Etiket: Defne

  • ‘Kürtler ve Aleviler aynı büyük barış hikayesinin iki parçasıdır’-VİDEO

    ‘Kürtler ve Aleviler aynı büyük barış hikayesinin iki parçasıdır’-VİDEO

    PİRHA- “Barış hepimize lazım: Süreç ve Arap Aleviler” başlıklı panelde konuşan Alevi inanç önderleri, Kürtler adalet arayışı ve Alevilerin eşit yurttaşlık sorununun barış sürecinde ortaklaştığını vurgulayarak, “Kürt meselesinde adalet arayışıyla Alevi toplumunun eşit yurttaşlık talebi aynı büyük barış hikayesinin iki parçasıdır. Birinde eksik bırakılan her şey ötekinde derinleşir” dediler.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Emek Partisi (EMEP) ve Sosyalist Demokrasi Platformu (SODAP) tarafından düzenlenen “Barış hepimize lazım: Süreç ve Arap Aleviler” başlıklı panelin ikinci oturumu, Hatay’ın Defne ilçesine bağlı Harbiye Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinde (HASYAD) yapıldı.

    Doç. Dr. Şule Can’ın yönettiği oturumda; Antakya Ehl-i Beyt Kültür ve Dayanışma Vakfı (EHDAV) Genel Başkanı Ali Yeral, İmam Ali Kültür Derneği Başkanı İbrahim Kanatlı, Samandağ Alevi Değerleri Derneği Başkanı Zülfükar Çiftçi ve gazeteci-yazar Musa Özuğurlu konuşmacı olarak yer aldı. Panelde, bölgenin kadim halklarından Arap Alevilerin barış sürecindeki yeri, kimlik mücadelesi ve yaşadıkları güncel sorunlar ele alındı. Katılımcılar, Arap Alevi toplumunun tarihsel barış perspektifini değerlendirirken, bölgedeki gelişmelerin toplumsal barış üzerindeki etkilerini de tartıştı.

    “TARİH BOYUNCA EN BÜYÜK FATURAYI BİZ ALEVİLER ÖDEDİK”

    Panelde ilk olarak sunumu Ali Yeral yaptı. İmam Ali’nin Malik Eşter’e gönderdiği mektuptan alıntıyla başlayan Yeral, adalet ve merhamet çağrısının tüm insanlık için geçerli olduğunu vurguladı. “Biz bütün dünyaya ya din kardeşimiz ya da insan kardeşimiz gözüyle bakıyoruz” diyen Yeral, her koşulda barıştan yana olduklarını belirtti. Barış sürecine dair kamuoyunda oluşan “neden şimdi?” sorusuna dikkat çeken Yeral, devlet yetkililerinden açık ve samimi bir açıklama talep etti. Yeral, geçmişte “bebek katili”, “cani” gibi ifadelerle hedef alınan isimlerin bugün “sayın” şeklinde anılmasını eleştirerek şu soruyu yöneltti:“Niye bu kadar yılı beklediniz? Altmış bin insanımızın, askerimizin, polisimizin, memurumuzun ölümünü mü beklediniz? Ne değişti dünden bugüne?”

    Alevilerin tarih boyunca uğradığı dışlanmayı hatırlatan Yeral, bu durumun dile getirilmesinden dahi rahatsızlık duyan kesimler olduğunu ifade etti. Sakife döneminden itibaren başlayan ayrımcılığın Emevi, Abbasi, Selçuklu ve Osmanlı dönemleriyle birlikte devam ettiğini belirten Yeral, Cumhuriyet dönemindeki Dersim, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi gibi katliamları da hatırlattı.Bugün hâlâ Suriye’de ve bölgenin farklı yerlerinde Alevilere yönelik saldırıların sürdüğünü belirten Yeral, “Tarih boyunca en büyük faturayı biz Aleviler ödedik” dedi. Yeral, “selefi/tekfirci” yapılanmaların Alevilere yönelik şiddeti meşrulaştırmak için tarih boyunca verilen fetvaları hatırlatarak, Irak ve Suriye’de kadınların cariye pazarlarında satıldığı dönemi anımsattı. Bu anlayışın İslam’ın barış mesajıyla çeliştiğini söyleyen Yeral, “Bu melun Emevi fetvaları devam ettiği sürece İslam dünyası da Aleviler de rahat edemez” ifadelerini kullandı.

    “EN BÜYÜK TEPKİ ONURLU SÜNNİLERDEN GELMELİ”

    Yeral, radikal unsurların İslam’ı dünyada “kan, terör ve şiddet dini” gibi bir algının içine sürüklediğini belirterek, en büyük tepkinin onurlu Sünnilerden gelmesi gerektiğini söyleyerek, “Camilere saldıran, kabirleri yıkan, kadınlara tecavüz eden, çocukları katleden bu mahlukat Sünni değildir. Sünniliğe ve İslam’a en büyük zararı onlar veriyor” diye konuştu. Yeral, bu noktada Sünni toplumunun daha yüksek bir sesle “Bu biz değiliz” demesi gerektiğini ifade etti. Konuşmasının sonunda Suriye’deki radikal grupların liderleriyle yürütülen temaslara da tepki gösteren Yeral, İdlib merkezli yapılara verilen uluslararası desteği eleştirdi. Türkiye’de kamuoyunun yakından bildiği, iki Türk askerini yakarak öldüren DAİŞ kökenli yapıların pasifize edilmeden meşruiyet kazandığını savunan Yeral, şu soruyu yöneltti: “Bir takım elbise giyen terör lideri nasıl devlet muhatabı oluyor? Dünya buna nasıl göz yumuyor?”

    “ALEVİ TOPLUMU TARİH BOYUNCA BARIŞTAN YANA TUTUM SERGİLEDİ”

    Yeral’ın ardından söz alan Samandağ Alevi Değerleri Derneği Başkanı Zülfükar Çiftçi, Alevi toplumu olarak tarih boyunca barıştan yana bir duruş sergilediklerini belirtti. Çiftçi, barışın toplumsal olarak tüm kesimleri kapsaması gerektiğini, her topluluğun kendi kültürel kimliğini özgürce sürdürebileceği demokratik bir ortamın sağlanmasının önemini vurguladı. Çiftçi, “Kürtler Kürtçelerini, Araplar Arapçalarını öğrenebilmeli. Zazası, Ermenisi, Süryanisi, Ezidisi her toplum kendi dilini ve kültürünü baskısız yaşayabilmelidir. Toplumda kardeşleşme ancak bu şekilde sağlanabilir” dedi. Çiftçi ayrıca, bölgedeki emperyalist güçlerin müdahalelerine karşı halkların kendi özgün mücadelelerini sürdürmesi gerektiğini söyledi.

    Çifçi, Alevilerin örgütlenme eksikliği üzerinde duran temsilci, dernek ve federasyonların daha güçlü ve kapsayıcı çatılar altında birleşmesi gerektiğini de belirtti. Barışın inanç birliği üzerinden değil, bireysel özgürlükler, adalet ve eşit haklar temelinde sağlanması gerektiğini vurgulayan Çiftçi “Azınlıkların tümü, başta Kürtler olmak üzere, eşit vatandaşlık hakkı çerçevesinde kanunlar önünde olduğu gibi pratikte de eşit haklara sahip olmalıdır” ifadelerini kullandı.

    “TOPLUM HAFIZASININ ONARILMASI GEREKİYOR”

    Çiftçi ‘nun ardından İmam Ali Kültür Derneği Başkanı İbrahim Kanatlı, konuştu. Kanatlı, Türkiye’deki toplumsal adalet ve barış sorunlarına dikkat çekti. Kanatlı, Kürt meselesinin sadece siyasi değil, insanlık, adalet ve eşit yurttaşlık sınavı olduğunu vurgulayarak, “Kürtler bu ülkenin en ağır bedellerini ödeyen halklardan biri oldu. Dilleri yasaklandı, evleri boşaltıldı, gençleri hayatın çetin yüklerini taşıdı” dedi. Kanatlı, barışın sadece silahların susması olmadığını, insanların birbirini duyabilmesiyle başlayacağını belirterek, eşit yurttaşlık ve kültürel hakların sağlanmasının önemine işaret ederek, “Kürt meselesinde adalet arayışıyla Alevi toplumunun eşit yurttaşlık talebi aynı büyük barış hikayesinin iki parçasıdır. Birinde eksik bırakılan her şey ötekinde derinleşir” diye konuştu.Alevi toplumu üzerine de değerlendirmelerde bulunan Kanatlı, Alevilerin devlet yönetiminde yeterince temsil edilmediğini, dini hizmetlerde ve bütçe dağılımlarında ayrımcılığa uğradığını vurguladı. Kanatlı, “Artık Alevilerin de kendi inanç önderlerine ve ibadet alanlarına eşit kamusal destek almasının zamanı gelmedi mi?” diye sordu. Kanatlı, toplumsal barışın sadece siyasi iradeye bağlı olmadığını, toplum hafızasının onarılmasını da gerektirdiğini belirterek, “Zulmün karşısında adalet, kırgınlığın karşısında merhamet, düşmanlığın karşısında barış esastır” ifadelerini kullandı.

    “SİYASET DUYGUSALLIKLA DEĞİL SOMUT ZORUNLULUKLARLA YÜRÜR”

    Musa Özuğurlu ise, bölgesel ve uluslararası gelişmelerin Türkiye’deki barış süreciyle doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayarak, “Mesele sadece siyasal değil; küresel kapitalizmin bölgeyi yeniden şekillendirme çabalarının yansımalarını da içeriyor” dedi. Önceki oturumlarında yapılan tespitlerin önemine değinen Özuğurlu, Türkiye’de devletin tarih boyunca etnik ve inanç temelli sorunlara yaklaşımının çok iyi bilindiğini ifade etti. Özuğurlu, son dönemde yaşanan gelişmelerin hem devleti hem de siyasal aktörleri yeni bir sürece zorladığını belirterek, “Devlet Bahçeli’nin Tuncer Bakırhan’ın elini sıkmasıyla sembolleşen yeni bir aşama var. Siyaset duygusallıkla değil, somut zorunluluklarla yürür. Tarih de böyledir.”Özuğurlu, geçmiş acıların elbette unutulamayacağını ama sürecin ilerleyebilmesi için geleceğe odaklanılması gerektiğini savundu.

    Türkiye’deki barış tartışmalarının yalnızca iki aktör üzerinden okunmasının eksik bir yaklaşım olduğunu belirten Özuğurlu, ülkenin çok sayıda yapısal sorunla aynı anda karşı karşıya olduğunu söyledi. “Peki biz Aleviler nerede duruyoruz?” diye soran Özuğurlu, Alevi toplumunun bölgesel gelişmelere dair stratejik bir perspektif oluşturmakta eksik kaldığını dile getirdi. Suriye’de özellikle Alevilere yönelik saldırılar sırasında Türkiye’deki Alevi toplumunun önemli bir duyarlılık gösterdiğini söyleyen Özuğurlu, bu reflekslerin değerli olduğunu ancak örgütlü bir güce dönüşmediğini belirterek, “Suriye’deki katliamlar bize bir şey öğretti: Hazırlıksızdık. Kürt hareketi onlarca yıl süren mücadeleyle bir muhatap haline geldi. Biz ise küçük dernek çekişmeleriyle zaman kaybettik.”

    Özuğurlu, Alevi toplumunun hem ulusal hem uluslararası düzeyde daha güçlü örgütlenmesi gerektiğini vurguladı. Birleşmiş Milletler’de etnik ve kültürel toplulukların dahi temsil edildiğini hatırlatan Özuğurlu, “Dünyanın dört yanında Aleviler ortak bir organizasyonda buluşmalı. Birleşmiş Milletler nezdinde temsil edilmek hayal değil. Güçlü olursak caydırıcı

    Konuşmasının sonunda barışın ancak güçlü toplumsal aktörlerle mümkün olabileceğini belirten Özuğurlu, Alevilerin bölgesel ve küresel dinamikleri iyi okuyarak ortak bir strateji geliştirmesinin hayati olduğunu söyleyerek, “Barışı istiyorsanız savaşa hazır olun derler. Bu, güç sahibi olmanın caydırıcılığıdır. Birlik olmadan ne caydırıcı olabiliriz ne de haklarımızı savunabiliriz.”

    Panel aranın ardında soru ve cevap bölümü ile son buldu.

    PİRHA/HATAY

  • Hatimoğulları: Bu süreç seçim hesaplarına kurban edilemeyecek kadar tarihi-VİDEO

    Hatimoğulları: Bu süreç seçim hesaplarına kurban edilemeyecek kadar tarihi-VİDEO

    PİRHA- Hatay’da “Demokrasi barış ve bölgemizin geleceği” konulu panelde konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: “Bu süreç seçim hesaplarına kurban edilemeyecek kadar tarihi; tüm partiler masada olmalı, dayanışmayı ilkesel görüyoruz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Emek Partisi (EMEP) ve Sosyalist Demokrasi Platformu (SODAP), Harbiye Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğinde (HASYAD) “Demokrasi barış ve bölgemizin geleceği” konulu panel gerçekleştirdi. Panel iki oturum yapıldı ve geniş katılım sağlandı. Panelin ilk oturumunda Türkiye’nin demokratikleşme süreci, bölgesel barış dinamikleri ve Ortadoğu’daki siyasal atmosfer tartışıldı. Oturumun moderatörlüğünü Servet Kavukoğlu üstlendi.DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, SODAP Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu, EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan ve SYKP Eş Genel Başkanı Mert Titiz sunumlarını gerçekleştirdi.

    ‘SÜRECE DAİR ÖNEMLİ ADIMLAR ATILDI’

    Çok sayıda kişinin izlediği panelde ilk olarak DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, söz alarak, siyasal sürece dair değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’de devam eden Barış ve Demokratik Çözüm Süreci’ne ilişkin değerlendirmede bulundu. Sürecin bir yılı aşkın süredir önemli adımlarla ilerlediğini belirten Tülay Hatimoğulları, İmralı görüşmeleri, PKK’nin Türkiye’den güç çekme kararı ve silahsızlanma yönündeki açıklamalarının “tarihi nitelikte” olduğunu vurguladı. Tülay Hatimoğulları, 27 Şubat’taki İmralı ziyaretinde açıklanan “barış ve demokratik toplum” çağrısının sürecin kritik eşiklerinden biri olduğunu hatırlatarak, 11 Temmuz’da Süleymaniye’de gerçekleştirilen “silah yakma töreninin” barış yönündeki iradenin güçlü bir ifadesi olduğunu söyledi.

    ‘CHP’NİN GİTMEMESİ EKSİKLİKTİR’

    Meclis’te kurulan komisyonun çalışmalarının İmralı’nın dinlenmesi noktasında tıkandığını belirten Tülay Hatimoğulları, bu talebin hem Kürt halkı hem de PKK tarafından sürecin koşulu olarak ortaya konduğunu ifade etti. Komisyona CHP ve Yeni Yol’un üye vermemesini eleştiren Tülay Hatimoğulları, “Komisyonun oybirliğiyle karar almasını isterdik. CHP’nin gitmemesini eksiklik olarak görüyoruz. Hâlâ fikir değişikliğini umuyoruz” dedi.

    ‘SÜREÇ SEÇİM HESABI DEĞİL’

    Sürecin seçim hesaplarına indirgenemeyeceğini söyleyen Tülay Hatimoğulları, kamuoyundaki “AKP yeniden seçilmek için bu süreci kullanıyor” yönündeki kaygılara da yanıt vererek, “Ne Kürt halkı ne de DEM Parti, otoriter bir yönetimi güçlendirecek bir tercihte bulunmaz. Bu süreç bir siyasi ittifak meselesi değildir; devletle yürütülen bir barış ve çözüm sürecidir. Muhatap devlettir ama icra makamı hükümettir. Görüşmeler bu nedenle hükümet üzerinden ilerlemektedir” dedi.

    ‘TOPLUMSAL MUTABAKAT GÜÇLENMELİDİR’

    Türkiye’nin dört bir yanında yaklaşık 2 bin toplantı ve halk buluşması yaparak süreci anlattıklarını aktaran Tülay Hatimoğulları, özellikle Alevi kurumları ve toplumuyla geniş görüşmeler gerçekleştirdiklerini belirtti. “Bu süreçte başta CHP olmak üzere tüm muhalefetin masada olmasını son derece önemli buluyoruz” diyen Hatimoğulları, toplumsal ve siyasal mutabakatın güçlenmesi gerektiğinin altını çizdi.

    ‘İTİRAZ EDERİZ’

    Tülay Hatimoğulları, barış ve çözüm sürecine ilişkin yaptığı kapsamlı değerlendirmede, sürecin seçimden ve günlük siyasi hesaplardan bağımsız, “tarihi” bir nitelik taşıdığını vurguladı. Tülay Hatimoğulları, hem sol ve sosyalist çevrelerde hem de Alevi toplumunda dile getirilen kaygıların somut olduğunu, ancak bu kaygıların barış karşıtı bir pozisyona savrulmaya yol açmaması gerektiğini söyledi. Partisinin geçmişte yaşadığı baskılara dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, benzer baskıların bugün Cumhuriyet Halk Partisi’ne yöneltilmesini asla kabul etmeyeceklerini belirterek, şu ifadeleri kullandı: “Biz HDP’ye, DEM Parti’ye yönelik baskıların çok daha ağırını yaşadık. Bugün aynı yöntemler CHP’ye uygulanıyorsa buna en yüksek sesle karşı çıkarız. Dayanışmamız ilkeseldir. Kayyıma, seçilmişlerin yerine atanmışların gelmesine, yurttaşın seçme-seçilme hakkının gasp edilmesine her koşulda itiraz ederiz.”

    ‘BU SÜREÇ SEÇİMDEN ÜSTÜNDÜR’

    Tülay Hatimoğulları, çözüm sürecinde “ana muhalefet başta olmak üzere tüm siyasi partilerin masada olması gerektiğini” bir kez daha yineledi. Barış sürecinin seçim hesaplarına alet edilmemesi gerektiğini vurgulayan Tülay Hatimoğulları, sürecin Türkiye’deki demokratik mücadele alanını genişleteceğini ifade ederek, “Bu süreç seçimden üstündür. 100 yıllık Kürt sorununun demokratik zeminde çözülmesi, sendikal mücadelenin, emek mücadelesinin, yurttaşın en temel haklarını kullanmasının önünü açar. Bugün öğretmen hakkını istediğinde terörist ilan ediliyor. Öcalan’ın da söylediği gibi, terör parantezinin devletin elinden alınması gerekiyor.Bu süreç seçim hesaplarına kurban edilemeyecek kadar tarihi; tüm partiler masada olmalı, dayanışmayı ilkesel görüyoruz” dedi.

    ‘BU SÜRECİ İSTEMEYENLER VAR’

    Tülay Hatimoğulları, çatışmasızlık ortamının önemini özellikle vurgulayarak, “Üç senedir ne bir asker ne bir gerilla cenazesi geliyor. Bu bile başlı başına tarihidir. PKK güçlerini Türkiye dışına çektiğini açıkladı. Bu adımların kıymetini bilmek, sorumlulukla davranmak gerekiyor” diye konuştu.Barış karşıtı çevrelerin ve dış müdahalelerin farkında olduklarını söyleyen Tülay Hatimoğulları, tüm toplumu dikkatli olmaya çağırarak, “Bu süreci istemeyen devletler, örgütler, siyasi aktörler var. Provokasyonlar olabilir. Bu nedenle herkesin daha net bir şekilde çözümden yana konum alması gerekiyor” dedi. Tülay Hatimoğulları, sürecin siyasi kutuplaşmaların ötesinde ele alınması gerektiğini belirterek konuşmasını şu sözlerle tamamladı:“Hepimize tarihi bir sorumluluk düşüyor. İktidar karşıtlığı, rejim karşıtlığı sürecin karşıtlığına dönüşmemeli. Barış isteyenler daha cesur, daha net bir duruş sergilemeli.”

    ‘BU KATLİAMLARI KABUL ETMİYORUZ’

    Hem Türkiye’de hem de Suriye’de yaşayan Arap Aleviler açısından taşıdığı duygusal ve siyasal bağa vurgu yapan Tülay Hatimoğulları, Suriye’de Arap Alevilerin maruz kaldığı katliamı “son yüzyılın en büyük acılarından biri” olarak nitelendirdi. Tülay Hatimoğulları, “Orada yitirdiğimiz tüm Alevi canlarımızı saygı ve minnetle anıyorum. Bu katliamı kabul etmek mümkün değildir” dedi.

    ‘ORTADA CİDDİ BİR MÜZAKERE SÜRECİ VAR’

    Suriye’nin yeniden şekillendiği bir süreçten geçildiğini belirten Tülay Hatimoğulları, özellikle Şam hükümeti ile QSD arasında yürütülen görüşmelerin demokratik entegrasyon açısından kritik olduğunu söyledi. Bir tarafın demokratik bir yapıdan yana olduğunu, diğer tarafın buna karşı tutum aldığını belirten Tülay Hatimoğulları, “Ortada çok ciddi bir müzakere süreci var” diye konuştu. Tülay Hatimoğulları, Kürt halkının siyasi temsilcileriyle, Aleviler ve Dürzilerin Suriye’deki demokratik yaşama katılımı üzerine kapsamlı görüşmeler yaptıklarını da açıkladı. Söz konusu görüşmelerin, geçmişte yaşanan katliamların tekrarlanmaması için önem taşıdığını vurgulayan Tülay Hatimoğulları, “Baskılar hâlâ ciddi bir biçimde sürüyor. Bu nedenle taleplerimizi ve mesajlarımızı muhataplarına bizzat ilettik. O dönemde yürütülen görüşmelerin tarafı olduğumuzu tüm kamuoyunun bilmesini isterim” diye konuştu. Suriye’de oluşturulmak istenen yeni sistemin, Şam yönetiminin merkeziyetçi ve şeriat temelli yaklaşımı ile demokratik bir yönetim talep eden taraf arasında şekillendiğini söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Sadece yönetim modeli değil, toplumların geleceği açısından da belirleyici bir süreç yaşanıyor” ifadelerini kullandı.

    KÜRDÜN TALEPLERİ YOK SAYILDI’

    Panel, EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan’ın sunumu ile sürdü. Aslan, Kürt sorununun tarihsel ve siyasal boyutlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Aslan, Kürt sorununun kaynağının Kürt halkı değil, Cumhuriyet boyunca sürdürülen inkârcı ve tekçi politikalar olduğunu vurgulayarak, “Milyonlarca Kürdün taleplerinin yok sayılması bugüne kadar biriken sorunların temelidir” dedi. Aslan, 50 yılı aşkın süredir devam eden çatışmalı sürecin ortaya çıkardığı acıların artık son bulması gerektiğini belirterek Türkiye’de yükselen ırkçılık, şovenizm ve milliyetçiliğin de bu siyasi iklimden beslendiğini ifade etti. Barışın yalnızca Türkiye’de değil, bütün Ortadoğu coğrafyasında ihtiyaç haline geldiğini söyleyen Aslan, bölgesel gelişmelerin Türkiye’yi de masaya oturmaya zorladığını dile getirdi.

    ‘KÜRT HAREKETLERİNİN ADIMLARI ÖNEMLİ’

    Kürt siyasal hareketinin ateşkes ve silahların gölgesinde müzakere yürütülmemesi için aldığı kararları hatırlatan Aslan, “Örgütün ateşkes ilan etmesi, sınır dışına çekilme kararı alması önemli ve kıymetli adımlardı” dedi. Buna rağmen AKP–MHP iktidarının yıllardır baskı ve şiddet politikalarında ısrar ettiğini kaydeden Aslan, “İktidarın hesapları var diye Kürt sorununu konuşmaktan geri duramayız” diye konuştu. Amed’te Barış Anneleri, sendikalar, baro ve çeşitli kurumlarla yapılan görüşmelere değinen Aslan, Kürt halkının barış konusunda kararlı olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Kürt halkı, Kürt anaları barışa hazır. Burada adım atması gereken iktidardır; Türkiye’nin egemen güçleridir.”

    ULUSAL TALEPLER TANINSIN’

    Aslan, parlamentodaki ve dışındaki tüm muhalefet güçlerinin barış sürecinde sorumluluk üstlenmesi gerektiğini söyledi ancak iktidarın bir yıldır somut bir adım atmadığını da hatırlattı. Çözüm komisyonunun aldığı karar doğrultusunda İmralı’da görüşme yapılmasının önemli olduğunu ifade eden Aslan, çözüm için tüm tarafların eşit koşullarda düşüncelerini ifade edebilmesi gerektiğini söyledi. Aslan, Kürt sorununda kalıcı çözümün anahtarının tam hak eşitliği olduğunu vurgulayarak, “Anadilde eğitim hakkının kabul edilmesi, ulusal taleplerin tanınması, siyasi tutukluların serbest bırakılması gerekir” ifadelerini kullandı.

    ORTAK MÜCADELE ÇAĞRISI

    Türkiye’de 5 bini aşkın Kürt siyasi tutsağın bulunduğunu söyleyen Aslan, Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer siyasetçilerin “terör” suçlamasıyla değil, Kürt sorunu bağlamındaki siyasal faaliyetleri nedeniyle cezaevinde tutulduğunu belirtti. Seyit Aslan, sözlerini Türkiye’de barış ve demokratik çözümün, halkların birlikte mücadelesiyle mümkün olacağını vurgulayarak tamamladı.

    ‘ZORLAMAMIZ GEREKİR’

    Aslan’ın ardından söz alan SODAP Sözcüsü ve İstanbul Milletvekili Kezban Konukçu, sunumunu gerçekleştirdi. Kezban Konukçu, Türkiye’de yeniden gündeme gelen barış sürecini, bölgesel dengeler ve iç politikadaki gelişmeler üzerinden değerlendirdi.Kezban Konukçu, sürecin başlamasının bölgedeki güç dengelerine, Kürt sorununun dört parçalı yapısına ve Kürt halkının özgürlük mücadelesi sırasında yürüttüğü koordinasyon ihtiyacına dayandığını vurguladı. Kezban Konukçu, bir yıl öncesine kadar “çökertme planı” söylemlerinden HDP’nin kapatılmasına ve vekillerin maaşlarının kesilmesine kadar uzanan baskıları hatırlatarak, buna rağmen birkaç ay sonra MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin ağzından yeni bir sürecin başlatıldığının ilan edildiğini belirterek, “Bu bile devlet açısından bir zorlanmayı gösteriyor” ifadeleri kullanıldı.

    KOLOMBİYA ÖRNEĞİ

    Dünyadaki barış süreçleriyle Türkiye deneyiminin kıyaslandığını belirten Kezban Konukçu,, özellikle Kolombiya örneğinin sıkça öne çıktığını söyledi. Kolombiya’da barış imzalarının ardından bile zorlu bir mücadelenin sürdüğünü hatırlatan Kezban Konukçu, buna rağmen orta vadede demokrasi ve sivil toplumun güçlendiğinin altını çizdi. Türkiye’deki sürecin ise hem tarihsel hem siyasal yönleriyle özgün olduğuna dikkat çekti. Kürt siyasi hareketinin “Türkiye cephesinde savaşı sonlandırmak” konusunda çok net olduğunu vurgulayan Kezban Konukçu, sosyalist çevrelerde zaman zaman barış tartışmalarının Abdullah Öcalan’ın sosyalizm ve Marksizm’e dair tezleriyle karıştırıldığını, bu düzlemlerin ayrıştırılması gerektiğini ifade etti.

    ‘SÜRECE AKTİF KATKI SUNMAK GEREK’

    Kezban Konukçu, devletin sorunu “beka” temelli ele aldığını, iktidarın ise barışa daha çok kendi siyasal geleceği açısından baktığını belirtti. Kezban Konukçu, Erdoğan’ın seçim atmosferi yaratmak için muhalefete ve demokratik kesimlere yönelik operasyonları sürdürürken barış ihtimalinin tartışmalı hale geldiğini söyledi. “Bu saray rejimi faşizm inşasında ısrarcıyken barış süreci nasıl ilerleyecek?” sorusunun hem Kürt hareketinin hem sosyalistlerin çözmesi gereken bir mesele olduğunu kaydeden Konukçu, sosyalist çevrelerin süreci dışarıdan izleme lüksü olmadığını, “tam merkezinde durarak katkı sunması gerektiğini” ifade etti. Konukçu, “Biz sosyalistlerin sorusu şudur: Çatışmasızlığı kalıcılaştırmak için ne yapabiliriz?” Lenin’in devrim tartışmalarından örnek veren Kezban Konukçu,, “Teori-pratik uyumsuzluğu bahane edilerek süreçten uzak durulamaz. Barış süreci başlamışken biz de elimizi taşın altına koymak zorundayız” ifadelerini kullandı. Kezban Konukçu, sürecin zorluklarına rağmen barışın Türkiye’nin demokratikleşmesi için vazgeçilmez olduğuna dikkat çekti ve toplumsal muhalefetin tüm bileşenlerinin sürece aktif katkı sunması gerektiğini belirtti.

    ‘TARİHSEL BİR YERDE DURUYOR’

    Panelde son olarak konuşan SYKP Eş Genel Başkanı Mert Titiz sunumlarını gerçekleştirdi. Titiz, bölgesel, kültürel ve politik gerilimlerin kesiştiği bir coğrafyada barış ihtimaline sahip çıkılması gerektiğini vurguladı. Barış sürecinin yeniden gündeme gelme motivasyonunun yalnızca Türkiye içindeki politik gerilimlerden değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel gelişmelerden kaynaklandığını belirten Titiz, bölgeyi üç temel başlıkla tanımlayarak, “Birincisi, bölgenin tarih boyunca kimlik, inanç ve kültürlerin kesişim alanı olması: Kürt’ü, Türk’ü, Ezidisi, Süryanisi, Alevisi, Çerkezi, Ermenisi, Arabı… Hepsi bu coğrafyada yaşıyor. Tarihsel olarak çok önemli bir yerde duruyoruz.”

    ‘TÜRKİYE İÇİN TEHDİT POTANSİYELİ’

    İkincisi, enerji ve tedarik koridorlarının tam ortasında bulunduğuna işaret eden Titiz, Çin’in Kuşak-Yol hattından IMEC’e, Hindistan-Ortadoğu-Avrupa koridoruna kadar birçok küresel projenin merkezinde Türkiye’nin bulunduğunu hatırlattı. Titiz, üçüncü olarak ise, NATO ile Şanghay İşbirliği Örgütü gibi uluslararası güç bloklarının kesiştiği, rekabetin en yoğun hissedildiği bölgenin yine Türkiye olduğunu söyledi.Titiz, bu koşulların Ortadoğu üzerindeki küresel yeniden dizayn çabalarını hızlandırdığını, bunun yalnızca Suriye için değil, Türkiye için de bir tehdit potansiyeli taşıdığını ifade etti.

    ‘BARIŞ UMUDUNU GÜÇLENDİRMEK’

    Süreci başlatan iç motivasyonlara da değinen Titiz, siyasal iktidarın rıza üretme kapasitesini kaybettiğini, bu nedenle barış sürecinden çıkarabileceği her tür siyasi faydayı hesapladığını ve muhalefetin birlik zeminini dağıtma çabasının da sürecin bir parçası olduğunu belirtti. Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı, PKK’nin Mayıs ayında yaptığı açıklama, Temmuz’da ilan edilen silah bırakma iradesi ve son aylarda gündeme gelen geri çekilme kararlarının “cesur adımlar” olduğunu söyleyen Titiz, buna karşın iktidarın toplumsal motivasyon yaratacak demokratik adımları engellediğini ifade etti. Titiz, Demirtaş, Yüksekdağ, Kobani davası tutukluları, Altan, Nazmi, Kavala ve Can Atalay gibi isimlerin hâlâ tahliye edilmemesinin “barış umudunun toplumda güçlenmesini engelleme çabası” olduğunu söyledi.

    ‘BARIŞ İHTİMALİNE SAHİP ÇIKMALIYIZ’

    Titiz, mevcut atmosferin açık bir barış görüşmesi olmasa da “barış zemininin yoklandığı bir moment” olduğunu belirterek toplumsal muhalefete çağrı yaparak, “Bizim yapmamız gereken bu ihtimale sahip çıkmak. 23 yıllık iktidara karşı yalnızca bir kez kazandık: 7 Haziran 2015. Bu momenti doğru değerlendirmek zorundayız.”

    Panel aranın ardından soru ve cevap bölümü ile sürdü.

     

  • Suriye’deki katliamlar Defne’de protesto edildi

    Suriye’deki katliamlar Defne’de protesto edildi

    PİRHA- Hatay’ın Defne ilçesinde, Suriye’de yaşanan katliamlara karşı Sevgi ve Hoşgörü Platformu tarafından bir miting düzenlendi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın da katıldığı mitingde, Suriye’de Alevilere, Hristiyanlara ve diğer topluluklara karşı yapılan katliamlar protesto edildi.

    Hatay’ın Defne ilçesinde, Suriye’de yaşanan katliamlara karşı Sevgi ve Hoşgörü Platformu tarafından bir miting düzenlendi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğlulları’nın da katıldığı mitingde, ‘Suriye’de emperyalizm, Siyonizm ve onların taşeron örgütleri insanlığı katlediyor’ yazılı pankart taşındı, Suriye’de yapılan katliamlar protesto edildi.

    Tülay Hatimoğlulları, sosyal medya hesabından mitingle ilgili şu açıklamayı paylaştı:

    “Bugün Hatay Defne’de Suriye’de yaşanan katliamlara ses çıkarmak için bir araya geldik. Bir kez daha söylüyoruz! Suriye’de yaşayan Alevilerin, Hristiyanların; Dürzîlerin, Süryanilerin, Kürtlerin, Arapların ve Türkmenlerin hakları ve yaşamları ancak demokratik bir Suriye’nin inşasıyla garanti altına alınabilir.”

    PİRHA/HATAY

  • Defne’de zeytin ağaçları söküldü – VİDEO

    Defne’de zeytin ağaçları söküldü – VİDEO

    PİRHA -Defne’de 48 gündür zeytin ağaçlarının sökülmemesi için direnen Çiğdem Arslan karakola çağrılırken, bu sabah zeytin ağaçları hiçbir hukuki belge olmamasına rağmen sökülmeye başlandı. 

    Hatay Defne’de 48 gündür zeytin ağaçlarının sökülmemesi için direnen Çiğdem Arslan dün karakola çağrıldı. Arslan direnişini bitirmediği taktirde ağaçların sökülmesiyle tehdit edilirken, bu sabah zeytin ağaçları hiçbir hukuki belge olmamasına rağmen sökülmeye başlandı.

    Polis ve firmanın araçları “Kamulaştırma kararı bakanlıkta” deyip hiçbir yazı tebliğ etmeden alana girerek ağaç sökümü yaparken, 48 gündür direnen Çiğdem Arslan yaşananları kayıt altına aldı.

    PİRHA/DEFNE

  • Alevi kadınlar, depremde yaşamını yitirenler için Defne’de Hızır lokması dağıttı!

    Alevi kadınlar, depremde yaşamını yitirenler için Defne’de Hızır lokması dağıttı!

    PİRHA – Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Kadın Komisyonu, 6 Şubat depreminde yaşamını yitirenler için Hatay’ın Defne ilçesinde Hızır lokması dağıttı. 

    Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı Yönetim Kurulu üyesi Emel Uzman, 6 Şubat depremi sonrasında Ankara Serçeşme Cemevinde misafir edilen kadınlarla Hatay’da buluştu. Uzman, hüzünlü anlar yaşadıklarını belirterek, dayanışmanın önemine dikkat çekti.

    “Acıları paylaşmanın dili yok” diyen Emel Uzman, kadınlarla dayanışmak adına deprem bölgesine gittiğini belirtti.

    “BÜYÜK BİR TERK EDİLMİŞLİK DUYGUSU VAR” 

    Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı Kadın Komisyonu adına Defne ilçesindeki Hıdır Ziyaretevi’nde lokma dağıttıklarını da söyleyen Uzman, bölgeye dair izlenimlerini şu sözlerle aktardı:

    “Deprem bölgesine 2 ay önce yine gitmiştim. Geçen yıldan bu yana çok daha kötüye gittiğini söyleyebilirim. Şehrin bir ucundan diğer ucuna ‘şu olmuş’ diyebileceğiniz hiçbir şey yok. Binalar aynı şekilde duruyor. Vaziyet çok kötü. Yollar, sokaklar bozuk. İşsizlik, açlık, çaresizlik hepsi üst üste. Büyük bir terk edilmişlik duygusu var. Cumhurbaşkanının geleceği gün çadırları söküp atmışlar. İnsanlara yer dahi göstermemişler. Rezalet bir vaziyet var yani. Yağmur yağınca sokaklar balçıktan geçilmiyor. Hangi birini söyleyeyim bilmiyorum ama bu gelişimde çok moral bozukluğu yaşadım. Ama kadınlar olarak bir araya gelmemiz çok güzel bir duyguydu. Kadınlarla muhabbet etme şansımız oldu. Arap Alevileri ile farklılıklarımızın aslında hiç sorun olmadığını, birbirimizle dayanışma ihtiyacını bir kez daha hissettim. Eğer yapabilirsek 8 Mart’ta tekrar bir organizasyon düşünüyoruz. Bu sefer özellikle Samandağ’da buluşalım istedik. Sarılmak bile moral oluyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Defne’de depremzedelere konutlarını boşaltmaları için bir günlük süre verildi

    Defne’de depremzedelere konutlarını boşaltmaları için bir günlük süre verildi

    PİRHA-Hatay Defne’de orta hasarlı olmasına karşın yıkım kararı verilen konutların boşaltılması için bir günlük süre verildi. Yıkım için gelen ekipler, depremzedelerin direnmesi üzerine geri gitti.

    6 Şubat’ta 9 saat arayla meydana gelen ve 11 ilde yıkımla sonuçlanan Maraş merkezli depremlerinin en çok etkilediği illerden olan Hatay’ın Antakya ve Defne ilçelerini kapsayan ve kamuoyunda “rezerv yapı alan kararı” olarak bilinen 6036 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’a ilişkin sorunlar sürüyor.

    İTİRAZLAR REDDEDİLDİ

    Cumhuriyet’ten Çağdaş Bayraktar’ın haberine göre rezerv alan ilan edilen 207 hektarlık alanın içinde bulunan ve orta hasarlı olmasına rağmen yıkım kararı verilen Defne Armutlu Mahallesi Gündüz Caddesi’ndeki 51 ve 71 numaralı binalar için halk tarafından yapılan itirazlar reddedildi. Evlerin boşaltılması için bir gün süre verildi.

    Yıkım için gelen ekipler, depremzedelerin direnmesi üzerine geri gitti.

    “BU YANLIŞTAN DÖNÜLSÜN İSTİYORUZ AMA YETKİLİ BULAMIYORUZ”

    Dairesinin bulunduğu orta hasarlı binasına yıkım kararına çıkan Kemal Paşa, “Analiz sonuçlarını da istemiştik, vermediler. Ayın 19’unda gece yarısı 23.53’te haberimiz olan tebligat üzerine 1 gün bile beklenmeden, sabah binayı yıkma haberini aldık. Ayrıca bize muhtar tarafından telefon aracılığıyla yollanan belgedeki saat ise 15.51’di” dedi.

    Karar üzerine sabah erkenden binanın önüne gidip itiraz edince yıkımın geçici olarak durdurduğunu belirten Paşa, “Rezerv alan bölgesinde bulunan binalardan alınan karot örneklerinin hepsinin riskli olması tesadüf mü? Bu yanlıştan dönülsün istiyoruz ama yetkili bulamıyoruz” dedi.

    “ZULÜM NİTELİĞİNDE BİR UYGULAMA”

    Apartman sakinlerinin avukatı ve Hatay Barosu Çevre ve Kent Hukuku Komisyon Başkanı Ecevit Alkan ise şunları söyledi:

    “Bir gün süre vermek insan haklarına aykırı, zulüm niteliğinde bir uygulamadır. Olay yerinde çalışma yürüten firma görevlileri ihaleyi Emlak Konut’tan aldıklarını ve söz konusu binaya denk gelecek şekilde bir proje yürütüldüğünü sözlü olarak beyan ettiler. Kararda imzası bulunan kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunarak sürecin takipçisi olacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Hatay’da az hasarlı okula güçlendirme çalışmaları için ihale verilmiyor

    Hatay’da az hasarlı okula güçlendirme çalışmaları için ihale verilmiyor

    PİRHA- 6 Şubat Maraş depremlerinden sonra Hatay’ın Defne ilçesinde bulunan Nezahat Güven Anadolu Lisesi, az hasar alan liselerden biri olmasına rağmen okula güçlendirme ve tadilat çalışmaları için ihale verilmiyor.

    6 Şubat Maraş merkezli depremin etkileri, deprem bölgesinde hala sürmeye devam ediyor. Eğitim alanında da sıkıntılar yaşayan öğrenciler duruma tepki gösteriyor.

    Hatay’ın Defne ilçesinde bulunan Nezahat Güven Anadolu Lisesi deprem sonrasında yapılan incelemelerden sonra az hasarlı raporu alan liselerden biri oldu. Ancak geçen süreye rağmen hiçbir onarım çalışmasının başlamadığını belirten öğrenciler duruma tepki göstererek eğitim imkanlarına tekrar kavuşmak istiyor.

    “OKULUMUZU GERİ İSTİYORUZ”

    Öğrenciler, okul idaresinin başvurusu ve öğrencilerin CİMER‘e bildirdiği onca şikayetin göz ardı edildiğini ve okula bir çivi bile çakılmadığını belirtiyor. Sosyal medya hesabı üzerinden duruma tepki gösteren Nezahat Güven Anadolu Lisesi öğrencisi, şunları ifade etti:

    “Eylül ayında okulların açılmasından bu yana iki farklı binaya taşındık ve şu anda öğlenci grup olarak eğitime devam ediyoruz. Ders süreleri kısa olduğundan istediğimiz verimi alamıyoruz. Ayrıca okul saatleri düzensiz olduğu için ne akşam ne gündüz çalışabiliyoruz. Okulumuz tiyatro gibi daha birçok alandaki faaliyetlerini yürütemiyor. Ve en önemlisi de en büyük sorunumuz olan ulaşım. Okuldan çok geç bir saatte çıkıyoruz, hava karanlık olmuş oluyor ve bugüne kadar birçok arkadaşıma servis ayarlanmadığı için etraf çok tehlikeli olmasına rağmen o saatlerde otostop ile evlerine dönme mecburiyetinde kalıyorlar. Demem o ki biz öğrenciler, okul öğretmenleri ve veliler bu durumdan çok muzdaribiz ve okulumuzu geri istiyoruz. Bu bizim en doğal hakkımız.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Hatay’da konteynerlere polis baskını: Çok sayıda gözaltı

    Hatay’da konteynerlere polis baskını: Çok sayıda gözaltı

    PİRHA-Hatay’ın Defne ve Samandağ ilçelerindeki konteynerlere polislerce yapılan baskınlarda aralarında İHD yöneticisi Salman Altınöz’ün de bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.

    Hatay’ın Defne ilçesine bağlı Çekmece Mahallesi’nde bulunan Yaşam Alanı içerisindeki konteynerlere polislerce bu sabah baskın düzenlendi. Baskınlarda konteynerlerin içinde bulunan eşyalar dağıtıldığı, konteyner kapılarının ise tahrip edildiği kaydedildi.

    Baskınlarda İnsan Hakların Derneği (İHD) Hatay Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Salman Altınöz’ün de aralarında olduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığı belirtildi. Gözaltına alınanların ters kelepçe takılarak darp edildikleri kaydedildi.

    Gözaltı gerekçesi hakkında ise bilgi alınamadı.

    Samandağ ilçesinde de Eğitim Sen Samandağ Şubesi ve bazı konteynerlere polisin baskın düzenlediği ve bazı kişilerin gözaltı alındığı bildirildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Depremzede öğretmen Sevgi Sayer: Köyüme dönüp tarımla uğraşacağım-VİDEO

    Depremzede öğretmen Sevgi Sayer: Köyüme dönüp tarımla uğraşacağım-VİDEO

    PİRHA-Depremden önce Özel Sektör’de sınıf öğretmenliği yapan depremzede Sevgi Sayer, Hatay’a geri döneceğini belirterek, “İnsan

    ın doyduğu yer değil, doğduğu yermiş vatanı. Köyüme yerleşip tarım yapacağım” dedi.

    6 Şubat’ta meydana gelen, Maraş merkezli depremden en çok etkilenen şehirlerden biri de Hatay’dı. Büyük bir yıkıma uğrayan şehirde birçok insan hayatını kaybederken şehirlerini terk etmek zorunda kalan çok sayıda insan bulunuyor.

    Yaşadığı kenti, Hatay’ı terk etmek zorunda kalan depremzedelerden biri olan Sevgi Sayer, deprem sürecinde ve depremden sonra yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    “DOĞDUĞUM, BÜYÜDÜĞÜM ARMUTLU MAHALLESİ YOK, TAMAMEN YIKILDI”

    Sevgi Sayer, depremden sonra şehrini terk etmek zorunda kaldığını söyledi. Ankara’ya gelen Sayer, Alevi kurumlarının yardımlarının altını çizerek, “Böyle büyük bir felaket daha önce başımıza gelmediği için sabaha kadar etrafımızda yıkım olup olmadığını, kimlerin yaşayıp, kimlerin öldüğünün zaten farkında değildik. Sabah yıkıntıları gördük. Benim mahalleden bahsedeyim. Defne Turunçlu Mahallesi şu an yok, komple yıkıldı. Doğduğum, büyüdüğüm Armutlu Mahallesi komple yok. Hiçbir apartman, hiçbir insan kalmadı. Komşularımızdan kaybettiklerimiz çok, akrabalarımızdan kaybettiklerimiz var. Çe

    kirdek ailem de yok! Bizim evimizi rahmetli babam kendi imkanlarıyla yaptığı için az hasarlı bir şekilde atlattık. Ama en kötüsü o üç gündü. O üç gün hayat tamamen durmuştu, birilerine ulaşamamak, ne olduğunu anlamamak yani mahallelerimiz yıkıldı ama biz farkına varamadık. O yağmurda, o çamurda sadece sığınacak bir yer aramak zorunda kaldık ve kendimizi köyümüze attık” dedi.

    “ANKARA’DA YÜKSEK FİYATTAN 6 AYLIK EV KİRALAMAK DURUMUNDA KALDIK”

    Depremin ilk günlerinde köylerine gittiklerini belirten Sevgi Sayer, “Biz ilk günler köyümüze gittik, ekinlerimiz vardı, ekinlerimizle ilgilenmek adı

    na kaldık. Bundan sonra başımıza böyle bir şey gelmez, diye düşündük fakat 20 Şubat’ta bir daha deprem oldu. Ben 21 Şubat’ta artık dayanam

    ayacağımı düşünüp Ankara’ya gelmek durumunda kaldım. Engelli bir kardeşim ve 7 yaşında küçük bir kızım var. Hava çok soğuktu, yağmur h

    iç durmadı o aralar. O yüzden Ankara’ya gelmeyi tercih ettim, biraz daha güvenli olur düşüncesiyle. Barınma sorunu yaşadık, nereye başvursak bize barınma ile ilgili hiçbir yardım da bulunulmadı. Kaymakamlık, Belediye vb. hiçbir yardım sağlanmadı. Yüksek fiyattan 6 aylık ev kiralamak durumunda kaldık. Sağ olsunlar Ana Fatma Cemevi ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği eşyalarımızı getirdi” diye konuştu.

    “SUSZLUK, HİJYEN PROBLEMİ VE SALGINLAR VAR”

    Hatay’ın tarihi yapısının korunması gerektiğini dile getiren Sayer, şunları kaydetti:

    “Hatay gerçekten çok farklı bir şehir. Dokusu, insanı, çarşısı, kültürü yani Hristiyan’ı, Alevi’si, Sünni’si hiç fark etmez biz orada gerçekten bir

    birimize çok saygı duyar, çok severdik. Kesinlikle Hatay’a geri dönmeliler. Şu birkaç ay bizim için çok zordu, çünkü bizim aklımız hep orada. Düşünün ki evinizi barkınızı bir anda bırakıp gidiyorsunuz. Bu hiç kolay değil. Bir günde çıkıyorsunuz, bunun empatisini kurmak bile çok zor. Mesela velilerim şunu söylemişti, çok ağırıma gitmişti. ‘Hocam bir tane fotoğrafımızı bile çıkaramadık çocuklarımıza dair’ diye bu çok acı. Ama gidince mutlu olacağıma inanıyorum ne olursa olsun orada yaşam koşulları zor olsa da. Toz, toprak, çadır, konteynır insanın doyduğu yer değil, doğduğu yermiş vatanı. T

    oprağımız orası bizim, biz döneceğiz, hatta haftaya döneceğim. Köyüme dönüp tarımla uğraşacağım.
    Dönmek zor kesinlikle, özellikle çocuklar için zor. Biz büyükler biraz daha belki güçlü kalıp, kendi toprağımızı, kendi insanımızı görüp mücadele edebileceğiz ama çocuklar açısından ortam çok kötü. Bir kere susuzluk, hijyen problemi ve salgınlar çok ciddi. İshal, kusma salgınları duyuyorum son zamanlarda. Hatta son zamanlarda çokça kanser vakası da duymaya başladım.

    “TOPRAĞIMIZI BIRAKMAK İSTEMİYORUZ”

    Kızım 7 yaşında, kızım bile her gün anne Hatay’a ne zaman döneceğiz diye soruyor. Gerçekten toprağımızı bırakmak istemiyoruz bizim dedelerimiz çok zor koşullarda Lübnan’dan buraya gelmişler ana vatanımız Hatay. Geri dönmeden bu iş olmayacak giderek, başka yerde iş kurarak bir yere kadar aklınız orada kaldığı sürece, fikriniz orada olduğu sürece siz hiçbir zaman mutlu olamayacaksınız gibi hissediyorum. Dönüp bir ucundan tutmak lazım.”

    “ARTIK ÖZEL SEKTÖRDE ÖĞRETMENLİK YAPMAYACAĞIM, MAAŞALRIMIZI ALAMADIK” 

    Özel sektörde sınıf öğretmenliği yapan Sevgi Sayer mesleğine devam edemeyeceğini söyleyerek, şöyle devam etti:

    “Özel sektör öğretmenlerinden de bahsetmek istiyorum. Ben 10, 13 yıldır özel sektörde sınıf öğretmenliği yapıyordum. Bir sendikamız var 1,5 senedir. Sendika mücadelemiz deprem öncesi biraz artıyordu, sesimizi duyurmaya çalışıyorduk. Depremle birlikte biraz azaldı, çünkü çok dağıldı öğretmenlerimiz. Özel sektör öğretmenleri devlet öğretmenleri gibi sabit bir maaş almadığı için maaşlar birden kesildi, o yüzden direkt şehir dışına çıkıp iş aramaya başladı öğretmenlerimiz. Ben artık çok fazla çalışmak istemiyorum açıkçası, çünkü zamlar ile birlikte maaşlarımız iyice eridi. Bize geçmişe dönük

    maaşlarımızı bile ödemediler, deprem bahanesiyle kolejler maaşımızı vermedi. Asgari ücretle çalışılmasını istiyorlar. Asgari ücretle bir öğretmen ailesini geçindiremez özellikle Hatay koşullarında. Çünkü Hatay koşullarında her şey şu an çok pahalı. Ankara bile şu an daha uygun fiyatlı diyebilirim.”

    “ALEVİ KURUMLARI DESTEK GÖRDÜĞÜMÜZ TEK YERDİ, İYİ Kİ VARLAR”

    Devlet’in, AKP hükümetinin politikalarını eleştiren Sevgi Sayer, deprem bölgesinde Alevi toplumuna uygulanan ayrımcı politikalara da değindi.

    Sayer “Devletten aldığımız tek yardım 10 bin liraydı onun dışında Sosyal Yardımlaşma Vakfı’ndan 1000 lira gibi AFAD’tan 1500 lira gibi bir yol yardımı aldık, onun dışında hiçbir şey yoktu maalesef. Alevi kurumları destek gördüğümüz tek yerdi. Gıdamızdan, giyimimize, psikolojik olarak yani bizim eve gelip bizimle sohbet etmelerine kadar.
    İnsan yiyecek bulabilir içecek bulabilir temel ihtiyacını giderebilir ama psikolojik açıdan bir şeyleri tamamlamak zor. O yüzden Alevi kurumla

    rı iyi ki var diyorum” dedi.

    “SÜNNİLERİN YAŞADIĞI BÖLGELERDE HAZİNE ARAZİLERİNİ KULLANIYORLAR, AKBELEN’DE İSE KAMULAŞTIRMA”

    “Biz Hatay’da Alevi Sünni muhabbeti yapan insanlar değiliz, kardeşçe yıllardır yaşıyoruz” diyen Sevgi Sayer, “Ancak devletin şunu yaptığını çok açı

    k görüyoruz. Sünnilerin yaşadığı bölgelere kamulaştırma getirmeyip sadece hazine arazilerini kullanıyorlar, oraları değerlendiriyorlar. Ama mesela Dikmece gibi çok kıymetli bir bölgede kamulaştırmaya gidiliyor. Değeri milyon olan yerlere çok ucuz paralarla insandan almaya çalışıyorlar toplu konut yapabilmek için. Bu hiç doğru değil. Orada 300 yıllık zeytin ağaçları var, bizim dedelerimizin de dedelerinden kalma zeytin ağaçlarımız var orada. Buna izin verilmemesi gerekiyor. Kamulaştırma durdurulmalı, daha düzgün, daha planlı işler yapılmalı. Devletin bu anlamda düzgün, planlı iş yaptığına hiç inanmıyorum.

    “İNSANLAR İŞSİZ, KREDİ KARTI BORÇLARI VAR”

    Depremle beraber insanların kredi kartı borçları 6 ay ertelendi. Çok yüksek kredi çekip 400 bin 500 bin liralık krediler çekip ev alan ve evi yıkılan insanlar var. DASK’tan paralarını alamayan insanlar var. İşsiz kalan insanlar var. Kredi kartı borcu 50 bin, 60 bin, 100 bini geçen insanlar var. Tekrar yeniden iş kuramayan esnaflar var. Seçim zamanı birkaç milletvekili çıkıp kredi, kredi kartları silinsin demişti, fakat sonra tekrar unutuldu. Açıkçası biz de bu konuda mağduruz. Faizler çok yüksek, ben ödeyemem, ne olacak bilmiyorum. Aylardır kısa çalışma ödeneği ile işsizlik ödeneği 3 bin lira komik bir rakam aldım. Devletin bir çalışma yapması gerekiyor” diye konuştu.

    Eren GÜVEN-Buse Nehir DEMİR/ANKARA

  • Prof. Dr. Hamzaoğlu: Moloz kaldırılma yöntemi ciddi sağlık sorununa yol açıyor-VİDEO

    Prof. Dr. Hamzaoğlu: Moloz kaldırılma yöntemi ciddi sağlık sorununa yol açıyor-VİDEO

    PİRHA-Deprem felaketinin yaşandığı kentlerde devam eden enkaz kaldırma çalışmalarında, molozlar ya tarımın yapıldığı tarlalara ya da yaşam alanlarına yakın yerlere boşaltılıyor. Ciddi bir çevre ve halk sağlığı sorununa yol açacak enkaz kaldırma devam ederken, Halk Sağlığı ve Epidemiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, uyarıda bulundu.

    Deprem felaketinin üzerinden 38 gün geçmesine karşın, yurttaşların temel ihtiyaçları giderilebilmiş değil. Su, gıda, hijyen malzemesi ve çadır sorununun devam ettiği kentlerde, enkazlar ‘hızlı’ bir şekilde kaldırılıyor. Tarım alanlarına ve Alevi köylerinin bulunduğu alanlara dökülen molozlar tehlike saçarken, Erdoğan çözümü ‘Helalleşme’de buldu.

    MOLOZLARIN KALDIRILMASI BÜYÜK BİR SAĞLIK FELAKETİNE YOL AÇABİLİR

    Deprem felaketinin yaşandığı kentlerde devam eden enkaz kaldırma çalışmalarında, molozlar ya tarımın yapıldığı tarlalara ya da yaşam alanlarına yakın yerlere boşaltılıyor. Yurttaşlar, sağlıkçılar ve bilim insanları yapılanın insan sağlığını ve toprağın yapısını etkilediğine dikkat çekip, uyarıda bulunurken, molozlar hala aynı yerlere dökülmeye devam ediyor.

    Hatay’ın Defne ilçesine bağlı Ballıözü Mahallesi‘nde molozlar ayrıştırılmadan zeytin ağaçlarının bulunduğu alana dökülerek, üzerine toprak atılıyor.

    “CİDDİ BİR HALK SAĞLIĞI SORUNUYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Halk Sağlığı ve Epidemiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, deprem bölgesindeki izlenimlerini ve molozların kaldırılma ve berteraf etme sürecine dair değerlendirmede bulundu.

    Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, deprem nasıl felakete dönüştürüldüyse deprem sonrası yapılan çalışmaların da başka bir felakete yol açacağını belirterek, ciddi bir halk sağlığı sorunuyla karşı karşı olunduğuna işaret etti.

    Özellikle yıkılan binaları kaldıran ve kaldırılma sürecine eşlik eden işçi ve yurttaşların asbeste maruz kaldığına dikkat çekerek, iktidarın ve yerel yöneticilerin gerekli önlemleri almadan bu süreci yürütmeye devam ettiğini söyledi.

    Molozların kaldırılma yönteminin yanında, kaldırılan molozların ayrıştırılmadan tarım arazilerine ve yaşam alanlarına yakın yerlere dökülmesinin yeni bir felaketin habercisi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, “Enkaz kaldırmada ciddi sorunlar var. Enkazlar gelişigüzel ve vahşice dökülüyor. Buna bir an önce son verilmeli ve halk sağlığını gözeten planlamalar eşliğinde çalışmalar yürütülmelidir” dedi.

    Diren KESER/HATAY

    İLGİLİ HABERLER

    >Malatya’nın deprem sonrası oluşan molozu Alevi köylerine dökülüyor

  • Antakyalı yurttaş: Canlar gitti, neyi anlatayım? Hesabı verilmeli-VİDEO

    Antakyalı yurttaş: Canlar gitti, neyi anlatayım? Hesabı verilmeli-VİDEO

    PİRHA- Hatay’ın Defne ilçesinde yaşayan ve işyerinin yıkıldığını anlatan yurttaş, işyeri için yaptığı başvuruların herhangi bir kurum tarafından dikkate alınmadığını söyleyerek, “Bir şekilde mutlaka birileri bedel ödemeli. Yani dışarı çıkıp da geçmiş olsun demekle bu iş çözülmez. Canlar, mallar, hayatlar gitti. Yani gitti de gitti. Neyi anlatayım?” dedi.

    6 Şubat’ta ve sonrasında meydana gelen depremlerin ardından on binlerce kişi yaşamını yitirirken yüz binlercesi de evsiz kaldı. Depremin en çok etkilediği yerlerden biri olan Hatay’da temiz su sorunu artarak devam ederken, yurttaşların çağrısı sosyal medyada TT oldu.

    AFAD ve Kızılay’ın, depremdeki yetersizliği tartışılmaya devam ederken, depremin yaşandığı ilk andan itibaren onbinlerce gönüllü, hem arama kurtarma çalışması yaparken, hem de yurttaşların temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor.

    Hatay’ın Defne ilçesinde yardımlar yeterli düzeye ulaşmamışken, yurttaşların soğuk havada, dışarıda zor şartlarda bekleyişleri sürüyor.

    “DEVLET HİÇBİR ŞEKİLDE BİRŞEY YAPMADI

    Defne’de yaşayan ve işyerinin yıkıldığını anlatan yurttaş, oturduğu evi ve işyerini aldığı zaman yapı denetim raporunu aldığını aktararak, işyeri için yaptığı başvuruların herhangibir kurum tarafından dikkate alınmadığını söyledi.

    İşyerinin bulunduğu binaya dair bina sakinleri adına şikayette bulunduğunu ancak herhangibir sonuç almadığını vurgulayan yurttaş, “Bina bayağı yıpranmıştı. Her an ‘deprem durumda ilk yıkılacaklar içindedir’ diye şikayet etmeme rağmen 2020 yılından beri hiçbir şekilde bilgi gelmedi. Burada devlet hiçbir şekilde birşey yapmadı. Gereken tedbirleri aldırmadı. Ya da bizi oradan tahliye edebilirdi. Nasıl olacağını ben de bilmiyorum” şeklinde konuştu.

    “HAYATLAR GİTTİ, NEYİ ANLATAYIM?”

    Devletin yapılan ihbarları ciddiye almadığına dikkat çeken yurttaş, şunları söyledi:
    “Her zaman bu oldu. Devlete gereken ihbarı yapıyorsun ama kesinlikle ilgilenmiyor. Deprem bölgesi olduğunu dikkate alarak hareket etmediler. Nitekim Büyükşehir Belediyesi de imar planını ciddiye almadı. Sırf rant yaratmak için bir sürü belgeyi hak etmediği halde çok katlı yapılmasına izin verdi. İşte şu an bunun en ağır bedelini ödüyoruz.

    Bir şekilde mutlaka birileri bedel ödemeli. Yani dışarı çıkıp da geçmiş olsun demekle bu iş çözülmez. Canlar, mallar, hayatlar gitti. Yani gitti de gitti. Neyi anlatayım? Antakya’nın bu halde olmasının en büyük nedeni gelen yönetimlerin basiretsizliği. Gelen yönetimlerin rant peşinde olmasıdır.”

    Rohat EMEKÇİ-Murat Kamil DEMİR/ HATAY

  • İbrahim Keleş: Enkaz altındaki insanlara çok geç kalındığına şahit olduk, yazık oldu -VİDEO

    İbrahim Keleş: Enkaz altındaki insanlara çok geç kalındığına şahit olduk, yazık oldu -VİDEO

     PİRHA- Depremlerden sonra ailesiyle birlikte Hatay’ın Defne ilçesinden Antalya’ya gelerek HBVAKV Kızıl Arık Cemevine yerleşen İbrahim Keleş yaşadıklarını anlattı. “Cemevindeki arkadaşlar çok güler yüzlü, bize kendi aileleri gibi davranıyorlar. Şu an hayatta kaldığımız için şükrediyoruz. Orada enkaz altında kalan insanlara çok geç kalındığına bizzat şahit olduk. Yazık oldu” dedi.

    Yaşanan depremlerden sonra Hatay’ın Defne ilçesinden Antalya’ya gelerek Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Kızıl Arık Cemevine yerleşen İbrahim Keleş yaşadıklarını anlattı.

    Depremin ilk üç günü kimsenin gelmediğini söyleyen Keleş, Hatay’daki depremin ardından psikolojileri kaldırmadığı için göç etmek zorunda kaldıklarını belirtti. Antalya’ya geldiklerinde büyük bir karmaşa yaşadıklarını, kurumların sürekli başka yerlere yönlendirdiklerini de kaydeden Keleş, cemevine sığındıklarını ve burada çok rahat ettiklerini anlattı.

    “İKİNCİ DEPREMDEN SONRA PSİKOLOJİMİZ KALDIRAMADIĞI İÇİN GÖÇ ETTİK”

    Depremin olduğu gün 6 Şubat sabahı saat o4.00’te büyük bir gürültü ve çatırtı ile uyandıklarını ve panikle kendilerini bir anda dışarı attıklarını ifade eden Keleş, şunları aktardı:

    “Çoluk çocuk evden yalın ayak çıktık. 2 saat yağan yağmurun altında kaldık. Yağmurla ıslandık ve yağmur üzerimizde kurudu. Çok büyük bir felaket atlattık. Kendi ailemde yok ama eşimin tarafından 9 can kaybımız var. Hatay’ı 15 gün sonra terk ettik. Üçüncü günden önce zaten hiçbir şey gelmedi. Her taraf enkaz yığınıydı. İkinci gününe kadar ortada hiçbir şey göremedik. Yani insanlar enkaz altındaydı. Aslen ben Yayladağı ilçesi doğumlu olduğum için Yayladağı’nda babam ikamet ediyor. 15 gün oraya taşındık ve yerleşmek zorunda kaldık. Orada afet daha az olmuş. Oraya sığındık, çadırda kaldık. 15 gün sonra bu ikinci 6.4 büyüklüğündeki deprem olunca artık çocukların psikolojisi kaldıramadığından mecburen ilimizi terk etmek zorunda kaldık.”

    “ANTALYA’YA GELDİĞİMİZDE HER ŞEY ÇOK KARIŞIKTI, KOORDİNASYON ZAYIFTI”

    Antalya’ya geldiklerinde büyük bir karmaşa yaşadıklarını söyleyen Keleş, “Cemevine gelmeden önce Antalya’da karmaşık bir durum vardı. Önce bizi ESCO 21 alanına doğru yönlendirdiler. Sonra oradan kaymakamlığa, kaymakamlıktan polis evine, sonra AFAD Müdürlüğü’ne dediler. En sonunda AFAD kendi açık alanında bir kurum kurmuş oraya yönlendirildik. Çok karışık bir durumdu. Koordinasyon zayıflığını gördük. AFAD Müdürlüğü’ne geldiğimizde bizi Isparta’ya yönlendirmek istediler. Antalya doldu, dediler. Orada sağ olsun bir görevli bize Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nı tavsiye etti. Biz de buraya geldik” diye belirtti.

    “ERKEN MÜDAHALE EDİLSEYDİ BU KADAR KAYIP OLMAZDI”

    3 gündür vakıfta olduklarını ve buradan çok memnun kaldıklarını söyleyen Keleş, son olarak şunları dile getirdi:

    “Arkadaşlar çok güler yüzlü, bize kendi aileleri gibi davranıyorlar diyebilirim. Yeme içmemiz konusunda burada kendi ailemizden daha iyi bakılıyoruz. Şu an hayatta kaldığımız için şükrediyoruz. Orada enkaz altında kalan insanlara çok geç kalındığına bizzat şahit olduk. Yazık oldu. Ben Yayladağı’ndan tekrar Antakya’daki evim yıkıldı mı, yıkılmadı mı diye kontrol etmeye gittiğimde ekiplerin daha yeni geldiğini fark ettik. Ama işlemler daha başlamamıştı. Daha koordinasyon kuruluyordu, dağıtım yapılıyordu. Ne kadar geç kalındığını gördük. O insanların nasıl enkazlar altında can verdiklerine şahit olduk. Maalesef hiçbir hazırlık yokmuş ülkemizde. Çadır olsun, koordinasyon olsun bir talimat beklemek zorunda değiller. Bir valilik bu işleri yapamıyorsa yazık. Bugün ülkedeki insanlar emeklerini, vergilerini, alın terlerini, bu ülke için canlarını bile veriyorlar ama ülkemiz maalesef vatandaşımızın kıymetini bilmiyor. Eksikliklerimizi sağır sultan duydu, bütün dünyaya gördü.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Valilik, depremzedelerin çadırlarına göz dikti!-VİDEO

    Valilik, depremzedelerin çadırlarına göz dikti!-VİDEO

    PİRHA – Hatay’ın Defne ilçesindeki Dr. Adnan Ezelsoy Sevgi Parkı’na kurulan çadırlar OHAL valisi tarafından kaldırılmak isteniyor. Kadın Savunma Ağı ve Halkevleri üyeleri, konu dahilinde baskı gördüklerini de belirtip, “Buraları terk etmiyoruz” diyerek tepkilerini dile getirdi.

    6 Şubat’ta başlayan depremlerin ardından büyük mağduriyet yaşayan Hatay’ın Defne ilçesindeki yurttaşlar, şimdi de OHAL valisinin baskısı ile karşı karşıya.

    Dayanışma amacıyla birçok ilden Hatay’ın Defne ilçesine giden sivil toplum örgütleri de yürüttükleri çalışmalar nedeniyle polislerin hedefi oldu. Dr. Adnan Ezelsoy Sevgi Parkı içerisinde halkla dayanışmak adına çadır kuran Kadın Savunma Ağı üyeleri  maruz kaldıkları şiddeti PİRHA’ya anlattı.

    “BURALARI TERK ETMİYORUZ”

    Kadın Savunma Ağı üyesi bir kadın yurttaş, çadır kentler kurulmadan halkın mağdur edilmek istendiğini belirterek şunları söyledi:

    “Kolluk kuvvetleri ile devletten geldiklerini ve vali yardımcısı olduğunu iddia eden insanlar, buradaki çadırları tek tek gezerek akşam 6’ya kadar buradaki insanların gitmeleri gerektiğini söyledi. Nereye gidilmesi gerektiği, herhangi bir çadır kent kurulup kurulmadığına dair sorular sorduğumuzda da bunlara net bir cevap verilmeksizin bir korku havası oluşturdular. Daha sonra burada gönüllü olarak çalışan bizlere sinkaflı küfürlerle saldırıda bulundular. Buradaki gönüllüler tarafından tepki gösterildi. Arbede çıkmasına yol açtılar. Halkın tepkisi ile beraber buradan sürüldüler. Biz buradayız ve buraları terk etmiyoruz. Gönüllüler ve sivil toplum kuruluşları olarak burada nöbetteyiz.”

    “HAYATTA KALANLAR BİR DUYGUDAŞLIK KURMUŞ DURUMDA”
    Park içerisinde kurulan Halkevleri Dayanışma ve Koordinasyon Noktası da OHAL valisi tarafından baskıya maruz kalan bir diğer kuruluş oldu. Halkevleri Genel Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Evrim Çakır, depremin ilk gününden itibaren bölgede dayanışma ve koordinasyon noktası oluşturduklarını belirterek şunları söyledi:

    “Bu bölgede 23 gündür kamu kurumu diyebileceğimiz hiçbir kurum varlığını hissettirmemişti. Bugün OHAL Vali Yardımcısı Harun Kaya, bulunduğumuz noktaya geldi ve buranın insanların sağlıklı yaşayabilme koşullarına sahip olmadığını, o yüzden de sözlü olarak boşaltmamız gerektiğini söyledi. ‘Burada 23 gündür devlet yok’ diye feryat eden insanlar da bir tane kamu görevlisini yanında polis ordusuyla görünce tepki gösterdiler. Ve götürecekleri alanın da aslında hazırlığının olmadığını öğrenmiş bulunmaktayız. Hemen bir grup arkadaşımız Dursunlu’da iddia ettikleri çadır kent alanına gittiler ve orada böyle bir hazırlığın mevcut olmadığını gördüler. Hatta Dursunlu’dan yüzlerce insan 20 gündür buraya çadır talebiyle başvuruyorlar. Bizler de burada 3 gün önce AFAD çadırlarında oturan insanlarla birlikte bir Yaşam Meclisi kurduk. Buradaki bütün ailelerin katılımıyla oluşturduk bu meclisi. Meclisimizi topladık ve oradan bir heyet, vali ile görüşmeye gitti. ‘Bizi nereye götüreceksiniz? Götüreceğiniz alan buradaki insanları kaldıracak koşullara sahip mi?’ diye soruldu. Söylenen şey; hazırlık aşamasında olunduğu, isteyenin kendi köyüne, kendi evinin önüne çadırını alıp gidebileceği yönünde. Vali, söz vermiyormuş ama çadır isteyenler için bir A4 kağıt vermişler ve o kağıda isimlerini yazmasını ve sonrasında çadır temin edebileceğini söyleyip başından savuşturarak göndermiş. Sonrasında avukatlar ve milletvekilleri OHAL valisi ile bir görüşme kurdular. Bize yapılan açıklama Dursunlu’daki çadır kentin yapılması bittikten sonra buranın tahliye edileceği yönünde. Ama buradaki insanlar bu alandan, birbirlerinden ayrılmak istemiyorlar. Tek mesele barınma meselesi de değil. 20 gündür hayatta kalanlar birbirine tutunmuş ve bir duygudaşlık kurmuş durumda. O yüzden her nereye gidilecekse de hep beraber birlikte karar vererek gitmek istiyorlar.”

    PİRHA/HATAY

  • Hatay’da korkutan deprem!

    Hatay’da korkutan deprem!

    PİRHA – Hatay’ın Defne ilçesinde 5 büyüklüğündeki deprem korkuya neden oldu.

    Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) aktardığı bilgiye göre, deprem saat 18.53’te Hatay’ın Defne ilçesinde yaşandı. Depremin 9,76 kilometre derinlikte olduğu bilgisi paylaşıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Okmeydanı Cemevi, Hatay Defne’ye çadır, battaniye, ısıtıcı, kuru gıda götürdü- VİDEO

    Okmeydanı Cemevi, Hatay Defne’ye çadır, battaniye, ısıtıcı, kuru gıda götürdü- VİDEO

    PİRHA-HBVAKV Okmeydanı Cemevi, Hatay’ın Defne ilçesindeki depremzedelerin ihtiyaçları doğrultusunda bölgede çadırlar kurarken, yardım malzemelerini de deprem mağdurlarına ulaştırdı.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Okmeydanı Cemevi, Maraş merkezli depremlerin ardından Hatay’ın Defne ilçesinde depremzedeler için çadır kurarken, insanların acil ihtiyaçlarına dönük yardımlarına devam ediyor.

    Bölgede bulunan Baba Mansur Ocağı’ndan Eren Yıldırım dede, Okmeydanı Cemevinin yürüttüğü çalışmalara ilişkin bilgi verdi. İhtiyaç sahiplerinin bulunduğu alanlara çadırları kurduklarını belirten Yıldırım, “Yaklaşık 74 tane çadır, 35 tane jeneratör, 300’ün üzerinde ısıtıcı, battaniye, kuru gıda, giysi gibi ihtiyaçları bölgeye ulaştırdık. Çadırları bir bölgede kurmaktansa, ihtiyaç sahiplerinin bulunduğu bölgelerde kurduk. Hak, lokma sahiplerinin lokmasını kabul etsin. Hak bir daha böyle acılar yaşatmasın. Yardımcımız da Bozatlı Hızır olsun” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Defne’de yurttaşın isyanı: 35 saat geçti tek yetkili gelmedi, enkaz altından sesler geliyor

    Defne’de yurttaşın isyanı: 35 saat geçti tek yetkili gelmedi, enkaz altından sesler geliyor

    PİRHA- Yaşanan depremlerin ardından bölgede bulunan yurttaşlardan yardım çağrıları gelmeye devam ediyor. Ailesi Hatay’da enkaz altında kalan Sebile Yürek, “Ailem enkaz altında ve bu saate kadar hiçbir yetkili, arama kurtarma ekibi buraya gelmedi. Enkaz altından hala sesler geliyor. Onları konuşturmaya çalışıyoruz, hayatta tutmaya çalışıyoruz. Tek isteğimiz arama kurtarma ekiplerinin gelip onları çıkarması” dedi.

    Maraş’ta meydana gelen 7.7 ve 7.6’lık depremlerde hayatını kaybedenlerin sayısı her geçen dakika artıyor. Depremin yıkıcı etkisi Kilis, Diyarbakır, Adana, Osmaniye, Antep, Urfa, Adıyaman, Malatya ve Hatay’da şiddetli bir şekilde hissedildi.

    Yaşanan depremlerin ardından bölgede bulunan yurttaşlardan yardım çağrıları gelmeye devam ediyor. Depremin üzerinden 36 saat geçmesine rağmen hala yardım gitmeyen birçok yer var. Özellikle Hatay ve Adana’ya tek bir devlet yetkilisinin bile gitmediği, insanların tamamen kaderine terk edildiği bilgileri geliyor.

    Sebile Yürek isimli yurttaş, Hatay’ın Defne ilçesinde bulunan Armutlu mahallesi İcadiye sokakta neredeyse tüm binaların yıkıldığını ve şu saate kadar hiçbir arama kurtarma ekibinin, yardımın gitmediğini söyledi.

    “HATAY’DA NEREDEYSE SAĞLAM BİNA KALMAMIŞ DURUMDA”

    Ailesinin hala enkaz altında olduğunu belirten Sebile Yüksel yaşadıklarını PİRHA’ya şöyle anlattı:

    “Depremin olduğunu öğrendiğimiz an çıkıp buraya geldik. Normalde Ankara’da yaşıyorum ben. Ailemin olduğu apartman tamamen yıkılmış durumda. Ailem enkaz altında ve bu saate kadar hiçbir yetkili, arama kurtarma ekibi buraya gelmedi. Bizler ulaşamıyoruz. En son aradığımızda yola çıktık dediler, saatler geçti hala gelen giden yok. Annem, babam, kardeşim, kuzenlerimiz, akrabalarımız göçük altında şu anda. Bu mahallede hatta Hatay’da neredeyse sağlam bina kalmamış durumda. Her yer yıkık.

    “35 SAATİ GEÇTİ HALA TEK YETKİLİ GELMEDİ”

    35 saati geçti şu anda. Ailelerimiz, yakınlarımız göçük altında ve bizler yakınları olarak buradayız. Hala sesler geliyor. Onları konuşturmaya çalışıyoruz, hayatta tutmaya çalışıyoruz. Kendi imkanlarımız da kıyıda olan bir kişiyi çıkartabildik ama enkaz ve molozlar çok fazla. Bunlar için makineler gerekiyor. İnsanların kaldırabileceği şekilde enkazlar yok. Mutlaka iş makineleri gelmesi lazım. Bizler çok denedik. Ellerimizle kazdık ama ne yazık ki enkaz altındakilere ulaşamıyoruz, çıkartamıyoruz. Sadece seslerini duyabiliyoruz. Elimizden bir şey gelmiyor. Molozlar çok ağır ve kalkmıyor.

    “ÇOK ÇARESİZİZ, ENKAZ ALTINDAKİLERİN SESLERİNİ DUYUYORUZ AMA YARDIM EDEMİYORUZ”

    Burada ne çadır ne gıda hiçbir şey yok. Herkes yakınlarından haber almayı bekliyor. Herkes enkazların başında bir umut bekliyor. Hava çok soğuk. Kendi imkanlarımızla arabalarda kalıyoruz. Olmayanlar ateş yakıyor, ısınmaya çalışıyor. Elektrik yok, hava kararınca burası kapkaranlık oluyor. Şarjımız çok az, telefonlar çekmiyor, internet çekmiyor. Ulaşamıyoruz sesimizi duyuramıyoruz. Yiyecek içecek yok. En çok istediğimiz şey arama kurtarma, AFAD. Gelsinler enkaz altındaki insanları çıkarsınlar. Hala yaşayan, sesleri duyulan insanlar var. Çok çaresiziz. Seslerini duyuyoruz ama yardım edemiyoruz. Çok zor bir durum yaşıyoruz.

    “İNSANLAR DONMA TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYA”

    Hava bugün biraz güneş açmıştı ısınmıştı ama 2 gündür yağmur yağıyor ve şu anda da soğumaya başladı. İnsanlar donma tehlikesiyle de karşı karşıya. Burada insanlar perişan durumda ve şu ana kadar tek bir yardım, tek bir yetkili buraya gelmiş değil. Biz Ankara’dan duyunca hemen çıkıp geldik ama hiçbir devlet yetkilisi buraya gelemedi şu anda. Hiçbir yerden haber alamıyoruz. Biz gelirken yollar açıktı, hemen gelebildik. Şu an ne oluyor ne bitiyor haberimiz de yok. Çünkü internet yok. Telefonlar çekmiyor, yiyecek, içecek, gıda buradaki insanların her şeye ihtiyaçları var.”

    “TEK İSTEĞİMİZ ARAMA KURTARMA EKİPLERİNİN BURAYA GELİP ENKAZ ALTINDAKİLERİ ÇIKARMASI”

    Hastanelerin de yıkıldığını belirten Sebile Yürek, “Biz enkaz altından birisini kendi imkanlarımızla çıkardık ancak belden aşağısı kötü durumdaydı. Bütün hastaneler yıkılmış tek bir hastane kalmış sadece. Oraya götürdük. Benim ailemin bulunduğu apartmanda yaklaşık 25 hane vardı. 25 aile şu an enkaz altında. Tam olarak kaç kişi var bilmiyoruz. En önemli isteğimiz AFAD’ın, arama kurtarma ekiplerinin buraya gelmesi ve enkazdan insanları çıkarması. Burada ellerimizle biz çıkarmaya çalıştık, her yerimiz kesildi. Ellerimiz, kollarımız yaralandı ama o büyük molozları bizim kaldırmamız mümkün değil. Bunlar için makineler gerekiyor. Bunların bir an önce buraya gelmesini istiyoruz. Ayrıca burada dışarıda insanlar perişan halde, her şeye ihtiyacımız var” diyerek isyan etti.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • 2015 yılında Hatay’da Suriye’deki iç savaşa dur diyen 37 kişiye dava

    2015 yılında Hatay’da Suriye’deki iç savaşa dur diyen 37 kişiye dava

    PİRHA – Üç yıl önce Suriye’deki iç savaşta öldürülen Alevilerin durumuna dikkat çekmek için Hatay’ın Defne ilçesinde yapılan protestoya dava açıldı. Halkevleri, AKA-DER, SODAP, HDP, SYKP, Partizan, Kaldıraç üyelerinin içinde olduğu 150 kişiden 37 kişi hakkında dava açıldı. 

    29/04/2015 tarihinde Hatay’ın Defne İlçesi Armutlu Mahallesi’nde Suriye’de devam eden iç savaş nedeniyle “Alevilerin Öldürülmesini” protesto amacıyla toplanan Halkevleri, AKA-DER. SODAP. HDP, SYKP, Partizan, Kaldıraç üyelerinden oluşan (150) kişilik topluluktan 37 kişi hakkında dava açıldı.

    Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu 32/1 tck 53. maddeleri gereğince açılan davada yürüyüş esnasında “AKP’nin eğitip donattığı katiller İstebırak’da Alevileri katlediyor, katillerden hesap soracağız” pankartının grup tarafından taşındığı ve “Direne direne kazanacağız- Suriye halkları yanlız değildir- Katil Devlet iş birlikçi AKP- Katil polis hesap verecek” gibi sloganların atıldığı belirtildi.

    Haklarında dava açılanlar ise yaptıkları savunmada yasalarla tanınmış demokratik haklarını kullandıklarını suçlamaları kabul etmediklerini beyan ettiler. (HABER MERKEZİ)