Etiket: Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB)

  • FEDA ve DAKB: Soykırımlarla yüzleşmek demokratik zorunluluktur

    FEDA ve DAKB: Soykırımlarla yüzleşmek demokratik zorunluluktur

    PİRHA- FEDA ve DAKB, 1937-38 Dersim Tertelesi’ne ilişkin açıklamasında, yaşananların “isyan bastırma” değil planlı bir soykırım olduğunu belirterek, geçmişle yüzleşmenin demokratik bir zorunluluk olduğunu vurguladı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 1937-38 Dersim Tertelesi’nin 89. yıldönümü vesilesiyle yayımladıkları açıklamada, Dersim’de 1937-38 yıllarında yaşananların resmi söylemde ileri sürüldüğü gibi bir “isyanın bastırılması” değil, ulus-devlet inşası sürecinde planlanmış ve adım adım uygulamaya konulmuş kapsamlı bir soykırım olduğunu vurguladı. Açıklamada ,Dersim’in kendi rızalık düzenini, inancını ve yaşam erkanını koruyan özgün yapısı nedeniyle hem Osmanlı döneminde hem de ulus-devleti inşa sürecinde hedef haline getirildiği ifade edildi.

    Açıklamada, Kemalist dönemde yürütülen ulus yaratma politikaları kapsamında, gayrimüslim halklara yönelik yok etme politikalarının ardından Kürt ve Alevi toplumunun hedef alındığı belirtildi. 1921’de Koçgiri ile başlayan süreçte, 1925 Şeyh Sait, Ağrı ve Zilan gibi olayların da bu politikanın devamı olduğu ifade edildi.

    “SOYKIRIM POLİTİKALARI DEVAM EDİYOR”

    Açıklamada, devletin 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla Dersim’e yönelik askeri harekat başlattığı, 1935 tarihli Tunceli Kanunu’nun ardından operasyonların genişletilerek sürdürüldüğü kaydedildi. 1938 yılı boyunca devam eden süreçte, on binlerce insanın yaşamını yitirdiği, sivillerin mağaralarda zehirli gazlarla öldürüldüğü ve çok sayıda kişinin zorla sürgün edildiği vurgulandı.

    Açıklamada, Dersim’de yaşananların yalnızca tarihsel bir olay olmadığı, sonraki yıllarda da Alevi ve Kürt toplumuna yönelik benzer politikaların sürdürüldüğü ifade edildi. Bu kapsamda 1960’lı yıllarda Muğla’nın Ortaca ilçesinde yaşanan saldırılara da dikkat çekildi.

    “BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM PROJESİ TEK ÇIKIŞ YOLU”

    Açıklamada, halkların geliştirdiği direnişin önemli bir aşamaya ulaştığı belirtilerek, barış ve demokratik toplum projesinin bu saldırıları durdurabilecek temel çözüm olduğu ifade edildi. Alevi toplumunun da bu sürecin hayata geçirilmesi için sorumluluk alması gerektiği kaydedildi.

    “SOYKIRIMLARLA YÜZLEŞMEK DEMOKRATİK ZORUNLULUKTUR”

    FEDA ve DAKB açıklamasında, Dersim başta olmak üzere yaşanan katliamlarla yüzleşmenin bir tercih değil, demokratik bir zorunluluk olduğu vurgulandı. Açıklama, geçmişle yüzleşilmeden barışın ve demokrasinin mümkün olmayacağına dikkat çekildi.

    HABER MERKEZİ

  • Freiburg  ‘Kadın Güçlenme Kampı’ Neşe Özgen’in sunumu ile devam etti-VİDEO

    Freiburg ‘Kadın Güçlenme Kampı’ Neşe Özgen’in sunumu ile devam etti-VİDEO

    PİRHA-Prof. Dr. Neşe Özgen, göçmenlerin ve bireylerin geldikleri yer, meslek, kimlik ve hatta isimleri üzerinden sürekli yeniden kategorize edildiğini belirterek, bu sürecin insanı “kararlaştırılmış bir varlık” haline getirdiğini ve göçle birlikte kimlik, statü ve hafızanın da ciddi biçimde dönüşüme uğradığını vurguladı.

    Almanya’nın Freiburg kentinde Freiburg Alevi Kültür Derneği (Freiburg Alevitischer Kulturverein e.V.), Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB)  ve Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu FEDA  tarafından düzenlenen  eğitim kampı devam ediyor.

    24–26 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen kampta, kadın özgürlüğü, inanç ve toplumsal eşitlik başlıklarında tartışmalar yürütülüyor.

    Prof. Dr. Neşe Özgen, göç, kimlik ve toplumsal sınıflandırma üzerine yaptığı konuşmada, bireylerin yeni bir ülkeye geldiklerinde nasıl “yeniden tanımlandıklarını” çarpıcı bir dille anlattı.

    Özgen’e göre insanlar, doğdukları yerden itibaren belirli kategorilere ayrılıyor: Geldikleri ülke, şehrin büyüklüğü, ekonomik düzeyi, meslekleri, yaşları ve hatta sahip oldukları beceriler bu sınıflandırmanın temelini oluşturuyor. Bu durum, özellikle göç eden bireyler için daha sert bir biçimde hissediliyor.

    Konuşmasında göç deneyimini kendi yaşamı üzerinden de anlatan Özgen, akademik bir geçmişe sahip olmasına rağmen farklı ülkelerde yeniden “sıfırdan başlamak zorunda kaldığını” vurguladı. Göçmenlerin çoğunun benzer bir anlatıya sıkıştığını belirterek, “neydim, ne oldum” hikayesinin sürekli yeniden kurulduğuna dikkat çekti.

    “İSİM, KİMLİK VE YOK SAYILMA”

    Özgen’in en dikkat çekici vurgularından biri isim ve kimlik kaybı üzerine oldu. İsimlerin yalnızca bir çağrı biçimi değil, aynı zamanda bir iktidar ilişkisi olduğunu ifade ederek, bireylerin çoğu zaman kendi adlarına bile yabancılaştığını söyledi.

    Sümer mitolojisine atıf yapan Özgen, “Bir şeye ad vermek onun ruhunu çalmaktır” anlayışı üzerinden, isimlendirme süreçlerinin insanı yeniden şekillendirdiğini belirtti. Ona göre bu süreç, bireyin kendi tanımını yapabilme alanını da daraltıyor.

    “KARARLAŞTIRILMIŞ İNSAN HALİ”

    Konuşmada dikkat çekilen bir diğer nokta ise bireyin “kararlaştırılmış insan” haline getirilmesi oldu. Özgen, insanların çoğu zaman kendi tanımlarıyla değil, toplumun ve sistemin dayattığı kimliklerle var olmaya zorlandığını ifade etti.

    Kadınlar üzerinden örnekler veren Özgen, kadınların da çoğu zaman tek bir kategoriye indirgenerek tanımlandığını, bunun ise yaşam alanlarını sınırladığını dile getirdi.

    PİRHA/FREİBURG

     

  • Freiburg’da Alevi kadınların ‘Kadın Güçlenme Kampı’ sürüyor-VİDEO

    Freiburg’da Alevi kadınların ‘Kadın Güçlenme Kampı’ sürüyor-VİDEO

    PİRHA- Freiburg Alevi Kültür Derneği, DAKB ve FEDA’nın düzenlediği kadın eğitim kampında,  kadın özgürlüğü, Alevilikte toplumsal cinsiyet ve eşitlik tartışmaları yürütülürken, katılımcılar, erkek egemen yapılar ve asimilasyon riskine dikkat çekti.

    Almanya’nın Freiburg kentinde Freiburg Alevi Kültür Derneği (Freiburg Alevitischer Kulturverein e.V.), Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB)  ve Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu FEDA  tarafından kadınlara yönelik düzenlenen  eğitim kampı devam ediyor.

    24–26 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen kampta, kadın özgürlüğü, inanç ve toplumsal eşitlik başlıklarında tartışmalar yürütülüyor.

    Kampın ilk günü akşam saatlerinde yapılan tanışma ile başladı. Katılımcı kadınlar, ortak yaşamı kurma ve dayanışma zeminini büyütme hedefiyle bir araya geldi.

    Kampın ikinci günü sabah oturumu, Gülseren Acar Ana’nın okuduğu gulbeng ile başladı.

    Günün moderatörlüğünü Freiburg Alevi Kültür Derneği Eşbaşkanı Nilay Yumuşak üstlendi.

    İlk oturumda gazeteci ve kadın aktivist Çilem Küçükkeleş söz aldı. Küçükkeleş konuşmasında; Alevilikte kadının yeri, kadınların örgütlenme deneyimleri ve karşı karşıya kaldıkları sorunları ele aldı. Oturum, katılımcıların aktif katılımıyla soru-cevap şeklinde ilerledi.

    TARTIŞMALARIN ODAĞI: İNANÇ, KADIN VE EŞİTLİK 

    Kamp kapsamında yürütülen tartışmalarda, inanç, toplumsal cinsiyet ve Alevilik ilişkisi çok yönlü biçimde ele alındı. “Kadın saklanan, erkek görünendir” anlayışı eleştirilirken, talipliğin her canlı için geçerli olduğu vurgulandı. Aleviliğin yalnızca bir inanç değil, doğrudan yaşanan bir yaşam biçimi olduğu ifade edilerek, “Aleviliği gerçekten yaşıyor muyuz?” sorusu tartışmaya açıldı.

    Katılımcılar, asimilasyonun derinleştiğine işaret ederek , inancın “erilleşmesinin” de ciddi bir tehlike oluşturduğunu vurguladı. Alevi kurumlarında erkek egemen yapının gelenekselleştiği, kadınların ise çoğunlukla destekleyici rolde bırakıldığı yönündeki eleştiriler öne çıktı.

    Kamp tartışmalarında güncel gelişmeler de yer buldu. Ortadoğu’da yaşanan süreçler “kadın kırımı” olarak değerlendirilirken, nefret suçlarının toplumsal etkilerine dikkat çekildi.

    Seminerde akademisyen ve sosyolog Neşe Özgen ile sağlık emekçisi ve aktivist Songül Morsümbül de birer sunum yapacak.

    PİRHA/FREİBURG

  • FEDA ve DAKB’den toplumsal çöküşe karşı ortak duruş çağrısı

    FEDA ve DAKB’den toplumsal çöküşe karşı ortak duruş çağrısı

    PİRHA- FEDA ve DAKB, artan şiddetin münferit olmadığını belirterek, kadınların ve çocukların hedef haline geldiği bir toplumsal çöküşe karşı ortak mücadele çağrısı yaptı.

    Urfa’nın Siverek ilçesinde bir okulda yaşanan silahlı saldırının ardından Maraş’ta bir okulda silahlı saldırı düzenlendi. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) tarafından yapılan açıklamada,  saldırılar görmezden gelinemeyecek bir toplumsal krizin göstergesi olarak değerlendirildi. Açıklamada, yaşananların münferit olmadığı, aksine uzun süredir örülen politik, ekonomik ve ideolojik süreçlerin bir sonucu olduğu vurgulandı.

    Kapitalist çıkar odaklarının dünyayı savaş ortamına sürüklediğine dikkat çekilen açıklamada, Türkiye’de de kutuplaştırıcı politikaların derinleştiği ifade edildi. ÇEDES benzeri projelerle toplumun farklı kesimlerinin birbirine yabancılaştırıldığı, hoşgörüsüzlük ve umutsuzluğun yaygınlaştırıldığı belirtildi. Korku üzerinden şekillenen bir toplumsal yapı inşa edildiği ifade edilerek, “Korku ile yönetilen bir toplumun geleceği yoktur” denildi.

    Açıklamada, devletin kullandığı ayrıştırıcı ve tehditkar dilin bu süreci beslediği, medyanın ise büyük ölçüde bu korku atmosferini güçlendiren bir araç haline getirildiği kaydedildi. Hrant Dink’in cenazesinde Rakel Dink’in dile getirdiği “Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamak gerekir” sözleri hatırlatılarak, bugün yaşananların bu karanlığın derinleştiğini gösterdiği ifade edildi.

    KADINLAR VE ÇOCUKLAR HEDEFTE

    FEDA ve DAKB, açıklamalarında en büyük tehdidin kadınlar ve çocuklar üzerinde yoğunlaştığını belirtti. Kadın cinayetlerinin sürdüğü, ceza sisteminin etkin işlemediği bir ortamda sağlıklı bir toplumdan söz edilemeyeceği vurgulandı. Uyuşturucu, fuhuş ve doğa talanının normalleştirilmesinin kabul edilemez olduğu ifade edildi.

    Hukukun ve insan haklarının zayıflatıldığına dikkat çekilen açıklamada, dergahlar, demokratik kitle örgütleri ve inanç kurumlarına ortak mücadele çağrısı yapıldı. Eğitim emekçilerinin yürüttüğü eylemler selamlanarak, tüm eğitimcilerin ve öğrencilerin güvenliğinin sağlanması talep edildi.

    Toplumsal barışın, adaletin ve birlikte yaşam iradesinin ancak ortak bir duruşla güçlenebileceği belirtilirken, suskunluğun daha büyük acılara yol açacağı ifade edildi. Açıklamada, “Barıştan, demokrasiden ve insan onurundan yana olan herkes ortak ses çıkarmalı, korkuya karşı dayanışmayı büyütmelidir” denildi.

    FEDA ve DAKB, hayatını kaybedenleri anarak, ailelerine başsağlığı dileklerini iletti. Açıklamanın sonunda, demokratik barış sürecinin inşa edilmesi ve bu doğrultuda gerekli yasaların hayata geçirilmesiyle mevcut düzenin değiştirilebileceği vurgulandı.

    “Cana kıyılan düzen değişmelidir” çağrısıyla son bulan açıklamada, toplumsal barış ve demokratik çözüm için ortak mücadeleye işaret edildi.

    HABER MERKEZİ

  • FEDA ve DAKB: Özgürlük, demokrasi ve barış için Newroz’da buluşalım

    FEDA ve DAKB: Özgürlük, demokrasi ve barış için Newroz’da buluşalım

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Newroz  dolayısıyla yaptıkları açıklamada, Alevilere, Kürt halkına ve tüm muhalif kesimlere yönelik baskıların arttığına dikkat çekerek, Newroz’un direniş, özgürlük ve demokrasi günü olarak sahiplenilmesi çağrısında bulundu.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) 21 Mart Newroz bayramı dolayısıyla yazılı açıklama yayınladı.

    Açıklamada,  Newroz’un farklı inançların, kültürlerin ve halkların kendi anlamlarını yüklediği özel bir gün olduğu vurgulandı. Kimi için doğumun ve manevi başlangıcın simgesi, kimi için doğanın uyanışıyla yeni bir yılın habercisi, kimi için ise zulme karşı direnişin ve özgürlük arayışının tarihsel ifadesi olduğu belirtilen Newroz’un, toplumsal mücadelelerdeki yeri ve önemi hatırlatıldı.

    Açıklamada, bu yıl Newroz’un hem ülkede hem de bölgede zulmün ve baskının zirve yaptığı koşullarda karşılandığı ifade edilerek, Alevi toplumuna, Kürt halkına, demokrasi ve özgürlük mücadelesi yürütenlere, emekçilere, kadınlara, çocuklara ve tüm muhalif kesimlere yönelik baskıların giderek arttığına dikkat çekildi. Aynı zamanda bölgeyi kan gölüne çeviren savaşlara işaret edilerek, bu çatışmaların en çok ezilen halklara zarar verdiği ve bu süreçte halkların ağır bedeller ödediği vurgulandı. Tüm bu baskı ve savaş politikalarına rağmen Aleviler, Kürtler, kadınlar ve demokrasi güçlerinin kararlı bir direniş sürdürdüğü belirtilerek, Newroz’un bu tarihsel direniş sürecinde karşılandığı ifade edildi.

    “NEWROZ, ZULME KARŞI YENİDEN DİRİLİŞ VE MÜCADELE GÜNÜDÜR”

    Açıklamada, bu yılki Newroz’un Alevi halkı, Kürt halkı, kadınlar ve tüm ezilen kesimler açısından zulme karşı yeniden diriliş günü olacağı vurgulandı. Reya Haq inancına mensup Aleviler olarak bu Newroz’un, Aleviler üzerindeki asimilasyon baskılarına ve soykırım tehditlerine karşı mücadelenin büyütüleceği bir gün olarak ele alındığı ifade edildi. Bu kapsamda, Alevi köylerine cami yapılmasına, Alevi çocuklarına zorla Sünni İslam inancının dayatılmasına, Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyon politikalarına karşı çıkıldığı belirtildi. Eşit yurttaşlık talebi ile cemevlerinin Alevilerin inanç merkezi olarak tanınması gerektiği vurgulanarak, bu başlıkların Newroz’un temel mücadele gündemleri olduğu ifade edildi. Alevi inancının insan merkezli olduğu ve hak mücadelesini esas aldığı belirtilen açıklamada, bu nedenle Alevilerin ayrım yapmaksızın herkese yönelik haksızlıklara karşı durduğu kaydedildi. Bu çerçevede Kürt halkına yönelik baskılar ve saldırılar kınanırken, Kürt halkının barış ve demokratik toplum taleplerinin kendi talepleri olarak görüldüğü ifade edildi. Kayyumların iptal edilmesi, seçilmiş belediye başkanlarının görevlerine iade edilmesi, siyasi tutsakların özgürlüğüne kavuşması ve Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünün sağlanmasının demokratik talepler olduğu belirtilerek desteklendiği vurgulandı.

    “ÖZGÜRLÜK, DEMOKRASİ VE BARIŞ İÇİN FRANKFURT’TA NEWROZ’DA BULUŞALIM”

    FEDA ve DAKB açıklamasında, Newroz’un aynı zamanda kadınların taleplerinin hayat bulduğu, doğaya yönelik ekolojik saldırıların durdurulduğu, emekçilerin, çocukların ve gençlerin daha özgür bir yaşam sürdüğü bir geleceğin inşası için mücadele günü olduğu ifade edildi. Alevilik inancının gereği olarak bu mücadelenin büyütülmesinin zorunlu olduğu belirtilirken, bu sorumluluğun yerine getirileceği vurgulandı. Açıklamada, Newroz ateşlerinin bütün kötülüklerin yok edilmesi ve iyiliklerin hayat bulması için yakılması çağrısı yapılarak, tüm halklar, Reya Hakk inancına bağlı olanlar ve Aleviler 21 Mart Cumartesi günü Frankfurt’ta düzenlenecek Newroz etkinliğine davet edildi. “Özgürlük ve Demokrasi Newrozu’nda eşitlik, adalet ve barış için buluşalım” denildi.

    HABER MERKEZİ

  • Berlin’de depremde yaşamını yitiren canlar anıldı-VİDEO

    Berlin’de depremde yaşamını yitiren canlar anıldı-VİDEO

    PİRHA- 6 Şubat 2023’te Maraş merkezli depremlerin 3. yılı dolayısıyla Almanya’nın başkenti Berlin’de anma yapıldı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) başta olmak üzere bir çok kurumun destek verdiği anmada Sinemilli Ocağı pirlerinden Cemal Özipek, yaşanan felaketin en ağır bedelini Alevi ve Kürt Alevi toplumunun ödediğini vurguladı.

    Depremde devletin yardımları bilinçli biçimde geciktirdiğini ve engellediğini ifade eden Özipek, bu nedenle binlerce insanın günlerce enkaz altında kurtarılmayı beklediğini söyledi.

    Kendisinin de deprem mağduru olduğunu belirten Özipek, ailesinden 11 canın ancak 7 gün sonra enkazdan çıkarılabildiğini dile getirdi. Resmî rakamlarla açıklanan can kayıplarının gerçeği yansıtmadığını savunan Özipek, kayıpların yüz binlerle ifade edilebileceğini, hâlâ bulunamayan çocuklar olduğunu ve annelerin Hatay, Antakya, İskenderun ve Pazarcık’ta evlatlarını beklediğini söyledi.

    Konuşmasının ardından 6 Şubat depreminde, Rojava ve Kobani’de yaşamını yitiren canlar için gülbenk okuyan Özipek, “Hakka yürüyen canlarımızın devirleri daim, ruhları şad olsun” ifadelerini kullandı.

    Pir Özipek’in konuşmasının ardından kurum temsilcileri de kısaca söz aldı.

    PİRHA-BERLİN

  • FEDA ve DAKB: Depremde ve Kobanî’de aynı yok etme siyaseti devrede

    FEDA ve DAKB: Depremde ve Kobanî’de aynı yok etme siyaseti devrede


    PİRHA- FEDA ve DAKB, 6 Şubat depreminin “doğal afet” değil siyasal bir yıkım olduğunu belirtti. Açıklamada, Alevi coğrafyasının bilinçli biçimde yalnız bırakıldığı, Rojava ve Kobanî’de sürdürülen kuşatma ve saldırıların aynı yok etme siyasetinin devamı olduğu vurgulandı. 

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) tarafından yapılan ortak açıklamada, 6 Şubat 2023’te yaşanan depremin Türkiye’de “asrın doğal felaketi” olarak sunulduğu ancak gerçekte bunun egemen devlet aklının yarattığı siyasal bir yıkım olduğu belirtildi.

    Açıklamada, bu yıkımın en ağır bedelini Alevi halkının ödediği vurgulanarak, “Alevi coğrafyası bilinçli biçimde yalnız bırakılmış; yardım ve kurtarma ekipleri bilerek ve isteyerek gönderilmemiştir. Enkaz altındaki insanlar günlerce kurtarılmayı beklemiş, soğukta donarak yaşamını yitirmiştir” denildi.

    Deprem sonrası hayatta kalan ve ailesini yitiren çocukların dinci-cemaatçi yapılara peşkeş çekildiği belirtilen açıklamada, bu yolla çocukların Alevi kimliğinden koparılmak istendiği kaydedildi. Açıklamada, “Alevi halkına yönelik yok sayma ve imha siyaseti, bu kez ‘doğal afet’ perdesi arkasına gizlenerek devlet eliyle bir kez daha hayata geçirilmiştir” diye belirtildi.

    “KOBANÎ’DE AYNI YOK ETME SİYASETİ DEVAM EDİYOR”

    Açıklamada, bugün Suriye’de, Rojava’da  farklı araçlarla aynı yok etme siyasetinin sürdüğü belirtildi. Arap Alevilerin, Türkiye destekli  HTŞ çeteleri eliyle yeniden soykırım saldırılarına maruz bırakıldığı ifade edildi.

    Bu imha politikalarının yalnızca Alevilerle sınırlı olmadığı vurgulanan açıklamada, Dürziler, Hristiyanlar, Süryaniler ve Êzidîlerin de Ortadoğu’nun kadim halkları ve inançları olarak tekçi ve cihatçı bir zihniyetle topyekûn yok edilmek istendiği belirtildi. Bu saldırıların geçici olmadığı, uygun zamanı kollayan ve süreklilik taşıyan bir yok etme siyaseti olduğu kaydedildi.

    “KOBANÎ, ALEVİ İNANCININ HAFIZASINDA KERBELA’NIN BUGÜNKÜ ADIDIR”

    Kobanî’nin bu zulmün en yakıcı örneği olduğu vurgulanan açıklamada, “ Etrafı kuşatılmış kadim kentin suyu, elektriği, interneti kesik, çocuklar soğukta donarak can verdiler” ifadelerine yer verildi. FEDA ve DAKB, bu nedenle Kobanî’nin Alevi inancının hafızasında Kerbela’nın bugünkü adı olduğunu belirtti.

    Tüm bu yaşananlar karşısında dünya devletlerinin seyirci kaldığı belirtilen açıklamada, Suriye’de Alevi halkına ve diğer kadim halklara yönelik katliamların görmezden gelindiği, Kobanî halkının açık katliam tehlikesi karşısında uluslararası güçlerin sessizliği tercih ettiği ifade edildi.

    Açıklamada son olarak, “Biz Aleviler dostlarımızla yaşamı savunuyoruz, teslim olmuyoruz; Kerbela’dan Kobanî’ye direniyoruz” diye kaydedilerek, depremde ve katliamlarda Hakk’a yürüyen tüm canlar saygıyla anıldı.

    HABER MERKEZİ

  • ‘Demokratik toplum, soykırım ve katliamlarla yüzleşerek gerçekleşecektir!’

    ‘Demokratik toplum, soykırım ve katliamlarla yüzleşerek gerçekleşecektir!’

    PİRHA- Maraş Katliamı’nın 47. yılına dair açıklama yapan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), toplumsal yüzleşme çağrısında bulundu.

    Maraş Katliamı’nın üzerinden 47 yıl geçti. 19 Aralık 1978’de başlayıp, bir hafta süren faşist saldırılarda resmi açıklamalara göre 111 yurttaş katledildi. 100’ün üzerinde kişinin yaralandığı katliamda, 200’ün üzerinde ev, 70’e yakın iş yeri yakıldı, yağmalandı. Katliamın failleri hala ortaya çıkarılmadı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Maraş Katliamı’nın yıldönümüne dair yayımladıkları açıklamada, Aralık ayının Alevilere, devrimcilere ve Kürtlere karşı en kanlı katliamların ve soykırımların yapıldığı aylardan birisi olduğu hatırlatıldı.

    Maraş’ta Kürt- Türk Alevilere yönelik bir soykırım yapıldığı vurgulanan açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Maraş’ta yaşananlar ne sıradan bir saldırıydı ne de “olay” olarak geçiştirilebilirdi. Bütün boyutlarıyla planlanmış, örgütlenmiş ve devlet gözetiminde yürütülen, bir “etnik ve dinsel” yok etme saldırısıydı. Maraş’ta Türk- Kürt Alevilere ve devrimcilere yapılan bu saldırının, etnik ve dinsel arındırma dışında bir de   toplumsal mücadeleyi bastırma amacı bulunmaktaydı. Bu iki amacı gerçekleştirmek isteyen devlet ve kullandığı paramiliter katiller ile eli kanlı güruh, Maraş’ta mahalleleri kuşatmış, yolları kesmiş, şehri yakın çevresiyle birlikte günlerce işgal etmiştir.

    Devletin örgütleyip yönlendirdiği saldırganlar, önceden saldıracakları ailelerin evlerini tek tek işaretlemişler ve işaretledikleri bu evleri ve işyerlerini planlı bir şiddet saldırısıyla yok etmeye yönelmişlerdir.  Aynı anda birçok mahalleyi basarak Türk- Kürt Alevileri ve devrimcilere saldıran silahlı Yezid soylu gruplar, “Alevileri temizleyin”, “Bugün cihad günüdür” gibi sloganlarla, katliamı icra etmişlerdir. Bütün bunlar göstermektedir ki bu soykırım önceden hazırlanmış bir politikanın ürünü ve sonucudur.

    Devlet, bu soykırımın doğrudan, karar vericisi, planlayıcısı ve uygulayıcısı olmuştur.  Soykırım sürecinin tetikçileri olan paramiliter katiller ile on binlerce katliamcı güruh ise devletin organizasyonuyla, harekete geçirilmiş, sokaklara salınmıştır. O nedenle devletin ilgili güçleri olan polis ve asker müdahale etmemiş, yardım çağrılarına saatlerce, günlerce yanıtsız kalmıştır.  Türkiye ve Kürdistan tarihinin karanlık sayfaları, Maraş’ta 19–26 Aralık 1978’de başlayan Kürt Alevilere yönelik soykırımla sınırlı kalmamıştır.

    Yıllar sonra yine bir 19 Aralık günü, 19 Aralık 2000’de “Hayata Dönüş Operasyonu” adı altında  devletin polisi ve askeri, aynı anda yirmi mahpushanede saldırdığı devrimci tutsakları hunharca katletmiştir.  Bu kanlı saldırıdan    30’dan fazla siyasi mahpus yaşamını yitirdi, yüzlercesi ağır biçimde yaralandı. Ölümlerin büyük bölümü ateşli silahlar, kimyasal maddeler ve yakıcı gazlarla, yani devletin silahlı güçleri tarafında gerçekleştirildi. Bu olay, Türkiye’nin cezaevleri tarihindeki en karanlık sayfalardan biri olarak kayıtlara geçti.

    Bilindiği gibi devlet yaptığı katliamlar, soykırımlar ve saldırılar hiç bitmemiş, her dönem ezilenlerin farklı kesimlerine karşı sürdürülmüştür.

    Bu kapsamda 28 Aralık 2011’de Şırnak’ın Roboski köyünde TSK uçakları tarafından gerçekleştirilen bombardımanda 34 Kürt köylüsü öldürüldü; çoğu 17 yaş altı çocuktu. Ailelerin adalet mücadelesi hâlâ sürüyor, failler yargılanmadı ve dosya karartıldı.

    Bu örnekler, Maraş’tan Roboski’ye kadar, cezaevlerinden köylerimize kadar süregelen devlet kaynaklı şiddet, sistematik baskı ve Kürt halkına yönelik organize yok etme politikalarının birer kanıtıdır. Aradan onlarca yıl geçti, ama hakikat hâlâ karanlıkta tutuluyor. Arşivler açılmıyor, failler korunuyor, mağdurlardan özür dilenmiyor. Devlet hâlâ suskun, hâlâ yüzleşmekten kaçıyor.

    Halbuki barış ve demokratik toplum sürecinin yaşandığı bu günler, önemli avantajlar, imkânlar ve fırsatlar sunmaktadır. Bu sürecin doğru değerlendirilmesi gerekiyor. Bir ülkede hakikatin üstü örtülü kaldıkça barış filizlenmez. Yüzleşme olmadan adalet olmaz; adalet olmadan toplumsal barış kurulmaz.

    Bu karanlıkla yaşamak insan onuruna aykırıdır.  

    İnsanların inançlarına, siyasal düşüncelerine, etnik kimliklerine, yoluna, varoluşuna yönelen bu sistematik saldırılar toplumsal barışı, demokratik yaşamı ve bir arada yaşama iradesini derinden yaralamaktadır.

    Maraş’ta, mahpushanelerde ve Roboski’de katledilenlerin unutturulmasına izin verilmemelidir.

    Maraş ve Roboski soykırımlarının ve cezaevleri katliamının hesapları, divana kalmamalı, burada, hak ve hakikat dahilinde görülmelidir. Bu ve benzeri tüm katliam ve soykırımların sorumluları açığa çıkartılmalı ve yargılanmalıdır. Kayıp mezarlar tespit edilerek ailelere teslim edilmelidir. Yapılan kanlı saldırılardan dolayı ailelere ve topluma hesap verilmelidir.”

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) olarak, bir kez daha vurgulayarak haykırıyoruz:

    Maraş’ta katledilen bütün Kürt- Türk Alevi ve Kürt canlarımızı, Roboski’de katledilen Kürt kardeşlerimizi, mahpus damlarında katledilen devrimci yoldaşlarımızı saygıyla, sevgiyle, özlemle anıyor, anıları önünde eğiliyoruz. Onların acı ve isyan dolu çığlıklarını yüreğimizde taşıyor, onların özlemleri olan barışı ve demokratik toplumu inşa etmeyi, varlık gerekçemiz olarak kabul ediyoruz.

    Soykırımların ve katliamların hesabı verilmeden barış eksik kalır. Demokratik toplum, soykırım ve katliamlarla yüzleşerek gerçekleşecektir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • DAKB: Diyanet’in kadın düşmanı hutbesi toplumsal barışı tehdit ediyor

    DAKB: Diyanet’in kadın düşmanı hutbesi toplumsal barışı tehdit ediyor

    PİRHA- Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Diyanet’in hutbesinde kız çocuklarının mirastan mahrum bırakılmasına dair ifadelerini kadın düşmanlığı olarak niteleyerek, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde bu tür söylemler sürece zarar vermektedir. Sürecin sağlıklı işlemesi için böylesi ayrımcı, kadın düşmanı yaklaşımları onaylamıyoruz” dedi.

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Diyanet’in son hutbesinde yer alan “kız çocuklarının mirastan mahrum bırakılması gerektiği” yönündeki söylemlere tepki gösterdi. Yazılı açıklama yapan DAKB, bu anlayışın kadınların yaşam hakkına, eşit yurttaşlığına ve insan onuruna açık bir saldırı olduğunu belirtti. Alevi inancında kadın ve erkeğin eşit olduğunu vurgulayan kadınlar, “Hiçbir dini yorum hak mücadelemizi sınırlayamaz” diyerek Diyanet’in kapatılması çağrısında bulundu.

    “ALEVİ KADINLAR BU ZİHNİYETİ REDDEDİYOR”

    DAKB tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Diyanet’in hutbesinde dile getirilen ‘kız çocuklarının mirastan mahrum bırakılması’ yönündeki söylem, açıkça kadın düşmanlığıdır. Biz Alevi kadınlar böyle bir zihniyeti reddediyoruz. İnancımızda kadın ve erkek canlar eşittir. Hak da lokma da miras da birdir. Rıza meydanında ayrım olmaz. Kadınların mirastan mahrum bırakılması kadınların yaşam hakkını, eşit yurttaşlığını ve insan onurunu gasp etmektedir. Tekçi bir din anlayışı topluma dayatılmakta, kadınların söz ve itiraz hakkı yok sayılmaktadır. Diyanet bu söylemlerle kul hakkına girmektedir. Hiç bir hutbe, dini yorumla miras hukukumuzu sınırlandıramaz, hak ve eşitlik mücadelemizden vazgeçiremez.

    Bizler eşitlikten, özgürlükten ve hakikatten yanayız. Kadın ve erkek canlar aynı yaşam hakkına, aynı mirasa ve eşit yurttaşlığa sahiptir. Diyanet’in bu söylemleri aile içine nifak tohumları etmektedir. Kardeşler arası düşmanlığı körüklemektedir. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde bu tür söylemler sürece zarar vermektedir. Biz DAKB olarak, bu sürecin sağlıklı işlemesi için böylesi ayrımcı, kadın düşmanı yaklaşımları onaylamıyoruz. Diyanet’in dini normları hukukun önüne geçirmesini kabul etmiyoruz. Diyanet işlevini yitirmiştir ve bu kurumun fesedilmesi gerekmektedir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi kadınlardan barış ve anayasa deklarasyonu: Rızalık hakkımızdır!

    Alevi kadınlardan barış ve anayasa deklarasyonu: Rızalık hakkımızdır!

    PİRHA- Alevi kadınlar, anayasa ve barış sürecine “Rızalık hakkımızdır” diyerek katılma iradesi gösterdi. Kadın temsiliyeti, eşit yurttaşlık ve inanç özgürlüğü taleplerini sıraladı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Türkiye’de yürütülen yeni anayasa ve barış sürecine ilişkin ortak bir deklarasyon yayımladı. “Rızalık hakkımızdır” başlığıyla paylaşılan açıklamada Alevi kadınlar barışın kadınların, halkların ve inançların rızasıyla inşa edilmesi gerektiğini vurgulayarak; eşit, demokratik ve laik bir anayasanın kaçınılmaz olduğunu belirtti.

    Alevi kadınlar, Dersim, Maraş, Çorum, Sivas gibi katliamların izlerini taşıyan toplumsal belleğin sesi olarak, “Biz savaş değil yaşam, inkâr değil tanınma, sessizlik değil hakikat istiyoruz” diyerek sürece aktif katılma iradesi ortaya koydu.

    “BARIŞ SİLAHLARIN SUSMASI DEĞİL, HAKİKATLE YÜZLEŞMEKTİR”

    Geçmişte yaşanan katliam ve inkar politikalarının halen toplumsal bellekte canlı olduğu belirtilen deklarasyonda şu ifadelere yer verildi:

    “Hafızamızda silinmeyen acılarla, başta Dersim, Çorum ve Sivas olmak üzere yaşanan tüm soykırımlara rağmen, barışta ısrar ediyoruz. Bugünün savaşları yalnızca silahla değil; kültürel, inançsal, dilsel ve ekolojik yıkımlarla da yürütülüyor. Bu nedenle bizler; yaşamın hakikatini aramak temel insan hakları sorumluluğudur, bu sorumluluğu eşitlikçi ve özgürlükçü kılmakta toplum adına toplumların yaşamlarını dikkate alan ortak yaşam ilkelerini adil, eşit ve özgürlükçü kılmaktır.

    Barışı, hakikati ve eşit yurttaşlığı temel alan; kadınların, inançların ve halkların rızasına dayanan yeni bir anayasanın artık bir zorunluluk olduğunu vurguluyoruz. Barış; yalnızca silahların susması değil, toplumların tarihsel acılarıyla yüzleşmesi ve eşitlik temelinde yeniden inşasıdır. Biz Alevi kadınlar, Türkiye’de yürütülen anayasa ve barış çalışmalarını dikkatle izliyoruz. Bu sürecin gerçek bir toplumsal zemine dayanmasını, cinsiyet eşitliği ve inanç özgürlüğüyle güçlendirilmesini talep ediyoruz.

    KADINLARIN TALEPLERİ SIRALANDI

    Bu sürecin başarısının aşağıdaki taleplerle sağlanabileceğine inandığımızı tüm ilgili kamuoyuyla paylaşıyor; Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, siyasal aktörleri kurulmuş olan komisyon ve tüm toplumu halkların, inançların ve kadınların bu talepleri dikkate almaya ve gereğini yerine getirmeye ve bu tarihi sorumluluktan Barışa demokrasiye yol aldırmaya çağırıyoruz.

    -Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: Anayasada yalnızca “kadın ve erkek eşittir” ifadesi değil; “Devlet, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamakla yükümlüdür” hükmü açıkça yer almalıdır.

    -Kadına Yönelik Şiddetin Anayasal Olarak Yasaklanması: Kadına yönelik şiddet, cinsel şiddet ve aile içi şiddet anayasada açıkça yasaklanmalıdır. İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden dönülmelidir.

    – Kadınların Temsili: Siyasi Katılım ve Karar Mekanizmaları: Kadınların siyasette ve kamu yönetiminde en az yüzde 50 oranında temsili anayasal güvence altına alınmalıdır. Eşbaşkanlık sistemi anayasada tanınmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • FEDA ve DAKB: DAİŞ vahşetine sessiz kalanlar katliamın suç ortağıdır

    FEDA ve DAKB: DAİŞ vahşetine sessiz kalanlar katliamın suç ortağıdır

    PİRHA- IŞİD’in 3 Ağustos 2014’te Şengal’de yaptığı Ezidi Katliamı’nın 11. yıl dönümü dolayısıyla yazılı açıklama yapan FEDA ve DAKB, “Êzidîlerin direnişi sadece kendi halklarını değil, insanlık onurunu da savunmuştur. Bu barbarlığa karşı sessiz kalanlar da katliamın suç ortağıdır, tarih önünde sorumludur” dedi.

    3 Ağustos 2014’te DAİŞ çeteleri tarafından gerçekleştirilen Şengal saldırısının üzerinden 11 yıl geçti. Binlerce Êzidî’nin katledildiği, kadın ve çocukların kaçırılarak köleleştirildiği bu vahşetin izleri hala silinmedi.

    Katliamın yıl dönümünde Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) yazılı açıklama yayımladı.

    “EZİDİ KADINLAR HEDEF ALINDI”

    Yapılan açıklamada Êzidî kadınlarının hedef alınarak kadınların köleleştirildiğine ve çocukların savaş aracı haline getirildiğine vurgu yapıldı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bin yıllardır inançlarını onurla yaşatan, her türlü baskıya, dışlanmaya ve zulme karşı baş eğmeyen tarihin en kadim halklarından olan Ezidiler, tarihin en büyük direnişiyle bu soykırıma karşı direndiler. Çünkü onlar yalnızca bir halk ya da inanç değil, insanlık onurunun ve direnişin simgesi olmuşlardır.

    Bu soykırım saldırısını yapan DAİŞ çeteleri özellikle Ezidi kadınlarına yoğun bir baskı yapmışlardır. Çünkü Êzidîler de kadınlar hayatın taşıyıcısı, hafızası, kökü ve kültürüdür. Kadın ile erkek, bir bütünün eşit parçalarıdır. Kadınlara saldıran DAİŞ çetesi böylece Ezidi’lerin bütün değerlerini parçalamak istemiştir. Bu vahşet, dünyanın gözleri önünde yaşandı.

    DEVLETLERİN SESSİZ KALIŞINA TEPKİ

    Üç maymunu ustalıkla oynayan devletlerin sessizliği, bu insanlık suçuna ortaklık anlamına geldi. Êzidî halkı, Şengal Dağı’na sığınarak öz savunmasını kurdu. Rojava’da özgürlük mücadelesi veren YPG savaşçılarıyla birlikte, tarihî bir direniş sergiledi. Bu direniş sadece bir halkın varlığını korumadı, tüm mazlum halklara umut aşıladı.
    Biz Alevîler de tarih boyunca benzeri acıları yaşadık. Bugün Suriye’deki Alevîler ve Dürzîler, DAİŞ artığı çetelerin saldırılarıyla bir soykırım yaşamaktadırlar. Bu nedenle Êzidî halkının yaşadığı acı, bizim de acımızdır; onların direnişi, bizim de onurumuzdur.

    FEDA ve DAKB olarak, Êzidî halkının yanında olduğumuzu bir kez daha ilan ediyoruz. 74. Ferman’ı ve kaybettiklerimizi unutmadık, unutturmayacağız! Êzidî kadınlarının izini sürmeye, hakikatlerini dile getirmeye ve onların sesi olmaya devam edeceğiz. Direnişin öncüsü YPG savaşçılarına saygılarımızı sunuyor, bu barbarlığa karşı direnen tüm halkların mücadelesini selamlıyoruz. Bugün ne Alevîler Hak’tan döndü ne de Êzidîler Laleş’ten vazgeçti.”

    (HABER MERKEZİ)

  • FEDA ve DAKB: Suriye’deki soykırıma ses çıkarılsın!

    FEDA ve DAKB: Suriye’deki soykırıma ses çıkarılsın!

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Suriye’de Dürzî ve Alevilere yönelik HTŞ saldırılarına karşı uluslararası kamuoyunu harekete geçmeye çağırdı. “Sessizlik zulmün ortağı olmaktır” mesajıyla halklara dayanışma çağrısı yapıldı.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Suriye’de Dürzi ve Alevi halklarına yönelik devam eden saldırılara ilişkin bir açıklama yayımladı. Açıklamada, Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) çetelerinin Dürzi halkına yönelik soykırım suçu işlediği vurgulandı ve bu saldırıların uluslararası kamuoyunun sessizliği nedeniyle daha da vahim bir hal aldığı belirtildi.

    FEDA ve DAKB, DAİŞ ve El-Nusra’nın ideolojik mirasını devralan HTŞ’nin, sadece Dürzi ve Alevi halklarını değil, bölgede yaşayan tüm etnik ve inanç gruplarını hedef aldığını dile getirerek, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne yönelik saldırılara da dikkat çekti. Açıklamada, 10 Mart 2025 tarihinde imzalanan ve HTŞ’nin de taraf olduğu anlaşmanın uygulanmadığı, bölgede demokratik yönetime açık saldırıların sürdüğü kaydedildi.

    “SESSİZLİK YENİ KATLİAMLARIN DAVETİYESİDİR”

    FEDA ve DAKB, Alevilere ve Dürzilere yönelik soykırım girişimlerine karşı sessiz kalınmasının “ikiyüzlülük” olduğunu ifade etti. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Alevilere yönelik işlenen katliamlara sessiz kalan dünya, şimdi aynı sessizliği Dürzîler için ve Rojava için sürdürmektedir. HTŞ, 10 Mart 2025’te imzalanan anlaşmayı uygulamamakta ve Kuzey ile Doğu Suriye’deki demokratik yönetimi açıkça hedef almaktadır Kendilerine insan haklarının savunucusuyum diyen dünya ülkeleri bu vahşet karşısında sessiz kalmanız, sizin ikiyüzlülüğünüzü haykırıyor. Sessizlik sadece yeni katliamların davetiyesi, daha büyük yıkımların ön hazırlığıdır. Bu sessizlik, bir halkların diri diri toprağa gömülmesini amaçlamaktadır.

    “BÖLGESEL GÜÇLERİN ROLÜ SORGULANMALI”

    Suriye’de yapılan soykırımcı saldırılar ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne yapılan baskılarda Türk devletinin, ABD’nin ve İsrail’in parmağı bulunmaktadır. Türkiye’nin de etkisiyle Suriye, DAİŞ’çi ve tekçi bir anlayışla dizayn edilmeye çalışılıyor. Bunun en kanlı tezahürü, Akdeniz kıyılarında Alevilere yönelik yapılan katliamla gözler önüne serildi.

    “BARIŞIN TEK YOLU DİRENİŞTEN GEÇİYOR”

    Tüm ezilen halklara, inanç gruplarına, vicdan sahibi insanlara sesleniyoruz; Suriye’deki soykırım saldırılarına ve Rojava’ya yönelik baskılara karşı, demokratik irade ile omuz omuza verelim, bu karanlığa karşı birlikte direnelim. Çünkü bu sadece Dürzîlerin çığlığı değildir. Bu, Ortadoğu’nun savaş tamtamlarının ortasında kaybolmaya yüz tutmuş tüm halkların feryadıdır. Ve artık dünya, bu çığlığa kulak vermelidir. Dürzî halkı, Alevi halkı ve Kürt halkı karanlık zihniyete karşı büyük bir direniș gösteriyorlar. Soykırım saldırılarına ve baskılara izin vermeyelim.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Almanya’da Alevi kadının katledilmesine tepki: İsyandayız!

    Almanya’da Alevi kadının katledilmesine tepki: İsyandayız!

    PİRHA- Almanya’da Kürt Alevi bir kadının boşandığı erkek tarafından katledilmesine dair açıklama yapan DAKB, Alevilik inancının kadına yönelik şiddeti açıkça reddettiğini vurgulayarak, “Katledilen sevgili D.K.’nin adını ve hikayesini unutmayacağız. Kadınları katleden erkek zihniyetine karşı isyandayız. Bu karanlığı durdurana dek susmayacağız!” dedi.

    Almanya’nın Osnabrück kentinde 41 yaşındaki bir erkek, boşandığı kadını ateşli silahla vurarak öldürdü, ardından aynı silahla intihar etti.

    Olayın ardından cinayette kullanılan silah polis tarafından olay yerinde ele geçirildi. Savcılık, olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlattı. Yetkililer, failin daha önce şiddet uygulayıp uygulamadığını ve hakkında bir uzaklaştırma kararı olup olmadığını araştırıyor. Ayrıca saldırıyı önceden bilen ya da hazırlık aşamasında yardım eden başka kişilerin olup olmadığı da inceleniyor.

    “GÖÇMEN KADINLAR ATAERKİL BASKI ALTINDA EZİLİYOR”

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), olaya dair yaptığı yazılı açıklamada Almanya’da göçmen kadınların hem sistemin hem de ataerkilliğin çifte baskısı altında ezildiğine dikkat çekti.

    Federal Kriminal Dairesi (BKA) verilerini referans gösteren DAKB, Almanya’da her iki günde bir kadının partneri ya da eski partneri tarafından katledildiğine dikkat çekti. Yapılan açıklamada devlet kurumlarının kadınların yardım çağrılarını görmezden geldiğine vurgu yapılarak, “Her yıl yaklaşık 150 kadın cinayeti kayda geçiyor ve binlercesi fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddete uğruyor. Göçmen kadınlar ise bu şiddetin hem cinsiyetçi hem ırkçı yüzüyle karşılaşıyor. Almanya’da göçmen kadınlar hem sistemin hem de ataerkilliğin çifte baskısı altında eziliyor. Kadınların korunma talepleri ciddiye alınmıyor, koruma kararları yetersiz kalıyor ya da uygulanmıyor. İstanbul Sözleşmesi’nin Almanya’da da eksiksiz uygulanması gerekirken, bu temel insan hakları belgesi hala pratikte yok sayılıyor. Kadınlar şiddete uğramadan önce defalarca uyarıyor, ama sistem her seferinde geç kalıyor ya da hiç gelmiyor” denildi.

    “ALEVİ KADINLAR ŞİDDETSİZLİĞİ SAVUNUYOR”

    D.K.’nin katledilmesinin münferit bir vaka olmadığının vurgulandığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bu cinayet erkek-devlet aklının, eril adaletin ve ırkçı bürokrasinin ortak ürünüdür. Bir kadının öldürülmesine göz yumanlar, o cinayetin faili kadar sorumludur. Alevilikte yol erkanı her şeyin üstündedir. Yol düşkünü olmak en büyük cezadır. Ve bu yol, insanı incitmemeyi emreder: İncitme! İncinsen de… Bu öğreti, kadına yönelik şiddeti açıkça reddeder. Ama toplumun ataerkil yapısı çoğu zaman inancı gölgede bırakır. Bugün Alevi kadınları hem inanç içinden hem toplumsal mücadeleyle, şiddetsiz bir varoluşu savunuyor. Kadınlar sadece hak aramıyor, aynı zamanda bu yolun vicdanını da temsil ediyor.

    Katledilen sevgili D.K., adını ve hikayeni unutmayacağız. Seni katleden erkek zihniyete, susan sisteme, sessiz kalan kurumlara karşı yastayız, direnişteyiz, isyandayız. Kadınlar yaşasın diye, bir kişi daha eksilmeyelim diye, Bu karanlığı durdurana dek susmayacağız!”

    (HABER MERKEZİ)

  • FEDA ve DAKB: Kurtulmuş’un sözleri Alevi soykırımını kutsayan bir zihniyetin ürünü

    FEDA ve DAKB: Kurtulmuş’un sözleri Alevi soykırımını kutsayan bir zihniyetin ürünü

    PİRHA- FEDA ve DAKB, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Şah İsmail ve Yavuz Sultan Selim’e ilişkin sözlerini “Alevi soykırımını kutsayan, ayrımcılığı derinleştiren ve barışı zedeleyen” bir zihniyetin ifadesi olarak nitelendirdi.

    Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un, “Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail’e karşı, Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi’nin yapmış olduğu ittifak, Anadolu’daki Müslüman toplulukların birlikte var olmasına neden olmuştur” yönündeki açıklaması, Alevi kurumlarının ve demokratik çevrelerin tepkisini çekmeye devam ediyor.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) tarafından yapılan açıklamada, bu sözlerin münferit bir yorum olmadığı, aksine Aleviler tarafından lanetlenen Yavuz Sultan Selim’e övgüler dizilerek, bir halkın tarihsel kırımının meşrulaştırılmaya çalışıldığı vurgulandı. Açıklamada, “Bu yaklaşım, Alevi soykırımını itiraf etmek ve soykırımcı zihniyeti kutsamak anlamına gelmektedir” denildi.

    “OSMANLI ALEVİ VE KÜRTLERE KIYIM, İNKAR POLİTİKASI UYGULADI”

    FEDA, Osmanlı’nın 1473 Otlukbeli Savaşı’ndan itibaren özellikle Kürt coğrafyasında yürüttüğü işgal ve kıyım politikalarına dikkat çekerek, 1501 yılında Hacı Bektaş Dergâhı’na Balım Sultan’ın kayyum olarak atanmasını ve 1514 Çaldıran Savaşı öncesi on binlerce Kürt ve Türkmen Alevi’nin katledilmesini hatırlattı.

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Osmanlı Devleti; 1473 Otlukbeli savaşı ile Kürdistan’da kurulu Türk ve Türkmen beyliklerini yıkarak Kürdistan’i işgal eder. Osmanlı o tarihten itibaren başta Aleviler olmak üzere farklı halkların ve inançların kıyımı ve soykırımında sınır tanımaz. 1501’de Hac-ı Bektaşi Veli Dergahı’na Balım Sultan’ı kayyum olarak atayan Osmanlı, 1514 Çaldıran savaşına kadar onbinlerce Kürt, Türkmen Alevi’sini katleder. Bu süreçte Kürdistan Osmanlı-Safavi Devletlerinin iktidar savaşlarına sahne olur. Şah İsmail, Alevilerin HZ. Ali ve Ehl-i Beyt sevgisi ve hassasiyetini suistimal ederek onları kendi iktidarına yedeklemeye çalışır. Yavuz’da Sunni ve Şafi Kürtlerin İslam’a bağlılığını suistimal ederek onları yayılmacı ve işgalci zihniyetine yedeklemeye çalışır.

    İki iktidarcı ve hegemonik güç, Aleviler ile Müslümanları olduğu kadar Kürtleri de kendi içinde ayrıştırarak kin, nefret ve düşmanlık üretirler. O gün bugündür kesimler arasında devam eden bu ayrıştırma ve düşmanlaştırmadan halklar ve inançlar kaybetmiş, iktidar sahibi egemenler kazanmıştır.

    “KURTULMUŞ’UN SÖZLERİ DÜŞMANLAŞTIRMAYA HİZMET EDİYOR”

    Numan Kurtulmuş’un söylemi kardeşleşmeye değil, düşmanlaştırmaya hizmet etmektedir. Öteki olanı, farklı olanı kabuletmemeye hizmet eden bu söylem; aynı zamanda asimilasyon, katliam ve soykırımda ısrarcı olacaklarını da çağrıştırmaktadır. Kürt Siyasal Hareketi ile başlayan diyalog ve barış sürecine denk düşen bir söylem olmadığı gibi Alevileri ve onların eşit vatandaşlık haklarını görmeyen, kabul etmeyen retçi ve inkarcı zihniyeti yansıtmaktadır.

    Kardeşlik hukuku, sevmeyi, saygı duymayı, dayanışmayı, ortaklaşmayı ve eşit haklar sahibi olmayı gerektirir. Halklar ve inançlar arası kardeşlik hukuku kurulacaksa başta sorumlu pozisyonlarda olanlar olmak üzere herkes diline, söylemine dikkat etmelidir. Biz FEDA olarak, TBMM başkanı Numan Kurtulmuş’un, farklı halklara ve inançlara zulüm, kırım ve inkar anlamına gelen, yeni bir İdris-i Bitlisi ve Yavuz anlayışını red ediyoruz.

    Ülkedeki tüm halkların ve inançların özgür ve eşit vatandaşlar olarak yaşayacağı , Demokratik Toplumda ortak yaşamak istiyoruz. 72 Millete bir nazardan bakan 20 milyon Aleviyi görmeyen, itibarsızlaştıran, katli vacip anlayışını çağrıştıran bu söylemini Numan Kurtulmuş derhal geri almalıdır. Meclis Başkanı olarak yapması gereken; halkların ve inançların barış içinde ortak yaşamının yolunu açmalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)