecek. Saat 22.35 22.36, 20 Haziran Perşembe gecesi. İki arama var. İkisinde de DEDAŞ’ın yetkilisi cevap vermiyor. Ne diyecekler telefonda? Çok rüzgar var. DEDAŞ’ın telleri çok gevşek. Rüzgardan dolayı birbirine değiyor. Şu anda burada elektrik tellerinin çarpışmasından dolayı ortaya kıvılcımlar çıkıyor. Derhal kesilmesi söylenecek, bu. Ama DEDAŞ’ın yetkilisine ulaşılamıyor. Aradan iki üç dakika geçtikten sonra o kıvılcımlar düştüğü yerde henüz hasat olmamış. Başaklarla bunu tespit ettiğimiz tarladaki kalan kül ve danelerden ve saplardaki renklerden rahatlıkla ayrılabilecek bir yangının başlangıcı %100 demiştik, %100 elektrik iletim hatlarından, %100 çünkü anız dediğiniz şey başaklardan tanelerin alındığı geriye sapın ve kökün kaldığı bir yapı. Böyle bir tarlada anız yani biçim yapıldıktan sonra kalan sap ve kökler yandığında, sarımsı, daha açık renkli bir kül tabakası görüyorsunuz. Bizim bildiğimiz doğal kül rengi. Yani gri, açık, kurşuna benzer bir renk. Oysa buğday tanelerinin olduğu, yani biçilmemiş buğdayın başakların hala olduğu bir tarlada yangın olduysa, oradaki kül simsiyah, siyah bir renk.

    “ORMANLA BERABER 40 BİN DÖNÜM YANDI!”
    15.000 dönümden bahsediliyor. Bütün raporlara, çalışmalara da bakıyorum. Yaklaşık bize gelen bilgiler 40 bin dönüm civarında. Belki bu bütün yanan alan olarak da söylenebilir. Bunun 15.000 dönümünü buğday, arpa yani yanan alanlar olarak değerlendirsek geriye nereden baksanız 25.000 dönümlük bir ormanlık, meşelik alan var. Bunu söyleyen bir tek nokta yok, bir tek kişi yok, bir tek belge yok. Bizzat gözlerimle gördüm, fotoğraflarını çektim. Ağırlıklı meşelik olmak üzere orman vasfı olan yer. Niye bu söylenmiyor? Neden? Niçin? Ormanlar kamu malı olduğu için midir? Kamu kimindir? Kamu kim? Biziz. Halk, oranın halkı. Neden bu ormanlardan bahsedilmiyor?

    “SAVCILIK VATANDAŞIN KARIŞIŞINDA”
    Diğer bir temel konu. DEDAŞ’ın hatlarından kaynaklandığını söyleyen vatandaş savcılık tarafından suç duyurusuna tabi kalıyor. Nasıl bir hukuk ya bu? Nasıl bir ülke burası? Vatandaş yerinde, tarlasında bunu gösteriyor. Bütün bilimsel veriler var. Kaldı ki eş zamanlı olarak bizim bu yangın elektrik direklerinden çıkmıştır. Kurum ve kuruluşlar da bir anda bütünüyle bu yangının DEDAŞ’ın iletim hatlarından, elektrikten çıktığını net bir şekilde ortaya koydular. Ve bu vatandaş da açık bir şekilde, yurttaş İbrahim Eren bu yangının olduğu yeri, ben de tanıklık ettim, kendisi de oradaydı, net bir şekilde gösteriyor. Yani bu ülkede gerçeği söylemek de suç. Savcılık bu insan hakkında suç duyurusunda bulunuyor. Nasıl bir hukuk düzeni? Vali hiçbir şey görmeden kalkıp bu anız yanmasından kaynaklanmıştır diyor. Kurumlar da ona riayet ediyorlar. Ama durumu gören adam, gerçeği gören kişi, “bu olmaz, benim canımı da alsınlar, ben gerçeği söylemek zorundayım çünkü benim canım yandı yanıyor” diyor, bu adam hakkında net bir şekilde suç duyurusunda bulunuyor.

    “DEDAŞ SÖMÜRGECİ BİR KURUMDUR”
    Bu DEDAŞ’ı bu kadar önyargıyla korumak niye? Sömürgeci bir yapıyı, bu kadar koruma nereden gelmektedir? Hangi güçle, hangi anlayışla bu yapılmaktadır? Özelleştirmelerden tutun da bugüne kadar olan tarihsel süreci doğru değerlendirmemiz lazım. Açık bir şekilde. Özelleştirmenin göz bebeği olarak bakmışlardı DEDAŞ’a. Ve yıllarca iktidar elektrikleri de elektrik fiyatı üzerinden destekledi. Unutmayalım, söyleyelim. Şu anda hala 7 saat, 8 saat o bölgede elektrik kesintisi var. Evlerde hasta insanlar var. Solunum cihazına bağlı. Elektrik olmadan olmaz. Artık günümüz şartlarında enerji, elektrik bir insanlık hakkıdır. Söylemeden olmaz. Bugün bu kesintiler açık bir şekilde yapılmaktadır. Ve çok üzgünüm. Özelleştirmeler adı altında belirli şirketlere tanınan imtiyazlar ile o şirketleri böyle vahim ve acı bir olay karşısında bile koruma iş gücüsüyle davranan devlet erki, devleti yöneten siyasal iktidar ve onun valileri de açık bir şekilde bu sömürge sisteminin birer parçasıdır. Hatta ortağıdır. Kendi elleriyle oluşturdukları kartel, DEDAŞ o bölgenin canını okumaktadır.

    “HAYSİYETSİZLİK ÇAĞI”
    Bir ülkede ya da dünyada ya da nerede olursa olsun vicdanın tükendiği yerde siz hiçbir şey beklemeyin. İnsanlık beklemeyin, vicdan beklemeyin, onur beklemeyin, haysiyet beklemeyin. Onursuzluğun, haysiyetsizliğin, dışlanmanın, ötekileştirmenin, kirlenmenin, dezenformasyonun en fazlasını görüyoruz. Hala bugün iktidar ortağı anız diyor. Hala bazı kurum kuruluşlar, bazı medya anız diyor. Nedir ya? Arız olsa ne olur? Elektrik olsa ne olur? Neredesiniz? Yangın çıkabilir. Neredesiniz?”

    (HABER MERKEZİ)

  • Bakırhan: Zulüm için envai çeşit araç gökyüzünde ama yangını söndürecek helikopter yok!-VİDEO

    Bakırhan: Zulüm için envai çeşit araç gökyüzünde ama yangını söndürecek helikopter yok!-VİDEO

    PİRHA – Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Mardin ve Diyarbakır’daki yangınlarda DEDAŞ’ın baş sorumlu olduğunu söyledi. Bakırhan, yangın sürecinde bölge halkına yönelik ırkçılık yapıldığını belirterek, “Bölgede İHA’lar, SİHA’lar, F16’lar, helikopterler var. Yani zulüm etmek için havada bütün araçları kullanıyorlar, yok etmek için envai çeşit araç gökyüzündedir ama yangın çıktığında yangını söndürecek helikopter yok” dedi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, haftalık Meclis Grup Toplantısında konuştu. Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bakırhan’ın öncelikli başlığı Mardin ve Diyarbakır’da yaşanan yangın oldu.

    “FELAKETİN BAŞ SORUMLUSU DEDAŞ’TIR”

    Tuncer Bakırhan, Diyarbakır’ın Çınar ilçesi ile Mardin’in Mazıdağı ilçesindeki yangın nedeniyle yaşamını yitiren 15 kişinin yakınlarına başsağlığı dileyerek konuşmasına başladı. Yaşanan felakete ilişkin Bakırhan şunları söyledi:

    “Bir DEDAŞ belası var, aslında bu defalarca dile getirildi. DEDAŞ bölgede Dehaq olarak anılıyor. Kimse ona DEDAŞ demiyor, ‘Dehaq’ diyor. Bölge halkının aşına, işine, ekmeğine el koyuyor. Bu felaketin baş sorumlusu DEDAŞ’tır. Elektrik faturasını ödeyemeyen çiftçiye ve köylüye anında icra gönderen, malına tarlada el koyan DEDAŞ, elli yıllık odun direklerle hizmet üretiyor. 50 yıldır özellikle Kürt illerinde alt yapı için tek bir yatırım, harcama yapmamış. DEDAŞ da bölgeyi sömürge olarak gördüğü için sürekli artı değerini alarak daha fazla karına kar katmaya çalışmış.

    “DEDAŞ’IN İHMALİNDEN DOLAYI İNSANLARIMIZI YİTİRDİK”

    DEDAŞ, Kürt halkının başına bela olmuş bir şirkettir. DEDAŞ ile bölgeye atanan kayyımların zihniyeti aynıdır. Bölgeyi ekonomik ve siyasi olarak sömürge olarak gördükleri için aynı anlayışla yaklaşıyorlar: Rantını elde et ama hizmet üretme! Rantını elde et ama orada felakete sebebiyet verecek altyapıyı düzeltme.

    Köylere gittiğimizde insanlar feryat figan ediyordu. Bölgede oksijen tüpüne bağlı yüzlerce insan var. Bir anda oksijen tüpüne bağlı olduğu yerde elektrikler kesiliyor. Bazen saatlerce, günlerce elektrik gelmiyor. Bu zulüm değil de nedir? DEDAŞ zulmü dediğimiz zaman birileri DEDAŞ’a arka çıkıyor. Neden arka çıktıklarını da çok anlamadım. Onların uyguladıkları yöntemleri kendileri de uyguladıkları içindir. DEDAŞ, başta Urfa ve Mardin’deki halkımız olmak üzere bölgedeki tüm insanların yaşamına kastediyor. Çiftçiye verilen hibelere bile el koyuyor. Hizmet etmiyor, insanlara eziyet ediyor. En son olarak da bu katliamda DEDAŞ’ın ihmalinden dolayı insanlarımızı yitirdik, mal kaybı yaşadık.

    “ANIZ YANGINI OLMADIĞI TESPİT EDİLDİ”

    Bu büyük felaketin tek sorumlusu var, o da DEDAŞ’tır. Yangının hemen ikinci günü Amed Mühendisler Odası’ndan bir heyet olay yerine incelemeye gitti. O incelemede, yangının iktidara yakın medya organlarının dediği gibi bir anız yangını olmadığını raporlarında tespit ettiler. Yine Diyarbakır Başsavcılığı, evet bu da şaşırtıcı, Diyarbakır Başsavcılığı yaptığı ön incelemede yangının elektrik tellerinden çıktığının, DEDAŞ’ın aslında buna sebebiyet verdiğinin raporlarını açık bir şekilde ortaya koydu. Umarım savcılık bu can ve mal kayıpları konusunda raporlarına uygun davranır ve DEDAŞ hakkında gerekli soruşturma ve araştırmaları tamamlayarak katliama sebebiyet verenlerin doğru bir şekilde yargılanmasını sağlar.

    Mardin Tabip Odası yangından sonra bölgede incelemelerde bulundu. Mardin’de yanık tedavi ünitesi yok. Yani bir büyükşehirde, 21’inci yüzyılda yanık tedavi edilemiyor. Yangınların sık sık çıktığı bir il. Bölge her anlamda, ihtiyaçları konusunda büyük bir yaptırım altındadır.

    İşte bunun hesabını vermeyenler, bu yangına sebebiyet verenlerden hesap sormayanlar, yangının anız yakılmasından çıktığını söylüyorlar. Bugün bir siyasi partinin lideri de ısrarla anız yangını diyor. Yerine gitmeden, incelemeden, yangının ilk çıktığı noktayı görmeden anız olduğunu nereden biliyorlar?

    DEDAŞ özel bir şirket. Ayıptır, milliyetçilik yapıyorsunuz ama bari şirketin hatalarını görün. Bunları dile getirin. Bilmiyorsanız da sessiz kalın. Anız yangını diyenlere şunu söylemek istiyorum. Tarlanın biri biçilmiş, diğerinde ekinler yerinde duruyor. Nasıl ekinler yerde dururken komşusu anızını yakacak? Böyle bir şeye şahit oldunuz mu? Bizim bildiğimiz bütün ürünler biçilir, ürün ortadan kaldırılır, daha sonra köylüler anızını yakar. Böyle bir durum yok. Mesele Kürt olunca DEDAŞ’ı korumak ve kollamak için anız yangını diyorlar. Köylüleri suçlu göstermeye çalışıyorlar. Nasıl bugüne kadar işlemiş oldukları günah ve suçların faturasını mağdur olanlara kestilerse, şimdi bu katliamda da yine DEDAŞ’ı aklamaya çalışıyorlar.

    “YANGINI SÖNDÜRECEK HELİKOPTER YOK!”

    Ağıtlar Kürtçe olunca birileri maalesef bu sesi duymuyor. Hatta zil takıp oynayanları gördük, insanlıktan nasibini almayanları gördük. Yanan Kürt’ün evi olunca, helikopterle müdahale etmemek için bu ülkeyi yönetenlerin gözlerini ve kulaklarını kapattıklarına bu yangında şahit olduk. 2022 yılında yine Türkiye’nin birçok yerinde yangınlar çıktığında hükümet 10 tane gece görüşlü helikopter aldıklarının müjdesini vermişti. Ama bu 10 tane gece görüşlü helikopter Kürt illerinde yok, bölgede yok. Bölgedeki orman yangınlarında yok, bölgedeki tarla yangınlarında yok. Onlar başka yerlerde hizmet veriyorlar. Yanan Kürt’ündür çünkü. Ama bölgede başka bir şey var; başınızı kaldırdığınızda, üç beş kişi bir araya geldiğinde İHA’lar, SİHA’lar, F16’lar, helikopterler var. Yani zulüm etmek için havada bütün araçları kullanıyorlar, yok etmek için envai çeşit araç gökyüzündedir ama yangın çıktığında yangını söndürecek helikopter yok.

    Alın size düşmanlık, alın size ikili hukuk. Böyle deyince de kardeşiz, ümmetiz, düşmanlık yapmıyoruz diyorlar. Sizin huzurlarınızda Meclis çatısı altında bir kez daha yinelemek istiyoruz: Bir an önce yangının olduğu yerler afet bölgesi olarak ilan edilmelidir. Bu bir rica değildir, bu bir talep değildir; bu, ülkenin halkı için yapacağı bir zorunluluktur, bir sorumluluktur. Bir an önce Meclis’te hükümet dahil olmak üzere tüm siyasi partiler afet bölgesi ilan etmelidir. Yangından zarar gören yurttaşlarımızın mağduriyetleri acilen giderilmelidir.

    “CUMHURBAŞKANI TEK BİR LAF SÖYLEMEDİ”

    Böylesine bir felaket yaşanırken, partili cumhurbaşkanı bu felakete ilişkin tek bir laf söylemedi. Bu ülkenin 15 yurttaşı canını yitirdi, onlarcası hastanelerde yoğun bakımda, dünya kadar insanların malı ve ürünü yanmış, yok olmuş, ortada ciddi bir felaket var. Oradan çıkan dumanlar neredeyse Urfa’dan, Antep’ten görülüyor ama bu ülkeyi yöneten cumhurbaşkanı bu meselede sessiz kalmıştır, izlemiştir. Birçok siyasi partinin de liderleri ve merkezleri sessiz kalmışlardır. Evet, bilerek ve isteyerek. Yanan Kürt olduğu için, yanan bölgedeki tahıl olduğu için. Arpanın milliyeti yok, buğdayın milliyeti yok, ay çiçeğinin milliyeti yok. Hepsi aynı fabrikada işleniyor. Mardin’deki buğdayı Trabzonlu da Samsunlu da tüketiyor. İnsana düşmanlık yapıyorsunuz ama bari ürüne düşmanlık yapmayın. Biraz vicdan.

    Yangından sonra sosyal medyadan kimi paylaşımlar yapıldı. Yapılan bu paylaşımları hep beraber gördük. Alçaklar sürüsü, evet alçaklar sürüsü, böyle bir felakette bile oh diyebiliyor. Ülkeyi ne hale getirdiler görüyorsunuz. Ülkenin bir bölgesinde bir halkın yaşadığı acılara oh çeken bir toplumla karşı karşıyayız. Bu ülkeyi yönetenler bunu görmüyor mu, utanmıyor mu? Kürt’ün, muhalifin attığı tweete anında müdahale edenler, sabah 4:30’da kapısına polis gönderenler, anında gözaltına aldıranlar “oh iyi oldu, daha fazla olsun” diyen bu alçak sürüsüne tek bir soruşturma dahi açmadılar.

    “BUNLARA BOŞUNA ‘PUSU İKTİDARI’ DEMİYORUZ”

    Kasayı doldurmak için trafikte radarları öyle yerlere bırakıyorlar ki şaşırırsınız. Üzerine örtü örtüyorlar, ağaç dallarıyla kapatıyorlar ki o geçinemeyen yoksula, bayramda anne babasının elini öpmek isteyen insanlara ceza kessinler. Biz bunlara boşuna “pusu iktidarı” demiyoruz. Vatandaşına pusu kuran dünyada başka bir devlet var mı? Trafikte bile pusu kuruyorlar. Bakın 2024 Mayıs’ında kesilen trafik cezaları ile 2023 Mayıs’ında kesilen trafik cezaları arasında 5 misli fark var. Pusu kuruyor ama sürekli aynı yerde yapılan kazalarda yolları onarmıyor, kaza olmasın diye bir çaba içerisine girmiyor. İşte böyle bir iktidarla karşı karşıyayız. Ekonomi düzeliyor diyorlar. Soruyoruz; kimin ekonomisi düzeldi?

    Hakkari’de sadece bir ayda yüz esnaf kepenk kapattı. Ankara değil Hakkari. Küçük bir ilimiz. 100 tane esnaf orada çok önemlidir. Ekonomi iyidir diyorlar ama Edirne’deki esnaf feryat figan ediyor. Türkiye’deki esnaf siftah yapamıyor, asgari ücretli geçinemiyor, emekli geçinemiyor. İnsanlar intihar ediyor. Yoksulluk almış başını gidiyor. Ama onlar ekonomi iyidir diyor. Hangi ülkede yaşıyorlar, nerede yaşıyorlar, ne yiyorlar, ne içiyorlar bilmiyorum.

    “VERGİDE REFORM DEĞİL, KAZIK PAKETİ”

    Şimdi yeni paket hazırlıyorlar. AKP iktidarı döneminde o kadar çok yeni reform paketi var ki… Ne reformun bir anlamı kaldı ne yeni dediklerinde ne de paket dediklerinde insanlar heyecanlanıyor. Tam tersine korkuyor. Her yeni bize bir maliyet, bir külfet. Her yeni bize kelepçe, her yeni bize verilen cezaları artırıyor. Reklamını yaptıkları şey vergide reform paketi değil. Buna emin olabilirsiniz. Bir kazık paketi hazırlıyorlar. Bu kazık paketinde her şeyden vergi alacaklar. Şimdi gözlerini neye diktiler biliyor musunuz? Restoranlarda çalışanların aldıkları bahşişe. Nasıl vergilendirecekler onu da bilmiyorum. Moto kuryelerden vergi alınmıyormuş. Ne kadar yaratıcılar? Saray medyası moto kuryelerden nasıl vergi alınacağını tartışıyor. Vergi de vergi! Nasıl alacaklarını çok iyi tartışıyorlar. Vallahi helal olsun! İnşallah halkımız bunları görüyor ve gereğini de yapacak. Ben de onlara bir şey hatırlatayım, yazıktır. Türkiye ekonomisi bence biraz daha vergi toplasın da rayına girsin. Bugüne kadar sadece oksijenden vergi almadılar, şimdi akıllarına düşürdük yarın öbür gün aldığımız nefesten de vergi alırlarsa hiç şaşırmayın? Kusura bakmayın, özür diliyorum, bunun sebebi de biz olacağız.

    “HÜKÜMETİ KAYYIM ATAMA UTANCINDAN VAZGEÇMEYE ÇAĞIRIYORUM”

    Ne dedi oradaki amcalar, ağıt yakan gençler, kadınlar? Dediler ki bu felakette bizim yanımızda bir tek belediyemiz vardı. Bakın “belediyemiz” diyorlardı. Ya artık utanın! En zor günlerde halkının yanında olan, halkının yarasına merhem olmaya çalışan belediyeleri gasp ederek halkı yalnızlaştırmak ve çaresiz bırakmak istiyorlar, cezalandırmak istiyorlar. 21’inci yüzyılda böyle bir şey var mı? Oy atacağız, o beş yılda da irademiz gasp edilmesin diye gece gündüz nöbet tutacağız. Bu büyük bir utançtır. Sandık kurmuşsun sonuçları ortaya çıkmış. Niye biz 24 saat belediyelerin önünde belediyelerimizi koruyalım? Böyle bir ülkede demokrasi var diyebilir misiniz? 21’inci yüzyılda hükümeti bu utançtan vazgeçmeye çağırıyorum. Sandık sonuçlarına saygı göstermesini istiyorum. Öyle kayyıma mayyıma geçmişte olduğu gibi kimsenin izin vereceği yok. Bak bunu iyi yazın. Neye mal olursa olsun o belediyeleri koruyacağız. Hem de Türkiye’deki ezilenler ve yoksullar ve emekçilerle birlikte. Bu zam zulüm düzenine, bu karanlık düzene itiraz edenlerle koruyacağız.

    29 HAİRAN’DA İSTANBUL’DA MİTİNG

    Bunun için de 29 Haziran’da İstanbul’da Emek ve Demokrasi Güçleri öncülüğünde “Emeğimiz ve Özgürlüğümüz İçin Kayyıma Geçit Vermeyeceğiz” sloganıyla bir miting düzenlenecek. Biz de buna katılacağız. Bu vesileyle İstanbul ve bölgede bulunan ve bu karanlık sisteme itiraz eden bütün halklarımızı, en başta kadınları ve gençleri bu mitinge katılmaya, güç ve destek vermeye çağırıyoruz. Hepinizi bu mücadeleye sahip çıkmaya çağırıyoruz.

    Son olarak bir yanımız yangınla, milliyetçilikle, ırkçılıkla mücadele ediyor; diğer yanımız açlık ve sefalet içerisinde ayakta kalmaya çalışıyor. Bu karanlık sömürü düzeninden, bu ırkçı ve ayrımcı zihniyetten kurtulmak için birbirimize sarılmaktan, omuz vermekten başka bir şansımız yoktur. Bunu yapacağımıza eminiz. Güçlerimiz birleştirirsek bu uğursuz ampule, bu ölüm hilaline son vermek mümkündür.”

    PİRHA/ANKARA

  • Bülbül’den DEDAŞ kesintisine tepki: Urfa’yı Kerbela’ya çevirdiniz-VİDEO

    Bülbül’den DEDAŞ kesintisine tepki: Urfa’yı Kerbela’ya çevirdiniz-VİDEO

    PİRHA-Milletvekili Kemal Bülbül, Meclis’te yaptığı konuşmada DEDAŞ’ın, elektrik kesintileri ile hayatı çekilmez hale getirdiğini söyleyerek, sorununun bir an önce çözülmesi için önergelerine destek verilmesini istedi.

    HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Dicle Elektrik Dağıtım Şirketi’nin (DEDAŞ) Mardin, Batman, Urfa, Diyarbakır ve daha birçok ilde elektrik dağıtımı konusunda sorunlara sebep olduğunu ifada etti. Bülbül, “DEDAŞ artık müzmin bir sorun haline gelmiştir” dedi.

    “URFA’YI KERBELA’YA ÇEVİRDİNİZ”

    Meclis Genel Kurulu’nda söz alan Milletvekili Kemal Bülbül, şu konuşmayı yaptı:

    “Hani sorunlarının çözümünden söz ediliyor ya, kocaman Kürt sorununun çözümünden… Hele bir Kürt sorunu kalsın. Şu DEDAŞ sorununu çözme becerisi, potansiyeliniz var mı? Ne yapıyor bu DEDAŞ? Biraz önce saydığım illerin tamamına potansiyel suçlu olarak yaklaşıyor. Evlerdeki elektrik sayaçları sökülüp direklere takılmış. Toplumun tamamını hırsızlıkla suçlayan ama hırsızlığın en alasını kendi yapan bir yaklaşım.

    DEDAŞ ayrıca yerli yersiz elektrik kesintileri de yapıyor. Saydığım illerde elektrikli cihaz kullanan hastalar, tarım alanındaki üretim, su, bundan kaynaklı hijyen sorunu var. Son olarak, bazen ‘Yezitlik yapıyorsunuz’ diyoruz ama kızıyorlar, Urfa’yı Kerbela’ya çevirdiniz. Su akmıyor, elektrik yok ve Urfa’nın bu sıcağında klima kullanılamıyor.

    Bunların dışında bakın ne oluyor, bu sorunu gidermek amacıyla 2 milyon 376 bin TL borç çıkarılan Yeniçağlar köyünde yıkanmak için kanala giren ve boğulma tehlikesi geçiren 6 yaşındaki İsa ne yazık ki tedavi gördüğü hastanede yaşamını kaybetti. İşte bunun sorumlusudur DEDAŞ. Bu sorunları dile getiren HDP Batman il eş başkanımıza DEDAŞ tarafından dava açılıyor. DEDAŞ’a ise ne bir soruşturma açılıyor ne de başka bir şey.

    Birçok il ve ilçede onlarca köyde elektrik kesintisi oluyor. Bu uygulamanın sebebi nedir? Uygulamanın sebebi bölgedeki insanlara dönük bir yaptırım mıdır? Dolaylı bir politik yaptırım değilse sebebini bulun. Konu ile ilgili araştırma önergesi sunuyoruz, sebebi neyse gelin beraber bulalım. Ama ona da yanaşılmıyor. DEDAŞ’a da söz söyletilmiyor. Ve ortada bir görünmez el ve bundan kaynaklı olarak sürgit devam eden bir müzmin sorun söz konusu.

    Bu siyaset üstü bir meseledir. Zira hem tarımsal üretimi hem insan sağlığını hem de giderek toplumsal iletişimi etkileyen ve dolayısıyla her türlü olanaksızlıkla sınanan bu insanlara dair bu DEDAŞ sorununun bir an önce çözülmesi için önergeye destek verilmesi ve DEDAŞ’ın da bir sorun olmaktan çıkarılması için desteğinizi bekliyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Diyarbakır Cemevinin elektriksiz bırakılması davasında ‘husumet’ reddi -VİDEO

    Diyarbakır Cemevinin elektriksiz bırakılması davasında ‘husumet’ reddi -VİDEO

    PİRHA-PSAKD Diyarbakır Şubesi Avukatı Cafer Koluman, cemevinin elektriğinin kesilmesine ilişkin gelinen süreci değerlendirdi. Koluman, “Olumlu bir karar beklerken mahkeme ilginçtir, 4 Şubat’ta husumet nedeniyle davamızın reddine karar verdi. ‘DEDAŞ’ın değil DEPSAŞ’ın muhatap alınması lazım’ denmesi yargı sürecimizi biraz daha zamana yayacak” dedi.

    PSAKD Diyarbakır Şubesi Avukatı Cafer Koluman, 2018 Ekim ayında elektriği kesilen cemevinde gelinen süreci değerlendirdi.

    Koluman, bir takım prosedürler sonrasında netice alamadıklarını ifade ederken aboneliğin verilmesi, elektriğin sağlanması hususunda ilgili kurum olan DEDAŞ’a (Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş) karşı dava açtıklarını söyledi.

    Av. Cafer Koluman, ilk etapta elektriğin hemen verilmesi için tedbir talebinde bulunduklarını ancak bu yönlü taleplerinin reddedildiğini söyledi. Koluman, sonraki süreçte üst mahkemeye itiraz ettiklerini de belirterek şunları söyledi:

    “Bu karar için üst mahkeme de ‘cemevi’ olarak kabul ediyordu yalnız tedbir kararı verilmesi için biraz daha araştırmanın yapılması yönünde karar verdi. İstinaf mahkemesi de (Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi) bu tedbir talebimizi reddetti. Devam eden süreçte yargılama kaldığı yerden devam etti. Öncelikle bir keşif yapılması hususu düşünülüyordu. Biz keşfe karşı çıkınca yapılacak bir araştırma sonrası büyükşehir belediyesinden ilgili evrakların istenmesi, cemevinin bulunduğu alanın ‘dini tesis alanı’ olup olmadığının hususunun tespit edilmesi ve kolluk marifetiyle araştırma yapılarak bu binanın hangi amaçla kullanıldığının tespit edilmesinden sonra bir karar verilmesinin yerinde olacağını düşünüyorduk. Bu eksiklikler giderildi. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nden istenen evraklar geldi. Meclis kararına yönelik cemevinin bulunduğu alanın ‘dini tesis’ olduğuna yönelik karar içerikleri dava dosyasına intikal etti.
    Bağlar İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne yazılan yazışma sonucu bir rapor tanzim edilerek cemevinin bulunduğu alanın cemevi, ibadethane, taziye amaçlı, toplantı amaçlı kullanıldığı yönünde rapor da geldi. Biz olumlu bir karar beklerken mahkeme ilginçtir, 4 Şubat’ta husumet nedeniyle davamızın reddine karar verdi. Bu şu demek oluyor; siz DEDAŞ’a değil de, aboneliği şu anda veren Dicle Elektrik Perakende Satış A.Ş.’ye (DEPSAŞ) karşı bu davayı yönlendirmeniz gerekir.

    USUL VE MEVZUAT KARIŞIKLIĞI

    Bunlar tümden usul ve mevzuat karışıklığı. Çünkü işlemi yapan kurum DEDAŞ, elektriği kesen kurum DEDAŞ. Başından beri muhatap olduğumuz kurum DEDAŞ. Yargılamanın başından sonuna karar DEDAŞ üzerinden yürümüş. Son noktada, tam karar aşamasında DEDAŞ’ın değil de henüz gerekçeli karar açıklanmamış, DEPSAŞ’ın muhatap alınması lazım denmesi yargı sürecimizi biraz daha zamana yayacak gibi.

    GEREKÇELİ KARAR BEKLENECEK

    Gerekçeli kararın yazılmasını bekleyeceğiz. Kararı tebliğ aldıktan sonra cemevi yönetimiyle bunu değerlendirip ona göre bir yol haritası belirlemeyi düşünüyoruz. İtiraz etmek gerekirse esasında DEPSAŞ değil de DEDAŞ’ın muhatap olduğu ve bütün işlemlerin bunun üzerinde yürüdüğü yönünde bir karar çıkarsa itiraz hakkımızı kullanacağız. Eğer doğrudan fazla zaman almaması açısından DEPSAŞ’a karşı dava açmamız gerekirse de kararı kesinleştirip akabinde DEPSAŞ’a bu davayı yönlendireceğiz. Zaten istenen bütün evraklar bu dava dosyasında mevcuttur. Açacağımız 2. davada ise çok fazla araştırmaya gerek kalmaksızın sadece mevcut dosya üzerindeki bilgi, belgeden hareketle kısa sürede karar çıkacağını umut ediyorum.

    PİRHA/ DİYARBAKIR

  • Mahkeme yine Diyarbakır Cemevi kararını veremedi-VİDEO

    Mahkeme yine Diyarbakır Cemevi kararını veremedi-VİDEO

    PİRHA- PSAKD’ye bağlı Diyarbakır Cemevinin elektriğinin DEDAŞ tarafından kesilmesine karşı Diyarbakır 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan davanın üçüncü duruşması bugün görüldü. Duruşma eksik evraklar nedeniyle 4 Şubat 2021 tarihine ertelendi. Avukat Cafer Koluman, “Temennimiz 4 Şubat’a kadar istenilen evraklar getirilir ve mahkeme kararı doğrultusunda buranın cemevi olduğu açıklığa kavuşturulmuş olur” dedi. 

    Diyarbakır Bağlar’da bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şube/Cemevi, elektriğin Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş. (DEDAŞ) tarafından kesilmesi ve aboneliğin verilmesi, elektriğin bağlanması konusunda Diyarbakır 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde 10 ay önce dava açmıştı.

    Bugün görülen 3. duruşmada, cemevinin Alevilerin ibadethanesi olduğu konusunda polisin yaptığı araştırmanın eksik olduğu ve ilçe emniyet müdürlüğüne müzekkere yazılmasına karar verildi. Ayrıca Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nden istenen evrakların gönderilmemesi gerekçesiyle 4 Şubat 2021 tarihine ertelendi.

    “İLÇE EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ’NE MÜZEKKERE YAZILMASINA KARAR VERİLDİ”

    Diyarbakır Cemevi Avukatı Cafer Koluman, bugünkü duruşmaya ilişkin şu bilgileri verdi:

    “Bugün bu davanın 3. Duruşması yapıldı. Başlangıçta keşfe yönelik bir takım yaklaşımlar vardı. Biz buranın kutsal bir mekân olduğunu, cemevi binası olduğunu, Alevilerin ibadethanesi olduğunu, dolayısıyla Alevilerin ibadethanesi olan bir yerde keşif yapılması bizleri rencide edeceği düşüncesinden hareketle keşif yapılmasına rıza göstermedik.
    Haliyle burada bulunan mekânın hangi amaçla kullanıldığı konusunda kolluğa müzekkere yazıldı. Tabi kolluğun yapmış olduğu araştırma sonucu bir üst yazıyla mahkeme dosyasına gönderildi. Eksik bir araştırma var. Tam kanaat oluşturacak bir araştırma değil. Zaten yıllardır buranın cemevi olarak kullanıldığı, Alevilerin ibadethanesi olarak kullanıldığı, taziyelerin, cenaze yıkamanın burada yapıldığı herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Biz bu hususun araştırılmasını istemiştik ancak müzekkere eksik olduğundan dolayı yeniden mahkeme tarafından doğru bir şekilde araştırma yapılarak rapor sunulması hususunda ilçe emniyet müdürlüğüne müzekkere yazılmasına karar verildi.

    KAYYIM ATANAN DİYARBAKIR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNİN LAKAYT TAVRI

    Diğer taraftan ise Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne bir müzekkere yazılmıştı. O müzekkeredeki yazı da şuydu: Meclis kararı. Buranın Alevilere tahsis edildiğine dair meclis kararı, bir de dinin tesis alanı olarak geçip geçmediği hususunun araştırılıp mahkemeye bilgi verilmesiydi. Ancak Büyükşehir Belediyesi çok alakasız bir cevap vermişti, lakayt bir şekilde bir cevap vermişti. Yapılan araştırma sonucu böyle bir kararın olmadığı tespit edilmişti. Oysa Büyükşehir Belediyesi’nin 2012 tarihli 62 Nolu kararına istinaden belediye meclis kararıyla burası ibadethane için Alevilere tahsis ediliyor. Akabinde meclis kararına istinaden dernek ile Büyükşehir Belediyesi arasında bir tahsis protokolü imzalanıyor. Tahsis protokolüne istinaden bugüne kadar kullanılagelen bir mekândır. Tahsis protokolünden sonraki süreçte 2014 yılında yerel seçimler yapılıyor. 2014 yılından sonra burası bizim başvurumuz üzerine tekrar ele alınıyor. Çünkü süreli bir şekilde Alevilere, derneğe tahsis edilmişti. Bunu süresiz ve aynı zamanda ibadethane statüsüne kavuşturulması hususunda bir başvurumuz olmuştu. Başvurumuza istinaden ilk etapta kültürel tesis alanı olarak geçen bu mekân dini tesis alanı olarak plan notlarına işlenmiş. İşte bu plan notlarının tekrar mahkemeye sunulması hususunda Büyükşehir Belediyesi’nden bu evrakların istenmesini talep ettik. Maalesef bu evraklar gönderilmedi. Buna istinaden tekrardan yazı yazıldı. Bir sonraki duruşmamız 4 Şubat’a ertelendi.”

    “İSTENİLEN EVRAKLAR GETİRİLİRSE BURANIN CEMEVİ OLDUĞU AÇIKLIĞA KAVUŞACAK”

    Avukat Cafer Koluman, “Temennimiz 4 Şubat’a kadar istenilen evraklar getirilir ve mahkeme kararı doğrultusunda buranın cemevi olduğu açıklığa kavuşturulmuş olur” dedi.

    BİR YILDIR MAHKEME SÜRECİ DEVAM EDİYOR

    Koluman, yaklaşık bir yıldır mahkeme süreciyle uğraştıklarını ve bunun üzücü olduğunu belirterek şunları kaydetti.

    “Kendi topraklarımızda binlerce yıllık geçmişi olan inancımızı kabul ettirebilmek adına birçok uğraş sarf ediyoruz. Diğer yandan Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya eyaletinde bir karar alındı. Alevilerin ibadethanesi gerçekten tanındı ve Alevi kurumları kamu tüzel kişiliğine haiz oldu. Çok da sevindirici bir haber. Bizim de temennimiz şudur ki mücadeleyi elden bırakmayacak şekilde bir an önce kendi topraklarımızda bu statüyü kazanabilmektir. Yasal değişiklikler yapılarak gerçekten de Alevi kimliğinin tanınması hem de Alevilerin ibadethanesinin yasal statüye kavuşturulmasıdır.”

    PİRHA/ DİYARBAKIR

     

  • Diyarbakır Cemevi ile DEDAŞ uzlaştı; cemevinin elektriği açıldı

    Diyarbakır Cemevi ile DEDAŞ uzlaştı; cemevinin elektriği açıldı

    PİRHA- Ekim 2018’den bu yana elektriği DEDAŞ tarafından kesilen Diyarbakır Cemevinin elektriği dün açıldı. Cemevi, 214 bin TL’lik borcun 85 bin TL’si ödeyerek DEDAŞ ile uzlaşmaya gitti. Cemevi Başkanı Aydın Atlı, “DEDAŞ daha önce 136 bin liraya indi. Daha sonra uzlaşma yoluyla 85 bin lirada anlaştık, elektrik açıldı. Şimdi abone işlemlerini başlatıyoruz” dedi. 

    Diyarbakır Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Cemevinin elektriği, ödenemeyen faturalar nedeniyle Ekim 2018’den bu yana kesik. İbadethane olan cemevine, ticarethane aboneliği dayatması yapıldığı için normalden yüksek gelen faturaların tutarı 214 bin liraya ulaşmıştı.

    2015 yılında Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararına dayanarak, “Cemevi ibadethanedir. Aydınlatma giderleri ödenmelidir” kararı vermişti.

    Bu karar üzerine cemevleri, cami, sinagog, havra gibi “ibadethane” statüsüne girdi. Artık cemevlerinin aydınlatma giderleri Diyanet bütçesinden ödenecek; belediyeler cemevleri için arsa tahsisi yapabilecek.

    Ancak Aleviler cemevi giderlerinin diyanet bütçesinden karşılanmasını istemiyor. Çünkü Aleviler Diyanetin kaldırılmasını, lağvedilmesini istiyor.

    Alevi kurumları mahkeme kararları doğrultusunda elektrik faturalarını ödemeyince ise cemevinin elektriği hukuksuz bir şekilde kesiliyor.

    Mahkeme kararları doğrultusunda elektrik faturasını ödemeyen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyar Cemevi, Dicle Elektrik (DEDAŞ) tarafından aboneliği Ekim 2018’de iptal edilip, karanlığa mahkum edilmişti.

    9 TEMMUZ’DA BORÇ ÖDENDİ VE ELEKTRİK AÇILDI

    214 bin Lira elektrik borcu olan Diyarbakır Cemevi, dün (9 Temmuz) DEDAŞ ile uzlaşıp, 85 bin TL ödeyerek borcunu kapattı.

    Konuya ilişkin PİRHA‘ya bilgi veren Diyarbakır Cemevi Başkanı Aydın Atlı, “Burada köylülerimiz ile bir kampanya düzenlenmişti. Bu kampanya ile elimizde bir miktar birikti. DEDAŞ daha önce 136 bin liraya indi. Daha sonra uzlaşma yoluyla 85 bin lirada anlaştık. Yatırdık parayı dün itibarıyla elektrik açıldı. Şimdi abone işlemlerini başlatıyoruz” dedi.

    Atlı, “Cemevinin morgu, diğer taziye yerleri elektrik olmadan hizmet yapılamıyordu. İnsanları bizler bir araya getirdik öyle bir uzlaşı yoluna gittik. İnsanlar da bu işin yapılması gerektiğini düşündüler” diye konuştu.

    “KÖYLÜLERİMİZ VE AVRUPA’DAN KATKI SUNDULAR”

    Aydın Atlı 85 bin liranın nasıl bulunduğunu ise şöyle açıkladı.

    “Buradaki köylerimiz katkı sundular dostlar sağ olsun. Basına yansıyınca insanlar yardımda bulunmak istediler. Bizler de aracı olduk. Avrupa’dan da yardım geldi. Önce buradaki muhtarlarla dedelerimiz ile bir toplantı yaptık. Bu işi bir an önce çözmemiz gerektiğini söylediler. Bizler de hep birlikte yaptık. Zaten 3-4 günlük bir olay. Alevi köyleri var, oraları geziyorduk, insanlarla konuşuyorduk. Aslında bu daha önceden olacaktı ama bu pandemi, süreci engelledi.”

    DEDAŞ HAKKINDA AÇILAN İHTİYATİ TEDBİR TALEPLİ DAVA DEVAM EDİYOR

    Öte yandan, yapılan girişimler sonuçsuz kalınca Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Cemevi Diyarbakır Şube’nin bir önceki Başkanı Cafer Koluman konuyu yargıya taşımıştı. Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş.’ye Diyarbakır Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi’nde, “İhtiyati Tedbir Talepli” dava açıldı.

    Diyarbakır Cemevi Başkanı Aydın Atlı mahkeme sürecinin devam ettiğini belirterek, “Camii kilise diğer şeylerin elektrik su giderlerini onlar karşılıyormuş. Bize de ‘bağlı bulunduğunuz müftülüğe gidin onlar gelsin bizimle onlar ilişki kursun demişlerdi. Onu kabul etmedik. Bu süreç devam ediyor. İleride ne olacağını mahkemenin sonucu belirleyecek. Ondan da vazgeçmiş değiliz çünkü burada bir hizmet görülmesi gerekiyor. Bu hizmetin de artık aksamaması gerekiyor. Çünkü jeneratör ile bu işler yapılamıyordu. Bir an önce toplum da böyle bir olayı kaldırmak istemiyordu artık. 2 yıllık bir süreç oldu. İnsanları mağdur ediyordu. Biz bu mağduriyeti gidermek için böyle bir adım attık” diye konuştu.

    Avukat Cafer Koluman da PİRHA’ya 21 Mayıs 2020’de yaptığı açıklamada şunları söylemişti:

    “4.5 yıldır kimse gelip bir şey yapmadı. 2018 yılı ekim ayında haber vermeden gelip elektriği kestiler. Taziyelerimiz oluyor, cenazelerimiz oluyor, derneğin etkinlikleri oluyor, yapamıyoruz. DEDAŞ’a başvurduk. Elimizdeki emsal kararları, AİHM kararlarına atıfta bulunarak buranın bir ibadethane olduğunu ve morgun olduğunu taziyelerin, cemlerin olduğunu ve buranın Alevilerin ibadethanesi olduğundan hareketle kiliselere, camilere, sinagoglara tanınan hak neyse bizim de bu haktan faydalanmamız gerektiğini ve bunun bir vatandaşlık hakkı olduğunu ifade ettik.”

    PİRHA/ DİYARBAKIR

  • Diyarbakır Cemevi Başkanı: Elektrik kesintisine karşı hukuki süreç başlatacağız-VİDEO

    Diyarbakır Cemevi Başkanı: Elektrik kesintisine karşı hukuki süreç başlatacağız-VİDEO

    PİRHA- Yaklaşık 7 aydır PSAKD Diyarbakır Şubesi’ne bağlı cemevinde yaşanan elektrik kesintisi ile ilgili şube başkanı Cafer Koluman PİRHA’ya açıklamalarda bulundu. Koluman, “Elektrik kesintisinden dolayı cem yapamıyoruz. Yetkililerden randevu aldık görüşeceğiz, cemevinin elektriği bırakılmazsa hukuki süreç başlatacağız” ifadelerini kullandı. 

    Ülkemizde daha önce mahkeme tarafından alınan ‘cemevleri ibadethanedir, elektrik ve su faturalarını devlet öder’ kararları olmasına rağmen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır şubesine bağlı cemevinin yaklaşık 7 aydır borcundan dolayı elektriği kesilmiş. Elektrik kesintisinden dolayı cemevinde cem yapamadıkları ve inançlarını yaşayamadıkları için Alevi canlar mağdur bir durumda. Konuya ilişkin Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Diyarbakır Şube Başkanı Cafer Koluman PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “CEMEVLERİ HALEN İBADETHANE OLARAK GÖRÜLMÜYOR”

    “Tam 7 aydır elektriksiz bir ortamda yaşamaktayız. Tüm yetkili kurumlara başvurularımıza kayıtsız kaldılar” diyen PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Cafer Koluman, “Burası bir ibadet merkezi buranın elektriğinin açık olması gerekirken şu anda kapalı. İbadet merkezlerinin elektrik faturası ödemesinden muaf olması gerekirken borcundan dolayı elektriği kesiyorlar. Yaşanan bu mevcut durum cemevlerinin halen ibadethane olarak görülmediğini gösteriyor.”

    “İMAR YASASINDA CEMEVİ İBADETHANE OLARAK GEÇMEMEKTEDİR”

    “Anayasal ve yasal olarak cemevleri güvence altına alınmamıştır. İmar yasasında ibadethane denince cami, kilise ve sinagog geçmektedir ama cemevi geçmemektedir” ifadelerini kullanan Koluman, “Bu yasal düzenlemelere rağmen birçok yerde Alevi kurumları cemevinin ibadethane olduğu gerekçesi ile davalık olmuşlardır. İstanbul Bakırköy’de buna benzer bir durum yaşanmıştır. Elektrik borcunu ödemediklerini gerekçe gösteren yetkili kurum cemevini icraya veriyor. Cemevi yöneticileri bu duruma itiraz ediyor. Mahkeme cemevi aleyhine karar veriyor. Karara itiraz eden cemevi yöneticileri itiraz ederek davayı yargıtaya taşıyor. Yargı cemevi lehine karar vererek bir emsale imza atıyor.”

    “İLÇE MÜFTÜLÜĞÜNE YÖNDERİLMEMİZ SİYASİDİR”

    “Daha önce alınan emsal kararları gerekçe göstererek Dicle Elektrik Dağıtım A.Ş’ye (DEDAŞ) başvuru yaptık. Yaklaşık iki ay sonra başvurumuza cevap verdiler.” diyen Koluman şöyle devam etti:

    “Bize verdikleri cevap. ‘Madem cemevlerini ibadethane olarak görüyorsunuz. Sizin muhatabınız biz değiliz camilerin, kiliselerin ve sinegogların borcu bağlı bulundukları il müftülükleri tarafından ödenmektedir’ denilerek bizlerin ‘Bağlar İlçe Müftülüğüne başvurmamızı, müftülüğünün kendileriyle muhatap olmasını’ söylediler. Bizim talebimize olumsuz yanıt verdiler. İlçe müftülüğüne başvuru yapmadık. Diyanet işlerinin lav edilmesini söylerken oraya bağlı bulunan bir kuruma bizleri muhatap ettirmesini politik bir karar olarak görüyoruz. Biz de bu asimilasyon politikasının bir parçası olan bu tavra biat etmediğimizi gerekçe göstererek hiçbir şekilde başvuru yapmadık.”

    “HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATACAĞIZ”

    “Ülkemizde daha önce alınan cemevlerinin elektrik faturasının devlet tarafından ödenmesi emsal kararları varken elektriğimizin kesilmesini kabul etmiyoruz” ifadelerini kullanan PSAKD Diyarbakır Şube Başkanı Cafer Koluman, “Cemevi bizim ibadet merkezimizdir. Burada morg ve sosyal ve kültürel alanda faaliyet yürüttüğümüz salonlarımız var. Elektrik kesintisinden dolayı yol erkanımızı sürdüremiyor, cemler yapamıyor ve inancımızı yaşayamıyoruz. DEDAŞ yetkilileri ile bir görüşme daha yapacağız. Olumsuz bir sonuç çıkarsa konuyu yargıya taşıyarak hukuki süreci başlatacağız” dedi.

    MUSTAFA YÜKSEL-DİYARBAKIR