Etiket: değirmenci

  • Babasının baskılarına rağmen saz çalıp türkü söylemeyi öğrenmiş-VİDEO

    Babasının baskılarına rağmen saz çalıp türkü söylemeyi öğrenmiş-VİDEO

    PİRHA – Sivas’a bağlı  İmranlı Arık Köyü’nden İstanbul’a gelip yerleşen ve  kendi imkanlarıyla öğrendiği saz ve türkülere olan sevdasını anlatan Zeynep Değirmenci, “Babamın engellemelerine rağmen ben gizli olarak saz çalıp türkü söylemeye devam ettim” diyor.   

    Zeynep Değirmenci 14 kişilik bir ailede büyümüş. Değirmenci, Alevi-Sünni çatışmasının yoğun yaşandığı bir ortamda okuma-yazma bilmemesine rağmen kendini yetiştirdiğini söylüyor.

    1939 yılında yaşanan ve 75 kişinin ölümüyle sonuçlanan depremde söylediği ağıdı da PİRHA ile paylaştı.

    KOÇGİRİ KATLİAMI’NDA ÇOCUKLARIMIZI ÇALILARIN ARKASINA SAKLARDIK

    Büyüklerinin anlatımıyla kendilerine aktarılan Koçgiri Katliamı’nda yaşananları aktaran Değirmenci, katliam sırasında beşikteki çocukları kaçırıp çalıların altına sakladıklarını, katliamdan sonra kurtulanların, çocukları bulmak için geri geldiklerinde kimini bulabildiklerini kimini de bulamadıklarını dile getirdi.

    Koçgiri’den İstanbul’a göç ettiklerini belirten Zeynep Değirmenci, çok büyük sıkıntılar yaşadıklarını, kayın pederinin de bu süreçte gözlerini kaybettiğini belirtiyor. Hem dışarıda çalıştığını hem de evde çocuklara bakmak zorunda kaldığını, sabahları erken kalkarak gece geç saatlere kadar dışarıda çalışarak geçimini sağlamaya çalıştığını ifade eden Zeynep Değirmenci, hayatının sürekli mücadele ile geçtiğini ve el işleri  yaparak üretmek zorunda kaldığını söyledi.

    “BABAMIN BASKILARINA RAĞMEN SAZ ÇALIP TÜRKÜ SÖYLEMEYİ ÖĞRENDİM”

    Değirmenci; türküleri ve ağıtları babasının evde saz çalmasıyla birlikte ve köylerindeki radyodan duyduğu Aşık Veysel, Ali Ekber çiçek, Aşık Daimi, Nurettin Dadaloğlu gibi ozanları dinleyerek etkilendiğini ve böylelikle türkü ve ağıt yakmaya başladığını ifade etti. Türkçeyi bilmemesine rağmen ve anlamamasına rağmen türkülere olan ilgisinin arttığını dile getiren değirmenci, babasının saz çalmasıyla birlikte kendisinin de mırıldanarak başladığını kaydetti.

    Türkü söylemeye abisinin 3 gün boyunca ona öğretmesiyle başladığını söyleyen değirmenci ilk olarak “fırat kenarında kayıklar, anam ağlar, bacım beni sayıklar, başıma toplanmış bağrı yanıklar” türküsünü öğrendiğini ifade etti.

    Değirmenci babasının bu durumunu fark etmesiyle birlikte sazı yasaklayıp sakladığını ve kendisinin sazı gizliden gizliye çalarak öğrendiğini belirterek, “Babam çalıp söylememi istemiyordu. Öğrenirse sanatçı olur; bu da iyi olmaz diyordu” diye belirtti.

    “Babamın engellemelerine rağmen ben gizliden saz çalıp türkü söylemeye devam ettim” diyen Değirmenci, eve gelen misafirlere babasının türkü söylediğini fakat unuttuğu yerlerde, Zeynep’i çağırın gelsin devam etsin dediğini, sonrasında tekrar odadan çıkartıldığını ifade ederek, böylelikle saza ve türkülere olan özlemini dile getiriyor.

    Değirmenci, Koçgirili kadınların, katliamlara işkencelere ve aile içi şiddete maruz kaldıklarından dolayı sürekli ağıt yaktığını belirtiyor.

    Koçgiri katliamına ilişkin büyüklerinin aktardıklarını ifade ederken, o dönemi yaşamış gibi hissettiklerini belirten değirmenci, askerler tarafından sürekli baskı ve işkence gördüklerini, bundan dolayı sürekli saklanmak zorunda kaldıklarını, aynı zamanda büyük bir yoksulluk içinde ve korku içinde yaşadıklarını kaydediyor.

    “KÖYDEKİ İŞKENCEYE TANIK OLDUM”

    1980 askeri darbesinde tekrar askerler tarafından basılmasıyla köylerinin ve evlerinin yakıldığını, köy meydanına toplanan gençlere ve kadınlara ağır hakaretler ve küfürler ederek sistematik bir işkenceye tabi tutulduklarını belirten Değirmenci şöyle devam etti:

    “Askerlerin o küfürleri aklıma geldikçe utanıyorum, bir kadın olarak o gençlere ve kadınlara yapılan küfürleri duymamak için kulaklarımızı kapatmak zorunda kalıyorduk. O an küfürleri duymamak için bize de kaba işkence yapılmasını istiyorduk.”

    “KADINLAR ÖZGÜR OLMALI”

    Değirmenci son olarak; tüm kadınlara seslenerek, kadınların direnmeleri, boyun eğmemeleri gerektiğini,  köleci zihniyetten kendilerini koparıp eşit, özgür biçimde yaşamaları gerektiğini belirtti.

    Önder ÖZDEMİR/İSTANBUL

  • Dede mesleği değirmenciliği torunu sürdürüyor-VİDEO

    Dede mesleği değirmenciliği torunu sürdürüyor-VİDEO

    PİRHA- Adıyaman merkeze bağlı Durukaynak (Pişinik) Köyü’nde yaşayan Hüseyin Tanrıverdi, dede mesleği olan değirmenciliği sürdürüyor. Ailece 35 senedir değirmencilik yaptıklarını söyleyen Tanrıverdi’nin kendisi de 12 senedir bu mesleği yapıyor.

    Kentleşmenin başlamasıyla birlikte köylerden kentlere göç de başladı. Eskisi gibi sürdürülemeyen tarım, hayvancılık, rençberlik ve daha bir sürü meslek makineleşmeyle birlikte yok olmaya yüz tuttu. Değirmencilik de bunlardan biri. Dere kenarlarında bulunan su değirmenleri, tepelerde bulunan yel değirmenleri birer birer kapanmaya başladı. Anadolu’da hemen hemen her köyde bulunan değirmenlerin ve değirmencilerin de sayılarının azaldığı ve yeni çırak yetişmediğinden dolayı son demlerini yaşıyor.

    Adıyaman merkeze bağlı Durukaynak (Pişinik) Köyü’nde dedesinden kalma mesleği sürdüren Hüseyin Tanrıverdi de son ustalardan birisi. Kendisi genç olmasına rağmen şehirlere göç etmeyi ya da mesleği bırakmayı tercih etmeyen Tanrıverdi, 12 senedir köyünde değirmencilik yapıyor.

    EKONOMİK KRİZE RAĞMEN EKMEĞİNİ ÇIKARIYOR

    Ekonomik krizden dolayı çok kazanç elde edemediklerini ancak yine de ekmeklerini çıkardıklarını söyleyen Tanrıverdi sözlerine şöyle devam ediyor:

    “Değirmen fabrika gibidir. Her köyde bir değirmen olursa değirmencilerin fazla kazancı olmaz. En azından dört beş köyün bir değirmene gelip un öğütmesi lazım ki değirmen bundan kazanç elde etsin.”

    ÇALIŞAN SAYISI İŞE GÖRE DEĞİŞİYOR

    Ezme, bulgur, kepek, mısır unu ve dövme yapmak için ayrı ayrı makineler kullandıklarını belirten Tanrıverdi, insan sağlığı için kepekli unun daha iyi olduğunu da eklemeden edemiyor. Değirmende genellikle iki kişi çalıştıklarını söyleyen Tanrıverdi, işin fazla olduğu zamanlarda sayının üçe çıktığını da belirtiyor.

    Civar köylerde başka değirmen olmadığından çevre köylerin çoğunun bu değirmene gelip unlarını burada öğüttüklerini ifade eden Tanrıverdi, öğüttükleri unların karşılığında para, kepek ya da hak aldıklarını söyleyerek müşterinin isteğine göre değiştiğini de ekliyor.

    “BELLİ BİR ÇALIŞMA SAATİMİZ YOK”

    Tanrıverdi, değirmenciliğin belli bir saati olmadığını ifade ediyor. Tanrıverdi, “Mesela gün gelir biz saat 08.00’de gelir burayı açarız, gün gelir sabahın 05.00’nde müşteri gelir. Gün gelir akşam 05.00’te kapatırız, gün gelir gece 12.00’de -01.00’de müşteri gelir. Yani belli bir mesai saatimiz yok bizim” diyor ve sözlerini sonlandırıyor.

    Suay ABAK/Mustafa YÜKSEL
    ADIYAMAN