Etiket: dem parti grup toplantısı

  • DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Şimdi barış zamanı, şimdi yasa zamanı!-VİDEO

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan: Şimdi barış zamanı, şimdi yasa zamanı!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında güncel gelişmelere dair konuştu.

    Bakırhan, konuşmasının başında yaşamını yitiren sanatçı Kadir İnanır ile Barış Annesi Behiye Sevim’i andı.

    Bakırhan, Ankara’da yapılacak NATO toplantısına dikkat çekerek, “Dünyada kurallara dayalı sistem artık çözülüyor, çöküyor. Kural dinleyen yok, dünyada neredeyse herkesin gücü oranında söz kullandığı, yetki kullandığı, kendisine göre davrandığı bir süreci yaşıyoruz. İnsanlığın birlikte yaratmış olduğu ortak değerler gittikçe kayboluyor. Herkesin uyacağını söylediği kurallar çöküyor. Bunun yerine gücü yeten yetene mantığı dünyada egemen. Kuralsızlık büyüdükçe diplomasi geri çekiliyor, savaş dili normalleşiyor. Savaş çığırtkanlığı yapanlara insanlar artık normalmiş gibi bakacak durumda yaşıyor. İşte tam böyle bir kırılma anında NATO’nun ne işe yaradığını bir sormak gerekiyor. NATO, halkın bütçesini güvenlik gerekçesiyle silaha aktarıyor. Hepsinden önemlisi bütün bunlar halkların gözünden uzakta yapılıyor. Hiçbir denetim yok. Ne olup bittiğini bilen yok, şeffaflık yok, hesap verme yok. Neyin nereye harcandığını bilen zaten yok” dedi.

    “YENİ SAVAŞLAR YAPILMASINA İTİRAZ EDİYORUZ”

    2026 NATO Zirvesi Ankara’da yapılacak olmasının tesadüf olmadığını vurgulayan Bakırhan, “Çünkü küresel siyasetin hayat düğümü Ortadoğu’dadır. Bütün büyük kararların test edildiği coğrafya neredeyse Ortadoğu olmuş durumda. Biz bu zirveyi daha önce karar altına alınan NATO 2030 konseptinin devamı olarak okuyoruz. Yeni savaş ve güvenlik mimarisinin yeni halkası olarak görüyoruz. Ankara’da yeni cepheler çizenlerin zirvesi kurulurken biz bugün burada ezilenlerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin, savaştan bıkmışların, barışı hak edenlerin sesi olarak bir aradayız ve o devam edeceğiz. Yeni cepheler açılmasına, yeni savaşlar yapılmasına itiraz ediyoruz. İtiraz edeceğiz ve kabul etmiyoruz” diye belirtti.

    NATO Zirvesi öncesi gözaltı ve tutuklamalara tepki gösteren Bakırhan, “Ne yapalım? Dünyada yeni savaş kararları alacak bir zirveyi alkışlayalım mı?” diye sordu.

    Bakırhan’ın konuşmasının devamında şunları ifade etti:

    “Türkiye’de hanelerin yüzde 51.8’i yoksullukla mücadele ediyor. Sosyal yardıma muhtaç aile sayısı 30 milyona yaklaştı. Bu acı veriler iktidarın gözünde bir askeri zirvede kadar, bir askeri anlaşma kadar değer görmüyor. Bu ülkede gerçek kriz mutfaktadır. Gerçek güvenlik sorunu halkın açlığıdır. Kalıcı barışın yolu, bölge halklarının, demokratik güçlerin, kadınların, emekçilerin ve inanç topluluklarının söz sahibi olduğu müzakere zemininden geçer.

    Atılan adımların üzerine kalıcı barışı kurmak istiyoruz. 10 yıllık bir meseleyi şiddet zemininden hukuk zeminine çekmek kolay değil ama başarmalıyız. Çerçeve yasa mutlaka yapılmalı. Halkın gözü bu yasadadır. Bu yasa özlemini duyduğumuz barışın zemini olacaktır.

    Çerçeve yasa dar tutulmamalı, belirsiz olmamalı. Halka güven vermeli.

    Bu yasa eğer gerçekten doğru ve cesur bir şekilde geçerse, belki bugüne kadar özlemini duymuş olduğumuz bir demokratik zemine giriş yapmış olacağız. Onun için çerçeve yasa dar tutulmamalı, belirsiz olmamalıdır. Güvenlikçi yorumlara kapalı olmalı ve topluma güven veren bir yasa olmalıdır diyoruz. Hukuk yoksa güven olmaz. Güven yoksa dönüş olmaz. Dönüş yoksa barış kalıcılaşmaz. Dönenler arasında ayrım yapılmamalı. Bazı yetkililerden duyuyoruz; ‘şunu kapsar, bunu daha az kapsar’ denilmemeli. Böyle bir şey olmaz. Barışın kapısına girmek isteyen herkese o kapı açık olmalıdır. Yasa da buna uygun yapılmalıdır. İnsanların geleceğini bir memurun, bir savcının, bir mahkemenin keyfine teslim edemezsiniz. İstinaf Mahkemesi’ni görüyoruz işte, diğerlerinin de böyle davranmayacağının bir garantisi var mı? Dönüş varsa güvence olmalıdır. Hukuk varsa herkes için aynı açıklıkta olmalıdır. Şu yararlanır, bu yararlanmaz, şu daha az yararlanır. Böyle bir barış mı olur? Onun için tekrar sesleniyorum. Kapsayıcı, cesur, muğlak olmayan, insanları bir savcının hakimin insafına bırakmayan bir açıklıkta bir yasa yapılmalıdır.

    HUKUKA BAĞLAMALIDIR

    Bu yasa dönmek isteyenlerin onuruyla dönebileceği gerçekçi bir yasa olmalıdır. İnsanların onurunu kıracak bir yorumlama olmamalıdır. Mesele sadece birkaç maddelik teknik bir düzenleme değildir. Mesele bu ülkenin birlikte yaşama iradesinin hukuka bağlanmasıdır. Birlikte yaşayacaksak bunu hukuka bağlamamız lazım. Söz ile başlayan yasayla mühürlenmek zorundadır. Herkes gayet güzel sözler söyledi; Şimdi hadi bunu hukukla yasayla mühürleyelim. Biz önemsiyoruz. Çünkü bu yasa aynı zamanda bir geleceği açma yasasıdır. Doğru, samimi ve cesur kurulursa 100 yıllık bir düğümün çözüldüğü ilk haklı halka olabilir. Altını önemle çizmek istiyorum; Bu yasa kim kazandı, kim kaybetti sorusuna göre ele alınamaz. Barış yapılıyorsa kimin kazandığı, kaybettiği burada önemli değil. Asıl soru şudur; Bu ülke artık birlikte nasıl yaşayacak? Kürtler, Aleviler, bütün halklar ve inançlar eşit, özgür, onurlu bir geleceği nasıl kuracak? Bu yüzden Meclise, iktidara,  muhalefete ve bütün siyasi partilere sesleniyoruz; Bu mesele günlük hesaplara kurban edilemez. Barış bekletilecek bir dosya değildir. İyi ve hayırlı işlerde acele etmek gerekir.

    Barış gibi hayati bir işte gecikmek kötülüğe alan açmaktır. Çünkü barıştan korkanlar var. Çünkü onlar için savaş bir kazançtır. Kavga bir koltuktur. Düşmanlık bir sermayedir. Halklar yan yana geldiğinde bu sermayelerin biteceğini çok iyi biliyorlar. İşte bu yüzden her gecikilen gün barışı boğmak isteyenlere verilmiş bir fırsattır. Hukuki düzenleme yapılmadıkça eski ezberler, güvenlikçi normlar, çözüm karşıtı odaklar kendisine zemin bulurlar. Bu nedenle çerçeve yasa ertelenemez. Öyle sonbahara falan bırakılamaz. Bırakılan her adım barışın önüne konulmuş yeni bir taş ve engel olur. Tarihin kapısı bugün açıktır. O kapı açıkken içeri girmek gerekir. Kapı her zaman açılmıyor çünkü. Çerçeve yasa gecikmeden, korkmadan, açık ve güven veren bir içerikle artık meclise gelmelidir. Bu ülkenin umudu daha fazla yorulmayı değil, çatışmayı değil, acı biriktirmeyi değil, artık hukuka kavuşmayı bekliyor. Bu yüzden bir kez daha söylüyoruz. Yasa hemen şimdi, barış hemen şimdi.

    Bu halkın ne istediğini görmek isteyenler hafta sonu yaptığımız dört mitinge baksın. İstanbul, Amed, Mersin ve Van’da özgürlük mitingleri yaptık. Ben de İstanbul’da katıldım. Büyük bir coşku, büyük bir sahiplenme vardı. Sahiplenen herkesin emeğine sağlık. Saygı, sevgilerimi sunuyorum. Dört mitingde de temel bir talep göz ile görülür şekilde öne çıktı. Katılan bütün halklar dedi ki: ‘Sayın Öcalan’la artık buluşmak istiyoruz.’ Bu sahiplenme bize şunu gösterdi. Toplum barışın ağırdan alınmasını istemiyor. İzmir’deki annenin söylediği gibi 18 yıldır cezaevinde dünya kadar hastalıkla boğuşuyor. Doğru düzgün tedavi edilmiyor. Ayıptır. Bir an önce çıkarın. Ya insanlar artık cezaevinde yaşamı yitirmesin. Toplum bu süreçte Sayın Öcalan’a daha fazla alan açılmasını istiyor. Muhatapsa alanını aç o halde. Hem muhatap hem 12 metrekarelik hücrede hem haftalardır görüşülmüyor. Tekrar ediyoruz; Sayın Öcalan iletişim, yaşam ve çalışma şartları artık bu sürece uygun bir şekilde kavuşmak zorundadır.

    Halk sürecin ciddiyetle ilerlemesini istiyor. Demokratikleşme adımlarının gecikmeden atılmasını istiyor. Yerel demokrasinin önünün açılmasını istiyor. İki yıldır bir masada oturuyoruz. Hala kayyımlar yerinde duruyor. Van’da esnaf odaları yöneticisi arkadaşlarımız da burada. Belediyenin olanaklarını AK Partili yetkililerinin özel işleri için kullanılıyor. İşte kayyımcılık böyle bir şeydir. Halkın olanaklarını, imkanlarını gidiyor bireysel işler için kendi AKP’ye yakın insanların işlerinde kullanılıyor.

    Yerel demokrasinin önü açılmalı. İnsanlar, kayyım siyasetinin son bulmasını istiyor. Eşit yurttaşlığın hayatta karşılık bulmasını istiyoruz.

    100 yıllık bir yarayı sarmaya çalışıyoruz. Dünya silaha yatırım yaparken, biz birlikte yaşama yatırım yapalım diyoruz. Dünya yeni savaşların hesabını yaparken biz yeni bir barışın hukukunu kurmaya çalışıyoruz. Dünya çatışmaları büyütürken Türkiye yarım asırlık bir çatışma sarmalını bitirebilir. Eğer bu topraklarda kalıcı bir barış kurulursa emin olun bunun yankısı sadece Türkiye’de değil, savaşın gölgesinde bütün coğrafyalarda hissedilecektir. Bunu elbirliğiyle başaracağız. Kadir Abi’nin de dediği gibi ‘büyük barış er ya da geç bu topraklara mutlaka gelecektir.’

    Umudumuzu yitirmeyeceğiz, mücadele edeceğiz, barış yolunda yürümeye devam edeceğiz. İnşallah bir gün en kısa sürede bu ülkede herkesin eşit ve onurlu yaşadığı bir demokratik cumhuriyet kuracağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • Hatimoğulları: Barışın kalıcı güvencesi demokratik hukuk düzenidir-VİDEO

    Hatimoğulları: Barışın kalıcı güvencesi demokratik hukuk düzenidir-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, grup toplantısında NATO Zirvesi öncesi gerçekleştirilen gözaltılardan ekonomik krize, Kobani Davası’ndan barış sürecine kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Hatimoğulları, “Barışın güvencesi yalnızca silahların susması değil, hukukun işlemesidir” dedi.

     

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin iç ve dış politikadaki gelişmelerini değerlendirdi. Hatimoğulları, NATO Zirvesi öncesinde gerçekleştirilen gözaltı operasyonlarına tepki gösterirken, demokratik hak ve özgürlüklere yönelik müdahalelerin kabul edilemez olduğunu söyledi.

    Ankara merkezli operasyonlarda çok sayıda sosyalist ve devrimcinin gözaltına alındığını belirten Hatimoğulları, NATO karşıtı eylem ve etkinliklerin yasaklanmasını eleştirerek, demokratik hakların güvenlik gerekçesiyle sınırlandırılmasına karşı olduklarını ifade etti.

    KOBANİ DAVASI VE SİYASİ TUTSAKLAR

    Geçtiğimiz günlerde Sincan Cezaevi’nde Kobani Davası tutuklularını ziyaret ettiğini aktaran Hatimoğulları, siyasi davaların sona erdirilmesi gerektiğini söyledi. Ayşe Gökkan’a verilen 19 yıl 6 aylık hapis cezasını eleştiren Hatimoğulları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması çağrısında bulundu.

    LGBTİ+ HAKLARINA YÖNELİK YASAKLARA TEPKİ

    Onur Haftası kapsamında yapılan paylaşımlara erişim engeli getirilmesini de değerlendiren Hatimoğulları, kadınların ve LGBTİ+’ların baskı ve yasaklarla görünmez kılınamayacağını belirterek ifade ve örgütlenme özgürlüğünü savunmaya devam edeceklerini söyledi.

    ORTADOĞU’DA SAVAŞ DEĞİL DİYALOG ÇAĞRISI

    Konuşmasında bölgesel gelişmelere de değinen Hatimoğulları, İran ile ABD arasında yürütülen görüşmeleri olumlu bulduklarını ifade etti. Ortadoğu’da çatışmaların sona ermesi gerektiğini belirten Hatimoğulları, İsrail’in saldırılarının son bulması ve Filistin halkının yaşadığı acıların sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

    İran yönetimine de seslenen Hatimoğulları, Kürtler, Azeriler, Beluçlar ve diğer halkların eşit yurttaşlık haklarının tanınması gerektiğini belirterek kadın hakları ve demokratik özgürlükler konusunda reform çağrısı yaptı.

    EKONOMİK KRİZ VE GENÇ İŞSİZLİĞİ

    Türkiye’nin derin bir ekonomik krizden geçtiğini belirten Hatimoğulları, emeklilerin yeniden iş aramak zorunda kaldığını, milyonlarca gencin ise eğitim ve istihdam dışında bırakıldığını söyledi. Özellikle genç işsizliğinin toplumsal geleceği tehdit eden boyutlara ulaştığını ifade eden Hatimoğulları, iktidarın ekonomi politikalarını eleştirdi.

    Meclis yakınında eylem yapan özel sektör öğretmenleri ve ataması yapılmayan öğretmenlerin taleplerine de dikkat çeken Hatimoğulları, eğitim emekçilerinin haklı taleplerine kulak verilmesi gerektiğini vurguladı.

    “TEMMUZ AYI GEÇMEDEN YASAL ADIM ATILMALI”

    Barış sürecine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Hatimoğulları, silahlı çatışma döneminin sona erdirilmesi için hukuki ve siyasi düzenlemelerin gecikmeden hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un çerçeve yasa hazırlığına ilişkin açıklamasını önemsediklerini belirten Hatimoğulları, düzenlemenin Temmuz ayını geçmeden Meclis gündemine getirilmesi gerektiğini ifade etti.

    Hatimoğulları, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:

    “Barışın güvencesi sadece silahların susması değil, hukukun konuşmasıdır. Kalıcı çözümün teminatı temenniler değil, demokratik güvencelerdir. Türkiye’nin ihtiyacı geçmişin korkularını yönetmek değil, ortak bir geleceği kurmaktır.”

    ANKARA/PİRHA

     

     

  • Bakırhan: Türkiye’nin çıkış yolu demokratikleşme ve toplumsal barıştır- VİDEO

    Bakırhan: Türkiye’nin çıkış yolu demokratikleşme ve toplumsal barıştır- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, süreçte somut adımlar atılması gerektiğini belirterek Meclis’e çerçeve yasa çağrısı yaptı. Kalıcı çözüm için dört temel yasal düzenlemenin gerekli olduğunu söyleyen Bakırhan, “Meclis kapanmadan çerçeve yasa kesinlikle çıkarılmalıdır. Bu Meclis önümüzdeki günlerde çerçeve yasayı çıkararak tarih yazmalıdır” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis Grup Toplantısı’nda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Örgütü binasına dönük 17 Haziran 2021 tarihinde gerçekleştirilen silahlı saldırıda yaşamını yitiren Deniz Poyraz’ı anarak konuşmasına başlayan Bakırhan, sadece katilin yargılanmasını değil arkadaki güçlerin açığa çıkartılarak yargılanması çağrısı yaptı.

    Bakırhan ayrıca 30 yıllık tutsaklığın ardından tahliye olan ve grup toplantısına katılan Necati Keklik ile cezaevlerinde bulunan siyasi tutsakları selamladı. Muharrem Orucu’nun başladığını ifade eden Bakırhan, “Muharrem Kerbela’dan bugüne kadar zulme karşı direnenlerin hakikati savunanların mazlumdan yana olanların bir simgesi olarak günümüze kadar geldi.” dedi.

    Tuncer Bakırhan’ın konuşmasında satırbaşları şöyle:

    MUHARREM ORUCU MESAJI

    “Alevi canlarımızın 12 gün sürecek Muharrem Orucu başladı. Muharrem, Kerbela’dan bugüne, zulme karşı direnenlerin ve mazlumdan yana olanların simgesi haline geldi. Bu vesileyle oruç tutan tüm canların lokmalarının ve ibadetlerinin kabul olmasını diliyor; Muharrem Ayı’nın toplumsal barışa, kardeşliğe ve birlikte yaşam umuduna vesile olmasını temenni ediyorum. ”

    İRAN-ABD-İSRAİL ANLAŞMASI VE BÖLGESEL BARIŞ

    “28 Şubat 2026’da başlayan ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşta anlaşmaya varıldı. Anlaşmanın hayata geçirilmesi bekleniyor. DEM Parti olarak öncelikle ölüme ve savaşa son veren bu anlaşmayı olumlu karşılıyoruz. Anlaşmanın kalıcı olmasını ve yapıcı gelişmelerle devam etmesini umut ediyoruz. Bölgesel gerilimlerin bu denli yüksek olduğu bir ortamda, toplumsal barışı inşa etmek her ülkenin öncelikli görevidir. Dışarıda silahları susturan bir devlet, içeride kendi halklarıyla savaş halinde kaldığı sürece gerçek anlamda barışa ulaşmış sayılmaz. Bu nedenle bizim için en güçlü barış, toplumsal barıştır.”

    İRAN’DAKİ İDAMLARA TEPKİ

    İran’da Kürtlere ve muhaliflere yönelik idamları hatırlatan Bakırhan şunları söyledi:

    “İran; Kürtlerin, Belucilerin, Azerilerin ve en başta kadınların doğal, meşru ve demokratik taleplerini karşılamalıdır. Kürtlere ve muhaliflere yönelik idamlara derhal son vermelidir. DEM Parti olarak temennimiz, bu anlaşmanın halkların iradesine dayanan, kimseyi dışlamayan, demokratik ve kalıcı bir barışın başlangıcı olmasıdır. Ortadoğu’nun gerçek huzuru ne büyük güçlerin vesayetiyle ne de içeride otoriterlikle sağlanabilir. Huzur, istikrar ve refah ancak bu toprakların bütün halklarının özgürlüğüyle mümkündür.”

    EKONOMİK KRİZ VE TÜRKİYE’NİN YÜZYILLIK SORUNLARI

    “Bugün bu kürsüde, gündelik siyasetin sığ çekişmelerinden ve anlık hesapların gürültüsünden biraz uzaklaşarak konuşmak istiyorum. Türkiye’nin yaşadığı krizler yalnızca bugünün krizleri değildir. Bu ülkenin sorunları yüzyıldır katman katman birikti. Ertelendi, bastırıldı, yok sayıldı. Üstü örtülen her mesele, gün geldi daha ağır bir fatura olarak toplumun karşısına çıktı. Bugün ödediğimiz fatura, adeta yüzyılın birikmiş faizidir.

    Bu fatura bazen ekonomik kriz olarak geldi, bazen adaletsizlik, bazen şiddet, bazen yoksulluk, bazen de siyasal meşruiyet sorunu olarak karşımıza çıktı. Türkiye bugün bunların hepsini aynı anda yaşıyor. Çünkü bu sistem, ürettiği gerilimi çözmek yerine yönetmeyi seçti. Sorunları iyileştirmek yerine dondurdu. Hakikate yüzünü dönmek yerine onu bastırdı. Ama hiçbir sorun yok olmadı. Derinde büyüdü, çürüttü ve sonunda bütün toplumu kuşattı.

    Bizler yıllardır bu ülkede aynı filmi farklı aktörlerle izliyoruz. Muktedir olan kendi hukukunu kuruyor, kendi ötekisini yaratıyor. Ötekine düşmanlık üzerinden iktidarını sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu döngüsel intikam makinesi ve rövanşist öfke, bu ülkede acı, yoksulluk ve korku üretti. 86 milyon devri sabıklardan bıktı, usandı. Artık zaman devri sabıkların değil, adaleti, eşitliği ve demokratik yaşamı sağlamanın zamanıdır.”

    YARGININ SİYASETE MÜDAHALESİ ELEŞTİRİSİ

    “Türkiye’nin siyasi tarihine bakın. Darbeler, muhtıralar, parti kapatmalar, siyaset yasakları, cezaevine konulan seçilmişler, görevden alınan belediye başkanları, kayyımlar ve yargı eliyle siyasete verilen ayarlarla dolu bir tarih görüyoruz. Her dönemin dili farklıydı ama refleksi aynıydı.

    Bu ülkede Kürtler, Aleviler ve sosyalistler hep tehdit sayıldı. Ermeniler, Rumlar, farklı inançlar ve kimlikler tehdit sayıldı. Bir dönem muhafazakârlar, başka bir dönem milliyetçiler dahi tehdit olarak görüldü. Devlet aklı, toplumu zenginliğiyle görmek yerine sürekli bir tehdit haritası çizdi. O haritada yurttaş hep şüpheliydi; hak değil güvenlik, çözüm değil bastırma vardı.

    En çok da demokratik siyaset hakkı tehdit sayıldı. Kürt siyasi hareketinin partileri birbiri ardına kapatıldı. HDP’ye yönelik kapatma davası ise hala sürüyor. Ama her kapatmanın ardından halk yeniden sözünü söyledi, yeniden örgütlendi ve yeniden siyaset sahnesine çıktı.

    Bugün CHP’ye yönelik mutlak butlan kararıyla karşı karşıyayız. Bugün muhatap CHP olabilir ama refleks tanıdıktır. Biz bu kararı bir partinin iç meselesi olarak okumadık. Bu karar, siyasi çoğulculuğa tahammülsüzlüğün yeni bir halkasıdır.

    Dün bu halkaya Kürtler kayyımlarla dahil edildi, bugün ana muhalefet yargı müdahalesiyle dahil ediliyor. Yarın bu halkaya kimin ekleneceği belli değildir. Biz o gün de söyledik: Hukuku sopaya çevirmeyin; bu yanlış bir gün herkesi sarar. Bugün yine söylüyoruz: Yargı, siyaseti dizayn etme laboratuvarı değildir. Mahkeme salonları, halk iradesinin yerine geçirilemez. Hukuk eğilip bükülemez. Adalet Kürt’e ve muhalife başka, iktidara başka işleyemez.”

    KORKU, ERTELEME VE TEKRAR SİYASETİ

    “Türkiye’yi bu hale getiren üç tarz-ı siyaset var: Korku siyaseti, erteleme siyaseti ve tekrar siyaseti. Topluma sürekli bir tehdit anlatıldı, sürekli bir beka meselesi sunuldu ve sürekli yeni düşmanlar üretildi.

    Cumhuriyetin ilk yıllarında parçalanma korkusuyla, Soğuk Savaş boyunca komünizm tehdidiyle, 1990’larda Kürt meselesiyle toplum baskı altında tutuldu. Sonrasında irtica, dış güçler, göçmenler ve toplumsal hareketler adı altında tehditler bir türlü bitmedi. Korku üzerine kurulan siyaset, bu ülkeye güven değil; daha fazla güvensizlik, sefalet ve hukuksuzluk getirdi.

    Erteleme siyaseti ise hep ‘Bugün değil, sonra’ dedi. Kürt meselesi ertelendi, yargı reformu ertelendi, yerel demokrasi ertelendi, emekçinin hakkı ertelendi. Ama ertelenen her hak, toplumsal maliyeti daha da artırdı.

    Korku ve erteleme siyasetlerinin kaçınılmaz sonucu ise tekrar siyasetidir. Aynı krizler, aynı yöntemlerle yeniden üretildi. Türkiye aynı sorunları tekrar tekrar yukarı taşımaya zorlandı.”

    DEMOKRATİK CUMHURİYET VE EŞİT YURTTAŞLIK VURGUSU

    “Korkuya, ertelemeye ve tekrara karşı kurucu demokratik siyaseti savunuyoruz. Bu ülkenin bir çıkış yolu vardır. O yolun adı güçlü demokrasi, bağımsız hukuk, eşit yurttaşlık, emeğin hakkı ve toplumsal barıştır.

    DEM Parti olarak ortaya bir öneri seti koyuyoruz. Türkiye gerçek bir çoğulculuğa ve demokratik bir düzene ihtiyaç duyuyor. Bu ihtiyacın adı demokratik cumhuriyettir. Demokratik cumhuriyet yalnızca bir yönetim modeli değil, aynı zamanda bir ortak yaşam sözleşmesidir. Zemin eşit yurttaşlık, çatı demokratik cumhuriyet, ortak ad Türkiyeliliktir.”

    EMEK HAKLARI VE KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ

    “Sendika hakkı, grev hakkı ve toplu sözleşme hakkı anayasal haklardır. Bu haklar kâğıt üzerinde değil, hayatın içinde güvence altına alınmalıdır.

    Bütün bu çözüm başlıklarının kilidi, Kürt meselesinin demokratik çözümündedir. Bunu açıkça söyleyelim: Kürt meselesi çözülmeden Türkiye’nin demokrasisi de ekonomisi de dış politikası da kalıcı istikrara kavuşamaz. Çünkü bu mesele yalnızca Kürtlerin meselesi değildir. Bu mesele, Cumhuriyetin demokrasiyle tamamlanma meselesidir. Bu mesele, hukukun bütün yurttaşlar için eşit işlemesi meselesidir. Bu mesele, Türkiye’nin kendi halkıyla barışma meselesidir.

    Yüz yıl boyunca bu düğüm baskı ve inkârla çözülmeye çalışıldı; düğüm her seferinde daha fazla dolandı. Oysa bu düğümü siyaset çözer. Hukuk çözer. Cesaret çözer.”

    ORTADOĞU’DAKİ DÖNÜŞÜM VE KÜRT SORUNU

    “Bugün dünya sarsılıyor. Ortadoğu yeniden şekilleniyor. Enerji yolları, ticaret koridorları, ittifaklar ve sınırlar yeniden tartışılıyor.

    Ortadoğu 100 yıldır durulmadı; ancak son birkaç yıldır bölgede çok büyük altüst oluşlar yaşanıyor. Bölge bir taraftan küresel rekabetlerin sahnesi oluyor. Diğer taraftan, yüz yıldır etnik ve dinsel gerilimlerle kaynayan kazan patlama noktasına yaklaşıyor. Böyle bir dönemde Kürt meselesini çözümsüz bırakmak, Türkiye’yi tarihsel bir riskin eşiğinde bekletmektir. İç barışını kuramamış, kendi yurttaşıyla kavgalı bir devlet, dışarıdan esen her rüzgârda savrulur.”

    ÇERÇEVE YASA ÇAĞRISI

    “Yaklaşık iki yıldır süren bu sürecin artık somut, hukuki ve demokratik bir zemine kavuşması gerekiyor. Bunun yolu çerçeve yasadır. Kürt meselesini çatışma zemininden çıkarıp siyaset ve hukuk zeminine taşıyacak bir çerçeve yasa artık ertelenemez.

    Biz dört temel düzenlemeyi zorunlu görüyoruz: Kalıcı çözüm için Çerçeve Yasa; demokratik bütünleşme ilkelerini güvence altına alacak Demokratik Toplum Yasası; yerel demokrasiyi, sivil toplumu ve siyasal katılımı güçlendirecek Genişletilmiş Yerel Demokrasi Yasası ve Özgür Yurttaş Yasası…

    Bu adımlar taviz değildir. Bunlar eşit yurttaşlığın gereğidir. Kimliklerin ve inançların anayasal güvence altına alınması birlikteliğimizi zayıflatmaz; aksine sağlamlaştırır. Yerel yönetimlerin güçlenmesi devleti küçültmez; demokrasiyi büyütür, merkezin yükünü azaltır. Kürtlerin kazanması Türklerin kaybetmesi değildir. Alevilerin kazanması Sünnilerin kaybetmesi değildir. İşçinin kazanması ülkenin kaybetmesi değildir. Bir halkın hakkı, başka bir halkın kaybı değildir.”

    MECLİS’E ÇERÇEVE YASA ÇAĞRISI

    Meclis’e çağrıda bulunan Bakırhan, şunları söyledi:

    “Bu nedenle çağrımız açıktır: Meclis kapanmadan çerçeve yasa çıkarılmalıdır. Oyalanmadan, yokuşa sürülmeden, yeni belirsizlikler yaratılmadan bu adım atılmalıdır. Çünkü barış geciktikçe güvensizlik büyür. Bunu sahada görüyoruz. Hukuk geciktikçe umut zayıflar. Demokrasi geciktikçe toplum yorulur.

    Biz bu Meclis’te bu iradenin sesi olmaya devam edeceğiz. Bu Meclis, önümüzdeki günlerde çerçeve yasayı çıkararak tarih yazmalıdır. İkinci yüzyıla güçlü bir damga vurmalıdır.”

    BARIŞ, DEMOKRASİ VE EŞİTLİK VURGUSU

    “Hepimizin ortak ihtiyacı; hukuka dayalı bir düzen, işleyen bir demokrasi, onurlu bir yaşam ve kalıcı bir barıştır. Birinci yüzyılın paslı sarkacını kırmanın zamanı geldi. İkinci yüzyılı yasaklarla, kayyımlarla, butlan kararlarıyla ve yoksullukla değil; barışla, eşitlikle ve emekle yazalım.

    Biz korku siyasetine karşı demokratik siyaseti savunmaya devam edeceğiz. Erteleme siyasetine karşı çözüm siyasetini büyütmeye devam edeceğiz. Tekrar siyasetine karşı dönüşüm siyasetini savunmaya devam edeceğiz. Çünkü bu ülkenin halkları bunu hak ediyor. Siz bunu hak ediyorsunuz.”

    HABER MERKEZİ

  • Bakırhan: CHP’ye yönelik müdahale yalnızca bir partiye değil, demokratik siyasetin tamamına yöneliktir-VİDEO

    Bakırhan: CHP’ye yönelik müdahale yalnızca bir partiye değil, demokratik siyasetin tamamına yöneliktir-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada ekonomik krizden CHP’ye yönelik yargı süreçlerine, barış tartışmalarından Ortadoğu’daki gelişmelere kadar birçok başlıkta değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, CHP hakkında verilen “mutlak butlan” kararının demokratik siyaseti tehdit ettiğini savunurken, barış ve demokratikleşme adımlarının geciktirilmemesi çağrısı yaptı.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, TBMM’de düzenlenen grup toplantısında yaptığı konuşmada Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik tablo, CHP’ye yönelik yargı müdahaleleri ve yürütülen barış tartışmalarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. Bakırhan, Türkiye’nin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda derin bir demokrasi kriziyle karşı karşıya olduğunu söyledi.

    YOKSULLUK VE AÇLIK VURGUSU

    Konuşmasına Dünya Açlıkla Mücadele Haftası’na değinerek başlayan Bakırhan, milyonlarca yurttaşın temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını belirtti. Kurban Bayramı’nın ağır ekonomik koşullar altında geçtiğini ifade eden Bakırhan, birçok ailenin çocuklarına harçlık veremediğini, bayram sofralarını kurmakta zorlandığını söyledi.

    Toplumsal dayanışmanın önemine dikkat çeken Bakırhan, ekonomik krizin faturasının emekçilere ve dar gelirli kesimlere çıkarıldığını savunarak, “Toplum yalnızca kendi sofrasından değil, komşusunun sofrasından da sorumludur” mesajı verdi.

    “CHP’YE YÖNELİK KARAR SİYASETİ DİZAYN GİRİŞİMİDİR”

    Konuşmasının önemli bölümünü CHP’ye ilişkin yargı süreçlerine ayıran Bakırhan, istinaf mahkemesinin verdiği mutlak butlan kararını eleştirdi. Kararın yalnızca hukuki bir tartışma olarak görülemeyeceğini belirten Bakırhan, bunun demokratik siyaseti yargı yoluyla şekillendirme girişimi olduğunu savundu.

    Bir siyasi partinin iç işleyişine yargı eliyle müdahale edilmesinin tüm siyasal alan açısından tehlikeli sonuçlar doğuracağını söyleyen Bakırhan, bugün yaşananların yarın başka partilerin de karşısına çıkabileceğini ifade etti. CHP Genel Merkezi’ne yönelik polis müdahalesini de eleştiren Bakırhan, bu tür uygulamaların demokratik güveni aşındırdığını dile getirdi.

    “SİYASETİN KAPISI KIRILIRSA TOPLUM ZARAR GÖRÜR”

    Türkiye’de demokratik meşruiyetin giderek zayıflatıldığını öne süren Bakırhan, siyasi rekabetin yargı kararları ve suçlayıcı dil üzerinden yürütülmemesi gerektiğini söyledi. Siyasette kullanılan bazı ithamların geçmişte olduğu gibi bugün de operasyonlara zemin hazırlayabileceğini belirten Bakırhan, tüm siyasi aktörleri kullandıkları dile dikkat etmeye çağırdı.

    Bakırhan, “Bir partinin kapısı kırıldığında aslında siyasetin kapısı kırılmış olur. Bu durum yalnızca o partiyi değil, toplumun siyaset kurumuna olan güvenini de etkiler” değerlendirmesinde bulundu.

    CUMHURİYET VE DEMOKRASİ TARTIŞMASI

    Türkiye’nin tarihsel olarak birçok dönemeçte demokratikleşme yerine baskıcı yöntemleri tercih ettiğini savunan Bakırhan, Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan darbeler, olağanüstü yönetimler ve siyasi müdahalelere dikkat çekti.

    DEM Parti lideri, Türkiye’nin temel sorununun Cumhuriyet fikri değil, Cumhuriyetin demokrasiyle tam anlamıyla buluşturulamaması olduğunu söyledi. Geçmişten bugüne yaşanan siyasi krizlerin ortak noktasının demokratik alanın daraltılması olduğunu belirten Bakırhan, hukuk askıya alındıkça toplumsal sorunların daha da derinleştiğini ifade etti.

    “BARIŞ SÜRECİ ERTELENMEMELİ”

    Konuşmasında barış ve demokratik toplum tartışmalarına da geniş yer veren Bakırhan, Türkiye’nin hem içeride hem bölgede kritik bir dönemeçten geçtiğini söyledi. CHP’ye yönelik yargı müdahalesinin toplumdaki güvensizlik duygusunu artırdığını belirten Bakırhan, bunun barış tartışmalarını da olumsuz etkilediğini savundu.

    Ortadoğu’da yeni dengelerin oluştuğunu ifade eden Bakırhan, Türk-Kürt ilişkilerinin eşitlik temelinde yeniden ele alınmasının hem Türkiye hem bölge açısından tarihi bir fırsat olduğunu söyledi. Barışın yalnızca güvenlik başlığıyla değil; demokrasi, hukuk ve eşit yurttaşlık temelinde ele alınması gerektiğini belirten Bakırhan, demokratik reformların geciktirilmemesi çağrısında bulundu.

    “TÜRKİYE BİR YOL AYRIMINDA”

    Türkiye’nin önünde iki farklı seçenek bulunduğunu söyleyen Bakırhan, bir yanda hukukun daraltıldığı ve muhalefetin baskı altında tutulduğu bir tablo, diğer yanda ise iç barışını güçlendiren ve demokratikleşme adımları atan bir ülke seçeneği olduğunu ifade etti.

    DEM Parti’nin bu süreçte bağımsız ve demokratik bir çizgi izlediğini vurgulayan Bakırhan, hem barış hem de demokrasi mücadelesini birlikte sürdürmeye devam edeceklerini belirterek konuşmasını tamamladı.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Bakırhan: Alevilere karşı örgütlenen tepkilere sessiz kalmamalıyız – VİDEO

    Bakırhan: Alevilere karşı örgütlenen tepkilere sessiz kalmamalıyız – VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Suriye’deki Alevi toplumunun büyük bir katliam tehdidi ile karşı karşıya olduğunu söyleyerek “Suriye’de Aleviler, katliam tehdidi altındayken Türkiye’de buna itiraz eden Alevilere ‘Siyasal Alevi’ diyerek toplumu kışkırtıyorlar. Alevilere karşı bir tepki örgütlüyorlar, buna sessiz kalmamalıyız” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te grup toplantısında güncel gelişmeleri değerlendirdi. Bakırhan, Akdeniz Belediyesi eş başkanları ve belediye meclis üyelerinin gözaltına alınması ve tutuklanması sonrası atanan kayyıma tepki gösterdi.

    Kayyım atamasını “demokrasiye darbe” olarak nitelendiren Bakırhan, “İki arkadaşımız da makam odalarının kapısını söktüler. Ne yaptılar kapıları oradaki halklara açtılar. Gerçekten biz de Mersin’i ziyaret ederken Akdeniz ilçesine gittiğimizde o tabloyu gördük. Vatandaş direkt belediye eş başkanlarının odasına girebiliyor, kendisini ifade edebiliyor, sorununu anlatabiliyor. Kapı yok, sekreter yok, randevu almak yok. Tam da bizim paradigmamızı uygulayan bir ilçe belediyemizdi Akdeniz Belediyesi. Bu kayyım sadece Kürtlere değil oradaki ortak yönetim iradesine atanmış bir kayyımdır” dedi.

    “AKP, KAYYIM ATAYARAK SİYASİ PUSU KURUYOR”

    Kürt sorunun çözümüne dair tartışmalara değinen Bakırhan, bu tartışmaları farklı bir evreye taşımak için ciddi çalışmalar içinde olduklarını ancak AKP’nin kayyım atayarak “siyasi pusu” kurduğunu belirtti. Bakırhan, “Burada bir kez daha tekrar ediyorum. Bin kere yapsanız yine sonuç alamayacaksınız” diye kaydetti.

    Bakırhan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Beşiktaş Belediyesi için de bir kaç şey söyleyeyim. Kürt coğrafyasında ısıttıklarını, orayı laboratuvar olarak kullandıklarını yıllar önce söylemiştik. Bu kayyımcı anlayışı şimdi batıya da taşırıyorlar. Beşiktaş Belediyesinde de yine dün bir gözaltı vardı. Orada da yerel yönetimi tasfiye etmek istiyorlar, oraya da siyasi kumpasla darbe yapmaya çalışıyorlar. Sandıkta alamadığını hile ile alıyor, kumpas ile, oyun ile alıyor. Böyle bir iktidar mı olur, böyle bir anlayış mı olabilir? Kendine güveniyorsan buyrun; yarışalım, ama kazanamadığın yeri gasp etmek nedir? Onun için Beşiktaş Belediyesine dönük bu operasyonu da kınıyorum. Orada gözaltına alınan belediye başkanını ve çalışanların bir an önce serbest bırakılmasını diliyoruz. Bu kayyımcı anlayıştan bir önce vazgeçilmesi Türkiye’nin hayrınadır. Dünyanın neresine giderlerse suratlarına bu siyasi darbe çarpıyor ama demek ki utanma yok ne diyelim artık. Biz mücadeleye devam edeceğiz. Mücadelemizi büyüterek bu anlayışı geriletip dersini vereceğiz.

    BU ÜLKE EKONOMİDE ADALETİ EŞİTLİĞİ NASIL SAĞLAYACAK?

    İşsizlik fonunda toplanan paranın yüzde 13’ünü işsizlere harcıyorlar. Yüzde 87’sini sermayeye harcıyorlar. İşsizler için toplanan fonu sermayeye harcıyorlar. İşte bu ülke ekonomide adaleti eşitliği nasıl sağlayacak? Bizler bu sefalete, yalana, çöküşe yaz ayları boyunca ekmek ve adalet buluşmalarıyla birlikte bir cevap vermeye çalıştık. Açlığa, haksızlığa, hukuksuzluğa mahkum edilen insanlarımızla Türkiye’nin dört bir yanında bir araya geldik. Tekirdağ’da da bir araya geldik. Orada üreticilerle buluştuk, sadece partililerimizle değil, Tekirdağ’daki hemen hemen çeşitli üretim sektörlerinde faaliyet yürüten bütün kesimlerle bir araya geldik. Şimdi biz bu çalışmamızı büyüterek devam edeceğiz.

    EKMEK, ADALET, BARIŞ…

    Baktık bunlar anlamıyor. Daha güçlü bir şekilde sahaya inmek gerekiyor. Önümüzdeki dönemde ekmek, adalet ve barış buluşmalarını daha güçlü bir şekilde hayata geçireceğiz. Ekmek, adalet, barış… Bu ilkenin ihtiyaç duyduğu 3 temel meseledir. Nerede açlığa mahkum edilen, nerede hakkı ve hukuku yok sayılan biri varsa onunla birlikte olacağız. Nerede adalet arayan, eşitlik arayan, özgürlük arayan bir yurttaşımız varsa da onlarla omuz omuza hakları tanınıncaya kadar mücadele etmeye devam edeceğiz. Bir kez daha diyoruz ki ekmek olmadan barış olmaz. Barış olmadan ekmek de olmaz, adalet olmadan toplumsal barış hiç olmaz. Onun için önümüzdeki günler yapacağımız ekmek, adalet ve barış buluşmalarına sizleri de bekliyor, güçlü bir şekilde katkı sunmanızı istiyoruz.

    ÖLÜSÜNE SAYGI DUYMADIĞINIZ HALKLA NASIL BARIŞACAKSINIZ?

    Başta Rojava olmak üzere Suriye ve Ortadoğu’da da barışın gerçekleşmesi için çok büyük bir mücadele veriyoruz. Ama iktidar yine Kuzey ve Doğu Suriye’de büyük hatalar yapmaya devam ediyor. Biraz barış umudu doğunca hemen bunu baltalamaya çalışıyorlar. Bu konuda çok mahirler, haklarını vermek lazım. Umudu yok etme ve kırma konusunda onların üzerine yok. Bu ülkede demek ki umutlanmayacağız. Bakın Kuzey ve Doğu Suriye’de halkın haber alma hakkı için orada gazetecilik yaparken SİHA’lar tarafından katledilen Nazım Daştan ve Cihan Bilginin cenazeleri kendi memleketlerinde gömülemedi. Gömülmedi demiyorum, gömülemedi. Aileler çok istemesine rağmen. Soruyoruz ölüsüne saygı duymadığınız bir halkla nasıl barışacaksınız?

    TÜRKİYE TÜRKİYELİLERİNDİR, SURİYE DE SURİYELİLERİNDİR

    Kuzey Doğu Suriye’de çatışmaların durması için oradaki halklar Tişrin Barajına doğru canlı kalkan olmak için gittiler. Çünkü baraj, oranın su hafızasıdır. Çeteler o barajı dağıtmasın, elektrikleri kesilmesin diye oraya gittiler. Orada sivilleri İHA ve SİHA’larla katlediyorlar. Böyle mi toplumsal barışı sağlayacaksınız? Bu mudur sizin Kuzey ve Doğu Suriye’ye götüreceğiniz barış? Barışa böyle ulaşamazsınız. Bir yandan barış diyorsunuz Dışişleri Bakanı HTŞ sözcüsünün bile kullanmadığı bir dili kullanıyor. Dışişleri Bakanı her gün Rojava halklarını tehdit ediyor. Soruyorum böyle barış olur mu? Tehditle barış mı olur?

    Türkiye Türklerindir, Suriye Araplarındır diyerek yüzyıllık ezberleri tekrarlayıp duruyorlar. Yahu kardeşim Türkiye sadece Türklerin değil, Kürtlerin, Arapların, Alevilerin, Çerkeslerin, burada yaşayan bütün farklılıklarındır. Suriye’de sadece Arapların değil. Suriye’de Kürtsüz Alevisiz, Ermenisiz, Êzidîsiz, Çerkessiz bir Suriye olur mu? Türkiye Türkiyelilerindir, Suriye de Suriyelilerindir.

    ALEVİLERE DÖNÜK SALDIRILARA SESSİZ KALMAMALIYIZ

    Suriye’de güven, istikrarı sağlamanın tek yolu halklar ve inançları esas alan demokratik siyasi bir çözüm bulmaktır. Bunun için müzakerelerin başlaması lazım. Bakın Suriye’de Alevi toplumu büyük bir katliam tehdidi ile karşı karşıya. Gün yok ki linç edilmesinler. Alevilerin öldürülmesine karşı çıkmadan Suriye halklarına barış ve huzuru nasıl getireceksiniz? Suriye’de Aleviler, katliam tehdidi altındayken Türkiye’de buna itiraz eden Alevilere ‘Siyasal Alevi’ diyerek toplumu kışkırtıyorlar. Alevilere karşı bir tepki örgütlüyorlar, buna sessiz kalmamalıyız.

    Gerçekten soruyoruz; Kürt fobisi dışında bu iktidarın bir düşüncesi, duygusu var mı? Çok merak ediyorum. Hep bizi davet ediyorlar, bu konuda ne diyorsunuz, biz onlara söylüyoruz. Suriye için ne düşünüyorsunuz? Suriye’de Kürtler, Aleviler için diğer farklı inançlar için nasıl bir zemin istiyorsunuz? Emin olun kapsayıcı bir şey derseniz destekleriz, alkışlarız, yanınızda dururuz. Yüz yıldır oradaki mezhepçi, tekçi, milliyetçi ulus devlete insanları mahkûm ederseniz de mücadele ederiz. Eleştiririz, itiraz ederiz.

    “GELİN DİCLE FIRAT HAVZASINI BİR BARIŞ HAVZASINI DÖNÜŞTÜRELİM”

    Bizim Suriye’ye ilişkin bir fikrimiz var. Suriye’nin kapsayıcı bir demokratik zemine kavuşmasını istiyoruz. Kürtler kendi kimlikleri, Aleviler ile diğer halklar ve inançların kendi kimlikleri ile yaşadıkları bir Suriye olmasını istiyoruz. Buyursun başka düşüncesi olan varsa söylesin. Gelin demokratik Ortadoğu için Kürtlere ve diğer halklara tehdit odaklı yaklaşımdan vazgeçin fırsat odaklı bir pencereden bakın diyoruz. Tarihsel Türk-Kürt ittifakını canlandıralım diyoruz. Bunu defalarca söyledik. Sonra bölgedeki bütün halklarla birlikte Ortadoğu’nun makus talihini tersine çevirelim. Bu çatışmayı, savaşı, dışarıdan müdahaleleri boşa çıkarmanın tek yolu orayı demokratikleştirmektir, demokratik bir zemin yaratmaktır. Gelin Dicle Fırat havzasını bir barış havzasını dönüştürelim. Gücünüz var, konuştuğunuz zaman Almanya’yı Fransa’yı bile küçük devletler olarak tanımlıyorsunuz. Buyurun Dicle nehrinden Akdeniz’e uzanacak bir barış coğrafyasını hep birlikte inşa edelim biz sizi destekleriz.

    “BİZİM YOLUMUZ DEMOKRASİDİR”

    Bizler Kürt sorununu bir bütün olarak Türkiye’nin demokratikleşmesi içerisinde değerlendiriyoruz. Bunu bin defa dedik. Hala birileri çıkıp işte bilmem iki bayrak falan gibi yalan saçma sapan şeyler söyleyerek 3-5 oy almak için yanlış algı oluşturmaya çalışıyor. Şüpheniz olmasın. DEM Parti ne yaptığını çok iyi biliyor. DEM Parti sizsiniz, sokaktan sizin duygularımızı yaklaşımlarınızı alarak gelip bunları söylüyoruz. DEM Parti bu ülkenin yurtsever, demokrat, sosyalist geleneğinin temsilcisi ve kendisidir, mirasçısıdır. Bizim yolumuz demokrasidir. Kimse bizi buradan alıkoyamaz.

    “ZEHİRLİ DİL KULLANMAYIN”

    Geçen gün Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş çok önemli bir şey söyledi. ‘Kürtlerin onurunu Türklerin gururunu gözetecek bir sürecin yürütülmesi gerekir’ dedi. Katılıyoruz. İyi bilinmelidir ki kayyım gurur duyulacak bir şey değil. Zehirli dil gurur duyulacak bir şey değil. Ama milyonların huzurunda ifade edelim; barış ve çözüm hem onur hem de gurur duyulacak bir şeydir. Herkesi devletçi akla karşı demokratik akıl etrafında birleşmeye mücadele etmeye ve bu mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz.

    “BARIŞ VE ÇÖZÜM İÇİN UĞRALAŞIM”

    Bizler bu bilinçle Sayın Öcalan’ın mesajlarının arkasında olduğumuzu buradan bir kez daha yenilemek istiyoruz. Barışın inşası için hepimize çok büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Devir eşit temelle barış elinin uzatılması devridir. Ellerin barışa açılması devridir. El ele verip barışı inşa etme devridir. Bugüne kadar bu konuda Sayın Bahçeli’den muhalefete ve toplumsal kesimlere kadar iyi niyetli olumlu adımlara karşılık verdik. Toplumda bu konuda büyük bir ortaklaşma gerçekleşti. Türkiye’de ilk defa siyasi partilerin büyük çoğunluğu dönemsel çıkarlarını bir kenara bırakarak demokratik çözüme büyük destek verdiler. Bu çok kıymetlidir. Sayın Abdullah Öcalan gönderdiği iki mesajda da barışı inşa etme gücünün olduğunu ifade etti. Artık sıra iktidardır. İktidar bir an önce demokratikleşme ve Kürt sorunu eksenindeki sorunları giderecek adımlar atsın. Atmalıdır. Sayın Erdoğan Amed’e gitmişti. Amed’te ‘Diyarbakır’ın huzuru Türkiye’nin huzurudur’ dedi. Türkiye’nin de Diyarbakır’ın da ortak huzuru demokratik çözüm ve barıştır. Demokratik çözüm ve barış sağlanırsa Diyarbakır da Türkiye’de huzurlu olur Sayın Erdoğan. Onun için barış ve çözüm için uğraşalım.”

    PİRHA/ANKARA