PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Öcalan’ın tarihi çağrıya hazırlandığını belirtti. Alevi kurumlarıyla yaptıkları toplantıya da dikkat çeken Bakırhan, “O toplantının gündemi de Alevilerin eşit yurttaşlık talebi olduğu gibi tabii ki çözüm tartışmalarıydı. Gördük ki Alevi canlar da tartışmaları destekliyorlar ” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında değerlendirmelerde bulundu.
Bakırhan konuşmasına DEM Parti olarak Alevi örgütlerinin temsilcileriyle bir araya geldiklerini hatırlatarak başladı. Bakırhan “O toplantının gündemi de Alevilerin eşit yurttaşlık talebi olduğu gibi tabii ki çözüm tartışmalarıydı. Gördük ki Alevi canlar da tartışmaları destekliyorlar ” dedi.
Bakırhan, 6 Şubat Maraş merkezli depremlerin 2’nci yıl dönümüne değinerek, iktidarın sorumluluğuna dikkat çekti: “İktidar deprem bölgelerinde çok iyi eserler yapıyorlarmış gibi bir algı oluşturmaya çalışıyor. Emin olun Antakya toz duman içinde, insanların hâlâ çadırlarda yaşadıkları bir Antakya ile karşı karşıya kaldık. Deprem bölgesindeki yurttaşlara söz veren iktidar yine sınıfta kaldı. Depremzedelerle dayanışma içinde olacağız.”
“MUHALİF OLUNCA ÇOK İYİ NİYET OKUYORLAR”
“Bu ülkeyi yönetenler yüz yıldır demokrasiden korkarak ülkeyi yönetiyorlar, hakkını arayan kimliğini arayan kesimlere karşı bu rejim hiçbir zaman demokratik olmadı” diyen Bakırhan, “AKP iktidara da demokrasi iddiasıyla gelmişti ancak demokrasinin zerresi kalmadı, neredeyse geçmiş günleri aratacak hale getirdi ülke. Yandaş olana hukuk lastik gibi ama bu düzeni eleştirenlere maşallah aslan gibi kükrüyor. Muhalif olunca maşallah çok iyi niyet okuyorlar. Bir gerekçe bularak insanları mahkum etmeye çalışan bir yargıyla, bir hukukla karşı karşıyayız” dedi.
Konuşmasının devamında Pınar Gültekin cinayetine değinen Bakırhan, “Adli tıp raporuna göre diri diri yakıldığı tespit edilen Pınar Gültekin davasında bu canice öldürmeye Yargıtay haksız tahrik indirimi istiyor, bu yargıya nasıl güveneceğiz. Bu karardan Yargıtay vazgeçmeli” dedi.
“KİMSE BİZE SÜREÇ VAR KAYYIM UYGULAMASINI GÖRMEZDEN GELİN DEMESİN”
“Türkiye’nin en önemli meselesi demokrasidir” diyen Bakırhan şöyle devam etti:
“Bu ülkenin geleceği haksızlığa uğrayanların dayanışmasıdır. Kayyım meselesini anlatacağız yine, Siirt’e üçüncü defa kayyım atandı. Atanan kayyım cebinde isimliği ile dolanıyormuş. Gece yarısı atanan kayyım mesai olmadan sabah poz veriyor. Demek ki bunlar önceden planlamış. Bu antidemokratik uygulamayı kabul etmiyoruz. Sadece bizimle yetinmiyorlar baskıcı kayyımcı zihniyeti batıya ihraç etmeye çalışıyorlar. Artık CHP’nin belediyelerine de kayyım atıyorlar. Yerel yönetimlere hangi partiden olmasına bakmaksızın sahip çıkmaya devam edeceğiz Kayyım ile mi barışa katkı sunacaksınız? Hem silah bırakma çağrısı yapıp hem de gençlerin, kadınların olduğu yerde gösteri yapıp silah göstereceksin. Bu uygulamayı yapanların açığa çıkarılması çağrısı yapıyorum. Kimse bize süreç var, bu kayyım uygulamalarını görmezden gelin demesin, kimse süreç var size tokat atarız sesinizi çıkarmayın, her hukuksuzluğu yaparız sessiz kalın demesin. Bizim belediyemizi gasb edenler bilsin ki bu halkın iradesi fermanla teslim alınmaz. Biz buradayız, diz çökmedik, çökmeyeceğiz. Bu fermanlar vız gelir tırıs gider.”
“BU TARİHİ FIRSATI BOZMAMAK GEREKİYOR”
Bakırhan, “Kürt sorunun demokratik ve barışçıl çözümü Türkiye’nin demokratik standartların kaldıracı olacaktır. Türkiye’deki toplum bir barış sürecine evrilmesini istiyor. Bu tarih fırsatı bozmamak gerekiyor. Herkesin ortak sorunu demokrasi ve hukukun üstünlüğü meselesidir. Peki iktidar neyi bekliyor? Niye adım atmıyor? İktidarı durduran nedir? Türkiye’yi ne zaman demokratikleştirecek? Sorusunu yalnızca biz değil Türkiye’de yaşayan herkes bu iktidara sormalıdır. Güvenlikçi bir perspektif ve zehirli bir dil bu süreci geriye götürür. Öcalan hukuki ve siyasi zemine çekme çağrısı yapmışken, iktidarın dili ve pratiği de buna uygun olmalıdır. Zaman susma ve bekleme zamanı değildir, daha kaç genç toprak altına girsin. Bugün dünden daha büyük dünden daha güçlü bir halk iradesi var” dedi.
“KALICI ÇÖZÜM İÇİN ÖCALAN ÇAĞRI YAPACAK”
Herkesin gözünün kulağının olduğu sürece dair Öcalan’ın mesajlarına değinen Bakırhan şöyle devam etti:
“Sayın Öcalan Kürt sorunun Kürt sorunun köklü ve kalıcı çözümü için, demokratik bir Türkiye’nin inşası için önümüzdeki günlerde tarihi bir çağrıyı yapmaya hazırlanıyor. Kısa bir sürede bu tarihi çağrıyı da yapacak. Biz kalıcı ve köklü bir çözüm için hazırız yapılacak olan bu tarihi çağrıyı da önemsiyoruz ve destekliyoruz arkasındayız. İktidarı da bu çağrının zeminine denk düşecek zemini güçlendirmeye ve tarihi çözümde rolünü oynamaya çağırıyoruz.”
“ARTIK TOP ERDOĞAN’DA”
“Bu süreç bugüne kadar sayın Bahçeli’nin siyasi taşıyıcılığı ile devam etti, biz de hakkını verdik” diyen Bakırhan, “Ama sayın Bahçeli yürütmenin başı değil. Şimdi yürütmenin başındaki Erdoğan’a büyük işler düşüyor. Artık her şey Erdoğan’ın elinde. Artık demokratik adımları atma zamanı. Artık top Erdoğan’da. Milyonların gözü kulağı artık demokrasi gelsin, adalet gelsin, özgürlük büyüsün diye bekliyor. Hızlıca artık demokratikleşmeyi sağlayacak güven artırıcı, güven onarıcı adımlarım atılmasını bekliyoruz. Sizin için tarihe geçme fırsatıdır sayın Erdoğan. Günü kurtarmak ve oyalanmak yerine geleceği kazanmak için cesaret gösterin” ifadelerini kullandı.
“15 ŞUBAT DA OLABİLİR SONRASI DA OLABİLİR”
Partisinin grup toplantısı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakırhan, Abdullah Öcalan’ın çağrısı için, “15 Şubat da olabilir sonrası da olabilir” diye konuştu.
“İmralı ziyareti olacak mı?” sorusuna da yanıt veren Bakırhan, “Henüz netlik yok. Çağrıyı bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Öcalan’ın İmralı’da son görüşmede söylediklerini aktardı. Hatimoğulları, Öcalan’ın “Bu üst üste binen kriz döneminde Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi ile ilgili oyalama, zaman kazanma, bekle gör politikalarına tevessül etmek Türkiye halklarına yapılacak en büyük kötülük olur” dediğini belirtti.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık grup toplantısında açıklamalarda bulundu.
Konuşmasına Siirt Belediye Eş Başkanı Sofya Alağaş’a yargılandığı davada 6 yıl 3 ay hapis cezası verilmesine tepki gösteren Hatimoğulları, “Bu ceza halkın iradesine apaçık bir saldırıdır. Apaçık bir darbedir. Belediye asbaşkanlarımızı hedef alan bu saldırılarla ve barış arayışının bu şekilde baltalanması asla kabul etmiyoruz. Bir yandan barış konuşulurken öte yandan belediye eşbaşkanlarımıza dönük bir ceza sistemi uygulanmasını doğru bulmuyoruz. Bu karar bir kez daha yargının bütün muhalefete karşı saldırısının göstergesidir. Cezaevleri, baskılar, siyasi soykırım operasyonlarıyla bugüne kadar bir tek adımı geri atmadık. Bizler bu siyasi soykırım operasyonlarına karşı asla diz çökmeyeceğiz, aman dilemeyeceğiz” dedi.
KARTALKAYA YANGIN FACİASI
Kartalkaya yangın faciasına ilişkin de konuşan Hatimoğulları, “Bu felaketlerin sebebi ‘Biz devleti şirket gibi yöneteceğiz’ diyerek yurttaşı müşteri olarak gören, canını değersiz bir eşyaymış gibi gören iktidarın ta kendisidir. Bir haftadır, yitirdiğimiz canları, ihmaller dizisini konuşuyoruz. İktidar ise ne bir özür diliyor ne de istifa kelimesini ağzına alıyor. Sadece tüm gücüyle sorumluları acaba nasıl korurum diye bir çalışmanın içine girmiş durumda. Bu felakete kapı aralayanlar, sermaye kazansın diye denetim yapmayanlardır” ifadelerini kullandı.
İMAMOĞLU’NA SORUŞTURMA
Ekrem İmamoğlu’na soruşturma açılmasına ilişkin konuşan Hatimoğulları, “Kimse karnından konuşmasın. Olası rakiplerini yargı yoluyla yarışın dışına bırakmaya çalışmak hukuksuzluktur. Yakında insanlar konuşmaya başlamadan daha düşünürken mi soruşturma açacaksınız. Zira size göre düşünen ve konuşan her insan tehlikelidir” dedi.
İMRALI GÖRÜŞMELERİ VE ÖCALAN’IN ÇAĞRISI
Tülay Hatimoğulları, Abdullah Öcalan’ın ikinci görüşmede söylediklerini şöyle aktardı:
“İmralı görüşmesinde neler konuşuldu. İmralı görüşmesinden çıkan yol haritası elbette bu ülkede yaşayan Türklerin Kürtlerin ve bütün halkların merakla beklediği bir konudur. Ben öncelikle bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgiye geçmeden önce Sayın Öcalan’ın bütün yurttaşlara gönderdiği selamı buradan sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın Öcalan görüşmede şunları ifade etmiş. Çalışmalarıma devam ediyorum demiş. Kamuoyunda meraklı beklediği görüşmeye ilişkin Türkiye toplumunu ilgilendiren bazı önemli hususları da şu şekilde sizlerle paylaşmak isterim. Sayın Öcalan küresel, bölgesel ve ulusal krizlerin üst üste bindiği tarihsel bir dönemden geçtiğimizi değerlendirmiştir. Bu üst üste binen kriz döneminde Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi ile ilgili oyalama, zaman kazanma, bekle gör politikalarına tevessül etmek Türkiye halklarına yapılacak en büyük kötülük olur demiş. Yaşanan krizlere karşı Türkiye toplumunu ve bölge halklarını korumanın yolu bellidir. Sayın Öcalan’ın çağrısı nettir.
ŞİDDETSİZ DEMOKRATİK ZEMİNDE ÇÖZÜM
Türkiye’yi demokrasi zeminine çekmek, krizlerden kurtarmanın tek çaresidir. Bu kapsamda Sayın Öcalan meseleyi şiddet ve çatışma zemininden demokratik hukuk ve demokratik siyaset zemine çekmeyi hedeflediğini bir kez daha bu görüşmede de ısrarla vurgulamıştır. Sayın Öcalan’ın son görüşmede vurguladığı gibi tarihin kritik dönemeçlerinde sağlanan ortaklaşmalar sorunların çözümüne önemli katkılar sağlar. 22 Ocak tarihindeki görüşmede Sayın Öcalan mevcut sorunların ancak demokratik hukuk yoluyla kökten çözümünün mümkün olduğunu önemle vurgulamış. Sayın Öcalan’ın şu hususların altını çizdiğini ifade etmeliyim.
KRİZDEN ÇIKIŞIN YOL HARİTASINI SUNMAYA HAZIR
Sürekli beka kaygısı üreterek, işçi ve emekçinin alın terini güvenlik politikalarına harcandığı, yoksulluğun derinleştiği, hukuksuzlukların sıradanlaştığı, sömürünün yaygınlaştığı, kadın ve çocuk düşmanlığının arttığı bu kısır döngüden çıkmanın yol haritasını sunmaya hazır olduğunu ifade etmiş.
BAHÇELİ’NİN ÇIKIŞI DEĞERLENDİRMESİ
Evet biz de diyoruz ki tarihin bu önemli kırılma dönemlerinde Türkiye tüm prangalarını atmalı, yüzyıllık ezberden ve kısır döngüden kurtulmalıdır. Ayrıca Sayın Öcalan son görüşmede heyetimize Bahçeli’nin yaklaşımının devlet aklıyla buluşması halinde barışa hizmet edecek tarihsel bir çıkışa vesile olacağını belirtmiştir. Özellikle tarihe not düşerek altını çiziyoruz. Bizler de DEM Parti olarak bu konuda iktidar da artık güven artırıcı somut adımlar atmalıdır diyoruz. Güçlü bir çözümün iradesi ortaya konulmaldır. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için iktidar tarafından toplumun tümünü kapsayan ve demokrasiyi esas alan güven verici adımlar acilen atılmalıdır.”
PİRHA – AKP’nin askeri kalkışmadan nemalandığını belirten DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, “Ankara Gar Katliamı ve Suruç Katliamı’ndan sonra iktidar, ‘Bu katliamlar iyi oluyor bizlerin oyları artıyor’ diyerek, bu katliamlar üzerinden, yani insan kanı üzerinden bu rejimi inşa etti” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi.
15 Temmuz 2016 askeri kalkışmanın yıl dönümüne dikkati çeken Hatimoğulları, geçmiş dönemlerde yaşanan tüm darbelerin en ağır bedelini işçilerin, emekçilerin, yoksulların, solcuların, sosyalistlerin ve muhaliflerin ödediğini söyledi.
Hatimoğulları, “Bizler DEM Parti geleneği olarak siyasi ve askeri darbelere karşı tutumuz çok açık ve nettir. Darbelerin sadece kazananı, o darbeyi gerçekleştiren klik ve ona bağlı güçler olmuştur. Kaybedeni de Türkiye olmuştur. 15 Temmuz darbe girişiminin ve devam eden darbenin kaybedeni yine Türkiye olmuştur” dedi.
“BÜYÜK BİR KOMPLODUR”
AKP’nin askeri kalkışmadan nemalandığını belirten Hatimoğulları, “Ankara Gar Katliamı ve Suruç Katliamı’ndan sonra iktidar, ‘Bu katliamlar iyi oluyor bizlerin oyları artıyor’ diyerek, bu katliamlar üzerinden, yani insan kanı üzerinden bu rejimi inşa etti. 15 Temmuz Türkiye halklarına karşı kurulmuş büyük bir komplodur. 15 Temmuz Türkiye’de zamana yayılmış siyasi darbedir ve kolluk kuvvetleri ile yargı tarafından desteklenmiş bir darbedir” diye konuştu.
Hatimoğulları, “Askeri darbeler analizi yapan uzmanların yaptığı bir değerlendirmeyi paylaşacağım sizlerle. ’15 Temmuz bir darbe değildir’ dediler. ‘Bu girişim kimin işine yaradıysa faili odur’ dediler. Aynen öyle. Bu tespite yürekten katılıyoruz. Öncesi ve sonrası, yani 15 Temmuz darbe girişiminin hem öncesi hem sonrası tamamen bir senaryoydu. Bu senaryonun kimler tarafından yazıldığını bütün detaylarıyla bugün konuşacağız. 15 Temmuz’un mağduru toplumdur. O gün bugündür ekonomi tam bir çöküş içinde, siyaset tam bir çöküş içinde, demokrasinin kırıntısına dair hiçbir şey yok ortada” dedi.
4 KASIM DARBESİ
Kobane ve Gezi davalarına dikkati çeken Hatimoğulları, “Bu siyasetçiler HDP’li siyasetçilerdi. İçinde o dönemin eş başkanları olan sevgili Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’ın olduğu onlarca HDP’li siyasetçi gözaltına alındı tutuklandı. Onun evveliyatında önce dokunulmazlıkları kaldırıldı. 4 Kasım darbesi. Bu fotoğraf, 4 Kasım darbesinin Sincan Adliyesindeki fotoğrafıdır. İşte darbe budur. Yine bu fotoğraf. Geziden yargılanan arkadaşlarımızın fotoğrafı. Gezi davası, daha doğrusu gezi direnişi bu ülkenin toplumsal hafızasında en onurlu toplumsal direniş en onurlu sivil itaatsizlik eylemlerinden biriydi. Bizlerin ayağa nasıl kalkabileceğini halkın gücünü bütün dünyaya gösteren bir direnişti Gezi direnişi. Sivil demokratik olan Gezi direnişi bu şekilde müebbetle cezalandırıldı. Bu darbe değil de nedir?” diye sordu.
CENAZELERE DÖNÜK SALDIRILAR
Cenazelere ve mezarlıklara dönük saldırılara değinen Hatimoğulları, “Bir hafızayı bu şekilde ortadan kaldıracaklarına inandılar. Mezarları tahrip ettiler, cenazelere işkence yaptılar. Cenazelerin gömülmesini bile engellediler. Bu bir savaş hukukunda bile kabul görecek bir şey değildir. Kabul edilemez. Bu fotoğraf Ali Rıza Aslan’a ait ve elinde taşıdığı koli, kargo ile gelen çocuğunun cenazesi. Sadece bu fotoğraf bile bize ne kadar çok şey anlatıyor. Ali Rıza Aslan ‘Gözlerim karardı, nefesim kesildi. Sanki o bütün Diyarbakır başıma yıkıldı’ demişti. Bütün Diyarbakır, bütün Türkiye bu acı çeken ailelerin başına yıkılıyor. Bunu da yapan sözde mütedeyyin olan, inançlı olan ama İslam’ın değerlerini siyasal amaçları için kullanan AKP’dir” şeklinde konuştu.
TUTUKLANAN ANNELER
Hatimoğulları, cezaevlerindeki şüpheli ölümler ve yaşlarına rağmen tutuklu olan annelerin durumunu da değindi. 83 yaşındaki Makbule Özer’in yüzde 61 engelli olmasına rağmen tutuklu olduğuna dikkati çeken Hatimoğulları, 2 gün önce de Êlih’te çok sayıda annenin tutuklandığını anımsattı. Hatimoğulları, Makbule Özer’in fotoğrafını göstererek, “Sanmayın ki bu anlattıklarımız sadece bir Kürt kadının hikayesidir. Bu anlattığımız bir elinde çiçek, bir elinde bastonu beyaz tülbentiyle dimdik ayakta durmaya çalışan bir Kürt ananın fotoğrafı” dedi.
“KAYYIMA KARŞI MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”
Hatimoğulları, Hakkari Belediyesi’ne 3 Haziran’da kayyım atandığına işaret ederek, şöyle devam etti:
“Geçmiş dönemde yaşamış olduğumuz askeri darbe dönemlerinde dahi kayyımlar atanmadı. Bu darbe 12 Eylül askeri darbe girişiminden daha beter bir darbedir. Alın size 100 yıl boyunca hatırlayacağımız bir darbe fotoğrafı. Hakkari Valisinin Hakkari Belediyesine kayyım olarak atanmasının belgesi. Askeri güçle bunu sağladıklarının belgesi bu fotoğraftadır. Bu fotoğrafı asla unutmayacağız. Yürüyüşlerimizle nöbetlerimizle direnişimizle Hakkari’de atanan kayyım el çektirilene kadar orada belediye meclisi tarafından seçilen ve bütün yasal prosedürlere uygun olan halkın iradesi temsil eden Viyan Tekçe başkan vekili olarak atanana dek kayyıma karşı mücadelemiz devam edecektir.
ÖZGÜR BASINA SALDIRI KARNESİ
Bir kare daha var ki bütün darbelerin ortak özelliği. Darbe süreçlerinde biliyorsunuz ilk basına saldırılır. Özgür basına saldırılır. Çünkü yaptıkları kirlilikler, otoriterleşme, faşistleşme, insan hakları ihlalleri kamuoyuna gösterilmesin diye en büyük darbeyi basına yaparlar. Nitekim şimdi Türkiye cezaevinde gazetecileri olan ve en ön sıralarda yer alan ülkelerden biridir. En çok gazeteciyi cezaevine atmış olan bir ülke. Bunu darbe döneminde daha fazla yaptı. Sermaye gruplarıyla oldukça güçlendirdiler kendi medyalarını. Medya daima burjuvazinin tekelindeydi ama AKP döneminde medyayı daha fazla tekellerine aldılar. Bakın bu süreçte KHK’larla toplam 204 medya kuruluşu, 6 haber ajansı, 70 gazete, 20 dergi, 41 radyo, 38 TV, 29 yayınevi, dağıtım şirketi kapatıldı. Yüzlerce basın kartı iptal edildi, gazeteciler tutuklandı.
Elimdeki son kare ve el değiştiren darbe. Kapatılan Özgür Gündem Gazetesinin 19 Temmuz 2016 tarihli manşeti. ‘Darbe el değiştirdi’ diyor ve altta devam ediyor; ‘Saray ve AKP darbe girişimini fırsat bilerek kendi darbesini yapıyor. Sokağa salınan çeteler demokratik güçleri hedef alıyor diyor.’ Tam da böyle oluyor. Özgür Gündem yaşanan her şeyi bu cümle ile o kadar net özetlemiş ki. Evet iktidarın şiddet ve unutturma yaklaşımına karşı bizler bu karelerde hafızalarımızı her alanda dipdiri cap canlı tutuyoruz. Onlar zannetmesin ki attıkları yalanlarla bu kareleri gölgeleyebilecekler. Bu kareler toplumun vicdanında zaten bir hafıza oluşturmuş aynı zamanda arşivlerde de en iyi şekilde yerlerini almıştır.
DARBENİN SİYASİ AYAĞI NEREDE
Darbenin siyasi ayağını AKP hiç konuşmaz. Türkiye toplumu darbenin siyasi ayağını çok ciddi bir biçimde konuşmalıdır. Darbenin hakimi, savcısı var. Eniştesi var. Çaycısı var, ama bu darbenin siyasi ayağı yok. Darbenin asıl failini bulmak için o zaman HDP şimdi DEM Parti olarak defalarca araştırma komisyonu kurulsun diye teklifler verdik. En son darbe araştırma komisyonu kuruldu. Şu an söyleyeceğimiz şey o kadar mühim ki. Bu iktidarın derhal istifa etmesini gerektiren bir şey. Çünkü belgeyi çaldılar belgeyi.
ÇARA ÜÇÜNCÜ YOL
Bizler direnmeye alışkın bir geleneğin çocuklarıyız ve kazanacağız. Bu umutla mücadele ediyoruz. AKP ve MHP sadece 15 Temmuz darbe girişiminde değil cumhuriyet tarihindeki en büyük askeri ve sivil darbenin kirli mirasını omuzlayan bir iktidar oldular. AKP darbe mekaniğinin bizatihi uygulayıcısı oldu. 20 Temmuz OHAL darbesinden sonra rejimin değişmesini de muhalefet ne yazık ki oturup izledi. Bizler ne darbenin ne darbecilerin bir parçası olduk. Ne darbeden faydalananlar olduk. Bizler darbe rejiminin sahte oyunun pardesini açarak bütün açıklığıyla bunu halklara gösterenler olduk. Bizler Yenikapı ruhunun figüranı olmayı reddettik. Halkın yanında olduk. Böyle de olmaya devam edeceğiz. Bunları neden hatırlama gereği duyuyoruz. Çünkü yeni dönemin siyaseti muhalefet tarafından şekillendirilmeye çalışılırken bu konuştuğumuz konuları o dönem Yenikapı ruhu oluşturarak bu iktidarın kendini kurumsallaştırmasının önünü açan anlayış ile muhalefetin hesaplaşması gerekiyor.
Ne bu halk düşmanı olan rejimin ne de bu rejimi restore etme ihtimaline karşın görev üstlenebilme olasılığı olan muhalefetin Türkiye halklarına bir faydası olmaz. İşte biz bu nedenle diyoruz ki ne bu iktidar ne bu rejim ne de bu restorasyoncu anlayış. Bütün bunlara karşı demokratik cumhuriyet olan Üçüncü Yol. Üçüncü yolun yolcuları da DEM Parti’de mücadele vermektedir.
Biz onların rahatlarını bozabiliriz. Çünkü biz çoğuz. Bizler korkuyu Kerbela’da, korkuyu 1977 1 Mayıs’ında bıraktık. Bizler korkuyu 15-16 Haziran işçi direnişinde, bizler korkuyu Amed Zindanlarında bıraktık. Bizler korkuyu 14 Temmuz direnişlerinde, Gezi direnişlerinde bıraktık. Bizler cesaretimizi kuşanmış yoldayız ve yürüyoruz. Bütün ferasetimizle bizler ekmek için de adalet için de mücadele ediyoruz. Mücadelemiz 85 milyon yurttaşımızın bu ülkede eşit ve adil bir sistemde yaşaması içindir.”
EMEKLİ MAAŞINA TEPKİ
Hatimoğulları, hükümetin en düşük emekli maaşına dair kararına dair tepki gösterdi. AKP Grup Başkanı Abdullah Güler’in en düşük emekli aylığının 12 bin 500 lira olacağını duyurduğuna dikkati çeken Hatimoğulları, “Saray, 15 saniyede bir emekli maaşı harcıyor” dedi.
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Türkiye hakları için tek kurtuluş reçetesinin demokrasi ve ortak akla dayalı uzlaşı olduğunu söyledi. Bakırhan,”Türkiye halkları için tek çıkar yol, tarihi Kürt barışıdır. Demokratik, adil, özgürlükçü bir düzendir. Alevinin eşit yurttaşlık hakkına sahip olduğu, ibadet hakkının güvence altına alındığı, tek bir Ermeni’nin bile güvercin tedirginliği hissetmediği bir ülke olsun istiyoruz” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında gündemdeki gelişmelere ilişkin değerlendirmede bulundu. Konuşmasına, hem iktidara hem muhalefete hem de Türkiye halklarına önemli çağrılarda bulunacağını ifade ederek başlayan Bakırhan, “Umarım herkes kırmızı çizgilerini, hem bize dönük önyargılarını bir kenara bırakarak, bugün yapacağımız bu grup konuşmasına 30 dakikasını ayırır” dedi.
“YEMİNLİ SİYASET TÜCCARLARI”
Bakırhan‘ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:
“Dünya halklarını tehdit eden bir ırkçılık, milliyetçilik giderek yükseliyor. Bu dalganın altında kalacak milyonlarca insan var. Bu dalganın yaratmış olduğu savaş milyonlarca insanı yerinden yurdundan etti. Dünyanın üçte biri mülteci konumunda yaşıyor. Milyonlarca insan kaçış halindedir. Mülteciler gittikleri ülkelerde düşman gibi karşılanıyorlar.
Bu ırkçı ve milliyetçi akım, dünyayı, Orta Doğu’yu ve Türkiye’yi giderek bir uçuruma sürüklüyor. Bu dalgayı arkasına almak isteyen ırkçı ve milliyetçiler her gün ülkemizde düşmanlık tohumları ekiyor. Türkü Kürde, Arabı Farsa, Sünni’yi Alevi’ye düşman etmeye yeminli siyaset tüccarları bu dönemde de Türkiye’de de ortaya çıkmıştır.
Birinci yüzyılda milliyetçi ve ırkçı toplumsal sözleşme hepimize kaybettirdi. İlk yüzyılı savaşlarla, çatışmalarla, asimilasyon politikalarıyla, ret ve inkarla geçirdik. Milliyetçi çevreler bir kez daha farklı kimlikleri ve inançları susturmak için ağız birliği etmişçesine yine saldırmaya çalışıyorlar.
“BİR YÜZYIL DAHA BİZİ YOK SAYAN BU ANLAYIŞA TESLİM OLMAYACAĞIZ!”
Şimdi biz bunlara diyoruz ki, başta biz Kürtler olarak, bir yüzyıl daha bizi yok sayan bu anlayışa teslim olmayacağız. Açık söyleyelim, biz Türk değiliz ama bizim Türk halkıyla, Türkiye halklarıyla herhangi bir sorunumuz yok. Biz Kürtler olarak bu bölgede Farslar, Türkler, Araplar hangi haklara sahipse onlarla eşit haklara sahip olmak istiyoruz. Bunun mücadelesini yürütüyoruz. Hiçbir halkı ve hiçbir halkın hakkını yok saymıyoruz. Bizim olan hakkımızı talep ediyoruz.
Biz bin yıllardır bu topraklarda doğduk. Atalarımızın, dedelerimizin mezarları bu topraklarda. Türkiye’de yaşan Kürtler, Kürt olarak yaşamak istiyoruz. Başka kimliğin zorla dayatılmasına karşı olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Bu yüzyıllardır böyleydi, bundan sonra da böyle olacak. Bu ırkçı milliyetçi dalgaya asla teslim olmayacağız.
ERDOĞAN’A ANA DİLİ TEPKİSİ: KÜRTLER HARİÇ Mİ?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘asimilasyona karşı en büyük silah çocuklarımıza ana dillerini öğretmek’ deyip peşine de ‘Kürtler hariç’ diye ekliyor. Bizim de buna sessiz kalmamızı istiyor. Erdoğan bu sözlerini Kürtler için de söyler mi? Ana dili Kürtlerin de hakkıdır. Kürtlerin hakkını yok saymak bu sözleri boşa çıkarır.
“KÜRTLER EKONOMİK OLARAK DA AÇ BIRAKILMAK İSTENİYOR”
Özgürlükler ve demokrasi konusunda yok sayılıyoruz. Ekonomik tablo da biraz önce saymış olduğum yaklaşımlardan çok farklı değil. Bakın, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından hazırlanan sosyo ekonomik gelişmişlik endeksinde illerin sıralamasını göstereceğim. Bu haritada Kürtlerin payına yine yoksulluk, açlık, işsizlik düşüyor.
Biz kardeşiz, Kürtlere eşit davranıyoruz diyenlere, bizzat bu tabloyu göstermek isterim. Bu tablo gri olan yerler Kürt illeridir. Yüzyıldır ne yaşadığımızın en iyi fotoğrafı bu tablodur. Sadece diline, yaşamına, özgürlüğüne bir düşmanlık yok. Ekonomik olarak da aç bırakmaya çalışıyorlar. Bizim itirazımız bu tabloyadır.
Bunlar istiyor ki bir yüzyıl daha kadın katliamlarına ses çıkarmayalım. İşçiler katledilsin, buna fıtrat deyip geçelim, Süryanice iki kelime konuşulmasın, Kürtçe bilinmeyen dil olarak geçsin. İhaleler yandaşların elinde dolaşıp dursun. Yine yakın zamanda takip ettiniz, bir moto kurye Somali Cumhurbaşkanın oğlu tarafından katledildi. Evet karşılığında 27 bin lira para cezası verdiler. Bir gram vicdanı olan insana soruyorum. Bir moto kurye kardeşimizin öldürülmesinin bedeli 27 bin lira olarak belirleyen bu yargı mı? Onun arkasındaki iktidar mı bu ülkeyi seviyor? Sahte yerlilik, çakma millilik yetmiyor, sürekli beka diyorlar. Bir bakıyoruz arkasında bir kadrolaşma çıkıyor. Terör diyorlar, bugün yine açtı ağzını yumdu gözünü iktidarın küçük ortağı. Perdeyi çekiyoruz, arkasında hırsızlık, yoksulluk çeteler çıkıyor.
“HAK YİYEN MİLLİYETÇİLİĞE SARILIYOR”
Bu bin yıllardır böyledir. Kim çok fazla milliyetçilik yaparsa bilin ki arkasını sakladığı suçlar ve günahlar vardır. Bu ülkede değişmeyen bir kural vardır. Kim alçaklık yapıyorsa, kim vatan hainliği yapıyorsa, kim başkasının hakkını yiyorsa, maalesef milliyetçiliğe sarılıyor. Bu milliyetçi ve ırkçı dalga ikiyüzlülüktür. Tarihe bakın hem yakın geçmişe hem de uzak geçmişimize, bu sahte ve ikiyüzlü milliyetçilerin topluma tek bir faydası olmamıştır. Bütün ülke çalışmış onlar, zimmetine geçirmişlerdir.
“BAŞIMIZ DİK, ALNIMIZ AÇIKTIR”
Yine son dönemlerde sık sık partimize, halklarımıza dönük bir söylem var. Ona da bir yanıt vermek isterim. Bizi sömürgecilerle, emperyalistlerle aynı cümlede dile getirenlere bu cevabı vermek istiyorum. Kürt halkı da DEM Parti de, DEM Parti’nin geleneğinden geldiği partilerin tamamı da sömürgeciliğe ve emperyalizme karşıdır, karşısında durmuş ve mücadele etmeye devam edecektir. Bu ülkedeki diğer siyasi geleneklere baktığımız zaman asıl onların geçmişinde bugünün de emperyalizm ve sömürgeciliğin etkilerini, izlerini görürsünüz. Allah’a çok şükür bu konuda başımız dik, alnımız açıktır. İlk günden beri ısrarcıyız; Türkiye’nin en temel sorunu Kürt sorunudur ve en çıkar yolu da çözümü dışarıda görmek değil, Türkiye içerisinde çözmektir. Kaybolan şeyi, kaybolan topraklarda ve yerde aramaya devam edeceğiz.
“İKİ ÖNEMLİ ÇAĞRI YAPMAK İSTİYORUZ”
Değerli arkadaşlar dolayısıyla bu alaca karanlık içerisinde bir mum yakmak için iki önemli çağrı yapmak istiyoruz.
Birincisi Türkiye halklarınadır. Yükselen milliyetçi ve ırkçı dalgaya karşı bizi ancak ortak değerlerimiz olan barış ve demokrasi bir arada tutabilir, güçlendirebilir. Bu sebeple herkesi güçlü bir ülke uzlaşısına katkı sunmaya davet ediyoruz. Bizler toplumsal uzlaşıyı güçlendirebilirsek, bu milliyetçi ırkçı dalgayı durdurabiliriz. Yine ikinci çağrımız zerre-i miskal kadar bir devlet aklı kalmışsa onadır; Siz de yakinen izliyorsunuz, bölgemizde, komşu ülkelerde ciddi bir çatışma, gerginlik, savaş, kaos hali hakimdir. Bundan çıkmanın en iyi yolu Türkiye’de toplumsal barışı sağlamaktır. Asıl güvenlik tehdidi hakkını arayan, isteyen Kürtler değil, asıl güvenlik tehdidi bu ırkçı ve milliyetçi kesimlerden geldiğini de Türkiye halkları görmelidir. Buna karşı demokratik çözüm ve barış için adım atmak gelecek nesillere olan borcumuzdur.
‘İMRALI KAPILARI HER ARALANDIĞINDA DEMOKRATİK ÇÖZÜM UMUDU BÜYÜMÜŞTÜR’
Eğer halen aklıselim düşünmeye meyilli bir devlet ve onun kırıntısı kalmışsa şu iyi görünmelidir; İmralı kapıları her aralandığında demokratik çözüm umudu büyümüştür, ülke huzura kavuşmuştur. Ülkenin ekonomisi yükseliş trendine geçmiştir. Türkiye’de çözümde yıllarca ısrar eden Sayın Öcalan’a kulak verilmeli ve oturulup konuşulmalıdır. Ülkemizde barışı mayalamak isteyen Sayın Öcalan’a mı yoksa kanayan yaramız üzerinde tepinmeye çalışan, tuz döken bu ırkçı milliyetçilerin zihniyetini mi tercih edeceğiz? Bu iki seçenek arasında bizim seçeneğimizin hangisi olduğu zaten belirtmiştim.
“TÜRKİYE HALKLARI İÇİN TEK ÇIKAR YOL, TARİHİ KÜRT BARIŞIDIR”
Herkes bilsin ki bugün artık tek bir ihtimal vardır. Ya toplumsal barışı sağlayacağız, demokratik ve adil bir düzen inşa edeceğiz ya da bu ırkçı milliyetçi dalgaya teslim olacağız. Yani bir devlet aklı ortada yok. Yeni yüzyılın sadece Türkiye için değil tek kurtuluş reçetesi demokrasiye ve ortak akla dayalı uzlaşmadır. Türkiye’de de Türkiye uzlaşmasıdır. Türkiye halkları için tek çıkar yol, tarihi Kürt barışıdır. Demokratik, adil, özgürlükçü bir düzendir. Alevinin eşit yurttaşlık hakkına sahip olduğu, ibadet hakkının güvence altına alındığı, tek bir Ermeni’nin bile güvercin tedirginliği hissetmediği bir ülke olsun istiyoruz. Bunun mücadelesini yürütüyoruz.
“İKTİDAR, TÜRKİYE’Yİ AB’NİN ÇÖPLÜĞÜNE DÖNÜŞTÜRDÜ”
İktidar yalnızca bunları yapmadı, yıllarca Türkiye’yi AB’ye giriyoruz diye kandırdılar, günün sonunda Türkiye AB’ye girmedi ama AB’nin çöplüğüne dönüştü. Bakın Avrupa ülkelerinin bütün dünyaya ihraç ettiği çöplerin toplamı 32 milyon ton civarındadır. Türkiye’ye 12,5 milyon ton çöp göndermiş. Yani bütün dünyaya gönderdikleri çöpün neredeyse yarısına yakını Türkiye’ye gönderiliyor. Biz evrensel hukuk olsun, demokrasi olsun, özgürlükler olsun, AB’deki insan hakları ve demokratik değerleri çoğaltalım diyorum, maalesef iktidar bunun yerine çöpleri çoğaltmaya devam ediyor 3-5 kuruş için. Biz bunun da çıkar yol olmadığını, en iyi yaşamın ekolojik değerlere uygun bir yaşam olduğunu, bununla bu ülkenin huzur bulacağını belirtmek istiyoruz. Milliyetçi ve ırkçı dalganın bize dayattığı ülke, emekçilerin aç kaldığı, çocukların fabrikalarda yaşamlarını kaybettiği, velilerin karne günü sevinmediği, ülkenin çöp merkezi haline geldiği, nefes almanın bile zorlaştığı bir ülkedir.
YEREL SEÇİM MESAJI: EL ELE VEREREK NEFES ALABİLİRİZ
Değerli dostlar çakma milliyetçilerin bize dayattığı bu nefessizliğe son vermek bizim elimizdedir. Önümüzde bir yerel seçim var. Elele vererek birlikte nefes alabiliriz. Geçtiğimiz hafta 90 merkezde 10 binlerin katılımıyla bir halk oylaması gerçekleştirdik. Dört bine yakın adayımız, delegelerimiz ve kent dinamikleriyle Türkiye’de bir demokrasi devrimine hep birlikte imza attık. Seçim halkın, adaylar hepimizin diyerek milliyetçi, ırkçı merkeziyetçi mantığa da demokrasinin nasıl olduğunu bu seçimlerle bir kez daha cevap verdik.
Yerel demokrasiyle nefes alabileceğimizi gördük. Tüm ülkeye de gösterdik. Bu kadar baskıya rağmen dünyada, Türkiye’de demokratik değerleri büyüten, demokratik değerlerde model olan yöntemleri, yolları bulmaya çalışmamızı da ben takdire şayan olarak değerlendiriyorum. Üretenlerin, dert edenlerin, halkların ve inançların yönettiği kentlerde nefes alabiliriz dedik, onun gerekliliklerini yerine getirdik. Bizi nefessiz bırakmak için irademize ipotek koymaya çalışıyorlar.
“HİLELERE KARŞI SANDIKLARA GİDECEĞİZ”
Bu seçim hileleri sadece DEM Parti’nin görevi değildir, Türkiye’deki duyarlı bütün çevrelerin görevidir ve üzerinde durmaları gerekir. Halkımıza da çağrımız var; adalet sizlerin elindedir. Bu arsızlığa, bu hırsızlığa, kul hakkı yemeye dur demek de yine sizlerin elindedir. Hile ve hurdalarına karşı seçim günü en güçlü şekilde sandıklara gideceğiz, sandıkları savunacağız. Bu hile yapanlara da haddini bildireceğiz.
Bu hile ve harama karışan, kirli oyuna karışan herkesi de uyarıyoruz. Bakın kimse bu durumun basit bir oyun olduğunu sanmasın. Ben sadece bir kaç kent merkezi ve örneklerini verdim, binlerce bu biçimde küçük farklarla kazandığımız yerlere seçmen kaydırıldı. Bir halkın iradesini hile ile gasp etmek en çok iktidara meşruluk sorunu yaratır. Bu açık bir suçtur. Bu halkın iradesine karşı işlenmiş bir suçtur. Bunun hesabı da bir gün sorulur.
“SUÇ DUYURUSUNDA BULUNACAĞIZ”
Sanıyorlar ki yanlarına bırakacağız. Emin olun bu ret kararını veren ilçe seçim kurulu başkanları hakkında suç duyurusunda bulunacağız. Arkadaşlarımız hazırlanıyor, birçok merkezde seçimi kaybetmemize sebebiyet verecek olan bu 51 bin kaçak hayali seçmen hakkında da suç duyurusunda bulunacağız. Yok öyle bedava AKP’cilik yapıp, gelip oy kullanmak. İlçe nüfus müdürleri hakkında suç duyurusunda bulunacağız.
“31 MART’TA ZAFER KAZANACAĞIZ”
Bu defa atı alan Üsküdar’ı geçemeyecek. Bu defa herkes yaptığı hilenin hurdanın hesabını verecek. Tüm il ve ilçe örgütlerimize ve vekillerimize çağrımızdır, hayalet seçmen avcıları olarak bize düşen görev, her oya sahip çıkmaktır. Halka nefes aldırmayanlara, sandıklarda çalıp çırpanlara güçlü bir cevap vermektir. Emin olun hep birlikte mücadele ederek, onlar bir çaldıkça, bizler iki kazanarak çalmalarının önüne geçebiliriz. 31 Mart’ta zafer kazanacağız.
ZAFERİN ŞİFRESİ: KENT UZLAŞISI
Değerli arkadaşlar, 31 Mart’ta zaferin şifresi kent uzlaşıdır. Bizler yerelden demokrasiye, kent uzlaşısından, Türkiye uzlaşısına ulaşmak için mücadele ediyoruz. Derdimiz öyle kimin hangi belediyeyi alacağıyla ilgili değil kim bizimle birlikte hareket etmek istiyorsa demokratik adil bir Türkiye’nin şifresi olan Türkiye uzlaşısına hazır olmalıdır. Bizler güçlü bir demokratik ittifakı, güçlü bir kent uzlaşısını, Türkiye uzlaşısıyla taçlandıracağız. Tek çare budur.
Biz kurucu bir iddia ile seçimlere giriyoruz. Kent uzlaşısı, Türkiye uzlaşısı demokratik bir modeldir. Yerelden demokrasiye, kent uzlaşısından Türkiye uzlaşısına ulaşmanın yoludur. Bir kez daha siz değerli vekilleri ve halkımızı uyarıyoruz. Bugüne kadar çeşitli sebeplerden dolayı sandığa gelemeyen, kent dışında yaşayan seçmenlerimiz de bu hileye karşı bu yapılan irade gaspına karşı bu sefer ne pahasına olursa seçmen olarak bulundukları sandıklara gelmeleri gerekiyor.
Oy kullanmaları gerekiyor, emin olun bizler, emekçiler, yoksullar, Kürtler, Türkler eğer demokratik bir Türkiye’de, özgürlükçü bir Türkiye’nin inşasında uzlaşabilir isek ırkçılık çatışma ve savaş naraları atan ama yolsuzluk, hile, haramın dışında bir şey yapmayan, bu ülkeyi yöneten zor zulüm yönetimini sonlandırabiliriz.”