Etiket: dem aprti

  • Milletvekili Celal Fırat: Aşure Günü resmi tatil ilan edilsin!

    Milletvekili Celal Fırat: Aşure Günü resmi tatil ilan edilsin!

    PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, Aşure Günü’nün resmi tatil yapılması için TBMM’ye kanun teklifi sundu. Fırat, konuya ilişkin açıklamasında ise “Bu denli önemli bir günün, resmi takvimde dini bayram ve tatil olarak tanınmaması, Alevi yurttaşların inançlarını kamusal alanda özgürce yaşamasının önünde bir engeldir” diye belirtti.

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Aşure Günü’nün resmi tatili ilan edilmesi için Meclis’e kanun teklifi sundu.

    Celal Fırat, kanun teklifinin gerekçesinde Aşure Günü için “bir ibadet ve toplumsal hafıza günü” vurgusunu yaparak şu açıklamada bulundu:

    “Aşure Günü, Aleviler için derin manevi anlamlar taşıyan, tarihsel, kültürel ve inançsal bir gündür. Hicri 61 yılında Kerbela’da Hz. Hüseyin’in ve 72 yoldaşının siyasi iktidar uğruna katledilmesi, bugünü bir matem ve ibadet günü haline getirmiştir.

    Muharrem oruçlarının bitim günü olan Aşure Günü’nde, Alevi toplumu yüzyıllardır aşure pişirerek, kurban keserek, ev ziyaretleri yaparak ve yoksullarla paylaşarak bugünü yaşatmaktadır. Aşure, yalnızca bir yemek değil, yoksulluğun, eşitliğin, paylaşımın ve bir arada yaşama kültürünün simgesidir.

    Bugün, Alevi inancı açısından yalnızca bir anma değil, aynı zamanda bir ibadet ve toplumsal hafıza günüdür. Bu kutsal günde, Alevi yurttaşlar oruçlarını tamamlar, Kerbela Şehitlerini anarak ruhlarına lokmalar hazırlar ve büyükleri ziyaret ederler.

    Ancak bu denli önemli bir günün, resmi takvimde dini bayram ve tatil olarak tanınmaması, Alevi yurttaşların inançlarını kamusal alanda özgürce yaşamasının önünde bir engeldir. Bu durum hem Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine, hem de 24. maddesindeki düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne aykırıdır.

    “SEMBOLİK VE SOMUT BİR ADIM OLACAKTIR”

    DEM Partili Fırat, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. Maddesine de atıfta bulunarak “Bu madde uyarınca herkes inancını serbestçe yaşama hakkına sahiptir. Bu hak, devletin pozitif yükümlülüğünü de kapsamaktadır” diye belirtti. Fırat, kanun gerekçesinin devamında şu ifadelere yer verdi:

    “Bu kanun teklifinin, Türkiye’nin çok kültürlü ve çok inançlı yapısına, laikliğe ve eşit yurttaşlık ilkesine dayalı demokrasi anlayışına uygun olacağı aşikardır. Aşure Günü’nün dini bayram olarak tanınması ve 1 gün resmî tatil ilan edilmesi, yalnızca Alevi toplumunun değil, tüm toplumun barış içinde bir arada yaşaması için atılacak sembolik ve somut bir adım olacaktır.

    Bu düzenlemenin kabul edilmesi, toplumsal eşitliği güçlendirecek ve Alevi toplumunun yıllardır süregelen haklı beklentisine yanıt verecek bir gelişme olacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘14 Nisan 1988… Kürt halkının hafızasına kazınmış kara bir gün’

    ‘14 Nisan 1988… Kürt halkının hafızasına kazınmış kara bir gün’

    PİRHA – DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu, Enfal Katliamı’nın yıldönümü sebebiyle açıklama yaptı. Yüksel Mutlu, “Enfal, Bir halkı haritadan silme hayalinin adıydı” diyerek yaşamını yitirenleri de andı.

    Saddam Hüseyin rejimi tarafından yürütülen ve liderliğini Ali Hasan el-Mecid’in (Kimyasal Ali) yapmış olduğu katliamda en az 180 bin kişi yaşamını yitirmişti. Katliam sürecinde, kara harekâtlarıyla birlikte havadan bombalamalar da yapılmıştı.

    “ACIMIZ TAZE, ÖFKEMİZ DİRİ”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Mutlu “Enfal Katliamı’nı unutmadık, unutturmayacağız” başlıklı yazılı açıklama paylaştı. Mutlu, “Unutmadık, affetmedik, unutturmayacağız!” vurgusunu yaparak açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “14 Nisan 1988… Kürt halkının hafızasına kazınmış kara bir gün. Saddam Hüseyin rejiminin emriyle,  uluslararası ve bölgesel güçlerin desteğiyle, Enfal adı verilen ve devlet eliyle yürütülen bir yok etme planı devreye sokuldu. Binlerce Kürt sivil, kimyasal silahlar da dahil olmak üzere en vahşi yöntemlerle katledildi. Köyler yerle bir edildi, topraklar toplu mezarlara dönüştürüldü. Bu katliam, yalnızca bir halkın değil, tüm insanlığın vicdanında kapanmayan bir yara olarak tarihe geçti.

    Enfal, yalnızca bir askeri operasyon değildi. Enfal, Kürt halkının diline, kültürüne, tarihine ve geleceğine yönelmiş topyekûn bir imha hareketiydi. Bir halkı haritadan silme hayalinin adıydı.

    Aradan 37 yıl geçti. Acımız taze, öfkemiz diri. Katliamın failleri yalnızca tarihin değil, insanlığın ve hukukun önünde de hesap vermelidir. Bu suç cezasız kalmamalı, adalet yerini bulmalıdır.

    Bizler DEM Parti olarak yaşam hakkının kutsallığına, halkların eşitliğine ve bir arada onurlu yaşam iradesine olan inancımızla, Enfal Katliamı’nda yitirdiğimiz tüm canları saygıyla anıyoruz. Hakikat ve adalet arayışında mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Alimler, Analar ve Pirler Buluşması Sonuç Bildirgesi: Devlet elini inançlardan çekmelidir

    Alimler, Analar ve Pirler Buluşması Sonuç Bildirgesi: Devlet elini inançlardan çekmelidir

    PİRHA – DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu, Alimler, Analar ve Pirler Buluşması Sonuç Bildirgesi’ni yayınladı. Yazılı yapılan açıklamada “Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla Sünni topluma müdahale edilirken, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla ise devletçe bugüne kadar reddedilen Alevi toplumu yeniden biçimlendirilmeye çalışılmaktadır” denildi. Açıklamada ortak mücadele vurgusu da yapıldı. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu tarafından 20 Ekim’de Siirt’te gerçekleştirilen Alimler, Analar ve Pirler Buluşmasının sonuç bildirgesi açıklandı.

    Halklar ve İnançlar Komisyonu, ağırlıklı olarak Kürt coğrafyasının farklı bölgelerinden alim, ana, pir, cemaat ve topluluk temsilcilerinin toplantıya katıldığını belirterek, programın başarıyla gerçekleştirildiğini aktardı.

    Sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verildi:

    “Devletin inançlar üzerindeki hegemonya etkisini kırmak; Alevi ve Sünni inanç toplumları arasındaki ön yargıları aşmak; Sünni ve Alevi toplumunun dinamik yapıları (medrese, tarikat, cemaat, ocak ve Cemevi gibi) ile güçlü bağlar kurmak; ortak bir dil ve pratiğin oluşum zeminini yaratmak gibi başlıklar çerçevesinde tartışmalar yürütülmüştür.

    Bu kapsamda cemaat ve topluluk temsilcileri ile Alimler, Analar, Pirler, Seydalar ve Melelerin yürüttükleri tartışmalarda öne çıkan değerlendirme ve öneriler bu sonuç bildirgesi ile kamuoyunun bilgisine sunulmaktadır.

    Yaşadığımız coğrafyada süregelen çatışmalı süreçler ve farklı güç odaklarının yürüttüğü hegemonya mücadelesi, bir arada yaşayan farklı halkları, inançları ve toplumsal yapıları kutuplaştırmakta ve birbirinden uzaklaştırmaktadır. Bu coğrafyada yaşayan bizler; baskı, katliam, yok sayılma, ötekileştirilme ve yoksullukla karşı karşıyayız. Halklarımız arasına nifak tohumları ekilmekte, çatışma kışkırtılmakta ve bu yolla egemenlerin asıl amacı gizlenmektedir.

    Halklarımızın, inançsal ve dinsel gruplarımızın ve farklı toplumsal kesimlerin dinamik yapılarının bu süreçte oynayacağı rol oldukça önemlidir. İnanç önderlerinin, bilge ve alimlerin bu konudaki her sözü, toplumsal barış, kardeşlik hukuku ve karşılıklı kabullerin sağlanmasında önemli etkiler yaratacaktır. Ayrıca kutuplaşmayı engellemede ve toplumsal sorunların çözümünde inanç önderlerinin önemli birer aktör olduğunu vurguluyor; omuzlarımızdaki tarihi sorumluluğun bilincinde olduğumuzu ifade ediyoruz.

    Bu bağlamda, toplantımızın amacı herhangi bir siyaset veya grubun görüşlerini hakim kılmak değildir. Gittikçe derinleşen sorunların çözümüne yönelik ortak bir zeminin oluşmasını sağlamak ve tarihsel sorumlulukların gereğini yerine getirmek hedefiyle hareket etmekteyiz.

    Devletin her alana olduğu gibi inanç/din alanına da müdahalesi sürmekte; tekçi bir yaklaşımla inançları denetim altına almaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı aracılığıyla Sünni topluma müdahale edilirken, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla ise devletçe bugüne kadar reddedilen Alevi toplumu yeniden biçimlendirilmeye çalışılmaktadır. En son bu kurum aracılığıyla Dersim’de yapılan sempozyum dilimize, kültürümüze ve inancımıza yönelik bir asimilasyon ve saldırı projesi olarak değerlendirilmiştir. Nihayetinde bu kurumlar, toplumun değil devletin ve siyasal iktidarların ihtiyaçları doğrultusunda oluşturulmuştur. Bu nedenle, inançların özgürlüğü ve tanınma hakkı ekseninde bu kurumların tahakkümüne son verilmelidir. Devlet, inançlardan amasız fakatsız elini çekmelidir.

    “İHTİYACIMIZ OLAN, BİRBİRİMİZİ TANIMAK”

    Yaşadığımız coğrafyada farklı etnik kökenlerden, dinsel ve inançsal yapılardan oluştuğumuzun; farklı bakış açılarının, yerel ve bölgesel özgünlüklerin olduğunun bilincindeyiz. Tüm bu farklılıklar, bizim açımızdan her daim saygıyı hak etmekte olup tartışma konusu dahi edilmemelidir. Birbirimize benzemek ya da kendi doğrularımızı kabul ettirmek zorunda değiliz. İhtiyacımız olan, birbirimizi tanımak ve anlamaktır. Bu nedenle, toplumumuzu farklılıklar üzerinden kutuplaştıran, çatıştıran ve ayrıştıran zihniyete karşı; inançlarımızı, kültürümüzü, dilimizi, kimliğimizi, geleneklerimizi ve yaşam tarzlarımızı yok sayan tekçi iktidar anlayışına karşı ortak mücadelenin zeminlerini oluşturmak görevimizdir.

    İnanç önderleri, alimler ve topluluk temsilcileri olarak bizler topluma, yaşadığımız zamana ve tarihe karşı büyük bir sorumluluk taşımaktayız. Omuzlarımızdaki sorumluluğun büyüklüğünün farkındayız.

    Farklı inanç/dinsel yapı ve grupların temsilcileri olarak;

    Tarihsel süreç içerisinde birbirimize karşı oluşan ön yargıların kırılması ve kötü dilin düzeltilmesi için ortak çalışmalar yapılması,

    Ortak bir dil ve pratiğin oluşabilmesi için vicdan ve ahlak temelli bir anlayışın inşa edilmesi,

    Toplumsal sorunların çözümünde ortak bir dilin oluşturulması,

    Ötekileştirme, yok sayma, kendine benzetme ve farklılıklara saygısızlık anlayışının her zeminde mahkum edilmesi,

    İktidarın, inançlarımızı kendi politik gündemlerine kurban etmesine karşı güçlü tutumlar sergilenmesi,

    İnançlarımıza ve toplumumuza yönelik saldırı, şiddet, nefret söylemi ve her türlü aşağılama girişimlerine karşı ortak mücadele ve dayanışmanın güçlendirilmesi,

    Kadına şiddet, doğanın talanı, hapishanelerdeki hak ihlalleri ve tecrit uygulamalarının son bulması, barış ikliminin tesis edilmesi, yoksulluğun ve sosyal sorunların giderilmesi için daha güçlü birlikteliklerin kurulması,

    Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümü için inanç önderleri olarak girişimlerde bulunulması konularında bir irade ortaya koyuyoruz.

    İktidarın tüm ayrıştırma çabalarına rağmen, inançlarımızı tartışma konusu yapmadan sevgiyle ve dostlukla bir arada olma imkanımız fazlasıyla vardır.

    İlk toplantımızı kadim Siirt ilimizde başarıyla gerçekleştirdik. İslami bir inanç merkezi olan Siirt’in bu buluşmaya ev sahipliği yapması değerli olup sonraki çalışmalar için de umut verici olmuştur. İkinci toplantımızı ise kadim Alevi inancının merkezi ve sembol kentlerinden biri olan Dersim’de gerçekleştireceğiz.

    Umuyor ve diliyoruz ki coğrafyamızda sevgi ve barış hayat bulsun.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Tuncer Bakırhan: Devletin önderlik ettiği toplum işte Tavşantepe köyüdür!

    Tuncer Bakırhan: Devletin önderlik ettiği toplum işte Tavşantepe köyüdür!

    PİRHA – DEM Parti 1. Merkezi Örgütlenme Konferansı’nda konuşan Tuncer Bakırhan, Narin Güran cinayetinin arka planına değindi. Bakırhan, “Devletin önderlik ettiği toplum işte Tavşantepe köyüdür. Bizim olmadığımız, toplumu savunmak şiarıyla örgütlü olmadığımız yerde devlet işte böyle çürümeyi, kirliliği, kendisini örgütler” diye konuştu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) “Özgürlük için Örgütleniyoruz” başlığıyla düzenlediği iki günlük konferansın açılışı yapıldı.

    İnşaat Mühendisleri Odasında gerçekleştirilen DEM Parti 1. Merkezi Örgütlenme Konferansının açılış konuşmalarını Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan yaptı.

    “HERKESİN SÖZÜ ÖRGÜTÜ KADARDIR”

    Tuncer Bakırhan, konferansta alınacak kararların, gelecekte partilerinin yol hattını belirleyeceğinin altını çizdi. Bakırhan, “Konferanslarımızla yetersiz olarak gördüğümüz örgütlenmemizi büyüteceğiz” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Örgütlenmesi güçlü olmayan bir parti parti değildir. Herkesin sözü örgütü kadardır. Örgütü güçlü olan partinin sözü de sesi de karşılık bulur. Onun için örgütlenme konferansları önemlidir. Onun için yerellerde günlerce toplantılar yaptık, yerel konferanslar yaptık. Oralarda başta yereller olmak üzere hem yerel hem de genel sorunlarımızı tartıştık, açığa çıkardık. Şimdi bu sorunları ortak bir akılla doğru iyi bir şekilde tartışarak bu sorunların çözüm yolunu ve yöntemini hep birlikte bulacağız.

    Bizim için milletvekili sayısı, almış olduğumuz belediyeler ve seçilmiş zeminler tek başına başarının göstergesi değildir. Başarı halk ile hangi düzeyde bir araya geldiğimiz sorusunu sormakla başlar. İstediğimiz örgütlü toplumu kurabildik mi sorusuyla devam eder. Yine halkın toplumsal taleplerini yerine getirecek mekanizmaları zamanında kurduk mu, ona uygun mekanizmalar oluşturduk mu sorusunu sormakla devam eder. Yine halka hizmet eden bir vekil profilimiz var mı? Halkımızın mücadelesine layık belediye eş başkan duruşu var mı? Halka layık olacak bir örgütsel duruşmuz var mı gibi soruları çoğaltabiliriz. Bu soruların tamamına verilecek bir cevabımız var. Buna uygun duruşumuz, mücadelemiz ve örgütlenmemiz vardır. Ama yeterli mi değil mi? Değildir.

    “ÖRGÜTSÜZ KALAN BİR YERDE DEVLET, ÇÜRÜMEYİ ÖRGÜTLER”

    Partimiz ilk günden beri Narin cinayetini bütün yönleriyle takip ediyor. Narin cinayetinin altını neden özellikle çizmeye çalışıyorum? Çünkü Narin cinayeti en çok bizi, bu delegasyonu, bu salonu ilgilendiriyor. Narin cinayeti aslında örgütleme konferansı yaptığımız bugünlerde bizlere çok büyük dersler, ödevler ve görevler veriyor. Biz nasıl başladık mücadelemize, örgütlenmemize. Her platformda toplumu savunma şiarını dile getirdik. İşte Narin cinayetinde toplumu savunmanın ne anlama geldiğini bir kez daha gördük. Narin’in katledildiği köyde tam bir devlet projesi, devlet prototipi hayata geçiriliyor. Örgütsüz kalan bir toplumda böylesine bir cinayetin nasıl işlendiğini izledik. Devletin örgütlendiği bir toplumda böylesine kirli, çürümeye başlamış cinayetler işleniyor. Devletin önderlik ettiği toplum işte Tavşantepe köyüdür. Bizim olmadığımız, toplumu savunmak şiarıyla örgütlü olmadığımız yerde devlet işte böyle çürümeyi, kirliliği, kendisini örgütler.

    “TAVŞANTEPE’DEKİ KÖTÜ ÖRGÜTLÜLÜK NARİN CİNAYETİNİ İŞLEDİ”

    Değerli arkadaşlar biz ahlaki politik toplumu savunuyoruz. Bizi karşımızda bu sistem, bu devlet, toplumu çürütmeye çalışıyor. İşte Tavşantepe köyündeki devletin pratiği bunun en iyi göstergesidir. Bizim olmadığımız, bizim örgütlü olmadığımız zeminde işte toplumun inancını, dinini istismar eden yapılar büyür ve gelişir. Ve devletle birlikte ahlaki politik toplumu örgütlememek için elinden gelen bütün çabayı ortaya koyar. Açık söylüyorum o köy elbirliği ile Narin cinayetini işledi. O köy elbirliği ile örgütlüdür, o örgütlülük, Narin cinayetini işledi. Oranın örgütlülüğü bizim bahsettiğimiz örgütlülük değil, kötü örgütlülük dediğimiz örgütlenmelerden biridir. İşte devletin örgütlülüğü tam da böyledir, ahlaki politik toplumu savunan, toplumun taleplerini gerçekleştirmek için örgütlenmek isteyen bizleri oradan çekerek o karanlık yapıların orada örgütlenmesini sağlıyor. Onun için diyorum Narin cinayeti bizi ilgilendiriyor. Bir çocuk cinayeti işlendi ama devlet, iktidar mensupları, iktidarın milletvekilleri, bürokrasi, taşeron güçler, oradaki karanlık odaklar tamamıyla bu cinayetin altında kaldı. Narin’i katlettiler, gizlediler, gömdüler şimdi yetmiyor cinayetin açığa çıkmasını sağlayacak bilgileri, belgeleri manipüle etmeye çalışıyorlar. Devletin kolluğu, istihbaratı, jandarmasıyla, uzman kriminal ekipleriyle günlerdir çalıştığı bu köyde faillerin açığa çıkarılmaması neyi gizliyor, neyi örtüyor?

    “PARTİMİZ 3’ÜNCÜ YOL SİYASETİNİN MERKEZİDİR”

    Partimiz Kürt özgürlük mücadelesinin ve Türkiye sosyalist hareketinin damıtılmış halidir. Partimiz 3’üncü Yol siyasetinin merkezidir, kendisidir. Birkaç olay üzerinden 3’üncü Yol siyasetinin neden önemli olduğunu ve değerli olduğunu, bunu örgütlenmenin toplumumuz ve halklarımız için ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalışacağım. Siz de takip ediyorsunuz, Narin cinayeti ile birlikte Türkiye’de bir tarafta Mustafa Kemal’in askerleri diye kılıç çekenleri görüyoruz, öte yandan da Erdoğan’ın askerleriyiz diyen iki tarafın da kılıç çektiği bir süreci görüyoruz. Türkiye halklarının ne askerin kılıcına ne Erdoğan’ın savaş kılıcına ihtiyacı yok. Bunu defalarca dile getirdik. Bu halkın barışa, demokrasiye, insanca yaşama ve özgürlüğe ihtiyacı var. 3’üncü Yol’a ihtiyacı var yani bize ihtiyacı var. Asker kılıcından rahatsız olan bir Erdoğan görüyoruz. Madem asker kılıcından rahatsızsın o zaman 22 yıldır kılıcın keskin ucunu niye Türkiye halklarına gösteriyorsun sorusunu Erdoğan’a soruyoruz. Yine muhalif olana, itiraz edene kılıç sallayan, kılıç gösteren sizler değil misiniz?

    Açık bir şekilde ifade etmek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yeterince kılıç gördük. Kılıç sahipleri yeteri kadar bu ülkeyi yönettiler. Kılıçların ülkeyi yönettiği dönemlerde Türkiye halkları büyük zulüm gördü, yoksulluk gördü, büyük işkence gördü. Şimdi o kılıçlardan dersler çıkarmak yerine tekrar o kılıçlar çekilmiş, Türkiye gündemi manipüle edilerek o kılıçlarla bizi uğraştırmaya çalışıyorlar. Buradan bir kez daha çağrı yapıyoruz. Herkes kendi işini yapsın. Herkes görev ve sorumluluklarını yerine getirsin. Kılıç çürümenin, yoksulluğun göstergesidir.

    “ANA MUHALEFET PARTİSİNE SESLENİYORUZ”

    Buradan ana muhalefet partisine sesleniyoruz. Ana muhalefet partisi belli ki tarihten geçmişten hiç ders almamış. Ana muhalefet partisi defalarca yenildiği o mindere AKP tarafından çekilmek isteniyor. Ana muhalefet partisinin görevi kılıçları savunmak değil, temel görevi Türkiye’de bir an önce demokrasinin, özgürlüklerin, insanca yaşamın olacağı bir ülkenin nasıl yaratılacağının mücadelesini vermek ve bunun reçetesini Türkiye halklarına sunmaktır. Bunun için 3’üncü Yol diyoruz, üçüncü kutup diyoruz. Türkiye halkına büyük acılar yaşattılar, hem siyasal İslamcı anlayış hem de ulusalcı anlayış. Bunların yerine 3’üncü Yol’u örgütleyebilirsek, bunların bulunduğu her zeminde haklarımızı örgütleyebilirsek bu kılıç tehditlerinden de toplumumuzu korumuş oluruz.

    “YENİ TASFİYE POLİTİKALARINI BOŞA ÇIKARARAK BAŞARABİLİRİZ”

    Değerli arkadaşlar devlet bir türlü bizden elini çekmedi. Bizden korkuyorlar. Burada oturan bileşen, burada oturan çoğulculuk, burada oturan renklilik, buradaki mozaik hiçbir partide yok. Türkiye’yi, Türkiye’deki zemini aslında bu salon temsil ediyor bütün renkleriyle. Onun için buradan korkuyorlar. Bu gücün örgütlenmesinin önünü kesmek istiyorlar. Bakın en son Kürde, halaya, türküye karşı bir kampanya başlattılar. Neredeyse düğün yapacak ailelerimiz gidip izin alabilecek hale getirdiler. Ama şunu bilmiyorlar, bizler dilimizi konuşmak için elde ettiğimiz hakları kazanmak için çok bedeller ödedik, arkamızda büyük bedeller tarihi var. Bu bedeller tarihini yasakçı, retçi, bizi kabul etmeyen, tasfiye etmeye çalışan güçlere bir kez daha hatırlatmak isteriz. Biz her şeyden vazgeçeriz ama geçmişimizden, emeklerimizle yarattığımız ve mücadelesini verdiğimiz değerlerimizden, mücadelemizden, kazanımlarımızdan asla vazgeçmeyiz.

    Önümüzdeki dönem Kürdü kendi evine, mahallesine hapsetmek isteyen, kadını kendi zeminine hapsetmek isteyen, Türkiye sosyalist hareketi Kürt hareketi arasına büyük duvarlar örmeye çalışan, her bir örgütlenme alanını kendi başına bölük pörçük mücadele etmesi için bütün araç ve gereçleri kullanan bu sisteme karşı durarak en geniş demokrasi ittifakını sağlamak gibi bir sorumluluğumuz var. Bir an önce bulunduğumuz en küçük yerden her yere kadar bütün kurumlarla, siyasi hareketlerle, örgütlerle birlikte yerellerden başlayarak genele kadar bu oyunu boşa çıkaracak, demokrasi ittifakını geliştirmek bizim boynumuzun borcudur. Bizler toplumun taleplerinin öncüsü olmak zorundayız. Bizler bugün süren tecrit politikalarına karşı, halkımızın dilini kimliğini inkar eden bu sisteme karşı toplumun öncüsü olarak en önce mücadele edecek arkadaşlar topluluğu olduğunu belirtmek istiyorum.”

    PİRHA/ANKARA