Etiket: demokrasi ittifakı

  • Günay: Dersim’de yakalayacağımız ortak mücadele hattı tüm Türkiye’ye ilham olacaktır-VİDEO

    Günay: Dersim’de yakalayacağımız ortak mücadele hattı tüm Türkiye’ye ilham olacaktır-VİDEO

    PİRHA-HDP heyeti Dersim’de sivil toplum örgütleri, siyasi parti temsilcileri ve dernek temsilcileriyle bir araya geldi. Dersim’in direniş tarihine vurgu yapan HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Dil, kültür ve asimilasyona karşı çok daha geniş bir mücadele hattını örmek gerekiyor bu da demokrasi ittifaktır. Dersim’de yakalayacağımız ortak mücadele hattı tüm Türkiye’ye ilham olacaktır” dedi.

    Aralarında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ebru Günay, milletvekilleri Necdet İpekyüz ile Alican Önlü’nün bulunduğu HDP heyeti Dersim’de sivil toplum örgütleri, siyasi parti temsilcileri ve dernek temsilcileriyle Şaroğlu Otel’de bir araya geldi.

    “ÖCALAN İLE GÖRÜŞMEK TÜRKİYE’YE KAZANDIRACAK”

    AKP iktidarının savaş politikaları temelinde tecrit politikaları uyguladığını belirten HDP Sözcüsü Ebru Günay, “Başta Sayın Öcalan üzerinde olmak üzere ülkenin tamamında yürüttükleri tecrit politikaları bu ülkeye kaybettiriyor. Tecritin ortadan kaldırılarak Sayın Öcalan ile görüşmelerin başlatılması Türkiye’ye kazandıracaktır. AKP-MHP iktidarının kendi yanlarında olmayan tüm kesimlere karşı saldırı politikası yürütüyor. Doğa kırımına, tecrit ve savaş politikalarına karşı çıkmak faşizme karşı çıkmak anlamına geliyor” diye belirtti.

    “DERSİM’İN TARİHİNDE DİRENİŞ VAR”

    Dersim’in tarihinde direniş olduğunu vurgulayan Günay, “Seyit Rıza, Alişer ve Zarife’ler, 17’ler, Aysel Doğan’lar öncümüzdür ve onların yolundayız. Güvenlikçi politikalarıyla Munzur’da ekolojik kırımın nasıl yapıldığını görüyoruz. Cudi ve Munzur’a sahip çıkmak bu iktidarın rant iktidarına karşı çıkmaktadır. 17 Eylül’de Cudi’ye sahip çıkmak için yürüyüş yapacağız. Cudi ve Munzur’un haykırışını birleştirmek ve ortak mücadelenin sesini yükselteceğiz. Dil, kültür ve asimilasyona karşı çok daha geniş bir mücadele hattını örmek gerekiyor. Bu da en geniş yelpazede, demokrasi ittifaktır. Dersim’de yakalayacağımız ortak mücadele hattı, elbette ki tüm Türkiye’ye ilham olacaktır. İttifak ruhunu inşa etmek için buradayız, HDP olarak üzerimize ne düşerse yapmaya hazırız. Farklılıklar, kimliği, dili yok sayılan ve ötekileştirenler iktidar ve muhalefetin ortaya koyduğu siyasete mahkûm değil” dedi.

    Yapılan toplantının ardından HDP heyetinin Dersim’deki temasları sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • HDP Eş Genel Başkanı Sancar: Bu çöküşü durduracağız-VİDEO

    HDP Eş Genel Başkanı Sancar: Bu çöküşü durduracağız-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, bunun bölgeyi savaş düzeni içinde tutma arayışı olduğunu söyleyerek, “Bunu durduracak gücümüz var. Türkiye halklarının geleceği, birbirini besleyen mevcut düzene dokunmayan savaş politikalarına karşı çıkmayan zihniyetlerde değil, tam da mücadelesini yürüttüğümüz üçüncü yol politikasındadır” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında konuştu.

    Grup konuşmasında Suruç Katliamı’na işaret eden Sancar, “Sizlerin onurlu adalet mücadelesinin önünde ve kaybettiğimiz 33 canımızın hatırası önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz. Bu ülke tarihinin en vahşi katliamlarından biri olan Suruç için adalet arayışı 20 Nisan’da tam 81 ayını dolduracak. Tam 81 aydır, yoldaşlarımızın aileleri, arkadaşları, yoldaşları tüm baskılara rağmen adalet arayışlarını sürdürüyorlar. Katilleri, onlara göz yumanları, onları teşvik edenleri, onların önünü açanları yargılaması gereken mahkemeler, hayatını kaybeden yoldaşlarımızın ailelerine yöneliyorlar. Onlara soruşturmalar açıyorlar, gözaltına alıyor, tutukluyorlar. Biz yoldaşlarımızın düşlerini de ve bu adalet mücadelesini de sonuna kadar omuzlamaya kararlıyız. Düş yolcularımızın hayallerini ve anılarını yaşatacağız. Suruç’u unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.

    Sancar‘ın konuşmasından satırbaşları şöyle:
    “Cezaevleri bir ülke yönetiminin aynasıdır. Türkiye’de duvarlar sürekli yükseliyor ve çoğalıyor. Bu duvarların bize gösterdiği tablo şu, hepten zindan rejimine dönmüş bir iktidar gerçeğiyle karşı karşıyayız. Ölümle sonuçlanan işkence ve hak ihlalleri, hukuksuzluklar, infaz yakmalar, hasta mahpusları ölüme terk etme ve tecrit cezaevinden başlayarak bütün topluma kuşatma altına alma siyaseti şeklinde karşımıza çıkıyor. Eğer gerçekten demokrasi istiyorsak, hukuk ve adalet istiyorsak önce buradan başlamak gerekiyor. En önce ve acil olarak cezaevlerindeki bu zulüm düzenine karşı yüksek sesle itirazımızı dile getirmemiz gerekiyor.

    BU DÜZENİ MUTLAKA DEĞİŞTİRECEĞİZ

    En başta Kürt halkı olmak üzere, bütün muhalif güçlere, demokratik kurumlara, kadınlara, hak arayanlara karşı şiddet ve saldırı politikaları her geçen gün daha da yoğunlaştırılıyor. Bu iktidar çürümüştür ve çöküş içindedir. Korkusu da buradan gelmektedir. Saldırganlığı da bu korkunun ürünüdür. Korkuyorlar, direnenlerden korkuyorlar topluma gelecek umudu veren mücadele güçlerinden korkuyorlar, bizlerden korkuyorlar, büyümekte olan demokratik mücadelenin sonuç alacağını görüyorlar. O nedenle korkuyorlar. Ama korkunun ecele faydası olmayacaktır. Biz kararlılıkla mücadelemizi bu çizgi de bu çerçevede devam ettirirsek inanın bu iktidarı da göndereceğiz, bu düzeni de mutlaka değiştireceğiz.
    BU OYUNA GELMEYİN
    Bu iktidar daimi savaş politikalarıyla ayakta duruyor, varlığını savaş politikalarına bağlamış deyip duruyoruz. Bunun da her gün yeni örnekleri çıkıyor karşımıza. İşte şimdi Federe Kürdistan Bölgesine yine bir sınır ötesi operasyon başlatıldı. Bunun adı sınır ötesi operasyon değil, bunun adı apaçık savaş politikalarıdır. Bu politikaların hangi amaçlara hizmet ettiğini ve hangi sonuçları ürettiğinin iyi bilinmesi gerekiyor. Her sınır ötesi operasyondan sonra iktidarın arkasına dizilme alışkanlığının bu ülkede bu düzeni kalıcı hale getirmekten başka bir sonuç yaratmayacağını bir kez daha hatırlatıyoruz. Bu oyuna gelmeyin. Savaş politikaları ve çözümsüzlükle gidilecek yol sefalettir, yoksullaşmadır ve faşizmin daha da kurumsallaşmasıdır. Savaş politikalarına karşı çözümün tek yolunun diyalog, müzakere ve demokratik siyaset olduğunu söyleme devam edeceğiz.
    Faturanın bu ülkenin insanlarına çıktığını her gün görmek ve göstermek zorundayız. Ekonomik krizin halkın yoksullaşması ve açlığa mahkum olması olduğunu hepimizin çok iyi görmesi gerekiyor. Bunun en önemli nedenlerin birincisi Kürt sorununda çözümsüzlüğü ve savaş politikalarıdır. Savaş politikaları devam ettikçe yoksullaşma da artacaktır. Savaşa ayrılan her kaynak bir avuç çevreyi daha da zengin etmekte, bu iktidarın kendini sürdürme hevesini güçlendirmekte. Bu ülkeyi ve toplumu acılara, yoksullara sürüklemektedir. O nedenleri savaş politikalarına dur demeliyiz. Dur da diyeceğiz bu politikaları da durduracağız. Çözümün adresi, yolu, yöntemi bellidir. Neyin çözüm olmadığıysa çok açık ortadadır. Çözüm olmayan şey 40 yıldır devam ede bu politikalardır. Çözüm ise diyalogdur, müzakeredir demokratik siyasettir.

    TEMEL ÖNERİMİZ SAVAŞ KARŞITLIĞIDIR 

    Görüyorsunuz savaş politikalarının pek çok alanda yıkıcı sonuçları var. Şimdi bir tanesi de gündemin başına oturtulmuş görünüyor. Sığınmacılar meselesi. Suriye’de Kürtler hak kazanmasın, bir hak elde etmesin diye iç savaşı harlayan, körükleyen güçler bugün de o savaşın sonucu olarak bu topraklara gelenlere, nefret kuruyorlar. Onlar saldırılar düzenliyorlar. Şimdi de pogrom planlarını devreye sokuyorlar. Eğer gerçekten bu sorunun çözümünü istiyorsak, tabi ki öncelikli ilkemiz insan onuruna saygıdır. Kim olursa olsun nereden gelirse gelsin, hangi şartlar altında burada yaşamını sürdürüyor olursa olsun, temel ilkemiz insan onuruna saygıdır. Çözüm için temel önerimiz de savaş karşıtlığıdır. Savaş politikalarına karşı çıkacaksınız.

    BÖLGESEL BARIŞ SORUNLARIMIZIN TÜMÜNÜN EN ÖNEMLİ ÇÖZÜM YOLUDUR

    Şimdi Federe Kürdistan Bölgesine yönelik operasyonların nedeni de bu anlayıştır, çözümsüzlük politikalarıdır, zulüm yoldur. Bundan vazgeçildiği anda, bu ülkede demokratik çözümün yolu açıldığı anda, bütün bölgede barışın yolu da açılacaktır. Bölgesel barış sorunlarımızın tümünün en önemli çözüm yolu, anahtarıdır. Bunu unutmayalım.

    Savaş politikalarının yarattığı yıkımın en ağır ve canlı yaşandığı alanlardan biri de ekonomidir. Evet, bu iktidarın savaşa ayırdığı bütçeyi her seferinde dile getiriyoruz. Savaşa politikaları, kaynakları yutuyor, elbette canları da alıyor. Canlar gittikçe bu ülkede acılar derinleşiyor. Yaralar daha da katmerleşiyor. O nedenle, hem canlarımızı hem de yoksulluktan kurtulmamızı sağlamak için bu iktidarın ekonomik politikalarında izlediği yolun temelini de görmemiz lazım.

    AÇLIK HAKİKATİN DE ÇIPLAK BİR ŞEKİLDE ORTAYA ÇIKMASINA YOL AÇAR

    Açlık hakikatin de çıplak bir şekilde ortaya çıkmasına yol açar. Bu insanlar bu açlar, yoksullar ordusu, sizin savaş ordularınıza karşı birlikte mücadele ettiğinde, nasıl bir sonuçla karşı karşıya kalacağınız biliyorsunuz. O yüzden baskı politikalarını sürekli arttırıyorsunuz. Bu sizin sonunuzu engellemeyecektir. Gideceksiniz. Bu ülkenin ezilenleri, emekçileri, emeklileri kadınları gençleri, bu düzeninize bu soygun sisteminize, bu rant ve savaş anlayışınıza itiraz edecek bu itirazı güçlü bir mücadele birlikteliğine dönüştürecek ve yeni bir başlangıcın yolunu da açacaktır. Biz buna demokrasi ittifakı diyoruz. Bunun öncülüğünü yapmaktan, bunun içinde yer almaktan gurur duyuyoruz. Çünkü halklarımıza bu topluma güzel bir gelecek demokratik bir düzen ve insanca bir yaşam vaad ediyoruz. Bunu gerçekleştirecek, gücümüz olduğunu da biliyoruz. Herkesin de buna inanması için elimizden gelen her türlü çabayı sarf edeceğiz.

    BU ÇÖKÜŞÜ DURDURACAĞIZ

    İşte bir günlük bir aylık, veya bir kaç aylık bir avantaj elde edeceğim kendime, bir rahat nefes alacak alan yaratacağım diye yürütülen politikalar bütün bir toplumu çökertti. Sri Lanka modelinden iyi ders alın. Sri Lanka modelinde o güvenlikçi savaşçı kıyımcı politikalarda ısrar, ülkenin bir bütün olarak iflas etmesine yol açtı. Evet biz buna izin vermeyeceğiz. Savaş politikalarına da bu şekilde karşı çıkacağız, sömürü kalan politikalarına da karşı çıkacağız ve bu ülkenin halklarının bu ülkedeki tüm toplum kesimlerinin ortak mücadelesiyle, bu çöküşü durduracağız.

    ÜLKENİN YÜZDE 90’INI YOKSULLUĞA VE AÇLIĞA SÜRÜKLÜYOR

    Geçtiğimiz hafta iktidarın yakından tanıdığı birlikte resimler verdiği, tesadüf değil artık nerede suç örgütü lideri varsa, başta İçişleri Bakanı olmak üzere çeşitli iktidar temsilcileriyle fotoğrafları çıkıyor. Bürokrasi, mafya, iktidar ve siyaset ilişkisinin bir resmi de işte burada karşımıza çıkıyor. Bu zatın İçişleri Bakanı dahil herkesle fotoğrafları var. Suç ekonomisi bir avuç uyuşturucu ve savaş baronunu, bir avuç yandaş sermayeyi semirtiyor, ülkenin yüzde 90’ını yoksulluğa ve açlığa sürüklüyor. Bir yandan hayat pahalılığı her gün gelen zamlar, fahiş kiralar, devasa akaryakıt fiyatları ve hayatını sürdürmeye mecali kalmamış milyonlar. Bu ülkenin büyük çoğunluğu. Öbür tarafta ise kirli karanlık işlerle haksız zenginleşme ile büyüyen suç ekonomisi ve suçlular ittifakı. Bunların temelinde de savaş politikaları var. Buradan vatan millet edebiyatı yapacaklar buradan milliyetçi duyguları yükseltip, diğer muhalefet partilerini hizaya sokacaklar hesap bu.

    DUR DİYORUZ VE DURDURACAĞIZ

    Dur diyoruz ve durduracağız. Başka çaremiz yok. Ne suç ekonomisine ne savaş zihniyetine mahkumuz. Bunu durduracak gücümüz var. Türkiye halklarının geleceği, birbirini besleyen mevcut düzene dokunmayan savaş politikalarına karşı çıkmayan zihniyetlerde değil, tam da mücadelesini yürüttüğümüz üçüncü yol politikasındadır.

    HDP’Yİ SONUNA KADAR SAVUNACAĞIZ

    Bugün kapatma davasına karşı esas hakkındaki savunmamızı sunuyoruz. Parti Meclisinden de MYK’mızdan da çıkan kararın bütün yansımalarını o titizlik, büyük özveriyle hazırlanan savunmamızda da herkes görecek. HDP’yi sonuna kadar savunacağız. HDP’yi yaşatacağız, büyüteceğiz, çözüm gücüne bu ülkenin ihtiyacı var o güç de biziz.  Ve önümüzde 1 Mayıs var. Bizler 8 Mart’ın, Newroz’un ve 1 Mayıs’ın kardeşliğini ve bütünleşmesini sağladığımız anda işte o çözüm adil bir gelecek demokratik bir düzen onurlu bir yaşam ve kalıcı barış o zaman gerçekleşecek. Şimdi 1 Mayıs’a hazırlanıyor. Ülkenin her tarafında 1 Mayıs’ı 8 Mart’ın ve Newroz’un ruhuyla kutlayacağız. Çözümün sesini 1 Mayıs’ın meydanlarında hep birlikte haykıracağız. Yolumuz açıktır, umutsuzluğa karamsarlığa yer yoktur kazanacağız, başaracağız.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Buldan: Demokrasi ittifakını her gün daha da büyütüyoruz-VİDEO

    Buldan: Demokrasi ittifakını her gün daha da büyütüyoruz-VİDEO

    PİRHA-HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Kürtler söz ve kazanım sahibi olmasın diye, uluslararası operasyonların bir parçası olmaktan geri durmayan yerleşik çözümsüzlük aklının, tüm ülkeye ve halklara kaybettirdiğini söyledi. Buldan, “Hayata emekten ve demokrasiden bakan güçlerle ve partilerle bir araya geliyor ve demokrasi ittifakını her gün daha da büyütüyoruz. Bu ittifak Türkiye için umudun, özgürlüğün, karanlığı yırtıp atmanın ittifakı olacaktır” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

    Buldan, Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu büyük çöküşün nedenlerini anlamak için yakın geçmişin tarihinde yaşananlara bakılması gerektiğine dikkat çekerek, “Ülkeyi kuşatan açlık, yoksulluk, yolsuzluk, demokratik hak ve özgürlüklerin ortadan kaldırılması, kayyım rejiminin her yere yayılması, siyasi kumpaslar, hukuksuzluklar, darbeler, mafya ve çeteler, bütün bu kirlenme ve çürümeler Kürt sorunu ve demokrasi sorunlarının çözümsüzlüğünün bir sonucu olarak karşımızdadır” dedi.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik 15 Şubat 1999’da gerçekleştirilen uluslararası komplonun üzerinden 23 yıl geçtiğinin altını çizen Buldan, “Uluslararası komplo ve oyunların, Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu kriz ve çatışma sarmalının içerisine sokma, Kürt sorununu kullanarak, Türkiye’ye ekonomik ve siyasi olarak uluslararası sistemin ipoteği altına alma hedefleri açısından amacına ulaştığını ortaya koymaktadır. Sonuç; büyük çöküş oldu. Kürtler söz ve kazanım sahibi olmasın diye, uluslararası operasyonların bir parçası olmaktan geri durmayan yerleşik çözümsüzlük aklı, tüm ülkeye ve halklara kaybettirdi. Türkiye’yi ekonomik olarak uluslararası güçlere bağımlı hale getirdiklerinin en güncel örneği; iktidarın, sıcak para için bir gün Katar’ın, bir gün Arap Emirlikleri’nin kapısını çalıyor olmasıdır” diye konuştu.

    Türkiye’nin, Kürt-Türk barışıyla, demokratik bir çözüm ve barışla tüm Ortadoğu’ya öncülük yapabilme imkânları fazlasıyla mevcut olduğunu vurgulayan Buldan‘ın konuşmasından satırbaşları şöyle:

    “Uluslararası oyunda asıl büyük kaybeden her yönüyle Türkiye oldu, demokrasi oldu. Halkların ortak geleceği oldu. Uluslararası oyunların sonuçları Kürt halkı ve ittifak halinde oldukları halklar açısından ise çok farklı oldu. Amacına ulaşamadı. Kürt halkının, birlikte yaşadığı halklarla demokratik çözüm, barış ve eşit ortak gelecek oluşturma iradesini engelleyemediler. Güvenlikçi politikaya sıkıştırdıkları Kürt sorununun siyasal bir sorun olma niteliğini ortadan kaldıramadılar.

    DEMOKRATİK ÇÖZÜM VE BARIŞ TÜRKİYE’Yİ BÜYÜTÜR, GÜÇLENDİRİR

    Halen komplo ve kumpaslarla, tecrit politikasıyla demokratik çözümün yollarını tıkama, demokratik siyaseti boğma çabalarından sonuç alacaklarını sanıyorlar. Fakat tarihi bir yanılgı içerisindeler. İşte Kobanê kumpas davası da aynı komplocu zihniyetin bir sonucu olarak karşımızdadır. Dava ellerinde kaldı. Dosyaları dava açıldığı gün çökmüştü. Tek çökmeyen ise demokratik siyaset oldu.

    ‘Gelin bu sorunu bir haftada çözelim’ diyen İmralı’ya kulak vermek, diyalog kanallarını açmak bütün düğümleri, kilitlenmeleri çözecek önemli bir yoldur. İşte 2013’teki Newroz mektubu, 28 Şubat 2015’teki Dolmabahçe Mutabakatı önemli bir fırsattı. Bu fırsatın tepilmesiyle Türkiye’nin neler kaybettiğini hepimiz yaşadık ve gördük. Bu gerçeği artık görün diyoruz. Demokratik çözüm ve barış Türkiye’yi büyütür, güçlendirir.

    Tüm bu anlattığım çözümsüzlük siyasetinin sonuçlarını büyük bir ekonomik çöküş olarak yaşıyoruz. AKP iktidarı ve küçük ortağı Türkiye’yi bir buhran dönemine soktu. Türkiye’yi felakete doğru götürüyorlar. Açık söylüyorum: AKP-MHP İttifakı, halkı her gün kadre uğratan bir iktidardır. Bu iktidar bir felaket iktidarıdır.

    BU UTANÇ TABLOSU ELBETTE AKP’NİN ESERİDİR

    Hanelere, işyerine, esnafa gelen yüksek elektrik faturaları Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin soygun ve haraç faturasıdır. Herkeste bunu böyle bilsin. 24 Haziran seçimlerinde ‘Şu kardeşinize verin yetkiyi’ diyen anlayış, şimdi de halkın cebindeki son kuruşa kadar almak istiyor. Almak istedikleri halkımızın cebindeki son kuruştur. Bu utanç tablosu elbette AKP’nin eseridir.

    Çıkmışlar, durmadan ‘yastık altındakileri getirin’ diyorlar. Soymadıkları bir yastık altı kalmıştı şimdi oraya da gözlerini diktiler. Ben size söylüyorum: Yastık altında para yok, altın yok. Ne var biliyor musunuz? Ödenemeyen faturalar var, borç listeleri var, haciz tebligatları var. İlla istiyorsanız, insanlar yastık altındaki faturalarını size göndersin. Saraya göndersinler siz ödeyin madem ve biran önce siz bu söylemlerden vazgeçin. Sorunları, krizleri yaratan siz değil misiniz? Nasıl çözeceksiniz? Sizin çözebilecek bir anlayışınız var mıdır? Ne olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Pandemide, yangında, selde, depremde, kara kışta, çığda herkes çok iyi gördü. Halkı kara kışla nasıl baş başa bıraktığınızı çok iyi biliyoruz. Halkı kendi kaderiyle ve çaresizliğiyle baş başa bıraktınız. Halk bunu asla unutmayacak.

    ELEKTRİK ÜRETİM VE DAĞITIMINI DERHAL GERİ KAMULAŞTIRIN!

    Isparta halkını 5 gün boyunca elektriksiz bırakan, Isparta başta olmak üzere birçok kentte insanları elektriksiz soğukta donduran sizin iktidarınızdır. Sizin derdiniz, elektriği kesilen, yolları kapanan, çaresiz kalan insanlara çare olmak değildir; iktidarınızı eleştiren insanların kapısına kolluk gücünü dayamak, gözaltına aldırıp tutuklattırmaktır. Tek anladığınız budur.

    Madem çözümden bahsettiniz. Ben de buradan çağrı yapıyorum ve somut önerilerde bulunarak, anlatmak istiyorum: Hukuksuz bir şekilde hibe ettiğiniz, elektrik üretim ve dağıtımını derhal geri kamulaştırın! Grubumuz geçen hafta bu konuda önemli bir kanun teklifi verdi. Gelin hemen bugün görüşelim ve yasalaştıralım! Var mısınız? Buradan soruyorum. Her hane için 250 KW’a kadar elektriği ücretsiz sağlayın! Buna var mısınız? Doğalgaz, akaryakıt, ulaşım, iletişim gibi kalemlerde ÖTV’yi kaldırın! Var mısınız? Yapılan tüm zamları geri alın! Var mısınız? Alın size çözüm. HDP olarak size çözüm önerimizi sunuyoruz ama bunu yapacak ne cesaretiniz ne de kabiliyetiniz var.

    “ÜLKENİN DÖRT BİR YANINDA EMEKÇİLER, YURTTAŞLAR DİRENİŞİNİ HER GEÇEN GÜN YÜKSELTİYOR”

    Biliyorsunuz, temel gıdalarda KDV’yi yüzde 1’e indirdiler. Ortada büyük bir yangın var. Bunlar bardakla su döküyorlar. Akaryakıt her gün zamlanırken ve fiyatlar bundan etkilenirken, KDV indirimi tüketiciye yansımaz. Her yerinden su alan ve batmakta olan gemiyi yürütmeye çalışıyorlar. Bu gemi yürümez. Yürümeyecek ve batacaktır. Bizim derdimiz, bu gemi batarken, halkı batmaktan kurtarmaktır. Ne yaparlarsa yapsınlar, halkın bu iktidara bakışını, öfkesini ve itirazını değiştiremeyecekler. ‘Soygun var’ seslerini kesemeyecekler. İşte; İstanbul’dan Şırnak’a Artvin’den Antep’e ülkenin dört bir yanında işçiler emekçiler, yurttaşlar itirazını da sesini de sözünü de direnişini de her geçen gün yükseltmeye devam ediyor.

    “BU ÖRGÜTLÜ KÖTÜLÜK DÜZENİ DEĞİŞMEDEN EKONOMİ ASLA DÜZELMEZ”

    Farklı işyerlerinde ve farklı işkollarında halen sürmekte olan 50’den fazla grev ve direniş var. Çarşıda, pazarda, markette el yakan fiyatlara karşı insanca yaşayacak ücret talebiyle seslerini yükselterek bu soğukta fabrikalarının, işyerlerinin önünde nöbet tutan işçiler, emekçiler, birleştikçe kazanıyor, kazandıkça birleşiyorlar. Hem de işten atılma, kara listeye alınma, tehdit edilme, darp edilme uğruna yine de direnmeye devam ediyorlar. Geri adım atmıyorlar. HDP olarak tüm bu direnişlerin ve itirazların yanındayız. Yan yanayız. Omuz omuzayız. Onların talepleri bizim taleplerimizdir. Onlar kazanırsa bu ülkenin yoksulları, ezilenleri, emekçileri kazanır. Her yeni kazanımda bu ülkenin geleceğine dair umutlar yeşeriyor. Buradan selam olsun fabrikanın işyerinin önünde hakkını almak için direnen tüm işçi ve emekçilere. Halkın bu coşkun akan selini durduramayacaklar. İşte umut buradadır. Cesaret buradadır! Bu düzeni değiştirecek güç buradadır. Bu mücadele, iktidarın yaşattığı kara kışı bahara, yaza dönüştürme mücadelesidir. Büyüyen bu itirazlar, yükselen sesler, aynı zamanda büyük değişimin de işaretidir. Habercisidir. Halkı muma mahkûm edenlerin mum gibi eriyeceği günlerin yakın olduğu müjdecisidir. Bu örgütlü kötülük düzeni değişmeden ekonomi asla düzelmez. Soygunlar, hırsızlıklar bitmeden halk gün yüzü görmez. Refaha ulaşmaz. Bu adaletsizlik düzeni değişmeden adalet de demokrasi de bu ülkeye gelmez. Bakın, ülkeyi sadece ekonomide değil, demokrasi ve adalette de çökerttiler. Her alanı yıkıma uğrattılar.

    “İNSANLAR, ADALETİ, ADALET SARAYLARINDA DEĞİL, SOKAKLARDA ADALET NÖBETİ TUTARAK ARAMAYA BAŞLADILAR”

    Cezaevlerini birer işkence merkezlerine dönüştürdüler. Hasta tutsakları ölüme terk ederek, yaşam umudunu yok etmeye çalışıyorlar ve bunu istiyorlar. Kürt düşmanlığı öyle boyutlara vardı ki, Sevgili Leyla Güven arkadaşımıza kendisini tehdit eden gardiyanla tartıştığı için 11 gün hücre cezası verildi. Bunun adı düşmanlık hukukudur. Bunun adı Kürt düşmanlığıdır ama aynı zamanda kadın düşmanlığıdır. İnsanlar, adaleti, adalet saraylarında değil, sokaklarda adalet nöbeti tutarak aramaya başladılar.

    “TÜM DÜNYAYA HUKUK TANIMAZ OLDUKLARINI İLAN ETTİLER”

    Emine Şenyaşar 344 gündür Urfa’da adalet diye haykırıyor. Sesi tüm dünyaya ulaştı ama iktidara ve Urfa Adliyesine ulaşmadı. Kulaklarını kapadılar. Kıllarını kıpırdatmadılar. Yetmedi, dün anneye adaletsizliği haykırdığı için 265 gün adli para cezası verdiler. Zulmünüz kurusun. Zalimlikte sınır tanımayanlar şunu iyi bilsin ki, adalet bir gün size de lazım olacaktır. Bir annenin adalet talebini görmezden gelen zihniyet, Türkiye için bağlayıcı olan AHİM kararlarını tanımadıklarını söylüyorlar. Tüm dünyaya hukuk tanımaz olduklarını ilan ettiler.

    “AKP-MHP İKTİDARI KAYIPLAR DÜZENİDİR”

    Yine Gülistan Doku, 775 gündür kayıptır. Nerede olduğunu ortaya çıkartmayan, karartmaya çalışan bu iktidar düzeni, en büyük kötülük düzenidir.  AKP-MHP iktidarı kayıplar düzenidir. Kadınların kazanımlarına yönelik saldırı giderek boyutlanmaktadır bunu da görüyor ve farkındayız. İstanbul Sözleşmesinden geri çekilen ve erkek şiddetine yol veren bu iktidar şimdi de kadınların nafaka hakkını gasp etmenin yollarını aramaktadır. Bu iktidarın bütün gayesi; toplumsal kazanımları, demokratik kazanımları, kadın kazanımlarını bir bir yok etmektir. İşte bizim yapmamız gereken tam da; tüm bu kazanımlarımıza birlikte sahip çıkmak, korumak, güçlendirmek, daha da büyütmek ve gasp edilen tüm haklarımızı bir bir geri almak için örgütlü gücümüzü, örgütlü mücadelemizi daha da yükseltmektir.

    “BU MÜCADELE ORTAKLIĞI KAZANDIĞINDA TÜM TÜRKİYE KAZANACAKTIR”

    Türkiye toplumu içinde yer alan bütün farklılıkların sesi ve partisi olan partimiz toplumun her kesimini kapsamayı hedefleyen demokrasi ittifakını büyütme amacındadır. Hayata emekten ve demokrasiden bakan güçlerle ve partilerle bir araya geliyor ve demokrasi ittifakını her gün daha da büyütüyoruz. Bu ittifak Türkiye için umudun, özgürlüğün, karanlığı yırtıp atmanın ittifakı olacaktır. ‘Demokrasi İttifakı’ bir mücadele ortaklığıdır. Ortak geleceği birlikte inşa etme ortaklığıdır. İrade ortaklığıdır. Bu güç birliği hem tarihsel hem de toplumsal bir ihtiyaçtır. Biz yolumuza kararlı bir biçimde devam ediyoruz. Bu birliktelik: Herkes için yaşanabilir bir ülke içindir. Özlemini duyduğumuz barış içindir. Gerçek bir adalet düzeni içindir. Herkesin hakkını koruyan hukuk içindir. Demokratik yeni bir anayasa içindir. Özgürlük içindir. Alınteri ve emeğin hakkı içindir. Kadınların özgürlüğü içindir. Yoksulluğu ve yolsuzluğu bitirmek içindir. İnsan onuruna yaraşır, bir yaşam içindir. Demokratik bir Cumhuriyet’te yeni bir yaşamı kurmak içindir. İnanın ki bu mücadele ortaklığı kazandığında tüm Türkiye kazanacaktır. Demokrasi büyük kazanacaktır. Barış kazanacaktır. Hakikat ve adalet kazanacaktır. Herkes kazanacaktır. Hepimiz kazanacağız. Yolumuz açık olsun.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Demokrasi İttifakı’nda ilk tur: 9 parti bir araya geliyor

    Demokrasi İttifakı’nda ilk tur: 9 parti bir araya geliyor

    HDP’nin çağrısıyla TİP, SMF, EMEP, TÖP, Sol Parti, Halkevleri ve TKP temsilcileri, “Demokrasi İttifakı” gündemiyle bir araya gelecek. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), 27 Eylül 2021 tarihinde açıkladığı “Demokrasiye, Adalete ve Barışa Çağrı Deklarasyonu” ile uzun süredir çağrı yaptığı “Demokrasi İttifakı” kapsamında çalışmalarını sürdürüyor. Önümüzdeki günlerde HDP bileşenleri dışındaki siyasi parti ve oluşumlarla buluşma gerçekleştirilecek.

    Bu kapsamda HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, Emek Partisi (EMEP), Halkevleri, Sol Parti, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Türkiye Komünist Partisi (TKP) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) ile 18 Ocak’ta Ankara’da bir araya gelecek. Toplantıda, Türkiye’nin içinde bulunduğu çoklu krize karşı umudu büyütecek, güven verecek bir Demokrasi İttifakı tartışmaları yürütülmesi bekleniyor. Ayrıca toplumun tüm kesimlerinin yer alması hedeflenen Demokrasi İttifakı’nın demokratik değişim ve dönüşümün öncü gücü misyonu vurgulanacak.

    HDP, Türkiye’de demokratik, sol, sosyalist ve devrimci güçlerin geniş bir mücadele ortaklığını hedefliyor. Demokrasi İttifakı’nda ilk tur olarak da planlanan bu toplantı da, Türkiye’nin bütün ezilenleri, ötekileştirilenleri, mağdurları, emekçileri, kadınları, gençleri ve ekoloji mücadelesi verenlerle en geniş eşit yurttaşlık ve mücadele ortaklığını kurmanın yol ve yönetmeleri tartışılacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • DAD Eş Genel Başkanı Kulu: Hiçbir siyasi partinin Alevilere dair bir programı yok

    DAD Eş Genel Başkanı Kulu: Hiçbir siyasi partinin Alevilere dair bir programı yok

    PİRHA-HDP’nin demokrasi tutum belgesini PİRHA’ya değerlendiren DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, eksikliklerine rağmen HDP ve bileşenlerinin çıkışının anlamlı olduğunu kaydetti. Hiçbir siyasi partinin Alevilere dair bir açılım ya da programın olmadığını belirten Kulu, “Yüzyıl sonra yakalanan fırsatı kaçırmamak için demokrasi yolunda beraber yürüme becerisini göstermeliyiz” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) geçtiğimiz günlerde kamuoyu ile paylaştığı Demokrasi Tutum Belgesi’ni PİRHA‘ya değerlendirdi.

    Kulu, Türkiye’de siyasetin ve toplumun kutuplaştığı bir dönemin yaşandığını ifade ederken; “Cumhuriyet tarihinde toplumların ve farklılıkların böyle ayrıştırıldığı bir demi belki bu kadar net yaşamadık. Esas hakikat bu. Bugün ülkeyi yönetenler ve yönetmeye aday olanların toplumu ayrıştırarak, onları sadece bir oy olarak görmeleri; kimliksel, inançsal, toplumsal farklılıklarını görmeden günü geçiştirmeleri ya da kendi siyasi yararına kullanma biçimi olduğunu düşünüyorum.

    Bu aslında ahlaki ve politik toplumun kabul edebileceği bir şey değildir. Şimdi hal böyle olunca Türkiye’de neredeyse insanları böyle yönlendirerek, birini diğerine tercih etme zorunluluğuna bırakmak, kendi varlıklarını, kimliklerini, inançlarını, aidiyetlerini unutarak birinden yana olmaya zorlanması aslında Türkiye’nin esas çıkmazı” dedi.

    “MEVCUT İTTİFAKLARIN DEMOKRASİ, BARIŞ ADINA ORTAYA KOYDUKLARI BİR ŞEY HENÜZ YOK”

    Adalet Kalkınma Partisi (AKP) ile Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) Türk-İslam sentezi üzerine inşa edildiğini belirten Kulu, “Bir diğer ittifak olarak toplumların önüne konan da Kemalist ve ulusalcı. Sonuçta kendi toplumsal grubunun çıkarı ve iktidarı için çaba içinde. Yoksa Türkiye’de demokrasi, huzur, barış ve kardeşlik adına ortaya koydukları henüz bir şey yok. Tamda bu demde HDP’nin ortaya koyduğu demokrasi ittifakı bir üçüncü yol olarak görülmeli” diye konuştu.

    HDP’nin demokrasi ittifakı vurgusuyla ilgili olarak Kulu, şunları kaydetti:

    “Bu üçüncü yol şudur; bütün toplumsal farklılıkların kendisini anayasal güvencede hissettiği, kendi inanç ve kimliklerini yaşadığı, halkların kardeşçe, barış içinde yaşaması ve olan bütün sorunlarını çözme ve özellikle yüzyıldır kangrenleşen hem Kürt sorununu hem Alevi halklarının sorununu çözmek gibi belki niyet olarak böyle ama çok da belirgin ve net vurgulardan maalesef yoksun.

    “ÜÇÜNCÜ YOL MÜMKÜN VE HALKLARIN YARARINA”

    Her şeye rağmen farklılıkların bir arada olduğu, demokrasi, barış ve kardeşlik üzerine inşa edilen bu çıkış, üçüncü bir yolun mümkün olduğunu ve bunun da halkların yararına olduğunu düşünme ve bu konuda umut yaratma gibi bir şeyle karşı karşıyayız. Elbette ki olumlu bir şey. Bugün, sistem tarafından kötü, terörist, vatan haini olarak ilan edilen bir yapının, üçüncü bir yolun, Türkiye’de barış ve kardeşliğin olacağını söylemesi kayda değer. Olumlu ve desteklenmesi gereken bir çaba olduğunu düşünüyoruz.”

    “HİÇBİR SİYASİ PARTİNİN ALEVİLERE DAİR BİR AÇILIMI VEYA PROGRAMI YOK”

    “Alevilerin hem birlik açısından yan yana gelmeleri hem de kendi hakikatini, dilini, kültürünü, tarihsel hafızasını yaşamak gibi bir sorumlulukla karşı karşıya” diyen Kulu, Alevi kurumlarının ya da bireylerinin tek başlarına çabasının yeterli olmadığını söyledi.

    Belediyeler ve devletten alınan ufak hizmetlerin büyük bir lütuf olarak görülmesinin Alevi hakikatince kabul edilemez olduğunu kaydeden Kulu, şunları söyledi:

    “Bu ülkede demokrasi, barış, insanlık adına bir şey yapılacaksa esas olan Aleviliğin kendi yaşam düsturu olan ikrar ve rıza toplumunu yaratmaksa biz bu ikrar ve rıza toplumunu demokrasi güçleriyle birleşerek yaratabiliriz. Henüz bu ülkede hiçbir siyasi partinin Alevilerle ilgili ortaya koyduğu bir açılım ya da plan, program yok.

    Eğer rıza toplumu inancını yaşama geçirmek istiyorsak Türkiye’de demokrasi mücadelesinin bir parçası ama aynı zamanda kendi kimliği, inancı ve hakikatiyle buluşan bunu anayasal güvence altına alan bir yürüyüşün sahibi olmalıyız. Bunun dışındaki hiçbir çaba Alevileri ileriye taşımayacaktır.

    Sonuçta tarihsel rolümüzü oynamadığımızda bu inanç ve itikat, bu tarihsel hafıza, kültür yok olacaktır. Bu noktada Aleviler ve Kürtler ülkenin demokrasi ve barışı açısından esas rolünü oynamak açısından hak ve hakikat yolunda birleşerek gerçekten yeni bir toplumsal sözleşme yeni bir rıza anayasasıyla hareket etmelidir. Bunun dışındaki küçük taleplerle ne Aleviliğin hakikatini tanımlamış olabiliriz ne de gelecekteki umudumuzu büyütmüş olabiliriz.”

    “EKSİKLİKLERİNE RAĞMEN HDP VE BİLEŞENLERİNİN ÇIKIŞI ANLAMLI”

    Kulu, HDP ve bileşenlerinin siyasette üçüncü yol olarak çıkış yapmasının anlamlı olduğunu kaydetti. Cumhur ve Millet ittifaklarına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Kulu, “İnkar ve ihmal üzerine farklı topluluklara yönelmiş Türk-İslam sentezi ya da Kemalist-ulusalcı yapıların sorunları çözemeyeceği açıktır. Üçüncü bir yolda ülkedeki demokrasi güçlerinin farklılıkların, inançların ve halkların bu konuda ciddi bir birliğe ve beraber tarihsel çıkışa ihtiyacı var. Olması gereken bu aslında.

    Eksikliklerine rağmen bugün yok sayılan HDP ve bileşenlerinin bu çıkışı anlamlı. Önemli olan bütün farklılıkların bu hakikat yürüyüşünde rolünü oynayarak Türkiye’de demokrasi, barış ve ortak vatanda kardeşçe yaşamak için ortaya koydukları yürüyüşün sahibi olmaları hedef olarak da yeni bir toplumsal sözleşmeyi ortaya koymaları gerekiyor. Ancak bu şekilde bir çıkış olur. Yoksa her seferinde darbelerle bu ülkeyi yeniden dizayn eden yaklaşımlar Türkiye’deki hiçbir sorunu çözmeyeceği gibi Alevi ve Kürt sorununu da asla çözmeyecek” şeklinde konuştu.

    “YÜZYILLIK FIRSATI KAÇIRMAMAK İÇİN BERABER YÜRÜME BECERESİNİ GÖSTERMELİYİZ”

    Kulu son olarak şu ifadeleri kullandı:

    “1921 anayasasında Laz, Kürt, Ermeni vekilin parlamentoya girdiği bir dönemdir. Ancak 1924 Anayasasıyla 1921’deki farklılıklar yok sayılarak tamamen inkarcı, tekçi ve Türkçü anayasa ile neredeyse yüzyıldır toplumlar için bir cendere haline getirdi. İmha ve inkar politikası ve katliamlar ile sürdü. Yüzyıl sonra bu fırsatı yakalamışken halkların ve inançların özgür, ortak vatanda yaşadığı bir hedefi ortaya koyarak bütün farklılıkların topyekun yan yana yürüdüğü bir Türkiye gelecekte demokrasi ve barışı inşa edecektir. Bize düşen de bu yolda beraber yürüme becerisini göstermektir. Yüzyıllık fırsatı kaçırdığımızda biz yeniden bir partinin, ideolojinin Türk-İslam sentezi veya Kemalizm’in güdümünde olan ve kendi kimliğiyle, inancıyla yaşamayan bir durumda kalırız. Bu kaçırılacak bir fırsat değil. Bunu fırsata çevirmek bütün Alevi süreklerinin de Kürtlerin de diğer halkların da sorumluluğudur.”

    Barış KOP / İSTANBUL