PİRHA-Alevi Bektaşi Kültür Cemevi Başkanlığı tarafından dedelere, zakirlere maaş ödenmek istenmesine ve asimilasyon girişimlerine Seyit Ali Sultan Ocağı mensubu Yol yürütücüsü, PSAKD Ortaca Şube Yöneticisi Cahit Gümüş tepki gösterdi. Gümüş, “Eğer devletten maaş alırsak devletin, Diyanetin dedesi oluruz. Şimdiye kadar bu hizmetleri nasıl yürüttüysek, bundan sonra da bu şekilde yürütemeye devam edeceğiz” dedi.
Seyit Ali Sultan Ocağı mensubu Yol yürütücüsü/Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ortaca Şube Yöneticisi Cahit Gümüş, MHP’nin desteğiyle AKP’nin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.
“DEDELERİMİZ, PİRLERİMİZ HİZMETLERİ PARA KARŞILIĞINDA DEĞİL, RIZALIK ALARAK YÜRÜTTÜLER”
Yapılan hizmetlerin para karşılığında değil, rızalığa dayandığını belirten Cahit Gümüş, “Dedeler şimdiye kadar maaş alarak mı bu hizmeti yürüttüler? Hayır. Bizde rızalık vardır, rızasız hiçbir şey yapılmaz. Cemler bile rızalık alınmadan yapılmaz” diye belirtti.
Eskiden dedelerin köye gelip cem yürüttüklerini ve aylarca kaldıklarını belirten Gümüş, “Köyde Musahiplik Cemi, Kurban Cemi, Abdal Musa Cemi, Görgü Cemi, Erkan Cemi yapılırdı. Bu hizmetler bittikten sonra vatandaşlar dedeye ne verirse, dedeler o hakkullahı alır, sonra da aldıkları hakkullahı zakire ve fakirlere vererek o köyden ayrılırlardı” dedi.
“DEVLETİN DEDELERE MAAŞ VERMESİNE KARŞIYIZ”
Bir Yol yürütücüsü, bir ocak mensubu ve dedeler olarak devletten maaş istemediklerini vurgulayan Gümüş, “Eğer biz maaş alırsak Diyanet İşleri Başkanlığı’nın emrine girmiş olur dedeler. Diyanetin dedesi, devletin dedesi oluruz. Devletin dedesi, devletin Alevisi olmak istemiyoruz. Biz şimdiye kadar nasıl geldiysek şimdiden sonra da böyle gitmeyi, öyle yaşamayı istiyoruz. Biz devletin dedelere maaş vermesine karşıyız” diye belirtti.
“VALİLİĞİN KERBELA’YA VE HACIBEKTAŞ’A GÖTÜRME TEKLİFİNİ KABUL ETMEDİK”
Muğla Valiliği’nin kendilerini zaman zaman aradığını belirten Gümüş, “Sizi Kerbela’ya götürelim, Hacıbektaş’a götürelim, dediler. Hayır, dedik ve bunların hiç birisine katılmadık” dedi.
Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı tarafından Alevi dedelerine maaş bağlanması konusunda kendilerini arayan olmadığını belirten Gümüş, şöyle devam etti:
“Ancak Ankara’dan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’ndan genç bir bayan gelmişti. Onunla burada görüştük, görüşlerimizi bildirdik ve dedelerinin maaş konusunu konuştuk ve kendisine biz dedeler olarak devletten maaş istemiyoruz. Şimdiye kadar biz bu hizmetleri nasıl yürüttüğüysek bundan sonra da bu şekilde edeceğiz, dedik.”
“İNANÇ HİZMETİ PARAYLA YAPILMAZ”
Dedeler olarak cami hocaları gibi maaş alarak hizmet yürütmek istemediklerini belirten Seyit Ali Sultan Ocağı mensubu yol yürütücüsü ve PSAKD Ortaca Şube Yöneticisi Cahit Gümüş, “İnanç, ibadet parayla yapılamaz. Camide hizmet eden hocaların maaşlarını kesersen yarın o camide hocalar hizmet vermezler. Biz cami hocaları gibi yaşamak ve onlar gibi para alarak bu hizmeti yürütmek istemiyoruz. Bizler kendi Hakk’a yürüme erkanlarımızı, kurban hizmetlerini, dedelerimizden, pirlerimizden nasıl gördüysek öyle yapmaya devam edeceğiz. Bu Yolu sürdürmeye ve gelecek kuşaklara aynı şeklide aktarmak için elimizden geldiğince hizmet yapmaya çalışacağız” ifadelerini kullandı.
PİRHA-AKP hükümetinin görevlendirdiği memurlar, Alevi köylerini, cemevlerini dolaşarak dedeleri maaşa bağlamak için çalışmalarını sürdürüyor. Uygulamaya tepki gösteren Pir Süleyman Deprem, “Alevi köyleri, cemevleri ve Alevi örgütleri ziyaret edilerek, Alevileri satın alma tarzında yapılan teklifler çok iğrenç, insanlık dışı bir uygulamadır” dedi. Deprem, Alevi kurumlarını asimilasyona karşı acilen çalıştay yapmaya çağırdı.
Türkiye’de Alevi inancının ve ibadethanesinin hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve bu gibi nefret suçlarının önüne geçilmesi için gerekli hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış olan kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları bile tanınmıyor.
Alevi toplumunun ve örgütlerinin taleplerini görmezden gelen AKP hükümeti, 9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Başkanlığın görev alanındaki çalışmalarını değerlendirmek ve önerilerini bildirmek üzere başkan ve 11 üyeden oluşuyor. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı, aynı zamanda danışma kuruluna da başkanlık ediyor. Danışma kurulu üyeleri, hükümetin seçtiği kişilerden oluşuyor ve Cumhurbaşkanı tarafından 3 yıllığına seçiliyor.
Neredeyse tüm Alevi örgütleri, Alevi Diyaneti olarak adlandırdıkları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı‘na ve üstelik de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulmasına büyük tepki gösterdiler.
İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir öğeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.
Aleviler ise, AKP iktidarının Alevileri, Alevi inancını kontrol altına almayı ve Alevileri bölmeyi hızlandıran bu çalışmalarına tepkileri yükseltiyor.
Sinemilli Ocağı Pirlerinden Pir Süleyman Deprem, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.
“ALEVİLERİ SATIN ALMAK İÇİN YAPILAN TEKLİFLER İĞRENÇ VE İNSANLIK DIŞI”
Pir Süleyman Deprem, “Özellikle Turizm ve Kültür Bakanlığı’na devredilerek yaratılan bir sahte Alevi örgütlenmesi var. Sistem ve iktidar üzerinden Alevi köyleri, cemevleri ve Alevi örgütleri ziyaret edilerek ‘size parasal olarak yardım yapalım, cemevi yapalım, şu hizmetleri görelim’ şeklindeki tekliflerle Alevileri satın almak tarzında çok iğrenç, insanlık dışı bir uygulama var” dedi.
Kişinin inancını kendi özgür iradesiyle belirlediğini, hiçbir devletin, hiçbir iktidarın insanların inancımı belirleme hakkına ve haddine sahip olmadığını vurgulayan Süleyman Deprem, “Hiçbir canlı insan evladı doğduğunda ne Müslümandır, ne Hristiyan’dır, ne Yahudi’dir, ne de Alevidir. Bu hakkı elinden alma hiçbir devletin görevi değildir” şeklinde ifade etti.
“PİR SULTANIN İTLERİ BİLE HARAM LOKMA YEMEDİ”
“Pir Sultan’ın itleri bile haram lokma yemedi” diyen Deprem, şunları kaydetti:
“Biz şimdiye kadar hiçbir siyasi erke, hiçbir siyasi iktidara dayanmadan kendi kominal değerlerimiz üzerinden birlikteliği ve paylaşımı esas alan Aleviler olarak, bizi asimile etmeyi açıktan görev edinmiş iktidarın ‘cemevi yapalım, size şu hizmeti yapalım’ şeklindeki tekliflerini kabul etmeyiz. Hepsi tamamen tuzak ve tuzağa konulmuş peynirden başka bir şey değildir. Bunun içerisine malzeme olmuş, kendisini Alevi olarak tanıtmaya çalışan unsurları da çok iyi biliyoruz. Bunların hangi zeminden geldiklerini de biliyoruz. Zamanında devrimci mücadeleye hangi ihanetleri yaptıklarını da çok iyi biliyoruz. Dünün devrimcilerine ihanet eden unsurların bugün Alevilik içerisinde kalkıp Aleviliği sisteme pazarlamalarına asla müsaade etmeyeceğiz.”
“ALEVİLİK ADINA DEVLETLE İLİŞKİLENENLER BİR KEZ DAHA KENDİLERİNİ GÖZDEN GEÇİRMELİ”
Özellikle 12 Eylül’den sonra Alevi köylerine cami yapılmaya başladığını hatırlatan Deprem, “Alevi köylerine cami yaptılar ama bu hiçbir şey ifade etmedi. Ben naçizane Aleviyim diyen dostların bu oyunu çok iyi görmelerini ve buna karşı birlikteliklerini korumalarını ve bu oyuna bilerek ya da bilmeyerek malzeme olan Alevi kökenli insanlarımızı da bir kez daha kendilerini tartmalarını, kendilerini değerlendirmelerini arz ediyorum” diye konuştu.
Alevi kurumlarının bu tür çalışmaların önüne geçebilmesi için güçlü olmaları gerektiğini belirten Deprem, “Kâğıt üzerinde kurum olmak yetmiyor, örgüt olarak güç olmak gerekiyor. Bunun birinci kuralı, ortak inançsal değerlerin ilkesel olarak ortaya çıkarılıp bu ilkeler doğrultusunda ikrar temelli bir araya gelmeleri lazım. Acil olarak zaman kaybetmeden değerlerimize sahip çıkmak için örgüt ayrımı yapmadan bir çalıştay başlatmamız ve ortak meclisin oluşturulması lazım. Sistemin yok etme politikasına karşı hem dayanışmayı hem de ilkesel birlikteliğin önünü açmak gerekiyor. Böyle daha kolay ve zamana yayılmadan geliştirilecek bir proje olur. Herkes bulunduğu alanda buna müsaade etmediğini kararlı ve cesur bir şekilde dile getirmesi lazım. Bu çalışma içerisinde diğer köylerde irtibatı geliştirmesi lazım. Buna fırsat vermemeli” ifadelerini kullandı.
“PİRLER ÖNCÜLÜĞÜ BAŞLATMALI”
Pirlerin bu yolun önderleri olduğunun altını çizen Sinemilli Ocağı pirlerinde Süleyman Deprem, konuşmasını şu cümlelerle sonlandırdı:
“Şu anda prim diyen canlarımızın, pirlik yapma gayretinde olan canlarımızın da bu işin öncülüğünü mutlaka başlatması gerekiyor, bu işe sahip çıkması gerekiyor. Pirlik öyle dört köşe içerisinde oturup Alevilere Alevilik şudur budur, 2 semah 2 deyiş çalıp bitirmek değil. Mücadelenin her alanında talibinin başında olacak, başucunda olacak. Yolun girdiği tüm zorlukların karşısında önce pirin durması lazım.”
PİRHA- AKP iktidarının Meclis’ten geçirdiği torba yasayla birlikte Alevi dedelerine maaş bağlamak istemesine ilişkin konuşan Arzuman Ocağı’ndan Ana Şehriban Mutluer, “Cemevlerinin bakımını yapacağız diyorlar. Türkiye genelinde 81 camiye bakım yaptıysan benim ibadethaneme de yap. Benden vergi alıyorsun. Ama benim inancıma dokunma, dedelerime maaş verme” dedi.
Arzuman Ocağı’ndan Ana Şehriban Mutluer devletin Alevi dedelerine maaş vermek istemesine dair konuştu.
Maaş konusunun devletin Aleviler üzerinde oynadığı bir yeni bir oyun olduğunu ve bunun asimilasyon politikalarının bir parçası olduğunu kaydeden Mutluer, Alevilerin bu oyunlara gelmemek için dik ve birlikte durması gerektiğini söyledi.
“BİZİ KÜLTÜR OLARAK KABUL EDİP, MAAŞ VERMEK İSTİYORLAR”
Devletin Alevi toplumunu asimile etmeye çalıştığını vurgulayarak sözlerine başlayan Mutluer, “Bizi kültür kabul edip, maaş vermek istiyorlar. Kalu beladan beri hangi dedemiz devletten talibi için maaş talep etmiş? Benim inancımda bir rızalık vardır. Acaba verilen o para helal para mıdır? Buda tartışılır. Dede eğer devlet yanlısı dedeyse o dede Alevi değildir zaten. Yol evladı, yol dedesi değildir. O yol nasıl bir yol imiş ki, o ocak nasıl bir ocakmış ki o dedeyi pişirmemiş. O dede, devletin haram parasından alıp talibi dara alacak. Bizim inancımızda bir dar meydanı, bir rızalık vardır ve bizi en güzel asimile etmenin yolu bunları yok etmektir. Yarın Alevi dedelerini çağıracaklar, ‘ben size iyi bir maaş vereceğim, siz de benim dediğimi yapın’ diyecekler. Nasıl ki cuma hutbelerini bir kalemde gönderiyorsa bana da cemi öyle verecek. Ben o zaman Muaviyecilik mi oynayacağım, Yezitcilik mi oynayacağım? Talibi dara aldığımda hangi ehlibeyt anlatacağım?” diye konuştu.
Postun kutsal ve kadim olduğunu belirten Mutluer, sözlerine şöyle devam etti:
“Üç can bir cem yapar dediğinde Hazreti Muhammed’in gönlünde gümanı olanın imanı yoktur diye kovduğu canlar vardır orada. O zaman bizim de gönlümüzde güman varsa gidip devletten maaş alalım. Bu da bir şekilde kibarca bizi birbirimize düşürmektir. Böl, parçala, yönet durumuna döndü. Ben bu devletin vatandaşıyım. Bu devlete vergi ödüyorum. Cemevlerinin bakımını yapacağız diyorlar. Türkiye genelinde 81 camiye bakım yaptıysan benim ibadethaneme de yap. Benden vergi alıyorsun. Benim doktorum da hizmet veriyor sana, benim askerim de hizmet veriyor. Neden benim ibadethanemi kabul etmiyorsun? Hak Muhammed Ali’nin yönettiği Aleviliği senin 52 tane topladığın kurumsallaştırdığın insan mı yönetecek? Beni yolum yönetir, ehlibeyt yönetir, İmam Ali’nin felsefesi yönetir, Hazreti Muhammed’in gönlünün dürüstlüğü yönetir, Ali ilmi, Hüseyin’in cesareti yönetir. Hüseyin olmak, Zeynep olmak bizim görevimizdir. Eğer biz bu yolu devletin parası için satıyorsak, o zaman kişiliğimizi de sattık, özgürlüğümüzü de sattık demektir. Ben asırlardır o talipten aldığım üç kuruş hakk kullakı da götürüp de kara kazan hakkı verdiysem sen bana maaş verme.”
“KERBELALAR DEVAM ETTİĞİ SÜRECE DİK DURMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Alevi dernekleri içerinde olan birisinin bu maaşı kabul etmemesi gerektiğini söyleyen Mutluer, “Böyle yapacak olan istifa etsin gitsin nerede duruyorsa dursun. Ama dernekten çıksın. Bizler Kerbelalar devam ettiği sürece dik durmaya devam edeceğiz. Mazlumun yanında olmaya, zalime karşı cephe almaya devam edeceğiz. Bunu herkes bilsin. Bizi 52 kişilik bir kurum yönetemez. Bizi ancak ve ancak ocaklarımız, pirlerimiz, önderlerimiz, dedelerimiz, rehberlerimiz yönetir. Bizim kimsenin parasına ihtiyacımız da yoktur. Biz ve hak ve hakikat libasını giymişiz. Haricilerin diktiği o haram elbiseye de ihtiyacımız yoktur” dedi.