Etiket: dedelik

  • ‘Yıllardır taviz vermeden Pirlik yapmaya çalışıyorum ama bugün artık takiyye yapmak zorunda kalıyorum’-VİDEO

    ‘Yıllardır taviz vermeden Pirlik yapmaya çalışıyorum ama bugün artık takiyye yapmak zorunda kalıyorum’-VİDEO

    PİRHA- Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Pir Hasan Hayri Şanlı, “Kur’an’ı ezbere okuyorum ama alışamıyorum. Yıllardır taviz vermeden pirlik yapmaya çalışsam da, bugün artık takiyye uygulamak zorunda kalıyorum” dedi. Dedeliğin Muhammet Ali soyundan gelmediğini, soy zincirinin incelenmesi gerektiğini belirten Şanlı, “Ama bunu söylediğim zaman bir tek dayak yemediğim kalıyor” diye ekledi.

    Alevi inancı ve toplumu yüzyıllardır iktidarların kıskacı altında kırıma ve asimilasyonla karşı karşıya kaldı.Bu da inancın yürütülmesinde ciddi sıkıtınlar oluşturuyor. Hakim din anlayışına benzetilmek ve yok edilmek istenen Aleviliğin geldiği noktayı Ovacık Ziyaret (Jare) köyünde yaşayan 1944 doğumlu Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “KUR’AN BİZİM YOLUMUZA HİÇ UYMUYOR”

    Kur’an’ın ilk Türkçe mealini 1964’te okuduğunu ve o zamandan beri yıllardır okumaya devam ettiğini belirten Şanlı, kendisinin bu konudaki hikayesini şöyle anlatıyor:

    “Ben Kur’an okuduğum vakit babama anlatırken, o diyordu değiştirilmiş. Ya baba değiştirilmişse yenisi ne? 1956’da ilkokulu bitirdim. Bir öğretmen, “Okula yazalım” dedi. Babam kabul etmedi, “Yok Kur’an okuyacak”. 1961’de bana yetki verdi. Ondan sonra 1964’te baktım tecvid (Tecvid: Kur’an’ı belli kurallara göre, doğru bir biçimde okumayı öğreten bilim) bilmiyorum, tecvidi de öğrendim. Ondan sonra Kur’an’ın Türkçe anlamına baktığım vakit, bir baktım ki Yolumuza hiç uymuyor. Bıraktım, yapmadım. Hatta amcam Haydar Dede “Oğlum illa yapacaksın” dedi. “Ya amca yanlış olduğuna inandığım bir şeyi ben nasıl yapayım” dedim.

    “KUR’AN’I EZBERE OKUYORUM AMA ALIŞAMIYORUM”

    Bundan 6-7 sene önceydi. Kur’an’ı aldım, baştan sonuna kadar bize uygun ne var diye baktım. Zaten yanlış diyorum ama yanlış dediğim vakit, bugün bile bir dayak yemediğim kalıyor. O zaman seçe seçe bizim dualarımıza, bizim  Yolumuza uygun çok az şey seçtim. Onları bugün bazı yerlerde okuyorum. Kitap koymuyorum önüme, ezbere okuyorum ben. Ama alışamıyorum. Örneğin bir cenaze erkanına gidiyoruz ya, Yol’u erkanı, erkana göre yapıyorum. Bakıyorum sonradan birisi gelmiş. Hani cenaze namazı kılmadın sen diyor. Sen nereden biliyorsun diyorum. Ha yani bugün insan mecbur kalıyor. Takiyye uygulamak zorunda kalıyorum.”

    “İLK PİRLER MÜSLÜMAN DEĞİL ALEVİYDİ”

    Şimdi artık pir, ağzıyla kuş tutsa bile talibin buna itibar etmediğini, hatta Irak’a gidip Şii eğitim görüp dönenlerin olduğunu anlatan Şanlı, “Nefes Dergisi’nin 21. sayısında ilk ‘soy zinciri sorgulanmalı’ yazısını ben yazdım. Hani babadan oğula geçen dedelikten bahsediyorum. Benim, babaannem Kürt kızı, anneannem Kürt kızı, büyük nenem o da Kürt kızı. Pirlik ne zaman başladı? Pirlik mesela diyorlar ki Muhammed Ali’den hayır değil. Pirlik Nasır-ı Hüsrev’in Bedehşan’a gitmesinden sonra başladı. Alamut sonrası her şey dağılınca, Baba Seyit İnan (?)‘ın yani görevlendirdiği kişiler de bitince, Nasır-ı Hüsrev, kendisiyle birlikte gelen arkadaşının soyundan pir atadı oraya. O pirler yönlendiriyorum, ama o pirler Müslüman değildi. Onlar Alevi’ydi” dedi.

    “EN BÜYÜK ENGELİM YİNE KENDİ HALKIM”

    Dedelik için zaten yıllardır erkan yürütülmediğini söyleyen Şanlı, dedelik yaparken yaşadıklarını, örnekler vererek şöyle ifade ediyor:

    “Yıllardır taviz vermeden dedelik yapmaya çalışıyorum ama bir tek dayak yemediğim kalıyor. Mesela Çakmaklı köyünden Pir Seyfi Gülatar Dede’nin cenazesinde, cenaze namazı kılmak istemiyorum diye bir sürü insanın içinde tehdit ettiler, arkadan vurdular. Zeynel Dede’yi çağırıp cenaze namazı kıldırdılar. Halbuki biz yolcumuzu cennete göndermiyoruz ki. Seyfi Dede’nin günahı mı vardı? Cennete gitmenin yolu Sünni İslam’da namaz kılmaktır ama biz Sünni değiliz ki. Ben taviz vermem. Asla. Ama benim önümde en büyük engel yine kendi halkım. Gerektiğinde onlar bana karşı çıkıyor. En çok da akrabalarım.

    “BAHÇELİ’YE ZÜLFİKAR VERDİLER, BİZİ DAHA İYİ KESSİN DİYE”

    Şimdi Ali Arif Özzeybek Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı oldu. Bu adam Kılıçdaroğlu’nun danışmanıydı. Ondan ayrıldı. Soylu’nun danışmanı oldu. O zaman başlamıştı köyleri geziyordu. Cemevlerini geziyordu. Hatta o dönemde Ali Kenanoğlu bu konuyu meclise taşıdı. Cevap da alamadı. E şimdi bakıyorsun, en gözde dedeler onun yanında.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -‘Bugün sürdürülen yola Alevilik diyemem, Sünniliğin bir kolu gibi’
    ‘Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’

  • ‘Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’-VİDEO

    ‘Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’-VİDEO

    PİRHA- Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Hasan Hayri Şanlı, cemevlerinde bilinmeyen ve doğru bilinen yanlışların uygulandığını belirterek, “Bizim görevimiz onlardan vazgeçmek. Doğruya gelmek, bilimsel bakmak. Doğruya dönmemiz, gerçeğe yönelmemiz lazım” dedi. İçimizdeki hocaların Sünni İslam anlattığını belirten Şanlı, Şiiliğin pirler ve toplum üzerinde yarattığı tahribata dikkat çekti.

    Alevi inancı ve toplumu yüzyıllardır iktidarların kıskacı altında kırıma ve asimilasyonla karşı karşıya kaldı. Bu da inancın yürütülmesinde sıkıntınları beraberinde getiriyor. Hakim din anlayışına benzetilmek ve yok edilmek istenen Aleviliğin geldiği noktayı Ovacık Ziyaret (Jare) köyünde yaşayan 1944 doğumlu Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “İNSAN BİRBİRİNİN YÜZÜNDE HAKK’IN CEMALİNİ GÖRÜR”

    Talipin, mürşit tarafından yola kabul edilmesi sürecine değinen Şanlı, “Bu süreç içerisinde mürşit, eğitimin sonunda talibe bir bade verir. O badeyi içer, mest olur ve o süreç içerisinde Hakk’ın cemalini görür. Hakk dediğin; evren, ağaç, insan. Yani insan birbirinin yüzüne baktığı vakit Hakk’ı görür” dedi.

    “ŞİA’NIN ALEVİLER ARASINA SOKTUĞU NİFAK BUGÜN HALA SÜRÜYOR”

    Babasının pirlik dönemlerinden örnekler veren Şanlı, Şia’nın dedelerde ve toplumda yarattığı asimilasyonu şu şekilde ifade etti:

    “Babam yolu, erkanı, cemi yapıyordu. Kuralları uyguluyordu ama isimler Arap’tı. Talipleri kavga ettiği vakit mahkemeye gitmiyordu, babama geliyordu. Babam gidiyordu, barıştırıyordu. Aynı babam kadınların kestiğini yemiyordu, bu yanlıştı. Demek ki oraya baktığımız vakit Şia’nın Alevi Kızılbaşların arasına soktuğu nifak, bugün aynı şekilde sürdürülüyor. Bugün gerek cemevlerinde, gerek başka yerlerde, bilinmeyen ve doğru bilinen yanlışlar uygulanıyor. Bizim görevimiz onlardan vazgeçmek. Doğruya gelmek, bilimsel bakmak. Ama bunu yapamıyoruz. Neden? Çünkü belli sorunlar var. Mesela dede kendisini kutsallaştırıyor. Olduğu yerde ‘çıralığımı ver gideyim. Hakkımı ver gideyim’ diyor. Dede böyle yapınca talip ne yapabilir. Dedeler bilinçisiz. Eğer dedelerin bilinçsizliğinden kaynaklanmasaydı, o gerçeği öğrenebilselerdi, böyle olmayacaktı.”

    “İMAM CAFER ALEVİ DEĞİLDİR”

    Eskiden dedeliğin babadan oğula geçen bir şey olmadığının altını çizen Şanlı, dedelik ve Şia bağlamında tarihsel referansları da vurgulayarak şunları söyledi:

    “Dedeliğin kuralları var. Birincisi nesl-i sade olmak diyorlardı, ben ona katılmıyorum. İkincisi ilim ve irfan sahibi olmak. Üçüncüsü eline, beline, diline sahip olmak. Eğer bilgiliyse ama eline beline, diline sahip değilse, onun pirlik yapması mümkün değil. Ona rehberlik verilir, pirlik verilmez. Orada babanın oğulları arasında bir yetkiliyi seçmesi gerekir. Ama ben şimdi onları suçlayamam ki. Neden? Çünkü bu dağ başında eğitim yok ne yapabileceklerdi? Ondan sonra bir de hocalara, gerçek hocalara bakıyorsun. Sünni İslam anlatılıyordu. İmam Cafer Buyruğu diyelim. Ama o imam Cafer Buyruğu değil ki. O Şeyh Safi buyruğudur. İmam Cafer Alevi de değildir.

    “DOĞRUYA DÖNMEMİZ, GERÇEĞE YÖNELMEMİZ LAZIM”

    Bir din var ki sonu gelmez. Başlangıcı da yok. O doğal dindir. Doğal dinin başı yok ki sonu olsun. Yazılı olmayan, doğal ahlak kurallarını uygulayan Alevidir. Doğruya dönmemiz, gerçeğe yönelmemiz lazım. Pirin de okuması lazım. Mesela Hristiyan papazlar gidip eğitim veriyor. Bizim pirlerimiz niye eğitim görmüyorlar. Bazı kitaplar var. Okuyoruz. Onları okuduğum vakit bakıyorum ki tam tersi, demek ki asimilasyonu en fazla o kitaplar yapıyor. Mesela keramet gösterdi, havadan uçtu, bilmem ne yaptı. Bunlar asimilasyonun birinci sebebidir. Günümüzde asimilasyon yapmak için gelenlerin, içimize gelmesi için ayaklarının altına kırmızı halı sermişler. Bunun üzerine yürüyorlar.”

    (Yarın 3. bölüm yayınlanacak)

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    -‘Bugün sürdürülen yola Alevilik diyemem, Sünniliğin bir kolu gibi’-VİDEO

    -‘Pirlik Nasır-ı Hüsrev’in Bedehşan’a gitmesinden sonra başladı’-VİDEO

  • Karaçalı: ‘Dedelere maaş’ söylemi başta dedelere ve dedelik kurumuna hakarettir!

    Karaçalı: ‘Dedelere maaş’ söylemi başta dedelere ve dedelik kurumuna hakarettir!

    PİRHA- Bugünlerde AKP hükümetine yakın isimlerin gündeme getirdiği “dedelere maaş” meselesi konuşulurken, Halil Karaçalı kaleme aldığı yazıda “’Dedelere maaş’ söyleminin epeydir alıp başını hududsuz bir yere doğru gittiğine dikkat çekti. “Dedelere maaş demek ve bunu dile getirmek başta dedelerin kendisine olmak üzere bütünüyle dedelik kurumuna hakarettir”diyen Karaçalı, “Talip dedeye akmazsa, dede dolu olup, talibe akmaz” dedi. 

    AKP hükümetinin cemevlerine ibadethane statüsü yerine ‘kültür merkezi’ statüsü vermeyi, dedelere maaş ödemeyi planladığı iddiaları Alevi toplumunda tartışılırken Alevilik konularında zaman zaman yazılar yazan Halil Karaçalı önemli bir yazı kaleme aldı.

    Karaçalı, devletin neden ‘dedelere maaş’ vermek isteyeceğini ve dedelerin maaş almasıyla birlikte hangi olumsuzlukların olabileceğini net bir şekilde dile getirdi.

    “DEDELERE MAAŞ SÖYLEMİ, BAŞTA DEDELERE VE DEDELİK KURUMUNA HAKARETTİR”

    Halil Karaçalı, “Talip dedeye akmazsa, dede dolu olup, talibe akmaz. Demi ile eşiğe varan derdine derman bulur, kibri ile gidenin eşgali kelp, sıfatı Mervan olur. ‘Dedelere maaş’ söylemi toprağa ekilmeden, suya yazılmadan epeydir alıp başını hududsuz bir yere doğru gidiyor. Oysa “dedelere maaş” demek ve bunu dile getirmek başta dedelerin kendisine olmak üzere bütünüyle dedelik kurumuna hakarettir” dedi.

    “DEDELER DEVLETE ŞUNU SORMALI: HAYATTA KALMA MÜCADELESİ VEREN TALİPLE HAK MUHAMMET ALİ YOLUNU NASIL SÜRDÜRECEĞİZ?”

    Facebook sayfasından yayınladığı yazısında Karaçalı, yazıyı şöyle detaylandırdı:

    “Enflasyon verilerini TÜİK ve AA %19 olarak açıklarken, ENAG verilerine göre % 49.87 ve Johns Hopkins Üniversitesi’nden ekonomist Steve Hanke’ye göre ise %58.7 olduğu bir ülkede dedelerin asıl söylem ve çıkışlarından biri, bize “maaş” deyip duruyorsunuz ama talip/ler için neden liyakat, çalışma ve üretim üzerine kurulu bir maaş düşünmüyorsunuz? Dar tanımlı işsizlik oranı TÜİK verilerine göre % 12.1 ve geniş tanımlı oran ise %22’nin üzerinde. Bugün 4 kişilik bir ailenin asgari geçim/yoksulluk sınırı geçim maliyeti 10.396 TL. Hal vaziyet böyle iken dedelerin devlete şu soruyu yöneltmeleri gerekir: Açlık, yoksulluk, işsizlik, sosyal ve toplumsal adaletsizlik, eşitsizlik, doğal afetlerden toplumsal felaketlere kadar yaşamın vücut bulduğu bütün alanlarda hayatta kalma mücadelesi veren talip ile nasıl Hak Muhammed Ali Yolunu sürdüreceğiz?”

    “Evet bu hayatta kalma mücadelesini veren Türkiye’deki bütün toplumsal kesimler olduğuna göre Aleviler de bu yaşanılan eşitsizliklerden münezzeh değildir” diyen Halil Karaçalı, “Kaldı ki 1905 ve sonrası Dünya’nın nüfus artışı, değişim ve dönüşümü, 1927 yılı nüfus sayımı verileri dikkate alındığında nüfus olarak Aleviler bu ülkenin %20’sini aşkın bir sayıya sahiptir. Ki bu nüfusun belirli bir oranı asimile edilmiştir ama bunu yapan yine devletin kendisi olmuştur. Kuşkusuz devletin uygulamış olduğu asimilasyon politikalarının yanlışlığından biz Aleviler sorumlu değiliz” ifadelerini kullandı.

    DEVLET ‘DEDELERE MAAŞ’ DERKEN NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?”

    “Peki devlet “dedelere maaş” derken ne yapmaya çalışıyor?” diye soran Karaçalı, “Eğer dedeler böyle bir boşluğa gelirse Alevilik ile köprüleri atmış olurlar. Atılan bu köprü ise doğrudan talibin kendisidir” uyarısını yaparak şunlara dikkat çekti:

    “Bilindiği üzere adı sanı konulmamış olsa da Türkiye’de Diyanet şemsiyesi altında bir araya getirilmiş 140 bini aşkın dinsel bir grup var. Bu grubun aldığı maaşlardan Türkiye’deki bütün toplumsal kesimlerin ödemiş olduğu vergilerden kaynaklı hakkı var. Aslında bu maaşı almakla dinsel anlamda kul hakkına girerlerken, devlet yurttaşlık ilişkisinden doğrudan insanların hakkını hukuksuz bir şekilde yemektedirler. Devlet “dedelere maaş” derken dedeleri tam da buraya davet ediyor. Gelin biz burada hem kul hakkına giriyoruz, hem de insanların hakkını yiyoruz. Siz dedeler de bu haksızlığı sıklıkla dile getiriyorsunuz; iyisi gelin beraber bu hakka girelim ve ne bizim ağzımızın tadı bozulsun, ne de sizler “hakkımız haram, zehir zıkkım olsun” deyin! Ne olacaksa beraber olsun!

    “EĞER DEDELER BÖYLE BİR BOŞLUĞA GELİRSE ALEVİLİKLE KÖPRÜLERİ ATMIŞ OLURLAR”

    Eğer dedeler böyle bir boşluğa gelirse Alevilik ile köprüleri atmış olurlar. Atılan bu köprü ise doğrudan talibin kendisidir. Çünkü ister dede, ister mürşit, ister baba, ana; er, dişi her kim varsa evvela Alevilikte taliptir. Dolayısı ile dedeler bizzat kendileriyle de köprüleri atmış olur. Atılan bu köprü ile köprü, ayı, dayı üçgenindeki girdaba düşerler. Mesele tam da buradan başlıyor. Dedenin görev, ödev ve sorumluluğu bu topraklarda “köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı” deme kuralı aşılamak değildir. Tersine dedenin asli görevi eşitsizliği, hak yemeyi teşvik eden bu köprü hikayesinin mimari projesini çizen ve inşaatını yapan müteahhitini de bulup hal çaresine bakması ve bunun yerine Meydan-ı Ali’de mizan terazisini kurmasıdır. Bu mizan terazini kurduğu anda talibin gönlünde çerağ da, hakkullah da, şeydullah da, nezir de kopar. Tabi şeydullah zakirin hakkı, nezir de mürşidindir. Sakın bir hataya düşüp Hakk’ın binasına kaçak kat atılmasın.

    ​”TALİP NEFES ALAMAZSA DEDE NEFES VEREMEZ”

    Sevgili dedeler, bir kilo un olmuş 8 TL, çuvalı eder 400 TL. Bir kulak ekmeğin kavgasında başın gittiği bir devirdeyiz. Bütün bu yaşananlar buğday mi, himmet mi zamanın bir başka evresi sayılır. Yoksulluk artık açlık ve kronik yoksulluğa doğru evrilmektedir. Bu şartlar altında talip ekmeğin kavgasında hayatta kalmanın derdinde olur. Talip nefes alamazsa dede nefes veremez. Nefes alınmadan, ölmeden evvel ölünmez; ölmeden evvel ölünmeyince öldükten sonra talip her daim ölür.

    “EKMEĞİ AŞI OLMAYANA ‘DEDE YETİMİ DENİLİRDİ; DEDENİN GÖREVİ TALİBİN ACISINI SIRTLAMAKTIR”

    Sizler bilirsiniz ki bir zamanlar ekmeği aşı olmayana dede yetimi denilirdi. Dedeler bu insanları korur sahip çıkardı ve hatta nerede bir yevmiye varsa dede yetimleri çağrılırdı, çünkü ekmek ve aşlarının olması gerekiyordu. Hal böyle iken bu zamanda savunulması ve mücadele verilmesi gereken alan yaşamın ve hayatta kalmanın kavgası olur. Dedenin görevi talibin acısını sırtlamaktır. Sırtlanan bu acı kimi talipte bir çerağa döner kiminde ise bir kadeh dolusu deme. Öyle bağış vs. değil çünkü bilirsiniz ki bağış ekonomisi kurban ister.

    “YOL YAKIN İKEN ‘DEDELERE MAAŞ’ SÖYLEMİNE ÇOK GÜÇLÜ SES ÇIKARILMALI”

    Günler aydın ve yol yakın iken “dedelere maaş” söylemine karşı çok güçlü bir sesin çıkarılması gerekir. Aksi halde dede ile talip arasındaki uçurum 18 bin alemin berzahlarından daha öte olur ve sonrasında maaşa talip olanlar bu uçurumdan birer birer dibi köşesi olmayan “cennette” düşer! “Cennette” düşmesine düşerler de ama hiçbir zaman iflah olamazlar ve sonraki neslin ayağına püsküllü bela olurlar.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Alevilerin kanayan yarası hakka yürüme erkanı: Alevi doğup Sünni ölüyoruz-VİDEO

    Alevilerin kanayan yarası hakka yürüme erkanı: Alevi doğup Sünni ölüyoruz-VİDEO

    PİRHA – Narlıdere Cemevi’nde dedelik yapan Baba Mansur Ocağı Piri Ali Tekin, Aleviliğin asimilasyonunun 60’lı yıllarda göç ile başladığını belirterek şehir Aleviliğine dönüşüldüğünün altını çizdi. Tekin, en büyük asimilasyonun hakka yürüme erkanında yaşandığına dikkat çekerek, “Biz Alevi doğup Alevi yaşıyoruz ama Sünni ölüyoruz” dedi. 

    Alevililik ve Alevi inancının asimilasyon sürecini değerlendiren Baba Mansur Ocağına bağlı Narlıdere Cemevi dedesi Ali Tekin, hakka yürüme erkanındaki asimilasyon süreci ve dede talip ilişkisine de değindi. Tekin, dedelik makamının önemine vurgu yaparak birçok dedenin emekli olduktan sonra dedelik yapmaya başladığını, daha çok da kitap dedeliğinin başladığını kaydetti.

    “ALEVİLİK SÜREĞİNDEN UZAKLAŞILIYOR, ŞEHİR ALEVİLİĞİNE DÖNÜŞTÜK”

    Ocakta yetişen eğitimli dedenin olmadığından dolayı yüzeysel bir Aleviliğin olduğundan yakınan Tekin, çağın farklılaştığını belirterek en büyük sorumluluğun dedelere düştüğünü ifade etti. Tekin, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Burada en büyük yük dedeye düşüyor. Dede kendini yetiştiremediği için talibini de yetiştiremiyor, eksik kalıyor. Yola erkana olan bağlılığın süreğinde hızlı bir zayıflama başlıyor. Temelden gelen Alevilik süreğinden biz uzaklaşıyoruz. Şehir Aleviliğine dönüştük. Sadece adımız Alevi. İçlerimizde Alevilik yok. Alevilik deyince bugünkü insanlarımızın aklına deyiş söylemek, semah dönmek, güzel bağlama çalmak geliyor. Oysa Alevilik bu değil bunları bizim ritüllerimiz. Alevilik doğruya, dürüste, hoşgörüye, sevgiye bağlanmak ve teslim olmaktır. Bunları yaşayamazsanız buna Alevilik denmez. Alevilik her şeyden önce ikrar kapısıdır. Neye ikrar verecektir, sevgiye, doğruya, dürüstlüğe, birlik ve beraberliğe toplumsal yaşamaya ikrar verecektir. Biz bunu Alevilik içerisinde musahiplik kapısıyla, kirvelikle bağlamışız, nikahla ikrarı bağlamışız. Bunlar bizim erkanlarımız. Erkanlarımızda da bir bağlılık söz konusu. Doğumdan ölüme kadar bu erkanlar içerisinde geleneğimizi sürdürdüysek bugün de öyle olmamız gerekiyor. Fakat hepsi artık biraz yapmacık olmaya başladı, inandırıcılığını yitirdi, Alevilik yapmıyoruz, Alevicilik yapıyoruz. Bunun için de Alevilik olabildiğince kendi özünden uzaklaşıyor.”

    “CEMLER TİYATRODAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL”

    60’lı yıllardan sonra başlayan hızlı göç ile birlikte Alevilere yönelik asimilasyon da artarak devam etti. Dede talip ilişkisini de zayıflatan göç, taliplerini gezen dedeyi yalnız bırakarak dedelerinde şehre göç etmesini sağladı. Taliplerini gezen dedelerin şehirlere göç etmesiyle birlikte talibinin yolunu kaybettiğini üzülerek söyleyen Tekin, dedelerin kendi özünden uzaklaştığını ve dedeliğin bayağılaşmaya başladığını sözlerine ekledi. Tekin, çevre baskısının da talibi geleneklerinden uzaklaştırdığını belirtti.

    Alevi gençlerinin de dedelerinden pirlerinden ve geleneklerinden uzaklaşarak her şeyi sosyal düzen üzerine sosyalizm üzerine kurmaya çalıştıklarını belirten Tekin, gençlerin Alevilik içinde var olan sosyal yapıyı tespit edemediklerini kaydetti.

    Aleviliğin her yönüyle asimile olduğunu söyleyen Ali Tekin, eleştirilerini şöyle sıraladı;

    “Örneğin cemleri düşünelim; tiyatrodan başka bir şey değil. Dedeler sanatçı olmuş, talip de seyirci olmuş. Ruhaniyetten uzak bir cem ritüeli başlıyor. Dede bir sanatçı gibi farklı farklı sazlarla çıkıyor, her şeyi notayla söylemeye çalışıyor, o aşktan uzaklaşıyor. Aşktan da uzaklaştığı için cem bir konser havasında geçiyor. Cem cemlikten çıkıyor. Oysaki benim çocukluğumda ceme girildiğinde insan oraya ruh haliyle girip çıkıyordu. Şimdi böyle bir şey yok. Şimdi o aşkı talibe veremeyen dede sanatçı gibi görülüyor. Haklı olarak talip diyor ki bu dedenin sesi de güzel sazı da güzel. Artık biz o deyişlerin duaz imamların, nefeslerin iç anlamını dinlemiyoruz. Sadece kulağımıza tınısı hoş gelen o söylemi ve sazı dinliyoruz.”

    “BİZ ALEVİ DOĞUP, YAŞIYORUZ AMA SÜNNİ ÖLÜYORUZ”

    Aleviliğin her yönüyle asimile olduğunu kaydeden Tekin, özellikle hakka yürüme erkanında yaşanan asimilasyonun Aleviliğin kanayan yarası olduğunu söyledi.

    İki yıl önce kurulan Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu da hakka yürüme erkanının düzenlemesini yaptı. Her bölgede düzenlenen hakka yürüme erkanı konferanslarıyla asimilasyonun önüne geçmek amaçlandı.

    Tekin de ABF İnanç Kurulu içinde Ege Bölge Sorumlusu olarak hizmet yürütüyor. Hakka yürüme erkanının Alevilerin kanayan yarası olduğunu söyleyen Tekin, “Biz Alevi doğup yaşıyoruz ama Sünni ölüyoruz. Özümüze hakka dönüşümüzü Sünnilikle bizden olmayan bir ritüelle gidiyoruz. Burada kamil olan dedelerimiz ve pirlerimiz şunu ortaya çıkardılar; her toplum kendi ibadet şekline göre yapıyorsa Aleviler neden kendi ibadet şeklinin dışında bir ritüel uyguluyorlar. Bir kural getirmişler. Cemdeki duruşumuzu hakka yürüme erkanında da göstermeliyiz. Neden hakka yürüme erkanı diyoruz; ölüm kelimesini kullanmıyoruz. Bin yıllık Anadolu tabi bize ölümü de öğretti. Adını da ezberletti nasıl ki ‘amin’i ezberlettiği gibi. Oysaki gerçekler ölmez don değiştirir her şey özüne döner.” ifadelerini kullandı.

    “İZMİR’DE DEDELER BİRLİĞİ KURMAK İSTİYORUM”

    Çevre baskısından dolayı cenazeleri başka bir inancın ritüeliyle kaldırdıklarını kaydeden Tekin, bin yıllık alışkanlığı atmanın kolay olmadığını ama ABF İnanç Kurulu’nun buna öncülük ederek başlattığı çalışmanın önemine vurgu yaptı.

    Ege bölge sorumluluğunu alan Tekin, İzmir’de bulunan cemevleri ile bu konuda toplantı yapacaklarını belirterek, dedeler birliği kurmayı hedeflediğini söyledi. Pir Tekin, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bu dedeler kurulunun içerisinde ehli kamil, yol erkan yürüten, hakka yürüme erkanını yürüten, cem erkanı yürüten Aleviliğin tüm inançsal ritüellerini yapan dedeleri de yukarı taşımak. Orada onların hizmet yapmasını sağlamak. Bugün yukarıda yapılan inanç kurulu içerisinde ahbap çavuş ilişkisi doğuyor ister istemez. Çünkü talip yok, bu hizmete talip olacak dede yok. Orada bir liste hazırlanıyor isim yazılıyor ama birbirimizi çok iyi tanımıyoruz. Yazışmaların yapıldığı bir sayfa var orada görüyorum Aleviliğin ağzına yakışmayan sözler kullanılıyor. Bugün yabancı kelimeleri, ritüelleri içimize aldığımız zaman kendi elimizle kendimizi hızlı bir şekilde asimile ediyoruz.  Nereden geliyor; ocak terbiyesi almayan dedelerimiz biraz kendilerini kontrol etmeleri lazım. Bu işi ben yapacağım, benden iyi yapan olmaz anlayışı değil bu işi en güzel yapanların etrafında kümeleşmemiz gerekir. Hizmeti en iyi yapan dedelerimizle bir araya gelmemiz lazım. Alevilerin hakka yürüme erkanları Sünni cemaatinin yaptığı gibi olmamalı.”

    PİRHA/İZMİR

  • Amaç Aleviliğin kurumsal yapısıyla ilgili toplumsal çalışmalar yapmak-VİDEO

    Amaç Aleviliğin kurumsal yapısıyla ilgili toplumsal çalışmalar yapmak-VİDEO

    PİRHA- Avrupa Alevi Düşünce Derneği’nin diğer Alevi kurumlarından ayıran inanç boyutlu çalışmalar yapmak yerine toplumsal, ekonomik çalışmalar yapmak. İnanç çalışmalarını zaten yapan Alevi derneklerinin var olduğunu belirten Avrupa Alevi Düşünce Derneği Genel Başkanı İsmet Abbasoğlu, kurumların sadece inançsal çalışmalar yapmak yerine, kişisel gelişim, ekonomik ve toplumsal çalışmalar yapmaları gerektiğini de ekledi. 

    2016 yılından beri faaliyette olan Avrupa Alevi Düşünce Derneği, örgütlenmesini daha çok yurt içinde yapan ancak Avrupa’da örgütlenmeyi hedefleyen bir Alevi kurumu. Genel merkezi Ankara olan derneğin İzmir, İstanbul Bakırköy, Beylikdüzü, Bahçelievler ve Şişli şubeleri mevcut. Ayrıca Avcılar ve Beyoğlu şubeleri de kurulma aşamasında. Avrupa’da ise Alman’yanın Berlin ve Münih kentinde temsilcilikleri olan dernek Sırbistan ve Karadağ’da da örgütlenme çalışmaları yapıyor.

    Avrupa Alevi Düşünce Derneği’ni diğer Alevi kurumlarından ayıran en büyük özellik ise inanç merkezli çalışmalar yapmıyor olması. Derneğin Genel Başkanı İsmet Abbasoğlu, kuruluş amaçlarını, çalışmalarını ve ne yapmak istediklerini PİRHA’ya anlattı.

    GAYE ALEVİLİĞİN KURUMSAL YAPISIYLA İLGİLİ ÇALIŞMALAR YAPMAK

    İlk çıkış noktalarının İngiltere olduğunu söyleyen Abbasoğlu, süreç içerisinde beraber yola çıktıkları arkadaşlarının bazılarının partileşme çalışmaları olduğunu bunun için onlarla bir yol ayrımına girerek tekrar Türkiye merkezli bir örgütlenmeye gittiklerini ifade etti. Herhangi bir kurum, parti ya da düşünceyle bir arada olmadıklarını kaydeden Abbasoğlu, bağımsız bir kuruluş olarak hareket ettiklerini ve gayelerinin Aleviliğin kurumsal yapısıyla ilgili toplumsal ve ekonomik çalışmalar yapmak olduğunu vurguladı.

    KENTLEŞEN ALEVİLERİN SIKINTILARI

    Aleviliğin yüzyıllardır süre gelen kültürel ve tarihsel bir gelişimi olduğunu hatırlatan Abbasoğlu, şu anda kentleşen Alevilerle ilgili bir çalışma yaptıklarını belirterek kentleşen Alevilerin sıkıntılarını şöyle anlattı:

    “Kentleşen Alevilerin en büyük sıkıntılarından birisi cemevi veya cemevinin yaratmış olduğu cenazeyi kaldırma ile  cenazeden sonra yapacak olan ritüellerin sıkıntıların olması. Çünkü Aleviler kendi köylerinde ve yerleştikleri yerlerde bunu kolaylıkla yapabiliyordu ama büyük kentlerde ibadethane olarak sadece caminin olması ve kendilerini burada uzakta görmesi veya o cemaatin Alevilerin kabul etmemesiyle birlikte zorunlu bir ihtiyaçla birlikte ortaya çıktı.”

    KURUM DEDE İLİŞKİSİ

    Aleviliğin temel taşlarından birinin inanç önderliği ve en önemli kurumsal kimliğinin bulunduğu yerin ocaklar olduğunu vurgulayan Abbasoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Her aile bir ocağa bağlıdır ve ocağın bir dedesi var. Ocak da kendi içerisinde o dedeyi yetiştirir. Tekke ve zaviye kanunuyla birlikte bu sürecin bir bitiş noktası oluştu ve dergahlar kapatıldıktan sonra ocağın süre gelen nesilden nesle olan aktarımı bir noktadan sonra tükenmeye başlandı. Şimdi dedenin 5 çocuğu var ama 5’i de bir değil. Siz de bunu sorgulayamazsınız dedenin çocuğu dededir ‘sen dede değilsin’ diyemezsin. Bunu bir talip söyleyemez bunu bir başka dede de söyleyemez. O da diyecek ki ‘sen bunu neye göre değerlendiriyorsun’. Burada bir çelişki oluşmaya başlanır. Ve dedelerin toplum üzerindeki eski güvenirliği ve saygınlığının yitirilme süreci başladı her kurumda her yapıda. Çünkü insanız çürütülmüşlük veya kötü meziyet ve yetenek aslında dedelerde de olabilir. Sonuçta herkesin ortak noktası belki soydan gelen bir farklılık ama sonuçta insanız ve insanın nefsi ve karakter yapısı vardır. Herkes birbirine uymuyor kardeşler arasında bile farklılıklar olabilir. Bu da kendi içerisindeki sizin yüz tane yaptığınız iyiliğin karşısında yaptığınız bir tane yanlış hepsini bitirilebiliyor.

    Yeni nesil Alevi topluluğunda dedelere olan saygının sorgulanma durumunda asıl sıkıntı başlıyor. Bu sefer kurumlar saygın kurumun asıl noktası olan dedelerinse saygınlığı tartışılmaya başlandıysa asıl sıkıntı burada kurumsal yapıların saygınlığı daha önemli bir plana gelmeye başlıyor çünkü insanlar orayı daha önemsemeye başlıyor. Dede sadece orada görevini yapan bir memur veya bir görevli statüsüne geliyor.

    Bizce Alevilik inançsal anlamda yaratana en yalın şekilde ulaşabilen yegane inanç temelli bir oluşum. Çünkü özünde insan var. Yaratanı insanda görmek, yüreğinde hissetmek bunu bir rehbere ona buna da gerek yok. Rehber kültür için, tarih için çünkü Alevilerin yazılı bir kaynağı yazılı bir tarihi yok. Bu tarih canlı bir tarih dede, dedeyi kuruttuğunuz zaman yok ettiğiniz zaman, o ocağı yok ettiğiniz zaman, ocağın yanan ateşini siz söndürdüğünüzde o zaman farklı ateşler çıkacak.”

    “KURUMLAR İNSANLARA FAYDALI ÇALIŞMALAR YAPMALI”

    Alevi kurumlarının gelirini cemevlerinden kazanan kurumlar yerine kendi ekonomik kazançlarını üretimden gelen çalışmalar yaparak elde etmeleri gerektiğini ifade eden Abbasoğlu, kurumların insanlara faydalı çalışmalar yapmaları gerektiğini söyledi. Kendilerinin girişimcilik eğitimi vermek için KOSGEB ile protokol imzaladıklarını ve bu eğitimi almak için tek koşulun derneğe üye olmak gerektiğini dile getiren Abbasoğlu, sözlerini şöyle sonlandırdı:

    “Alevi iş insanlarına katkı sunabilmek kendi projelerini yapabilmeleri ve üretime katkı sunabilmek ve bunun haricinde eğitim ve istihdama yönelik özel projelerimiz var. Yani iş atölyeleri oluşturmaya başlayacağız Beylikdüzü şubemizde. Milli eğitimle protokol imzaladık tüm meslek kurslarını açıp bunlarda insan yetiştirmek için. Bunun yanında hem yurt içi hem yurt dışı istihdam noktasında çalışmalar yapmayı hedefledik. Alevi kurumlarının amacının sadece inançsal boyutu değil de Alevi insanın kişisel anlamda gelişeceği şeyler de sunması lazım. Bunu yapamazsak zaten bir yerlerde tıkanırız. Sadece tarikat mantığı gibi içi boş, korkuların çok fazla olduğu, özgürlüğün çok daha az olduğu bir topluma dönüşürüz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Diyanet’ten Kuran istemişti: Cemevinde ibadetimi Kuran’a göre yapıyorum

    Diyanet’ten Kuran istemişti: Cemevinde ibadetimi Kuran’a göre yapıyorum

    PİRHA- Diyanet İşleri Başkanı’ndan Tunceli Cemevi ziyareti sırasında Kuran isteyen Çemişgezek Cemevi Başkanı Ali Hadi Yıldız ile konuştuk. Sorularımıza net yanıtlar vermekten kaçınan Yıldız, dedelerin eğitimsiz olduğunu, Kuran öğrenmeleri gerektiğini iddia ediyor. Yıldız, imam hatipli ve ilahiyatçı kişilerin dedelik yapabileceklerini savunuyor.

    Alevi inancına ve Alevi toplumuna yönelik asimilasyon politikaları AKP iktidarıyla tavan yaptı. Tam da bu dönemde, “Cemevleri bizim kırmızı çizgimizdir” diyen Diyanet İşleri Başkanı geçtiğimiz hafta Tunceli Cemevi’ne ziyaret gerçekleştirdi. Ziyarette Diyanet İşleri Başkanı’ndan imam hatipli ve ilahiyat mezunu iki kişinin dedelik yapması için atama talep edildi.

    Dersim’de Çemişgezek Cemevi Başkanı Ali Hadi Yıldız’ın ise Diyanet’ten Kuran’ı Kerim istediği ortaya çıktı.

    Ali Hadi Yıldız’a telefonla ulaşıp duruma dair sorular yönelttik.

    Yıldız, Kuranı dışlayan biri olmadığını sürekli kanıtlamaya çalışarak, dedelerin cahil olduğunu Kuran’a göre ibadet edilmesi gerektiğini savundu. Yıldız, imam hatipli, ilahiyatçı kişilerin cemlerde dedelik yapmasında bir sakınca görmediğini de ekledi.

    İşte Yıldız’ın, sorularımıza verdiği yanıtlar:

    PİRHA: Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş Tunceli Cemevi’ni ziyaret etmişti. Hala konuşuluyor bu ziyaret ve sonrasında yapılan açıklamalar. Alevi kamuoyundan, kurumlardan tepkiler var. Diyanet İşleri Başkanı’ndan Kuran istenmesi ve imam hatipli, ilahiyatçı kişilerin dede olarak atanmasının önerilmesi epey tepki çekti. 

    ALİ HADİ YILDIZ: Cemevinde böyle talep duymadım, böyle bir şey talep edilmedi.

    Kuran’ı Kerimi sizin talep ettiğinizi biliyoruz. 

    Doğrudur.

    Neden böyle bir talepte bulundunuz?

    Ama siz neden bir cümleyi alıyorsunuz? Ben bunu anlayamadım. Ben söyledim, doğrudur.

    Birbirimize kızmadan konuşalım. Ben sorularımı soracağım, siz cevaplayın. 

    Bir cümleyi almak değil. Ben dedim ki Türkçe biliyorum, Türkçe okuyorum. Dualarımı Türkçe okuyorum. Ben Kuran dışı bir insan değilim. Ben Arapça’dan anlamam. Bu toplumda okumak isteyenler varsa ben de elhamdülillah Aleviyim. Allah, Muhammet Ali diye dualarımı yapıyorum. İnancımı yapıyorum. Çemişgezek’te yüzde 31 Alevi kesim var. Sünni kesimle beraber yaşıyoruz. Ben kimsenin dinini, inancını ölçmem. İnsanlar Arapça bilmiyor. Okumak istiyorsa, Türkçe tefsirle Kuran’ın ne olduğunu, duanın ne olduğunu oradan okur öğrenir. Konu bu. Diyanet İşleri Başkanı’na söyledik, cemevlerine yasal statü tanınsın. Biz bu ülkede ayrımcılık istemiyoruz. Seçimden seçime hatırlanıyor bu işler. Bunları konuştuk, o da dinledi. Çemizgezek’te 1997’den beri cemevi başkanlığı yapıyorum. İnancımı yaşamak istiyorum. Devlet benim inancıma yön vermesin.

    Peki devletin Alevi inancına nasıl müdahale ettiğini, yön verdiğini düşünüyorsunuz?

    Bakın şunu söyleyeyim. Yıllardan beri biz inancımızı yaşıyoruz. kimse bize müdahale etmedi, şöyle yapamazsın demedi. Biz kendi imkanlarımızla, halkla cemevimizi yaptık.

    Cemevi ne zaman yapıldı?

    2002 yılında yapıldı.

    Bir derneğe, federasyona bağlı mısınız?

    Bağımsız olarak kurulduk. Cemevini halk yaptı. Sünni kesim de yardım etti. Ben insanlar arasında ayrım bilmem. Benim kabem insandır. Ben Aleviyim diye hiç yanlışım olmaz mı? Ama biz ayrımcılık bilmeyiz. Ben Alevi bir ana ve babadan doğmuşum. İnancımı yaşıyorum.

    Çemişgezek Cemevi’nde dede var mı? Ya da kaç dede var? 

    Cemevine dede Pertek’ten, Tunceli’den ve Elazığ’dan geliyor. Ayda bir cem yapıyoruz. Dede duasını verir, 12 imamların amacı neyse onu açıklar dede. Lokmamızı veriyoruz.

    Peki Kuran’a göre mi Alevi inancına göre mi cem yapıyorsunuz?

    Şimdi Alevi inancına göre yapılır da…O inanç Kuran’dan alıntılarla yapılır. İçinde Arapça olmaz. Ama İncil’den, Tevrat’tan almıyoruz. Cem de Alevilik de Allah, Muhammet, Ali diye yaşar.

    Allah, Muhammet, Ali deniliyor zaten ibadet sırasında. Ona kimsenin itirazı yok. Mevcut Kuran’ı Kerim’e göre mi ibadet ediyorsunuz?

    Yani başka bir Kuran’ı Kerim mi var Aleviler için?

    Kuran’a göre ibadet derken, Sünni kesimin inancına göre mi ibadetinizi yapıyorsunuz? Bunu soruyorum. Kuran’da İslam’ın beş şartından bahsediliyor. Bunları yerine getiriyor musunuz? 

    Alevi inancının gelenek ve görenekleri farklı. Sünni kesim camiye gider, Alevi kesim cemevine gider. Bunu sağır sultan dahi biliyor. Bu soruyu bana sormanıza gerek yok.

    Kuran’ın içeriği bellidir. Kuran sadece Allah, Muhammet, Ali’den ibaret değil. Sünni kesimin inandığı ve şartlarını yerine getirdiği bir Kuran’ı Kerim var. 

    Alevilerin Kuran’ı ayrı mı?

    “KURAN’A GÖRE İBADET EDİYORUM”

    Kuran’da İslamın şartları ortada, ayetler, sureler ortada. Namaz kılmak diye bir şart var. Oruç tutmak var. Bütün bunlar Alevi inancında var mı? Sizin başkan olduğunuz cemevinde bu doğrultuda mı ibadet ediliyor? 

    Bizim cemevinde Aleviliğin içtihatı yürütülüyor. Benim dedem, babam 300 yıl önce nasıl yaşamışsa, Kuran, Allah, Muhammet, Ali, ya Hüseyin demişse o şekilde yürüyor bizim cemimiz. Biz Kuran’a karşı değiliz.

    Kuran’a karşı mısın değil misin bunu sormuyorum. Kuran’a göre düşünüyorsunuz. Ben de bu doğrultuda soruyorum size. 

    Evet Kuran’a göre ibadet ediyorum.

    İslamın şartlarını yerine getiriyorsunuz yani. 

    Alevi İslami kültürü neyse yerine getiriyorum.

    Peki Çemişgezek Cemevi’ndeki dedeler ocaklara mı mensup? İmam hatip, ilahiyatçı kişilerin maaşlı dedelik yapması için Tunceli Cemevi ziyareti sırasında Diyanet’e önerildi. Sizin cemevine gelen dedeler de bu eğitimde mi?

    Bizim dedelerimiz ocaklardan geliyor. 12 Hizmeti yürütecek dedeleri seçeriz. Ocaktan olabilir ama Aleviliği bilmiyorsa zorla mı getireceğiz.

    “HER DEDE ALEVİLİĞİ BİLMİYOR”

    Bir insan dedelik yapıyorsa zaten Aleviliği bilir. 

    Yok, öyle her dede Aleviliği bilmiyor. O cemi, erkanı yürütmek kolay bir şey değil.

    Peki imam hatipli, ilahiyat mezunu ‘dede’ var mı cemevinizde?

    Ben onu bilmiyorum. yok yok öyle bir şey yok.

    Alevilerin, dedelerin Kuran’ı bilmesi gerektiği kadar Alevi inancını bilmesi gerektiğine de inanıyor musunuz?

    Alevi kesimi Arapça’yı fazla bilmez. İnsan hangi dilden anlıyorsa o dilden ibadetini yapsın. Ben bilmiyorum Arapça’yı. Aleviler Türkçe okuyor, Türkçe biliyor semahını, duasını. İnsanlar anladığı dilde yapmalı ibadetini.

    Zaten Aleviler ibadetini anladığı dilden yapıyor. Siz baştan beri ‘Arapça bilmiyoruz, Türkçe yapmak istiyoruz’ diyorsunuz.

    Sen diyorsun niye Kuran, ben de cevap veriyorum. Başkana söyledim, sağır sultan dahi duydu. Alevilerin ibadeti, ibadet şekli, ibadet yeri cemevidir. Devletten beklediğimiz cemevleri yasal statüye kavuşmasıdır. Bu kadar basit.

    Tüm Aleviler cemevlerine yasal statü istiyor. Peki cemevinizin kaç üyesi var, üyelik sisteminiz nasıl? Bir kişi gelip üye olmak istiyorum dediğinde nasıl üye olabiliyor? 

    Devlet kanunları neyse o şekilde üye yaparız.

    Alevilerin talepleri arasında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması da var. Siz Diyanet’in kaldırılmasını istiyor musunuz?

    Diyanet’i biz kurmadık. Diyanet kalk demekle kalkmaz. Büyük bir kurum. Türkiye’de en fazla bütçeden pay alan bir kurum. Ben istemiyorum demekle bu kalkmaz.

    Kaldırılmaz meselesi ayrı. Siz bir cemevi başkanı olarak Diyanet’in kaldırılmasını istiyor musunuz? 

    Ben bir Alevi olarak diyorum ki, insanca yaşamak istiyorum. Benim kabem insan diyorum. Hiç bir inanç bütçeden para almamalı.

    “İMAM HATİPLİ, İLAHİYATÇI DEDELİK YAPAR”

    Tunceli Cemevi imam hatipli ve ilahiyatçı iki kişinin maaşlı dedelik yapması için Diyanet’e öneride bulundu. Sizce bu kişiler dedelik yapabilir mi? Cem yürütebilir mi? 12 Hizmeti yerine getirebilir mi? 

    12 hizmeti biliyorsa yapar, neden yapmasın.

    İmam Hatipli, ilahiyatçı bu kişilerin dedelik yapmasının önerilmesini içinize sindirebildiniz mi?

    Ben onu duymadım. Kim önermiş acaba bilmiyorum.

    Tunceli Cemevi Başkanı önerdiklerini söyledi. Siz ne düşünüyorsunuz? Dede mi kalmadı da imam hatip mezunu kişilere dedelik yaptırılacak?

    Kişinin aklı var fikri var. Ne yapacağını bilir.

    Siz cevap verin istiyorum, cemevi başkanısınız bir fikriniz vardır.

    Orada devletin yetkisine karışacak bir şeyim yok.

    Talip dede ilişkisi var sonuçta. Herkes dedelik yapabilir mi? Dede atanır mı?

    Dede olmakla, onun yaşamı olmayacak mı?

    Sonuçta dedelere maaş verilmesini mi istiyorsunuz?

    İsterim neden istemeyeyim. Herkes alıyorsa onlar da alsın.

    Ancak dedeler, pirler maaş istemiyor. Büyük çoğunluk maaş istemediğini söylüyor devletten.  

    Söyleyebilirler.

    Maaş alan, devletin kontrolünde bir dede, devletin memuru olacak bir dede Alevi Yolu’nu yürütebilir mi?

    Devlet müdahale edemez. O zaman Alevilik kalmaz. Ne ben değiştirebilirim, ne başkası değiştirebilir.

    Maaşlı bir dede bu Yolu yürütebilir mi? Bunu öğrenmeye çalışıyorum.

    Yürütür neden yürütmesin.

    Ama devletin memuru olmaz mı?

    Eğitimsiz bir insan serseri bir mayına benzer. Dede çocuğudur eğitim görmemişse, Alevilerin bir okulu yoksa, 12 hizmeti bilmiyorsa yani sadece ya İmam Hüseyin ya Allah demekle bu iş yürümez. Yani Alevilik İslamın içindeyse…

     Ben başka bir şey soruyorum. 

    Alevilik İslamiyet’in dışında mı?

    Alevilik İslamın içinde mi, dışında mı tartışmasını yürütmeyeceğim sizinle. Size şunu demek istiyorum: Ocaktan gelen bir insan dedelik yapacaksa eğer dedelik vasfını kazanmıştır zaten. Bir olgunluğa eriştiyse, inanca hakimse, talipler de dedelik yapmasını isterse dedelik yapacaktır. Siz maaşlı bir kişinin dedelik yapacağına inanıyorsunuz ama maaş talep etmeyen dedelerin dedelik yapacağına inanmıyorsunuz.  

    Eğitimsiz bir insanın dedelik yapacağına inanmıyorum.

    Alevi inancını, Yolu’nu iyi bilen bir kişi dedelik yapabilir zaten. Nereden çıkarıyorsunuz eğitimsiz olduğunu?

    Ben çok dede tanırım. Hiç bir şey bilmiyor ne yapalım şimdi.

    O kişi dede değildir zaten hiç bir şey bilmiyorsa, 12 hizmeti bilmiyorsa. Dedelik yapamaz. 

    Biz diyoruz ki benim kabem insandır. İnsana verdiğimiz değerdir. Biz diyoruz ki dedeler cahil kalmasın. Her dede Alevi içtihatını bilmelidir. Devlet mi okul açar bilemem ama bir eğitimden geçmeli dedeler.

    Ne eğitimi bu, hangi eğitimden bahsediyorsunuz?

    Alevilik eğitiminden bahsediyorum.

    Türkçe Kuran okuyarak mı eğitimden geçmesine inanıyorsunuz?

    Tabi ki inanıyorum. Ben Kuran dışı bir insan değilim ki.

    Aleviliği Türkçe Kuran okuyarak mı öğreneceğini düşünüyorsunuz?

    Aleviliği hem içtihattan, hem Kuran’dan öğrenirim. Ben neden rahatsız olayım ki.

    Kuran’da Alevilik inancına yönelik hangi cümle var. Bana söyler misiniz?

    Aradığın zaman var.

    Kuran’ın içinden neleri uygulamak istiyorsunuz? Namaz mı kılsın Aleviler de? Hacca mı gitsin Aleviler? Ne demek istiyorsunuz?

    Alevilerin inanç yeri cemevidir.

    Kuran’a kimse bir şey demiyor. Saygılı herkes. Ancak Alevi inancı bellidir, çok nettir. Alevilikle ilgili, 12 Hizmet ile ilgili hangi cümle, bilgi var Kuran’da? Bir örnek verir misiniz?

    Hz. Ali, Ehlibeyt ile ilgili bir çok ayet var. Okursanız görürsünüz. Ehlibeyt Hz. Muhammed’in çocukları.

    Aleviler Ehlibeyti biliyor, sahip çıkıyor. Kerbela’nın acısını yaşıyor, 12 gün orucunu matem orucunu tutuyor. Siz sürekli Kuran’dan bahsediyorsunuz. Alevilikle ilgili ne var Kuran’da duymak istiyorum sizden. İslamın şartları var Kuran’da. Namaz kılmak var mesela. Siz Alevilerin bu şartları yerine getirmesini mi istiyorsunuz bir cemevi başkanı olarak?

    Hayır. Alevilerin kültürü, inancı belli.

    Alevilerin pek çok talebi var. Siz Kuran talep ediyorsunuz Diyanet’ten. Siz temin edemez miydiniz?

    Bak sana şunu söyleyeyim. Benim evimde Kuran var. Sen okuduysan ben defalarca okudum. İnsanlar doğru veya yanlış kendi karar versin. Kuranı Türkçe okusun. Kimse Arapça okuduğu zaman anlamıyor. Ne okuduğunu da bilmiyor. Onun için bundan kimsenin rahatsız olmaması gerekiyor.

    Alevi toplumunun inancı geçmişten bugüne sözlü olarak geldi. Ocaklar var. Pirler aracılığıyla Alevi inancı nesilden nesile aktarılıyor. Bağlama cemlerde olmazsa olmazdır. Bağlamasız bir cem ibadeti düşünülemez. 

    Cemdeki deyişlerin çoğu Kuran’dan alıntılanmıştır. Yani Nesimiler, Hacı Bektaşlar, Yunuslar…

    Anlaşıldı. Siz her şeyi Kuran’a bağlıyorsunuz. Sormadan edemeyeceğim. Alevilerin önemli taleplerinden biri de okullarda zorunlu din dersinin kaldırılması. Sizin bu yönde bir çabanız var mı? Bu ders kaldırılmalı mı?

    Evet kaldırılmalıdır.

    Neden kaldırılmalı?

    Herkes istediği gibi yaşamalı inancını. Ben Cenabı Allaha karşı sorumluyum. İnancımı yerine getiririm veya getirmem beni bir başkası yargılayamaz. Yargılayacaksa Cenabı Allah yargılar.

    Zorunlu din dersinde Alevi çocuklarına Sünnilik eğitimi veriliyor. Alevi çocuklar olumsuz etkileniyor, kafaları karışıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

    Alevilikle ilgili açılmış davalar var. Toplantılar, konuşmalar var. Alevi inancı, Alevi inancına göre verilmelidir. Benim çocuğum eğitim alacaksa Alevilik içtihatına göre eğitim almalı.

    Zorunlu din dersinde Kuran’daki bilgiler öğretiliyor. Sünni inancı işleniyor. 

    Nerede Kuran’da?

    Din dersinde Sureler ezberletiliyor çocuklara. 

    Onu bilemem ben. Fazla okumadım. İsteyen alır, istemeyen almaz.

    Bu ders zorunlu diyorum size. Alevi çocuklarını asimile etmeye çalışıyorlar. Diyanet işleri Başkanı’yla bu kadar sık görüşüyorsunuz ama “Cemevleri bizim kırmızı çizgimizdir dedi. Bu sözlere bir tepkiniz yok mu?

    Valla bizim orada öyle bir şey konuşmadı.

    Alevi toplumuna yönelik asimilasyon politikaları hayata geçirilmeye çalışılıyor. Siz yaptığınız çıkışlarla asimilasyona hizmet etmiyor musunuz?

    Bu cemevlerinde hangi cemler yapılıyor, neler yapılıyor, ne konuşuluyor. Dedeler hizmeti nasıl biliyor. Ben herkesin Kuran’ı da, Zebur’u da, İncili de, Tevrat’ı da bilmesini isterim.

    Dedelerin, pirlerin eleştirileri var. “Cemevleri minaresiz camiye çevriliyor” diye. Bu konuda ne dersiniz?

    Biz de öyle bir şey yok. Burada aşure verdiğimiz zaman devletin rektörü de katıldı, valisi de, kaymakamı da katıldı. Ben orada konuştuğum zaman hepsi dinledi.
    Çemişgezek’in yüzde 70’i Sünni. Yüzde 30’u Alevi. Ben Alevilik yaparsam o da Sünnilik yapar. Din üzerinden kimseye karışmam.

    Cemevinde Alevi inancına göre ibadet etmek Alevilik yapmak mı? Neden bunu bir kompleks haline getiriyorsunuz? Orada bir Alevi de olsa kendi inancını yerine getirebilir. 

    Ben cemevlerinin yasal statüye kavuşmasını diyorum. Ne yapabilirim.

    Peki teşekkür ederim. 

    Nilgün METE / İSTANBUL

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Kuzeni yazdı: Yüreği hala devrimdeydi, hiç bir zaman Devletin Alevisi olmadı

    Kuzeni yazdı: Yüreği hala devrimdeydi, hiç bir zaman Devletin Alevisi olmadı

    PİRHA- 30 Eylül’de Manisa Turgutlu’da Çepnidere Cemevi’nde Aşure lokması sırasında kalp krizi geçirerek Hakka yürüyen Bektaş Piroğlu dedenin sol yanını, devrimciliğini kuzeni Mustafa (Papur) Keskin yazdı. Keskin, Piroğlu için “Yüreği, bilinci hala solda, sosyalizmde, devrimdeydi. Alevilikle bu düşüncelerini içiçe geçirmiş, sentezlemişti” dedi.  

    Mustafa (Papur) Keskin, avrupaforum.org adlı internet sitesinde, 30 Eylül’de Hakka yürüyen Pir Bektaş Piroğlu’nu yazdı.

    Piroğlu’nun kuzeni olduğunu belirten Keskin, Bektaş dedeye Bekto diye hitap ederek, “Bekto tahminen 1937-1938 yılı Antep’in Nizip ilçesi, Köseler Köyü doğumlu. Üç kız bir oğlan, toplam dört kardeşlerdi. Babamla Bekto’nun babası Ali Dede amca çocukları. Kendisi ile ben de teyze çocukları oluruz. Yani kuzendik. Evlerimiz bitişikti” dedi.

    Bektaş Piroğlu’nun kendi yörelerinin ilk devrimcilerinden olduğunu belirten Keskin, Bektaş Piroğlu’nun  1965’lerde Dev-Genç’le, TİP’le başladığı mücadelesine, Dev-Genç ayrışmasının ardından Denizlerin kurduğu THKO (Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu) saflarında sürdürdüğünü yazdı.

    12 Mart Askeri Darbesi sonrasında yaşadıkları bir anısını şöyle anlatıyor:

    “12 Mart Askeri Darbesi olunca bizim köye 4-5 cemse askeri araç geldi. Askerler köyde birilerini arıyordu. Ben daha o zaman ortaokul öğrencisiyim. Bir baktım bizim Bekto köyün dışına doğru kaçıyor. Arazilerimizi birbirine yakın olduğundan karşılaştık, “ne oluyor” diye sordum. “Köyü asker bastı, beni gördüğünü kimseye söyleme” dedi ve koşmaya devam etti. Askerlerin olduğu yere doğru gittim, bana bir şey sorarlarsa ne söyleyeceğimi kafamda planladım ama bana bir şey sormadılar.”

    “HEM DEDELİK YAPIYORLAR HEM ÖRGÜTLÜ DEVRİMCİLİK”

    “12 Mart’ın ardından köy halkının yararlanması için Sarı Dede’nin evinde bir kütüphane oluşturduk. Sarı Dede Bekto’nun kayını olur. Daha sonraları Mihri Belli’yle birlikte Türkiye Emekçi Partisini kurdular. Bekto da THKO içerisinde. Gerek Bekto, gerekse de Sarı Dede hem dedelik yapıyorlar, hem de solun başarılı olabilmesi için örgütlü devrimcilik yapıyorlar. Biz ise henüz örgütlü durumda değiliz” diyen Mustafa (Papur) Keskin şöyle devam ediyor:

    “BEKTO, ESRARCI GENÇLERİ MÜCADELENİN İÇİNE ÇEKMEYE ÇABALIYORDU”

    “Bizim köyün solculuğa ilk meyledenleri köyün esrarcı gençleriydi. Bekto’yla, Sarı Dede bunların arasından köylüler tarafından sevilen, sözüne mert olanlarını toparlayıp örgütlü mücadelenin içerisine çekmeye çabalıyorlardı.
    Bizler katılacak devrimci örgüt arayışındayken Bekto bizlere Teslim Töre’nin köye geleceği haberini verdi. 1975 yılıydı sanırım. Teslim köye geldiğinde okuyanımız okulu bıraktı, esrarcısı esrarını, hepimiz Bekto’nun evinde toplandık. Konuşmaların sonunda hepimiz THKO/MB’ye (Mücadele Birliği’ne) katılma kararı aldık. Gençlerin çoğu üye ve aday üye oldu.”

    “BEKTO’NUN EVİ 3 ODALI ÇAMURLA SIVALI DAMDI”

    Bektaş Piroğlu’nun evinin üç odalı bir yer damı olduğunu belirten Keskin, “Odalardan birinde yatak ve yiyecekleri, diğerinde öküz ve inekleri, üçüncüsü ise sobanın da kurulduğu oturma odası. O zamanlar daha köylerde beton ev yok, Bekto’nunki de topraktan. Evlerin içi ya beyaz toprakla ya da çamurla sıvanırdı. Toprağa öküz-inek dışkısı katılır, su ile sıva çamuru yapılırdı” diyerek şunları anlatıyor:

    “Fato (Bekto’nun eşi) evi çamurla sıvamıştı. Bizim toplantıların çoğu Bekto’nun evinde olurdu. Kış olunca Bekto’nun evinin duvarları yeşermeye başlardı, Bektaş da, “duvara çiçek mi ektiniz” deyip takılırdı Fato’ya.
    Bir gün yine Bekto’nun evinde Teslim Töre, Ergun Adaklı’nın da olduğu bir grupla sohbet ediyorduk. Teslim “Yoldaşlar, biz mitingler için ‘Fabrikalar, tarlalar, siyasi iktidar her şey emeğin olmalı’ şeklinde bir slogan düşündük, ne dersiniz” diye söze girdi. Uzunca bir tartışmanın ardından sloganda önemli bir değişiklik yapmayı başarmıştık. Sloganın sonu “olmalı” biçiminde değil, “olacak” şeklinde bitmeliydi. Ve Bekto’nun Nizip’in Köseler köyündeki üç gözlü toprak damından Antep’in, Adana’nın, İstanbul’un, İzmir’in, Ankara’nın işçi semtlerine, yoksul mahallerine, eylem meydanlarına dek yayıldı.”

    “KOMÜN ÇALIŞMASINDA BEKTO’NUN EMEĞİ ÇOKTU”

    Köyde komün kurmaya karar verdiklerini yazan Keskin o günleri şöyle anlatıyor:

    “Sovyetlerdeki Solhoz ve Kolhozları örnek alarak köyde komün kurmaya karar verdik. Bekto, Mulla, Mehmet Ayık, İsmail Ayık, İsmail Çelik, Mustafa Çelik ve ben ilk komünü başlatanlardık. Komün çalışmamamız aksak-topal da olsa 1980’lere kadar sürdü. Küçücük köy yerinde komün üye sayımız 150-200’lere kadar ulaştı. Kadınlı erkekli eğitim çalışması grupları oluşturduk. Bütün bu çalışmalarda Bekto’nun emeği çok büyüktü.

    “BEKTO 12 EYLÜL DARBESİ SONRASI MAHPUSLUKTAN KÖYE GERİ GELDİ”

    “12 Eylül Darbesi sonrası 1980-1991 yılları arasında bu yörelerde kaçak yaşamak zorunda kalmıştım. Bekto Birinci Şube işkenceleri ve mahpusluktan sonra köye geri geldi. Kaçak olduğumuzdan bizim güneşimiz aydı, geceleri doğardı. İlişkilerimiz dibe vurmuştu. Her gün köylere yapılan operasyonlar, baskılar, gözaltılar, tutuklamalar etkili olmuş, ezici çoğunluk selam veremez hale gelmişti. Yalnızlık hissi büyüktü. Böylesi bir dönemde Bekto’yla bir randevu yapmayı başardık ve dağda buluştuk” diyen Keskin, devamında şunları ekliyor:

    “Bekto durumu kabul etmedi ve cesaretle “yarın evde buluşacağız” dedi. Kabul ettim. İllegal olarak İstanbul’dan getirdiğim Komünist dergilerinden bir tanesini Bekto için yanıma aldım ve gece Bekto’ların evin yolunu tuttum. Yedik, içtik sohbet ettik ve gün ışımaya yaklaşırken ben ayaklandım. Güneş doğmadan saklandığım deliğe ulaşmalıydım. Bekto yoldaş bırakmak istemedi, evde saklanmamı istedi ancak örgütlülüğün devamını sağlayabilmek için yakalanmamam gerekiyordu. Bekto yoldaş yanıma bir yiyecek çıkını hazırladı. Kendisine takıldım, bilsem iki dergi getirirdim sana diye. O zaman bir somun ekmek, bir lokma yemek bulabilmek komünist dergisine ulaşmaktan daha zahmetli ve zordu. Hele ekmeğin yanında bir demli çay ve demli bir sohbet bulabilmek ise hayal gibiydi.

    “KOBANE’DE IŞİD KARANLIĞINA DİRENENLERE SELAMI EKSİK ETMEDİ” 

    Bekto’yla gizli buluşmalarımız partili bir ilişki olmasa da 1990’lara kadar sürdü. 90’ların sonunda Bektaş’a Avrupa’ya çıkma kararımı bildirdim, “Deyzeoğlu benim Mustafa’yı da alamaz mısın yanına“ oldu cevabı. Bekto’nun oğlu Mustafa’yı da yanıma alıp Yunanistan üzeri Almanya’ya geldim. Sonraki süreçte görüşmelerimiz azalsa da ilişkimiz hiç bitmedi. Almanya’ya geldiğinde misafirim oldu. Dedelik hizmeti ön planda olsa da solculuk vazifelerini de hiçbir zaman unutmadı. Yıllar sonra ilk kez memlekete gittiğimde de oturup uzun uzun konuştuk Bektaş’la. Yüreği, bilinci hala solda, sosyalizmde, devrimdeydi. Alevilikle bu düşüncelerini içiçe geçirmiş, sentezlemişti. Son süreçte örgütlü olarak değilse bile HDP’yi destekledi. Kobane’de IŞİD karanlığına direnenlere selamı eksik etmedi. Bekto’nun bu dik duruşu zaman içinde ona karşı oluşmuş kimi kırgınlıklarımı da sildi attı açıkçası. Neden kırıldın derseniz o da Bekto’yla benim aramda kalsın…

    “BEKTO SOLCU OLMADAN ÖNCE DEDELİK YAPIYORDU”

    Mustafa (Papur) Keskin, Bektaş Piroğlu’nun solcu olmadan önce dedelik yapmaya başladığını belirterek, “Solla, sosyalizmle tanışınca da dedelik ve solculuğu ustaca sentezledi kendinde. 90’lı yıllarda Alevi örgütlenmelerinin ortaya çıkmasında aktif olarak yer aldı ve sonrasında daha çok bu kurumlarda var oldu. Ama hiçbir zaman devletin Alevisi olmadı.

    Bekto yoldaş hem dede hem de her daim gönlü solda bir talipti. Senin iyilikten, doğruluktan, dürüstlükten, dayanışmadan yana sesini devam ettireceğiz Deyzeoğlu. Hoşça kal Bekto Dede yoldaş…

    PİRHA/İSTANBUL