Etiket: Demokratik Alevi Kadınlar Birliği

  • Demokratik Alevi Kadınlar Birliği: Ana yaşamdır, hakikattir, barıştır!

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği: Ana yaşamdır, hakikattir, barıştır!

    PİRHA- Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Anneler Günü dolayısıyla yayımladığı kapsamlı açıklamada; analığın sadece biyolojik bir aidiyet değil, yaşamı, hakikati ve barışı büyüten toplumsal bir güç olduğunu vurguladı.

    “ANA TOPLUMU VİCDANLA YOĞURANDIR”

    Birlik tarafından yapılan açıklamada, ananın yalnızca evlat büyüten kişi olmadığı belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Ana; toplumu vicdanla yoğuran, acıyı sabra dönüştüren, yaşamı barışla mayalayandır. İnsanlık tarihinin en eski direnişi de, en büyük umudu da anaların ellerinde büyümüştür. Toplumların hafızasında ana; yalnızca aileyi ayakta tutan değil aynı zamanda dili, kültürü, inancı, dayanışmayı ve hakikati geleceğe taşıyan temel güç olmuştur. Mezopotamya’dan Dersim’e, Anadolu’dan Ortadoğu’ya kadar kadınlar ve analar; savaşların, sürgünlerin, katliamların ve inkâr politikalarının karşısında yaşamı savunmuştur.”

    Alevi inancındaki ana tanımına dikkat çekilen metinde, “Alevi öğretisinde Ana; hakikatin taşıyıcısıdır. Rızalığın, paylaşımın, eşitliğin ve merhametin adıdır. Ocakta lokmayı bölüşen, dara düşeni kaldıran, küskünü barıştıran, yolu hakikatle yürüten analardır. Çünkü biz biliriz ki; Ana varsa yaşam vardır, Ana varsa umut vardır,” denildi.

    “ANALAR ARTIK TABUT GÖRMEK İSTEMİYOR”

    Dünyadaki adaletsizliklere değinilen açıklamada, anaların hem acının hem de mücadelenin merkezinde olduğu vurgulandı:

    “Bugün Anneler Günü vesilesiyle bir kez daha görüyoruz ki; dünyanın neresinde olursa olsun savaşın, yoksulluğun, baskının ve adaletsizliğin en ağır yükünü kadınlar ve analar taşımaktadır ama aynı zamanda barışın en güçlü kurucuları da yine analardır. Tarih boyunca analar yalnızca acıyı yaşayan değil, mücadeleyi örgütleyen olmuştur.”

    Açıklamada ayrıca dünya ve Türkiye tarihindeki direniş odaklarına atıf yapıldı:

    Plaza de Mayo Anneleri: Arjantin’de diktatörlüğe karşı insanlığın vicdanı oldular.

    Cumartesi Anneleri: Galatasaray Meydanı’nda kayıplarının akıbetini sorarak hakikatin sesi oldular.

    Barış Anneleri: Savaşın değil, demokratik çözümün ve ortak yaşamın mümkün olduğunu haykırdılar.

    Siyasi kurumlara ve topluma vicdan çağrısı yapan birlik, “Gerilla anaları da asker anaları da artık tabut görmek istemiyor. Analar; inkârın, savaşın ve kutuplaştırmanın değil; demokratik siyasetin, eşit yurttaşlığın ve onurlu barışın büyümesini istiyor,” sözleriyle toplumsal barış talebini yineledi.

    Ortadoğu’daki kadınların yaşadığı zulme de değinilen metinde; Arap Alevi, Êzidî ve Süryani kadınların DAİŞ barbarlığına karşı direnişi selamlanırken, erkek egemen zihniyetin kadın bedenini savaş alanına çevirmesi eleştirildi. Kadın özgürlüğünün demokratik toplumun temeli olduğu hatırlatıldı.

    “NEDEN ANALARA CEHENNEM YAŞATILIYOR?”

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, açıklamasında şu can alıcı soruları sordu:

    “Eğer ‘cennet anaların ayağının altındaysa’, neden analara bu dünyada cehennem yaşatılıyor? Neden annelerin yüreğine savaş, yoksulluk, göç, işsizlik ve ölüm düşürülüyor? Neden kadın emeği görünmez kılınıyor, kadın bedeni şiddetin hedefi haline getiriliyor?”

    Açıklama, Alevi öğretisinin temel düsturu olan “İncinsen de incitme” ilkesiyle son buldu: “İnsanlık; ölümle değil yaşamla, inkârla değil eşitlikle, savaşla değil demokrasiyle büyüsün diye analar mücadele veriyor. Kadınız. Anayız. Yaşamın, doğanın ve hakikatin savunucusuyuz. İşte bu yüzden; kin yerine barışı, zulüm yerine adaleti, ayrımcılık yerine eşitliği, ölüm yerine yaşamı savunuyoruz.”

    Birlik, başta Cumartesi ve Barış Anneleri olmak üzere, adalet ve barış için direnen tüm anaların Anneler Günü’nü kutlayarak, yaşamı büyüten kadınları selamladı.

    HABER MERKEZİ

  • DAKB’den 8 Mart’ta küresel dayanışma çağrısı!

    DAKB’den 8 Mart’ta küresel dayanışma çağrısı!

    PİRHA- Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, 8 Mart dolayısıyla yayımladığı açıklamada savaşların, otoriter rejimlerin ve eril egemen politikaların en ağır yükünü kadınların taşıdığını vurguladı. Açıklamada, eşit yurttaşlık, inanç özgürlüğü ve küresel kadın dayanışması çağrısı yapıldı.

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada 8 Mart’ın yalnızca bir anma günü değil, kadınların yüzyıllardır süren direncinin, hafızasının ve örgütlü iradesinin adı olduğu vurgulandı.

    Alevi kadınların inanç, emek ve cesaretle ördüğü mücadelenin evrensel kadın yürüyüşünün ayrılmaz bir parçası olduğu belirtilirken, dünyanın dört bir yanında kadınların benzer eşitsizlikler ve şiddet politikalarıyla karşı karşıya kaldığı ifade edildi.

    “SAVAŞLARIN YÜKÜNÜ KADINLAR TAŞIYOR”

    Açıklamada, savaşların ve otoriter rejimlerin en ağır bedelini kadınların ödediği belirtilerek özellikle Suriye’de süren savaşın kadınların yaşamında derin yaralar açtığı kaydedildi. Yerinden edilme, göç yollarında kaybolan hayatlar, zorla evlendirmeler, cinsel şiddet ve yoksulluğun kadınları kuşattığı vurgulandı.

    Ezidi kadınlar için 8 Mart’ın soykırımın tanınması ve kaybolan kadınların akıbetinin sorulması anlamına geldiği ifade edilirken, Süryani kadınlar açısından 1915’te yaşanan ve “Seyfo (Kılıç Yılı)” olarak anılan katliamların unutulmaması gerektiği belirtildi.

    İran’da kadınların zorunlu kurallara ve toplumsal baskılara karşı direnişinin, kadın bedeni üzerindeki devlet kontrolüne karşı bir isyan olduğu kaydedildi.

    “JİN JİYAN AZADİ” FELSEFESİYLE ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİ

    Açıklamada, Rojava, Türkiye, İran ve Rojhelat’ta kadınların kendi örgütlülüklerini yaratarak toplumsal dönüşümün öncüsü olduğu ifade edildi. “Jin Jiyan Azadi” perspektifinin yalnızca eşitlik talebi değil, kadın, yaşam ve özgürlük felsefesinin pratiğe dönüşmesi olduğu vurgulandı.

    Kadın bedeninin savaşın cephesi haline getirildiğine dikkat çekilen açıklamada, “Bir yerde bir kadın susturuluyorsa o sessizlik hepimizin yüreğinde yankılanır” denildi. Alevi inancının “cana kıymamayı” esas aldığı belirtilerek, kadınlara yönelen her türlü şiddetin insanlık onuruna karşı işlenmiş bir suç olduğu ifade edildi.

    EŞİT YURTTAŞLIK VE İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ VURGUSU

    Açıklamada, 8 Mart’ın aynı zamanda:

    • İnançların kamusal alanda yok sayılmasına karşı eşit yurttaşlık talebi,

    • Cemevlerinin tanınmamasına ve kutsal mekanların gaspına karşı kimlik ve inanç özgürlüğü mücadelesi,

    • Eril egemen zihniyete karşı örgütlü direniş,

    • Kadınların bireysel ve toplumsal özgürlük iradesinin ifadesi olduğunu vurguladı.

    Açıklamada ayrıca kadın cinayetlerinde, savaşlarda ve şiddet politikaları sonucu yaşamını yitiren tüm kadınlar anıldı. “Her birinin adı hafızamızda, her biri mücadelemizin çağrısıdır” denildi.

    HABER MERKEZİ

  • ‘Anadilimiz geleceğimizdir!’

    ‘Anadilimiz geleceğimizdir!’

    PİRHA- Dünya Anadili Günü’ne dair açıklama yapan Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, devletin halkının dillerine eşit mesafede yaklaşması gerektiği vurgulayarak, “Xızır dili, bize sevgiyle, barışla ve eşitlik anlayışıyla bakmayı öğretir. Anadilin, inancın ve kültürün korunması, hepimizin birlikte yaşadığı toplumun temelini güçlendirir. Diller yaşasın, kültürler özgür kalsın. Anadilimiz geleceğimizdir” dedi.

    Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) 1999 yılında aldığı kararla 21 Şubat gününü, “Uluslararası Anadili Günü” olarak kabul etti. “21 Şubat Dünya Anadili Günü” ilk kez 2000 yılında, dünya çapında  çok dilli yaşamı ve kültürel çeşitliliği desteklemek amacıyla kutlanmaya başlandı.

    UNESCO verilerine göre, dünyada 5 bini yerli dili olmak üzere 7 binden fazla dil konuşulmaktadır. Ancak bu dillerin yüzde 40’ı yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. UNESCO’ya göre, yüz yıl içinde bir dili konuşacak çocuk kalmayacak durumda ise o dil tehlikede, bir dili konuşan hiç çocuk kalmamışsa o dil ölü olarak kabul edilmektedir. UNESCO’nun Dünya Tehlike Altındaki Diller Atlasına göre Türkiye’de 18 dil yok olmuş veya yok olma tehlikesi altındadır.

    “DİLLERİN ÇOĞULCULUĞU TOPLUMSAL ZENGİNLİĞE DÖNÜŞTÜRÜR”

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Dünya Anadili Günü’ne dair açıklama yaptı.

    Türkiye’de Kürtçenin lehçeleri (Kurmancî, Kırmanckî/Zazakî, Soranî) ve diğer anadiller, eğitim hakkı yasada güvenceye alınmadığı için kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu belirtilen açıklamada, “Son süreç raporunda da  Kürtçe, Arapça, Süryanice, Lazca, Abhazca  ve Türkiye’de konuşulan diğer tüm dillerin statüsü, anadilde eğitim hakkı ve Alevi inancı ile ibadet özgürlüğünün eksik kaldığı görülmektedir. Oysa dil bir halkın  yaşaması için varlığını koruması için en önemli unsurdur. Örneğin çocuklar dünyayı önce kendi anadiliyle öğrenir ve tanır. Daha sonra anadilde eğitim bilişsel gelişimlerini destekler, akademik başarılarını artırır, özgüven ve aidiyet duygusunu güçlendirir ve devlet dilini öğrenmelerini de kolaylaştırır” denildi.

    Devletin halkının dillerine eşit mesafede yaklaşması gerektiği vurgulanan açıklamada, “Böylece  aidiyet duygusu güçlenir, güven artar. Dillerin çoğulculuğu toplumsal zenginliğe dönüştürür ve barış ile demokratik entegrasyonu derinleştirir. Bu nedenle gerçek entegrasyon, ana dilimizi kaybetmeden, kimliğimizi ve kültürümüzü koruyarak topluma eşit biçimde katılmaktır. Tam tersi egemen dilin kendini dayatması, dillerin itibarsızlaştırılmasına ve böylece bireylerin kendini tanınmaması hissi devletten kopuş ve uzaklaşması sonucunu getirir” şeklinde ifade edildi:

    “DİLLER YAŞASIN, KÜLTÜRLER ÖZGÜR KALSIN”

    Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği , açıklamının devamında şunları dile getirdi:

    “Alevi inancı ve kültürel mirasımız da anadilimizle doğrudan bağlantılıdır. Alevi inancı büyük ölçüde sözlü kültüre dayanır. Deyişlerimiz, gülbanglarımız, nefeslerimiz, cem erkânımız ve Xızır geleneğimiz, çoğu bölgede Kürtçenin lehçeleri üzerinden yaşatılmıştır. Dilimiz; Xızır dili, sadece bir iletişim aracı değil; sevgi, barış ve eşitlik dilidir. Bu dil, tüm dilleri, kimlikleri ve inançları eşit görür. Bu nenledir ki kadim dilimiz ve inancımızı korumak herkesin sorumluluğudur.  Anadilin kaybı, inanç dilimizin anlamını yitirmesine, sözlü hafızanın kopmasına, ibadet ve Xızır geleneğimizin özgünlüğünün kaybolmasına, kimlik ve toplumsal aidiyetimizin zedelenmesine yol açar.

    Sevgili Canlar, bu nedenle  diyoruz ki; anadilimiz ve kültürümüz korunmalı, eğitim hakkımız ve inancımızın özgürlüğü güvence altına alınmalı, Xızır geleneğimiz ve sözlü mirasımız gelecek kuşaklara aktarılmalıdır. Farklılıklarımız zenginliğimizdir. Xızır dili, bize sevgiyle, barışla ve eşitlik anlayışıyla bakmayı öğretir. Anadilin, inancın ve kültürün korunması, hepimizin birlikte yaşadığı toplumun temelini güçlendirir. Diller yaşasın, kültürler özgür kalsın. Anadilimiz geleceğimizdir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DAKB: Der Spiegel’in Kürt kadınlarını hedef alan cinsiyetçi yayınını kabul etmiyoruz!

    DAKB: Der Spiegel’in Kürt kadınlarını hedef alan cinsiyetçi yayınını kabul etmiyoruz!

    PİRHA- Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Der Spiegel’de yayımlanan ve Kürt kadınlarını hedef alan haber diliyle ilgili yazılı bir açıklama yaparak, cinsiyetçi, manipülatif ve faşist zihniyeti yeniden üreten bu yayıncılığı sert sözlerle kınadı.

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Almanya merkezli Der Spiegel dergisinde yayımlanan ve Kürt kadınlarını hedef alan haber dili nedeniyle yazılı bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada, kendisini yıllardır sol, demokrat ve özgürlükçü bir yayın organı olarak tanımlayan Der Spiegel’in son dönemdeki yayın çizgisinin bu iddia ile açık bir çelişki içinde olduğu vurgulandı.

    Kadınların saçlarının kesilmesi gibi tarihsel olarak faşist, aşağılayıcı ve cinsiyetçi pratikleri yeniden üreten bu yaklaşımın, 1. ve 2. Dünya Savaşları’nda kadınlara yönelik uygulanan politik şiddetin karanlık mirasını hatırlattığı ifade edildi. Kadın bedenine yönelik bu tür saldırıların, insanlık tarihinde erkek egemen, milliyetçi ve gerici ideolojilerin bir sonucu olduğu ve her dönemde insanlık suçu olarak mahkum edildiği belirtildi.

    “DAİŞ ZİHNİYETİNİ YENİDEN ÜRETEN HABERCİLİĞİ KABUL ETMİYORUZ”

    Açıklamada, Ortadoğu’da yaklaşık bir yıldır Dürzi, Alevi ve Kürt kadınlarının IŞİD ve HTŞ gibi cihatçı, insanlık düşmanı yapılar tarafından katledildiğine dikkat çekildi. Bu yapıların kadın bedenini ganimet olarak gören zihniyetinin, paylaşılan görüntülerle yalnızca kadınlara değil, tüm insanlığa karşı suç işlediği vurgulandı.

    DAKB, Der Spiegel’in söz konusu haberi tertiplemesini yalan ve manipülasyona dayalı bir gazetecilik pratiği olarak nitelendirerek kabul edilemez buldu. Açıklamada dergiye şu çağrılar yapıldı: “Yalan ve cinsiyetçi haberin derhal geri çekilmesi, haberi hazırlayan sorumluların kamuoyuna açıklanması, Kürt kadınlarından ve dünya kadınlarından açıkça özür dilenmesi ve haberin gerçeği yansıtmadığının okur kitlesiyle şeffaf biçimde paylaşılması.”

    “Kadınların örgütlü gücünden korkanların diliyle konuşmayın” ifadelerine yer verilen açıklamada, Alevilik inancının kadını doğanın ve yaşamın ana kaynağı olarak gördüğü, kadının hakikatin, sevginin ve özgür yaşamın taşıyıcısı olduğu hatırlatıldı.

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Alman toplumunu ve Almanya’da yaşayan tüm halkları, inanç gruplarını, kadınları ve kadın hakları savunucularını bu tehlikeli yayıncılığa karşı dayanışmaya ve protestoya çağırdı.

    HABER MERKEZİ

  • DAKB’tan tepki: Leyla Zana’ya yönelik saldırılar kadın ve insan onuruna yapılmıştır

    DAKB’tan tepki: Leyla Zana’ya yönelik saldırılar kadın ve insan onuruna yapılmıştır

    PİRHA – Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), 16 Aralık 2025’te Bursaspor-Somaspor karşılaşmasında bazı taraftarların Kürt kadın siyasetçi Leyla Zana’ya yönelik cinsiyetçi ve ırkçı küfürlerine sert tepki gösterdi.

    DAKB tarafından yapılan basın açıklamasında, spor alanlarının nefretin, ayrımcılığın ve kadın düşmanlığının meşrulaştırıldığı mekanlar olmaması gerektiği vurgulandı. Açıklamada, “Hiçbir gerekçe, bir kadına yönelen aşağılayıcı, cinsiyetçi ve taciz edici sözleri meşrulaştıramaz. Kadına yapılan saldırı, sadece bireye değil, toplumsal barışa, eşitliğe ve insanlığa yönelmiş bir saldırıdır” denildi.

    Kadınların toplumun hafızası olduğu ve geleceği inşa eden unsurlar olduğuna dikkat çeken DAKB, kadın onurunun insan onurunun ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtti. Kurum, olay karşısında sessiz kalmayacaklarını ve kadınlara yönelik şiddet, nefret ve ayrımcılığın normalleştirilmesine karşı kararlılıkla dayanışma içinde olduklarını açıkladı.

    Açıklamada ayrıca, “Leyla Zana yalnız değildir; hiçbir kadın yalnız değildir!” ifadeleriyle dayanışma mesajı verildi.

    HABER MERKEZİ

     

  • Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’den 25 Kasım’a ilişkin açıklama!

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’den 25 Kasım’a ilişkin açıklama!

    PİRHA-25 Kasım Kadına Yönelik Şìddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne ilişkin basın açıklaması yapıp ve rapor yayınlayan Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, küresel ve bölgesel bağda kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet, dünyanın her yerinde en temel insan hakları ihlallerinden biri olduğunu vurgulayarak, “Bu sorun sadece bireysel bir trajedi değil; sistematik bir sorun, mücadelemizin temeli ve varoluş nedenidir” dedi.

     

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) 25 Kasım Kadına Yönelik Şìddete Karşı Ortak Mücadele Günü’ne ilişkin basın açıklaması yapıp ve rapor yayınladı.

    25 Kasım’ın, Mirabel Kardeşler’in direniş ruhuyla sembolleşen ve kadınların şiddete karşı küresel mücadelesinin büyüyerek çoğaldığı bir gün olduğunu belirtilen açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Biz  Demokratik Alevi Kadınlar Birliği olarak; kadınlara ve kız çocuklarına yönelik her türlü şiddeti; hukuki, vicdani ve ahlaki bir sorun olarak görüyor; çözülmemiş yaralarımızı, yaşantılarımızı ve mücadelemizi bir kez daha kamuoyu ile paylaşıyoruz. Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet, dünyanın her yerinde en temel insan hakları ihlallerinden biridir. Bu sorun sadece bireysel bir trajedi değil; sistematik bir sorun, mücadelemizin temeli ve varoluş nedenidir.

    KÜRESEL VE BÖLGESEL BAĞLAMDA KADINLAR

    Dünyanın her yerinde devletlerin eril, milliyetçi ve din odaklı politikaları altında ağır bedeller ödemeye devam ediyor. Savaşlar, ekonomik eşitsizlikler ve ataerkil düzenin baskıları kadınları hedef haline getiriyor. Özellikle Ortadoğu’daki krizlerde yük yine kadınların omuzlarında. Savaş, kadın bedenini bir “ganimet” haline getiriyor. Afganistan’da Taliban zulmü altındaki kadınların durumu, Suriye’de Alevi, Süryani, Kürt, Ezidi kadınlarının terör örgütleri ve şiddet odaklı aktörlerce maruz kaldığı baskılar hafızalarımızda tazedir. Türkiye’de yarım yüzyılı aşkın çatışma süreçlerinde politik kadın aktivistlerin uğradığı baskılar ve saldırılar; bizler için hem hatırlanması hem de hesabı sorulması gereken acı gerçeklerdir.

    Avrupa’da da durum farklı gözükse de sonuç yine aynı. Avrupa istatistikleri ve Almanya gerçeği göstermektedir ki kadına yönelik şiddet son derece güncel, yaygın ve yakıcı bir sorun olmaya devam etmektedir. Demokratik hukuk devleti iddiasındaki Almanya’da bile kadınlar şiddetin farklı biçimleriyle karşı karşıya kalmakta ve kimi zaman bunun bedelini hayatlarıyla ödemektedir.”

    “KADIN CİNAYETLERİNİ ÖNLEMEK İÇİN DAHA AKTİF VE ÖNLEYİCİ BİR STRATEJİ BENİMSEMELİDİR”

    Kadına yönelik şiddete dair veriler yıllar içinde ağırlaşan tabloyu açıkça gösterdiğine dikkat çekilen açıklamada, Almanya’da yaşanan şiddet şöyle özetlendi:
    “2022 yılında Almanya’da 126 bin 349 kadın partner şiddetine maruz kalmış, öldürülen kadınların %87’si yakın partner kategorisinde yer almıştır. Ardından 2023 yılında 360 kadın partneri veya eski partneri tarafından öldürülmüş. Aynı yıl 256.276 ev içi şiddet vakası kaydedilmiş, bu sayı önceki yıla göre %6,4 artmıştır.  Bu tablo 2024’te de ağırlaşarak devam etmiş, ev içi şiddet mağduru olarak kaydedilen kişi sayısı 256.942’ye ulaşmış, bu da bir önceki yıla göre %3,7’lik bir artışa karşılık gelmiştir. Yukarıdaki verilere rağmen hala kadın sığınma evleri ve destek ağları  sürekli yetersiz kaynaklarla çalışıyor. Bu veriler, Almanya’daki “güçlü devlet, hukukun üstünlüğü” iddialarının pratikte kadınlar için yeterli koruma sağlamadığını göstermektedir.”

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği olarak yaşadıkları ve örgütlü bulundukları ülkelerde kadın ve aileden sorumlu bakanlıǧa, eyalet parlementosundaki kadın vekillere ve ilgili birimlere gerekli uyarıları ve bilgilendirmeleri yaptıklarını vurgulayarak, “Kadına yönelen bu kastik patriyarkaya karşı görevlerini hatırlatan mektuplarımızı göndereceğiz ve  güçlü bir şekilde de yolladıǧımız mektupların ilgili birimlerce dikkate alınmasını bekleyeceǧiz. Devletin sorumluluğunu yeniden değerlendirmesini: Kolluk kuvvetleri, güvenlik kurumları ve yargı organları, kadın cinayetlerini önlemek için daha aktif ve önleyici bir strateji benimsemelidir” denildi.

    “ERKEKLERE YÖNELİK EĞİTİM PROGRAMLARI YAYGINLAŞTIRILMALI”

    Almanya’da partner şiddeti ve tehdit değerlendirme konularında mevcut yasal düzenlemelerde eksiklikler bulunulduğuna işaret edilen açıklamada, “Özellikle riskin yüksek olduğu durumlarda daha sıkı koruma mekanizmaları  kullanılmalıdır. Koruma mekanizmalarının güçlendirilmesini  Sığınma evleri, danışma merkezleri ve destek hatları (telefon, dijital) daha iyi finanse edilmelidir. Ayrıca, yerleşik göçmen kadınlar için kültürel ve dil açısından erişilebilir destek hizmetleri sağlanmalıdır. Erkeklere yönelik eğitim programları yaygınlaştırılmalı; “öğretilmiş erkeklik” kalıpları sorgulanmalı ve şiddete karşı öz eleştiri, empati, sorumluluk bilinci aşılanmalıdır. Eğitimler yalnızca bilgilendirme amaçlı değil, erkeklerin davranışlarını değiştirmeye yönelmeli” önerileri yer aldı.

    “KORUYUCU MEKANİZMALAR TASARLAMALIDIR”

    Göçmen kadınların, yerleşik olmalarına rağmen sıklıkla özel risk altında olduğunun altı çizilen raporda, “Devlet, onların korunması için somut ve ölçülebilir taahhütler vermeli; dil engeli, sosyal izolasyon ve yasal durum gibi faktörler gözetilerek koruyucu mekanizmaları tasarlamalıdır. Tüm bu eksiklikler giderilmeden, sözde “korumanız” altında daha kaç göçmen kadın öldürülecek? Daha kaç kadın, sessizliğiniz yüzünden toprağa düşecek? Daha kaç erkek, yasal boşluklardan faydalanmaya devam edecek?” soruları soruldu.

    “YAŞAMI SAVUNMAK İÇİN DİRENECEĞİZ”

    Kadın mücadelesinin kendileri için yalnızca bir günün meselesi olmadığının vurgusu yapılan açıklamada, şunlar dile getirildi:

    “Her gün yaşam gerekçemizdir. Örgütlenmeli, birlikte güçlenmeli ve öz savunmamızı geliştirmeliyiz. Biz kadınlar doğuranız, bakanız, çalışkanız  ve yaşamı var edeniz. Birbirimize güç olabildiğimiz, sahip çıkabildiğimiz, savunabildiğimiz an varlığımızı koruruz. Kapitalist düzen ahlaksızlığı büyütüyor, insanlığı çürütüyor, toplumu yozlaştırıyor. Bu düzene “dur” demek için Avrupa’nın her köşesindeki Alevi kadınlarını ve tüm kadınları bir kez daha alanlara, yan yana durmaya, öz savunmaya  çağırıyoruz. Bir olalım, çoğalalım, güçlenelim.

    Yolumuza ışık tutan Fatma Ana’nın bilgeliği, Zarife Xatûn’un cesareti; Sakine ve Beritanların yiğitliği, öncülerimizdir. Biliriz ki ancak örgütlü, kararlı ve cesur davranırsak başarabiliriz. Buradan erkeklere sesleniyoruz: öğretilmiş erkekliğinizi sorgulayın, bu şiddete ortak olmayın; sessiz kalmayın. Kadına uzanan her el, toplumun vicdanına inen bir darbedir.

    Son olarak, Erkek ve devlet şiddeti nedeniyle hayattan koparılan tüm kadınları sevgiyle, dayanışmayla anıyoruz. Yaşamak için ölmek zorunda değiliz. Örgütlenelim, öz savunmamızla birbirimize sahip çıkalım. Erkek şiddeti sonucu kaybettiğimiz ataerkil devletin kurbanı olmuş kadınların devirleri daim olsun. Umutlarımızı gerçekleştirmek, yaşamı savunmak için direnmeye, örgütlenmeye ve büyümeye söz veriyoruz.”

    PİRHA/ALMANYA

     

  • FEDA ve DAKB: Alevilik devletin denetiminde olamaz

    FEDA ve DAKB: Alevilik devletin denetiminde olamaz

    PİRHA- Alevi-Bektaşi Güç Birliği Platformu’nun yayımladığı “Alevi Raporu”na tepki gösteren Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, raporun Aleviliği devletin ideolojik sınırlarına hapsettiğini belirterek, “Alevilik toplumunun vicdanı ve özgür iradesidir, devletin denetiminde olamaz” dedi.

    Alevi-Bektaşi Güç Birliği Platformu tarafından yayımlanan ve geniş tartışmalara yol açan “Alevi Raporu”na karşı Alevi toplumunun önde gelen kurumları sert tepki gösterdi. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), raporun Aleviliği devletin ideolojik sınırlarına hapseden bir yaklaşımı savunduğunu belirterek, Aleviliğin özgürlük, eşitlik ve halk iradesi temelli bir inanç ve yaşam biçimi olduğunu vurguladı.

    Açıklamada Alevi toplumunun devletin müdahalesiyle şekillendirilen bir Alevilik anlayışını reddettiğini ve Aleviliğin halkın öz gücüyle var olması gerektiğini dile getirdi.

    “RAPOR, ÇOK KİMLİLİĞİ REDDEDİYOR”

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Son günlerde ‘Alevi-Bektaşi Güç Birliği Platformu’ imzasıyla açıklanan ‘Alevi Raporu’, Alevi toplumunun tarihsel birikimini, inancını temsil etmemektedir. Bu metin, Aleviliği devletin ideolojik sınırları içinde ‘kültürel bir motif’ haline getirmeyi hedeflemektedir. Aleviliğin özüne, yoluna ve rıza hukukuna aykırı bu raporda, Alevilik devletin himayesindedir. Iysa Alevilik halkın öz gücüne, eşit yurttaşlığa, kadın-erkek eşitliğine ve rızaya dayalı özgür bir toplumsal düzene dayanır. Raporda ‘Alevi toplumunun devletle bütünleşmesi’ övülmektedir. Oysa Alevilik, tarih boyunca iktidarların değil, halkların yüreğinde yaşamıştır.
    Bizim için “bütünleşme” değil, hakikatle yüzleşme esastır. Dersim, Maraş, Sivas, Çorum, Gazi gibi katliamlarla hesaplaşmadan hiçbir barış, hiçbir kardeşlik samimi değildir. Önce adalet olmalı ki birlik kurulsun. Tek millet, tek inanç dayatmasını reddediyoruz. Rapor, “Türk kimliği dışındaki etnik, dini tanımlamaları reddediyoruz” diyerek Kürt kimliğini, dillerimizi (Zazaca, Kurmanci) ve halkların çok kültürlü varlığını inkâr etmektedir. Kürt Alevi kimliği bu hakikatin ayrılmaz parçasıdır ve artık görünmez kılınamaz.

    İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜNE VURGU

    Aleviliği Türk kimliği içinde eritmeye çalışan bir yaklaşımdır. Rapor, ‘eşit yurttaşlık’ kavramını reddetmektedir. Bu, Alevi toplumunun yüzyıllardır sürdürdüğü adalet ve özgürlük mücadelesine ihanettir. Bizim talebimiz, hiçbir inancın, kimliğin, dilin üstün görülmediği bir ülkedir. Eşit yurttaşlık, bir lütuf değil, insan onurunun gereğidir. Rapor, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı öven ve Alevilerin “Diyanet’le kucaklaşmasını” önermektedir. Bu, Aleviliği kendi yolundan ayrılmasıdır. Alevilik, hiçbir devlet kurumunun gölgesinde değildir kendi doğalında yol alır. Biz Diyanet’in kaldırılmasını, tüm inançların kendi kurumlarını özgürce oluşturmasını savunuyoruz. Cemevleri devletin memurlarıyla değil, halkın rızasıyla yönetilir. Kadınlar Alevi İnancının Eşit ve Kurucu Özneleridir. Bu raporda Alevi kadınlarının adı dahi geçmemektedir. Oysa Alevilikte kadın erkek eşitliği yalnızca bir hak değil, yolun özüdür. Kadınsız bir Alevilik tanımı, rızasız bir toplum tanımıdır. Alevi kadınlar, pirlerin, anaların ve rehberlerin eşit temsilcisidir. Bizim Yolumuz hiçbir devletin yoluna ve kontrolün girmez. Halkın kendi öz iradesi vardır. Alevilik “siyaset üstü” değil, toplumun vicdanıdır. Zulme karşı durmak, adaleti savunmak, emeği ve doğayı korumak bizim inancımızın gereğidir.”

    ALEVİLERİN TALEPLERİ SIRALANDI

    FEDA ve DAKB’nin yaptığı açıklamada, Alevi toplumunun talepleri şu şekilde sıralandı:

    “-Diyanet kaldırılsın, inanç toplulukları özerkleşsin.
    -Cemevleri devlet müdahalesinden çıkarılsın.
    -Kürt kimliği ve dili anayasal güvence altına alınsın.
    -Katliamlarla yüzleşmek için hakikat ve adalet komisyonları kurulsun.
    -Alevi kadınlarının temsil hakkı anayasal güvenceye alınsın.”

    “Alevilik, halkın vicdanı ve özgür iradesidir. Alevi toplumunun talepleri, adalet, eşitlik ve özgürlük mücadelesinin temelini oluşturmaktadır” diyen FEDA ve Alevi Kadınlar Birliği, Aleviliğin devletin denetiminde değil, halkın öz iradesiyle şekillenen bir inanç olarak varlık göstermesi gerektiğini bir kez daha yineledi.

    (HABER MERKEZİ)

  • FEDA ve DAKB: Aleviliği tanımlamayın, Alevilerin haklarını tanıyın!

    FEDA ve DAKB: Aleviliği tanımlamayın, Alevilerin haklarını tanıyın!

    PİRHA- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin cemevleri üzerinden Aleviliği Türk-İslam potasına sıkıştıran açıklamalarına tepki gösteren FEDA ve DAKB, devletin Alevi tanımlamalarının yok hükmünde olduğunu belirterek, “Alevilik, devletin ya da herhangi bir egemen yapının tanımlayacağı bir kimlik değildir” açıklamasında bulundu.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Meclis kürsüsünden yaptığı “Cami ne kadar bizimse Cemevi de bizimdir. Cem de bizim, semah da bizim, imanın ve İslam’ın mükellefiyetleri de bizimdir. Alevi kardeşlerimizin ibadethane olarak görmelerine saygı duymak lazım” sözlerini tepki gösterdi.

    Devlet Bahçeli’nin, Aleviliği Türk-İslam potasına sıkıştıran açıklamalarının inanç özgürlüğüne açık bir müdahale olduğuna dikkat çeken FEDA ve DAKB, devletin Aleviliği tanımlamaktan vazgeçerek, Alevilerin haklarını tanıması gerekliliğine vurgu yaptı.

    “DEVLET BİZİ TANIMLAYAMAZ!”

    Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’nin açıklaması şöyle:

    “MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Aleviliği “Türk-İslam potası”na sıkıştıran açıklamaları inanç özgürlüğüne açık bir müdahaledir. Alevilik, devletin ya da herhangi bir egemen yapının  tanımlayacağı bir kimlik değildir. Yıllardır söylediğimiz gibi; devlet bizi tanımlayamaz!

    Bu topraklarda Alevilere yönelik inkâr ve asimilasyon politikaları Maraş’tan Çorum’a, Madımak’tan Gazi’ye kadar halkımıza büyük acılar yaşattı. Bugün aynı anlayış, yeni sözlerle sürdürülmek isteniyor.

    Alevilik ne bir “Türk-İslam sentezine” indirgenebilir ne de iktidarların rızasıyla var olur. Alevilik, kendi yolunda ve erkânında vardır.

    Gerçek kardeşlik; yapılan katliamlarla  yüzleşmekle, hakikati kabul etmekle  ve eşit yurttaşlıkla mümkündür. Asimilasyon dili barışı değil, çatışmayı büyütür. Halklar bugün Demokratik Barış Süreci ile huzur ararken, bu süreci zehirleyen ayrıştırıcı ve inkârcı söylemleri kabul etmiyoruz. Aleviler kendi inançlarını çok iyi biliyor ve tanıyorlar. Kimse bize kimlik biçemez.

    “ALEVİLERİN HAKLARINI TANIMALILAR”

    Bizim talebimiz açıktır:

    Devlet, Aleviliği tanımlamaktan vazgeçmeli; Alevilerin haklarını tanımalıdır. Cemevleri ibadethanedir, cemevleri ve inancımız yasal güvence altına alınmalıdır.

    Eşit anayasal haklarımız güvence altına alınmalı ve halklar arasında kardeşliğin zemini güçlendirilmelidir. Aleviler dün olduğu gibi bugün de boyun eğmeyecek; hiçbir inkâr bizi yok edemeyecektir. Çünkü biliyoruz: Hakikat er ya da geç yerini bulur.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • FEDA ve DABK: Katillerin masumlaştırılmasına izin vermeyeceğiz!

    FEDA ve DABK: Katillerin masumlaştırılmasına izin vermeyeceğiz!

    PİRHA- FEDA ve DABK, Maraş Katliamı’nda rol oynayan Ökkeş Kenger’in devlet töreniyle uğurlanmasına tepki göstererek, “Bu tören, katliamı unutturma ve failleri aklama girişimidir. Katillerin masumlaştırılmasına izin vermeyeceğiz” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DABK), Maraş Katliamı’nda bir numaralı sanık olarak yargılanan Ökkeş Kenger’in devlet protokolüyle uğurlanmasına sert tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, Kenger’in beraat etmiş olmasının onu masum kılmadığı vurgulanarak, “Bu törenle sadece Kenger değil, Maraş Katliamı da aklanmak isteniyor” denildi.

    “ALEVİLERİN ACILARINA TUZ BASILIYOR”

    Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Ökkeş Kenger, Maraş Katliamı’nda eli kanlı bir aktör olarak, Alevi toplumunun hafızasında derin bir yara halinde yaşamaktadır. Onun adı; kadınların, çocukların, yaşlıların vahşice katledildiği, evlerin ateşe verildiği, kutsal mekânların yerle bir edildiği günlerle anılır. Bu nedenle Kenger, Aleviler için yalnızca bir kişi değil; cezasızlığın, adaletsizliğin ve inkârın simgesidir.Resmi rakamlara göre 120 kişinin öldürüldüğü Maraş Katliamı davasında Ökkeş Kenger, Adana Sıkıyönetim Mahkemesi’nde bir numaralı sanık olarak yargılandı. Ancak beraat ettirildi. Buna rağmen o kamuoyunda anıldığı gibi suçsuzluğu muhtemel bir sanık değil, katliamcı bir katildir. Ökkeş Kenger, beraat ettikten sonra soyadını “Şendiller” olarak değiştirerek geçmişini unutturmaya, kanlı sayfaları örtmeye çalıştı. Çünkü bir katil olarak o da biliyordu halkların katilleri unutmayacağını ve affetmeyeceğini. Ama ne yazık ki bugün bu katliamcı için “saygın” törenler düzenleniyor, devlet protokolüyle uğurlanıyor. Bu durum, Alevilerin acısına bir kez daha tuz basmak, yaraları kanatmak demektir. Masum canlarımızı hiçe sayıp onları katledenlerin arkasından saf tutan bir devlet anlayışı, eşit yurttaşlıktan da adaletten de söz edemez.

    “KALICI BARIŞ İÇİN FAİLLER YARGILANMALI”

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin yaşandığı bu koşullarda bir katliamcının bu şekilde devlet ve katliamcı zihniyetle bağlarını kopartamamış çevreler tarafında sahiplenilmesi soykırımcı katliamcı zihniyetin etkisini, gücünü ve bizlerin yapması gereken daha çok işimiz olduğunu göstermektedir. Görülmektedir ki soykırımcı ve katliamcı politikalar mahkûm edilmeden gerçek anlamda barış ve demokrasi kalıcı olmayacaktır. Bu tören, yalnızca Kenger’i aklamak değil; Maraş Katliamı’nı unutturmak, kurbanları ikinci kez öldürmek anlamına gelmektedir. Katliamın faillerine “saygınlık” atfeden törenler bizim için lanetin, zulmün ve inkârın bir devamıdır. Ayrıca sorun Ökkeş Kenger’e yönelik bir sorun değildir. Burada söz konusu olan soykırımcı, katliamcı politikalara karşı alınması gereken tavırdır. Zaten dikkat edilmesi gereken de belirtilen politikaların devlet politikası olarak uygulanıyor olmasıdır. Bu da bir kez daha göstermektedir ki barış ve demokratik toplumun inşası soykırımlara ve katliamalara karşı mücadeleyi zorunlu kılmaktadır.”

    Açıklamanın sonunda Alevi kamuoyuna çağrıda bulunularak, “Bizler FEDA ve DABK olarak Maraş Katliamında rol almış, canlarımızı katletmiş birisinin bu kirli özelliğinin gizlenmesine, karartılmasına yol açan her söyleme ve bu katili masumlaştıran her tutuma karşı mücadele etmekten kararlıyız. Tüm Canlarımızın da bu duyarlılıkta olduğunu biliyor ve inanıyoruz” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • DAKB: ‘Jin, Jiyan, Azadî’ isyanı artık sönmez bir özgürlük meşalesine dönüşmüştür!

    DAKB: ‘Jin, Jiyan, Azadî’ isyanı artık sönmez bir özgürlük meşalesine dönüşmüştür!

    PİRHA – Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Jina Mahsa Emini’nin katledilmesinin üçüncü yıldönümünde açıklama yaparak “Jin, Jiyan, Azadî isyanı artık sönmez bir özgürlük meşalesine dönüşmüştür” ifadelerini kullandı.

    DAKB, İran’da üç yıl önce ahlak polislerince katledilen Jina Emini için yazılı açıklama paylaştı.

    ‘Jin, Jiyan, Azadî’ sloganının Jina Emini’nin katledilmesi ardından tüm dünyaya yayıldığına vurgu yapan DAKB, İran’da halen benzeri idamların sürdüğünü belirtti.

    “KATLEDİLEN TÜM KADINLARIN MÜCADELESİNİ SAHİPLENİYORUZ”

    DAKB açıklamasında, dayanışma vurgusu yapılarak şu ifadelere yer verildi:

    “Amini’nin ölümü, kadınların özgürlük mücadelesinde tarihsel bir dönüm noktası olmuştur. Onun ardından yükselen ‘Jin, Jiyan, Azadî – Kadın, Yaşam, Özgürlük’ haykırışı, Doğu Kürdistan’dan tüm dünyaya yayılarak kadınların ortak isyanına dönüşmüştür.

    Kadınlar ve gençler baskı ve şiddete karşı aynı slogan etrafında birleşmiştir, ancak İran’daki molla rejimi, bu özgürlük dalgasını bastırmak için şiddetini artırmış; yüzlerce insanı cezaevlerinde işkenceye, keyfi yargılamalara ve idama mahkûm etmiştir. Yalnızca Eylül ayında, aralarında dört kadın olmak üzere 92 kişi idam edilmiştir.

    Bugün idamla yargılanan Şerîfe Mohammadi ve Pexşan Azizi bunun yanında idam riskiyle yargılanan Werîşe Moradi ve Nasim Gholami Simiyari bu mücadelenin sembolleri haline gelmiştir.

    Rejim, idamlarla toplumu korkutmak istese de ‘Jin, Jiyan, Azadî’ isyanı artık sönmez bir özgürlük meşalesine dönüşmüştür.

    Nobel Barış Ödülü sahibi insan hakları savunucusu Nergiz Muhemedi, verdiği bir demeçte, isyanın bir devrim olduğunu ve devrimin hâlâ devam ettiğini söylemektedir. Bu isyanla İran rejimine duyulan güvenin azaldığını ve iktidarın zayıfladığını belirtmektedir.

    Bugün yalnızca İran’da değil, Türkiye’de de kadınlar erkek şiddeti, devletin cezasızlık politikaları ve hukuksuzluk yüzünden katledilmektedir. Her gün kadınlar, en yakınındaki erkekler tarafından öldürülmekte, şüpheli kadın ölümleri ‘intihar’ diye kapatılmakta, failler ise korunmaktadır. İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çıkılması, kadınların yaşam hakkını daha da güvencesiz hale getirmiştir.

    Türkiye’deki kadın hukuksuzluğunun yanında bir de Türk devletinin Suriye’de ki çetelere verdiği sınırsız destekle Alevi ve Dürzi kadınların kaçırılması ve katledilmesi de bir o kadar kahredicidir. Ne yazık kendine insan hakları savunucusu diyen devletler bu katliamlar karșısında sessiz kalmaktadır.

    DAKB olarak, Jîna’nın şahsında katledilen tüm kadınların mücadelesini sahipleniyoruz. Kadınların özgürlüğünün halkların özgürlüğü olduğunu biliyor, her türlü baskı, şiddet ve idam politikasına karşı kadın dayanışmasını ve halkların eşitlik mücadelesini büyütmeye çağırıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Bern’de Alevi kurumlarından ‘Barış ve Demokratik Çözüm’ çağrısı-VİDEO

    Bern’de Alevi kurumlarından ‘Barış ve Demokratik Çözüm’ çağrısı-VİDEO

    PİRHA- Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği öncülüğünde Bern’de yapılan açıklamada, Alevi toplumunun barış sürecinde kurucu öznesi olması gerektiğine dikkat çekerek, “Gerçek ve kalıcı barış, yalnızca resmi mekanizmalarla değil; halkların, inançların, kadınların, gençlerin ve tüm ötekileştirilenlerin sürece katılımıyla mümkündür” dedi.

    İsviçre’nin başkenti Bern’de Alevi kurumları, Avrupa Demokratik Güç Birliği (ADGB) bileşenleri ve çok sayıda demokratik kitle örgütü temsilcisi bir araya gelerek “Barışın ve Demokratik Dönüşümün Kurucu Öznesiyiz” şiarıyla basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Avrupa Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) öncülüğünde yapılan açıklamada, Alevi toplumunun barış sürecinde kurucu özne olma iradesi güçlü şekilde ortaya konuldu.

    MUNZUR’A YAPILAN MÜDAHALE REDDEDİLDİ

    Alevi kurumları, Munzur Gözelerine yapılan mescitin bir dayatma olduğuna işaret ederek, “Kutsalımız olan Munzur’a yapılan mescit kabul edilemez. Devlet inancımızın üzerinde yürüttüğü asimilasyoncu politikalardan derhal vazgeçmeli, kutsalımız olan Munzur suyuna yapılan mesciti kaldırmalıdır” dedi.

    “BARIŞ, TOPLUMSAL RIZALIKTIR”

    Açıklamanın Almancasını Yaren Dersim, Kürtçesini DAKB adına Songül Çelik, Türkçesini ise FEDA Avrupa Temsilcisi Sinan Kırmızıçiçek okudu.

    FEDA ve DAKB adına yapılan açıklamada, Abdullah Öcalan’ın yıllardır barış ve demokratik çözüm adına çağrılar yaptığına dikkat çekilen açıklamada, Öcalan’ın önerileri doğrultusunda kurulan TBMM Komisyonu’nun barış süreci açısından önemli bir eşik olduğu belirtildi ve şu ifadelere yer verildi:

    “Gerçek ve kalıcı barış, yalnızca resmi mekanizmalarla değil; halkların, inançların, kadınların, gençlerin ve tüm ötekileştirilenlerin sürece katılımıyla mümkündür. Barış, bir halkın değil; tüm halkların, tüm inançların, tüm ötekileştirilenlerin ortak davasıdır. Barış, halklar, inançlar ve vicdanlar arasında kurulan bir cemdir. Bu rızanın oluşabilmesi için herkesin sözünü söylemesi, elini taşın altına koyması gerekir. Alevi toplumu bu barışın asli unsurlarından biridir ve bu iradesinden asla vazgeçmeyecektir.”

    FEDA ve DAKB tarafından açıklanan talepler şu başlıklar altında sıralandı:

    “Özgür ve eşit yurttaşlık hakkının anayasal güvenceye alınması,

    Cemevlerinin ibadethane olarak tanınması ve Tekke-Zaviye Kanunu’nun kaldırılması,

    Diyanet’in lağvedilmesi ve tüm inançları temsil eden tarafsız bir İnanç Meclisi’nin kurulması,

    Zorunlu din derslerinin kaldırılması, anadilde ve bilimsel eğitim,

    Kürt Alevilerin dil ve ritüellerinin korunması, Kürtçe cemlerin özgürleştirilmesi,

    Dersim, Maraş, Koçgiri gibi katliamların arşivlerinin açılması, faillerin yargılanması ve resmi özür,

    Doğaya ve kutsal alanlara sahip çıkılması, baraj ve maden projelerinin durdurulması,

    Demokratik temsiliyetin güvenceye alınması, kayyum politikalarının son bulması,

    Tutsak Alevilerin Ana/Pir ile görüşme hakkının anayasal güvenceye alınması.

    “ALEVİLER BARIŞ SÜRECİNİN KURUCU ÖZNELERİDİR”

    FEDA ve DAKB adına yapılan açıklamada şu ifadeler öne çıktı:

    “Alevi toplumu bu ülkenin kurucu halklarından biridir. Eşit yurttaşlık hakkımız vazgeçilmezdir. Yeni anayasa yapılacaksa, bu yalnızca bir metin değil; halklar arasında rıza temelinde demokratik bir sözleşme olmalıdır. Barış komisyonunda biz Aleviler yer almazsak, o barış eksik olur, demokratik toplum da eksik olur.

    Bizler Alevi toplumu olarak bu çağrıya sessiz kalmayacağız. İnancımızın, yolumuzun, insanlık öğretimizin gereği olarak eşitlik, adalet ve onurlu yaşam için barış sürecinde aktif rol alacağız. Barışa hizmet, hak için, halk için, rıza için mücadelemizi büyüteceğiz.”

    PİRHA/BERN

  • Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’nden 1 Eylül çağrısı: En acil ihtiyaç barış ve demokrasi!

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’nden 1 Eylül çağrısı: En acil ihtiyaç barış ve demokrasi!

    PİRHA- Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne dair yaptığı açıklamada Türkiye’nin en acil ihtiyacının demokrasi ve eşitlik olduğunu belirterek, “Adil, onurlu ve demokratik bir barış için hiç kimse suskun kalmamalı; aksine herkes bu mücadelenin tam kalbinde yerini almalıdır” dedi.

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), yaklaşan 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne  dair yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, dünya devletlerinin hırsla silahlanarak üçüncü dünya savaşının eşiğinde insanlığa ve doğayı hiçe saydığı bu zamanda ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısının insanlık için bir çıkış yolu olduğu kaydedildi.

    Açıklamının devamında HTŞ’ye başlı gruplar, IŞİD ve Türkiye’nin de desteklediği SMO tarafından Suriye’de Alevi ve Dürzi kadınlara yönelik sistematik kaçırma, işkence, cinsel istismar ve infazlar bir savaş suçu işlendiği hatırlatılarak, “Kadınların özgürlüğü olmadan barış, barış olmadan da kadınların özgürlüğü mümkün değildir” denildi.

    “DEVLETİN BARIŞ ÇAĞRISINI AĞIRDAN ALMASI, SÜRECE OLAN GÜVENİ ZEDELEMEKTE”

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği‘nin açıklaması şöyle:

    “Bu çağrı, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Kürt milletvekilleriyle el sıkışmasının ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a kamuoyu önünde “PKK’nin feshedilmesi” çağrısı yapmasının ardından gelmiştir. Bu cesur adım, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nün ruhuna yaraşır umut ve beklenti dolu bir atılımdır. Ancak devletin bu barış çağrısını ağırdan alması, sürece olan güveni zedelemektedir. Bir yandan “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” adı altında toplantılar düzenlenirken, diğer yandan toplantıda konuşmak isteyen Barış Anneleri’nin Kürtçe konuşmaları engellenmiş, tercüman dahi kabul edilmemiştir. Bu yaklaşım yalnızca analara değil, aynı zamanda dillere ve kültürlere karşı da büyük bir saygısızlıktır.

    ALEVİ VE DÜRZİ KADINLARA YÖNELİK SİSTEMATİK SALDIRILAR

    Bugün Ortadoğu’da kadınların yaşadığı acılar bizlere barışın aciliyetini daha da güçlü hatırlatmaktadır. Suriye’de cihatçı çeteler, Arap Alevi ve Dürzi kadınlarını kaçırmış, tecavüz ve ağır işkencelerle insanlık dışı saldırılarda bulunmuştur. Kadın bedeni savaşın silahı haline getirilmiş, kadın onuru ayaklar altına alınmıştır. Oysa kadınların onuru insanlığın onurudur. Kadınlara yönelen her saldırı, aslında tüm insanlığa yönelmiş bir saldırıdır. Bu nedenle kadınların özgürlüğü olmadan barış, barış olmadan da kadınların özgürlüğü mümkün değildir. Yine, İran’ın hiçbir topluma ve çağımıza yakışmayan idam sistemi insan  vicdanında derin yaralar açmaktadır.

    HERKES BU MÜCADELENİN TAM KALBİNDE YER ALMALI

    1 Eylül Dünya Barış Günü, bizlere barışın insanlık için taşıdığı eşsiz değeri bir kez daha hatırlatıyor. Tüm halkların ortak özlemi; savaşa, şiddete ve sömürüye karşı eşit, özgür ve barış içinde bir yaşamdır. Bugün Türkiye’nin en acil ihtiyacı da budur: barış, demokrasi ve eşitlik.1 Eylül vesilesiyle bir kez daha yineliyoruz: Barış, demokrasi ve eşitlik için mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz. Çünkü halkların kardeşliği, inançların özgürlüğü ve kadınların özgür iradesi olmadan gerçek bir barış mümkün değildir.  1 Eylül, savaşlara, ayrımcılığa ve baskıya karşı ‘rızalık, eşitlik ve barış”’  çağrısının en gür sesle yükseldiği gündür. Buradan gençlik, kadın ve ekoloji örgütlerine; Avrupa İnsan Haklarına, demokrasiden yana olan akademisyenlere, sanatçılara, basına sesleniyoruz. Adil, onurlu ve demokratik bir barış için hiç kimse suskun kalmamalı; aksine herkes bu mücadelenin tam kalbinde yerini almalıdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • FEDA ve YJAD: Suruç’ta katledilen yoldaşlarımızın mücadelesini büyütme sözünü yineliyoruz

    FEDA ve YJAD: Suruç’ta katledilen yoldaşlarımızın mücadelesini büyütme sözünü yineliyoruz

    PİRHA- FEDA ve YJAD, 20 Temmuz 2015’de Suruç’ta IŞİD’in canlı bomba ile düzenlediği katliamda hayatlarını kaybeden 33 kişiyi anarak, “Onların uğruna can verdiği özgür, eşit ve adil bir dünya mücadelesini büyütme sözümüzü yineliyoruz” diye belirtti.

    Kobanê’ye yardım götürmek için Urfa’nın Suruç ilçesinde Amara Kültür Merkezi önünde bir araya gelen 300 kişiye yönelik IŞİD’’in bombalı saldırısında 33 kişi katledildi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (YJAD), Suruç Katliamının 10. yılında yazılı bir açıklama yaptı. Yapılan saldırıyla Türkiye’den Ortadağu’ya uzanan devrimci mücadele hattının ve insani değerlerin hedef alındığına vurgu yapılan açıklamada, onların uğruna can verdiği özgür, eşit ve adil bir dünya mücadelesini büyütme sözü yinelerek adalet çağrısı yapıldı.

    “IŞİD-MİT ORTAKLIĞINDA KATLİAM”

    FEDA VE YJAD’ın Suruç Katliamının 10. yılındaki açıklamasında şunlar kaydedildi:

    “Bundan tam on yıl önce bugün, Suruç’ta 33 gencecik canımız İŞİD canavarları ile onların suç ortağı olan Türk devletinin karanlık güçleri  tarafından hunharca katledildiler.

    Değerli canlar, O günlerde insanlık düşmanı İŞİD denen çetelerin saldırısı sonrası Kobanê,  büyük yıkıma uğramıştı. Ayrıca Türk devleti seçimleri kaybetmiş, despotik devletin geleceği tehlikeye girmiş demokratik barışın koşulları oluşmuştu. Sosyalist genç canlarımız 20 Temmuz 2015’te, Rojava kadın devriminin umut ışığını sahiplenmek ve Kobanê’nin yeniden inşasına destek olmak istemişlerdi. Kobani’ye insani yardım ulaştırmak ve yeniden inşa çalışmalarına destek vermek amacıyla yola çıkmışlardı.

    Yaklaşık 300 kişiden oluşan gönüllü grup, çoğunluğunu Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin oluşturduğu devrimci gençlerden oluşuyordu. Kobaniye gitmeden önce, Suruç’ta, Amara Kültür Merkezi bahçesinde bir basın açıklaması yapmak üzere toplanmışlardı. Ancak açıklama sırasında IŞİD-MİT ortaklığında gerçekleştirilen hain bir saldırıyla  33 genç canımız yaşamını yitirdi, 100’den fazla kişi yaralandı.

    “DEVRİMCİ MÜCADELE HATTI HEDEF ALINDI”

    Bu genç kardeşlerimiz  halkların kardeşliği, eşitliği, emeğin, özgürlüğün ve devrimin geleceği için sınırları aşan bir umut köprüsü kurmaya çalışan insanlığın vicdanıydı. Onların, o günkü haykırışları hala kulaklarımızda.

    Değerli canlar, bu genç yürekler, yalnızca oyuncak götürmek için orada değillerdi.   İnsanlık için tehdit oluşturan gerici bir yapıya karşı verilen devrimci mücadeleyi selamlamak için yola çıktılar. Bu umut tașıyıcıları canlarımız düşleri uğruna  serden geçtiler. Ve bugün hâlâ değerleriyle, idealleriyle bizlere yol göstermeye devam ediyorlar. Șunu iyi bilelim bu saldırıyla,   Türkiye’den Kürdistan’a uzanan devrimci mücadele hattı ve insanık insani değerler hedef almıştır. Amaç, sosyalist gençlerin ve devrimci öncülerin sesini susturmaktı. Bunu bașaramadılar, bașaramayacaklar.

    “ONLARIN MÜCADELESİNİ BÜYÜTME SÖZÜNÜ YİNELİYORUZ”

    Değerli canlar bugün, demokratik toplum ve barış sürecinden söz edebiliyorsak bu, o günlerde IŞİD gibi barbar zihniyetlere karşı yürütülen mücadelenin ürünüdür. Verilen emeklerin, çekilen acıların ve ödenen bedellerin bir sonucudur. Değerli canlar, bu saldırıyla açıkça siviller hedef alınmış, insanlığa karşı suç işlenmiştir. O nedenle bu katliamın sorumluları, işbirlikçileri ve bu suça zemin hazırlayan karanlık odaklar, er ya da geç hesap verecektir! Değerli canlar, bizler Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği olarak; Suruç’ta katledilen yoldaşlarımızın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz. Onların uğruna can verdiği özgür, eşit ve adil bir dünya mücadelesini büyütme sözümüzü yineliyoruz. Anaların acısının dinmesi için,  ağıtlarının susması için adalet arayışında asla vazgeçmeyeceğiz. Suruç için adalet! Herkes için adalet! Hiçbir düş yarım kalmayacak!”

    (HABER MERKEZİ)

  • FEDA-DAKB: Barış bir sözse, biz onu hakikate dönüştürmeye varız

    FEDA-DAKB: Barış bir sözse, biz onu hakikate dönüştürmeye varız

    PİRHA-PKK’li bir grup, gerçekleştirdiği törenle silahlarını imha etti. Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği tarafından yazılı açıklamada, “Bugünden itibaren özgür bir gelecekte, özgür bir ortamda inancımızı yaşamak ve yaşatmak istiyoruz. Barış bir yolsa, biz onun yürüyenleriyiz. Barış bir sözse, biz onu hakikate dönüştürmeye varız” denildi.

    PKK’li bir grup, gerçekleştirdiği törenle silahlarını imha etti.  “Barış ve Demokratik Toplum Grubu” olarak kendilerini adlandıran grup, Süleymaniye kırsalındaki Şikefta Casenê’de silahları imha etti.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), silahların yakılmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    “BARIŞ, HEPİMİZE ÖZGÜR BİR YAŞAMIN ANAHTARIDIR”

    FEDA ve DAKB tarafından yapılan ortak açıklamada şunlar dile getirildi:

    “Sayın Abdullah Öcalan’ın, “Silahın değil, siyasetin ve toplumsal barışın gücüne inanıyorum. Ve sizi de bu ilkeyi hayata geçirmeye çağırıyorum” sözleri, bugün tarihi bir gerçekliğe dönüştü. Yarım asırlık mücadelenin sonucunda Özgürlük Gerillası’nın düzenlediği törenle, barışın, demokrasinin ve ortak yaşamın kapısı aralandı. Bu tören yalnızca bir sembol değil; bu an, tarihin yön değiştirdiği, halkların kaderinin yeniden yazıldığı bir dönüm noktasıdır.

    Dünya nefesini tuttu, gözler bugüne çevrildi. Ve artık biliyoruz: Silahlar sustu, yeni bir başlangıç doğdu. Yarım asırlık bir mücadele, artık demokratik bir zeminde yaşam bulmak istiyor. Bu gelişme sadece Kürt halkı için değil; bu coğrafyada ötelenen, yok sayılan, ezilen tüm halklar için bir nefes, bir umut, bir diriliştir. Bbiz Aleviler içinse çok daha fazlasıdır. Bin yıllardır süren baskının, inkarın, asimilasyonun ve katliamların son bulacağına inanmak; yüreğimizdeki yangının bir nebze de olsa  söndürecektir.

    Reya Haq inancının yolcuları olarak, silahların susmasını biz herkesten çok istedik. Ve işte silahlar sustu. Ancak  asıl görev şimdi başlıyor. Özgür iradeyle bırakılan silahların ardından, özgür bir ülkede, eşit ve onurlu bir yaşam istiyoruz. Biz Aleviler, barışın pasif izleyicileri değil; onun yolunu açan, taşıyan ve büyütenleriyiz. Çünkü biz bu sürecin yalnızca tanığı değil, aynı zamanda taşıyıcısı, mağduru, öznesi ve çözümleyicisi söz sahibiyiz.  O nedenle gerçekten barış için yürüyecek,  bunun için sorumluluk alacak ve mücadeleye devam edeceğiz. Yaralı bir halkın barışa olan derin inancıyla buradayız ve bu süreci büyütmeye, çoğaltmaya ve her adımında yer almaya hazırız. Buradan devlete sesleniyoruz. Barışa aralanan bu kapıyı sonuna kadar açın! Bu toplumsal dönüşümün önünü tıkamayın; halkların barış iradesine saygı gösterin çünkü barış, hepimize özgür bir yaşamın anahtarıdır.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) olarak bizler, Reya Haq inancının yolcuları, bugünden itibaren özgür bir gelecekte, özgür bir ortamda inancımızı yaşamak ve yaşatmak istiyoruz. Barış bir yolsa, biz onun yürüyenleriyiz. Barış bir sözse, biz onu hakikate dönüştürmeye varız.”

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -GÜNCELLENDİ- PKK silah yaktı!-VİDEO
    -Celal Fırat: Tarihi çağrıya şahitlik ettik-VİDEO
    -Zeynel Kete: 21. yüzyılın en etkili ritüeli gerçekleştirildi, bu bir barış erkanıydı-VİDEO

  • Demokratik Alevi Kadınlar Birliği: Nevin Kamilağaoğlu’nun yanındayız 

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği: Nevin Kamilağaoğlu’nun yanındayız 

    PİRHA- AABK Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu hakkında verilen tutuklama kararına tepki gösteren Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, “Bu hukuksuz sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız. Sevgili Nevin Kamilağaoğlu’nun yanındayız” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından “örgütü üyeliği” iddiasıyla açılan dava ve verilen tutuklama kararı, Alevi kamuoyunda büyük tepkiyle karşılandı.

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), yaptığı yazılı açıklamayla Kamilağaoğlu’na verilen cezaya tepki gösterdi.

    “VERİLEN CEZA ALEVİ İNANCINA YÖNELİK SİSTEMATİK BASKININ SON HALKASIDIR”

    Nevin Kamilağaoğlu’na verilen cezanın Alevi inancına karşı sürdürülen sistematik baskı halkası olduğu belirtilen açıklamada, “Alevilik, bin yıllardır sistemleştirilmek, Sünnilestirilmek ve kendi içine hapsedilmek istenmiştir. Fakat ne zaman ki Aleviler boyun eğmemiş, kendi yolunu sürdürmüşse; karanlık, bastırıcı, yok sayan zihniyet yine karşılarında dikilmiştir.

    Sevgili Nevin Kamilağaoğullar’ını bizler çok iyi tanıyoruz. Mazlumun yanında kararlılıkla duruşundan, eşit yurttaşlık mücadelesinde sokaklarda verdiği direnişten, depremde yaraları sararken canlara verdiği hizmetlerden, Alevi kadınların adalet, eşitlik ve özgürlük mücadelesinde öncü duruşundan biliyoruz” denildi.

    “KARANLIK GİRİŞİME KARŞI SESİMİZİ YÜKSELTİYORUZ”

    Nevin Kamilağaoğlu’na yöneltilen suçlamaları reddettikleri vurgulanan açıklamanın devamında şunlar dile getirildi:

    “Bu karanlık girişime karşı sesimizi yükseltiyoruz. Alevilik; hatırdır, haktır, hakikattir. Bu inanç, var olduğu günden bugüne nice zulmü görmüş, nice kıyımdan geçmis ama yine de susmamış, geri adım atmamıştır. Bizler de o yolun izinden yürüyenler olarak, bu hukuksuz sürecin sonuna kadar takipçisi olacağız. Sevgili Nevin Kamilogullar’nin yanındayız. Dayanışma, inanç ve kararlılıkla.”

    PİRHA/İSTANBUL 

     

  • FEDA ve DAKB: İrfan Dayıoğlu’nun mücadelesini yaşatacağız

    FEDA ve DAKB: İrfan Dayıoğlu’nun mücadelesini yaşatacağız

    PİRHA- FEDA ve DAKB, Hakk’a yürüyen araştırmacı yazar İrfan Dayıoğlu ile ilgili taziye mesajı yayınlayarak, “Raa/Rêya Heq inanç değerlerinin açığa çıkarılması ve yaşatılmasında emek vermiş İrfan Dayıoğlu’nun onurlu mücadele değerlerine sahip çıkıp hakikat mücadelesini toplumsallaştıracağız” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB) uzun yıllar Avrupa’da sürgün yaşamı süren siyasetçi, yazar ve Alevi aktivist İrfan Dayıoğlu’nun Hakk’a yürümesine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Uzun yıllardır Paris’te yaşayan can dostumuz, yol arkadaşımız ve Demokratik Alevi Hareketi’nin öncülerinden İrfan Dayıoğlu bugün Hakk’a yürümüştür. Kendisine devri daim, acılı ailesine sabırlar ve baş sağlığı diliyoruz. Demokratik Alevi Hareketi’nin başı sağolsun.

    KAB, FEK ve FEDA nın kuruluş süreçlerinde yer alan İrfan Dayıoğlu üç yıldır mücadele ettiği amansız hastalık sonucu Hakk’a yürümüştür. Mütevazı kişiliği, mücadeleye bağlılığıyla tanınan ve sevilen İrfan Dayıoğlu Demokratik Alevi Hareketi’nin öncülerinden olmakla kalmamış, inanç faaliyetlerinin her aşamasında yer alan can yoldaşımızdı.

    Raa/Rêya Heq inanç değerlerinin açığa çıkarılması ve yaşatılmasında üstüne düşeni yer getirmenin duyarlılığı ile mücadele içinde olmuş, önemli değerlerin oluşturulmasında büyük emek sahibidir. Mücadelenin teorik ve pratik faaliyetleri içinde üreten, değişim ve dönüşüm anlarında özgüvenle süreçleri karşılayan bir kişiliğe sahipti. Geri adım atmak yerine, yarını ve geleceği kurmada bilinçli, örgütlü olmayı esas alan İrfan Dayıoğlu, bizlere onur duyacağımız direnişçi mirasını emanet ederek sonsuzluğa yol almıştır. Bize düşen onun onurlu mücadele değerlerine sahip çıkmamız, hakikat mücadelesini toplumsallaştırmamızdır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, yıllık toplantısını gerçekleştirdi-VİDEO

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, yıllık toplantısını gerçekleştirdi-VİDEO

    PİRHA-Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), yıllık toplantısını gerçekleştirdi. Suriye’deki Alevi katliamına ilişkin ortak duruş sergileme kararı aldıklarını ifade eden DAKB Sözcüsü Songül Morsümbül, “Avrupa’daki Arap Alevi örgütleriyle bir araya gelip paneller, söyleşiler örgütleyerek bu sürecin görünür olmasını örgütleyeceğiz” dedi.

    Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), yıllık toplantısını Almanya’da Leverkusen Alevi Dergâhı’nda gerçekleştirdi. Yıllık faaliyetlerin değerlendirildiği ve önümüzdeki bir yıllık dönem için planlamanın yapıldığı toplantı öncesinde çerağ uyandırıldı.

    “ALEVİLER, BARIŞ SÜRECİ’NİN NERESİNDE SORUSUNU TARTIŞMAMIZ GEREKİYOR”

    Zor bir süreç yaşadıklarını ifade eden Huri Kabayel, “Hem Suriye’deki katliam ve daha sonrasında yapılan anlaşmaların içeriği ne kadar doldurulacak belli değil, Türkiye’de yürütülen barış sürecinin Aleviler olarak neresinde olmamız gerekiyor sorularını tartışmamız gerekiyor” dedi.

    “SURİYE’DEKİ ARAP ALEVİ KADINLARIN NASIL HIZIR’I OLABİLİRİZİ TARTIŞTIK”

    Gelecekteki sürecin çalışmalarını planlamak ve haziran ayında yapılacak FEDA’nın kongresi için hazırlık toplantısı gerçekleştirdiklerini söyleyen Demokratik Alevi Kadınlar Birliği Sözcüsü Songül Morsümbül, “Ortadoğu’da savaşın tırmandırıldığı bir süreçte kadınlar olarak Suriye’deki Arap Alevi kadınlara nasıl Hızır olabiliriz ve devam eden barış ve demokratik toplum yaratma mücadelesine biz kadınlar olarak nasıl destek olabiliriz konularını tartıştık. Aldığımız kararlar içerisinde Demokratik Alevi Kadınlar Birliği olarak Suriye’deki Alevi katliamına ilişkin ortak duruş sergilemek açısından Avrupa’daki Arap Alevi örgütleriyle bir araya gelip paneller, söyleşiler örgütleyerek bu sürecin görünür olmasını örgütleyeceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/ALMANYA

  • FEDA ve DAKB’den Köln’deki mitinge dair açıklama: Alevi soykırımında rolü olan tüm ülke ve güçler yargılansın!

    FEDA ve DAKB’den Köln’deki mitinge dair açıklama: Alevi soykırımında rolü olan tüm ülke ve güçler yargılansın!

    PİRHA- Suriye’de Alevilere yönelik katliama ilişkin Köln’de yapılan miting sonrası açıklama yayınlayan FEDA ve DAKB, “İnsani sorumluluk gereği alanı dolduran on binlerin mazlumun sesi olması bizlerin gurur kaynağı olmuş, yarına dair umudumuzu büyütmüştür. Yaşanan bu barbarlığa sessiz kalan, duymayan, görmeyen BM ve uluslararası insan hakları kuruluşlarını görev ve sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz” dedi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Avrupa’daki Alevi kurumlarının Suriye’de Alevilere yönelik soykırım saldırılara karşı düzenlediği mitingin ardından açıklama yayınladı. Yapılan açıklamada mitinge yoğun katılımın ortak yaşama ve demokrasiye dair bir umut olduğu belirtildi.

    “ORTAK MÜCADELE HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR”

    Her türlü saldırı ve baskıya karşı ortak mücadelenin önemine vurgu yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

    “Yıllar sonrasında her sürekten ve her Alevi hareketinden canlarımızın ve toplumun her kesiminden dostlarımızın katılım sağlaması büyük bir moral olmuş, dayanışma ve ortak mücadelenin kazandıracağına olan inancımızı pekiştirmiştir. Ortak yaşama giden yolda demokrasi asgari müştereğinde herkesin kendi sözünü kurması, ortaklaşma kültürüne bağlı kalması, gelecekteki birlikte mücadele için büyük umut olmuştur. Birlikte mücadele ile büyük kazanacağımızın bu ilk adımında risk ve tehlikeyi bertaraf etmemiz, fırsat ve olanakları lehimize dönüştürmek için daha örgütlü olmamız gerektiğini de görmüş olduk. Barış, demokrasi, özgürlük ve eşitlik gibi insanlığın temel değerleri etrafında dostları çoğaltmanın, düşman cephesini küçültmenin önem arzettiği bu süreçte faşizme, inkâra ve soykırıma karşı olan herkesle omuz omuza mücadele hayati önemde olduğundan, herkesin ve herkesimin bu duyarlılıkla sürece yaklaşması gerektiğine inanıyoruz. Katkı ve desteklerini esirgemeyen, miting alanında görev alan tüm canlarımıza bir kez daha teşekkür ederken daha büyüğünü başarmak için bugünden yeni güne başlamalıyız. Avrupa Alevi Hareketleri ve dostları olarak siyasal, sosyal ve diplomatik faaliyetleri amacına uygun yürütmek için eşgüdüm ve koordinasyon içinde olacağız.

    SURİYE’DE YAŞANANLARA DAİR ÇAĞRI

    İnsani sorumluluk gereği alanı dolduran on binlerin mazlumun sesi olması bizlerin gurur kaynağı olmuş, yarına dair umudumuzu büyütmüştür. Vahşi ve barbar çetelere bu soykırımın hesabını soracağımızı dünya aleme Köln’den haykırmıştık. Arap Alevi soykırımında rolü olan tüm ülke ve güçlerin uluslararası ceza mahkemelerinde hesap vermesi için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Yaşanan bu barbarlığa sessiz kalan, duymayan, görmeyen BM ve uluslararası insan hakları kuruluşlarını görev ve sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz.

    BM ve Avrupa Konseyi başta olmak üzere uluslararası kurumları kuruluş amaç ve misyonlarına uygun hareket etmelerini sağlamak adına kamu diplomasisini siyasi parti ve demokratik kitle örgütleri ile düzeyli ve nitelikli ilişkiyi esas alacağız. Soykırım yaşatılan Arap Aleviler ve Kürtler başta olmak üzere Suriye halklarının yanında, onların haklı mücadelelerinin safında olacağız.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Arap Alevi canlarımıza yönelik soykırımı durdurmak için alanlara inelim’

    ‘Arap Alevi canlarımıza yönelik soykırımı durdurmak için alanlara inelim’

     PİRHA- Suriye’de HTŞ eliyle Alevilere dönük gerçekleştirilen katliamı kınayan Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Arap Alevilere yönelik soykırımı durdurmak ve ortaya koydukları öz savunma direnişini desteklemek herkesi ses çıkarmaya çağırdı.

    Suriye geçici hükümetinin ülkenin kıyı kentlerinde Alevilere dönük saldırılarında katliamlar gerçekleştiriliyor.

    Katliamlara ilişkin yazılı açıklama yapan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), küresel güçlerin el birliğiyle iktidara taşıdığı HTŞ’nin Alevilere yönelik katliamlarına dikkat çekerek, “Suriye’nin DAİŞ- IŞID’ci HTŞ çeteleri tarafından ele geçirilmesinden bugüne Aleviler, sistemli bir kırıma tabii tutularak katlediliyorlar. “Rejim kalıntıları” denilerek HTŞ ve türevi çeteler tarafından yapılan Alevi katliamlarına karşı dünyanın her tarafında tepkiler yükseldi. Ancak bu tepkiler katilleri durdurmaya yetmedi. Cihadist katillerin dünyanın gözü önünde yaptıkları hazırlıkları sonucu iki günden beri Suriyeli Arap Alevilerine karşı kapsamlı bir saldırı başlatılmıştır. Alevilerin yaşadığı bölgeler HTŞ, SMO ve DAİŞ çeteleri tarafından saldırı altına alınmıştır. Yakın zamanda Ezidilere yapıldığı gibi, göz göre göre ve dünyanın gözlerinin önünde bir halka soykırım uygulanmaktadır. HTŞ ve SMO’nun doğrudan Alevilere yönelik başlattığı bu soykırım saldırıları, tam olarak Alevileri yok etme, Akdeniz’e açılan koridoru Türkçü Sünni zihniyete peşkeş çekme amaçlı saldırılardır” diye belirtti.

    “TARİHİ ALEVİLİ DÜŞMANLIĞI İLE YOK ETMEYİ AMAÇLAYAN SALDIRILAR”

    “Saldırganların içinde Türk cihadistlerin varlığı ve tarihi Alevi düşmanlığı birlikte düşünüldüğünde bu saldırıların, bir bütün olarak bu coğrafyada Aleviliği yok etmeyi amaçladığı açıktır” denilen açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Her şeyden önce insan olduğumuz için bu soykırıma karşı çıkmak ve bu soykırımı engellemek zorundayız. Ayrıca Aleviler olarak bütün gücümüzle bu soykırıma karşı çıkmalı ve engellemenin yolunu bulmalıyız. Yezidler, bizlere bir kez daha Kerbela, bir kez daha Dersim, bir kez daha Maras, bir kez daha Çorum, Madımak yaşatmak istiyorlar. Buna izin verecek miyiz? Milyonlarca Aleviler olarak, bu durumda tarihimize ve geleceğimize nasıl hesap verebiliriz? Değerli canlar, hepimiz biliyoruz ki bu olup bitenlere karşı çıkamazsak ve önleyemezsek hiç birimizin geleceği gibi bu coğrafyada Alevilik te kalmayacaktır.”

    “ALEVİLERİN ÖZ SAVUNMA DİRENİŞİNİ SAHİPLENELİM”

    Suriye’de Alevilerin saldırılara karşı ortaya çıkardığı öz savunma direnişi sahiplenmek adına herkesi alanlara çıkmaya çağıran açıklamanın sonunda ise, “Suriyeli Alevi canlarımız, zalimlerin ve Yezitlerin bu saldırılarına, tarihlerinden olduğu gibi, bugün de teslim olmamış, boyun eğmemişlerdir. HTŞ ve türevlerinin geliştirdiği bu son saldırılarda ise örgütlü bir öz savunma direnişiyle cevap verdikleri için cihadistler çılgına dönmüşlerdir. DAİŞ’çi çetelerin saldırılarını şiddetle ve nefretle kınarken, Suriyeli Arap Alevi halkının, anaların, bacıların, gencecik insanların ortaya koydukları bu öz savunma direnişini de selamlıyor ve destekliyoruz. Bizler bugün Arap Alevi canlarımıza yönelik bu soykırımı durdurmak ve ortaya koydukları öz savunma direnişini desteklemek için alanlara inmeli, Suriyeli kardeşlerimize olan desteğimizi daha somut olarak ortaya koymalıyız. Arap Alevi soykırımını durduralım! Alevilerin öz savunma direnişini büyütelim” diye vurgulandı.

    PİRHA/ALMANYA

  • FEDA ve DAKB: Çağrıyı sahipleniyoruz; devleti bir an önce adım atmaya davet ediyoruz

    FEDA ve DAKB: Çağrıyı sahipleniyoruz; devleti bir an önce adım atmaya davet ediyoruz

    PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), Kürt sorununu şiddet zemininden demokratik ve hukuki zeminde çözümüne dönük  çağrıyı sahiplendiklerini belirterek, “Bu inançla Alevi toplumunun hak mücadelesini savunan tüm Alevi hareketi ve örgütlerini onurlu barışı savunmaya, demokratik toplumu inşaya davet ediyoruz” açıklamasında bulundu.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın Kürt sorununun siyasi ve hukuki zeminde çözülmesine dair, taraflara yaptığı çağrının etkileri sürerken konuya dair bir açıklamada Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’nden geldi.

    ‘Barış ve Demokratik Toplum’ çağrısına desteğini açıklayan Demokratik Alevi Federasyonu ve Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, devleti de çağrının gereği olan demokratik toplumun inşası için gerekli siyasi ve hukuki adımları bir an önce atmaya davet etti.

    FEDA ve DAKB’nin açıklamasında şunlar kaydedildi:

    “DEVLETİ SİYASİ VE HUKUKİ ADIMLARI ATMAYA DEVAM EDİYORUZ”

    “Devleti de çağrının gereği olan demokratik toplumun inşası için gerekli siyasi ve hukuki adımları ötelemeden bir an önce adım atmaya davet ediyoruz. Yüzyıl öncesinin paradigma ve siyasal çözüm perspektiflerinin Kürt ve Alevi sorunlarının çözümüne olanak tanımadığını yaşadığımız onca katliam ve soykırımlardan biliyoruz. İnkâr, asimilasyon ve kültürel soykırımda ısrar etmenin yarattığı siyasal ve sosyal traşlara yeniler eklensin istemiyoruz. Bu nedenle Sayın Abdullah Öcalan’ın barış ve demokratik toplum çağrısını dikkate alarak devlet kendisi ile yüzleşmeli, kendisini dönüştürmelidir. Demokratik toplumu ve ortak yaşamı; biz Aleviler yüzyıllardır ‘El ele, el Hakk’a, ‘Yetmiş iki millete bir nazarda bakarız’ diyerek uğruna bedel ödemişiz. Aleviler tarih boyunca devletlerin baskı, zulüm ve katliamlarına rağmen hak, adalet ve barış özleminden asla vazgeçmemişlerdir. Her zaman savaşa karşı barışı kutsal bilmiş, çokluk içinde birlik ilkesinin gereği olarak ortak yaşamı savunmuşlardır. Türkiye’nin iki kadim sorunu olan Kürt ve Alevi sorununun çözümünün demokratik toplumu ve evrensel hukuki esas alan bir siyasal sistemle mümkündür. Buna inanan ve bu değerleri savunan FEDA olarak demokratik değişim ve dönüşüm sürecinde görev ve sorumluluklarımızın gereğince hareket etmemiz gerektiğine inanıyoruz. Bu inançla Alevi toplumunun hak mücadelesini savunan tüm Alevi hareketi ve örgütlerini onurlu barışı savunmaya, demokratik toplumu inşaya davet ediyoruz.”

    PİRHA/ALMANYA