Etiket: değerlendirme

  • Özgür Özel: Erdoğan kendi geleceği için bu ülkenin geleceğini satamaz, sattırmamalıyız!

    Özgür Özel: Erdoğan kendi geleceği için bu ülkenin geleceğini satamaz, sattırmamalıyız!

    PİRHA-Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, ABD ile sürdürülen nadir toprak element pazarlığına tepki göstererek, “Türkiye nadir elementle için ayağa kalkmalıdır. Erdoğan kendi geleceği için bu ülkenin geleceğini satamaz, sattırmamalıyız. AKP’lilere de MHP’lilere de sesleniyorum. Millete şikayet ediyorum, nadir elementler Türkiye’nin geleceğidir” dedi.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.

    “İKİYÜZLÜLÜĞE TANIKLIK ETMEK İSTEMEDİK”

    “İkiyüzlülüğe tanık olmamak” için 1 Ekim’de Meclis açılışını protesto ettiklerini ifade eden Özgür Özel, “70 gün aradan sonra yeniden Meclis çatısı altındayız. Maalesef bu 70 günde 3 büyük krizi yaşamaya devam ettik; Demokrasi krizi, adalet krizi, ekonomik kriz. Yetmiş günde ülkenin sorunları büyürken bizler de mücadelemizi büyüttük. Onlar kumpasları büyüttüler. Yaptıklarıyla milletin gönlünden düşmüşlerdi, gözünden de düştüler. Okyanus ötesinde meşruiyet aramaya giriştiler. Trump’la beş dakika görüşme yapabilmek için akıl almaz tavizler verdiler. Bu çatının altına gelip, bir açılış konuşması yapıp, birlikten beraberlikten söz edip, dönüp gidip zulme devam edecek olan ikiyüzlülüğüne tanıklık etmek istemedik. Namuslu belediye başkanları hapislerde yatarken birilerine ‘Gel bakalım ya da sen, ya sen gel bize katıl ya da sende hapse atıl’ deyip muhalefetin belediye başkanlarını hapis tehdidiyle, şantajla partisine katıp utanmadan rozet takma törenleri düzenlerken kimse bana Erdoğan’ı dinlemek milli iradeye saygıdır demesin. Muhalefete operasyon yapıp milli irade diyeceksin; halk bunu reddediyor” dedi.

    “BİZ YARGILAMAK İÇİN İDDİANAMEYİ BEKLİYORUZ”

    Tutuklu CHP’li belediye başkanlarının iddianamelerin halen yazılmamasına tepki gösteren Özgür Özel, “Devrin Zaman Gazetesi, Bugün Gazetesi, bugünün Yeni Şafak’ı, Sabah’ı, Zekeriya Öz’ün iddianamesine ‘Tuğla gibi iddianame’ demişler. Şimdi bugünün Zekeriya Öz’lerinin yazdığı iddianameyi aynı kelime oyunuyla söylemeye çalışanlara söylüyorum. Zekeriya Öz ‘Tuğla gibi iddianameyi yazdı, sıçan gibi kaçtı. Dün tuğla gibi iddianame yazanlar kaçtılar, biz yargılamak için iddianameyi bekliyoruz” diye belirtti.

    “UTANMADAN ASGARİ ÜCRETİ 26 BİN TL YAPMAK İSTİYORLAR”

    İktidarın asgari ücrete yüzde 20 zam vermek istenmesini eleştiren Özel, “Asgari ücreti utanmadan 26 bin-26 bin 500 TL yapmaya niyetleniyorlar. Erdoğan dün utanmadan sıkılmadan çıkıp diyor ki ‘kişi başı milli gelirimiz 17 bin dolara yükseldi.’ Bunların Türkiye’deki toplamı 30 milyon. Bu 30 milyon kişi beşi bir araya gelse emeklisi, asgari ücretlisi, dul yetimi, yaşlılık maaşı alanı Erdoğan’ın dediğinden halen daha 2 bin dolar kaybı var bunların. Ve utanmadan sıkılmadan 30 milyon kişinin beşi birleşerek alabildikleri bir parayı herkesin aldığını söylüyor. Neden? Hesap belli. Toplam parayı, bütün nüfusa bölüyorlar. Asgari ücrete yüzde 20 zammın hedeflendiği yerde ödenemeyen kredi kartına, asgarisi ödenen kredi kartına, bankadan nakit çekilen 3 bin liraya, 5 bin liraya, 10 bin liraya yüzde 95 faize savaş ilan ediyoruz. Bunu düşürtene kadar meclis zemininde ve meydanlarda hep beraber mücadele edeceğiz, garibanın sırtından bu keneleri söküp atacağız. Bu meclisi kapatıp kaçtığınızda 26 bin 400 lira olan açlık sınırı şu an 28 bin lira oldu. 89 bin lira olan yoksulluk sınırı 91 bin liraya ulaştı” diye belirtti.

    “TRUMP İLE BEŞ DAKİKA GÖRÜŞEBİLMEK İÇİN NE HALLERE DÜŞTÜK”

    ‘Kırk haramilere çalıştı yetmedi şimdi de Trump’a çalışıyor’ diyen Özel, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Zenginlere çalıştı yetmedi. Yandaşlara çalıştı yetmedi. Kırkharamilere çalıştı yetmedi. Şimdi Trump’a çalışıyor. Beş dakika görüşebilmek için ne hallere düştük. Trump diyor ki çok umutluyum görüşmeden. Ona meşruiyet vereceğim. Onda olmayan bir şeyi. Bak her şeyi alacağım. Bu görüşme, bu şartlarda normalde gelişmiş bir dünyada iki ülke arasındaki görüşmeleri, bu ifadeler en az bir yıl erteler. Bir yıl sürer bu laftan sonra bir araya girmek. Duymazdan geldi bizimkiler… İnsan hazmedemiyor. Gerçekten utanıyor. Ama bizimkiler buna rağmen gittiler.

    Çok geçmeden ortaya çıktı. Bazılarını gitmeden söylemiştim. Hepsi doğrulandı. Boeing 300 Boeing alacak dedim. 250 Boeing aldı. Haberler ilk çıktığında Türk Hava Yollarına sordular 250, 225 uçak alacağız ama markasına karar vermedik diyor. Airbus olur Boeing olur. Modellerine karar vermedik diyor. Belli ki pazarlık gücünü elinde tutuyor. Bizimki gitti, bir anonim şirket adına bağımsız, borsada işlem gören bir anonim şirket adına uçak siparişini verdi ama yetmedi. Normal boru hattıyla gelene göre çok daha pahalıya mal olacak, sıvı doğal gaz LNG paketi için söz verdi. 20 milyar dolar da oradan zarar ettirdi.”

    “NADİR ELEMENTLER TÜRKİYE’NİN GELECEĞİDİR”

    ABD ile sürdürülen nadir toprak element pazarlığına tepki gösteren Özel, “Nadir elementler Türkiye’nin geleceğidir, Trump’a satılamaz. Türkiye nadir elementle için ayağa kalkmalıdır. Erdoğan kendi geleceği için bu ülkenin geleceğini satamaz. Sattırmamalıyız. AKP’lilere de çağrımdır, MHP’lilere de çağrımdır; nadir elementler Türkiye’nin geleceğidir. Erdoğan kendi geleceği için bu ülkenin geleceğini satamaz. Trump’a verilemez sahip çıkalım. Sattırmayalım, gençlerimizin geleceğini kurtaralım” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Ayşegül Doğan: Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin toplumsal ayağı güçlendirilmeli-VİDEO

    Ayşegül Doğan: Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin toplumsal ayağı güçlendirilmeli-VİDEO

    PİRHA-Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin toplumsal ayağının güçlü bir şekilde inşa edilmesi gerektiğini vurgulayan DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Süreç karşıtlığı üzerinden toplumsallaşma inşa edilemez. Biz bunun gayet açık bir biçimde farkındayız, bu çok tehlikeli bir senaryo. Çözümsüzlükten medet ummak gözyaşı getirmek demektir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, gündemdeki konulara ilişkin partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.

    SÜREÇ KARŞITLIĞI ÜZERİNDEN TOPLUMSALLAŞMA İNŞA EDİLEMEZ”

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin toplumsal ayağının güçlü bir şekilde inşa edilmesi gerektiğini belirten DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, “Süreç karşıtlığı üzerinden toplumsallaşma inşa edilemez. Bu çok tehlikeli bir senaryo. Böyle oyunlar kuranları en başından buradan uyarmak durumundayız ve uyarıyoruz. Çözümsüzlükten medet ummak gözyaşı getirmek demektir. O yüzden çözümsüzlüğe değil, çözüme güç ve destek vermek gerekiyor. Bu tür oyunlardan medet umanlar da bilmeliler ki bu tür oyunlarla başarıya ulaşamazlar. Biz bu oyunları boşa çıkartabilecek deneyime de sahibiz” diye konuştu.

    “MECLİS’İN BARIŞ MESAİSİ YAPMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ”

    Herkesin sürecin ne aşamada olduğunu merak ettiğini ifade eden Ayşegül Doğan, “Süreç ne aşamada? Durdu mu? Yavaşladı mı? Durağan bir hal mi aldı? Pürüz mü var? Riskli bir döneme mi girdi? İlerlemiyor mu? Dikkat ederseniz art arda sıraladığım bu soruların tamamında negatif çağrışımlar var. Sürece dair pozitif çağrışımlar içeren gelişmeleri kamuoyu görmediği için soruları bu yönde soruyor, haklı olarak. Niye, çünkü bir inançsızlık söz konusu. Bu inançsızlığı ortadan kaldırmak için komisyonun kuruluşu çok büyük bir coşkuyla karşılandı diyebiliriz. Çok büyük bir coşku diyorum. Sebebi şu. Somut adım görmek istiyor insanlar. Hem siyaset hem toplum somut adım görmek istiyor. Nihayetinde 27 Şubat’ta Abdullah Öcalan’ın örgütüne yaptığı çağrıyla bambaşka bir boyut kazanan ve bir de ivme kazanan bir süreçten bahsediyoruz. Abdullah Öcalan’ın çağrısının stratejik bir çağrı olduğu, taktiksel bir çağrı olmadığı, bütüncül bir şekilde ele alınması gerektiği defalarca bizim tarafımızdan da yine dile getirildi. Numan Kurtulmuş, bundan sonra bir raporlama olacağını ve aynı zamanda yasal bir takım düzenlemelerin Ekim ayına yetiştirileceğini söylüyor. Geç kalmış bir açıklama ama değerli bir açıklama. Biz, Meclis açılışında, Meclis’in barış mesaisi yapması gerektiğini düşünüyoruz. Umarız önümüzdeki dönem daha hızlı ve odaklı çalışır ve yine Kürt sorununu yaratan nedenlerin esasına dair de konuşabilir, tartışabilir ve buna ilişkin bir takım tekliflerde bulunabilir” dedi.

    “ABDULLAH ÖCALAN DİNLENMELİ”

    Abdullah Öcalan’ın komisyonda dinlenmesi çağrısında bulunan Doğan, “Abdullah Öcalan’ın görüşleri, önerileri bir şekilde bu komisyona akmalı. Bu olması gerekendir. Olması gereken bir şeyi yapmamanın ya da üzerine tartışmanın bir anlamı yok. Bu zaman kaybettirir. Sayın Öcalan’ı ana aktör olarak mutlaka dinlemeli, sözüne alan açmalı ve temas kurmalısınız. Biz İmralı’daki bu tecrit tarihinin esnetilmesinin, tecridin bittiği anlamına geldiğini düşünmüyoruz. Evet, avukatlar yıllar sonra ilk kez görüştü. Bu çok önemli bir şey; ama zaten olması gereken bir şey.  DEM Parti, eş genel başkanlarından, merkez yürütme kurulu üyelerimizden oluşan bir heyetin gideceğini söylemiştim. Biz bunun gerçekleşmesini istiyoruz. Yani artık yalnızca DEM Parti ile değil, Abdullah Öcalan Türkiye’de farklı kesimlerle iletişimde olmalı. Pratik ve teorik önderlikten söz etmişti kendisi gönderdiği ilk mesajda” diye belirtti.

    “HERKES UMUT HAKKINDAN YARARLANMALI”

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi sizin de altını çizdiğiniz gibi bu kararın siyasi karakterini bu son kararı ile birlikte yani ağırlaştırılmış müebbet ve ağırlaştırılmış müebbetle birlikte yalnızca Sayın Umut hakkının sadece Abdullah Öcalan’ı değil Türkiye’de binlerce insanı ilgilendiren bir durum olduğunu söyleyen Doğan, “Adalet Bakanı veri paylaşmıyor; ancak hak kuruluşlarının edinebildiği bilgiyle 4 bin 350’nin üzerinde insanın hayatını etkileyen bir durumdan bahsediyoruz. Yani bu açık bir insan hakkı ihlali. Tabii ki bu insan hakkı ihlali sonlandırılmalı ve başta Abdullah Öcalan olmak üzere bundan mağdur olan herkes umut hakkı ilkesinden yararlanmalı. Hep birlikte başaracağız, kazanacağız ve bu süreci mutlaka ama mutlaka demokratik toplumun inşasıyla kalıcı bir barışa erdireceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Yazarlar, 2024 GADEV Fuarı’nı değerlendirdi: Önemli aktivite, kalıcı etkiler yaratacaktır- VİDEO

    Yazarlar, 2024 GADEV Fuarı’nı değerlendirdi: Önemli aktivite, kalıcı etkiler yaratacaktır- VİDEO

    PİRHA – 2024 GADEV Kitap Fuarı’nı değerlendiren Avrupa Alevi hareketinin kuruluşunda yönetim ve başkanlık yapmış olan Yazar Ali Köylüce, fuara yoğun bir ilgi olduğunu söyledi. Kureyşan Ocağı evlatlarından Musa Kazım Engin de değerlendirmesini, “Toplum açısından önemli bir yer. Buradaki aktivite de toplumu kitapla tanıştırmak” dedi. Sosyal Antropolog Hasan Harmancı da GADEV Fuarı’nın kalıcı etkiler yaratacağına inandığını dile getirdi. Araştırmacı yazar Hamza Aksüt ise fuara dair, “Bir cemevi için oldukça kaliteli bir faaliyet bu. Dilerim diğer cemevlerimizde bu tür kültür faaliyetlerine yönelir” şeklinde değerlendirme yaptı.

    Avrupa Alevi hareketinin kuruluşunda yönetim ve başkanlık yapmış olan Yazar Ali Köylüce, Kureyşan Ocağı evlatlarından Musa Kazım Engin, Sosyal Antropolog Hasan Harmancı ve Araştırmacı Yazar Hamza Aksüt, Garip Dede Dergahı Vakfı Cemevi’nde yapılan ve bu yıl ikincisi düzenlenen 2024 GADEV Kitap Fuarı’nı PİRHA’ya değerlendirdi.

    KÖYLÜCE: YOĞUN BİR İLGİ VAR

    İlk defa GADEV fuarına geldiğini söyleyen Avrupa Alevi hareketinin kuruluşunda yönetim ve başkanlık yapmış olan Yazar Ali Köylüce şu değerlendirmelerde bulundu:
    “Bu yıl gördüğümüz her şey hava koşulları dışında güzel. Hava koşulları olması gereken katılımı biraz engelledi ama onun dışında hasbihal ediyoruz. Birçok yayıncı var yazar var. Bütün bunları birarada görmenin bir fırsatı olarak da değerlendiriyoruz. Hem kendi çalışmalarımızı  hem de Alevilikle ilgili diğer yayınları görme fırsatımız da oldu. Sadece burada kitap da değil, kültür sanat alanındaki değişik programları da izliyoruz. Ve sempozyum bazında burada yapılan etkinlikler var onun dışında Alevilikle ilgili sanatçıların verdiği konserler var. Yoğun bir ilgi var. Tabi bu ilginin büyük bir kısmı fuardan dolayı ama aynı zamanda Garip Dede Dergahı’nın doğal bir tabanı, hakikatına inananları buraya gelip lokmalarını dağıtanlar, pay edenler ve buraya gelip bu lokmalardan faydalanan birçok ihtiyaç sahibini de görmüş oluyoruz.”

    ENGİN: BURADAKİ AKTİVİTE TOPLUMU KİTAPLA TANIŞTIRMAK

    Kureyşan Ocağı evlatlarından Musa Kazım Engin de 2024 GADEV Fuarı’na insanların ilgisinin yoğun olduğunu belirterek, “Garip Dede Dergahı İstanbul’daki iyi birkaç dergahtan biri. Karacaahmet, Şahkulu, Erikli Baba ve Garip Dede olmak üzere 4 tane önemli toplama merkezi var Alevilerin. O anlamıyla kıymetli, değerli bir yer. Toplum açısından önemli bir yer. Buradaki aktivite de toplumu kitapla tanıştırmak. Bu en hassas ve en zayıf noktamız bizim maalesef. Kitap okunması ve kitabın okunmasını teşvik edici olması açısından da önemli ve değerli buluyorum” dedi.

    HARMANCI: KALICI ETKİLER YARATACAĞINA EMİNİM

    Sosyal Antropolog Hasan Harmancı GADEV Fuarı’nı biraraya gelmek açısından fırsat olarak değerlendirdi. Amacın sadece kitapla okuyucuyu buluşturmak olmadığını da dile getiren Harmancı, fuarın amacının Alevi yazarlarını, Alevi sanatçılarını, bilim insanlarını ve farklı konuları biraraya getirmek olduğunu ifade etti.

    Harmancı, devamında şunları söyledi:
    “Her an canlılığını hesaplamak, karşılaşmak mümkün değil ama an an kendi içerisinde değişen bir dalga gibi geliyorlar. Zaten kendi içinde çok canlı bir mekan. Bu mekanın iç atmosferi bir anlamda dışarıya, sokağa da yansıyor. Bu çok güzel çok değerli. Hala insanların birbirleriyle iletişim kurabiliyor olmaları, birbirlerine yakınlık duymaları, okuyucu ile yazarlar arasında yakınlık kurulması çok değerli bir şey. GADEV olarak böylesi bir zamanda bunun yapılması da çok değerli. Çünkü okullar açıldı, herkes evlerine çekilmek üzereyken GADEV böyle bir etkinlik yapıyor. Festival havasına giden bu coşkulu günlerin kalıcı etkiler yaratacağına eminim.”

    AKSÜT: KİTAP ALIMLARINDA DÜŞÜŞ VAR

    GADEV’de düzenlenen kitap fuarının bu yıl ikincisi olduğunu belirten Araştırmacı yazar Hamza Aksüt ise geçen sene düzenlenen fuar ile karşılaştırma yaparak şu değerlendirmeyi yaptı:
    “Ben geçen seneki fuara da gelmiştim, bu fuara da geldim. Dolayısıyla elimde karşılaştırma olanağı da var. Öncelikle bunu düzenleyen kurum yöneticilerine çok teşekkür ederim. Bir cemevi için oldukça kaliteli bir faaliyet bu. Dilerim diğer cemevlerimizde bu tür kültür faaliyetlerine yönelir. Tabii ki özellikle sosyal medyanın ortaya çıkmasıyla birlikte kitaplara ilgi gitgide azalıyor. Nasıl ki bir zaman televizyon ortaya çıkınca sinema kenara atıldıysa şu an da kitaplar da o süreci yaşanıyor. Ama burası ile ilgili konuşacak olursam önceki kitap fuarı tabii ki daha canlıyı, bu da ona yakın bir canlılıkta seyrediyor. Kitap alımlarında biraz düşüş gözlemliyorum. Bunun nedeni de sanırım kitaplara gelen aşırı zamlar. Ki bu da mecburiyetten. Maaliyetler yükselmiş durumda. Dolayısıyla katılım da yağmurlu havalara rağmen iyi.”

    Devrim FINDIK-Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Dersim Belediye Eş Başkanı Orhan: Hakkımızda suç çetelesi oluşturulmak isteniyor-VİDEO

    Dersim Belediye Eş Başkanı Orhan: Hakkımızda suç çetelesi oluşturulmak isteniyor-VİDEO

    PİRHA-Dersim Belediye Eş Başkanı Birsen Orhan, 22’ncisi düzenlenen Munzur Kültür ve Doğa Festivali gerekçesiyle 5 Ağustos’ta ifadeye çağrılmıştı. DEM Partili belediyelerin keyfi suçlamalarla karşı karşıya olduğunu ifade eden Birsen Orhan, “Neredeyse DEM Parti belediye eş başkanları neden nefes alıyor diye suçlanacağız. Bizler hakkında suç çetelesi oluşturulmak isteniyor. Ancak biz belediyelerimizi valilere teslim etmeyeceğiz” dedi.

    Dersim Belediye Eş Başkanı Birsen Orhan 22’ncisi düzenlenen Munzur Kültür ve Doğa Festivali gerekçesiyle Tunceli Merkez Emniyet Müdürlüğü tarafından 5 Ağustos tarihinde ifadeye çağırıldı.

    Emniyette Birsen Orhan’a moderatörlüğünü yaptığı ‘Jineoloji, Demokratik Siyaset Tartışıyor’ panelinin düzenlendiği gün toplatılan “Jineolojiye giriş” kitabına ilişkin sorular soruldu. Orhan’a, “‘Jineolojiye Giriş’ isimli kitabın içeriği hakkında bir bilginiz var mıydı?”, “’Jineolojiye Giriş’ isimli kitap da dahil olmak üzere Aram Yayınları stadında bulunan tüm kitaplara sahip çıkılması ve satın alınması için neden çağrıda bulundunuz?” şeklinde sorular soruldu.

    Dersim Belediye Eş Başkanı Birsen Orhan, ifadeye çağrılmasını PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “KEYFİ SUÇLAMALARLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    22. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin 3. gününde ‘Jineoloji, Demokratik Siyaset Tartışıyor’ başlıklı bir panel gerçekleştirdiklerini belirten Birsen Orhan, “Panelde Aram Yayınevi’nin standından ‘Jineoljiye Giriş’ kitabının panelde konuşulmasına ilişkindi. Kitap hakkında 2019 yılında toplatılma kararı olduğu söylendi ancak bu ne bize ne de Aram Yayınevi’ne tebliğ edildi. Partimiz siyasi soykırım kıskacında ve keyfi suçlamalarla karşı karşıyayız. Kürt düşmanlığı politikalarının bir parçası olarak panelde yaptığım konuşmalardan dolayı suça tahrik suçlaması yapılarak ifadeye çağrıldım. Neredeyse DEM Parti Belediye Eş Başkanları neden nefes alıyor diye suçlanacağız. Aslında yapılmak istenen adı ne olursa olsun bir soruşturma açalım şeklinde. Yani bir şekilde suç çetelesi oluşturulmak isteniyor. Kesinlikle hiçbir hukuki dayanağı olmayan bu soruşturmada takipsizlik kararı bekliyoruz” diye belirtti.

    “İKTİDAR, HER ZAMAN KAYYUM SOPASINI ELİNDE TUTUYOR”

    İktidarın her zaman elinde kayyum sopasını tuttuğunu vurgulayan Orhan, “İktidara yakın bir gazeteci 27 belediyeyi hedef göstererek kayyum atanabilir gibi söylemler geliştirerek aslında bir şeylerin zeminini hazırladığını çok iyi biliyoruz. Ancak biz belediyelerimizi sömürge valilerine teslim etmeyeceğiz. Bizlerin Dersim halkına sözü var çünkü bize tarihi bir görev ve sorumluluk verdiler. 5 yıl boyunca hizmetlerimiz ve pratiklerimiz ile halkımızın ihtiyaçlarına cevap olmak için çalışacağız” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Dersim Belediye Eş Başkanı Birsen Orhan ifadeye çağırıldı

  • ‘Gezi ve Kobane direnişinde en baş mücadele aktörleri kadınlardı’ – VİDEO

    ‘Gezi ve Kobane direnişinde en baş mücadele aktörleri kadınlardı’ – VİDEO

    PİRHA – Gezi ve Kobane direnişlerinde iktidarın toplumsal muhalefete yaklaşımını ve kadınların direnişlerdeki rolüne dair konuşan Gültan Kışanak, toplumsal muhalefetin susturulmak istendiğini, bu direnişlerdeki kadınlara yüklenen öncülük misyonunun da güçlü bir şekilde yerine getirileceğini söyledi. Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel ise AKP’nin Kobane direnişini kendi başarısızlığı, Gezi direnişini ise kendine yönelik bir kalkışma olarak gördüğünü belirterek kadınların sadece bu direnişlerde değil her yerde fark yarattığını belirtti. HDK Eş sözcüsü Esengül Demir de en baş mücadele aktörlerinin kadınlar olduğunu kaydetti.

    Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eş Başkanı Gültan Kışanak, Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel ve Halkların Demokratik Kongresi(HDK) Eş sözcüsü Esengül Demir, Gezi ve Kobane Direnişlerinde iktidarın toplumsal muhalefete yaklaşımını PİRHA’ya değerlendirdiler.

    KIŞANAK: TOPLUMSAL MUHALEFETİ SUSTURMAK İSTEDİLER

    Gezi direnişinin de Kobane direnişinin de iktidar açısından toplumsal muhalefeti bastırmanın sembol davaları haline getirildiğini ifade eden Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin eski Eş Başkanı Gültan Kışanak, “Çünkü her ikisinde de toplumun, iktidarın uygulamalarına karşı bir tepkisi vardı. Asıl bizim şahsımızda bunu cezalandırmak istediler, toplumsal muhalefeti susturmak istediler. Bu anlamda çok ortak ve benzer yönleri var. Bundan sonra önümüzdeki süreçte yürüteceğimiz demokrasi mücadelesi açısından da bizlerin bu iki davayı sembol olarak kabul edip bunun ekseninde Türkiye’deki tüm hukuksuzluklara karşı ortak mücadeleyi, demokratik mücadeleyi güçlendirmemiz gereken bir zemindeyiz diye düşünüyorum” dedi.

    “KADINLAR KENDİLERİNE YÜKLENEN ÖNCÜLÜK MİSYONUNU GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE YERİNE GETİRECEKLER”

    Kışanak, ayrıca Gezi ve Kobane direnişlerinde kadınların rolüne dair de şu değerlendirmede bulundu:

    “Bu ülkede çok çeşitli nedenlerle toplumsal yarılmalar, kutuplaşmalar, kamplaşmalar yaratıldı. Kadınlar bunu aşmayı başarıyorlar. Ortak kadınlık paydasında buluşabiliyorlar. Çünkü kadınların özgürlüğü aslında toplumdaki bütün sorunların çözümüyle çok bağlantılı ve biz kadınlar bunu biliyoruz. Savaşı da militarizmi de cinsiyetçiliği de demokratik haklara yönelik tüm müdahaleyi de. Kadın haklarıyla ilgili bir sorun olduğunun farkındayız. O nedenle kadınlar, çok farklı kimliklerine rağmen ortak payda da buluşup ortak bir mücadele yürütebiliyorlar. Bu da bize Türkiye’de demokratik muhalefetin ortak payda da buluşması konusunda kadınlara bir öncülük misyonu yüklüyor. Ben eminim ki kadınlar bu misyonu da güçlü bir şekilde yerine getirecekler.”

    TUNCEL: AKP, KOBANE DİRENİŞİNİ KENDİ BAŞARISIZLIĞI, GEZİ DİRENİŞİNİ İSE KENDİNE YÖNELİK BİR KALKIŞMA OLARAK GÖRDÜ

    Gezi direnişi ile Kobane direnişinin bir dönem davası olduğunu dile getiren Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel ise her iki direnişte iktidarın tavrını şu sözlerle değerlendirdi:

    “2013 bir yandan Sayın Abdullah Öcalan ile yapılan diyalogla müzakere süreci var. Bir yandan Türkiye’de demokrasi konusunda güçlü bir şey yaşanıyor ama bir yandan İŞİD’in Kobane’ye saldırısı var. O dönem hatırlarsanız Kobane sınırında Türkiye’deki bütün özgürlük, demokrasi güçleri ve Kürtler Kobane halkıyla dayanışmak için oradaydı. Bu çok önemli ve anlamlı. Kobane’nin özgürleşmesini AKP kendi başarısızlığı olarak gördü. Gezi direnişini de kendine yönelik bir kalkışma olarak gördü. Her ikisini de bu süreç içerisinde cezalandırmak istedi. O açıdan Gezi’den Kobane’ye dönemi doğru değerlendirmek lazım. Gezi’ye ve Kobane’ye, Türkiye’de özgürlük, demokrasi, adalet, barış mücadelesi bağlamında, Kürt halkının eşitlik, özgürlük sorunu bağlamında bakmak anlamlı olacaktır. Gezi ile Kobane’yi birleştirmek ancak mücadeleyi birleştirmekle mümkün olur diye düşünüyorum.”

    “KADINLAR HER YERDE FARK YARATIYOR”

    Tuncel, kadınların sadece bu direnişlerde değil her yerde fark yarattığını ve yaşamı yeniden kurduğunu da kaydetti.

    DEMİR: İKTİDARIN GEZİ’YE VE KOBANE’YE YAKLAŞIMINDA ÇOK FAZLA FARK YOKTU

    İktidarın Gezi’ye ve Kobane’ye yaklaşımında çok fazla fark olmadığını söyleyen Halkların Demokratik Kongresi(HDK) Eş Sözcüsü Esengül Demir ise “Gezi Direnişi, iktidar açısından korkulu bir rüyaydı. Türkiye’de toplumun hemen hemen her kesiminin sokağa çıktığı, iktidara karşı tepkiyi, özgürlük talebini dile getirdiği bir direnişti. Dolayısıyla Türkiye tarihinde ilk defa örgütlü olmayan kitlelerin sokağa çıkışıydı. Gezi’nin hemen ardından da bir dizi yasaklamalarla toplumun bu taleplerini gerçekleştirmek yerine tam tersine toplumu baskı altına almayı hedeflediler. Kobane Direnişi ise ağırlıklı olarak Kürt özgürlük mücadelesi, Kobane’de direnen Kürt halkının statü mücadelesi ve tabii İŞİD’e karşı verilen bir mücadeleydi. Ve İŞİD dünya için Orta Doğu için son derece tehlikeli, geleceği karartacak bir örgüt olması sebebiyle onun karşısında direnen halklar, direnen savaşçılar vardı. Kobane sürecinde de İŞİD’in bu politikalarına karşı çıkan Kürtlerin yanında, onlarla dayanışma mücadelesi yürütenlerin sergilediği bir direnişti. Buna da tabi iktidar çok ağır tepkiler gösterdi” diye konuştu.

    Demir, “Kobane düşmedi, o direniş kazandı” diyerek şöyle devam etti:

    “Türkiye halkları da Kobane halkıyla hem maddi hem manevi dayanışma gösterdi. 4 yıl geçtikten sonra HDP’nin MYK’sının attığı dayanışma mesajına ilişkin açılan bir dava oldu. Bu davanın tabii ki bu tweetten kaynaklı olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Dava, bir, Kobane halkının bu direnişinin sonuçlarını cezalandırmak, ikincisi Türkiye sosyalistleri, devrimcileriyle Kürtlerin yan yana gelişine tahammülsüzlük ve dolayısıyla Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesini talep eden Türkiye devrimcileriyle Türkiye’de mücadele eden demokratik siyasetteki Kürtlerin cezalandırıldığı, ağır cezaların verildiği bir dava oldu. Burada da Türkiye Cumhuriyeti devleti, hem Gezi’de hem Kobane’de Türkiye’de demokrasi taleplerine yanıt vermedi, bu taleplerin dile getirilmesine olanak tanımadı ve bunun için mücadele edenlerin de ağır cezalarla yargılanacağının mesajını çok net bir şekilde vermiştir.”

    “EN BAŞ MÜCADELE AKTÖRLERİ KADINLARDI”

    Her iki mücadelede kadınların yerinin çok önemli olduğunu da söyleyen Demir, “En baş mücadele aktörleri kadınlardı. Dolayısıyla kadın mücadelesi, Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin önünü açan bir mücadeledir. Çünkü kadın sorununda ortak çözüm hattını ören bir bakış açısıyla yaklaştıkları için demokrasi mücadelesine de kadın mücadelesi örnek olmuştur” dedi.

    Devrim FINDIK-Dilan MORSÜMBÜL/İSTANBUL

  • Prof. Dr. Yalçınkaya: Madımak Katliamı Belgeseli çok değerli bir çalışma; değersizleştirmemeliyiz

    Prof. Dr. Yalçınkaya: Madımak Katliamı Belgeseli çok değerli bir çalışma; değersizleştirmemeliyiz

    PİRHA- ‘Çok Kötü Bir Şey Oldu- Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’i değerlendiren Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, “Bir kez daha anladım ki gerçekten de biz katillerimizle yaşıyoruz; hangi şehirde olursak olalım; ille de Sivas’ta ya da Kanlı Maraş’ta yaşamamız gerekmiyor. Birlikte yaşadığımız katillerimizin yüzünü de ancak mahkeme salonlarında bize küfrederken görebiliyoruz. AABK nihayet gerçekten de çok yerinde, çok önemli ve değerli bir çalışmaya imza attı. Kendilerini kutlamaktan başka ne gelir elden; onları ve bu projenin hayata geçmesinde tüm emeği geçenleri” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) öncülüğünde ve Alevi kurumlarının desteği ile oluşturulan Madımak Katliamı Hafıza Merkezi çalışmalarının beşinci ayağı olan belgesel filmi “Çok Kötü Bir Şey Oldu” İstanbul ve İzmir’de gösterildi.

    İzmir Alsancak’taki Mimarlar Odası’nda gösterilen ‘Çok Kötü Bir Şey Oldu- Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Filmi’ izleyen Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, bir değerlendirme yazısı kaleme aldı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun ‘Çok Kötü Bir Şey Oldu- Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’i ile çok yerinde önemli ve değerli bir çalışmaya imza attığını kaydeden Yalçınkaya, projenin değersizleştirilmeden eleştirilebileceğini ifade ederek, “Kendilerini kutlamaktan başka ne gelir elden; onları ve bu projenin hayata geçmesinde tüm emeği geçenleri…Elbette bu proje, özellikle Ümit Kıvanç’ın belgesel filmi ile web belgeseli üstüne çokça düşünmeli ve yazıp çizmeliyiz. Ama proje kapsamındaki tüm ürünleri asla degrade etmeden, şu ya da bu ölçüyle mahkum etmeye çalışmadan, değersizleştirmeden, eksiği, gediği, fazlasıyla yazıp çizmeliyiz” diye belirtti.

    “HANGİ ŞEHİRDE OLURSA OLALIM KATİLLERİMİZ İLE YAŞIYORUZ”

    Yalçınkaya’nın kaleme aldığı yazısı şöyle:

    “Dün öğlen 12.00’den akşam 19:30’a kadar ağır bir gün geçirdim; önce Madımak sanal müze ve ardından Madımak Web belgeseli tanıtımını izledikten sonra, yönetmenliğini Ümit Kıvanç’ın yaptığı “Çok kötü bir şey oldu” belgesel filminin (filmin süresi aşağı yukarı dört buçuk saat) İzmir galasına katıldım. Bir kez daha anladım ki gerçekten de biz katillerimizle yaşıyoruz; hangi şehirde olursak olalım; ille de Sivas’ta ya da Kanlı Maraş’ta yaşamamız gerekmiyor. Birlikte yaşadığımız katillerimizin yüzünü de ancak mahkeme salonlarında bize küfrederken görebiliyoruz. Ama o katillerin yüzleri her seferinde mahkeme salonlarından ağlayan annelerimizi gönül rahatlığıyla kovan ama onlara or…pu diye hakaretler yağdıran katillere sesini bile çıkarmayan hakimlerin, sekiz saat boyunca onlara müdahale etmeyen, aksine sözümona onları yatıştırmak adına, devletin adını anmadan, Allah’ın adına sığınan polislerin, Ali baba mahallesini ağır silahlarla kuşatırken, silahsız bir avuç acemi eri Madımak önüne gönderip sonra katillerle sohbete gelip, onları bile geri çeken tugay komutanının, insanlar yardım için telefonları kırarken Ankara’nın sessizliğine gömülen emniyet müdürünün, “ben müdahale emri verdim, daha ne yapayım” diye kendini teselli eden ama koltuğundan kalkıp bir kaç yüz metre ötesinde kuşatılmış insanların halini gözüyle görmekten ar eden valinin, ölümüze dua okuyan bugün demokratlık taslasa da Aziz Nesin’in yüzüne karşı Cafer Erçakmak adlı katili savunan Temel Karamollaoğlu’nun, katillerin avukatlığına soyunan başta Şevket Kazan ve Hayati Yazıcıoğlu gibi, daha sonra ödüllerini toplayan dönemin bütün Refah Partili siyasilerinin, elbette en başta “tak-şak” paşa adıyla maruf dönemin genelkurmay başkanı ve sonra Çiller’in milletvekili olan Doğan Güreş’in, bütün talimatların üstünde vali odasında kara gözlükleriyle oturan kimliksiz şahısların, olacakların ve olup bitenlerin her adımından haberdar isimsiz istihbarat elemanlarının, dönemin içişleri bakanı ve ünlü yardımcısı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun gözdesi Meral Akşener’in, elbette elbette otelin dışındaki “vatandaşlarımızın” bir damla kanını 33 candan üstün gören Tansu Çiller’in, onun ağababası, sonranın demokratı diye övgülere boğulan Süleyman Demirel’in ve elbette elbette dönemin SHP Genel Başkanı Erdal İnönü’nün ve ardından Deniz Baykal’ın ve dahi sonra gelen tüm CHP genel başkanlarının…hangi birini saysak, tümünün yüzlerine karışıyor.

    “ÇOK DEĞERLİ BİR ÇALIŞMA, DEĞERSİZLEŞTİRMEDEN YAZILIP ÇİZİLMELİ”

    AABK nihayet gerçekten de çok yerinde, çok önemli ve değerli bir çalışmaya imza attı. Kendilerini kutlamaktan başka ne gelir elden; onları ve bu projenin hayata geçmesinde tüm emeği geçenleri…Elbette bu proje, özellikle Ümit Kıvanç’ın belgesel filmi ile web belgeseli üstüne çokça düşünmeli ve yazıp çizmeliyiz. Ama proje kapsamındaki tüm ürünleri asla degrade etmeden, şu ya da bu ölçüyle mahkum etmeye çalışmadan, değersizleştirmeden…eksiği, gediği, fazlasıyla….yazıp çizmeliyiz. Böylesi bir büyük işin çeşitli küskünlükler, kırgınlıklar yaratmadan üstesinden gelmenin olanaksız olduğu açık. Ama proje üstüne yazıp çizerken ölçümüz herhalde bunlar olmamalı. Ortaya çıkan ürünün kendisinden türetmeliyiz en başta ölçülerimizi. Bu iki ürün üstüne, esasen projenin tümü üstüne ben de ilerleyen günlerde, filmin İstanbul galası yapıldıktan bir süre sonra yazıp çizmeyi deneyeceğim. Kendi adıma, Sivas kıyımı üstüne şimdiye kadar çeşitli yazılar yazmaktan ve konuşmalar yapmaktan öteye hiçbir şey yapmış değilim. Ne yazık ki elimden ancak bu kadarı geldi ve şimdi de elimden geldiğince bu devasa iş hakkında yazmaktan başka elimden bir şey gelmeyeceğini biliyorum.

    “ALEVİYSENİZ, ERMENİYSENİZ, LGBT + İSENİZ BELLİ Kİ KANINIZ HELAL”

    Ancak şu kadarını buradan söylemek isterim. Umarım ki kendini CHP’liliğiyle, Atatürkçülüğüyle, Türkmenliğiyle, hatta milliyetçiliğiyle tanımlayıp buralardan geçip devlete bağlayan Aleviler ve hatta katillerimizi kahraman sanan ve onların üç hilalli, tuğralı sembollerini zülfikar gibi boyunlarında taşıyanlar, bu filmi izledikten sonra tek bir şeyi görebilsinler. Kendinizi nasıl tanımlarsanız tanımlayın, bu topraklarda Aleviyseniz, Ermeniyseniz, Rumsanız, lgbti artı iseniz, belli ki kanınız helal. İster Muhsin Yazıcıoğlu’nun kuyruğuna takılın, ister Kemal Kılıçdaroğlu’nun, ister Baykal’ın, İnönü’nün, ister Türkeş’in korumalığına kadar yükselin! Alevi ya da diğer saydıklarımdan biri olmanız, zaten ölmeyi hak ettiğinizi gösteriyor. Kimse sizi “hakları olan bir insan” yerine koyup hesabınızın peşine düşmeyecek çünkü. Aksine katillerinizin sırtı sıvazlanacak daima. Öyleyse “hesabı sorulmayacak olanlarla” yan yana durmaktan gayrı çaremiz yok; sayımız ne kadar az olursa olsun. Vurulduğumuz, yaralandığımız yer neresiyse, hangi evse o evde oturmaktan gayrı çaremiz yok.

    “DEVLETPERLİKLERİ VE MİLLİYETÇİLİKLERİNE RAĞMEN DEVLET ELLERİNDEN DERGAHLARINI ALMIŞ”

    İsteyen istediği kadar mahallesini değiştirsin, malına parasına güvensin, “ben canımın güvenliğini paramla satın alırım” ve dahi ” veririm sırtım devlete, para da kazanırım” diye heyheylensin, onlar da Alevi olarak etiketlendikçe bu topraklar için sırtlarında bir nişangahla geziyor olacaklar. Mundar olacağı için kurban edilemez ama öldürülebilir! Tam ben bunları yazarken, devlet-i ali’yi Alevi sembollerini cemevinden kaldırarak en üst düzeyde ağırlayan Hüseyin Gazi Cemevi yönetiminin pek devletperver, kendini pek muktedir sayan, milliyetçi mi milliyetçi yönetiminden bir açıklama önüme düşüverdi. Devletperverlikleri ve milliyetçiliklerine rağmen, devlet ellerinden Hüseyin Gazi Dergahını alıvermiş! Ve feveran ediyorlar, biz buraya 30 milyon yatırım yaptık, maddi manevi zararımızın telafisi olmaz diye. Devlet al otuz milyonunu sus dese ne yaparlar bilmem ama bir mesaj verildiği de açık. İşte onlar ve onun gibiler en başta, izlesin bu filmi…Hele onlar bir izlesin de elini Kerbela’nın kanından yuyan Sünni ortodoksinin yılmaz savunucularının ellerini Sivas’ın kanından da yumak için bile olsa, bu çalışmayı izleyip izlemeyeceklerini sonra konuşalım….

    “YARATTIĞINIZ CEHENNEMDEN DAHA BÜYÜK HANGİ CEHENNEM OLABİLİR?”

    Alevi’nin, Ermeni’nin, LGBTİ artının yanına canının hesabı tutulmayacaklar listesine epeydir, ormanlarımız, ağaçlarımız, zeytinliklerimiz, dağlarımız, sularımız, kıyılarımız da katılmıştı. Yani sayımız giderek artıyor; biz giderek eksilsek de. Şimdi sırada sokakta yaşamak zorunda bırakılmış tüm canlarımız da listeye eklendi. Kedilerimiz, köpeklerimiz ve dahası, ne varsa…Hepsi bir ölüm uykusuna yatırılmaya hazırlanıyor. Faydacı bir düşünce sayılsa bile, sokaklarımızdan evlerimize fare sürüleri aktığında, yılanı, çıyanı dört bir yanı sardığında, dağdaki kurtlar katledildiğinden yaban domuzu sürek avı düzenlemek zorunda kalanlar, kekliklerimizi, tavuklarımızı öldüre öldüre bizi kenelerle baş başa bırakanlar… görürüm ben sizi o zaman. Şimdi cana canlarını katıp savunanlara sözüm ona “itsever” diye hakaret ettiğini sananlar merak etmesin: bizler itsever, kedisever filan değiliz! O köpeğin ve kedinin ta kendisiyiz! Yılkı atlarının, Datça’nın yaban eşeklerinin ta kendisi biziz! O pek övündüğünüz padişahlarınız ölümü kediden, köpekten sokağa indirdiğinde neler olduğunu, bu toprakların neden bir türlü iflah olmadığını belki bir kez daha düşünmek istersiniz diyeceğim ama nafile. Çünkü sizlerin düşünmeye ihtiyacınız yok, matematiğe ihtiyacınız olmadığı gibi. Sırtınızı verdiğiniz para kasalarına siper olmuş, soluk alan, düşünen her canlıya düşmanlığınızı meşrulaştıran, devirler gelip geçse de her zaman “Süleyman olarak kaldığınız” ve dahi o en büyük günahtan, umutsuzluktan kurtulmuşluğunuz var. Biz ise tam da umutsuzluğumuzla varız ve bu yüzden, ne şüphe cehennemliğiz! Yarattığınız cehennemden daha büyük hangi cehennem olabilir? Geçmişiz cehennemin ta içinden! Gücümüz umutsuzluğumuz, güçsüzlüğümüz de! Çünkü inatla, bir din gibi sarılıp umutsuzluğun ipine, bir şeylerin değişeceğine iman ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Akademisyen İsmet Konak: AKP iktidarının artık halkla gönül bağı kurması imkansız-VİDEO

    Akademisyen İsmet Konak: AKP iktidarının artık halkla gönül bağı kurması imkansız-VİDEO

    PİRHA-AKP’nin paradigmasının 31 Mart Yerel Seçimlerinde iflas ettiğini belirten Akademisyen İsmet Konak, “31 Mart seçimlerinin sonucu kitlelerde ümit, umut ve sevinç yarattı. Halkta bir değişim talebi var ve bu durum 31 Mart’ta sandığa yansıdı. Şu an AKP iktidarı büyük bir çıkmazın içerisinde. AKP iktidarının artık halkla gönül bağı kurması imkansız” dedi.

    31 Mart 2024 Yerel Seçim sonuçları muhalefet partilerinin kazanımı ile sonuçlandı. MHP destekli AKP Hükümeti, birçok ilde belediyeleri kaybederken, Kürt illerinde ise taşımalı oylar toplumun tepkisini çekti.

    Akademisyen İsmet Konak, 31 Mart seçimlerinde çıkan sonucu PİRHA’ya değerlendirdi.

    “HALK, 31 MART’TA AKP’NİN ÜZERİNDEN SİLİNDİR GİBİ GEÇTİ”

    AKP’nin paradigmasının 31 Mart’ta iflas ettiğini belirten İsmet Konak, “21 yıl sonra AKP iktidarı da MYK toplantısında bunu kabul etmişti. AKP rejimi 9 yıldır halkın üzerinden silindir gibi geçti ancak 31 Mart seçimlerinde halk AKP’nin üzerinden silindir gibi geçti” dedi.

    AKP’nin, halkın müştereklerine saldıran bir rejim yarattığını belirten Konak, “AKP, halkı son damlasına kadar sağılması gereken bir inek olarak görme küstahlığına sahip ve bu küstahlık sandıkta cezasını çekti. 1 yıl önce genel seçimler olmuştu ve bu seçimlerde Erdoğan rejimi iktidarını konsolide etmiş gibi gözükmüş ve hiç yıkılmayacak gibi bir imge oluşturmuştu. Dolayısıyla iktidara muhalif olan kesimde bir ümitsizlik yaratmıştı. AKP’ye oy verenlerde ise ekonominin iyileşeceğine yönelik bir beklenti vardı ancak bu beklentiler karşılık bulmadı” diye konuştu.

    “DEĞİŞİMİN OLMASINI SAĞLAYAN EN ÖNEMLİ FAKTÖR YOKSULLUK”

    Akademisyen İsmet Konak, 31 Mart’ta yapılan seçimlerde değişimin olmasını sağlayan en önemli faktörün yoksulluk olduğunu vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Ülkedeki ekonomik buhran derinleşti ancak AKP iktidarı bu konuda bir önlem almadı. İkinci önemli etken ise genel seçimlerden sonra CHP’de bir kongre oldu ve CHP daha muhafazakar, milliyetçi bir kimliğe büründü. Hem Ekrem İmamoğlu hem de Özgür Özel’de tecessüm eden bir kimlik ve bundan sonra AKP’nin tabanı artık bu iki figüre kendini daha yakın hissetmeye başladı. Daha önce CHP’nin başında olan Kılıçdaroğlu’nun sahip olduğu etnik ve dini kimliği AKP’nin tabanında pek kabul görmüyordu. Dolayısıyla bundan sonraki süreçte CHP daha fazla kabul görecektir. Zaten bu kentlerde seçim sonucu da bunu gösteriyor.”

    “AKP İKTİDARI BÜYÜK BİR ÇIKMAZIN İÇERİSİNDE”

    31 Mart seçimlerinin başarısının sadece CHP’nin başarısı olmadığını ifade eden İsmet Konak, “Seçim başarısında DEM Parti ve bileşenlerinin de ciddi bir etkisi var. 31 Mart seçimlerinde kent uzlaşısı politikası uygulandı ve bu politika içerisinde birçok kentte CHP’ye destek verildi ve saray rejimi geriletildi. Bu bir taktikti, bu tür taktikler seçimlerde uygulanır. 31 Mart seçimlerinin sonucu kitlelerde ümit, umut ve sevinç yarattı. Halkta bir değişim talebi var ve bu durum 31 Mart’ta sandığa yansıdı. Şu an AKP iktidarı büyük bir çıkmazın içerisinde. Erdoğan, seçimden sonra ‘Halkla gönül bağımızı kuvvetlendirmemiz lazım, yoksa toparlanamayız ve güneşe karşı olan buz gibi eririz’ diyor. Ancak AKP iktidarının artık halkla gönül bağı kurması imkansız” diye belirtti.

    “KÜRT İLLERİNDE HALKIN İRADESİ YOK SAYILDI”

    31 Mart’ta Kürtlerin yaşadığı kentlerde Erdoğan rejimine karşı halkın büyük bir reaksiyon gösterdiğini ve büyük bir coşkuyla sandıklara gittiğini vurgulayan Konak, şunları kaydetti:

    “Ancak Erdoğan rejiminin bazı oyunları, senaryoları, taktikleri neticesinde Bitlis ve Şırnak’ta istenen sonuç alınamadı. AKP iktidarı buralara taşımalı seçmen, polis ve asker götürdü. O yüzden halkın iradesi yok sayıldı, ayaklar altına alındı. 21. yüzyılda Türk ulus devleti ciddi bir bekâ ve adaptasyon sorunu ile karşı karşıya. AKP iktidarı yeni Osmanlı politikasını uygulamaya çalışıyor. Kürt illerinde ve Kürdistan’ın diğer parçalarında bunu görebiliyoruz. Bu politika Türk devletini bir noktaya götürmez.

    Kürtlere boyun eğdirerek, onlara kulluk, köleliği zorlayalım diyerek bir politika uygulayalım derlerse kaybederler. Sonuçlar onlar için iç açıcı olmaz. Charles Darwin, ‘Zeki ve güçlü olan ayakta kalmaz, değişime adapte olan ayakta kalır’ diyor. Dolayısıyla Türk ulus devletinin 21. yüzyılın ruhuna uygun hareket etmesi lazım ve değişime adapte olması lazım. Yerinde yönetim, öz yönetim, ademi merkeziyetçilik, eşit yurttaşlık, hukukun bağımsızlığı ve ifade özgürlüğü gibi bu kavramları dikkate alarak refleks göstermesi gerekir. Eğer bunlara dikkat etmezse bekâ sorunu daha fazla derinleşecektir.”

    Cihan BERK/DİYARBAKIR

  • Doğan: 2023’te Aleviler ciddi bir mücadele verdi, 2024 de bu şekilde karşılanmalı- VİDEO

    Doğan: 2023’te Aleviler ciddi bir mücadele verdi, 2024 de bu şekilde karşılanmalı- VİDEO

    PİRHA-Alevilerin, 2023 yılını devlet tarafından uygulanan asimilasyon politikalarıyla mücadele ederek geçirdiklerini söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Ben 2023 yılında Aleviler açısından ciddi bir mücadele verildiğini ve küçümsenmeyecek bir ortak aklın ortaya çıktığını düşünüyorum. 2024 yılını da bu şekilde karşılayıp, bu şekilde bir mücadele hattını örmemiz gerekiyor” dedi.

    Cumhuriyet’in 100. yaşına girdiği 2023 yılı da yüzyıllık inkar, imha ve asimilasyon politikalarının devam ettiği bir yıl oldu. Farklılıkları yok sayan Cumhuriyet, başta Aleviler olmak üzere, farklı inanç ve etnik kimlere dönük inkâr, imha ve asimilasyon politikalarını kesintiye uğratmadan yüz yıldır sürdürüyor.

    AKP/MHP iktidarı, uzun yıllardır dinselleştirmek için çabaladığı eğitim sistemine en sonunda her okula imam atadığı ÇEDES projesini ekledi. Aleviler ve örgütleri tüm bu hamlelere cevabını sokaklarda, meydanlarda, TBMM’nin önünde ve bulunduğu her yerde söyledi. 2023 yılını binlerin katıldığı mitingle uğurlayan Aleviler, ikinci yüz yıla eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. 2024 yılının da tüm diğer yıllar gibi baskı politikalarının arttığı, zora karşı mücadelenin büyütüleceği bir yıl olacağı belirtiliyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Aleviler açısından 2023 yılını değerlendirdi.

    “2023 YILINI DA ASİMİLASYON POLİTİKALARINA KARŞI MÜCADELE EDEREK GEÇİRDİK”

    Alevilerin 2023 yılını devlet tarafından uygulanan asimilasyon politikalarıyla mücadele ederek geçirdiklerini söyleyen Kadriye Doğan, “Alevi kurumları olarak 2023 yılında kurultaylar ve mitingler yaptık, o nedenle çok yoğun çalışmalarımız oldu. Ama geldiğimiz noktada Aleviler halen çok ciddi sorunlarla baş başalar. Çünkü Türkiye’nin kuruluş sürecindeki tekçi anlayışın kırılması, kendilerini eşit yurttaş hissetme noktasında mutlu olması gereken yerde hiçbir zaman hissedemediler ve 2023 yılında da bu taleplerini dillendirdiler. Eşit yurttaşlık, inançların ve ibadethanelerin kabulü ile dini eğitime maruz kalmamak gibi taleplerimizin hiçbiri karşılanmadı ve bu sorunlala 2023 yılını tamamladık” dedi.

    Toplumun Alevilere bakışı, devletin Alevilere bakışı ve Alevilerin kendilerini nasıl ve nerede gördükleri durumun söz konusu olduğunu belirten Doğan, “‘Aleviler olarak biz varız’ mücadelesini veriyoruz. ‘Siz neredesiniz’ sorusunu siyasilere sorduğumuzda evet varsınız deniliyor ama hemen kurucu değerler karşımıza çıkıyor. Bizden sınırsız bir hoşgörü isteniliyor ve verilenle yetinin yaklaşımı söz konusu. Zaten devlet tanımıyor ama muhalefet partileri de çok ciddi bir tıkanıklık. Yaptığımız mitinglerde DEM partisi ve diğer sosyalist partilerde sahiplenmeyi görsek bile ana muhalefet partisi ve iktidarda bizlere olan yaklaşımı Türkiye’nin temel sorunlarına yaklaşımda da aynı ketumluğu görmek mümkün. Alevi örgütleri olarak biz neredeyiz diye baktığımızda biz kendimizi bu siyasi yapılar içerisinde yakınlaşma ve çözüm noktasında çok iyi tahlil edebilmiş olduğumuzu düşünmüyorum. Ana muhalefet partisinin ‘hoşgörü gösterin biz burada yokuz’ demesine rağmen ısrarla orayı kendilerine çözüm yeri olarak gören bir noktada olduklarını gözlemleyebiliyoruz” diye konuştu.

    “ALEVİ KURUMLARINA ÇOK BÜYÜK BİR SORUMLULUK DÜŞÜYOR”

    Alevi kurumlarının söylemde aynı şeyleri söylediklerini ancak icraatta aynı yerde durmadıklarını dile getiren Doğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tabi ki farklılıklar olacak bu da normal ama taleplerimizde örneğin ülkedeki dini eğitim, cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi konusunda çok net durmamız gerekiyor. Yani söylemimiz ile duruşumuzun da net olması gerekiyor. Aleviler olarak böyle bir süreci yaşıyoruz ve önümüzdeki yıla da bu sorunlarla gireceğiz. Mücadele ediliyor, durumun farkındayız Alevi kurumlarına çok büyük sorumluluklar düşüyor. Yaptığımız miting bunu fazlasıyla ortaya koydu ve dillendirdiğimiz perspektif çok değerli ve önemliydi. Alevi kurumları, mitinglerde ortaya koyduğu perspektifle 2024 yılında da ortaklaşmayı ve sahayı kullanmayı önlerine bir iş olarak koymak durumundalar.

    “2023 YILINDA CİDDİ MÜCADELE VERİLDİ”

    Ben 2023 yılında Aleviler açısından ciddi bir mücadele verildiğini ve küçümsenmeyecek bir ortak aklın ortaya çıktığını düşünüyorum. 2024 yılını da bu şekilde karşılayıp, bu şekilde bir mücadele hattını örmemiz gerekiyor. Birlik önemlidir, hem sahada hem de siyasi anlamda söz kurarken de o birliğin olması gerekiyor.”

    Cihan BERK-Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • Hatimoğulları’ndan hükümete: Siz öncelikle barışı kendi topraklarınızda tesis edeceksiniz-VİDEO

    Hatimoğulları’ndan hükümete: Siz öncelikle barışı kendi topraklarınızda tesis edeceksiniz-VİDEO

    PİRHA- Partisinin grup toplantısında konuşan HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Kürt sorunu barışçıl ve demokratik bir şekilde çözülmek üzere hala dört parçada sorun olarak devam ediyor. Eğer siz Filistin’de, Libya’da herhangi bir Orta Doğu ülkesine barışı taşıyacağım diyorsanız öncelikle barışı kendi topraklarınızda tesis edeceksiniz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) ilk Meclis Grup Toplantısı’nı gerçekleştirdi. Toplantıda konuşan HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, siyasi gelişmelere dair değerlendirmelerde bulundu.

    “YOLUMUZA HEDEP OLARAK DEVAM EDİYORUZ”

    Kobanê Davası’nda yargılanan siyasetçileri ve cezaevlerinde tutsak bulunanları selamlayarak konuşmasına başlayan HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Yeni bir isimle yola devam ediyoruz ancak aynı paradigmayla, aynı ruhla mücadele azmi ile HDP’ye dönük kapatma davasına karşı, Türkiye’nin dört bir yanında halkın verdiği cevapla HEDEP olarak devam ediyoruz. PTT kargosu ile çocuğunun cenazesi geldiği halde, “Ben hala barış istiyorum” diyen anaların sembolleştiği barış annelerinin gerçekleştirdiğimiz kongremize ruh kattı. Yaşamın her alanında mücadele eden kadınlar, Türkiye’de iyice geleceksizleştirilen, yarını göremeyen, yarının umudu olan gençlerle kongremize güç kattı” diye ifade etti.

    “İSRAİL BİR AN ÖNCE SİLAHLARI SUSTURSUN”

    Filistin’de yüzlerce insanın yaşamını yitirdiğini belirten Hatimoğulları, “Her gün yüzlerce insan bu savaşta yaşamını kaybediyor. Bütün dünyadan bir çağrı yükseldi. İsrail bir an önce ateşkes ilan etsin. İsrail bir an önce silahları sustursun, Filistin halkının kendi topraklarında nefes almasının önü açılsın. 2 milyon Filistinlinin yaşadığı Gazze, daracık bir coğrafya. Zaten 100 yıla yakındır İsrail’in bu bölgede yürüttüğü siyaset, işgal politikası, 2 milyon insana küçücük bir alanı dar etmiş durumda. Gazze şu anda açık bir hapishane konumunda. Bununla yetinmiyor, Filistinlileri Gazze’den kovmak, orayı Filistinsizleştirmek kendi topraklarına katmak için Filistin’i haritadan silmek için çok ciddi adımlar atıyor. Bu savaşı böyle okumak durumundayız” dedi.

    “AKP İKTİDARI GERÇEK ANLAMDA FİLİSTİN HALKININ YANINDA DEĞİL”

    Türkiye’deki iktidarın kan ağlayan mazlum Filistin halkının gerçek anlamda yanında olmadığına işaret eden Tülay Hatimoğulları, şunları ifade etti:

    “Sadece Türkiye’de iç siyaseti tahkim etmek kendi tabanına şirin gözükmek için Filistin’in yanındaymış gibi davranıyor ve timsah gözyaşları akıtıyorlar. Burada Cumhur İttifakı’na MHP-küçük ortak dahildir ‘Ben Filistin’e seve seve giderim’ diye bugün de açıklama yaptı. Buradan kendilerine soruyorum; AKP iktidarı döneminde İsrail ile geliştirilmiş olan ticari ve askeri anlaşmalar katlanarak artmış durumda. Sadece askeri anlaşmalardan vazgeçmeyi düşünüyor musunuz, ey iktidar? Siz bu anlaşmalardan vazgeçmeyi düşünmüyorsanız siz Filistin halkının yanında olamazsınız. Siz olsa olsa Türkiye’deki Müslümanları sadece kandırmaya çalışmış olursunuz. Biz buradan HEDEP olarak mazlum Filistin halkının yanında olduğumuzu ifade ediyoruz ve onlar için ne gerekiyorsa yapmaya hazırız. Bütün dünya kamuoyuna ve ayrıca taraflara buradan sesleniyoruz; Filistin’de devam eden bu saldırıların bir an önce bitmesi, sivil insanların yaşamını kaybetmesinin önüne geçilmesi için ne gerekiyorsa herkesin bir an önce seferber olması lazım.”

    “AKP İKTİDARININ, ÖNCELİKLE KENDİ TOPRAKLARINDA BARIŞI TESİS ETMESİ LAZIM”

    İsrail’in Filistin halkına yaşattıklarını bu AKP iktidarının Rojava’da 2011 yılından beri Kürtlere yaşattığını dile getiren Hatimoğulları, “O topraklar tıpkı Gazze nasıl insansızlaştırılmak isteniyorsa, nasıl Filistinliler Sina Yarımadası’na ya da Necef Çölü’ne gönderilmek isteniyorsa aynısını AKP iktidarı Efrîn’de yaşayan Kürt halkını oradan göndererek, zorla göç ettirerek göç etmeyeni de katlederek nasıl yaptıysa şimdi bunu sürdürmek istiyor. Rojava’da demografik yapıyı değiştirerek bizim komşularımız olan, oranın kadim halkı olan Kürt halkı ve diğer halkları o coğrafyadan sürerek ne yazık ki yerine kendi yandaşlarını yerleştirmek, yerine farklı kesimleri yerleştirerek demografik yapıyı değiştirmek istiyor. İşte Türkiye’ye neden 5 milyon mülteci geldi biliyor musunuz? Bunun kapılarını AKP neden açtı? İnanın mültecileri sevdiği için değil, mülteciliği araçsallaştırdığı için bu politikayı izledi ve şu anda en büyük projesi büyük bir demografik yapı değişimini sağlayarak buradaki insanları götürüp oraya yerleştirmek ve bölgeyi Kürtsüzleştirmek. Buradan bir kez daha diyoruz ki Suriye topraklarından elinizi çekin. AKP iktidarına ve bu rejime bir kez daha diyoruz ki bir an önce bütün silahlı unsurlarınızı Kuzey ve Doğu Suriye topraklarından hemen çekin. Kürt sorunu barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmek üzere halen sorun olarak devam ediyor. Eğer siz Filistin’de, Libya’da herhangi bir Ortadoğu ülkesine barışı taşıyacağım diyorsanız öncelikle barışı kendi topraklarınızda tesis edeceksiniz” dedi.

    “KÜRT SORUNU, BARIŞÇIL VE DEMOKRATİK BİR ŞEKİLDE ÇÖZÜLMEYİ BEKLİYOR”

    Hatimoğulları, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik bir şekilde çözülmek üzere hala dört parçada sorun olarak devam ettiğini vurgulayarak, “Eğer siz Filistin’de, Libya’da herhangi bir Orta Doğu ülkesine barışı taşıyacağım diyorsanız öncelikle barışı kendi topraklarınızda tesis edeceksiniz. Öncelikle kronik olan derinleşmiş ve kanayan yaramız olan Kürt sorununun barışçıl, demokratik yöntemlerle çözeceksiniz bölgeye örnek olabilirsiniz. Ben barış istiyorum dediğinizde bölgenin diğer hakları sizleri ciddiye alabilsin. Bir kez daha diyoruz ki Kürt sorunun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözmek ve bunu model olarak bütün bölgeye sunmak dışında hiç bir çaremiz yok. Türkiye Barış Meclisi çalışmalarını bütün Türkiye halkları çok iyi hatırlayacak. Bunun öncülerinden biri Yaşar Kemal idi. Yaşar Kemal çok güzel bir söz söylemişti. ‘Dağlar insanlar ve hatta ölüm bile yorulduysa şimdi en güzel şiir barıştır.’ Evet, Yaşar Kemal’lerin başlattığı Türkiye’deki barışı tesis etmek için dönemin bütün aydınlarına, yazarlarına, gazetecilerine, sanatçılarına her kesime Yaşar Kemaller güçlü bir çağrı yaptı. Yaşar Kemallerin o çağrısını burada yineliyoruz. Gelin Türkiye’deki bütün kesimler olarak barışa sahip çıkalım barışı bölgemizde tesis edelim, akan kanı durduralım hep beraber” diye belirtti.

    “ÜLKEDE DERİN BİR YOKSULLUK VAR”

    Ülkede çok yoğun ve derin bir yoksulluk ile karşı karşıya olduklarını söyleyen Hatimoğulları, şöyle devam etti:

    “Elbette kapitalist sistemin dünya ölçeğinde yaşadığı krizi biliyoruz ama Türkiye’de AKP iktidarı ülkenin bütün gelirlerini, varlıklarını, kendi yandaşlarına peşkeş çektiği için ve özel harp politikalarına sahte güvenlikçi politikalar ile savaşa mermiye silah ayırdığı için ne yazık ki bu ülkenin insanları yoksulluktan kırılıyor. Şu anda açlık sınırın altında yaşayan milyonlarca insan var. Çarşı pazara giden insanlar az bir para ile eskiden pazar fileleri doldurup evine gelirken şimdi 3-5 bir şey alıp evine gidebiliyorlar. Analar çocuklarının beslenme çantasına bir parça, ekmek bir paket süt bile koyamaz hale gelmiş. Kantinlerde tostlar 30-40 lira. Çocuklara bu harçlığı veremez hale aileler. Gençlerin intiharı geleceksizlikten ve yoksulluktan dolayı Türkiye’de de artmış durumda. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki bu sistemin sonucudur bu. Bugün otomotiv sektöründe çalışan bir işçi imal ettiği otomobile hayatı boyunca binemeyecek çünkü bunu alacak parası yok. Bir terzi fiyatı biraz pahalı olan bir terzi ömrü billah bu ceketi giyemeyecek. İşte biz böyle kapitalist ve sermaye düzeni içinde yaşıyoruz. AKP iktidarının da buna ekledikleri cabası.”

    “HEDEP OLARAK SONUNA KADAR EMEKLİLERİN HAKLARINI SAVUNACAĞIZ”

    Emeklilerin sorunlarına da değinen Hatimoğulları, “Biliyorsunuz emekliler maaşlarına zam beklerken, 5 bin liralık bir ikramiye verecek. Bu ikramiye bir sefere mahsus verilecek. Peki, bu maaşına zam bekleyen emeklilerin ihtiyacını karşılar mı karşılamaz” dedi.

    Hatimoğlulları konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bugün Erdoğan gelsin 7 bin 500 TL maaşla geçinsin geçinebilir mi? Onların bir günlük saraydaki masrafı bütün emeklilere yetecek kadar. Bugün emekliye layık gördükleri ise 7 bin 500 TL’dir. Bunun anlamı nedir? Siz tamam yaşlandınız harcadığınız emekler de bitti hadi emekli kenara git evinde otur. Oysa emekliler bugüne kadar emek vererek bu toplumu bugüne kadar taşımış olan insanlar. Bizim emeklilere borcumuz var. Sevgili emekli kardeşlerimiz bizler HEDEP olarak haklarınızı sonuna kadar savunacağız. Hem parlamentoda hem de sokakta yaptığınız eylem ve etkinliklerden sizlerin yanında olmaya devam edeceğiz.”

    “DEPREMZEDELER BİZLERİ UNUTMAYIN, UNUTTURMAYIN, DİYOR”

    Depremin üzerinden 8 ay geçmesine rağmen değişen hiçbir şeyin olmadığını ifade eden Hatimoğulları, “Geriye dönüp yaşama baktığımızda emin olan değişen bir şey yok. Bakın depremin ilk anından itibaren bu iktidar ne yaptı?  Ana akım medyanın büyük kameralarının olduğu yerde birkaç çadır kurdu ve bunları basına servis etti. Bütün dünya ya da bütün Türkiye zannetti ki gerçekten her yere böyle çadırlar kurulmuş ve insanların açlığı gideriliyor. Ama koca bir yalan. İnanın adresini bile biliyorum. Şimdi o çadırları kurup ve kameraları yerleştirdiği yerleri hepsi yalan ve dolan. 15 milyonu etkileyen bu depremde bizler çok büyük acılar çektik ve çekmeye devam ediyoruz. Hala deprem bölgesinde insanlar hijyen kitlerine, temizlik malzemelerine, temiz içme suyuna ihtiyaçları var. Bakın kış yaklaştı ki bazı bölgeler kışı daha da ağır yaşıyor. Yaklaşan bu kışta biliyorsunuz ki yağan yağmurlarda da seller o insanların çadırlarını götürdü. Toplumsal dayanışma ağlarının onlara verdiği battaniyeleri ve çarşafları sel alıp götürdü. Her gün konteynırlarda yangınlar çıkıyor. Çünkü hepsi sağlıksız ve korumasızdır. Birçok bölgede hala taş üstüne taş konmamış. Okul bile yapılmadı. Her okulun yerine bir prefabrik okul yapmak çok mu zordu? Bunu bile yapmadılar. Çocukları şu an servislere mahkum ederek bir saatlik yol almalarını istiyorlar. Depremzedeler bütün bu acılar içinde diyor ki bizleri unutmayın, bizleri unutturmayın. Depremzede kardeşlerimiz şundan emin olsun ki biz onları unutmayacağız, unutturmayacağız ve halkları onlara verilene kadar her biri bir konut sahibi olana kadar onların yanında durmaya, sesi soluğu olmaya devam edeceğiz” diye ifade etti.

    “YASAKLARA KARŞI ÖRGÜTLÜ BİR ŞEKİLDE MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Sanatçılara, konserlere ve festivallere müdahale olduğunu vurgulayan Hatimoğulları, şunları vurguladı:

    “Peki, bu toplum neyden ve nasıl beslenecek? Tiyatrolara müdahale var. Hatırlayalım; 1980 askeri cunta darbesi gerçekleştikten sonra aradan 4 yıl geçiyor ve doğrudan Kenan Evren’i eleştiren kabareler İstanbul’da sahneleniyordu. Bizi askeri cunta döneminin de gerisine götüren bu baskıcı rejime karşı en fazla biz kadınlar ama elbette toplum olarak karşı durmak zorundayız. Bu iktidar döneminde İstanbul Sözleşmesi ortadan kaldırıldı. Şimdi Meclis’te torba yasada kadınların aldığı nafaka hakkı tartışma konusu olmuş durumda. 6284 sayılı kanun yine gündemde ve tartışılıyor. Bunu da yasadan çıkarmak istiyorlar. Sürekli makbul kadın tarifi yapıyorlar. Biz kadınlar; bedenimize, emeğimize ve kimliğimize yönelik sistematik bu saldırılara karşı sessiz kalmadık, kalmayacağız. Bu erkek egemen zihniyetine karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Bizlere yaşamlarımızı dar etmeye çalışan bizi dört duvar arasına hapsetmeye çalışan bugüne kadar yürüttüğümüz mücadelelerle çok sayıdaki kazanımlarımıza el koymaya çalışan bu iktidara sözümüz; asla boyun eğmeyeceğiz. Dün nasıl boyun eğmediysek nasıl kadınlar tarih boyunca mücadele ede ede bugüne geldiyse bundan sonra da bizler mücadele tarihimizi daha ileriye taşımak için örgütlü bir biçimde mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    “TÜRKİYE’DE YARGI HİÇ BU KADAR İKTİDARIN KOLTUK DEĞNEĞİ HALİNE GELMEMİŞTİ”

    Tüm dünyaya örnek olan eşbaşkanlık ve eşit temsiliyet sistemlerini hedef alan politikalara karşı mücadelelerini sürdüreceklerini ifade eden Hatimoğulları, “Kadın cinayetlerine tacize ve tecavüze her türlü erkek egemenliğine, erkek devlet şiddetine, anlayışına karşı, nefret cinayetlerine karşı, bizler mücadelemizi sürdüreceğiz. Bunu kadın ittifakı ve dayanışması ile örgütleyeceğiz. ‘Kadın yaşam özgürlük, mara heya hurriya , jin jiyan azadi’ bu şiar yolumuzu aydınlatmaya devam edecek. Bu iktidar Kürt düşmanlığını diri tutmak ve siyaset devşirmek gibi Kobanê kumpas davası gibi davayı kurguladı. Bu davanın senaryosunu adeta sarayın hukukçuları ile bunları yazdılar. Çünkü şu anda bağımsız bir süreçten bahsetmek mümkün değil ne yazık ki. Yargı hiçbir biçimde bağımsız değil ama hiçbir zaman da bu kadar bağımlı bu kadar iktidarın koltuk değneği haline gelmemişti. Gerçek şu ki Türkiye halkları Kobanê’de Kürtlerin bölgedeki Araplar ile diğer halkların birlikte yürüttüğü mücadeleye hepimiz minnettarız. IŞİD’in bütün dünyaya yenilebileceğini Kobanê direnişi göstermişti. IŞİD’in sınırda komşu yapmaya çalışanlar, şimdi Sincan adliyesinde komşu yapmaya çalışıyorlar. Bu bölgeye IŞİD’i el Nusra’yı ve uzantısı çeteleri yerleştirerek aynı zamanda demografik yapı değişimi isteniyor. Oysa biz onları komşumuz değil, biz orada bulunan halkların komşumuz olmasını istiyoruz. Tarih şahit olsun ki bu zihniyet Kobanê’de kaybetti, Sincan’daki kumpas davasında da kaybedecek, halklar kazanacak, özgürlükler kazanacak, barış ve kardeşlik kazanacak” dedi.

    “TOPLUMUN TIKANAN NEFES BORULARINI TEK TEK AÇACAĞIZ”

    Yepyeni bir isimle yollarına devam ettiklerini belirten HEDEP Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, sözlerini şöyle noktaladı:

    “Şimdi de yeniden diyerek yolumuzu aydınlatan bütün değerlerimizi pozitif yönlerimizi yanımıza alarak yürüyüşümüzü sürdürüyoruz. Bu uzun yolda partimizin kuruluş paradigmasını daha da güçlendirerek yolumuza devam edeceğiz. Toplumun 3’üncü yol siyasetine ihtiyacı var, Toplumun kurtuluşu 3. Yol siyasetindedir, bizler bütün tarihsel birikimlerimizi değerlerimizi bu yolu daha fazla açmaya daha fazla büyütmeye ve bu yolda daha başarılı ilerlemek için hep birlikte bu yolda ilerlemeye devam edeceğiz. Bu topraklar üzerinde özgürlükten barıştan demokrasi ve demokrasiden yana yükselen bütün seslerin taşıyıcısı olacağız. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken bu seslerin iradesiyle demokratik cumhuriyeti hep birlikte inşa edeceğiz. Bu iradeyi bu ülkenin yönetimine de hep birlikte taşıma iddiamızı daha da güçlendireceğiz. Toplumun tıkanan nefes borularını tek tek açacağız. Türkiye halklarının eşit yurttaşlık temelinde bir arada yaşama hayallerini gerçekleştireceğiz. Emekçilerin ezilenlerin yoksulların, ekmek ve özgürlük mücadelesinin sonuç verdiği günleri hep birlikte göreceğiz. Gündüzlerinde sömürülmeyen gecelerinde aç yatılmayan bir dünya hayalimiz var ve dimdik ayakta. Bu umut ve direnç ve kurucu irademizle hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum, yolumuz açık olsun, yeni partimiz bütün Türkiye halklarına kutlu olsun hepimize hayırlı uğurlu olsun.”

    PİRHA/ANKARA

  • Pir Süleyman Deprem: Ayrı örgütlenme lüksümüz yok, acilen birlik olmalıyız-VİDEO

    Pir Süleyman Deprem: Ayrı örgütlenme lüksümüz yok, acilen birlik olmalıyız-VİDEO

    PİRHA- Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, Alevilerin birlikte hareket etmesi gerektiğini belirterek, İzmir mitinginde beklenen mesajın tam olarak verilmediğini söyledi. 

    Alevi örgütleri Eğitim Sen ve Veli dernekleri okullara imam atanması olarak bilinen ÇEDES projesinin iptal edilmesi için 16 Eylül’de İzmir’de Gündoğdu Meydanı’nda miting yaptı. Mitingin yankıları sürüyor.

    Sinemilli Ocağı pirlerinden Süleyman Deprem, İzmir mitingi ve okullara imam atanmasına ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “ÇEDES PROJESİ ALEVİLERİ TOPYEKÜN SÜNNİLEŞTİRME PROJESİDİR

    Deprem, “Son dönemde özellikle iktidarın tüm imha, inkâr, asimilasyon programları doğrultusunda faaliyetlerine ek olarak bir ÇEDES projesi ortaya atıldı. Burada amaç okullara imam götürmek ve okullarda dini temsilci bulundurmak, bu anlamda da öğrencilere dini eğitim ağırlıklı olarak vermeye dayalı bir program” dedi.

    ÇEDES projesinin her şeyden önce Alevileri topyekûn Sünnileştirme projesi olduğunu belirten Deprem, “Bununla bugün karşılaşmıyoruz Selçukludan, Osmanlı’dan bu yana sürekli Ebu Suud’un fetvaları, bunların hepsi Alevileri özellikle Sünnilik veya Şiilik içerisinde asimile etmek ve inançsal değerlerini yok etmek, gelecek kuşağı ve Aleviliği bitirme girişimidir” ifadesini kullandı.

    “İNANÇLARIMIZI YOK ETMEYİ KAFASINA KOYMUŞ BİR İKTİDARLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Kendilerini imha etmeyi, inançlarını yok etmeyi kafasına koymuş bir iktidarla karşı karşıya olduklarını söyleyen Deprem, “Bir grup veya tarikat veya ne olursa olsun bunu kendine göre kendi programına göre uygulamaya koyuyor. Asıl bizim tartışmamız gereken bunun karşısında biz ne yapıyoruz? Biz buna nasıl buna müdahale ediyoruz? Nasıl karşı çıkıyoruz” şeklinde ifade etti.

    “ALEVİ BÜTÜNSELLİĞİ OLMAYAN KARARLI OLMAYAN ZAYIF KATILIMLI BİR MİTİNGTİ

    İzmir’de ÇEDES projesine karşı bütün Alevi örgütlerinin kurumların ve örgütlerin katılımıyla bir miting yapıldığını bunun güzel bir girişim olduğunu ifade eden Süleyman Deprem, şunları kaydetti:

    “Buraya kadar güzel ancak benim bu mitingde gözlemlediğim orada bir Alevi bütünlüğü, bir Alevi kararlılığı, bir Alevice söz sahibi olma konumunda çok eksikler vardı. Bünyesinde binlerce üyesi olan gruplar hatta siyasi partiler, sendikaların oraya zayıf bir katılım göstermeleri beni üzdü” dedi.

    Geçmişten bu yana Gündoğdu meydanında 100 binlerin katılımıyla mitinglerin yapıldığına dikkat çeken Deprem, “Gerçekten güçlü bir katılırım sağlanarak güçlü bir mesaj verilebilirdi” ifadesini kullandı.

    “SİSTEMİN YAPTIKLARI ÜZERİNDEN MAĞDURLUK EDEBİYATI İLE SÜREÇ GEÇİŞTİRİLEMEZ

    Sadece iktidarın veya sistemin yaptıkları üzerinden mağdur edebiyatı ile bu sürecin geçiştirilemeyeceğini belirten Deprem, şöyle devam etti:

    “Bunu güçlü bir karşı çıkışta, kendi ilkelerimiz, kendi politikamız, kendi inancımız doğrultusunda güçlü bir birliktelik. Ama bu güçlü birlikteliği 40 parçaya bölünmüş yamalı bohça biçimindeki bir Alevi yapılanması ile yerine getirme şansımız yok. Biz kendi birliğimiz, kendi gücümüz, kendi kararlılığımız ve kendi ikramımız üzerinden bir araya gelebilirsek olur.”

    “HALLACI MANSURLAR, PİR SULTANLAR GİBİ DİK DURABİLMELİYİZ”

    Ortak birliklerin yaratılması gerektiğini belirten Deprem, “Bunlardan birincisi, ortak ikrarlar ortak çıkarlar ki bunlardan birisi laiklik. Demokratlar, sosyalistler, sosyal demokratlar laiklik üzerinden mutlaka ve mutlaka dayanışma içerisinde olmalıdırlar. İkincisi ise, özellikle Aleviliği ve Alevilerin yok edilmesine yönelik asimilasyon inkâr ve imha politikasının karşısında tamamen dik durabilecek Şeyh Bedreddinler, Torlak Kemaller, Hallacı Mansurlar, Pir Sultanlar bedenlerini canlarını bu yolda verirlerken hiçbirisi bizim kadar böyle silik bir müdahalede bulunmadı, tüm varlığı ile meydana çıktılar” dedi.

    “AYRI ÖRGÜTLENME LÜKSÜMÜZ YOK ACİLEN BİRİLK OLMALIYIZ

    “Sistem karşısında ya tek olup yok olacağız ya da birlik olup tek olacağız” diyen Deprem, “Alevilerin Yol erkan ilkeler üzerinden bir araya gelmelerini sağlamamız zorunludur. Ayrı örgütlenme lüksümüz sisteme veya iktidara bu fırsatı tanıyor” diye belirtti.

    Kendisi için İzmir mitinginin beklediğini vermediğini belirten Sinemilli Ocağı Pirlerinden Süleyman Deprem, “İzmir mitingi iyiydi, güzeldi biraz katılım vardı. Ancak bekleneni vermedi, gerekli mesaj yansıtılmadı. Sistemi veya iktidarı düşündürecek boyutta kararlılıkta ve ilkesellikte değildi” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • ‘Aleviler olarak bu ülkeyi asla karanlığa teslim etmeyeceğiz’ – VİDEO

    ‘Aleviler olarak bu ülkeyi asla karanlığa teslim etmeyeceğiz’ – VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, 16 Eylül’de gerçekleştirilen ‘Laik eğitim, Laik yaşam, Eşit yurttaşlık’ mitingini değerlendirdi. Karakaya, mitinge sadece bayrakla katılmanın mevcuttaki okullara imam atanması sorununu çözmediğine dikkat çekerek, “Aleviler olarak bu ülkeyi asla karanlığa teslim etmeyeceğiz” dedi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Alevi örgütleri ve dernekler, okullara imam, hatip ve vaiz görevlendirilmesini öngören ÇEDES projesinin iptal edilmesi için 16 Eylül’de İzmir Gündoğdu meydanında ‘Laik eğitim, Laik yaşam, Eşit yurttaşlık’ mitingi gerçekleştirdi.
    Miting sonrası değerlendirme yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, bundan sonra yapılması gerekenleri PİRHA’ya anlattı.

    “MİTİNGE SADECE BAYRAKLA KATILMAK MEVCUT SORUNU ÇÖZMÜYOR”

    İzmir Mitingini değerlendiren Karakaya, “ne yazık ki bazı kesimlerin hala laiklik mücadelesinin ya da Alevilerin bu çalışmasının ne anlama geldiğini anlayamadıklarını görüyoruz” dedi. Mitinge sadece bayrakla katılmanın mevcuttaki okullara imam atanması sorununu çözmediğini de dile getiren Karakaya, “Topyekün bir mücadele yürütemezseniz bu işin başarı şansı daha da zayıflar” diye konuştu.

    “DİLEKÇE KAMPANYASI BAŞLATILMALI”

    Karakaya, İzmir’de gerçekleştirilen miting sonrası yapılması gerekenleri ise şöyle açıkladı:
    “Bundan sonraki süreçte özellikle bütün eğitim örgütleri, veliler, Alevi kurumları ve bütün demokrasi güçlerinin bunu bir kampanya halinde zorunlu seçmeli din derslerine ve imamların okullarda eğitim vermelerine karşı dilekçe kampanyasıyla Türkiye genelinde yürütmeleri lazım. Eğer sonuç alınmazsa mahkeme boyutunu sürdürmek lazım. Ama bütün mahkemeleri tıkamak lazım.”

    “BU ÜLKEYİ ASLA KARANLIĞA TESLİM ETMEYECEĞİZ”

    Karakaya, Alevi örgütlerinin tek başlarına da kalsa mücadeleyi sonuna kadar götüreceklerini belirterek “Alevi kurumları olarak biz asla bu sisteme, bu sistemin uyguladığı politikalara boyun eğmeyeceğimizi, zorunlu din derslerine karşı, Diyanet’in kaldırılması için mücadelemizi sürdüreceğimizi, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na karşı da aynı mücadeleyi vereceğimizi, sözde dedelere karşı da asla tavizkar olmayacağımızı söylemek isterim” şeklinde ifade etti.

    Karakaya, aynı zamanda çok zorlu bir sürecin kendilerini beklediğini de ifade ederek “Bu mücadeleyi hem Alevi örgütler olarak hem de Alevi dostlar olarak Türkiye Demokrasi Güçleri ile birlikte kararlılıkla mücadele edeceğimizi, bu ülkeyi asla karanlığa teslim etmeyeceğiz” ifadelerine yer verdi.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABER

    >On binler Gündoğdu Meydanı’ndaydı: Bizi yakanları ÇEDES ile yetiştirmek istiyorlar-VİDEO

  • Dersimli yurttaşlardan festival eleştirisi: Eski festivallerin ruhu kalmadı, faydası yok-VİDEO

    Dersimli yurttaşlardan festival eleştirisi: Eski festivallerin ruhu kalmadı, faydası yok-VİDEO

    PİRHA-21. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’ni değerlendiren Dersimli yurttaşlar, “Eski festivallerin bir ruhu vardı yine öyle devam etse elbette iyi olurdu. Ama şu an festival artık fonksiyonunu yitirdi, faydası yok, zarar veriyor” diye belirttiler.

    2-6 Ağustos tarihleri arasında yapılan 21. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’ni Dersimli yurttaşlara sorduk.

    “FESTİVALE KATILANLAR DAHA DUYARLI OLABİLİRLERDİ”

    Festivalin eksikleri olduğunu ama bunların sadece tertip komitesi veya belediyenin suçu olmadığını ifade eden Hasan Yıldız, “Sadece belediyenin değil tüm kurumların ve halkın da bu çalışmaların içinde görev alması gerekiyor ama belediye dışında hiçbir kurumun bir çalışmasını görmedim. Normalde bu bir kültür ve doğa festivali, normalde burada kültür ve doğa ile ilgili daha fazla anlatım yapılması gerekiyordu. Ama insanlar bu konuda duyarlılık göstermiyor. Mesela Sanat Sokağı’nda yapılan panellerde gençlik hiç yoktu. Adına doğa ve kültür festivali diyoruz ama gelenler çöplerini bırakıp gittiler, peşlerinden biz topladık. Festivale katılanlar daha duyarlı olabilirdi” diye belirtti.

    “İNSANLAR KONSERLERİN PEŞİNE DÜŞTÜ”

    Normalde festivalin kendisinde heyecan uyandırdığını söyleyen Gürkan Bektaş, “Ama bu sene bu heyecanın karşılığı yoktu. Dersim aydınları, entelektüelleri de aynı şeyi söylüyor, bu seneki festival amacının dışına düştü ve giderek miadını dolduran bir yapıya da dönüşüyor diyorlar. Bence de öyle oldu çünkü konsept itibarıyla doğanın talanına karşı bir söylemle yapıldı bu sene ama bununla ilgili hiçbir duyarlılık gösterildiğini düşünmüyorum. Hiçbir eylem ya da bu yönlü bir söylem geliştirilemedi. Hatta panellere katılım da çok azdı. İnsanlar daha çok konserlerin peşine düştüler” dedi.

    “VALİLİKLE UZLAŞIR BİR YÖN GÖRÜYORUM”

    “Grup Yorum ve Grup isyan Ateşi’nin festivalden çıkarılmasına tertip komitesi nasıl tepki verdi?” diye soran Mehmet Kaş ise, “Bu mudur demokratlık, ilericilik, aydınlık ve sosyalist bakış açısı? Hiç tepki yok. Zannediyorsun hiçbir şey olmamış gibi. Grup Yorum olsun, diğer grup arkadaşları olsun, yani bu noktada birlik beraberlik diyorsak eğer, ortak hareket etmemiz isteniyorsa, buna tepki gösterilmesi lazım. Güvenlik ve sanat anlamında sıradan bir festival oldu. Umarım ki bunlar görülür ve önümüzdeki senelerde daha duyarlı, daha kaliteli, daha önlem alıcı festivaller olur. Burada valilikle uzlaşır bir yön görüyorum. Bu uzlaşı önümüzdeki süreci, bizi karanlığa götüren bir yöndür. Dersim’e denk gitmeyen bir yol gidişatıdır, bunu doğru görmüyorum” diye ifade etti.

    “GELDİLER, ÇÖPLERİNİ BIRAKIP GİTTİLER”

    Festivalin pek iyi geçmediğini, insanların buraya geldiğini, her yerde çöplerini bırakarak ortalığı dağıtıp gittiklerini, arkalarında bıraktıkları çöpleri kendilerinin topladıklarını belirten Dersimli esnaf Nimet Koç, “Festivalde insanlarımız gelir, buradakilere faydası olur. Biri bir ürününü satar, biri sohbet eder dedik ama gelip ortalığı birbirine kattılar, zarar verdiler. İnsan hiç yediğinin içtiğinin çöpünü bırakıp gider mi? Biz köyde konteyner olmadığı için çöplerimizi toplayıp arabalarla çarşıya getirip atıyoruz. Burada şehirde her tarafta konteynerlar var, çöp kutuları var ama kimse çöpünü oralara atmıyor, yere atıyor. Bu sene festivalin bir ruhu yoktu. Daha önce yapılan festivaller gibi değildi“ dedi.

     “FESTİVAL, KÜLTÜRÜMÜZÜ DAHA ÇOK YANSITABİLİRDİ”

    Festivalin genel anlamda iyi ama kültürü yansıtma ve doğaya ilgi bakımından eksiklikleri olduğunu belirten Nurşen Eroğlu da, “Kültürümüzü daha çok yansıtabilirdi, bizim sanatçılarımız daha fazla olabilirdi. Önceki festivaller daha kapsamlıydı, doğayla ilgiliydi, her anlamda daha iyiydi. Ayrıca festivalin 3 Ağustos Ezidi Katliamı’na denk gelmesi ne kadar duyarlı olduğumuzu gösteriyor! Bu kısmı çok önemliydi, bence buna dikkat edilmeliydi” diye belirtti.

    “FESTİVAL ARTIK FONKSİYONUNU YİTİRDİ, FAYDASI YOK!”

    Festivalin ilk yapılmaya başladığı zamandaki amaç ve niyetlere atıf yapan Şahin Çiçek ise, “O zamanlar toplum, insanlarımız gelip gitsin, bu sayede memleketimiz boşalmasın, üzerimizdeki abluka dağılsın diyordu, bu açıdan önemli görülüyordu. Eski festivallerin bir ruhu vardı. Yine öyle devam etse elbette iyi olurdu. Ama şu an öyle görünüyor ki festival artık fonksiyonunu yitirdi. İlk başladığında hangi niyetle, hangi amaçla yola düşüldüyse, bugün yapılan festival artık o yolda, o niyette değildir. Tüm bu nedenlerden dolayı bence bu festival artık yapılmasın. Çünkü dilimize, kültürümüze, doğamıza, börtü böceğimize, sularımıza bir faydası yok. Hangi açıdan bakarsanız bakın sadece zarar veriyor” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • YJAD: Aleviler için eşit yurttaşlık talebimiz mücadele gerekçemizdir

    YJAD: Aleviler için eşit yurttaşlık talebimiz mücadele gerekçemizdir

    PİRHA – Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Milletvekili ve Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarına ilişkin yazılı bir açıklama yaparak, bu seçimlerin kadınlar açısından geriye götüren bir özelliği olduğunu kaydetti. Birlik, “Biz Aleviler için eşit yurttaşlık talebimiz, İstanbul Sözleşmesi, yasal-anayasal hak taleplerimiz mücadele gerekçemizdir” dedi. 

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, “Yaşananlar bir tarihi tekerrür değil, direnerek, örgütlenerek kazanacağımızın göstergesidir” başlıklı bir açıklama yayınladı.

    Seçim sürecine dair “tarihsel olarak neye evrileceği belli olmaz dediğimiz ama aslında belirsizliklerin kaynağını eril ulus devlet hiyerarşisinde aramamız gereken bir seçim sürecini geride bıraktık” denilen açıklamada, eril devlet sistemine dikkat çekildi. Açıklamada kadınları bu seçim sonuçları ve yeni oluşan kabineyle birlikte daha da geriye götüren bir durumun meydana geldiği vurgulandı.

    “MÜCADELEYİ DAHA TİTİZ YÜRÜTMEKTEN BAŞKA BİR YOL GÖRMÜYORUZ”

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, mücadeleyi daha da titiz yürütmekten başka bir yol görmediklerini belirterek, “Bu seçimler, kadınların nezdinde ileriye dönük güçlü adım attıran değil, hatta geriye götüren bir durumdadır. Bu nedenle şunu hatırlatmakta yarar görüyoruz. Biz Aleviler için eşit yurttaşlık talebimiz orta yerde durmakta ve mücadele gerekçemizdir. Kadınlar açısından “İstanbul Sözleşmesi” yasal-anayasal hak taleplerimiz mücadele gerekçemizdir. Biz Türkiye‘nin demokratik dönüşümünü arzu edenler açısından, devletin Kürt halkına yönelik savaş politikasındaki ısrarcılığı ve soykırım tutumuna karşı direnmek, arzulanan dönüşümde ısrarcı olmaktan mücadeleyi daha da titiz yürütmekten başka bir yol görülmemektedir” ifadelerini kullandı.

    “ÖRGÜTLENMEYİ ESAS ALMALIYIZ”

    Açıklamada yeni dönemdeki saldırıları örgütlenme tarzıyla boşa çıkarabileceklerini söyleyen Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, şöyle devam etti:

    “Bu seçim sonuçlarını ve oluşan kabine de gösteriyor ki Kürtlere, kadınlara, Alevilere, ekolojistlere, emekçilere toplumun tüm bileşeni emek demokrasi adalet ve özgürlük arayanlara ve seçimde değişim isteyen ve oyların yüzde 48’ni alanlara karşı Rojava süreci, Gezi süreci ruhuyla sindirme, gözaltı, şiddet politikasına karşı cevap vermeliyiz. Bizler için önemli olan halklarımızın inançlarımızın kadınlarımızın, emekçilerimizin ve gençlerimizin kapısına gitmek, rızalığını alarak yerelden demokrasiyi, eşitliği adaleti ve özgürlüğü birlikte yürüyecek meclislerimizi, komünlerimizi, komisyonlarımızı kurarak gönül kırgınlıklarını gideririz. Birbirimize dokunarak örgütlenmeyi esas almamız gerektiğini bir kez daha birbirimize hatırlatmayı bir insan – örgütsel görev olarak görmekteyiz. Yeni dönemdeki saldırıları da bu örgütlenme tarzıyla boşa çıkarabileceğimize inancımız tamdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Resmi Hacı Bektaş Veli Anması amacına uygun yapılmıyor; Aleviler daha etkin olmalı’-VİDEO

    ‘Resmi Hacı Bektaş Veli Anması amacına uygun yapılmıyor; Aleviler daha etkin olmalı’-VİDEO

    PİRHA- Hafta sonu Nevşehir Hacıbektaş’ta yapılan Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne katılan HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, anmayı değerlendirdi. Kenanoğlu, resmi anma töreninin amacına uygun yapılmadığını, Aleviler tarafından benimsenmediğini söyleyerek, Alevi kurumlarının anmada daha etkin rol oynaması gerektiğinin altını çizdi. 

    Nevşehir’in Hacıbektaş İlçesi’nde 16 Ağustos günü başlayan 58. Ulusal 32. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri dün sona erdi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne dair bir değerlendirme yaptığı video yayınladı.

    “AFİŞ ASİMİLASYON PROPAGANDASIYDI”

    Öncelikle etkinlik afişinin, camili logonun asimilasyon propagandası olduğunu belirten Kenanoğlu, minarenin görselde olmaması gerektiğini, çünkü bu caminin asimilasyon politikaları sonucu yapıldığına işaret etti. Kenanoğlu, Hünkarın makamına ilişkin gösterilmesi gereken çok sayıda görsel olduğunu hatırlatarak, “Belediye neden buna dikkat etmemiş anlam veremedim” dedi.

    “BELEDİYE VE ALEVİLERİN BİRLİKTE YAPTIĞI ANMA DAHA MEŞRU”

    Resmi anmada az sayıda insan olduğunu belirten Kenanoğlu, “Kültür Bakanlığı’nın etkinliğinin ayrı yapılması tepkilere neden oldu” dedi. Kenanoğlu, anmanın bir koordinasyondan tarafından yapılması gerektiğini, Hacıbektaş Belediyesi ve Alevilerle birlikte yapılan etkinliğin daha meşru olacağını kaydetti.

    Öte yandan Alevi kurumlarının programının Hacıbektaş’a renk, coşku kattığını söyleyen Kenanoğlu, başı açık, yalınayak yürünmesinin önemine işaret etti.

    “KADINLARIN CEM YÜRÜTMESİ ÖNEMLİ”

    Alevi kadınların Kadıncık Ana Türbesi’nin bahçesinde cem yürütmesinin Alevi inancına ve etkinliğin amacına uygun olduğunu belirten Kenanoğlu, “Sembolik de olsa önemli mekanlarda cem yürütülmesi önemlidir” dedi.

    “KÜLTÜR MERKEZİNİN ADININ ‘KEMAL KILIÇDAROĞLU’ OLMASI UYGUN DEĞİL”

    Kenanoğlu, “Alevi kurumlarının Hacı Bektaş Veli Anma Etkinliği’nde daha etkin rol oynamalılar” diyerek, bunun devam etmesi gerektiğini vurguladı.

    Resmi törenlerin anma etkinliğinin amacına uymadığını ifade eden Kenanoğlu kültür merkezinin adının ‘Kemal Kılıçdaroğlu Kültür Merkezi’ olmasının da çok uygun olmadığını, en başta Kılıçdaroğlu’nun bunu reddetmesi gerekirdi” Umarım en kısa sürede bu isim değişir. Bir siyasetçinin adının verilmesi uygun değildir. Kalender Çelebi adı verilebilir” dedi.

    ÖDÜLÜ REDDETMİŞLER

    Hacı Bektaş Veli Dostluk ve Barış Ödülü’ne de değinen Kenanoğlu, önce ödülün Biontech aşısını bulan Uğur Şahin ve Özlem Türeci”ye verilmek istendiğini ancak her iki ismin de bunu reddettiklerini söyledi. Her iki ismin de Hacı Bektaş öğretisi konusunda bir hizmetleri olmadığını söylediklerini hatırlatan Kenanoğlu, bu yıl Yaşar Seyman’a verilmesinin daha doğru olduğunu kaydetti. Kenanoğlu ödül yönetmeliğine uyulması gerektiğini ifade etti.

    “AMACINA UYGUN DEĞİL”

    Kenanoğlu Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’nin amacına uygun yapılmadığını sözlerine ekledi.

    Hacıbektaş’ın yerli halkının da Alevilikten uzaklaştıklarını dile getiren HDP Milletvekili Kenanoğlu, “Aleviliğin zerre kadar önemi yok yerli halk nezdinde” dedi.

    PİRHA HABER MERKEZİ

     

  • HDK Eşsözcüsü Şenoğlu’ndan seçim değerlendirmesi

    HDK Eşsözcüsü Şenoğlu’ndan seçim değerlendirmesi

    1 Mart seçimlere ilişkin Yüksek Seçim Kurulu (YSK) resmi olmayan kesin sonuçları açıklamadı. Ancak ortaya çıkan sonuçlar, yerel seçimlerin daha çok konuşulacağını gösteriyor.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Sedat Şenoğlu, 31 Mart seçim sonuçlarını değerlendirdi.

    Şenoğlu, “31 Mart seçim sonuçları iki temel şey gösterdi. Birincisi, HDP’nin ilan ettiği Kürdistan’da kazanmak ve Batı’da rejimi, AKP’yi kaybettirmek taktiğinin mevcut koşullarda somut sonuçlara ulaşmış görünüyor. Bu durum Kürdistan bakımından kayyumlar açısından çok net. Kayyum atanan belediyelerin ağırlıklı bir kısmı kazanılmış durumda. Bu siyasi başarı demokratik seçim ortamında olmadı. Yani büyük bir siyasi iradenin varlığını ortaya koyuyor” dedi.

    TECRİT KALDIRILSIN İRADESİ

    Kayyumlardan belediyeleri alma iradesinin çok kıymetli olduğunu belirten Şenoğlu, “Bu irade yani Kürdistan’daki seçmen iradesi sadece yerel seçim başarısı olarak değil açlık grevleri ve tecridin kaldırılmasını da temsil ediyor aynı zamanda. Dolayısıyla bu durum halkın tecridin kaldırılması eylemini devam ettireceğini gösteriyor” diye konuştu.

    BATIDA HDP SEÇMENİ BELİRLEYİCİ OLDU

    Batı’da da HDP’nin seçim taktiğinin amacına ulaştığını vurgulayan Şenoğlu, “CHP listesinin kazandığı başta İstanbul olmak üzere Adana, Mersin, Antalya gibi kentlerdeki başarının altında biçim olarak CHP, içerik ve nitelik olarak ise HDP oyları var” dedi.

    Bu durumun çok net ve denetlenebilir olduğunu belirten Şenoğlu, “CHP’nin İstanbul gibi birçok metropelde kazanması rejimin güç kaybetmesi ve yenilgisi anlamına geliyor. Burada HDP seçmeni temel belirleyici bir rol oynuyor. Bu gerçeğe CHP merkez aklı ve toplumsal muhalefet ne kadar sadık kalacak, bunu zaman gösterecek” diye aktardı.

    CHP YENİ DENKLEME SADIK KALACAK MI?

    Rejimin İstanbul ve Ankara’yı kaybetmesi yeni bir siyasi ve toplumsal denklemin oluşmasının da koşullarını hazırlıyor. Bu denklemde CHP, bu başarıdaki HDP ne kadar benimseyecek ve demokratik ilişki geliştirme açısından ne kadar ortaklaşacak, bunu zaman gösterecek” diye konuştu.

    “HDP bakımından ise bu irade ve kararlılığın sürdürüleceğini görmek gerekiyor” diyen Şenoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Yeni bir toplumsal ve politik denklem oluşuyor. Bu seçim bunun başlangıcı oldu. Bu denklemin yerli yerine oturması, demokrasi ve politik özgürlüklerin savunulması, siyasal barışın koşullarının oluşturulması ve ekonomik yıkımının sonuçlarının emekçiler bakımından telafi edilmesi gibi temel çıkarların savunulması kararlılığının devam etmesi gerekiyor. Toplumsal muhalefet güçlerinin birleşik hareketinin ve eyleminin toplumsal temelde sağlanması gerekiyor. Bu yeni bir dönem ve yeni bir strateji demek. Tam ilerletilememiş bir stratejinin devam ettirilmesi anlamına geliyor. Bu konuda daha çok emek harcamamız gerekiyor.”

  • Alevilerden seçim sonrası değerlendirme: Sesimizi gericiliğe karşı yükseltmeliyiz

    Alevilerden seçim sonrası değerlendirme: Sesimizi gericiliğe karşı yükseltmeliyiz

    Aleviler, hiç bir haksızlığa boyun eğmediklerini belirterek, mücadeleye devam edeceklerinin altını çizdi.

    İşte o tepkiler:

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe: Kabul edin ki bir kez daha kaybettik. (İtiraf ediyorum ki benim açımdan da bir hayal kırıklılığıdır.) Şimdi bize düşen görev niçin kaybettiğimizi tüm nedenleri ile ve samimiyetle otaya koymaktır. Pragmatist, makyavelist ve günlük siyaseti alışkanlık haline getiren kimi sol(!) yapıların muhalif siyaseti dizayn etme çabasının ardına takılmamak ve önümüze bakmak gerekiyor. Mücadele uzun erimli bir süreçtir ve kaldığı yerden devam edecektir. Gerçekçi olalım, imkansızı isteyelim. Şimdilik bu kadarı ile yetiniyorum. Alevi hareketini yeni döneme uygun bir biçimde dizayn etme girişimleri ile ilgili söyleyeceklerimi de yarına bırakıyorum. Susmamız görmediğimiz anlamına gelmesin. Yol zarar görmesin diyerek bugüne kadar bekledik. Artık söz söyleme ve sözü de örgütleme zamanıdır.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Şube Başkanı Ali Üngörmüş: Kerbela’dan bugüne haksızlığa, katliamlara, yok sayılmalara karşı, zulme boyun eğmedik, eğmeyeceğiz…”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kültür-Sanat Sekreteri Özgür Kaplan: Aleviler, Erdoğan’a karşı başta kürt halkı olmak üzere tüm ötekileştirilenleri yalnız bırakmadı. Herşeye rağmen Demirtaşın adaylığını destekledi.
    Bu seçimler bize bir şeyi daha gösterdi: O da artık siyasi partilerin değil yoksul ve ötekileştirilmiş olanların yan yana durma dönemidir.
    Aleviler olağanüstü halleri de iyi biliyor. Maraş, Çorum Madımak’tan biliyor. Ülkemiz solunun gericilik ile mücadele konusunda Alevilerden öğreneceği çok şey var. Örneğin, yarın Ankara’da görülecek Madımak Katliamı davasına destek çok önemli. Bu yılki 2 Temmuz anmasında sesimizi gericiliğe karşı yükseltmeliyiz.
    Moral bozmaya gerek yok. Mücadeleye devam.

    Balıkesir Alevi Güçbirliği yöneticisi Vedat Tekten: Proje eksiksiz sürdürülüyor. Çok uzak olmayan bir zamanda ülkemizde tek adamı devirmek ve demokrasiyi getirmek üzere bir ”Türk Baharı” yapılır ve TC ortadan tamamen kaldırılır. Atatürk heykelleri yıkılır. Başta bor, uranyum, krom ve baryum gibi stratejik yeraltı zenginliğimiz, sonra dağlarımızdaki altın rezervlerimiz ve daha sonra su kaynaklarımız talan edilir. Üstü kapatılan petrol rezervlerimiz Aramco’ya devredilir ve bizler ya da yeni nesiller kendi vatanımızda köleleşiriz. Tüm zenginliğimizi emperyalizme kaptırdıktan sonra bakarız ki bizim elimizde sadece ”Kuran” kalmış…