Etiket: DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları

  • Tülay Hatimoğulları: Münih’teki fotoğraf Ankara’da da verilmeli-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: Münih’teki fotoğraf Ankara’da da verilmeli-VİDEO

    PİRHA- Rojava yönetiminin 62. Münih Konferansı’na katılmasına değinen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Münih’teki bu fotoğrafın Türkiye’de verilmesini istiyoruz” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde düzenlenen “Barış ve Demokratik Toplum” buluşmasına katıldı.

    Mem û Zin Düğün Salonu’nda yapılan ve yüzlerce kişinin katıldığı buluşmada konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Hatimoğulları, şunları dile getirdi:

    “Sayın Abdullah Öcalan, bir süreç başlattı. 27 Şubat’ta başlatmış olduğu sürecin neredeyse bir yılını geride bırakacağız. Bu süreçte aslında 15 Şubat Komplosu’nu boşa düşürmeyi hedefleyen bir süreç olduğunun hepimiz farkındayız. Sayın Öcalan’ın özgür yaşamı bu sürecin başarısı için son derece önemlidir ve şimdi devam etmekte olan sürecin ruhuna uygun olan da budur. Bu konuda önemli bir adımlar atılmasını bekliyoruz. Bugün İmralı heyetimiz şu an İmralı’da ve Sayın Öcalan’la bir görüşme gerçekleştiriyor. Bu görüşmede çeşitli istişareler olacak, çeşitli güncel değerlendirmeler de olacak. Sürece ilişkin de eminiz ki Sayın Öcalan’ın çok önemli mesajları olacak. Heyetimiz döndüğü zaman zaten bilgilerini kamuoyuyla hep beraber paylaşacağız” ifadelerini kullandı.

    ‘HALEP’TE İKİNCİ BİR KOMPLO HAYATA GEÇİRİLMEK İSTENDİ’

    Halep’te Şêxmeqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine, orada yaşayan Kürtlere dönük gerçekleşen saldırıların da komplonun bir diğer ayağı olduğunu söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Bu saldırılar halka Rojava topraklarına yayılmak istenen saldırı ikinci büyük komplodur. Bu saldırıyı başta Sayın Öcalan olmak üzere Rojava’daki öz yönetim boşa düşürmüştür. Özellikle 6 Ocak’ta apaçık bir şekilde devreye konan senaryoda kalıcı bir Kürt-Arap savaşının bu coğrafyada başlatılması ve devam ettirilmesi istendi. Birçok kişi bize soruyor: Kimin ne işine yarayacak bu savaş? Bölgesel güçlerin işine yarayacak, bölgedeki gerici örgütlerin işine yarayacak, bölgede Rojava’da kazanılmış hakların geriletmesini sağlayacaktı. Kadınların yaratmış olduğu eşit ve özgürlük alanlarını kadınlara dar etmek isteyeceklerdi. Fakat bu komployu başta Sayın Öcalan’ın İmralı’da müdahaleleriyle beraber ve Rojava’daki öz yönetimin birçok yürüttüğü diplomatik görüşme ile birlikte ve aynı zamanda 7’den 70’e herkesin sokakta mahallesinde bir savunma çizgisini geliştirmesiyle boşa düşürülmüştür. Bizler, burada direnişe ses verdikçe, Rojava’ya sahip çıktıkça, Avrupa’daki ve diasporadaki bütün Kürtler ve dostları ayağa kalktıkça biz bu oyunu boşa düşürdük. Ama şunu bilmeliyiz ki, Sayın Öcalan’ın bu oyunun boşa düşürülmesinde yürütmüş olduğu çok önemli görüşmeler vardı. Ve biz buradan başta Sayın Öcalan olmak üzere Suriye’deki Rojava’daki özyönetime ve Federe Kürdistan Bölgesi’nden destek veren bütün her kesime Barzanilere, Talabanilere hepsine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bir komplo bir kez daha boşa düşürülmüştür” şeklinde konuştu.

    ’30 OCAK MUTABAKATI ÖNEMLİ VE PRATİK ADIMDIR’

    Rojava’daki kazanımlara, 30 Ocak Antlaşması’na dönük kimi kesimlerin çok özel bir biçimde eleştirel yaklaşımlarına tanıklık ettiklerini söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Bu eleştiriler, doğru eleştiriler değil. Rojava’daki 30 Ocak Mutabakatı’nın sanki hiçbir şey kazanılmamış gibi ortaya fikirler atmaya kalkanlar oldu. Aynı şekilde ‘paradigma iflas etmiş, halkların kardeşliği diye bir şeye inanmamalıyız, kadın özgürlükçü anlayışa artık inanmamalıyız’ gibi bir anlayış bizim kabul edebileceğimiz bir anlayış değil. Uzunca bir süredir Kürt Özgürlük Hareketi’nin paradigmasına, DEM Parti’nin siyasi çizgisine ve Sayın Öcalan’ın bin bir emekle ve bedelle ortaya koymuş olduğu mücadeleye dil uzatanlar çıktı. Bunların çok çok önemli bir bölümü bu sosyal medya kullanıcılarında arkadaşlarımızın teknik olarak yaptığı bir çalışmada, önemli bir bölümünü fake hesap olduğu, bold hesap olduğunu cümle âlem biliyor. Rojava’daki 30 Ocak Mutabakatı tam anlamıyla oradaki öz yönetimin bütün amaçlarını yerine getirdiği anlamına gelmeyebilir; ama son derece önemli kazanımlarla donanmış, son derece önemli adımlar atılmış. Ve bu mutabakatın sağlanmasıyla birlikte boğulmak istenen Rojava için atılmış son derece önemli bir pratik adımdır” diye belirtti.

    ‘AYNI FOTOĞRAF TÜRKİYE’DE DE VERİLMELİ’

    62. Münih Konferansı’na da dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, “Rojava’ya yönelik aşırı eleştirel yaklaşanlara dönüp, 3 gün devam eden Münih Konferansı’na bakmalarını tavsiye ediyorum” dedi.

    “Münih Konferansı’nda 120 ülkenin katıldı, uluslararası konferansta ana gündemi belirleyen Kürt halkı oldu, Rojava yönetimi oldu,Suriye’den giden heyet oldu” vurgusunu yapan Hatimoğulları, “Bu büyük bir diplomasi başarısıdır. Münih Konferansı’nda hepiniz gördünüz Mazlum Abdi ve İlham Ehmed dünya liderlerinden birçoğuyla bir araya geldiler ve çok önemli bir diplomatik adım atıldı. Münih’teki bu fotoğrafın Türkiye’de verilmesini istiyoruz. Diplomasi masası sadece Münih’te kurulmamalı. Kürtlerle diplomasi masası, Suriye’deki öz yönetimin de dahil olduğu bir diplomasi masası Ankara’da mutlaka; ama mutlaka kurulmalıdır. Suriye’de yapılan kimi hatalar oldu, kimi açıklamalar oldu. Ümit ediyoruz ki bu yanlış açıklamalardan ciddi olarak geri dönülmüştür. Aynı hatalar Irak için yapılmamalıdır. Bakın Maxmura, Şengal’e parmak sallanmamalı. Oralar tehdit edilmemeli. Bölge barışı için inisiyatif alınacaksa Kürt halkıyla dört parça Kürdistan’da stratejik bir barış anlaşmasının sağlanması lazım. Barış Kürt halkıyla taktiksel değil, stratejik bir şekilde yürütülmelidir. Bu Suriye’de de, Türkiye’de de, Irak’ta da ve İran’daki Kürt halkıyla aynı çerçevede yol alınmalıdır” ifadelerini kullandı.

    ‘KOMİSYON RAPORUNUN SAĞLIKLI ÇIKMASI SON DERECE ÖNEMLİ VE TARİHİDİR’

    Kürt sorununun demokratik çözümü kapsamında kurulan Meclis Komisyonun açıklayacağı rapora dikkat çeken Tülay Hatimoğulları, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz bu dönem özellikle komisyonun bu raporunu son derece önemsiyoruz. Bu komisyonun raporu her şeyi bir sihirli değnekmişcesine çözmeyecek. 100 yıllık Kürt sorununu bir dakikada çözmeyecek. Hepimiz bunun farkındayız. Ama atılacak çeşitli somut adımlar için bu raporun sağlıklı bir şekilde çıkması da son derece önemlidir ve tarihidir. Komisyonun özellikle taslak halindeki basına sızan şekline baktığımızda özellikle terör kavramının çok kullanıldığını gördük. Ümit ediyoruz ki bugün yapılacak olan toplantıda Kürt sorununu artık bir terör parantezi içinde tanımlamaktan vazgeçerler. Çünkü Kürt sorunu bir terör sorunu değildir. Kürt sorunu sosyolojik, iktisadi, toplumsal bir sorundur ve siyasi bir sorundur. Bu çerçevede ele alınmalı, bu çerçevede çözülmelidir. Bir diğeri özellikle bu komisyonun raporundan beklentimiz somut olarak çıkacak özel yasa yani PKK’lileri kapsayacak özel yasanın nasıl bir kapsamda çıkacağına dair bize bir ön bilgi verecek. O yüzden bu yasanın kapsamlı çıkması ve gerçekten Kürt halkının ‘evet bu yasa bizim ihtiyaçlarımıza cevap verebiliyor’ duygusunu algısını yaratması gerekiyor. Yine bizim bu komisyondan beklediğimiz en önemli adımlar, TMK, TCK ve bunun yanı sıra İnfaz Yasası’ndaki değişiklilerdir.”

    ‘UMUT HAKKI HERKES İÇİN ÖNEMLİ BİR HAKTIR’

    Beklentilerinin hukuk, özgürlükler ve demokrasi olduğunu belirten Tülay Hatimoğulları, “Bu sürecin başarısının söylemden çıkması ve eyleme dönmesi gerekiyor. Bu nedenle de umut hakkı son derece önemlidir. Umut hakkı başta Sayın Abdullah Öcalan için olmak üzere birçok mahpus için önemli bir haktır ve çıkmalıdır. Türkiye’de sürecin başarısı için sadece söylem değil, eylemle de yüzümüzü İmralı’ya dönmeliyiz. Barış bize altın bir tepsiyle sunulmayacak. Barış Ankara’da yapılan görüşmelerle İran’da yapılan görüşmelerden ibaret değildir. Eğer biz güçlü olmak istiyorsak, masada diyaloğun başarısının yolu alanlarda, meydanlarda güçlü bir mücadeledir. Güçlü bir mücadele yürütürsek, güçlü bir örgütlükle ortaya çıkarsak bilin ki Sayın Öcalan’ın elini İmralı’da güçlendiririz. DEM Parti’nin masadaki müzakeredeki elini o şekilde güçlendirebiliriz. Bugüne kadar 100 yılı aşkın bir zamandır Kürt halkı inkar edilmiştir. Yeni yüzyıl Kürt halkının çözüm yılı olmalıdır. Bir olmalıyız, beraber olmalıyız. Bize gerçekleşen saldırılara daha önce nasıl yanıt verdiysek bu dönemde de aynı şekilde yanıt vermeliyiz” diyerek konuşmasını bitirdi.

    HABER MERKEZİ

  • Garip Dede Dergahı’nda Hızır lokmaları paylaşıldı – VİDEO

    Garip Dede Dergahı’nda Hızır lokmaları paylaşıldı – VİDEO

    PİRHA- Hızır Ayı vesilesiyle tutulan oruçlar ardından Garip Dede Dergahı’nda lokmalar paylaşıldı. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın da katıldığı buluşmada yüzlerce kişi bir araya geldi.

    İstanbul’daki Alevi yurttaşlar, Hızır Ayı vesilesiyle tutulan oruçlar ardından Garip Dede Dergahında lokmalarını paylaştı. Pir Hüseyin Doğan’ın lokma gülbengi vermesi ardından Garip Dede Vakıf Başkanı ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, konuşma yaptı.

    Fırat, günümüzde Alevilere yönelik baskı ve katliamlara dikkat çekerek şöyle konuştu:

    “Hakikat; herkesin baktığı yerde değil, kişinin gerçeği görüp dinlediği derinlikte saklıdır. Görünene aldanan çok olur… Ama yolumuzun canları bilir ki her görünen, Hakk’ın perdesinden süzülen bir gölgedir sadece. Bu âlemde güç; servet biriktirmekten öte, insanın aklını başına devşirme kudretidir. Gönlü uyutan, aklı susturan; meydanı da hükmü de elinde tutar. Buna razı olmak ise bozuk düzene teslimiyettir. Uyanmak dediğin bir günde olmaz… Geç kaldığında anlarsın ki boynundaki bağ, demirden değil; cehalettendir. Kerbela’dan bugüne çok acılar yaşadık. Halen kimliğimizden dolayı ötekileştiriliyoruz. Suriye’de bugün halen katlediliyoruz. Bozatlı Hızır’ın inayeti, bereketi sizinle olsun. Bugün bu meydanda, hakikati birlikte arayan, sözün özle,gönlün Hakk’la buluştuğu yolda hepiniz hoş geldiniz, safâ getirdiniz. Lokmanız kabul, niyetiniz Hakk’a yazıla.”

    “DÜŞENİN HIZIR’I OLALIM”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları da Hızır Lokmasına katılan isimler arasındaydı. Hatimoğulları,
    Hızır’ın, daima mazlumların gücü olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Hızır, hakkın ve hakikatin kendisidir. Esas mesele geldiğimiz dünyadaki eylemimiz, amelimiz nedir bunu bilmek, bunu anlamaktır. Pir Sultanlar, Hallac-ı Mansurlar, Seyit Rızalar, Baba İshaklar aklıyla karanlıklara karşı durmuş; zalimlere, zorbalara, şahlara, padişahlara karşı durmuş ve her daim ‘benim Kabem insandır’ felsefesiyle yaklaşmışlardır. Her biri, bulunduğu dönemin Hızır’ı olmuştur. İşte bu nedenle Hızıri duruş özgür yaşamın ve Rıza Toplumunun temelidir.
    Biz Aleviler ne yazık ki tarih boyunca çok büyük katliamlara maruz kaldık. Yavuz Sultan Selim’in kılıcından geçirildik. Koçgiri, Dersim, Sivas, Hama ve şimdi Suriye’de… Bir yılı geride bıraktık, binlerce canımız kastledildi Suriye’de. Son yüzyılın en büyük Alevi katliamlarından birine tanıklık ettik ne yazık ki. Suriye’de yalnız Aleviler katledilmedi. Kendi dili, inancıyla var olmak isteyen kadınlara karşı da büyük bir katliam gerçekleşti. Bugün acımızı bir kez daha paylaşıyoruz. Tarihimiz katliamlarla ve acılarla dolu. Alevi Canlar olarak bizler her daim inancımızı diri tuttuk. Direndik, direnmeye de devam edeceğiz. Düşenin Hızır’ı olalım. Yoksulun sofrasında lokma olup, mazlumun gözyaşına mendil olalım. Hakk, Muhammed Ali aşkına paylaşıldıkça çoğalan lokmamız, sevdikçe büyüyen yolumuz, dayandıkça güçlenen canlarımız olsun.”

    Konuşmalar ve lokma paylaşımı ardından yüzlerce kişinin katılımıyla Hızır cemi yürütüldü.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: Türkiye’de barış Suriye’de savaş olmaz-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: Türkiye’de barış Suriye’de savaş olmaz-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Türkiye’de, Suriye’de ve bölgede barış Türkiye’nin temel şartı olmalıdır ve temel stratejisi olması gerektiğinin altını çizerek, “Komisyon, toplumsal mutabakatı güçlendirmeli ve özel bir yasayla demokratik entegrasyon ve özgürlük yasalarını parlamentonun gündemine taşımalıdır” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) il eşbaşkanları, parti genel merkezinde toplandı. Eş Genel Başkanlar Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan başkanlığında yapılan toplantı öncesi Tülay Hatimoğulları güncel gelişmelere dair konuştu.

    “TÜRKİYE’DE BARIŞ SURİYE’DE SAVAŞ OLMAZ”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın konuşmasında şunları ifade etti:

    “Elbette ki Sayın Öcalan’ın gerçekleştirmiş olduğu ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın toplumsal yansımaları, yapılan çalışmalar ve daha fazla ne yapabiliriz bugün hep beraber arkadaşlarımızla değerlendireceğiz. İl eşbaşkanlarımız sahadan geliyor, çalışmalardan geliyor. Bugün verecekleri raporlar, yapacakları sunumlar çok değerli ve kıymetli olacak. Barışı toplumsallaştırmak bakımından yerelde yürütülen faaliyetlerin öneminin büyük olduğunu biliyoruz. Bu bakımdan verimli bir toplantı geçmesini de diliyorum.

    İstanbul’da yaşayan Rumlara karşı 6-7 Eylül 1955 tarihinde gerçekleşen organize toplu saldırılarının yıldönümü. 6-7 Eylül katliamında yaşamını yitirenleri anıyoruz. Ümit ediyoruz ki bir daha benzer katliamlar, benzer şiddet olaylarının yaşanmamasıdır. DEM Parti olarak ‘halkların eşit kardeşliği’ şiarını benimsiyorsak bilelim ki tarihte yaşanmış ve tarihin kara sayfalarında yer almış olan bu karanlık olayların bir daha zuhur etmemesi için mücadele yürütüyoruz. Bir kez daha diyoruz ki 6-7 Eylül Pogromu’nda yaşanmış olan bütün olaylarla yüzleşme, orada mağduriyet yaşamış; malına, mülküne el konulmuş olan bütün kesimlerle ciddi anlamda onlara bir hesap vermek ve bir özür dilemenin gerçekleşmesi gerekiyor.

    Coğrafyamızda savaş, çatışmalar, şiddet hala olanca hızıyla devam ediyor. Gazze’de özellikle başlayan İsrail işgali ile birlikte iki yılı aşkın süredir devam eden işgalde resmi rakamları göre 60 bini aşkın insan katledildi. Bununla da yetinilmedi. Bölge kan gölüne çevrildi. Şimdi de Filistin’i tamamen haritadan silmek için Gazze’de daha büyük ve ciddi bir operasyon başlamış durumda. Gazze insanlığın sıfır noktası ve bütün dünya izliyor ne yazık ki. Buradan çağrımızı bir kez daha yapıyoruz; Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere Arap Birliği, Arap Ligi, İslam İşbirliği Teşkilatı ciddi bir biçimde bu konuyu ele almalı ve İsrail’i mutlaka ama mutlaka durdurmalı. Yardımlar insanların mezarlığına dönüşmemeli. Havadan atılan yardımlar zaten yerde dağılıyor. İnsanlar makarnayı elleriyle topluyor ve ayrıca da bazı insanlar o uçaktan atılan yardım paketlerinin altında kalarak yaşamını kaybetti. Böyle bir yardım insanlığın utancıdır. Böyle bir yardım olmaz ve bir an önce başta Refah Sınır Kapısı olmak üzere açılmalı ve insani yardım koridorlu güçlü bir biçimde sahiplenilmeli. Oraya insani yardım acilen ulaştırılmalıdır.

    Lübnan’a, Yemen’e, Irak’a, İran’a yayılan ve aslında Türkiye’nin de etkilenme olasılıklarının yüksek olduğu bir dönemden geçiyoruz. Türkiye’de iç barışın tahkim edilmesi bu uluslararası tablo içinde bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Sayın Abdullah Öcalan’ın yapmış olduğu ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’, Ortadoğu’nun ve batıya kadar yansımış olan savaşların Rusya-Ukrayna savaşı bütün bu tablo içerisinde adeta bölgede parlayan bir meşale olmuştur. İşte bizler barışa bu anlamıyla daha güçlü sahip çıkmak zorundayız. Bu çağrının tarihsel anlamını bölgedeki siyasal toplumsal gelişmelere, iktisadi gelişmelere, emperyalist güçlerin bölgeyi yeniden dizayn etme adımlarına baktığımızda ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görüyoruz.

    Ateş ateşi büyütüyor. Bu ateşin Türkiye’ye sıçramaması için gerçek bir barışın tesis edilmesi gerekiyor. Özellikle Türkiye’de izlenen siyaset için şunu çok açık ifade etmek isteriz ki Türkiye’de ‘iç barış’ deyip, Rojava’yı tehdit etmek ve oraya dönük tehditler savurmak birbiriyle uyuşmayan yaklaşımlardır. Bugün Türkiye’de Kürtlerle barışırken aynı zamanda Suriye, Irak, İran’daki Kürt ile de barışmalıyız. Burada barışı ve demokrasiyi tesis edeceksek aynı şeyi 914 kilometrelik sınıra sahip olduğumuz Suriye ile de yapmak zorundayız. Türkiye eğer gerçekten bir güvenlik koridoru oluşturmak istiyorsa güvenlik koridorunun barıştan geçtiğini hiçbir zaman unutmamak lazım. Güvenlik savaşla, silahla, mermiyle, tankla, topla sağlanmaz. Güvenlik her halkın hakkını ona vermekle sağlanır. Eşit yurttaşlığın tesis edilmesi ile sağlanır. Demokrasinin kabul edilmesi ve tesis edilmesi ile sağlanır.

    Demokratik bir Suriye’yi oluşturmanın Kürtlerin, Alevilerin ve Dürzilerin haklarının verilmesi anlamı taşıyor. Aslında güvenli bir sınıra kavuşmamız demektir. Türkiye’nin durması gereken nokta tam da budur. O nedenle son zamanlarda hükümet temsilcileri tarafından Rojava’ya dönük tehditkâr açıklamaları kabul etmediğimizin altını bir kez daha çizmek istiyoruz. Diyorlar ki orada Kürtler Şam yönetimine olmuyorlar. Bunlar doğru yaklaşımlar değil. Bakın orada evet bir anlaşma oldu ama bu anlaşmanın akabinde binlerce Alevi katledildi. O anlaşmanın akabinde binlerce Dürzi katledildi, göç ettirildi, yerinden, yurdundan edildi. Alevi kadınlar tıpkı IŞİD’in Ezîdî kadınları kaçırdığı gibi köle pazarında alıp sattılar. Tecavüz ettiler, taciz ettiler, kadınları katlettiler. Bu tablo böyle ortada duruyorken insanlara teslimiyet çağrısının yapılmasını hiçbir toplum, hiçbir halk kabul etmez. Orada yapılması gereken en önemli şey kesinlikle bütün farklı halkların ve inançların, kendilerini o yönetimde hissettikleri, Suriye’de eşit yurttaş hissettikleri, demokratik bir Suriye’nin inşasından geçer ve Türkiye’ye önerimiz de bu siyaseti geliştirmesidir. Türkiye’nin Suriye’ye yapacağı en büyük iyilik sadece orada barışı ve demokrasiyi desteklemek olur.

    Hatırlatmak isterim; ‘Kürt meselesi özel cerrahi müdahaleyi gerektiren son derece kangren bir meseledir. Bu meseleye kılıçla müdahale edilemez. Kılıçla müdahale edilirse bu yara daha da derinleşir. O yüzden burada usta cerrah eline ihtiyaç var. Usta siyasetçi ellere, barış diline, demokrasi diline ihtiyaç var. Buradan bu şekilde hareket edilirse bir çözüme sahip olunabileceğini düşünüyoruz. Türkiye’de, Suriye’de ve bölgede barış Türkiye’nin temel şartı olmalıdır ve temel stratejisi olmalıdır. Sayın Öcalan’ın çağrısı, Kürtlerin, Arapların, Türklerin, Ezidilerin, Ermenilerin, Hristiyanların, Alevilerin, Sünnilerin ve daha birçok kesimin ortak kurtuluşunu hedefliyor. Bu, bölgenin yangın çemberinden çıkış formülüdür. Ne yazık ki Öcalan ve PKK’nin attığı somut adımlara karşın iktidar ve devlet henüz somut bir adım atmadı. Atılan en önemli adım komisyonun kurulması, ancak komisyon ana konularına yeterince odaklanamıyor” .

    Komisyon, toplumsal mutabakatı güçlendirmeli ve özel bir yasayla demokratik entegrasyon ve özgürlük yasalarını parlamentonun gündemine taşımalıdır. 1 Ekim’de başlayacak yeni yasama döneminde bu konulara dair taslak çalışması olmaması, oyalama politikalarının göstergesidir. Komisyonun en acil konularından biri de ‘umut hakkı’dır. Sayın Öcalan’ın özgür yaşama ve çalışma koşullarının acilen oluşturulması gerekiyor. Öcalan, sürecin başarısı için aktif rol üstlenmek istiyor. Komisyonun İmralı’ya giderek Öcalan’la görüşmesi hayati önem taşıyor. Komisyon cesur olmalı, ezberleri bozmalı, ön açıcı adımlar atmalıdır.

    Halk barış sürecini gönülden destekliyor ancak güvenin oluşması için devletin somut adımlar atması gerekiyor. Kayyım atamaları, kayyım yasasının yürürlükte olması, belediye eşbaşkanlarının görevden alınması, hasta mahpusların hapishanelerde tutulması ve infaz yakmalarının devam etmesi, sürece olan güveni zedeliyor. Toplumun barış talebi güçlüdür. 86 milyon yurttaş barış istiyor ancak iktidarın muhalefete yönelik baskıları bu inancı zedeliyor. CHP’ye yönelik operasyonlar, gözaltılar, kongre iptalleri ve olası kayyım atamaları antidemokratiktir. Barış süreci, muhalefete baskılarla değil, tüm kesimleri ikna ederek güçlenir.

    Türkiye, tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşıyor. 50 milyona yakın insan açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Ev kirası ödenemiyor. Barış ve demokratikleşme süreci, işçinin, emekçinin, yoksulun, esnafın, çiftçinin, emeklinin ve KHK’lilerin haklarını da kapsamalıdır. DEM Parti olarak bu süreci örgütlerken, sadece mesajlarla değil, örgütlü duruşumuzla herkesin yanındayız. ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’, yeni bir mücadele döneminin başlangıcıdır. Demokrasi mücadelesini büyütmek, Türkiye’nin ihtiyacıdır. Bu nedenle tüm kesimlerin sürece sahip çıkması gerekiyor.”

    Konuşmanın ardından toplantı basına kapalı devam etti.

    PİRHA/ANKARA

  • Hatimoğulları: O barış gemisi limana varacak-VİDEO

    Hatimoğulları: O barış gemisi limana varacak-VİDEO

    PİRHA – İstanbul Emek Barış ve Demokrasi Güçleri’nin düzenlediği 1 Eylül mitinginde Ortadoğu’da yaşanan katliamlara dikkat çekildi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, konuşmasında “Barış, sadece silahların susması değildir. Barış, adalettir, özgürlüktür, eşitliktir. Hiç kimse bize barışı altın tepside sunmayacaktır. Barış, toplumsullaşırsa; işçinin, emekçinin, Alevilerin sahiplenmesiyle barışı tesis edebiliriz. O barış gemisi limana varacak” dedi.

     

    İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde Kadıköy Rıhtım Meydanı’nda “Demokratik toplum için barışa ses ver” mitingi düzenledi.

    Binlerce yurttaşın katıldığı mitingte İstanbul Emek Barış ve Demokrasi Güçleri’nin ortak basın metnini Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’ndan (KESK) Zeynep Yıldırım okudu. Yıldırım, açıklamasına Sırrı Süreyya Önder’i anarak başladı.

    “SAVAŞA VE İŞGALE SON, FiLİSTİN’E ÖZGÜRLÜK”

    Ortak metinde şu ifadelere yer verildi:

    “Yok edilen yaşam alanları, binlerce can kaybı, öldürülen çocuklar, düşmanlık, nefret, ırkçılık ve cinsiyetçilik suçları da dahil olmak üzere savaşın yarattığı bütün felaketlere yaşadığımız bölgede şahit oluyoruz. Bu savaş halinin getirdiği yıkımların son örneği Filistin’de yaşanıyor.

    Aylardır kuşatma altındaki Gazze’de, savaş ve soykırım suçu işleniyor ABD’nin ve Batılı devletlerin açık desteğiyle İsrail tarafından hastaneler, okullar, mülteci kampları, ibadet merkezleri, pazar yerleri bombalanıyor.

    Soykırım, dünyanın gözleri önünde, açıkça ilan edilerek yapılıyor. Çıkarlarına uygun olduğunda demokrasiyi ağızlarından düşürmeyen uluslararası kuruluşlar katliama engel olacak etkili bir tutum ortaya koymuyor, hatta katliama destek veriyor.

    DÜRZİLER VE AEVİLERE YÖNELİK SOYKIRIM 

    Açıklamanın devamında Suriye’de Dürzi ve Alevilere yönelik soykırıma da vurgu yapılarak şöyle devam edildi:

    “Tüm bunlar bölgemizde halkların ne kadar zor koşullar altında var olmaya çalıştığının kanıtıdır. Emperyalizmin savaşlarına karşı tarafımız halkların tarafıdır. Bölgemizde katliamları durdurmanın tek yolu halkların eşit, adil ve barış içinde bir dünya için verecekleri mücadeledir.

    Ülkemizde Kürt meselesine yönelik inkar ve imha politikalarının sonucunda on yıllardır süren çatışmalı bir dönemi yaşadık. Bugün ise halkların bir arada ve barış içinde yaşamak için verdiği mücadelenin ilerleyebilmesi için tarihsel bir imkanın doğduğu bir andayız. Bu imkan, bu coğrafyada yıllardır bedel ödeyen, tavizsiz şekilde demokrasi ve barış hedefinden geri durmayan başta Kürt halkı olmak üzere tüm halkların mücadelesinin sonucudur.

    Ancak diğer yandan, ülkemizde halen belediye başkanları, sendikacılar ve siyasetçiler basta olmak üzere, politik saiklerle gerçekleştirilen operasyonlarla tutuklamalar; gazeteci, aydın, öğrenci ve akademisyenlere dönük baskılar devam etmektedir. Süren bu baskılar Kürt halkının verdiği demokrasi mücadelesinin demokratikleşme gündeminin ayrılmaz bir parçası olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır.

    Siyasi iktidarın amaci, barış mücadelesinin geldiği noktaya rağmen siyasetçilerin tutuklandığı, kayyım uygulamalarının sürdüğü, yargının  siyasetin sopası olarak kullanıldığı, muhalif tüm toplumsal kesimlerin  özgürlüklerinin tehdit altında olduğu bir ortamı normalleştirmektir. Bir yandan da başta Suriye’de olmak üzere dışarıda savaş ve çatışma politikaları devam ettirilmeye çalışılmaktadır, içeride hukuksuzlukların ve baskının, dışarıda savaş politikalarının  sürdüğü bu çelişkili atmosferde barış hedefleyen bir sürecin hakkıyla ilerlemesi mümkün değildir.

    Kalıcı ve onurlu bir barış tüm kesimlerin katılımına dayalı bir süreçle demokratik bir şekilde inşa edilebilir. Barış halkların ortak iradesinin ve  tarihsel vicdanının ürünü olmalidır. Farklı inançların, kültürlerin,  kimliklerin eşitlik, özgürlük ve adalet içinde yaşayabilmesi hedefine ancak demokratik bir sürecin yürütülmesiyle ulaşılabilir.

    Başta Kürt halkı olmak üzere halklar, Aleviler başta olmak üzere inanç kesimleri, açlık ve yoksulluk dayatılan işçi emekçiler, özgürlükleri ellerinden alınmak istenen, şiddetle tehdit edilen kadınlar ve LGBTi+’lar,  geleceksizliğe mahkum edilmek istenen gençler… Bu toprakların tüm ezilenleri, kalıcı bir barışın hem paydaşı hem de garantisidir.”

    “ALEVİLER İÇİN ACİL İNSANİ KORİDOR OLUŞTURULSUN”

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ise yaptığı konuşmada ortadoğudaki savaşlara değinerek “Böyle bir dönemde daha fazla barış demeye ihtiyaç var. Biz bu mitingi gerçekleştirirken İsrail, Filistin’i bombalıyor. Buradan zılgıtlarımızla Filistin halkının yanında olduğumuzu gösterelim. Aynı şekilde Suriye’de de sular durulmuyor. Halen Alevilere bir insani yardım koridoru açılamadı. Bizler de buradan onların sesine ses oluyoruz. Acilen bir koridor oluşturulsun” dedi.

    “BARIŞIN KIYMETİNİ EN ÇOK KADINLAR BİLMİŞTİR”

    Suriye’de biran önce barışın tesis edilmesi gerektiğini söyleyen Hatimoğulları şu konuşmayı yaptı:

    “Selam olsun mücadele yürütenlere. Bu seneki 1 Eylül’ün şöyle bir özelliği var; 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın bir çağrısı oldu. Türkiye, tarihi bir fırsat yakaladı. Tarihte böylesi fırsatlar önümüze az gelir. Ama daha hızlı adımlar atılmalı. Oluşturulan komisyon evet çok kıymetli. Ancak iyi niyet mesajlarıyla, ‘şu günde geçsin, bakacağız’ deyip ipe un sermek kabul edilemez. Yasal düzenlemeler yapılmalı. Özellikle infazı yakılanlar, hasta tutsaklarla ilgili adımlar çok önemli. AİHM kararları hayata geçmeli, siyasi tutsaklar derhal serbest bırakılmalı.

    Başmüzakereci olarak ilan ediken sayın Abdullah Öcalan’ın özgür yaşayabileceği bir ortamın acilen sağlanması gerekir. Sadece komisyon değil, devlet, muhalefet şu bilinci ortaya çıkartmalı; korkmaya gerek yok. Cesur ve samimi olun, adın atın.

    Bir yandan ‘barış’ diyeceksiniz diğer yandan muhalefete baskı yapacaksınız! Bunu kabul etmek mümkün değil. Seçilmiş belediye başkanları acilen serbest bırakılmalı, irade iade edilmelidir. Barışı müzakere ve mücadeleyle el ele vererek inşa edeceğiz.

    Barışın kıymetini en çok kadınlar bilmiş, mücadele vermiştir. En büyük bedeli Cumartesi ve Barış Anneleri ödedi. Onların önünde saygıyla eğiliyor ve mücadelelerini selamlıyorum.

    Başta Suriye olmak üzere Kürt kadın hareketi, bütün dünyaya mücadele örneği oldu.

    Barış, sadece silahların susması değildir. Barış, adalettir, özgürlüktür, eşitliktir. Bu süreç dahil olmak üzere hiç kinse, bize barışı altın tepside sunmayacaktır. Barış, toplumsallaşırsa, işçinin, emekçinin, Alevilerin sahiplenmesiyle barışı tesis edebiliriz. O barış gemisi limana varacak. Serkeftin.”

    SIRRI SÜREYYA ÖNDER’İN SİNEVİZYONU İZLETİLDİ

    Mitingin sonraki bölümünde Sırrı Süreyya Önder’in barışa dair konuşmalarının yer aldığı sinevizyon gösterimi yapıldı.

    Mitingte ayrıca Abdullah Öcalan’ın 1 Eylül mesajı da okundu.

    Barış Anneleri Meclisi de katılımcıları selamlayarak “Çocuklarımız terörist değil. Artık bu söylemi bırakın. Televizyonlardaki bu ifadelere son verilsin. Son damla kanımıza kadar bizler barışı talep edeceğiz. Barış Anneleri olarak Meclise gittik ve dilimiz yasaklandı. Artık yeter! Yaşasın barış” siye belirtti.

    Miting, Babetna ile Özlem Bağlayan’ın müzik dinletisiyle devam etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sırrı Süreyya Önder’in memleketi Adıyaman’da taziye kuruldu-VİDEO

    Sırrı Süreyya Önder’in memleketi Adıyaman’da taziye kuruldu-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti, İmralı Heyeti üyesi ve DEM Partili Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder için memleketi Adıyaman’da taziye kurdu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), 3 Mayıs’ta hayatın kaybeden DEM Parti Milletvekili ve Başkan Vekili Sırrı Süreyya Önder için memleketi Adıyaman’da taziye kurdu.

    Merinos Mehmet Erdemoğlu Taziye Evi’nde kurulan taziyede DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, DEM Parti Milletvekilleri taziyeleri kabul etti.

    Ayrıca, DEM Parti İl Meclis üyeleri, Meclisi üyeleri, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Adıyaman Şubesi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Adıyaman Şubesi, sivil toplum kuruluşları ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    DEM Parti heyetinin taziye evinde bulunduğu sırada bir yurttaş, Sırrı Süreyya Önder’in bebeklik fotoğrafını gösterdi. Daha önce bilinmeyen fotoğraf Adıyaman’ın yerel bir gazetesinde paylaşıldı.

    PİRHA/ADIYAMAN

  • Kalp krizi geçiren Sırrı Süreyya Önder ameliyata alındı: Durumu ciddi!

    Kalp krizi geçiren Sırrı Süreyya Önder ameliyata alındı: Durumu ciddi!

    PİRHA- DEM Parti Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, geçirdiği kalp krizi nedeniyle ameliyata alındı. Ameliyatın sürdüğünü açıklayan DEM Parti, durumun ciddiyetini koruduğunu belirtti. 

    Gece saatlerinde kalp krizi geçiren Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyesi ve Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder’in sağlık durumu kritikliğini koruyor. Önder’in İstanbul’un Şişli ilçesinde bulunan Florence Nightingale Hastanesi’nde ameliyatı sürüyor.

    Hastane önüne, DEM Parti İmralı Heyeti ve İstanbul Milletvekili Pervin Buldun, Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Özgür Faik Erol, DEM Parti milletvekilleri, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş’ın yanı sıra çok sayıda siyasi parti, sendika, kurum, kuruluş temsilcileri bir araya geldi.

    DEM PARTİ: DURUMU CİDDİYETİNİ KORUMAKTADIR

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti),  Meclis Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder’in durumuna dair açıklama yaptı.

    Yapılan açıklama şöyle: “TBMM Başkanvekilimiz ve DEM Parti İmralı Heyeti Üyesi Sırrı Süreyya Önder, geçirdiği kalp rahatsızlığı sonucu 15 Nisan Salı günü saat 23.00 itibariyle İstanbul’da kaldırıldığı hastanede ameliyata alınmıştır. Aort damarında meydana gelen yırtılma nedeniyle yapılan cerrahi müdahale devam etmekte, Önder’in durumu ciddiyetini korumaktadır.

    İl eş başkanlarımız, milletvekillerimiz, parti yöneticilerimiz hastanede süreci yakından takip etmektedir. Eş Genel Başkanlarımız da İstanbul’a gitmek üzere yoldadır. Sağlık Bakanlığı ve İstanbul Valiliği de süreçle yakından ilgilenmektedir.  Yaşamı mücadele ve direnişle geçen Önder’in bu badireyi de en kısa sürede atlatacağına inanıyoruz. Önder’in sağlık durumuna ilişkin hastane önüne gelen ve arayan herkese teşekkürlerimizi sunuyoruz.”

    8 SAAT SÜREBİLİR 

    Hastane önünde açıklama yapan İstanbul Valisi Davut Gül’ün aktardığına göre ameliyatının 8 saati bulabileceği tahmin edilen Önder’in, kalp rahatsızlığı geçirmesinin ardından oksijensiz kalmamasının sağlığı için olumlu olduğu belirtildi.

    Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu da “Önder’e kalpten çıkan ana damarda meydana gelen yırtılma nedeniyle cerrahi müdahale yapılmaktadır. Ameliyat süreci devam etmekte olup durumu yakından takip edilmektedir” açıklaması yaptı.

    Cumhurbaşkanı ve AKP’li Genel Başkanı Tayyip Erdoğan ise Önder’in sağlık durumunu öğrenmek için Memişoğlu’nu aradığı ifade edildi.

    HATİMOĞULLARI: BİRÇOK BADİREYİ ATLATTI

    Hastane önünde çok sayıda milletvekili, siyasi parti temsilcileri de hazır bulundu. DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan da hastaneye geldi. Eşbaşkanlar hastaneden bilgi aldıktan sonra hastane önünde açıklama yaptı.

    Burada kısa bir konuşma yapan Tülay Hatimoğulları, iyi dileklerde bulunan herkese teşekkür ederek, “Sırrı Süreyya çok badire atlattı. Bunu da atlatacaktır. Biz sağlığı ile ilgili yeni bilgiler aldıkça sizlerle paylaşacağız” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: Toplumsal barışa sabotaj olarak görüyoruz-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: Toplumsal barışa sabotaj olarak görüyoruz-VİDEO

    PİRHA-  DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, İBB’ye yaptığı ziyarette yaptığı açıklamada “Bu süreci toplumsal barışa sabotaj olarak görüyoruz. Asla kabul etmeyiz, etmeyeceğiz de” diyerek, gözaltılara tepki gösterdi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve beraberindeki heyet, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması sonrasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne dayanışma ziyaretinde bulundu. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’le görüşen DEM Parti Eş Genel Başkanı Hatimoğullları çıkışta açıklama yaptı.

    “ASLA KABUL ETMEYİZ”

    Hatimoğulları “Bu süreci toplumsal barışa sabotaj olarak görüyoruz” diyerek, şunları ifade etti:

    “Siyaseten baş edemediklerine kayyım siyasetiyle, gözaltılarla, tutuklamalara, diploma iptali gibi yöntemlere yönelmek asla kabul edebileceğimiz bir şey değildir. Bu süreci, tam da toplumsal barışı konuştuğumuz bir dönemde toplumsal barışa ve bu topraklarda demokrasinin tesis edilmesine yönelik bir sabotaj olarak görmekteyiz. Asla kabul etmeyiz, etmeyeceğiz de.”

    “Bizler en öneli hakkımız olan seçme ve seçilme hakkını sonuna kadar savunuyoruz. Bir ülkede sandığı ortadan kaldırdığınızda, seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldırdığınızda demokrasi arasında geriye hiç bir şey kalmaz. O nedenle seçme ve seçilme hakkımızı dün olduğu gibi bugün de sonuna kadar savunacağız.”

    “NEWROZ MEYDANLARINDAN TOPLANMAYI SARAÇHANEDE TOPLANILMASINDAN AYRI GÖRMÜYORUZ”

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel,  dayanışma ziyaretinden dolayı DEM Parti heyetine teşekkürlerini sunarak, şunları dile getirdi:

    “Tehditleri hep birlikte gerçek dayanışmayla omuzluyoruz. Sanal alemde kullanılan bazı ifadeler geniş kitlelerinin duygularını yanlış yönlendirmeye yönelik manipülasyonlar oluyor. Newroz kutlamalarını alıntılayıp ‘Ekrem İmamoğlu gözaltındayken DEM Partililer halay çekiyor’ gibi ifadelerin hiçbiri ne benim ne de herhangi CHP’linin itibar gösterdiği ifadeler değildir. Newroz umuttur, birlikteliktir, kardeşliktir, barıştır. Newroz meydanlarından toplanmayı Saraçhanede toplanılmasından ayrı görmüyoruz. İikisi de barışa, kardeşliğe, birlikte yaşama dair toplanmalardır. Bugünkü ziyaret son derece önemli görüyorum. Sözümüze, attığı oya değer veren herkesi akşam 20.30’da Saraçhane Meydanı’na bekliyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Özel: Darbedir, kabul edilemez! Hatimoğulları: Siyasetin yargı eliyle dizayn edilmesidir!

    Özel: Darbedir, kabul edilemez! Hatimoğulları: Siyasetin yargı eliyle dizayn edilmesidir!

    PİRHA İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun sabah saatlerinde gözaltına alınmasına tepki gösteren CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Milletin yerine karar vermek, halkın iradesinin yerine geçmek ya da ona engel olmak için güç kullanmak darbedir” derken, DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ise, “Sayın İmamoğlu ve gözaltına alınan kişilerin derhal serbest bırakılması, yargısal süreçlerin bir intikam ve gerilim kaynağı olmaktan çıkarılması 85 milyonun hayrınadır” açıklamasında bulundu.

    Dün akşam saatlerinde üniversite diploması iptal edilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu gözaltına alındı.

    Sabah saatlerinde düzenlenen operasyonda CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olması beklenen İmamoğlu’nun evine yüzlerce polis geldi. İmamoğlu’nun Vatan Caddesi’ndeki Emniyet Müdürlüğü’ne götürüleceği öğrenildi.

    İmamoğlu’nun gözaltına alınmasına dair ilk tepkiler şöyle:

    “DARBEDİR, REDDEİYORUZ!”

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel:

    Milletin yerine karar vermek, halkın iradesinin yerine geçmek ya da ona engel olmak için güç kullanmak darbedir. Şu anda bir sonraki cumhurbaşkanını milletin belirlemesine engel olmak üzere bir güç devrededir. Bir sonraki cumhurbaşkanımıza darbe girişimi ile karşı karşıyayız…

    Milletimiz devletini sever ama birileri tarafından devlet milletin karşısına dikilirse millet buna izin vermez. Esas güç millettir ve en sonunda millet kazanır… Yine öyle olacak. Teslim olmayacağız. En sonunda yine milletin dediği olacak ve  Türkiye kazanacak. istanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, ilçe belediye başkanlarının, gazetecilerin içerisinde olduğu onlarca kişinin sabahın erken saatlerinde evine baskın yapılarak gözaltına alınması kabul edilemez! En güçlü şekilde reddediyoruz!

    “SİYASETİN YARGI ELİYLE DİZAYNI”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları:

    Bu operasyon hukuk sınırlarını tanımayan, siyasi bir operasyondur. Sandık, oy, makam uğruna Türkiye’deki toplumsal gerilim ve kutuplaşmayı onarılmaz bir yere doğru götürmektir. Bu ülkenin en büyük kentinin belediye başkanının siyasi sakilerle sabah baskınıyla gözaltına alınması yüzlerce yıl unutulmayacak bir utançtır. Adalete olan inancı tuzla buz eden bu operasyon, siyasetin yargı eliyle dizayn edilmesidir.

    Türkiye’nin ihtiyacı sabahın köründe polis baskınlarıyla belediye başkanlarını gözaltına almak değil; daha fazla demokrasi ve daha fazla hukuktur.

    Herkesi uyarıyoruz. Adalete olan inanç biterken, birlikte eşit ve adil yaşam umudu büyük zarar görecektir. Gidilen yol, yol değildir. Zararlıdır.

    Sayın İmamoğlu ve gözaltına alınan kişilerin derhal serbest bırakılması, yargısal süreçlerin bir intikam ve gerilim kaynağı olmaktan çıkarılması 85 milyonun hayrınadır.

    “DERHAL SERBEST BIRAKILMALILAR”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan:

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’na ve beraberinde belediye başkanları, gazeteciler ve siyasetçilerin de aralarında bulunduğu çok sayıda kişiye yönelik gerçekleştirilen operasyon, demokrasiye, halk iradesine yönelik açık bir saldırıdır.

    Halkın iradesine karşı yapılan bu hukuksuzluğu reddediyoruz ve en güçlü şekilde kınıyoruz. Bu yanlış yoldan bir an evvel dönülmeli, halkın iradesinde saygı gösterilmeli.

    DEM Parti olarak, demokratik siyasete yönelik her türlü baskıya karşı durmaya devam edeceğiz. İstanbul halkının ve Türkiye’de demokrasi mücadelesi veren tüm kesimlerin yanında olduğumuzu belirtiyor, Ekrem İmamoğlu ve gözaltına alınan herkesin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.

    “YAŞAMA DARBE VURULUYOR”

    CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır:

    Öyle bir korku içindeler ki İstanbul Valiliği, metro seferlerini durdurarak, caddeleri kapatarak insanların yaşamına darbe vuruyor!

    Meydanlara çıkışı sağlayan metro istasyonlarını da kapatsanız, yolları bariyerlerle çevirseniz de nafile!

    Milletin önünde duramayacaksınız!

    “HALKIN İRADESİNE KARŞI DURAMAYACAKLAR”

    DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit:

    İstanbul halkının iradesine darbe yapılıyor! Seçimle kazanamadıkları İstanbul’u, kumpas davalar ve gözaltılarla gasp etmeye çalışıyorlar. Ekrem İmamoğlu ve çalışma arkadaşlarına yönelik operasyon, halkın iradesini hedef alan bir darbe girişimidir.

    Bu hukuksuzluk karşısında susmayacağız! İBB’yi kayyımlarla teslim almaya çalışanlar, halkın iradesine karşı duramayacaklar. Bu ülkenin onurlu yurttaşları olarak kayyım rejimine, yargı sopasıyla yapılan darbelere ve siyasi dizayna geçit vermeyeceğiz!

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti ve bileşen partilerinden ortak açıklama: Çağrıyı bütün kesimlerin sahiplenmesi gerekir-VİDEO

    DEM Parti ve bileşen partilerinden ortak açıklama: Çağrıyı bütün kesimlerin sahiplenmesi gerekir-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti ve bileşenleri gündeme ilişkin ortak basın açıklaması yaptı. Açıklamada sürece ilişkin değerlendirmeler yapılırken barış vurgusu ön plana çıktı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), bileşen partileri ile yapacağı toplantı öncesinde gündeme ilişkin DEM Parti Genel Merkezi’nde ortak basın açıklaması yaptı.

    BİLEŞENLERİMİZ İLE BİRLİKTE SAYIN ABDULLAH ÖCALAN’IN BARIŞ ÇAĞRISINI DEĞERLENDİRDİK

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları yaptığı, konuşmada şunları söyledi:

    “Bileşenlerimiz ile  birlikte Sayın Abdullah Öcalan’ın barış çağrısını beraberce değerlendirdik. Her kesiminin önünün açılacağına inanıyoruz. Süreç bir taraftan Kürt sorunun önünü açan aynı zamanda her kesimin eşit yurttaş olarak yaşaması önündeki engelleri de açacaktır.”

    “BARIŞ TOHUMLARI TOPRAKLARA DÜŞMÜŞTÜR”

    Yeşil Sol Parti Eş Genel Sözcüsü Didem Göçer, barış görüşmelerini desteklediğini belirterek, “Sonucun ne olacağı ise tüm bireylerin ellerindedir. Barış tohumları topraklara düşmüştür. Orta Doğu’ya bu tohum umut olacaktır” diye konuştu.

    “İŞÇİ SINIFINA SESLENİYORUZ, BU SÜRECİN DOĞRUDAN MUHATABI OLMALIDIR”

    Ezilenlerin Sosyalist Partisi Eş Genel Başkanı Murta Çepni tarihi günlerden geçildiğine vurgu yaparak, “Kürt sorunun en başta demokrasi meselesi olduğunun altını çizmek istiyoruz. Kürt halkı bu günlere mücadeleler ile geldi bizler devrimciler olarak Kürt halkının doğrudan destekleyicisiyiz. Kürt halkının sorunları herkesin sorunlardır. Demokrasi güçlerine karşı saldırılar durdurulmalıdır. İşçi sınıfına sesleniyoruz, bu sürecin doğrudan muhatabı olmalıdır. Barış mücadelesi durmadı, durdurulamadı” dedi

    “BÜTÜN KESİMLERİN BU SÜRECİ DESTEKLEMESİ GEREKİYOR”

    Sosyalist Dayanışma Platformu Sözcüsü Kezban Konukçu, “Barış ve demokratik toplum sürecini destekliyoruz. 100 yılı aşan Kürt sorunu sadece Kürt halkının omzuna yıkılamaz. Bütün kesimlerin bu süreci desteklemesi gerekiyor. Ekmekte istiyoruz, barışta. Demokratik toplum inşası için hep birlikte mücadele edelim” diye konuştu.

    “SOSYALİSTLER OLARAK BARIŞIN KALICILAŞMASI ADINA GÖREVLERİMİZİ İFA EDECEĞİZ”

    Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, “27 Şubat’ta sayın Abdullah Öcalan tarafından açıklama hem bölgemizde, hem ülkemizde, hem dünyada bir enerji oluşturduğunu görüyoruz” diyerek şunları söyledi:

    “Sosyalistler olarak barışın kalıcılaşması adına görevlerimizi ifa edeceğiz. Çağrının başarıya ulaşması birçok açmazı çözecektir. Bu barış çabası bir sonuca ulaşırsa bölgenin de barışa ulaşacağını görmemiz gerekiyor. Meclis’e görevlerin düşmesinin yanı sıra tüm muhalif kesimlere de büyük görevler düşüyor.”

    “HALKLAR ADINA OLUMLU KAZANIMLAR OLACAĞININ İNANCINDAYIZ”

    Birleşik Devrimci Parti Genel Başkan Elif Torun Öneren, tecriti kırmanın ilk adımı atıldığını söyleyerek  “Halklar adına olumlu kazanımlar olacağının inancındayız. Eğer halklardan biri eziliyorsa diğer hakların mutlu olması imkansızdır. Kürt halkı ile birleşik bir mücadele hattında birleşerek mücadelenin içerisinde olacağız” diye konuştu.

    “BARIŞ SÜRECİ İÇİN YENİ BİR MEVZUAT OLUŞTURULMASI GEREKİYOR”

    Demokratik Bölgeler Partisi Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ise şunları kaydetti:

    “Aslında çok kritik bir zaman dilimini ve tarihi bir süreci birlikte deneyimliyoruz. Bu çağrıyı bütün kesimlerin sahiplenmesi gerekir. Bu çağrının içerisinde ötekinin olmadığı bir ülke var. Bu çağrı yalnız bırakılmamalı. Görüşmeler sözden pratiğe dökülmesi gerekiyor. Dün Kobani de 9 kişilik bir aile katledildi, bunu kabul etmek mümkün değil. Barışa inanan herkes yeni sabotajları deneyimlemek istemiyor. Sayın Öcalan’ın İmralı’da tutulması yeterli midir? Barış süreci için yeni bir mevzuat oluşturulması gerekiyor. Bir belirsizliğe heba edeceğimiz bir geleceğimiz yok. Çözüm konusunda herkesin elini taşın altına koymaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Suriye’deki Alevi katliamı son bulmalı, uluslararası güçler etkin müdahale etmeli’-VİDEO

    ‘Suriye’deki Alevi katliamı son bulmalı, uluslararası güçler etkin müdahale etmeli’-VİDEO

    PİRHA- Suriye’nin kıyı kentlerinde Alevilere dönük katliamın son bulması için çağrıda bulunan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Türkiye başta olmak üzere HTŞ ile görüşme sağlayan bütün devletlerin , herkesin etkin bir biçimde müdahale etmeliler” derken, siyasetçi Sebahat Tuncel ise, “Gerçekten çok korkunç görüntüler yansıyor. Bu ne insan hakları nede vicdan açısından kabul edilebilir bir durum değildir. Bu konuda dünya halklarının buna güçlü ses çıkarması gerekiyor” diye konuştu.

    Suriye’nin kuzeybatısında bulunan Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta Alevilerin hedef alındığı saldırıların son iki günde tırmanışa geçti. Çoğunluğu sivil olmak üzere 300’den fazla kişinin hayatını kaybettiği ve yüzlercesinin de HTŞ tarafından bilinmeyen merkezlerde alıkonulduğu belirtiliyor.

    İstanbul Kadıköy’de 8 Mart Kadın Platformu’nun öncülüğünde gerçekleştirilen ‘Büyük Kadın Buluşması’nda konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, siyasetçi Sebahat Tuncel ve HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Türkiye’den Ortadoğu’ya ve Avrupa’ya alana çıkan kadınların soykırımların son bulması ve halkların barış içerisinde yaşayabilmesi için mücadele ettiklerini ifade ettiler.

    HATİMOĞULLARI: YAŞAM HAKKIMIZI İSTİYORUZ

    8 Mart’ta tüm alanlarda kadınların ‘yaşam hakkımızı istiyoruz’ mesajı verdiğini söyleyen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “8 Mart kadınlar için önemli bir direniş alanı. 8 Mart’ta alandan verdiğimiz mesaj yaşam hakkımızı istiyoruz. Her gün kadın cinayetlerine kurban edilmek istemiyoruz. Katledilen kadınların failleri olan erkeklerin cezasızlık ile karşılaştığını görebiliyoruz. Yargının erkek akılla verdiği kararlarla katliamlara teşvik ediliyor. Bunu kabul etmiyoruz. Çok acil bir biçimde İstanbul Sözleşmesi’ne dönmemiz gerekiyor. 6284 sayılı kanunun kaldırılmasını kabul etmiyoruz. Tam tersi bu yasanın daha etkili bir biçimde uygulanmasını gerektiğini söylüyoruz” dedi.

    “SURİYE’DEKİ ALEVİ KATLİAMI SON BULMALI”

    Hatimoğulları, Suriye’de Alevilere yönelik katliamın sol bulmasına yönelik uluslararası güçlere etkin müdahale çağrısı yaparak, “Türkiye ve Suriye’de devam eden çatışmaların, şiddetin bir an önce son bulması istiyoruz. Bu anlamda Sayın Öcalan’ın yaptığı ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısı çok önemli bir yerde duruyor. Bu çağrının Ortadoğu, Türkiye ve Avrupa’daki 8 Mart alanlarında da sahiplenildiğini görüyoruz. Lazkiye ve çevresinde Arap Aleviler canice katledildi. 250 kişinin üzerinden insanın katledildiği belirtiliyor. HTŞ yönetimi ve ortaklar kendi dışında  herkesi kafir görerek bu katliamı gerçekleştiriyorlar. Bu katliamı şiddetle kınıyoruz, asla kabul etmiyoruz. Suriye’de devam eden Alevi soykırımı bir an önce son bulmalıdır. Biz kadınlar 8 Mart alanlarından Alevi yurttaşlarla bir kez daha dayanışma içerisinde olduğumuzu belirtiyoruz. Türkiye başta olmak üzere HTŞ ile görüşme sağlayan bütün devletlerin herkesin etkin bir biçimde müdahale etmeliler. Tarihin bu kara sayfalarına yazılan bu dramı kabul etmiyoruz” diye konuştu.

    TUNCEL: KADINLAR BARIŞIN İNŞASI İÇİN AKTİF ÇALIŞIYOR

    Siyasetçi Sebahat Tuncel ise, Alevilere yönelik katliama dair toplumsal dinamiklerin ses çıkarması gerektiğini belirterek, “Dünyanın her yerinde kadınlar 8 Mart’ı alanlarda kutluyor, ama kutlayamayanlar da var. Suriye’de yaşanan savaş ve çatışma nedeniyle Suriye’deki Aleviler 8 Mart’ı kutlayamıyor. Gerçekten çok korkunç görüntüler yansıyor. Bu ne insan hakları nede vicdan açısından kabul edilebilir bir durum değildir. Bu konuda dünya halklarının buna güçlü ses çıkarması gerekiyor. Ortadoğu halklarının demokratik barışçıl bir süreç içerisinde yaşaması için herkese rol düşüyor. Bu insanlığa karşı işlenen suçlara dur demek gerekiyor. Bu saldırı Alevilerin bütününedir. Bir yanda kadınlar Ortadoğu halkalarının barış içerisinde yaşaması için mücadele ediyor. 27 Şubat’taki çağrı sadece Kürt-Türk barışı açısından değil Araplar ve Aleviler açısından da önemli. Biz kadınlar bu sorumluluğu üstlendik ve barışın inşası için aktif çalışacağız” ifadelerini kullandı.

    BEŞTAŞ:KADINLAR YASAĞI TANIMADILAR, TAKSİM’İ DOLDURACAKLAR

    Taksim’de düzenlenen feminist gece yürüyüşünün yasaklanmasına eleştiren Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da, “Bugün büyük bir coşkuyla ve özgürlük tutkusuyla kutlanıyor. Aslında alanlardan görüleceği gibi barış talebinin ne kadar güçlü olduğunu alanlardan görmek mümkün. Bizim özgürlük tutkumuzu hiçbir güç bastıramaz. Türkiye’de kadınlara yönelik bir kırımın acımasızca devam ettiğini biliyoruz. Kadın bütün farklılıkların eridiği bir kimliktir. Kadın olmak en öncelikli kimliğimiz. Taksim’in kadınlara kapatılması kabul edilemez. Kadınların sesinden, soluğundan taleplerinden büyük bir korku var. Yasakçı zihniyet ile demokrasi ve barış bir arada olamaz. Kadınlar bu yasakları tanımadılar ve on binler o alanı dolduracak” şeklinde konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Avrupa’da ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ konferansı düzenlenecek

    Avrupa’da ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ konferansı düzenlenecek

    PİRHA-Avrupa Alevi örgütleri, Almanya, Hessen Eyaletine bağlı Gustavburg Cemevi’nde ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ konferansı gerçekleştirecek.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF) tarafından düzenlenecek olan ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ konferansı 22 Şubat’ta Almanya’da yapılacak.

    Yarın (22 Şubat) yapılacak olan konferansa Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, DEM Parti İstanbul Milletvekili, Celal Fırat, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Demokratik Alevi Dernekleri Federasyonu Eş Başkanı Demir Çelik, Avrupa Arap Alevileri Federasyonu Genel Başkanı Serhat Süleyman Narlı, Hessen Bölge Başkanı İhsan Dilber, Gustavsburg Cemevi Başkanı Müslüm Aktar katılımcı olarak yer alacak.

    Türkiye’de ve Suriye’de yaşayan Aleviler hakkında yapılacak olan konferans, 3 oturumdan gerçekleştirilecek.

    Saat 17.30 başlayacak ilk oturumda DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve Alevi örgütleri genel başkanlarının konuşması, 2’nci oturumda bölge ve cemevi başkanları ile misafirlerin sürece dair ve görüşlerinin alınması, son olarak da soruların yanıtlanması ve değerlendirmeler ile son bulacak.

    PİRHA/ALMANYA

  • DEM Parti, Alevi kurumlarıyla ‘Barış’ konulu toplantıda bir araya geldi- VİDEO

    DEM Parti, Alevi kurumlarıyla ‘Barış’ konulu toplantıda bir araya geldi- VİDEO

    PİRHA – Alevi kurumları, DEM Parti Eş Genel Başkanlarının katılımıyla ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ başlıklı bir toplantı düzenledi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Suriye’de Kürtler’in oluşturduğu model, oradaki katliamları bitirecek anlayışın ta kendisidir” dedi. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da, Kürtler gibi Alevilerin de yüz yıldır inkar ve asimilasyonla karşı karşıya kaldığına dikkat çekerek “Bizim zeminimizin kendisi Alevi zeminidir. Alevileri öteleyen, eşit yurttaşlık hakkını tanımayan bir DEM Parti, bir çözüm süreci, bir tartışma ortamı olamaz” ifadelerini kullandı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ile Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) ve çok sayıda yöre derneğinin temsilcileri ile Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan İstanbul’da ‘Aleviler Barışı Konuşuyor’ başlıklı toplantıda bir araya geldi.

    Programın moderatörlüğünü ADFE Genel Sekreteri Ufuk Emre Bektaş ile ABF Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz yaptı.

    “SURİYE’DEKİ ALEVİLERİN SESİ SOLUĞU OLMAK ÖNEMLİDİR”

    Toplantının açılış konuşmasını DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları yaptı. Hatimoğulları, sözlerine Ortadoğu ve Türkiye’deki çatışma ortamına değinerek başladı. “Suriye’de önemli değişimler var” diyen Hatimoğulları, HTŞ’nin, Alevi toplumuna yönelik yaptığı katliamları vurguladı. Hatimoğulları, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Suriye’de çok sayıda insan öldürüldü, Alevilere ait mekanlar yakıldı ve en son olarak bir akademisyenin katledildiğini biliyoruz. Suriye’de yaşanan bu katliamlara karşı yürüttüğümüz çalışmaları daha fazla ileri taşımak ve Suriye’deki Alevi canlarımızın sesi, soluğu olmak elbette hepimiz açısından oldukça önemlidir.

    Bugün de Türkiye’de özellikle Bahçeli’nin girişimi ile Kürt sorununu çözümüne dair bir süreç, bir umut konuşulmakta. Kürt halkının Türkiye, Suriye, Irak ve İran’da verdiği mücadele bütün dünyanın gündeminde. Kuzey ve Doğu Suriye’de Kürtler’in oluşturduğu, özünü biraz önce bahsettiğim katliamları bitirecek anlayışın ta kendisidir. Farklı halkların bir arada yaşaması güvencesini sağlayan bir model sağlamaları sebebiyle bu model çok değerli. DEM Parti olarak barışa dair en ufak bir kapı aralanırsa biz o kapıyı ardına kadar zorlarız, Türkiye’deki bütün demokrasi güçleri ile buna örgütleyelim istiyoruz.

    Bugün mevcut iktidarı her şeyi kendine yontmaya çalışıyor. Kendini tahakküm etmek için her yol ve yöntemi deniyorlar. Kürt halkı, bunları kabul etmeyen bir halktır. Bugün İmralı görüşmelerinin devam ettiği bu süreçte, özellikle de ikinci görüşmede Sayın Öcalan’ın mesajları, nasıl bir barış, kafanızdaki soru işaretleri ile birlikte bunları birazdan konuşacağız. Barışa her şeyden fazla ihtiyacımız var. Barışı her zamankinden fazla konuşmaya ihtiyacımız var.

    Siyasal İslam, bölgede kökleşmeye çalışıyor. Başta Alevi canlar olmak üzere bu coğrafyada yaşayan bütün farklı halkların, inançların daha fazla barışa ihtiyacı var.”

    “KÜRT VE ALEVİLERİN ORTAK ZEMİNİYİZ”

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise konuşmasında “Alevileri öteleyen bir DEM Parti olamaz” diyerek, sözlerine şöyle devam etti:

    “Hızır günlerindeyiz. Tutulan oruçları Hakk kabul etsin, Hızır hepimizin yoldaşı olsun. Örgütlü olmayanın canına, malına el konulduğu bir dünyada yaşıyoruz. Bunun en son örneklerinden birisi de Suriye’de yaşanıyor. Kimsenin hakkına, hukukuna karışmayan Alevi halkı, Suriye’de maalesef yeterince örgütlü olmadığı için çok zor günler yaşıyor. Bir gün yok ki Alevi yurttaşlarımızın malına, canına el konulmasın.

    ‘Aleviler kaybeden mi kazanan mı olacak, sadece Kürtlerle mi bir diyalog kuruluyor?’ Bu soruların tamamına cevap vereceğiz.
    Biz 100 yıldır inkar edilen Kürtlerin, Alevilerin ortak mücadele zeminiyiz. Biz sadece Kürt değiliz, biz sadece Kürt coğrafyasına sıkışmış ve coğrafyaya gözünü kapatan, müdahale etmeyen, hissetmeyen bir zemin değiliz. Nasıl ki Kürtler yüz yıldır inkar ediliyorsa Aleviler de aynısını yaşıyor. Dolayısıyla mücadele zemininin değerini anlatmaya gerek yok. Sayın Öcalan ‘Kürde eşit yurttaşlık ama Aleviler reddedilsin’ demiyor.

    Kürtler, Türkiye demokratikleşmesi için bir müzakere zemini aramaya çalışıyor. Bizi yalnız Kürtlerle sınırlayan akıl, sanırım bizleri tanımıyor. Bizler Hacıbektaş’ta yaşayan Alevilerin ta kendisiyiz. Dolayısıyla eşit yurttaşlık hakkını doğru anlayalım. Bizim zeminimizin kendisi Alevi zeminidir. Alevileri öteleyen, eşit yurttaşlık hakkını tanımayan bir DEM Parti, bir çözüm süreci, bir tartışma ortamı olamaz. Ama bir realite var aslında inkar edilemez, inkar edilenlerin hiçbir dönem almadığı kadar bu dönem birlikte mücadele etmesi gerekiyor. Demokratik Türkiye hepimizin olacaktır. Demokratik ülke olacaksa Kars’tan Edirne’ye kadar olacaktır. Olmayacaksa da bu inkarcı düzen karşısında mücadele etmeye devam edeceğiz. Suriye’deki saldırıları şiddetle kınıyoruz. Bunun mücadelesini vermeye, birlikte mücadele etmeye de devam etmeliyiz. Bugün bölgenin en dinamik gücü Kürtler ve Alevilerdir.”

    Konuşmalar ardından panelin sonraki bölümleri basına kapalı sürdü. Toplantının saat 17:00’de son bulması planlanıyor.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Hatimoğulları: Suriye’de Alevilere yönelik katliama tüm dünya sessiz, herkes elini taşın altına koymalı!

    Hatimoğulları: Suriye’de Alevilere yönelik katliama tüm dünya sessiz, herkes elini taşın altına koymalı!

    PİRHA- HTŞ’nin Alevilere ve inanç merkezlerine yönelik saldırılarını ‘zulüm politikası’ olarak değerlendiren Hatimoğulları, “HTŞ’nin Şam yönetimine gelir gelmez attığı adımlara bakalım. Alevilere dönük katliamlar, Dürzilere ve Hristiyanlara dönük saldırılar, yine Alevilerin ve Hristiyanların inanç merkezlerine yapılan saldırılar mevcuttur. Alevilere dönük orada gerçekleşen katliama karşı tüm dünya sessiz kalmaktadır. Aleviler, Suriye toplumunun kadim inançlarındandır ve hiç kimse inancından dolayı yargılanmamalıdır ve cezalandırılmamalıdır. İşkence ve zulüm görmemelidir. Bunun önüne geçmek için herkesin elini taşın altına koyması gerekir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, yeni süreç tartışmaları kapsamında iktidar ve muhalefetin Kürt sorununun çözümüne dair tutumu ile birlikte Suriye’de halklara/ inançlara yönelik saldırılar ile bölgedeki gelişmeleri Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi.

    Bazı kesimlerin Suriye’de bir ‘Alevi devleti’ algısı yürüttüğünü söyleyen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Esad dışındaki hükümetin neredeyse tamamının Sünnilerden oluştuğuna işaret etti.

    Türkiye’deki ve Avrupa’daki Alevi hareketinin Suriye’deki saldırılara karşı önemli mesajlar verdiğini kaydeden Hatimoğulları, Alevilerin Suriye’de inancından dolayı yargılanmamaları ve cezalandırılmamaları gerektiğini söyleyerek, “Bunun önüne geçmek için herkesin elini taşın altına koyması gerekir” diye konuştu.

    “BARIŞLA İLGİLİ YOL ALINACAKSA DİL DEĞİŞMELİ”

    Hatimoğulları’nın değerlendirmelerinden başlıklar şöyle:

    “Bu sürecin havuç-sopa denklemiyle götürülüyor olması çözüm tartışmalarını enfekte etme riskini doğurur. İktidar ve iktidara yakın medyanın DEM Parti, Kürt halkına ve değerlerine yönelik kullandığı tehdit dili oldukça rencide edici ve yıpratıcı. Kürt halkıyla ilgili kullandıkları dil, hakikaten kabul edilebilir bir dil değildir. Bir yandan Kürt sorunu yok deniyor, diğer yandan bir sorun çözülmeye çalışılıyor. Şimdi bir sorun çözülmeye çalışılıyorsa, o sorun var demektir. Dolayısıyla öncelikle mevcut olan iktidar ve devlet anlayışı şunu kabul etmelidir. Evet, bir Kürt sorunu vardır ve Kürt sorunu özellikle son iki yüzyıldan bu yana günceldir. Kürt sorunu bağlamı sadece Türkiye’de de değil, Irak’ta, Suriye’de, İran’da da vardır. Bu halk oralarda hem statü, dil ve kimlik sorunu yaşamaktadır hem de demokratik zeminde ortak yurttaş kabul edilmeleri ile ilgili kimi problemler vardır. Bunu kabul etmek gerekiyor.

    1 Ekim’de Meclis’teki selamlaşma ile başlayan gelişmelerden bugüne kadar değerlendirdiğimizde, özetle süreci şöyle görüyoruz; Evet, Bahçeli’nin atmış olduğu adım önemli bir adımdır. Bugüne kadar bu adımın arkasında durduğunu her fırsatta ifade etti. Biz DEM Parti olarak bunu önemli ve kıymetli buluyoruz. Ancak öte yandan başta Erdoğan olmak üzere hükümetten ve bu ülkeyi yöneten iktidardan doğru henüz somut bir açıklama yapılmamıştır. Ne yapmak istediklerine dair bizde bir bilgi yoktur. Kürt sorununun çözümüyle ilgili kafalarından veya akıllarından geçen bir plan var mıdır? Bu plan nedir? Buna dair bizim ve kamuoyunun bir bilgisi yok.

    Ama zaman zaman cumhurbaşkanı, zaman zaman AKP sözcüleri, zaman zaman yandaş medya tarafından tehdit ve bir zehirli dil kullanıldığı aşikâr. Kürt sorununu yok sayan, Kürt halkının siyasi öznelerine dönük kullanılan, en son Sayın Öcalan üzerinde itibar suikastı olarak niteleyebileceğimiz dili kabul etmek mümkün değildir. Bu dilin derhal değişmesi gerekir. Barışla ilgili bir yol alınacaksa eğer bu değişmelidir. Fikir ve zikir birliği denen bir şey vardır.

    Mesele sadece dil midir? Tabii ki değildir. Aynı zamanda dikkat ederseniz, 1 Ekim’den bu yana çok sayıda kayyım atamaları gerçekleşti. En son Akdeniz Belediyesi eş başkanlarımız ve meclis üyelerimiz tutuklandı. Ardından belediyeye kayyım atandı. Bir yandan siz barış diyeceksiniz, öte yandan tutuklamalar, gözaltılar, kayyım atamaları yapacaksınız. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Bunları normal olarak kabul etmiyoruz ve etmeyiz de.

    Hem sopa hem havuç gösteriyorlar. DEM Parti’ye ve Kürt siyasetine ‘Bizim kadife eldivenimizin içinde demir yumruk var’ mesajı verilmeye çalışılıyor. Bu barış sürecinin gelişmesine aykırı bir yaklaşımdır. Bunun tersine dönmesi gerekiyor. Önümüzdeki süreçte barışın inşa edilmesine ilişkin bir yol alınacaksa, gerçekten olması gereken en önemli noktalardan biri, kayyım atamasından vazgeçilmesidir. Kayyım atanmış bütün belediyelerimizde, belediye eş başkanlarımızın görevlerine hızla iade edilmesi gerekir. Aynı zamanda gözaltılar, tutuklamalar, hapishanelerdeki hasta tutsaklar ve cezaevi koşullarıyla ilgili çok ciddi iyileştirmeler yapılmalıdır. İnfazını tamamlamış birçok tutsak bırakılmıyor. Bu demokratik değildir, insani değildir. Anayasa çiğnenmektedir. Yine bununla ilgili çok hızlı iyileştirmelerin yapılması gerekiyor. Bu adımlar atıldığında, ben inanıyorum ki barışa giden yolun taşları daha sağlıklı ve ciddi bir biçimde döşenmiş olur.

    Kürt sorununun çözümü, siyasi partilerce bir seçime kurban edilebilecek bir sorun değil. Özellikle son yüzyılda, özelde de son 50 yılda, Kürt sorununun Türkiye’de barışçıl ve demokratik yöntemle çözülmemiş olmasından kaynaklı neler çektiğimizi hepimiz biliyoruz. Ülkede çok ciddi antidemokratik uygulamalar devreye konuldu, bir rejim değişikliği oldu. Bu rejim değişikliğinde bir ‘terör’ parantezi oluşturularak, bütün muhalefet bu parantezin içine alındı. İşçilerin, emekçilerin boğazından kesilen lokmalar, silaha ve mermiye gitti. Biz bu kötü sürecin değişmesini istiyoruz. Analar ağlamasın istiyoruz. Bugün de ne bir gerilla annesi ne de bir asker annesi ağlamasın istiyoruz. Türk bir anneyle, Kürt bir annenin el ele tutuşarak, birbirinin gözünün içine bakarak empati kurmasını istiyoruz. Bu büyük bir değişimle mümkündür. Dolayısıyla başta ana muhalefet partisi olmak üzere bütün muhalefet partilerinin elbette kaygılarını anlamakla beraber, o kaygıları değiştirip dönüştürebileceği bir süreç olarak da değerlendirmemiz gerektiğini düşünmekteyim. Bu süreç demokratik bir zeminde ilerlerse ve ülkemizde barış inşa edilirse, emin olalım ki bunun en büyük kazananı muhalefet olacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmamalıdır. Muhalefet de kazanacaktır, Türkiye toplumunun tamamı da kazanacaktır. Muhalefet, Türkiye toplumunun kazanımını kendi kazanımı olarak da görmelidir. CHP de daha ciddi bir plan ve programla bu sürece öncülük etmeli. Bu sürecin bir parçası olmalıdır. Bu süreç Türkiye’nin demokratikleşmesi ve dönüşmesi bakımından büyük katkı sağlayacaktır.

    KÜRT SORUNUNU ÇÖZMÜŞ BİR TÜRKİYE’NİN İÇ SİYASETTE YAŞAYACAĞI DÖNÜŞÜM ÖNEMLİDİR

    Kürt sorununun çözümünün Türkiye’ye sağlayacağı çok önemli katkılar var. Hem Türkiye halklarına hem de bölge halklarına büyük katkılar sağlayacaktır. Öncelikle Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye’nin Ortadoğu, Suriye, Lübnan ve Filistin konularındaki barış çağrılarının daha somut bir karşılığı olur. Çünkü kendi pratiğiyle ilgili bir sorunu çözmüş olan bir ülkenin çağrılarının karşılığı çok daha somut olacaktır.

    Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye’nin iç siyasette atacağı adımlar ve yaşayacağı dönüşüm önemlidir. Türkiye, demokratikleşmenin kapılarını ardına kadar açmış olur. Demokratik cumhuriyet tezi çok daha güçlenmiş olur. Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözümü sağlandıktan sonra, bugüne kadar Kürt sorunuyla ilgili devletin özel güvenlikçi politikalarına ve özel harp yöntemlerine ayırdığı bütçe, silaha, mermiye, İHA’lara ve SİHA’lara ayırdığı bütçe, Türkiye’deki işçilere, emekçilere ve asgari ücretlilere pozitif olarak dönecektir. Bu devasa bir bütçedir. Mesela çetelere aktarılan devasa paralar, maaşlar bizlerin cebinden gitmektedir.

    Dolayısıyla bu bütçenin tamamı işçilerin, emekçilerin ve asgari ücretlilerin yaşam standartlarını yükseltmek için kullanılabilir. Bu bakımdan da Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye’yi önemsemekteyiz. Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye’de ne Kürt annesi ne de Türk annesi ağlayacak, gözyaşı dökmeyecek. Artık birbirlerinin gözlerine daha çok bakacak, daha çok el ele tutuşacak ve daha çok empati kuracaklardır.

    Kürt sorununu çözmüş bir Türkiye, demokratikleşme ile ilgili yaşanan sorunları daha somut bir şekilde, “terör parantezi”ne almadan tartışabilecektir. Burada kastettiğim şudur; işçilerin ve emekçilerin yaşadığı sorunlar, örgütlenme problemleri, kadın cinayetleri, kadına karşı işlenen suçlar, kadına yönelik şiddetle mücadele ve ekolojik kırıma karşı güçlü bir mücadelenin önü çok daha güçlü bir biçimde açılacaktır.

    Özellikle bu sürecin, sol ve sosyalistlerin daha doğru bir biçimde okumaları gerektiğine de işaret etmek isterim. Kürt sorununu çözmüş Türkiye’de, bu sorunlarla birlikte diğer toplumsal sorunların da gündemleşmesi ve çözüm odaklı bir mücadelenin yürütülmesi ciddi bir biçimde mümkün olacaktır.

    HTŞ’NİN ATTIĞI ADIMLARA BAKIN; ALEVİLERE DÖNÜK KATLİAMLAR…

    HTŞ’nin geldiği odakları hepimiz biliyoruz. Nasıl bir tarihe sahip olduğunu çok iyi biliyoruz. Bugün Şam’da bir hükümet kurmaya çalışıyorlar ancak henüz ciddi bir kurumsallaşma yaşanmış değil. Çünkü orada, çözüm bekleyen çok önemli sorunlar bulunuyor. Birincisi, Rojava bölgesinin durumu ve statüsünün ne olacağı, ortada duran en temel sorulardan biridir. Bu soruya sağlıklı bir yanıt üretilmesi halinde gerçekten Suriye’de bir düzen sağlanabilir.

    İkinci sorun, Lazkiye, Hama ve Humus çevresinde, Halep ve Şam’da bir kesimin yaşadığı Arap Alevilerinin durumudur. Bütün bunlar elbette Suriye’nin geleceğini ve kaderini belirleyecek çok önemli etmenlerdir. HTŞ’nin Şam yönetimine gelir gelmez attığı adımlara bakalım. Burada farklı halklardan ve inançlardan olan kesimlere yönelik bir baskı ve zulüm politikası var. Alevilere dönük katliamlar, Dürzilere ve Hristiyanlara dönük saldırılar, yine Alevilerin ve Hristiyanların inanç merkezlerine yapılan saldırılar mevcuttur. Bunlar tüm dünya kamuoyunun gözü önünde gerçekleşiyor. Aynı şekilde kadınların kılık kıyafetlerine müdahale edilmesi ve yeni kılık kıyafet yönetmelikleri yayınlanması gibi bir durum da söz konusudur. Hatta en son yanılmıyorsam 2 kadının apaçık bir şekilde (geçmişe ait), herkesin gözünün önünde ve yeni atanan Adalet Bakanının nezaretinde alenen katledildiği görüntüler ortaya çıktı.

    ESAD DIŞINDAKİ HÜKÜMETİN TAMAMI SÜNNİ; ALEVİ YÖNETİMİ DEĞİL BAAS REJİMİ VARDI 

    Hatay Samandağ’a bir heyetle gittik ve oradaki kanaat önderlerinden birisi gelişmeleri çok iyi özetleyerek şunu söyledi: “Suriye’de herkes yanılgılı bir analiz içindedir. Orada Baas rejimi vardı, bir Alevi yönetimi yoktu. Esad dışındaki hükümetin neredeyse tamamı Sünnilerden oluşmaktaydı. Bu herkesçe bilinen ve bilinmesi gereken bir gerçekliktir. Fakat bazı kesimler orada bir Alevi devleti ve yönetimi varmış gibi bir algı yaratmak istiyor. Oysa Aleviler Suriye’deki nüfusun yüzde 15’ini oluşturmaktadır. Geriye kalan nüfus ise ağırlıklı olarak Sünni Araplar, Kürtler ve diğer halklar ve inançlardan oluşmaktadır.”

    Bir kere bu bilginin tüm Türkiye ve dünya kamuoyunca düzeltilmesi gerekiyor. Hatta aynı kanaat önderi şunu da söyledi: “İnsanlara ‘Sen rejim yanlısı mısın?’ diye sormuyorlar, ‘Alevi misin?’ diye sorup ona göre zulmediyorlar’ dedi. ‘Bu katliamlar ve zulümler, rejim taraftarlarına yönelik değil, Alevilere yöneliktir’ diye ekledi. Bu vurgular gerçekten çok önemliydi. Ben de burada sizler aracılığıyla bunları yeniden duyurmak isterim.

    ALEVİLER SURİYE’DE İNANACINDAN DOLAYI CEZALANDIRILMAMALIDIR

    İkinci bir husus ise, Alevilere dönük orada gerçekleşen katliama karşı tüm dünyanın sessiz kalmasıdır. Türkiye’deki ve Avrupa’daki Alevi hareketi bu konuda çok önemli mesajlar verdi, bu çok kıymetliydi. Hep birlikte, orada yaşanan insanlık dramına, katliamlara, zulme ve alenen yapılan işkencelere karşı hem Türkiye’deki demokrasi güçlerinin hem Türkiye’nin hem de uluslararası güçlerin çok güçlü bir ses çıkarması gerektiğini düşünüyorum. Aleviler, Suriye toplumunun kadim inançlarındandır ve hiç kimse inancından dolayı yargılanmamalıdır ve cezalandırılmamalıdır. İşkence ve zulüm görmemelidir. Bunun önüne geçmek için herkesin elini taşın altına koyması gerekir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Dersim’de binlerce yurttaş kayyımı protesto ediyor-VİDEO

    Dersim’de binlerce yurttaş kayyımı protesto ediyor-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır’ın katılımıyla, kayyım protesto ediliyor.

    İçişleri Bakanlığı talimatıyla Dersim Belediyesi’ne kayyım atanmasına karşı binlerce yurttaş Sanat Sokağı’nda bir araya geldi. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Eş Genel Başkanı Murat Çepni’nin de aralarında bulunduğu binlerce yurttaş Dersim’e gelerek protestoya katıldı.

    Kitle, Sanat Sokağı’nda Seyit Rıza Meydanı’na “Kayyım Dersim’den defol” sloganlarıyla yürüdü.

    Ayrıntılar gelecek…

    PİRHA/DERSİM

     

     

  • DEM Parti Eş Genel Başkanları ile Alevi kurumlarının başkanları kahvaltıda bir araya geldi -VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanları ile Alevi kurumlarının başkanları kahvaltıda bir araya geldi -VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile Alevi kurumlarının genel başkanları Ankara’da düzenlenen kahvaltıda bir araya geldi. Yapılan konuşmalarda asimilasyona ve inkara karşı birlikte mücadele edilmesi gerektiği vurgulandı.

    DEM Parti, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Türkiye Alevi Federasyonu(ADFE), Alevi Kültür Derneği(AKD), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı(HBVAKV) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) genel başkanlarıyla ve kurum yöneticileriyle Ankara’da düzenlenen kahvaltıda bir araya geldi.

    Kahvaltıya; DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanları Zeynel Kete ve Kadriye Doğan, Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Alevi Kültür Derneği (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez’in yanı sıra kurum yöneticileri de katıldı.

    HATİMOĞULLARI: ASİMİLASYONA KARŞI ORTAK MÜCADELE YÜRÜTMEK GEREKİYOR

    İktidarın Aleviler üzerindeki asimilasyon politikalarına değinen DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Yan yana duran bir ilişki biçimini yakaladık. Savaşın etrafı sardığı bir dönemdeyiz. Tarih boyunca Aleviler üzerindeki asimilasyon mevcut iktidar ile başka bir aşamaya geçmiştir. Asimilasyona karşı ortak mücadele yürütmek gerekiyor” dedi.

    BAKIRHAN: ALEVİLER VE KÜRTLER BU TOPLUMUN EN ÖRGÜTLÜ KESİMİDİR

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan ise “Ciddi bir kırılma yaşanıyor Ortadoğu’da. İnkarcı rejimlerin yaşama şansı yok. Dünya başka bir yere gidiyor. Örgütlü olan, güçlü olan kazanıyor. Diyanet tekçiliği dayatan bir kurum değil mi? Aleviler de bu ülkede çok şey yaşadı. Aleviler ve Kürtler bu toplumun en örgütlü kesimidir” diye konuştu.

    MUSTAFA ASLAN: TÜRKİYE BİR DEĞİŞİM SÜRECİNE GİRECEK

    DEM Parti Eş Genel Başkanlarının ardından söz alan ABF Başkanı Mustafa Aslan, “Bir olmaya ihtiyaç var. Türkiye bir değişim sürecine girecek. Daha çok bu süreçte, siyasi arenada gelişecek gelişmeleri bir araya gelerek konuşmaya ihtiyaç var.Bir anayasa tartışması yapılacaksa Alevi toplumunun taleplerinin de dile getirilmesini bekliyoruz. Diyalog ve müzakereden kaçmamak lazım, kendi taleplerimizi dile getirmeliyiz” dedi.

    ERCAN GEÇMEZ: ALEVİ ÖRGÜTLENMESİ ÇOĞULCU BİR ÖRGÜTLENMEDİR

    HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, Alevi örgütlerinin sadece bir inanç örgütü olmadığının altını çizerek, şunları söyledi:

    “Türkiye’nin sorunları karşısında kafamızı kuma görmemizi istiyorlar. Alevilerin ürettikleri politikaların Türkiye için değerli olduğunu düşünüyorum. Ürettiğimiz politikaların da siyasette yansıması olması gerekiyor. Sistemin yaptığı en büyük şey düşmanlaştırmaktı. İki toplum için bunu yaptılar. Alevi örgütlenmesi çoğulcu bir örgütlenmedir. Biz demokratik mücadelemize devam edeceğiz.”

    ŞENGÜNLÜ YILMAZ: ALEVİ TOPLUMUNUN SİYASET OLUŞTURMASI GEREKİYOR

    AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz da, Alevilerin siyaset oluşturması gerektiğini dile getirdi. Yılmaz, “CHP dışında muhalefeti ören partilere ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Ortadoğu kan gölü. Alevi toplumunun siyaset oluşturması gerekiyor. Aleviler olarak demokratik zeminde siyaset üretmemiz gerekiyor. Z kuşağını çok ciddiye almamız gerekiyor. Çocuklarımız bu yozlaşmış sistem içerisinde kendi değerlerinden uzaklaşıyor. Bunu çok tehlikeli görüyorum” dedi.

    CUMA ERÇE: 10 EKİM KANLARIN BİRBİRİNE KARISTIĞI BIR GÜNDÜ

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, katliamlar karşısında ortak mücadelenin önemine dikkat çekerek, “Biz bir korku duvarının içerisinde kalan toplumlarız. Bir çok meseleye doğru noktadan bakılsa bile doğru siyaseti üretilemiyor. Mücadelemizde eşit yurttaşlık talebimizin sadece Aleviler için olmadığının bilinmesini isteriz. 10 Ekim kanların birbirine karıştığı bir gündür. Anadolu’da var olan kan kardeşliği aslında o meydanda gerçekti. Katliama maruz kalan tüm kesimlerin bir arada olacağı ortamlar oluşturmamız gerekiyor” diye konuştu.

    ZEYNEL ABİDİN KOÇ: İKTİDAR KENDİNE DÜŞMAN YARATTIKÇA OYLARINI ARTTIRIYOR

    ADFE Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç ise “Yüzyıllardır Aleviliğin yaşadığı soykırımı başka bir toplum yaşasaydı iktidar olurdu. Ancak şu an Alevilerin durumu yüzyıl öncesinden daha kötü durumda. Aleviler son 30 yıldır çok önemli bir örgütlenme faaliyetine girişti. Mevcut iktidar, kendine düşman yarattıkça oylarını arttırıyor. Hedefleri ortak olanları bu masaya davet etmek lazım” ifadelerine yer verdi.

    KADRİYE DOĞAN: BİZLERİN GEÇMİŞE DÖNÜK HESAPLAŞMASI GEREKİYOR”

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, ülkede Aleviler ve Kürtler’in en mağdur toplumlar olduğunun altını çizerek, “Bizlerin geçmişe dönüp hesaplaşmamız gerekiyor. Biz Alevilerin bir gücü var. Taleplerimizden bir tanesi demokrasi, barış, özgürlük. Daha sık bir araya gelip içinde bulunduğumuz durumu değerlendirip yol alacağımıza inanıyorum. Mevcut eğitim modeli ile, zorunlu din dersleri ile, ÇEDES ile mevcut iktidar tercihini yapmıştır” ifadelerini kullandı.

    ZEYNEL KETE: BİZİ EN ÇOK ZORLAYAN MİLLİ MUHALEFETİN ALEVİLİĞİ DİZAYN ÇABASIDIR

    10 Ekim Katliamı’nın, barış için birlik olarak söz söylediği zaman iktidarı ne kadar rahatsız ettiğini gösteren bir katliam olduğunu belirten DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, şunları kaydetti:

    “Tarihsel hafıza, köklerimiz bize yol gösteriyor. Aleviler kabul ve ret ölçülerini sistemlerin dışında aramalıdır. Bizi en çok zorlayan milli muhalefetin Aleviliği dizayn etme çabasıdır. Kriz derin olabilir, bu bir sonuçtur. Kriz dönemlerinde Demokratik Alevi siyasetini ortaklaştırmazsak boşlukları doldururlar. Eşit ve özgür yurttaş kavramını kullanmak istiyorum. Eğer siyaset demokratikleşirse sorunlardan kurtulunabilir. Bu buluşmalar devam etmelidir. Demokrasi birliği oluştuğunda Alevilerin sorunları giderilebilir.”

    CELAL FIRAT: BİRBİRİMİZİN HIZIR’I OLMAMIZ GEREKİYOR”

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat ise “Dedelere bile dede demiyorlar, cemevi uzmanı diyorlar. Diyanetin lağvedilip yerine başka bir kurum gerekiyor, bu büyük bir ihtiyaç. Hepimiz aynı söylemleri geliştiriyoruz. Birimizin Hızır’ı olmamız gerekiyor” dedi.

    “BİZİM DE HAYATLARIMIZA KAYYIM ATANIYOR”

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Nurullah Esat Ünsal, Alevilerin herhangi bir partinin arka bahçesi olmadığını dile getirerek, Alevilerin nasıl bir anayasa istediğinin önemli olduğunu söyledi.

    ABF Genel Sekreteri Özgür Kaplan ise gelişmeler üzerinden muhalefetin rehavete kapılmaması gerektiğini söyledi. Kaplan, “Sizin belediyelerinize kayyım atanıyor ama bizim de hayatlarımıza kayyım atanıyor. Bu bir ortaklaşmayı sağlayabilir” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Hatimoğulları: Filistin’de yaşanan zulümle Hakkari’de yaşatılan zulmün arasında hiç fark yok-VİDEO

    Hatimoğulları: Filistin’de yaşanan zulümle Hakkari’de yaşatılan zulmün arasında hiç fark yok-VİDEO

    PİRHA-Filistin’de yaşanan zulümle Hakkari’de yaşanan zulüm arasında hiçbir fark olmadığını vurgulayan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Filistin için timsah gözyaşları döken AKP iktidarı ve ortakları İsrail’in Filistinlilere dönük uyguladığı şiddetin aynısını bizlere uyguluyorlar” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

    “KAYYIM ATANMASINA HERKES TEPKİ GÖSTERDİ”

    Hakkâri Belediyesi’ne kayyım atanmasına herkesin tepki gösterdiğini söyleyen Tülay Hatimoğulları, “Hakkari’den İstanbul’a halk direniş içerisinde. Genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla, çoluğuyla çocuğuyla halk Hakkari’deki iradesine sahip çıkıyor ve bunu hiçbir şekilde ters yüz edemezler. Bakın AKP’nin en büyük mağduriyet edebiyatı neydi? Darbeler üzerinden konuşurdu ve 28 Şubat Darbesi’ni sürekli örnek verir. Bunu iddia eden bunun üzerinden mağduriyet edebiyatı gerçekleştiren AKP iktidarı var ya aynı zamanda o gün askeri de sokağa indirdi. Ey Erdoğan, ey AKP’liler siz darbecilerin paltosundan çıktınız. Onların yani FETÖ’cülerin yazdığı iddianamelerle arkadaşlarımızı yargılıyorsunuz, belediye eş başkanlarımızı ve seçilmişleri yargılamaya kalkıyorsunuz. Erdoğan ‘Yargının verdiği karar kimseyi rahatsız etmesin’ diyor. Ey Erdoğan sen Kürt halkının 31 Mart’ta verdiği karardan niye rahatsız oluyorsun? Çık bunu Türkiye kamuoyuna açıkla. Bu kayyım ataması neyin rahatsızlığıdır çık bunu açıkla. Ve seçimler bittikten hemen sonra sandık iradesine sahip çıkacağız, dedi. Hakkari halkı halk değil mi? Halk bir tek seni seçince mi halk oluyor? Başka partilerden yana siyasi tercihini yaptığı zaman halk halk olmuş olmuyor mu?” dedi.

    “KAYYIM, ÇETEVARİ BİR FAALİYET”

    İktidarın, siyasi iradelerine kayyım atayıp belediyenin maddi kaynaklarına çöktüğünü belirten Hatimoğulları, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Yani çetevari bir faaliyet. Çeteler gider bir yerlerde bazı sermayelerin üzerine çökerler, birbirleriyle çatışırlar. Bunlar bizim belediyenin, Hakkari halkının hakkı olan maddi kaynaklara da aynı zamanda çökmüş oluyorlar. Burada az önce bahsettim. İktidarın küçük ortağı çıktı ve saatlerce bizimle ilgili konuştu. Bahçeli zaten DEM Parti’ye, Kürt halkına bu ülkedeki demokrasi güçlerine, solculara, devrimcilere küfretmeden dayanamıyor. Küfretmediği, hakaret etmediği bir konuşma dahi yok.

    Bunun altını özellikle çizmek istiyorum. Ve kayyım için yasaldır diyor, demokrasi üzerinden demagoji yapıyor ve demokrasi dersi vermeye kalkıyor. Ey küçük ortak, ey AKP’nin kayyım ortağı sana kalsa AYM’yi de kapatacaktın. Ne demokrasisi ne insan hakları… Sen bunları nasıl ağzına alabiliyorsun. Bunlara bu kadar uzak olan bir anlayış olarak. Sinan Ateş cinayetini açıklayın önce, bu kürsüden. Bize laf atacağınıza hakaret edeceğinize, kayyımı meşru göstereceğinize, yasaldır diyecek kadar ileri gitmenize, yasaları çiğneye çiğneye bunları söyleyeceğinize yapacağınız şey Sinan Ateş cinayetini çıkıp açıklamaktır.

    Şimdi şunu yaymaya çalışıyorlar: Dosyası olanı DEM Parti niye aday yapıyor. Dosyası olmayana da kayyım atadınız. Ben burada sadece dosyası olmadığı halde kayyım atanmış 2 belediyemizden bahsedeceğimim. Buradakiler artırılabilir. Mardin Nusaybin Belediye Eş Başkanı Semire Nergiz, dosyası var mıydı? Hayır. Van Başkale Belediye Başkanı Erkan Acar, dosyası var mıydı? Hayır. Dosya tamamen bahanedir. Bakın Hakkari’de Mehmet Sıddık Akış arkadaşımıza gözaltına alındığı anda kayyım atandı. Daha ne dosyası görülmüş ne mahkemesi görülmüş ne ortada bir karar var.”

    “DAYANIŞMAMIZI DAHA ÇOK BÜYÜTELİM”

    Hatimoğulları, “Bu ülkenin birliğinin sembolü halkın iradesini tanımayanlar olamaz. Toplumu ayrıştıran ve asıl kayyım atayarak bölücülük yapanlar bu toplumun, bu ülkenin sembolleri asla olamazlar. Açlığın, yoksulluğun, işsizliğin, geleceksizliğin, umutsuzluğun, mutsuzluğun fotoğrafı olanlar bu ülkenin bütünlüğünün sembolü olamazlar. Halkına vandal, çürük, sürtük diyenler bu ülkenin birliğinin sembolü olamazlar. ‘Ali İsmail’in katiline emri ben verdim’ diyenler bu ülkenin sembolü olamazlar. Devlet nerede, yardım çığlığıyla tutunmaya çalışan depremzedelere ‘Namussuzlar’ diyenler bu ülkenin birliğinin sembolü olamazlar. ‘Kadın da olsa çocuk da olsa gereğini yaparız’ diyen, şiddeti körükleyen anlayış bu ülkenin sembolü olamaz” diye konuştu.

    Tülay Hatimoğulları şöyle devam etti:

    “Buradan AKP’de siyaset yapan, AKP’ye oy verenlere özellikle AKP’lilere seslenmek istiyorum; sizler de bu hukuksuzluk ve kayyım anlayışından rahatsızsınız biliyoruz. Biz seçim faaliyeti yürütürken sahada AKP’li seçmenden de bu konudaki rahatsızlıkları çok duyduk. Türkiye’de seçilmiş iradeye kayyım atanması demek, Türkiye demokrasisi sadece toprağa gömmek değil, üzerini betonla örtmek demektir. Buradan Türkiye’deki bütün demokrasi güçlerine bütün muhaliflere, kayyım karşıtı bütün kesimlere sesleniyoruz: Lütfen kayyıma karşı irademizi Türkiye demokrasisini savunmak için, ortak yaşamı savunmak için, Türkiye’deki bütün halklarla beraber demokratik bir Türkiye’yi birlikte inşa edebilmek için sesimizi daha gür çıkaralım. Dayanışmamızı daha çok büyütelim, biliyoruz ki daha çok dayanışarak kazanacağız, biliyoruz ki daha çok dayanışarak faşizme geri adım attıracağız.”

    “FİLİSTİNLİLERE UYGULANAN ŞİDDETİN AYNISI KÜRT HALKINA UYGULANIYOR”

    Filistin’de yaşanan zulümle Hakkari’de yaşanan zulüm arasında hiçbir fark olmadığını vurgulayan Hatimoğulları, “Filistin için timsah gözyaşları döken AKP iktidarı ve ortakları İsrail’in Filistinlilere dönük uyguladığı şiddetin aynısını bizlere uyguluyorlar. Burada kalkıp Filistin için sahte gözyaşları dökmekten de hiç geri durmuyor. Bakın mazlumların nezdinde Hakkari Gazze’dir, Gazze Hakkari’dir. Bizler bu zulme karşı tıpkı İsrail zulmüne karşı Filistin halkı nasıl direniyorsa Türkiye’de Hakkari’de bütün halklar aynı direnişi sergiliyor. Şu an Mehmet Sıddık arkadaşımız tutuklu olduğu için onun yerine seçilen ve vekaletini yürütecek olan Belediye Eş Başkanı Viyan Tekçe’dir. Biz buradan Viyan Tekçe’yi kutluyoruz. Onlar kayyım sadece belediye eş başkanını görevden almış olmuyorlar. Belediye meclisini de bypass etmiş oluyorlar. Ama Hakkari Belediye meclisimiz gösterdi ki olması gereken bunlar. Kayyım atadınız derhal bu kayyıma el çektirin ve asıl seçilmişler belediye yönetiminin başına geçmelidir. Meşru olan belediye meclisinin seçtiği Viyan Tekçe’dir. Valinin orada kendi görevlerinin sınırlarına çekilmelidir, seçimlerinin görevlerinde onun yeri yoktur. Atanmışın yeri yoktur olamaz” dedi.

    “MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Belediyelere kayyım atayarak Türkiye’nin 18. yüzyılın gerisine götürülmeye çalışıldığını ifade eden Hatimoğulları, “Bunu bizler asla kabul etmeyeceğiz. Bakanlık yargı polis yargı benim emrimde anayasayı çiğnerim istediğimi de yaparım Firavunların, Dehaqların hükmüdür, Hitlerin hükmüdür. Zulüm ile abad olanın sonu berbat olur. Bu dünyada ne şahlar ne padişahlar ne Dehaqlar ne de firavunlar görüldü. Ama büyük insanlığın karşısında hepsi yenildiler. Sizler de yenilmeye mahkumsunuz. Bizler kayyımlara karşı Hakkari ve Van’da olduğu gibi mücadele etmeye devam edeceğiz. Bizler kayyıma karşı Hakkari’deki Sürmi anne gibi mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tülay Hatimoğulları: İliç, ikinci bir Çernobil’dir-VİDEO

    Tülay Hatimoğulları: İliç, ikinci bir Çernobil’dir-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve beraberindeki heyet, toprak kaymasının meydana geldiği İliç’e bağlı Çöpler köyünde açıklama yaptı. İktidarın leblebi dağıtır gibi maden şirketlerine ruhsat dağıttığını belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “İliç, ikinci bir Çernobil’dir. İktidar göz göre göre gelen bir cinayete imza atmıştır” dedi.

    Erzincan’ın İliç ilçesinde bulunan Anagold Madencilik tarafından işletilen Çöpler Altın Madeni’nde dün meydana gelen toprak kaymasında kaybolan işçileri arama kurtarma çalışmaları sürüyor. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve beraberindekiler, maden faciasının yaşandığı köye geldi.

    “İLİÇ, İKİNCİ BİR ÇERNOBİL’DİR”

    İktidarın leblebi dağıtır gibi maden şirketlerine ruhsat dağıttığını belirten Tülay Hatimoğulları, “Köylüler ve doğa savunucularının tepkilerine rağmen iktidar sermayeyi korudu. İktidar bilim dışı birçok ÇED raporunun da hayata geçmesine olanak sağladı. Ülkemizde çok büyük bir deprem yaşadık ve üzerinden sadece 1 sene geçti. Ancak kimyasalların kullanıldığı böyle madencilik yapan şirketlerin önü iktidar tarafından açılıyor. Bilim insanlarının yapması gereken incelemeye izin vermeyerek hiçbir şey değişmiyor. İliç, ikinci bir Çernobil’dir. İktidar göz göre göre gelen bir cinayete imza atmıştır” dedi.

    “İLİÇ’TEKİ MADEN OCAĞI KAPATILMALIDIR”

    İktidardan yargı yoluyla hesabını soracaklarını ifade eden Hatimoğulları, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Canlı yaşamını hiçe sayan bu iktidarı halkımıza şikayet ediyoruz. Bizler toprağımızın her karışına ve suyumuzun her damlasına sahip çıkacağız. Bu şekilde doğamızın, canlılarımızın katledilmesine izin vermeyeceğiz. Derhal İliç’teki maden ocağı kapatılmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Hatimoğulları: Cezaevlerindeki tablo daha da ağırlaşmadan adım atılmalı-VİDEO

    Hatimoğulları: Cezaevlerindeki tablo daha da ağırlaşmadan adım atılmalı-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Ankara İl Örgütünde tecrite karşı yürütülen açlık grevini ziyaret etti. Hatimoğulları, “Sayın Öcalan üzerindeki tecrit derhal kalkmalı” diye belirtti.

    Türkiye cezaevlerinde tecrite karşı sürdürülen açlık grevi 62. gününde. Hapishanelerde yürütülen eylemlere dışarıdan da destek sürüyor.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Ankara İl Örgütünde süren Adalet Nöbeti’ni ziyaret etti.

    “62 GÜNDÜR AÇLIK GREVLERİ VE ADALET NÖBETLERİ SÜRÜYOR”

    Tülay Hatimoğulları, yaptığı konuşmada şunları söyledi:

    “62 gündür Türkiye ve Kürdistan’ın birçok yerinde adalet nöbeti ve açlık grevleri devam ediyor. Sayın Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridin kırılması Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğüne kavuşması, aynı zamanda Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümü nedeniyle cezaevlerinde açlık grevi var. 15 Şubat’a kadar dönüşümlü sürecek bu açlık grevi ve sonrasında nasıl bir tabloda devam edeceğini bilmiyoruz ama bizler içerideki açlık grevinin daha ağırlaştırılmış bir tabloya dönüşmeden önce cezaevinde bulunan siyasi rehinelerin başlattığı bu önemli ve tarihi anlamı olan direnişin siyasal sonuçlarının bütün toplum için hayırlı olacağına inanıyoruz.

    “ÇÖZÜMSÜZLÜĞÜN FATURASINI HALKLARIN TAMAMI ÖDÜYOR”

    Bu ülkenin 40 yıldır devam eden savaş ve çatışmalarla Kürt sorununda bir yere gelinemediğine hepimiz tanıklık ediyoruz. Bugün Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülmemesinin ağır faturasını sadece Kürt halkı değil, Türkiye halklarının tamamı ödüyor. Bugün yaşadığımız ağır yoksulluğun nedenlerinden biri de Kürt sorunu başta olmak üzere aslında gerçekte olmayan bu iktidardan iktidarda kalmak için devletlerin kendi iktidarlarını korumaları için yürütmüş oldukları bu karanlık ve kötü siyasetin ürünü olarak savaşta ısrarın olduğunu hepimiz görüyoruz. Bir yandan can kayıpları, öte yandan demokrasinin önündeki en büyük engellerden biridir.

    “ÇÖZÜM İÇİN ADIM ATILMALIDIR”

    Bugün başta kadınlar olmak üzere adalet nöbeti tutarak açlık grevlerine girerek cezaevlerinde başlayan açlık grevlerine bizler de DEM Parti olarak başlayan adalet nöbetini buradan selamlıyoruz. Hep birlikte başaracağımıza inanıyoruz. Bugün anaların gösterdiği direniş, çektiği acılara, gözyaşları içerisinde barış konusundaki ısrarları ve Sayın Öcalan ile ilgili talepleri çok anlamlı ve önemlidir. DEM Parti olarak; bu talepler baştan beri bizimde talebimizdir ve ortaklaşarak başaracağımıza inanıyoruz. Başarılar diliyoruz, hep birlikte kazanacağız. Çözümün adresi İmralı diye bir slogan yazılmış, çok anlamlı bir slogan. Sayın Öcalan üzerindeki tecrit derhal kalkmalı, cezaevlerindeki tablo daha da ağırlaşmadan çözüm için adım atılması hepimizin talepleridir.”

    PİRHA/ANKARA