Etiket: demokratik alevi dernekleri kadın meclisi

  • DAD Kadın Meclisi: Kaçırılan Alevi kadınlara sessizliğine çığlık olalım!

    DAD Kadın Meclisi: Kaçırılan Alevi kadınlara sessizliğine çığlık olalım!

    PİRHA- DAD Kadın Meclisi, Suriye’deki cihadist çetelerce kaçırılan Alevi kadınlarının akıbetine dair çağrıda bulunarak, “Alevi kadınlara, kadın örgütlerine, çağrımızdır; en kısa zamanda bir araya gelip kız kardeşlerimize, canlarımıza ses olalım” dedi.

    Suriye’de HTŞ, IŞİD ve SMO’lu çetelerin Lazkiye, Humus ve Tartus’ta Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelere düzenlediği soykırım saldırılarında yine çok sayıda kişi gözaltına alınmış durumda. Son bir haftalık saldırılarda ayrıca çok sayıda kadının çeteler tarafından kaçırıldığı belirtiliyor.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, kaçırılan Alevi kadınların durumuna ilişkin yazılı açıklama yaparak, kadınların akıbetine ilişkin ses çıkarılması çağrısında bulundu.

    “ALEVİ HALKLAR SOYKIRIM İLE KARŞI KARŞIYA”

    Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi’nin açıklamasında şunlar kaydedildi:

    “8 Aralık 2024 tarihinde HTŞ’nin Suriye’de yönetimi devralmasından bu yana dinmeyen bir feryat var; Suriye’de Aleviler gün be gün katlediliyor! Köyler boşaltılıyor, insanlar yaşam alanlarını terk etmek zorunda bırakılıyor. Alevi halklar HTŞ bünyesinde toplanan tekfirci-cihatçı örgütlerin soykırım yönelimleri ile her an karşı karşıya. İngiltere merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevinin( SOHR) kayıt altına alınmış bilgilerine göre on binleri aşan ölümler, 150.000 ile ifade edilen kayıp, 250.000 insan yerinden edilmiş.

    ALEVİ KADINLARA SES OLALIM

    Vahşice katledilen insanların yanında, kadınların karşı karşıya kaldığı vahşeti anlatmaya yürek yetmiyor. Tacize uğrayıp uzuvları kesiliyor, kaçırılıyorlar. Tıpkı Şengal’de kaçırılan Ezidi kadınları gibi. Suriye’de inşa edilmeye çalışılan rejim kadın düşmanı bir rejimdir. Akademisyen Rasha Al Ali’nin kaçırılıp elleri kesilmiş halde asılı bulunan bedeni adeta Alevi kadınların akıbetini ilan eden nitelikteydi. Yakında Suriye’de kaçırılan Alevi kadınlar için de köle pazarlarına tanıklık edebiliriz. Bu konuda dünya devletlerinin, Avrupa parlamentosunun, İnsan Hakları Örgütlerinin çıkardıkları cılız sesler bu çığlığa denk düşmüyor. Alevi kadınlara, kadın örgütlerine, çağrımızdır; en kısa zamanda bir araya gelip kız kardeşlerimize, canlarımıza ses olalım.

    Sessizliğe çığlık olalım. Katliama, zulme karşı ortak tavır alalım. Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • DAD Kadın Meclisi: Savaş politikalarına karşı alanlarda buluşalım

    DAD Kadın Meclisi: Savaş politikalarına karşı alanlarda buluşalım

    PİRHA- DAD Kadın Meclisi, 25 Kasım dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Bugün de savaşın, işgalin, milyonlarca insanın topraklarını terk ederek göç yollarına düşmesinin, kadın bedenin savaş ganimeti olarak görülmesinin baş aktörü erkeklerin savaş politikalarına direnen kadınlar olacaktır. Bizler Zarife Anaların, Beselerin, Sakinelerin, Rozaların ve Mirabel Kardeşlerin mirasçılarıyız onlardan aldığımız güçle buradayız” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, savaş politikasına karşı çıkan ve mücadele eden kadınlar olarak her yıl olduğu gibi ülkenin her yerinde 25 Kasım dolayısıyla alanlarda olunacağı kaydedildi.

    KADIN CİNAYETLERİ HATIRLATILDI

    2023 yılının ilk 4 ayında 165 kadının katledildiğini hatırlatan DAD Kadın Meclisi, “Kadın cinayetlerinin katliama dönüştüğü, kadına yönelik erkek şiddetinin sistematik olarak arttığı ve her gün kadın düşmanlığının türlü görünümleriyle yüz yüze geldiğimiz günler yaşıyoruz. Evlerimizde ve işyerlerimizde sistematik olarak erkek-devletin mobbing, taciz ve şiddetine maruz kalıyoruz. Son 20 yılda artan kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet tesadüf olarak değerlendirilemez. Sadece 2023’ün ilk 4 ayında 165 kadın erkekler tarafından katledildi. Kadın cinayetleri politiktir!” dedi.

    “SAVAŞ POLİTİKALARINA KARŞI KADINLAR DİRENECEK”

    Kadınlar üzerindeki erkek- devlet şiddetine karşı mücadele etmenin yollarının bulunmaya devam edileceğine vurgu yapılan DAD Kadın Meclisi açıklamasında “Bizi güçsüzleştiren tüm silahları üstümüze doğrultan erkek-devlet şiddeti var olmaya devam ettikçe, erkek şiddetiyle baş etmenin yollarıı bulmaya devam edeceğiz. Bugün de savaşın, işgalin, milyonlarca insanın topraklarını terk ederek göç yollarına düşmesinin, kadın bedenin savaş ganimeti olarak görülmesinin baş aktörü erkeklerin savaş politikalarına direnen kadınlar olacaktır. Tekrar tekrar hiç yorulmadan söylüyoruz kadın kazanımlarımız ne gözaltılar ile ne kayyımla ne de savaşla, işgalle elimizden alınabilir. Kadın cinayetlerinde, kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz davalarında tahrik ve iyi hal indirimlerine, Türkiye’nin taraf olduğu ve İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen; “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi” sözleşmesinin iptal edilmesine karşı çıkıyoruz!” ifadeleri kullanıldı.

    “KAZANILMIŞ HAKLARIMIZA KARŞI BURADAYIZ”

    DAD Kasın Meclisi’nin açıklamasının devamında şunlar belirtildi:

    “Cinsiyet temelli şiddete karşı sigortamız olan İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz! Yargı reformu adi altında tecavüzlerin önünün açılmasına, çocuk istismarının  ve kadın cinayetlerinin artmasına zemin hazırlıyorlar. Kadın düşmanı yargı paketiyle nafakaya gasp, cinsel istismara af getirmeye yeltenmeye çalışıyorlar.15 yaş altı evliliği meşrulaştıran istismar affını daha önce engelledik. Nafakaya gasp, istismara affa izin vermeyeceğiz! Kadına yönelik şiddetin önlenmesine dönük hazırlanan 6284 sayılı kanun yürürlükten kaldırılsın isteyenlere, kadınları şiddet gördüklerinde başvuracakları mekanizmaların yoksun bırakmak isteyenlere, şiddeti, tacizi, tecavüzü engellemek yerine kadınların kazanılmış haklarına göz koyup elinden almak isteyenlere karşı buradayız!

    “ALANLARDA BULUŞALIM”

    Demokratik Alevi Dernekleri kadınları olarak hayatın her alanında yok sayılan kadınlarla, kız kardeşlerimizle 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde alanlarda buluşuyoruz! Hak ve hakikat uğruna mücadelede pervane olan kadınlar kainatın özüdür. Haktan geldik ve o güzellikte vücut bulduk. Bizler Zarife Anaların, Beselerin, Sakinelerin, Rozaların ve Mirabel Kardeşlerin mirasçılarıyız onlardan aldığımız güçle buradayız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DAD Kadın Meclisi: İnancımızla ikrarlaşıyor, direncimizle özgürleşiyoruz

    DAD Kadın Meclisi: İnancımızla ikrarlaşıyor, direncimizle özgürleşiyoruz

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslarası Mücadele Günü dolayısıyla yaptığı yazılı açıklamada, şiddetin münferit olmadığını belirterek, “Biz Alevi/Kızılbaş Kürt kadınları Yol’un düsturu olan, özgürlük ve eşitlik mücadelesini yürüteceğimize ikrar veriyoruz” dedi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslarası Mücadele Günü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, erkek şiddetinin tüm hızıyla sürdüğüne ve bunun tarihsel kökenlerine dikkat çekildi.

    “Biz Alevi/Kızılbaş Kürt kadınları Yol’un düsturu olan, özgürlük ve eşitlik mücadelesini yürüteceğimize ikrar veriyoruz” denilen açıklama şöyle:

    “Kadın düşmanlığının en yıkıcı etkilerinin görüldüğü zamanlardan geçiyoruz. Öyle ki, bu şiddetin olmadığı nerdeyse tek bir an yok. Bu şiddet, sadece kadınla da sınırlı değil; doğa, çocuklar ve hayvanlar da bu şiddetten nasibini almaktadır. Çünkü insanlık, Anadan /Ana yolu hakikatinden kopmakla zulmata düşmüştür.
    Sizler bu metni okurken bile, birçok kadın erkek şiddetiyle karşı karşıyadır. Tam şu anda bir kadın katlediliyor ya da bir erkek tarafından darp ediliyor olabilir. An be an yaşanan bu yıkımın, vahşetin aciliyeti göz ardı edilemez.

    “ŞİDDET MÜNFERİT DEĞİL”

    Uygulanan şiddeti aile içi ve güncel sıradan olgular olarak tanımlamak dar ve yüzeysel bir yaklaşımdır. Çünkü bu şiddetin tarihsel, toplumsal, psikolojik ve ekonomik kökenleri vardır. Ve bunlar; basit, münferit ele alınamayacak kadar derin ve sistematiktir. Tarihsel süreç içinde kadına uygulanan bu şiddet bir nevi jenosittir.
    Mevcut iktidarlar ve semavi inançlar, doğası gereği bu kırımın meşru zeminini oluşturmaktadır. Geçmişten bugüne, eril zihniyet tanrı yasasını kadına karşı kendi varoluşunun zemini olarak kullandı. Böylece erkekler söyledikleri ve yaptıkları her şeyi tanrı yasasına dayandırdılar. Bununla Ataerkil/Patriarkal bir kültür yarattılar. Havva’yı Adem’in kaburga kemiğinden yaratan bu kültür, kadını erkek için bir zevk nesnesi haline getirdi. Bu öykü semavi inanç örüntüsünde kadının düşürülüşünün ilk formudur. Böylelikle, kadının düşürülmüşlüğünün ilahi zemini hazırlanmış oldu. Bu açıdan bakıldığında kadına yönelik şiddette iktidarların tutumunun ve uyguladığı politikaların kaynağı anlaşılabilir.
    Kadına yönelik bu ayrımcı yaklaşım ve politikalar hiçbir kıtaya hiçbir coğrafyaya hiçbir ülkeye sığmayacak kadar yaygın ve küreseldir. Hem yatay hem dikeydir. Toplumun hücrelerini bir kanser hücresi gibi sarmıştır.

    “ŞİDDETİN ALTINDA ERİL KÜLTÜRÜN DERİN İZLERİ VAR”

    Öte yandan günceli ve güncele dair olan olayları tarihsellikle analiz etmek zorundayız. Çünkü bu şiddetin altında eril kültürün derin izleri yatmaktadır. Eril kültür, kendini makro düzeyde devlet, mikro düzeyde ailede örgütlemiştir. Mevcut reel uygarlık tüm kurumlarıyla erildir ve bu şiddetin temel kaynağını oluşturur. Sistemin ve yarattığı kültürün genetik kodları şiddeti yeniden ve yeniden üretmektedir. Kadınlık ve erkeklik olgusu bu kültür tarafından şekillendirilir. Reel kadınlık ve erkeklik böylece birer kurmaca olarak karşımıza çıkar. Çünkü kadın doğulmaz, kadın olunur. Aynı şekilde erkek doğulmaz erkek olunur! Bu kurmaca günümüzün açmazlarından birini oluştururken, aynı zamanda çözümün de kapısını aralamaktadır bize.

    “DEMOKRATİK KÜLTÜRKADINI ŞİDDET SARMALINDAN KURTARIR”

    Toplumsal cinsiyetçi kültüre karşı demokratik kültür, kadını bu şiddet sarmalından kurtarıp özgürleştirebilir. Unutulan dişil kültürü hayata geçirip yeniden güncelleyerek yeni bir yaklaşımla bu şiddet ortadan kaldırılabilir. Kadının bütünsel dünyası yani eril/dişil prensibi birlikte ve bir denge içinde ele alması bütün problemleri ortada kaldırabilecek bir bakış açısı oluşturabilir. Unutmamalı ki; ana tanrıça kültürü insanlık kültürünün yüzde doksanını oluşturmaktadır. Bu aynı zamanda bize kadın bilincini yaratma ve dinamik hale getirme görevi yüklemektedir. Sadece eril zihniyeti eleştirmek, ona karşı mücadeleyi yükseltmek ve örgütlemek kadın özgürlüğü için yeterli değildir. Çözüm; kadın cephesini dişil prensibe göre yeniden düzenleyerek bir bilince kavuşturmak ve demokratik bir düzlemde yeniden örgütlemektir.

    “AKP’DEN ÇÖZÜM BEKLEMEK YANILGIYA DÜŞMEK OLUR”

    Bu bağlamda, mevcut iktidarlardan ve dolayısıyla AKP’den çözüm beklemek büyük bir yanılgıya düşmek olur. AKP, yürüttüğü politikalarla antidemokratik ve totaliter bir yöne doğru evrilmektedir. Hatta, kadına yönelik şiddetin alanını genişletirken, aynı zamanda şiddeti tırmandırmaktadır. İstanbul Sözleşmesi gibi kadına koruma sağlayan uluslararası anlaşmalardan çekilmesi ise bu şiddeti onayladığı anlamına gelir. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi ile birlikte, ÇEDAW ve Lanzarote sözleşmeleri ve çocuklara yönelik cinsel sömürü ve cinsel istismarı koruyan Avrupa Konseyi Sözleşmeleri de kritik bir hal almıştır.

    AKP iktidarı, demokratik bir toplum yaratma anlayışına sahip değildir. Aksine, İslamcı kültürel kodlarla hareket eden bu iktidar, toplumsal cinsiyetçi yaklaşımlarla bu sorunu derinleştirmekte ve kadını toplum dışına iterek onu adeta bir doğum makinesi konumuna indirgemektedir. Şurası açıktır ki, bir toplumun özgürlük düzeyi, o toplumun kadınlarının ne kadar özgür olduklarıyla ölçülür. Bu özürlük perspektifinden uzak bir iktidarın, kadına yönelik şiddete dur demesi de mümkün değildir.

    “YÜZÜMÜZÜ ANA TANRIÇA KÜLTÜNE DÖNMELİYİZ”

    Genelde kadınlar ve özelde Alevi/Kızılbaş Kürt kadınları olarak bu toplumsal cinsiyetçi yaklaşımlara karşı dururken, çözümü kendi tarihsel ve kültürel değerlerimizde aramalıyız. Yüzümüzü ana kadın yani Ana Tanrıça kültüne dönmeliyiz. Alevi inancının merkezinde yer alan kadın olgusu, Ana Tanrıça kültünün de taşıyıcısıdır. Bu doğum kapısı hak kapısı olarak da tanımlanır. Hak da kendini kadında ispat etmiştir. Eğer kadın yoksa ne hak vardır ne de yaşam! Bu Ana kadın kültüründen uzak düşmek kadının kendi özüne ve kendini besleyen kaynağa yabancılaşması anlamına gelir. Bize düşen, inancımızdaki dişil prensibi öne çıkarmak ve her alana taşıyarak örgütlemektir. Biz Alevi/Kızılbaş Kürt kadınları Yol’un düsturu olan, özgürlük ve eşitlik mücadelesini yürüteceğimize ikrar veriyoruz.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • DAD Kadın Meclisi: Gelin Ana Fatma’nın kemaletinde ikrarlaşalım

    DAD Kadın Meclisi: Gelin Ana Fatma’nın kemaletinde ikrarlaşalım

    PİRHA-DAD Kadın Meclisi, 4 Mart’ta yaptıkları ‘Muhabbet Cemi’nin sonuç bildirgesini açıkladı. Yapılan açıklamada, “Ananın dili Xızır dilidir, hak dilidir, kâinat dilidir, her dermana şifadır. Tarihin dili ananın dilidir. Gelin bir daha ananın tarihiyle buluşalım” denildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi, 4 Mart’ta yaptıkları Muhabbet Cemi’nin sonuç bildirgesini açıkladı. Açıklamada, “4 Mart’ta Alevi sürelerindeki analarımızla  “Yolda İkrar, Canda Birlik Muhabbet cemini” yaptık. Bir kez daha Hak hakikat dilinde, kendi yüzümüzü, Ana kadın tarihine çevirip, ikrar verip, ana diyar ve jiarlarımızla hak olup, demlendik. Amacımız analarla muhabbet etmek, Alevi inancındaki kadının tarihsel hakikatine değinmek ve günümüzdeki yerine yönelik muhabbet etmekti. Ayrıca inancımızı yeni kuşaklara, masum-u pak canlara anlatmanın gerekliliğine yönelik muhabbet etmekti” denildi.

    “ANANIN DİLİ XIZIR DİLİDİR”

    Meclis tarafından açıklanan sonuç bildirgesinde şunları ifade edildi:

    “Ananın dili Xızır dilidir, hak dilidir, kâinat dilidir, her dermana şifadır. Bizler bu deryanın ve hakikatın dilinden uzaklaştıran dile nehak dedik. Oysaki her can bir dilin varlığını kendi evreninde taşır. Tüm diller anayı kendi hafızasında taşır. Tarihin dili ananın dilidir. Gelin bir daha ananın tarihiyle buluşalım. Alemdeki her zerrenin bir varoluş nedeni vardır. Bunu ana kadının her zerresinde kendini görünür kılmıştır. Her Kadın can bir daha kendimizle, ruhsal bedensel ikrarlaşmayı, kendi hakikatımızla pay ederek, cümle insanlığın yaşadığı bu demi devranda çare ve şifa olacağına inandık. Çare yoldur. Yolun şifası ve bereketi ananın tarihsel hikmetiyle yeniden, Daye, Maye olup kendisini doğurup yol açtığını göstermiştir. Pir hikmetine sahip olanlarla,  yol açan, yol süren, yol inşa ederek, tarihsel ana hakikatıyla can olup ikrar meydanında birlik olmaktır. Analar, pirler, talipler, Rehberler, Derwişler, Musahipler, Mürşitlerin rızalığında bir araya gelmek ve ikrarlaşmak mümkündür. Biz başarabiliyorsak tüm Alevi sürekleride başarabilirler. Bir daha Tüm Kadim Ana süreklere sesleniyoruz: Gelin tüm analar, pirler talipler, mürşitler, cem olalım, birlik olalım yola ikrar verelim.

    “Bir gün kendi özüme geri dönersem/ Toprak anam bana kucak açarsa/ Turap olup karışırım anama/ Turap anam bana kucak açarsa.”

    KENDİ HAKİKAT ÂLEMİMİZLE KARŞILIKLI BİRBİRİMİZİ VAR ETTİK

    Bu hakikat öyle bir bereket deryasını insanlığa sunmuş ki, her cümle varlığın kendisini besleyeceği bir evrendir. Bu evrende her varlığa nasip etmiştir. Bereketin dilinde, deryanın damlasından, kâinatın deminden, Xızır’ın aklından her varlık kendi hikmetiyle yaşam deryasında yer almıştır. Bu aşkla biz analar, bir daha, Ana Fatma’nın nuruyla nurlandık, nur olduk birbirimizin cemaline. Xızır’ın nuruyla yüzlerimize nur yağdırıp, arşı alemde birlik olduk. Kendi hakikat âlemimizle karşılıklı birbirimizi var ettik. Bu varoluş hakikatimizin adı ikrarlık ve rızalık üzerine kuruludur. Bu anlamlı ve hakikatli yaşamı bir kez daha hak meydanında birleştirdik. Bu yaşamı on binlerce yıl rıza toplumunda ikrarlı ve rızalıkla ana eksenli yaşadı ve yaşatılmıştır. Bizler özlemi çekilen, umut edilen zaman zaman uğrunda binlerce kez “serden geçilen” güzel, iyi, adil, eşit ve ikrarlı bir yaşama olan özlemi bir daha yaşadık ve yaşatmaya devam edeceğimizin farkına vardık.

    BİRİMİZ KIRK, KIRKIMIZ BİR OLUP İKRARLAŞTIK

    Biz Analar cümle alemin deminde hak hakikat nuruyla bir kez daha kendimizi Hak aynasında, xızır kılavuzluğunda, cümle kâinata damlanın nuruyla hak meydanın da gonca gül olup açıldık evrenin kapısında. Birimiz kırk, kırkımız bir olup, ikrarlaştık. Söylediğimiz hak sözünü bir daha hakikat anamızın hak deryasına yazdık. Sözümüz toplumsal hakikatimize, tarihimize, inancımıza sadakatimizdi. Kopan, koparılan, uzaklaşan, gizli bırakılan, görünmesini engelleyen, nahak’ın aklına karşı, ananın tarihsel, toplumsal, hakikatini yeniden gün ışığına çıkarmaktır. Bizler bu tarihsel hakikatimize yeniden bir yol açıp, kendi toplumsal varlığımızla, kimliğimizle, jiyar ve diyarlarımızla ikrarlaşarak ancak yol alabileceğimize inanıyoruz. Bu muhabbettin aşkı ve demi burdan geliyor. Her muhabbet dem olmaktır, her demde can olup deryada damlanın nuruyla yeniden ikrarlaşmaktır. Biz Analar ve kız kardeşler toplumu olarak, kendi hak-hakikatimizi “Zöhre yıldızın” gösterdiği kılavuzla,

    “Yol açıp, yol göstermektir/ Bedenim ettiğimde eriyip gider/ Eriyen bedenimi baharın yiye/ Bir çiçek misali Munzur’da bite/ Karabulut beni alıp giderse.”

    Bu bereketli zaman ve mekânın meydanında cemre olup toprak anamızın hakikat diyarında bahar olup açıldık, kâinat anamızın bağrında. Bu bahar müjdesinde, tüm zorda, darda kalanlara bir daha Mizgini salıyoruz. Çünkü inancımızda toprak mülk değildir. Hakkın görünür kılındığı mekandır. Alemde bütün varlık hakkın cemalini taşır. Hava, su, ateş ve toprak bir libasa bürünerek hak diye görünmüştür. Bir daha farkına vardık ki, nur candadır, Hakkın kendisini en güzel şekilde ana kadında göstermiştir. Bir kere daha dile getirirsek; Barış ve özgürlük hakikatı kendisini ana kadının bedeninde, nurunda, duygusunda, zihniyetinde kemalete ermiş ve ortaya çıkmıştır. Bir daha, analar olarak, hakikatte ısrar, insanlıkta, barışta, adalette, inançta, toplumsallıkta, ikrarda ve yolda ısrar olduğunu açığa çıkardık ve demlendik.

    HAK HAKİKAT AYNASINDAN BİR DAHA TÜM SÜREKLERİ HAKİKATE ÇAĞIRIYORUZ

    “Bu hakikati Anaların hikmetiyle bir daha farş edilerek, Mizgini yayarak, tüm kâinatı anaların nuruyla buharlaştırıp, insanlığa yeni bir yol, yeni bir yaşamın müjdesini veriyoruz. Hak hakikat aynasından bir daha tüm Sürekleri hakikate çağırıyoruz. Yol müjdedir, yaşam müjdedir, bahar mizgindir, her dem kendi varlığını başka bir bedende açıp, yaşamın müjdesini veriyor. Bunun içinde Anaların müjdeciliği yaşama, inanca, umuda, hayata dair yeniden kendi varlığını küllendirip kâinatı nurlandırmaktır. Bizler bu Baharın mizginiyle kendi Muhabbet cemimizi yaparak kendi  müjdemizi vermiş olduk. Analar yaşamın her alanında cem olup, toplumsallığın tüm hikmetini anacıl zihniyetle ördükçe, nahak aklı ve zihniyetini aşabilirler. Bizler geçmişte de vardık, şimdide var olacağız. Varlığımız hakikatinin, kâinatın, Alemin nurudur. Bunun içinde, Ana Fatma’nın nuru tüm anaların ikrarı sayılmıştır. Kendisini üreten, vareden, varlığıyla yaşamı üreten ana kadın olmuştur. Anacıl eksenli bir hakikatı göz ardı eden her zihniyet nahaktır. Tarihsel bir deryayı dar sınırlara çeken, sürekli görmezlikten gelen akıl nehak aklıdır. Kimki bu akılda ısrar ederse, onlara söyleyecek sözümüz var: “Hakikatin aynasından tarihe bakın, Alemin kainatında kimi göreceksiniz.” Her yaşanan tarihin izinde ana kadının tarihini ve yaşamını göreceklerdir. Alevi Kadını bu tarihsel zaman ve mekânın izinde Ata Ananın hakikatini görürler.

    “Bedenimde su var kaçar toprağa/ Bir gün hayat veriri yeşil toprağa/ Buhar olup uçam giden uzağa/ Ak bulutlar beni alıp giderse.”

    PİRLİK BU YOLDA BİR DAMLA İSE BİZ ANALARDA DERYAYIZ

    Muhabbet cemimizde, anaların hikmetinde ve meydanında, cem olmayı, dem olmayı başarabildik. Bu meydanda her ana can kendi zaman ve mekânın deryasında  buluştular. Her zamanın ve ruhun da bir mekânı vardır, her kelamın sözün bir mekânı vardır. En büyük mekân insanın kendi bedensel zihinsel ve ruhsal mekânında ikrarlaşmasıdır. Bizler en büyük kopuşu ruhsal ve zihinsel mekânlarımızda yaşadık. Her kopuş bizleri bin bir parçaya böldü. Bu kopuş yolun devamından bizleri uzaklaştırdı. Oysaki biz analarda bu yolun devamında sorumluyuz. Pirlik bu yolda bir damla ise biz analarda deryayız. Ana kadın eksenli toplumsallığın merkezinde rızalık eksenli olduğunda, toplumsallık kadın etrafında ikrarlı ve rızalıkla şekillenmiştir. Bugün nehak tarafından hem toplumsallığımız hem varlığımız hem inancımız hem özgürlüğümüz ve tüm kutsallıklarımıza dönül saldırı vardır. Kadına saldırı, toplumsallığa, barışa, adalete, özgürlüğe, inanca saldırıdır. Bundan dolayı İnancımızda kadına saldırı, rıza toplumuna ve hakkına ve hakikatine saldırıdır.

    “Yağmur olur çayırlığa yağarım/ Otların içinde Çık çık öterim./ Kuş olup havada uçar giderim/ Tanrıça anam bana hayat saçarsa.”

    ANA KADININ MEYDANINDA HER VARLIK KENDİ HAKİKATİNİ VE İNANCINI YAŞAYABİLECEĞİNİ GÖRDÜK

    “Bu yolda Ana kadın hakikatiyle birlik, Rıza toplumuyla birlik olmaktır. Ana Kadınla her mekânda her meydanda rızalık ve ikrarlık içinde bir araya gelmenin ne kadar tarihi bir değeri olduğunu bir daha fark ettik ve hep birlikte yaşayarak nurlandık hak meydanında. Ana kadının meydanında her varlık kendi cemalini, nurunu, hakikatini, inancını yaşayabileceğini, gördük. Yeter ki her mekânda, her xanede, ana kadının delili uyandırılsın, Yeterki ana kadının cemalinde Hakkı görelim. Bir daha nereye bakarsak hakkı, Xızır’ı, hakikati gördüğümüzü bilelim. Ana kadının nuru kemaleti, delili, dili, sözü, marifeti, sesi, demi devranın olmadığı bir alemde, yaşamda var edilemez. Her mekân ve zaman da ananın nuru yağmalı ve orda aydınlık ışık, bilim, bilgelik yaşasın. Bir kez daha, gelin Hak ve hakikat meydanlarında, yolumuzu, inancımızı, can-cana, yan yana, dem deme, cem ceme, Xızır aşkı ve Ana Fatma’nın kemaletinde ikrarlaşalım. Yol Rızasız, mekân sahipsiz, ocax anasız, değildir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Alevi kadınlar güçlenmek istiyorsa analık makamını yeniden var etmeli’-VİDEO

    ‘Alevi kadınlar güçlenmek istiyorsa analık makamını yeniden var etmeli’-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de DAD Kadın Meclisi öncülüğünde 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla, ‘Yolda ikrar canda birlik’ muhabbet ceminde bir araya gelen Alevi kadınlar, eşitlik için mücadele edeceklerini söylediler. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevinde “Yolda ikrar canda birlik” muhabbet cemi gerçekleştirdi.

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla düzenlenen muhabbet cemine Kureyşan Ocağı’ndan İlkin Çağlayan, Seyit Sabun Ocağı’ndan Zehra İncesu, Babamansur Ocağı’ndan Rukiye Hurustan, Yanyatır Ocağı’ndan Fatma Kılıç ve çok sayıda kadın katıldı.

    Zakirliği Şevda Çelebi Çiçek ve Ayfer Düzdaş’ın yürüttüğü muhabbet ceminde Türkçe ve Kürtçe nefesler-deyişler seslendirildi. Muhabbette ayrıca çerağ uyandırıldı.

    “ALEVİ KADINLAR SAVAŞ PLANLARININ PARÇASI OLMAYACAK”

    Seyit Sabun Ocağı Anası Zehra İncesu, yaşamını yitiren kadınların önünde darda olduklarını belirterek, başladığı konuşmasında anaların cemlerin olmazsa olmazlarından olduğunu ifade etti.

    Sistemin kadını geri plana atması sonucunda anaların da geri plana atıldığını dile getiren İncesu, “Biz kadın analar olarak bundan sonra geride değil postların üzerinde pirlerimizle beraber oturmayı istiyoruz. Bunun mücadelesini de vereceğiz. Aslında kadın mürşid-i kamilullahtır. Kadın olmazsa yol olmaz hak da olmaz” diye belirtti.

    Anaların mürşit (yol gösteren) makamından düşürülmesinin tek din tek dil dayatan asimilasyoncu politikalarının sonucu olduğunu ifade eden İncesu, “Biz Alevi kadınlar savaş politikalarından nasibini almış durumdayız. Buna şiddetle karşı çıkıyor bu planların içinde olmayacağımızı söylemek istiyoruz. Normalde anadan rızalık alınmadan pirler talibine gidemezdi. Kızılbaş Alevi inancından dar ile didar olur iken mutlaka analar olması gerekir. Ayrıca ana şifa veren bolluk veren cümle cana ikrar verip cem olandır. Hak kapısı çar-a sır hak yasası ile bütünleşir” dedi.

    “YOL YÜRÜRKEN ARKAYA İTİLDİK, MUTFAĞA YOLLANDIK”

    Kureyşan Ocağından İlkin Çağlayan Ana ise, Alevi kadınlarının emeklerinin yok sayıldığına dikkat çekti. Alevi kadınlarının güçlenmesinin analık makamının güçlenmesi ile gerçekleşeceğine işaret eden Çağlayan, şöyle konuştu:

    “Yol yürürken neden bizi yolun arkasına ittiniz? Neden bizi mutfağa yolladınız? Güzellik, barış olsun, ışıktan kopmayalım diye gözyaşlarımız ile niyazlar yoğurduk. Oturulan her yerde bizler eşitiz, cemal cemaleyiz denildi. Biri çıkıp buna hayır öyle değil diyecekti. Alevilik inancını var eden ve bugüne taşıyan kadınlardır. Bunu aile, çocuklar, sosyal hayat üzerinden yapıyorlar. Ama Alevi toplumuna baktığımızda inançta olduğu gibi kadınlar görünür ve etkili değil. Ne yazık ki Alevi toplumu kadınların evde, cemevinde emeklerine el koyarak yok saymış. Her şeyden önce Alevi kadınlar Alevi inancının ne olduğunu erkeklerden öğrenerek değil, doğru kaynaklardan öğrenmek zorundalar. Eğer Alevi kadınları güçlenmek istiyorlarsa anaları yeniden var etmeleridir. Sadece pirlerle cem olmaz, beraber cem yürütülmelidir. Alevilik inancında kadın-erkek eşitliğinin en temel unsuru analık-pirlik makamlarının varlığıdır.”

    “İNSANLIK DEVLETLİ UYGARLIKLAR KURARAK ANA’NIN YOLUNDAN ÇIKTI”

    Muhabbet ceminde konuşan DAD İzmir Şube Eş Başkanı Nebahat Çelik ise analık makamının hem yola, hem insanlığa ışık ve rehber olmak gibi bir misyonu olduğunu ifade ederek, insanlığın Ana’nın yolundan çıkarak zalim ve tüm canlılara düşman konuma geldiğini kaydetti.

    Çelik, “Bütün bunlar Ana yolundan kopuşla, eril bir zihniyet ve rıza halini çiğneyen tahakküm biçimleriyle, devletli uygarlık çizgisiyle gerçekleşmiştir. Yani Ana düşmanlığı hak düşmanlığı biçiminde tecelli etmiş, cümle can küresel yok oluşun eşiğine getirilmiştir” sözlerini kullandı.

    Çelik, şöyle devam etti:

    “Analar olarak dünyanın her yerinde insanlığa yeniden rehber olma irademizi belirtiyor, tüm kadınları bu bilinç ve sorumluluk duygusuyla bir olmaya davet ediyoruz. Bu cemimizle ananın hali hazırda yolumuzdaki durumunu da tartışacak, özümüzü dara çekecek, eril-tahakkümcü zihniyetin modernist etkileşimlerle Yolumuzda sebep olduğu daralma ve sapmaları da tartışacak, çözümler geliştirmeye çalışacağız.”

    “SON 20 YILDA TÜRKMEN ALEVİ KADIN KÜLTÜRÜ ZARAR GÖRDÜ”

    Türkmen Alevisi Yanyatır Ocağı’ndan Fatma Kılıç da, geleneklerini şehir kültürüne rağmen devam ettirdiklerini vurgulayarak, “Bizde bacılar öndedir. Bize sormadan erkeklerimiz iş yapmaz. Kadın olarak önceliğimiz vardır ve erkeklerimizden izin istemeyiz. 20 yıldır bu değişti. İnternetler çıktı, televizyonlar çıktı. Fabrikalarda çok uzun saatler çalışıyoruz. Önceden gece yarılarına kadar otururduk. Şimdi çalışmak zorundayız. Yerleşik hayata geçtik. Tahtacı Türkmenlerinden Oğuz Boylarındanız” diye konuştu.

    Muhabbet cemi, lokma duası sonrası pay edilen lokmalarla son buldu.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR