Etiket: demokratik cumhuriyet

  • Ali Kenanoğlu yazdı: Barış sürecine İdris’i Bitlisi suikastı ve elini ovuşturanlar

    Ali Kenanoğlu yazdı: Barış sürecine İdris’i Bitlisi suikastı ve elini ovuşturanlar

    PİRHA- HDK Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Yavuz Sultan Selim- İdris-i Bitlisi ittifakı söylemi üzerinden DEM Parti’ye yüklenilmesini eleştirdi. Kenanoğlu, “Demokratik Cumhuriyet ne Yavuz Selim ile ne de İdris’i Bitlisi ile kurulabilir. Alevilerin hayrını düşünenler sorunun çözümünün Demokratik Cumhuriyet’ten geçtiğini bilmelidir. Bu süreçte ötekileştiren dil kullananları eleştireceğiz, karşı çıkacağız, protesto edeceğiz. Çünkü biz bu cumhuriyeti onlarla değil, demokrasiden yana olanlarla, ortak vatanda bir arada eşit ve adil yaşamı savunanlarla birlikte demokratikleştireceğiz” dedi.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un, “Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail’e karşı, Yavuz Sultan Selim ile İdrisi Bitlisi’nin yapmış olduğu ittifak, Anadolu’daki Müslüman toplulukların birlikte var olmasına neden olmuştur” ifadeleri sonrasında yaşanan tartışmalara ilişkin sanal medya hesabında bir yazı kaleme aldı.

    Kenanoğlu, “Barış Sürecine İdris’i Bitlisi suikastı ve elini ovuşturanlar” başlığıyla kaleme aldığı yazısında DEM Parti içerisindeki Alevilere ve sosyalistlere yönelik ithamları ve barış görüşmelerine yönelik sürecin ‘Alevi soykırımı’na hazırlık olduğuna dair yapılan propagandaları eleştirdi.

    “EZİLEN TÜM HALKLARIN, İNANÇLARIN SORUNLARININ ÇÖZÜMÜ HEDEFLENMEKTE”

    Ali Kenanoğlu’nun kaleme aldığı yazısı şöyle:

    “Devleti temsil eden yürütmenin başındaki Cumhur ittifakının “Terörsüz Türkiye” süreci olarak dillendirdiği ve propagandasını bunun üzerinden yaptığı bu süreci, diğer tarafında olup bizzat yöneten Abdullah Öcalan’ın ise “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak adlandırmaktadır

    Öcalan bu süreci iki ana aşamada ele almaktadır;

    1- Devletle yürütülen ve PKK’nin kendini feshi, silahların bırakılması ile sonuçlanacak birinci aşama ki bunu “Barış” aşaması olarak tanımlamaktadır.

    Örgütün silahsızlanması ve feshiyle devletinde bu silahsızlanmanın gereği olan kimi düzenlemeler yapmasıyla; örgüt mensuplarının durumu, bundan sonraki yaşamlarına ilişkin belirsizliğin giderilmesi, örgütten kaynaklı çıkartılan kimi antidemokratik yasalarla ilgili düzenlemeler, Abdullah Öcalan’ın yaşam koşullarındaki düzenlemelerle birlikte birinci aşama tamamlanacaktır.

    2- Öcalan, devletle yürütülecek birinci aşamanın tamamlanması ile geçilecek ikinci aşamayı ise “Demokratik Toplum” inşası ile birlikte “Demokratik Cumhuriyet” in oluşturulması süreci olarak tanımlamaktadır.

    Bu süreç devletle değil silahların susması ve iktidarın elindeki demokrasinin kılıcı olarak duran “Terör Bahanesi Silahı” nın iktidarın elinden alınmasıyla birlikte önü açılacak “Demokrasiden yana olan tüm yapılarla” birlikte yürütülecektir.

    Yani Demokratik Cumhuriyet demokrasiden yana olan demokratik toplumla oluşturulacak ve başta Kürt sorunu olmak üzere antidemokratik uygulamalardan ve tekçi yönetim anlayışından kaynaklı yaşanan Alevi sorunu gibi tüm ezilen halkların ve inançların, emekçilerin, kadınların gençlerin sorunları çözümü hedeflenmektedir.

    Yani silahların bırakılması ve örgütün feshiyle birlikte ne Kürt sorunu bitecek ne de Türkiye demokratikleşecektir.

    “KARŞILIKLI MUTABIK OLMANIN GEREĞİNİ YERİNE GETİRMEKTEDİRLER”

    Öncelikle bu sürecin bu aşamalardan oluştuğunun bilinmesi gerekir. Görüleceği üzere işin devletle olan kısmı örgütün silahları bırakması ve bunun gereği olan kimi yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesinden ibarettir.

    Bu aşama devletin- iktidarın işine gelmekte ve AKP-MHP iktidarı “40 yıllık terörü bitirdik” diyerek bunun ekmeğini yemeye çalışacaktır. Öcalan ise Kürt kimliğinin kabulüyle birlikte geriye kalan Kürtlerin haklarının kazanımının demokratik siyaset alanıyla daha kolay ulaşılacağını öngörmektedir.

    Bu nedenle iktidarda-Öcalan ve örgütlüde bu karşılıklı mutabık olmanın gereğini yerine getirmektedirler. Umarız ki sorunsuz sıkıntısız herhangi bir yol kazasına uğramadan bu süreç tamamlanır.

    Tüm bu anlattıklarım “barış” aşamasıyla ilgili işin bu kısmının, bir pazarlık meselesi, bir al-ver meselesi olmadığını anlamamızı kolaylaştırdığını düşünerek bu faslı tamamlayayım.

    “DEMOKRATİK CUMHURİYET NE YAVUZ SELİM İLE NE DE İDRİS’İ BİTLİSİ İLE KURULABİLİR”

    İkinci aşama ise ne devletle ne de cumhur ittifakıyla yürütülecektir. İkinci aşama olan “Demokratik Toplum” sürecinin muhatapları; demokrasiden yana olan siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, sendikalar, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları ez cümle demokrasiden yana olacak olan herkestir.

    Zaten demokratikleşme bir pazarlıkla ya da al-ver ile oluşturulamayacağı aşikardır. Demokratikleşme Demokratik Cumhuriyet’e inanan, onu isteyen, talep eden, bunun için mücadele edenlerle birlikte oluşturulacaktır.

    Kısacası yerel yönetimlerin yetkilerini tırpanlayıp yetkileri merkezi iktidara taşıyan, halkın iradesini yok sayıp kayyımların önünü açan, hukuku yerle bir eden, kuvvetler ayrımını ortadan kaldıran, hesap vermeyi şeffaflığı ortadan kaldıran bir anayasa ve yönetim anlayışının olduğu bir cumhuriyet, demokratik olmayacaktır.

    Demokratik Cumhuriyet ne Yavuz Selim ile ne de İdris’i Bitlisi ile kurulabilir. Demokratik Cumhuriyet Türk’ten başka millet tanımayan, Türkçe ’den başka dili kabul etmeyen, Sünni İslam anlayışından başka inanç istemeyenlerle de yapılamaz.

    Demokratik Cumhuriyet, bu topraklarda yaşanan Ermeni Soykırımı, Koçgiri, Dersim, Zilan, Ağrı, Roboski, Maraş, Çorum, Gazi, Gezi, gibi katliamlarla, çocuklarının kemiklerini arayan Cumartesi Anneleriyle, faili meçhul(!) cinayetlerle yüzleşmeden kurulamaz.

    Demokratik Cumhuriyet Siyasal İslamcı yaklaşımlarla kadınların İstanbul sözleşmesini yok sayanlarla, LGBTİ gibi farklı cinsiyet kimliklerine düşmanca yaklaşanlarla, başörtüsü gibi inançsal talepleri kabul etmeyenlerle de yapılamaz.

    Demokratik Cumhuriyet insanların inançlarını devletin kontrol edeceği Hanefi Diyaneti ve Alevi Diyaneti gibi devlet kurumlarını savunarak yapılamaz.

    “KURTULMUŞ’UN SÖZLERİNİ KABUL ETMEDİK, ONLAR İSE ELLERİNİ OVUŞTURUP SALDIRMAYA BAŞLADI”

    Bunları detaylıca yazmamın sebebi bu sürecin bütün yükünün neredeyse sadece Kürt siyaseti ve Kürtlerle birlikte bileşik mücadele içerisinde olan bizim gibi Alevi ve sosyalist insanlara ve onun kurumları olan HDK-DEM partiye düşmesidir.

    2013- 2015 çözüm sürecinde akil insanlar heyeti vardı ve devletin imkanlarıyla her ili gezerek süreci anlatıyor, sorulara cevap veriyor ve toplumu süreçle ilgili aydınlatıyorlardı.

    Şimdi ise bu görevi biz yapıyoruz, üstelikte İktidarın sürece uygun olmayan diline rağmen onlara da cevap vererek sürdürmeye çalışıyoruz. İktidar mensupları bu sürece sahada katkı sunmadığı gibi dilleriyle de sürece zarar vermektedirler.

    Bunun son örneği ise Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un İdris’i Bitlisi ve Yavuz Selim ittifakını övüp Şah İsmail’i zalim ilen ettiği konuşma oldu.

    Bu konuşmaya DEM Parti ve HDK olarak cevap verip tepkimizi gösterdik ve bu sürecin bir toplumun katliamına sebep olan ittifakla tarif etmenin asla doğru olamayacağını söyleyip bunu da asla kabul etmeyeceğimizi beyan ettik.

    Biz bunu söyledik ama bir kesim var ki sanki biz bunu kabul etmişiz ve onaylamışız gibi ellerini ovuşturup saldırmaya başladılar.

    Kimisi sosyal medya paylaşımlarıyla kimisi yazdığı yazılarla kimisi TV ve Youtube kanallarındaki konuşmalarıyla süreci bir anda “Yavuz- İdrisi Bitlisi İttifak” süreci olarak tanımlamaya başladılar.

    Bazı arkadaşlar ki tanıdığım insanlar “Abdullah Öcalan’ın, İdris-i Bitlisi ile Yavuz Selim ittifakını övdüğünü “Bu ittifakı Erdoğan-Öcalan olarak güncelleyelim” dediğini yazdılar ve bunun üzerinden de DEM Parti içerisindeki Alevilere ve Sosyalistlere laf atarak bu ittifakın bir “Alevi soykırımı”na hazırlık çağrısı olduğunu anlamayacak kadar embesil olduğumuzu söylediler. [1]

    Bu kadar yalan ve iftirayla ve de hakaretle konuya yaklaşmasalardı cevap verme ihtiyacı duymayacaktım çünkü bu ilk defa karşılaştığım bir durum değildi.

    “ÖCALAN’IN, YAVUZ SELİM VE İDRİS’İ BİTLİSİ İTTİFAKINA YÖNELİK NE ÖVGÜSÜ NEDE SÖZÜ VAR”

    Şimdi yazılan ve gerçekmiş gibi alıntılanan bu yalan ve iftiraları düzeltmemiz gerekiyor;

    1- Bunu yazan arkadaşlara ki sadece bir kişi değil, Öcalan’ın ne zaman “İdris’i Bitlisi övgüsü ve Yavuz – İdris’i Bitlisi ittifakı vurgusu” yaptığını, “Bu ittifakı Erdoğan-Öcalan olarak güncelleyelim” dediğini kendilerinin Öcalan’ın bu konudaki sözlerini nereden alıp yazılarına konu ettiklerini ve bu kaynaklarını bana göndermelerini rica ettim.

    Önce çok emin bir şekilde “her yerde yazıyor” diyenler oldu ama sonrasında sadece 25 Mart 2015 tarihli Odatv de Murtaza Demir’in yazdığı yazıyı gönderebildiler.[2] Murtaza Demir’in yazısında ise bu sözün nerede ne zaman söylendiğine ilişkin bir kaynak belirtilmeden yazılmış olduğunu görüyoruz, yani tamamen kendi kurgusunun bir ürünü olarak karşımıza çıkıyor.

    Murtaza Demir’in de Kürt sorunu konusunda Odatv gibi düşündüğünü söyleyip olayın tümüyle önyargılardan ibaret bir kurgu olduğunu Öcalan’ın böyle bir sözü olmadığını söyleyeyim.

    Abdullah Öcalan’ın 2013 Nevrozunda okunan mesajındaki Türk – Kürt kardeşliğini “Bin yıllık İslam kardeşliği” vurgusu üzerine oturtması üzerine Alevi kamuoyundan yoğun tepkiler gelmiş ki ben de o tarihte bunu açıkça eleştirdim, sonrasında Öcalan ikinci bir açıklama göndererek bu kardeşliğin “Malazgirt” vurgusu üzerinden olduğunu ifade edip Alevilere yönelik özel söylemleri oldu. Ancak Öcalan’dan bu lafı duyanlar bunun üzerinde çokça tepinmiş ve Murtaza Demir gibi olmadık kurgular yapmışlardı. Şimdi bu kurgular gerçekmiş gibi alıntılanıp yeni kurgulara kaynak olmaktadır.

    Yani Öcalan’ın İdris’i Bitlisi – Yavuz ittifakına yönelik ne bir övgüsü var ne de bunu güncelleme konusunda bir sözü var. Bunlar önyargılarla oluşturulmuş ezberlerin ürünü olarak karşımıza çıkan yalanlardan ibarettir.

    “İDRİS’İ BİTLİS VE YAVUZ SELİM İTTİFAKI VURGUSUNUN SORUMLUSU KÜRT SİYASETİ OLAMAZ”

    2- İdris’i Bitlis’inin Şafi bir din adamı olmadığı Şii bir bürokrat olduğunu tarihçiler belgeleriyle ortaya koydular. İdris’i Bitlis’inin önce Şah İsmail’e gittiğini ve kendisine övgü dolu yazıları, bağlılık ilanları açık kaynaklarda yayınlanmaktadır. [3]
    Şah İsmail’in İdris’i Bitlisi ve diğer Kürt beylerinin özerklik talebini kabul etmemesi üzerine Yavuz’a gittikleri ve Yavuz Selim’in bunu kabul etmesi üzerine o ittifakın gerçekleştiği de tarihçiler tarafından ortaya konmuştur.

    Yani İdrisi Bitlisi – Yavuz ittifakı inançsal değil çıkar ittifakıdır ve İdris’i Bitlisi Şafi değil Şii’dir ve sahibin talimatlarını uygulayan bir devlet memurudur.

    Ne Yavuz’un ne de İdris’i Bitlis’inin yaptıklarını onaylamadığımız gibi Alevi toplumunun çoluk çocuk, kadın- yaşlı demeden katliamdan geçirilmesini sadece lanetleriz ve bu tür katliamcı ittifakları yüzletilmesi gereken ibretlik kötü ittifaklar olarak konuşuruz.

    3-    Numan Kurtulmuş ya da başka bir AKP’linin, MHP’linin İdris’i Bitlisi – Yavuz ittifakı vurgusunun sorumlusu Kürt siyaseti olamaz. Kürt siyasetinin pratiğinde böyle bir yaklaşım söz konusu değildir. Kürt hareketi yıllardır sol – sosyalist, Alevi muhalif yapılarla ortaklaşmış ve sürekli birlikte hareket etmenin yollarını oluşturmuştur.

    “ALEVİLERİN HAYRINA DÜŞÜNENLER SORUNUN DEMOKRATİK CUMHURİYET’TEN GEÇTİĞİNİ BİLMELİDİR”

    Kürt hareketi seküler bir harekettir. Ortadoğu’da IŞİD’in hedefi olması Kobani’ye saldırılmasının en önemli sebebi Kürt hareketinin seküler yapısıdır. Kürt hareketinin seküler yapısını ve sosyalizm vurgusunu görmek için bu süreçte yayınlanan iki önemli metne bakmak yeterlidir ki bunlar Öcalan’ın 27 Şubat “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ile PKK’nin 12. Kongre kararları bildirisidir.

    Bu süreç Hüda Par ve AKP arasında yürütülüyor olsa idi buna İdris’i bitlisi-Yavuz ittifakı denilebilirdi ama karşınızda pratiği bilinen geçmişindeki tutumu bilinen bir hareket vardır.

    Kürt hareketinin ve sürecin yürütücüsü Abdullah Öcalan’ın tüm metinlerinde sosyalizm vurgusu yapmasını dahası Kürt sorunun ve diğer tüm ezilen halkların sorunun ancak ve ancak Demokratik Cumhuriyetle ortadan kalkabileceğini söylemesine rağmen bu hareketi İdris’i Bitlisi ile eş tutmak Kürt karşıtlığının gözleri kör kulakları sağır etmesinden başka bir izahı olamaz.

    Yakın tarihimizdeki siyasi iş birliklerine, ittifaklarına baktığımız zaman HDP-DEM Partinin çözüm süreci masadayken yani bu önyargılara dayalı yalanlar yazılırken HDP, 2015 seçimlerinde AKP’yi tek başına iktidar olmaktan etmiş ve muhalefetle birlikte hareket etmiştir. Sonrasında yapılan tüm seçimlerde HDP tek adam rejimine karşı muhalefetin birlikteliği için mücadele etmiş ve desteklemiştir. Kılıçdaroğlu’na en çok oyu HDP seçmeni vermiştir.

    Bu kadar açık ve aleni bir yaklaşım varken ve HDP siyasetçileri bu tutumlarının bedelini öderken bunu görmezden gelip bu hareketi İdris’i Bitlisi ile eşitlemek Kürt siyasi hareketine olan karşıtlıktan başka bir şey olamaz.

    Alevilerin hayrını düşünenler sorunun Demokratik Cumhuriyetten geçtiğini bilmelidir. Bu süreçte ötekileştiren dil kullananları eleştireceğiz, karşı çıkacağız, protesto edeceğiz. Çünkü biz bu cumhuriyeti onlarla değil demokrasiden yana olanlarla ortak vatanda bir arada eşit ve adil yaşamı savunanlarla birlikte demokratikleştireceğiz.

    Gerçeğe hüü!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Bakırhan: Sürecin özü, eşit bir kardeşlik hukuku ve demokratik toplumsal mutabakattır-VİDEO

    Bakırhan: Sürecin özü, eşit bir kardeşlik hukuku ve demokratik toplumsal mutabakattır-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, iktidara güven verici adımlar atma çağrısında bulunarak, “Bu sürecin menziline demokrasi ve hukuku koyduk. Bu sürecin özü, eşit bir kardeşlik hukuku ve demokratik toplumsal mutabakattır. Bizim rotamızı Türkiye halkları belirlesin. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı bizim rotamız olsun. Demokratik bir cumhuriyet bizim rotamız olsun. Kürt’ün, Alevinin eşit yurttaş olduğu bir rota, bizim rotamız olsun” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin grup toplantısında gündemdeki gelişmeleri değerlendirdi. Bakırhan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile yaptıkları görüşmeye işaret ederek, görüşmenin yapıcı geçtiğini ve temaslarının devam edeceğini aktardı.

    “DEMOKRATİK CUMHURİYET BİZİM ROTAMIZ OLSUN”

    Bakırhan, Ortadoğu coğrafyasının yeniden şekillendiğine işaret ederek, “Kimi güçler yer değiştiriyor. Ortadoğu yine bu işlerin merkezinde ve yine hedeftedir. Eski dengeler çözülüyor, herkes gelecek yüzyılın rotasını çizme telaşında. Haliyle biz de hem dünyadaki hem Ortadoğu’daki gelişmelerden azade değiliz. Türkiye de hemen Ortadoğu’da bu gelişmelerin yanı başında duruyor. Biz de tam bu sürecin başlamasıyla birlikte diyoruz ki gelin kendi rotamızı, yolumuzu birlikte çizelim” diye konuştu.

    Bakırhan, şunları söyledi:

    “Bir başkası bizim rotamızı, yolumuzu belirlemesin. Bizim rotamızı Türkiye halkları belirlesin. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı bizim rotamız olsun. Demokratik bir cumhuriyet bizim rotamız olsun. Kürt’ün, Alevinin eşit yurttaş olduğu bir rota, bizim rotamız olsun. Aksi halde rotasını belirlemeyenlerin rotası; emperyal ve hegemonik güçler tarafından belirleniyor. Onların belirlediği rotalar da hem o ülkelere hem de o bölgede yaşayan insanlara kan, acı ve gözyaşı getiriyor. Kansız, acısız, gözyaşısız bir Türkiye ve Ortadoğu, hepimizin özlemini duyduğumuz bir gelişme olur. Bunun mücadelesini veriyoruz.

    “ARTIK HAYAL DEĞİL”

    Bu topraklarda Türk var, Kürt var, Alevi var, Sünni var. Toplumun her renginden insanlar yaşıyor. Bu toprağın bütün renklerine uygun bir yaklaşım içerisinde olabilirsek; emin olun rotasını en doğru yere sürükleyen bir halde olabiliriz. Kimse bu ülkede kimsenin üzerinde değil ve  kimse kimsenin gerisinde değil. Hepimiz bu ülkenin yurttaşlarıyız. Bu süreçte Demokratik Ulus mutabakatıyla gerçek bir eşitlik zemini kurabiliriz. Ortadoğu halkları ilk defa belki de başkasının senaryosuna bağlı kalmadan kendi senaryosunu yazabilir. Biz kendi senaryomuzu birlikte yazalım diyoruz.

    Sayın Öcalan’ın çağrısı, rotamızı ve senaryomuzu yazabileceğimiz, çizebileceğimiz ve birlikte hareket edebileceğimiz bir kapı aralıyor. Kendi sözünü söyleyen, kendi kararını veren bir irade ortaklığı sağlamak bu süreçte mümkün. Demokratik bir Ortadoğu ve demokratik bir Türkiye geçmişte belki hayaldi, ancak emin olun, bu son süreçle birlikte artık hayal değil.

    “GÜVEN İNŞA ETMEK CAN DAMARIDIR”

    Bu tarihi dönemde güven inşa etmek bu sürecin can damarıdır. Hem Kürt halkında hem de Türkiye halklarında bu sürece ilişkin bir tereddüt var. Bir güven sorunu var. Muhtemelen Adıyaman’dan gelen arkadaşlarımızın kafasında da aynı sorular var. Bir sürecin layıkıyla devam edebilmesi için güven ortamının tesis edilmesi gerekiyor. Bu güveni yeniden tesis etmek için hepimize büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. En başta da AKP’ye ve ortağına düşüyor. Bütün siyasi partilere sorumluluk düşüyor. Özellikle bu süreçte güveni tesis etmek, toplumu bu konuda ikna etmek ve toplumu bu sürecin yanında konumlanmaya sevk edecek bir söylem ve pratik içerisinde olmamız lazım.

    “AKP SÖZ KURMALI”

    Bu konuda, başta AK Parti olmak üzere birçok siyasi partide deneyimi olan, birikimi bulunan ve geçmişte bu süreçte yer almış insanların da bu süreçte söz kurması, öne çıkması gerekiyor. Bu sürecin toplumsallaşması için onların da sürece katkı sunacağı bir pratik içinde olmaları gerekiyor. Yani bu süreçte sadece DEM Parti değil, herkes daha cesur olmalı, daha büyük bir sorumlulukla hareket etmeli ve bu sürece katkı sunacak söz, pratik ve eylem içerisinde olması gerektiğini belirtmek istiyoruz.

    MHP’nin de kendi teşkilatına ve tabanına bu süreci anlatmak için bir çaba ve gayret içinde olduğunu biz de görüyoruz. Muhalefetteki siyasi partilerin bu konudaki duruşu fena değil; ama bunun sadece sözle değil, onların da bu süreçte aktif görev alarak kendi tabanlarını bilgilendirmeleri, sürece aktif katılımlarına destek sunacak çağrılar, açıklamalar ve planlamalar yapmaları gerektiğini belirtmek istiyoruz. Gittiğimiz her yerde toplum bize çok net bir soru soruyor. Diyor ki: ‘Aylardır bu süreç başladı, siz sahadasınız; iktidar neden bu konuda ürkek davranıyor?’

    İktidar niye sahada yok? Seçimlerde ilçe ilçe, köy köy dolaşan iktidar, Türkiye’nin yüzyıllık meselesi tartışılırken, çözüm yolu aranırken, neden Siirt’in Şirvan ilçesine, Kars’ın Digor ilçesine gelmiyor? Neden anlatmıyor bu süreci?

    Gittiğimiz her yerde insanlar diyor ki: ‘Barış için toplumsal sahiplenmeyi büyütmek sadece sizin mi görevinizdir? İktidarın görevi değil mi, ana muhalefet partisinin görevi değil mi?’ Biz de burada, sizin huzurunuzda, grup toplantımızda iktidara ve ana muhalefet partisine soruyoruz: toplumsal rızayı yaratmak sadece bizim mi görevimizdir? İnşallah önümüzdeki günlerde, başta iktidar olmak üzere, birçok siyasi partinin sahada bizim gibi ter dökerek, mücadele ederek, bilgilendirerek, bilinçlendirerek bu sürece katkı sunacakları bir tabloya hep birlikte şahitlik ederiz.

    GÜNDE İKİ CENAZE, TABUT ÇIKIYOR

    Adalet Bakanlığının verilerine göre cezaevlerinde ortalama günde 2 hasta tutuklu hayatını kaybediyor. 515 günde bin 26 hasta tutsak yaşamını yitirmiş. Yanlış duymadınız ya bin 26 hasta tutsak yaşamını yitirmiş. Tedavi edilse belki bugün yaşayacaklardı. Onları bekleyen eşlerinin, çocuklarının, ailelerinin yanında olacaklardı. Her gün neredeyse 2 cenaze, 2 tabut çıkıyor ve insanların omuzlarında gömülüyorlar. Bu dehşet tabloyu sona erdirmek, barışın ilk ve en acil adımıdır. Bir diğer adım da infaz düzenlemesine ilişkin olmalıdır. Yıllardır keyfi nedenlerle cezaevlerinde kalan binlerce insan, adaletin aşınmasına neden oluyor. Bunu artık herkes görüyor.

    “CEZAEVLERİ BOŞALMALIDIR”

    Bu sürecin odağında olan adalet duygusunu zedeleyen infaz kanunu, artık demokratik standartlara göre yeniden düzenlenmelidir. Cezaevleri boşaltılmalı, cezaevlerinde bulunan tutsakların aileleri çifte bayram yapabilmelidir. Bu konuda, bu çerçevede çıkacak infaz paketini destekleyeceğimizi; aksi takdirde, kendi düşüncelerimizi dile getireceğimizi ifade ediyoruz.

    “BARIŞ DİLDE BAŞLAR, TOPLUMA YAYILIR”

    Sabah akşam bize, değerlerimize hakaret edenlerin dili, çözüm zemini zehirliyor. Çok açık söylüyorum; biz de tabanımız oldukça rahatsızız. Sevgili Adıyamanlılar, gece dümdüz bize hakaret eden, bu kimi medya yayın organlarındaki dili siz gerçekten kabul ediyor musunuz, katılıyor musunuz?

    Dolayısıyla bu süreç en başta dille başlar; dilin başta medyada çözülmesi gerekiyor. Medya çözüm dilini ne kadar benimser, ne kadar konuşursa, barışın toplumsallaşması da o kadar güçlü olur. Barış toplumda başlar, barış dilde başlar, toplumda hayat bulur. Evet, bir süreç yürüyor; bu süreçte gerçekten kaygıları olan insanlar da var. Herkes bizim gibi düşünmüyor. Yüz yıllık algılar, yüz yıllık tekçi, inkarcı yaklaşım, kabul etsek de etmesek de, haklı haksız insanların kafasında kimi soru işaretleri ve endişeleri de yaratmış durumdadır. defalarca söyledik ama yine söylüyorum: bu ülkenin başkenti, dili ve bayrağıyla hiçbir sorunumuz olmadı; hiçbir zaman da bizi tartışma konusu değil.

    “NE İSTİYORUZ?”

    Kürt’ün dilinin, kültürünün, kimliğinin ve varlığının dışlanmadığı; Alevilerin eşit yurttaş olacağı bir ülke istiyoruz. Demokratik eşit vatandaşlık istiyoruz. Var mı burada kimseyi rahatsız edecek bir şey? Ülke demokratik olsun; Kürt de, Arap da, Çerkez de, Alevi de, Azeri de, Sünni de eşit olsun. Düşünün, biz bunları istiyoruz, bunları savunuyoruz.

    Televizyon kanallarında gerçekten insan şaşırıyor; insanın aklıyla alay ediyorlar. Birisi çıkmış, adı da Barış, diyor ki ‘Bu barış süreci ülkeyi böler.’ Şaşırarak bunları izliyoruz. Demokratik eşit vatandaşlık, güçlü yerel demokrasi istiyoruz. Batman iradesine kayyım atanmasını istemiyoruz. Batman’da yerel yönetimlerin yetkileri artırılsın, yerele daha rahat hizmet sunsun istiyoruz. Kayyım olmasın istiyoruz.

    “BARIŞ BİZDEN BÜYÜKTÜR”

    Bazı vatandaşlar da şunu soruyor: demokrasiyi hedeflemeyen de barış mı olur? Bizler bu sürecin menziline demokrasi ve hukuku koyduk. Bu sürecin özü, eşit bir kardeşlik hukuku ve demokratik toplumsal mutabakattır. Barış, demokratik topluma ulaşmamızı sağlayacak yegâne köprüdür.

    Ne yapacağız? Barış köprüsü ile birlikte demokrasiye ulaşacağız. Bu köprüyü hep birlikte inşa edeceğiz. Çünkü barış, solcuların, sekülerlerin, sağcıların, muhafazakârların, milliyetçilerin hepimizin ortak hakkıdır; sadece bizim değil. Bu ortak hakkı birlikte savunmalı ve bu köprüyü birlikte inşa etmeliyiz. Bazıları bize sürekli, bilerek, isteyerek bunu yapıyorlar. ‘MHP ve AKP ile iş birliği mi yapacaksınız?’ türünden sorular yöneltiyorlar. Net söyleyelim: Barış ve demokrasi bizden de, Cumhur İttifakı’ndan da büyüktür.

    “BARIŞ MİSAK’İ YÜZYILIN KAPISINI ARALAYABİLİR”

    Emin olun barış karşıtları ne yaparsa yapsın asla bunlara pirim vermeyeceğiz. Doğru bildiğimiz yoldan vazgeçmeyeceğiz. Kimsenin imtiyazlı yaşamı için milyonların geleceğini heba etmesine izin vermeyeceğiz. Bunun sözünü veriyoruz. Kim ne der ne hesabın peşine düşerse düşsün biz artık omuzlarımızda bu ülkenin çocuklarının tabutlarını taşımak istemiyoruz. Biz barışı omuzlamak istiyoruz. Yaşamın kutsallığına inanıyoruz. Ortak vatanda demokratik bir yaşam için dün de hazırdık bugün de hazırız. Varız ve çalışacağız. Türkiye’nin yeni yüzyılda barış misakına ihtiyacı var. Barış misakının kaynağı da toplumdur. Barış misakı ile ölümlerde ayrışarak değil, yaşamda birleşerek bir arada olacağız. Barış misakı Türk Kürt ilişkilerinde yeni bir yüzyılın kapısını aralayabilir. Bu misak sadece bugünün değil, gelecek yüzyılların da refahını, huzurunu ve kardeşliğini garanti edecek taahhüttür.

    ANAYASAL GÜVENCE 

    Bin yıllık kardeşliğimizi, eşit yurttaşlığa dayalı demokratik bir anayasa ile güvence altına alabiliriz. Bugün 27 Mayıs’ın yıl dönümündeyiz. Buradan bir kez daha seslenmek istiyorum: askeri vesayet ve darbe kültürünü demokratik bir sözleşme ile tamamen kapatabilir ve bu topraklardan kaldırabiliriz. Darbenin panzehiri özgür siyasettir, evrensel hukuktur, demokratik uzlaşıdır. Siyaseti kişisellikten arındırıp kurumsal çözümlere odaklanma zamanıdır. Siyasetin “benden” “bize”, kişisel hedeften ortak gelecek eksenine kayması anayasal dönüşümü hazırlar. Anayasa tartışması tabu değildir; demokrasi, adalet ve özgürlük ekseninde samimi bir müzakere alanı olmalıdır.

    Ne eski vesayete sığınırız, ne de mevcut merkezileşmeyi kabul ederiz. Biz Üçüncü Yol’uz. Biz demokratik zeminiz. Biz 86 milyon insanın barış içerisinde, kardeşçe yaşamasını savunan bir yoluz ve öyle olmaya devam edeceğiz. Biz kimsenin yedeği ya da pazarlık unsuru değiliz; ha, biz DEM Parti’yiz. Arkasında yüzlerce, binlerce arkadaşımızın yaşamını yitirdiği, 40 yıldır bütün zulüm ve acılara rağmen ayakta durmayı bilen Türkiye’nin en temel zemin haline gelen bir partiyiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Sebahat Tuncel: Kürt-Türk ilişkilerini güncellemek için yeni bir yol aranıyor-VİDEO

    Sebahat Tuncel: Kürt-Türk ilişkilerini güncellemek için yeni bir yol aranıyor-VİDEO

    PİRHA- ‘Halkların eşit ve özgür yaşamı yolunda çözüm barışta’ konferansının ikinci oturumunda konuşan siyasetçi Sebahat Tuncel, “Asıl mesele Kürtlerin hatlarının inkar edilmesi ile alakalı. Öcalan’ın son görüşmelerde dikkat çektiği bir husus var, Kürt-Türk ilişkileri. Bu ilişkileri güncellemek konusunda yeni bir yol arıyor. Kürtler ve Türkler ne zaman ittifak kurmuşlarsa Türkler kazanan, Kürtler ise kaybeden olmuştur” dedi.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Florya’da bulunan Elit World Otel’de,  “Halkların eşit ve özgür yaşamı yolunda çözüm barışta” konferansını gerçekleşiyor.

    Halide Türkoğlu’nun moderatörlüğünü yaptığı “Kürt Sorununun Demokratik Çözümü ve Barış Perspektifi” konu başlıklı ikinci oturumda “Demokratik Cumhuriyet, Demokratik Ulus, Demokratik Özerklik: Tarihsel ittifak temelinde halkların barışı ve bir arada yaşama modeli, Abdullah Öcalan’ın çözüm yaklaşımı” başlığında Sebahat Tuncel, “Toplumsal örgütlenme ve siyasi yönetim modeli olarak Rojava deneyimi ve Ortadoğu’daki anlamı: Halkların kendi kendini yönetmesi ve kadın özgürleşmesi temelinde eşit, özgür ve barışçıl ortak yaşam” başlığında Dr. Amy Austin Holmes, “Türkiye – Rojava ilişkileri. Türkiye’nin Suriye politikaları ve Rojava’nın pozisyonun bölgesel ve uluslararası dengelere etkisi” başlığında Dr. Arzu Yılmaz konuştu.

    TUNCEL: KÜRT-TÜRK İLİŞKİLERİNİ GÜNCELLEMEK KONUSUNDA YENİ BİR YOL ARIYOR

    “Demokratik Cumhuriyet, Demokratik Ulus, Demokratik Özerklik: Tarihsel ittifak temelinde halkların barışı ve bir arada yaşama modeli, Abdullah Öcalan’ın çözüm yaklaşımı” başlığıyla konuşan Siyasetçi Sebahat Tuncel, tarihsel Kürt ve Türk ittifaklarında kaybedenin Kürtler olduğu hatırlatmasında bulundu. Tuncel, “Asıl mesele, Kürtlerin yurttaşlıktan çıkartırmış olmasıdır. Bu konu, anayasal bir güvenceye kavuşturulmak durumunda. Bu süreçte bizlerin görevleri nedir? Kürt halk lideri Abdullah Öcalan ne yapmakta? Bunları tartışalım istiyoruz. Aslında sayın Öcalan, Kürt sorununun şiddet sarmalarından çıkması için uzun süredir mücadele ediyor. Asıl mesele Kürtlerin hatlarının inkar edilmesi ile alakalı. Son görüşmelerde dikkat çektiği bir husus var Kürt Türk ilişkileri. Bu ilişkileri güncellemek konusunda yeni bir yol arıyor. Kürtler ve Türkler ne zaman ittifak kurmuşlarsa Türkler kazanan, Kürtler ise kaybetmiştir. İlk ittifak 1071. İkinci ittifak Aleviler açısından bir trajedi olarak görülen Çaldıran Savaşı’dır. Kürtler, cumhuriyetin kuruluşunda da başat rol alıyor. Dikkat edin bu 3 ittifakta da Türkler kazanmış. Ama ne yazık ki 1924’le birlikte inkar, imha ve asimilasyon politikası uygulanıyor. Sonuçta Sayın Öcalan diyor ki Ortadoğu’da yeni bir durum yaşanıyor, Kürtler artık seçeneksiz değil ama buna rağmen yeniden bir Kürt Türk ittifakı mümkün. Yani Kürtlerin paradigması değişmiş değil. Sayın Öcalan’ın modelini bütün dünya artık tartışıyor. Kadın özgürlükçü, ekolojik bir paradigmayı hep ifade ediyor” ifadelerini kullandı.

    “DEVLETTE UMUT YOK!”

    Tuncel, Kürt sorununun çözülmesi ve şiddet ortamından çıkılması konusunda devletten hala bir umut olmadığına söyleyerek şunlara vurgu yaptı:

    “Sayın Öcalan, ulus devletin aşılması için ‘Demokratik ulus’ diyor. Son  görüşmede ‘Kadınla konuşmasını bilmeyen sosyalist olamaz’ diyor. Bu çok değerlidir. Sayın Öcalan’ın paradigması, kodları bu. Bu şiddet sarmalından toplumun çıkmasını öngörüyor çünkü kadınlar, doğal katlediliyor. Kürt sorununun çözülmesi, şiddet ortamından çıkılması için Sayın Öcalan KCK’yi önerdi. Kürtlere ayrı bir anayasa uygulanıyor bu çok net. Varlığı olmayanın özgürlüğü olmaz. O nedenle en fazla ‘Kürt kökenli’ olunabiliyor.

    Şöyle bir çözüm var, Kürtler kendi kendini yönetecek. İkili bir yönetimden bahsediyorum. Bu ayrıştıran bir proje değil, birleştirendir. Aslında yeni bir dönem var. Düğün değil bayram değil Devlet Bahçeli neden DEM Parti’nin masasına geldi? Umut Hakkı söylemi çok önemliydi. Dolayısıyla sayın Öcalan’ın özgür çalışabilme olanağı çok önemli. İşte devletin paradigması bu nedenle değişmeli. Bu defa bu değişimin olanakları görünüyor. Bu defa olacaksa sayın Öcalan’ın özgür çalışabilme imkanları sağlandıktan sonra bir süreç başlayacaktır. Devlete değil sayın Öcalan’a bakın. Çünkü devlette umut yok.  O koşullara rağmen halen umut İmralı’dadır.”

    “COLANİ ÜZERİNDEN BİR İTTİFAK ÇABASI SONUÇ VERMEZ”

    ‘Türkiye – Rojava ilişkileri. Türkiye’nin Suriye politikaları ve Rojava’nın pozisyonun bölgesel ve uluslararası dengelere etkisi’ başlığını ise Dr. Arzu Yılmaz değerlendirdi.

    “Mevzu barış değil ittifak” diyen Yılmaz, şu konuşmayı yaptı:

    “Bizler bir defa bir savaşın ortasındayız. Dolayısıyla savaşın ortasında barış olmaz ama ittifak olur. 20. yüzyıl boyunca Kürtler, bir tehdit olarak yorumlanagelmiş. Kürtleri bir güvenlik tehdidi olarak gören bir paradigmanın yerine 21. yüzyılda çıkarlar temelli bir ittifak üzerinden Kürtler ve Türklerin ortaklığını ifade eden bir paradigmadan bahsedildiğini düşündüm.
    Bugün Rojava ile Başur, birbirleriyle ittifak yapmazlarsa eğer hayatta kalmaları başarılı olamaz. Yeni ortadoğu, Arap-İsrail üzerine şekilleniyor.

    Türkiye devletinin vücut kimyasını bozan, Devlet Bahçeli’nin de ‘Öcalan gelsin mecliste konuşsun’ demesinin nedeni işte bu Ortadoğu’da olanlar. Eğer Kürtlerle Türkler bu yeni savaş anında bir ittifak yapmayacaklarsa demektir ki 21. yüzyıl boyunca bu savaş devam edecek. Bu da Kürtlerin tercihi olmayacaktır tabii. Ortaya çıkan şu ki Kürtlerle ittifak bir öncelik değildi, bu nedenle de Erdoğan bir adım geride durdu. Bir altarnatif bekliyorlardı ancak Colani alternatifi de işe yaramayacaktır. Colani üzerinden bir ittifak çabası sonuç vermez.”

    “İMRALI KAPALI BİR KUTUDUR”

    Panelin birinci gününün son oturumunda Asrın Hukuk Bürosu üyesi Cengiz Yürekli konuştu.

    “Tecrit ve Barış Açmazı: Evrensel hukuk bağlamında tecrit sorunu ve Abdullah Öcalan’ın barış ve demokratik çözüm arayışlarındaki tarihsel rolü” hakkında konuşan Yürekli, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Türkiye’de politik muhaliflere yönelik uygulanan yasalar, düşman hukukuna maruz kalınma halidir denebilir. İmralı ise kapalı bir kutudur. Ve bu olanlar Avrupa hukuk sahası içerisinde olmakta. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Kürtlere ilişkin dünya kadar ihlal kararı söz konusu. Peki aynı AİHM Sayın Öcalan’ın dosyalarına karşı ne yaptı? İmralı’daki mahkumların sözlerinin dışarıya aktarılması tehdit gibi görüldü. Mevcut bir süreç iddiası var. Henüz kimsenin bilmediği bir süreç denilebilir.”

    “TECRİT HALA DEVAM ETMEKTE”

    ‘Devlet – Öcalan muhataplığında müzakere süreçleri ve çözüm zemini: Oslo ve İmralı deneyimleri; Arka planı, gelişimi, imkanlar ve engeller’ başlığını ele alan Milletvekili Cengiz Çiçek ise Oslo deneyimleriyle birlikte şunları söyledi:

    “Ne devletin kendisi anlaşılıyor ne de tecrite maruz kalan Sayın Öcalan’ın kendisi anlaşılıyor. Devletin politikalarındaki en temel amacı, Öcalan’ın çözüm amacının anlaşılır olmaktan uzak olmasıdır. Bugün en Kürt karşıtı anlayışın dahi Kürt varlığını kabul ettiğini söyleyebiliriz. Elbette ki heybemizde bu süreçlerin olumsuz deneyimleri birikti.

    Her savaş, beraberinde bir birikim de getiriyor. Her ne kadar devlet ile PKK, Oslo’da görüşse de o süreç sayın Öcalan’ın Kandil’e mesajlarıyla yürüdü. Şimdi PKK, MİT ile görüşüyor algısı, dili o dönem de kullanıldı. Bir çözümden, diyalogdan bahsedeceksek eğer herkesin üzerinde ortaklaşması gereken temel şey şu; bu işe sivil toplumun, muhalefetin, herkesin katılması lazım. Kandille yapılan görüşmeler sonrası PKK’nin merkezi yöneticilerine dönük askeri imha saldırıları oldu. Kişilerin koordinatlarının öğrenilmesi üzerine böylesi girişimler de oldu. Oslo sürecine dahilolmamız ardından Erdoğan, Asrın Hukuk Bürosu’nu da hedef göstermişti.

    Süreç sona ermeden önce Erdoğan, Öcalan’a bir mesaj gönderiyor. Erdoğan ‘ben Kürt meselesi konusunda adım atacağım ama Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin, Kuzey Irak’taki gibi bir statü elde etmesine izin vermeyeceğim. Bu benim kırmızı çizgimdir’ diyor. Öcalan’da cevap olarak şunu söylüyor ‘iyi bilsin ki ben de Suriye’deki Kürtlerin, Türkiye’deki Kürtler gibi asimile edilmesine izin vermeyeceğim. Bu da benim kırmızı çizgimdir’ diyor. Dolayısıyla mevcuttan geriyi biraz böyle okumak, bu düzlemde ifade etmek lazım.
    Hala tecrit devam etmektedir, hala muhataplarına kıyasla Öcalan, eşitsiz koşullarda durmaktadır. Sayın Öcalan, sürekli toplumun mücadele alanını açmaya çalışır. Devletin o katı halini yumuşatıp en reel olanı ifade etmektedir.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Demokratik Cumhuriyet Konferansı ikinci oturumu: Gasp edilen haklar iade edilmelidir -VİDEO

    Demokratik Cumhuriyet Konferansı ikinci oturumu: Gasp edilen haklar iade edilmelidir -VİDEO

    PİRHA- İstanbul’da HDP’nin düzenlediği ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nın, “Demokratik Cumhuriyet ve siyasal-toplumsal güçlerin mücadele arayışı” başlıklı oturumu yapıldı. Yapılan konuşmalarda, cumhuriyetçi birikimde solun katkısının büyük olduğu belirtilirken, bugünkü rejimin faşizmin krizi sonucu oluştuğu kaydedildi. Demokratik rejimde de sınıf mücadelesinin süreceği belirtilirken, cumhuriyetin gasp ettiği hakları iade etmesi gerektiği vurgulandı. 

    Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) İstanbul Cem Karaca Kültür Merkezi’nde düzenlediği Demokratik Cumhuriyet Konferansı, “Demokratik Cumhuriyet ve siyasal-toplumsal güçlerin mücadele arayışı” başlıklı oturumla devam ediyor.

    İkinci günün ikinci oturumunda, Can Soyer “Cumhuriyet ve ötesi: İkinci yüzyıl için mücadele”, Ferda Koç “Cumhuriyet neden demokratikleşemiyor, nasıl demokratikleşir”, Nuray Sancar “Katılımın ötesinde: Halkın demokrasisi, halk cumhuriyetçi için sınıfsal çerçeve”, Kenan Kalyon “Demokratik Cumhuriyet ve üçüncü yol siyaseti” ve Haydar Ergül “Demokratik Cumhuriyet halklara ne vadediyor” başlığında konuşma yapıyor.

    SOYER: TÜRKİYE’DE CUMHURİYETÇİ BİRKİMİN OLUŞMASINDA SOLUN KATKISI BÜYÜKTÜR

    TİP Parti Meclisi üyesi Can Soyer, “Cumhuriyet ve ötesi: 2. yüzyıl için mücadele” başlıklı sunumunda, “Her türlü cumhuriyet eleştirisi bize içsel olan bir olgunun eleştirisi olmak zorunda. Türkiye’de cumhuriyetin tarihi, bir yanıyla Türkiye sermaye sınıfının cumhuriyetten kurtulma tarihidir aslında. Sermaye sınıfının cumhuriyetten ve onun getirdiklerinden kurtulmak için bir çaba gösterdiğini görebiliriz. Türkiye’de bugün yeni bir cumhuriyet fikrini konuşmaya hazır ve zorunda olduğumuz bugün tüketilmiş bir olgunun değil tam anlamıyla deneyimlenmemiş bir olgunun tartışmasını yürüttüğümüzü düşünüyorum” dedi.

    Soyer şunları ifade etti:

    “Türkiye’de cumhuriyetçi bir birikim vardır. Solun katkısı çok büyüktür bu dinamiğin oluşmasında. Rejimin geçirdiği radikal dönüşümle beraber bu söz konusu dinamik maddi zeminini kaybetmiş durumda. Yeniden siyasal bir zemin oluşturacak devrimci müdahaleyi bekler durumdadır.
    Sosyalistler için bir fırsat görüyorum. Siyasallaştığında çok güçlü bir toplumsal zorlayıcılığı elde edebilecek dinamik var ortada. Fırsatı yaratan şey cumhuriyet fikrine sosyalistlerin kattığı şeydir. Sosyalizm mücadelesinin Türkiye’de yeniden güçlü bir kulvar hale gelmesinde devrimci programda buluşmanın yollarını aramak bizler için bir görev haline geliyor.
    Türkiye’de cumhuriyet hakkında yürütülebilecek herhangi bir mücadele saray rejiminin ortadan kaldırılmasına yönelik olmalıdır.
    Mutlaka halkın geniş kesimlerini birlikte bir kurucu özne olarak görmek ve bu vasıfla donatmak, halkın öz gücü ve eylemine güvenmek durumundayız.
    Cumhuriyet ile birlikte anılan değerlerin açık sınıf çıkarları ile özdeşleştirilmesi gerekiyor. Geçmişten bugüne kadar yaşadığımız tarihsel cumhuriyet deneyiminin eleştirisinin ötesine geçmeli, yeni bir cumhuriyet fikrinin nasıl hayata geçebileceğini tartışmamız ve bulmamız gerekiyor. Tarihsel örneğini aşacak fikrini siyasallaştırmamız gerekiyor.

    SANCAR: EMEKÇİLERİN, ALEVİLERİN, KÜRTLERİN OLMADIĞI METİNLER OLUŞTURULUYOR

    Yazar Nuray Sancar, “Katılımın ötesinde: Halkın demokrasisi, halk cumhuriyeti için sınıfsal bir çerçeve” başlıklı konuşmasında, “Yöntem ve özne olarak yeni bir demokrasinin nasıl oluşturulabileceğine yönelik tartışmaların çoklaşmasının gerektiğine inanıyorum. Bu konjonktür iki egemen bloğun karşı karşıya geldiği ve çatışmaları yükselttiği bir dönem. Emek ve Özgürlük İttifakı açısından bu iki bloğa sorgulamada bulunmadan eklemlenmesi isteniyor. İkisine mecbur değiliz” dedi.

    Sancar, şöyle devam etti:

    “Kanuni yollardan kanunun ilgasını yaşıyoruz. Bunun karşısına çıkan blok açısından baktığımızda CHP’nin kendi hazırladığı belge ile Altılı Masa’nın ortak mutabakat metni var. Millet İttifakı’nın vadettiği metinlere baktığımızda ütopya olduğunu görüyoruz. Pazarlık süreçlerine ilişkin hiçbir ibarenin olmaması, toplumsal sözleşmenin tek taraflı olduğunu gösteriyor. Türkiye’de emekçilerin, işçilerin, Kürtlerin, Alevilerin olmadığı metinler oluşturuluyor. Bugün demokrasi, insan haklarından söz edebiliyorsak; yüzyıl boyunca farklı süreçlerde ortaya çıkan sınıf mücadelesinin, kadın mücadelesinin bir ürünüdür. İki tekelleşmiş sermayenin halkın kaynaklarını yeniden bölüşümü için kendileriyle dalaşan bir kesim var. Herhangi bir egemen bloğa eklemlenmemiz söz konusu değil. Karar anının yegane öznesi işçi sınıfının kendisidir.”

    KOÇ: BUGÜNKÜ REJİM FAŞİZMİN KRİZİNİN SONUCUDUR

    Araştırma Görevlisi, Dr. Ferda Koç da, “Cumhuriyet neden demokratikleşemiyor, nasıl demokratikleşir?” başlıklı sunumunda şöyle konuştu:

    “Odanın ortasında bir fil var. Cumhuriyet bir form olarak eridi. Sıfırdan başlama imkanımız var. Odanın ortasında duran kocaman fili yani devleti görmek zorundayız. Devlet özünde bir zorbalık aygıtı. Fili ortadan kaldırmadan demokratik cumhuriyet tartışması yapmanız mümkün değil.
    Bugünün diktatörlük problemlerini tartışırken iki yüzyıl önce yapılan bir tahkimat ilişkisinde bir düzeltme ile bugünün sorunlarının çözüleceği kanaatinde değilim.
    Bugünkü ‘başkancı faşist’ rejim faşizmin krizinin sonucudur. Bu rejimi ortaya çıkartan krizin kaynağındaki devlet yapısını tarif etmekle başlamalıyız. Bu faşizm, 2. Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa ve sömürgelerde kontrolü elde tutmak için oluşturulmuş bir cihazdır. Bu cihaz uzun süre soğuk savaş cihazı olarak iş görmüştür. Savaş sonrası dönemde iç pazarı genişletmek için yeni sömürgecilik programlarının uygulanmasında da iş görmüştür.

    “15 TEMMUZ KONTRGERİLLANIN BİR BİRİYLE BOĞUŞMASI OLAYIDIR

    15 Temmuz olayını bir darbe girişimi, Gülenciler ile Erdoğancılar arasında kavga olarak düşünmek bugünkü tartışma için bize yol açmıyor. Kontrgerillanın birbiriyle boğuşması olayıdır. Bu krizin yanıtı AKP-MHP koalisyonu ve başkanlık rejimidir. Neoliberalizmin iflası ciddi bir gerçeklik olarak yaşanıyor ama Türkiye’de bu gerçeklik dayanılmaz bir hal almış durumda. Odanın ortasındaki fil, başkancı faşist rejimin çözülmesi sürecinde öyle ortada durmayacak.
    Bugünkü şiddet ortamında kitle mücadelesinin büyümesi belki çok mümkün değil ama kitle muhalefetinin damarlarını besleyecek bir kitle çizgisinin üretilmesine ihtiyacımız var. Şu an umutsuz görünen durumu aşacak gücümüz var. Bunu yapabilirsek eğer düzenin siyasi alternatiflerinin bugünkü sağa odaklı hallerinin böyle kalmayacağını göreceğiz. Bu Türkiye halklarının önünde büyük tarihsel bir fırsattır. 14 Mayıs’ta önümüze koyulacak seçim sandığı ile doğmuş bir fırsat değildir. 15 Temmuz’da doğmuş bir fırsattır. Bu devletin temel çarkı bozuldu. Bu ekonominin temek çarkı işlemez halde. Sol bugün Türkiye’de güçlüdür. Bu kriz anını yeni bir kurucu sürecin başlangıç noktasına dönülmesi mümkündür.”

    KALYON: DEMOKRATİK CUMHURİYETTE DE SINIF MÜCADELESİ SÜRER

    Yazar Kenan Kalyon ise, “Demokratik Cumhuriyet ve üçüncü yol siyaseti” başlığında konuştu.
    Kalyon, “Faşizmin kurumsallaşması ortadan kaldırılmadan demokratik cumhuriyetin yolu açılmaz. Demokratik cumhuriyette de sınıf mücadelesi sürer. Egemen sınıfın daha fazla kısıtlandığı koşullarda sürer. Demokratik cumhuriyet henüz sosyal bir cumhuriyet değildir. Sosyal cumhuriyete evrilmelidir. Demokratik cumhuriyet ulusu bir dil, din, etnisite, ırk ile tanımlamaz. Yurttaşlık bağı anayasal bir bağdır. Bütün din ve inançlar karşısında nötrdür. Devleti dinden arındırır. Demokratik cumhuriyetin birliği gönüllü bir birliktir. Ayrılma hakkı mahfuzdur. Yukarıdan resmi bir dil dayatmaz. Bürokrasinin en aza indirildiği bir cumhuriyetidir. Kürt özgürlük hareketinin de ifade ettiği gibi ayrılma hakkı, özerklik sadece etnik bir gruba mahsus gruba olarak düşünülmemiştir. Demokratik bir cumhuriyet günümüzde ekolojik bir sözleşmeyi, kadın kazanımlarını, LGBTİ haklarını, hayvan haklarını içermelidir. Üçüncü yol ezilenlerin tarihsel blokunun inşası yoludur. Kurucu bir süreçtir. Bütün ezilenlerin kurucu bir unsur olarak ayağa kaldırılması, ortaklaşmasıdır” ifadelerini kullandı.

    ERGÜL: CUMHURİYET GASP ETTİĞİ HAKLARI İADE ETMELİDİR

    Gazeteci Haydar Ergül de, “Demokratik Cumhuriyet halklara ne vadediyor?” başlıklı sunumunda, “Bu cumhuriyet gasp ettiği hakları iade etmelidir. Kürt varlığına yönelik her türlü savaş uygulandı. Bir seçim ile gasp edilen haklar iade edilmez. Bu uzun bir yolculuktur. Günümüzdeki demokratik cumhuriyete yönelebilmek, gasp edilen hakların iade edilmesi için ideolojik mücadele gereklidir. Kapitalist moderniteye alternatif demokratik modernitedir. Ulus devlet tek tipleştirir, homojenleştirir. Sokak örgütlenemezse demokratik cumhuriyete ulaşılamaz.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    > ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’ ikinci gününde: Yurttaş yoksa Cumhuriyet de yok- VİDEO

  • ‘Toplumun farklılıklarının yansıyabildiği anayasa inşa edilmelidir’-VİDEO

    ‘Toplumun farklılıklarının yansıyabildiği anayasa inşa edilmelidir’-VİDEO

    PİRHA- HDP’nin düzenlendiği Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nda, “Cumhuriyetin anayasal serüveni” başlıklı oturumda konuşan katılımcılar, 1921 Anayasının önemine dikkat çekerek, “Demokratik cumhuriyet inşa etmek düşünülüyorsa toplumun farklılıklarının yansıyabildiği anayasa inşa edilmelidir” dediler.

    Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nın ilk gününün son oturumu “Cumhuriyet’in anayasal serüveni” başlığıyla gerçekleştiriliyor. Murat Sevinç, Dinçer Demirkent ve Levent Köker’in konuşmacı olarak yer aldığı oturumun moderatörlüğünü ise Sevilay Çelenk üstleniyor.

    Yazar Murat Sevinç, 1921 Anayasası’nın, kuruluş aşaması olduğu hem de yarısı yerel yönetimlere ayrıldığı için çok ilgi çektiğini dile getirerek,

    “1921 Anayasası önemli. Bu anayasada halkçılık düşüncesi güçlü. Bolşevizm etkisi var. Ama çok abartılmaması gereken etki. Savaş sırasında kurulmuş bir ittifak. Mustafa Kemal ve arkadaşları Bolşevik olmadıklarını ifade ediyor zaten. Yerel kongre iktidarları kuruluyor. O kadar güçlenmiştir ki Kars’taki kongre cumhuriyet ilan ediyor ve bir anayasa yazıyor” dedi.

    Dinçer Demirkent de, 1921 Anayasasında var olan halkın kendi kaderini tayin hakkı 1924 Anayasası’nda yer almadığını aktararak, “1924 Anayasası ile ikinci bir kuruluşun gerçekleştiğini söyleyebiliriz” diye konuştu.

    Levent Köker ise, ‘1961 ve 1982 Anayasalarının Demokratik Cumhuriyet açısından eleştirisi’ başlıklı sunumunda, “1961 anayasasında türk millliyetçiliği vurgusu var. Halkın yaptığı, demokratik bir anayasa yok. Tam manada bir anayasamız olmadı. 1921 hariç Türkiye’de bütün anayasalar gayrimeşru anayasalardır. Demokratik cumhuriyet inşa etmek düşünülüyorsa toplumun farklılıklarının yansıyabildiği anayasa inşa edilmelidir. Devlet her zaman kendine hukuk dışında kalabilecek bir alan bırakır” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Prof. Yalçınkaya: Devlet şu anda Diyanet’in ta kendisi-VİDEO

    Prof. Yalçınkaya: Devlet şu anda Diyanet’in ta kendisi-VİDEO

    PİRHA- HDP’nin düzenlediği Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nın üçüncü oturumunda konuşan Özgür Öztürk, günümüz kapitalizminin demokrasi, özgürlük, refah vadetmediğine dikkat çekerken, Yazar Hülya Osmanağaoğlu, kadın kazanımlarının patriarkayı sıkıştırdığı yerde İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekildiğini belirterek, “Şimdi bir Anayasa değişikliği ile kadınlar aileye mahkum edilmeye çalışılıyor” dedi. Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya ise, devletin Diyanet’in ta kendisi olduğunu söyledi.

    Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nın üçüncü oturumu Zerrin Kurtoğlu moderatörlüğünde gerçekleştiriliyor. “Cumhuriyet’in kuruluş dinamikleri-2” başlıklı oturumun konuşmacıları ise Özgür Öztürk, Hülya Osmanağaoğlu ile Ayhan Yalçınkaya.

    “GÜNÜMÜZ KAPİTALİZMİ DEMOKRASİ, ÖZGÜRLÜK, REFAH VADETMİYOR

    Akademisyen Özgür Öztürk, ‘Türkiye’de kapitalizmin 100 yılı’ başlıklı sunumunda, “Kapitalist üretim meta üretim biçimidir. Sadece mal üretim sistemi değil, ücretli emeğin de yeniden üretildiği bir sistem. Tekelleşme demek kısa sürede yüksek kâr elde etmek demek. 12 Eylül işçi sınıfı, emeğe karşı sermaye darbesiydi. Günümüz kapitalizmi demokrasi, özgürlük, refah vadetmiyor. Biz bu cehenneme hiçbir şekilde mecbur değiliz. Bunu değiştirecek gücümü var. Bunun farkına varalım” dedi.

    “ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ İLE KADINLAR AİLEYE MAHKUM EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR

    Yazar Hülya Osmanağaoğlu, ‘Cumhuriyet’in kuruluş dinamiği olarak patriyarka ve feminist mücadele’ üzerine sunum yaptı. AKP en son aile yasası üzerinden bir saflaşma yaratmaya çalıştığına işaret eden Hülya Osmanağaoğlu, ” Patriarkayı korumak için İstanbul Sözleşmesi’nden imza çektiler. Kadın kazanımlarının patriarkayı sıkıştırdığı yerde İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekildi. Şimdi bir Anayasa değişikliği ile kadınlar aileye mahkum edilmeye çalışılıyor. LGBTİ+’lar üzerindeki baskıları artırmaya çalışıyorlar. AKP ile kadın meselesi her gün gündemde. Cumhuriyet öncesinde çok güçlü bir feminist hareket var. 1980-90’lara baktığımızda kadınların evdeki kocadan izin almaksızın ücretli emek gücüne katılması ya da iş kurması önündeki yasak 1990 yılında kalktı” diye belirtti.

    “DEVLET ŞU ANDA DİYANET’İN TA KENDİSİ”

    Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya ise, “İnançlar ve Cumhuriyet” üzerine konuştu. Yalçınkaya, din ile devlet ilişkisinin her sefer bir gerilim, çelişki bağlamı içinde düşünüldüğünü ifade ederek, “Din ile devlet arasında bir çelişki olmak zorunda değil. Bütün ütopyalar dini içerir. Din ile devlet arasındaki ilişki uzlaşmaz çatışmalar ile yüklü bir ilişki biçimi değil. Tam tersine iç içine geçmiş durumda. Din düşmanlığı devlet düşmanlığıdır. Din üzerine susma imkanımız yok. Devlet şu anda Diyanet’in ta kendisi. Devlet tam olarak onda cisimleşiyor. Din ile devlet aynı iddia peşindedir. Din önünde sonunda devlet içindir.  Devlet, din için yoktur. Cumhuriyetin doğrudan yaptığı şey Sünniliğin yeniden inşası ve topluma deli gömleği gibi giydirilmesidir. Dini özgürleştirmeyi başarabiliyor muyuz?” şeklinde konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • HDP’nin ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’ başladı:Hedefimiz demokratik bir Türkiye’dir -VİDEO

    HDP’nin ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’ başladı:Hedefimiz demokratik bir Türkiye’dir -VİDEO

    PİRHA-HDP’nin ‘Demokratik Cumhuriyet’ adıyla iki güne yaydığı konferans İstanbul Cem Karaca Kültür Merkezi’nde başladı. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan konferanta ezilen halkların, sınıfların, kadınların, inanç ve kimliklerin cumhuriyetin ikinci yüzyılında eşit yurttaşlık talebini hep beraber konuşulacağını belirtirken, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da, “Hedefimiz, özgürlükçü ve demokratik bir Türkiye’dir. Birlikte konuşmalı, birlikte yürümeliyiz. İhtiyacımız olan şey siyaseti özgürleştirmek, bireylerin toplumda eşit ve özgür yaşamasını sağlamak, büyük barışı hayata geçirmektir” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) tarafından iki gün (4-5 Şubat) boyunca gerçekleştirilecek olan ‘Demokratik Cumhuriyet Konferansı’ İstanbul Bakırköy’de bulunan Cem Karaca Kültür Merkezi’nde başladı. Konferansa Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, ABF Genel Başkan Yardımcısı Aydın Deniz‘in yanı sıra Emek ve Özgürlük İttifakı’nı oluşturan partilerin milletvekilleri, genel başkanları ve temsilcileri de katıldı.

    Konferansın açılış konuşmasını ise HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ile Mithat Sancar yaptı. Konferansın neden düzenlendiğini anlatarak konuşmasına başlayan Sancar, “Çoklu krizde bir çıkış yolu arıyoruz. Hedefimiz Cumhuriyetin yeni yüzyılına girerken demokrasinin yolunu birlikte aramaktır. Konferansın amacı birlikte yürümek, mücadele etmektir” dedi.

    “MUTLAKA KAZANACAĞIZ

    HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Hedefimiz, özgürlükçü ve demokratik bir Türkiye’dir. Birlikte konuşmalı, birlikte yürümeliyiz. İhtiyacımız olan şey siyaseti özgürleştirmek, bireylerin toplumda eşit ve özgür yaşamasını sağlamak, büyük barışı hayata geçirmektir” diyerek, şunları ifade etti:

    “Herkesin kendini özgürce ifade edebildiği bir yaşam kurduğumuzda barışı yaratabileceğiz. Toplumsal sözleşme ihtiyacımız var. Kamusal bir alanı birlikte yaratmalıyız. Toplum olmaya doğru gitme noktasında ciddi çabalarımız olmalıdır. Özgür bir yaşam inşa etmeliyiz. Yüzyılın muhasebesini yapmalıyız. Gelecek yüz yıl aynı kısır döngüleri yaşamamalıyız. Tek çıkış yeni, demokratik, özgür bir başlangıçtır. Bunun için birlikte düşünmeye, üretmeye ve yürümeye ihtiyacımız var. Tekçi anlayıştan, devleti meşruiyet kaynağı olarak gören zihniyetten kurtulmak gerekiyor. Seçimlerde demokratik yollar ile yenmek gerekiyor. Kaybettirmek yetmez, birlikte kazanmamız gerek. Eşit yurttaşlık hedefine yönelik özgür bir toplumsal sözleşme, büyük barış yeni yüz yılda hedefimizdir. Yürüyüşümüzü birlikte büyüterek bunu başarabiliriz. Toplumda irade ve birikim vardır. Bir araya gelince mutlaka kazanacağız.”

    “ÇOK BÜYÜK KAZANACAĞIZ”

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, konferanta ezilen halkların, sınıfların, kadınların, inanç ve kimliklerin cumhuriyetin ikinci yüzyılında eşit yurttaşlık talebini hep beraber konuşulacağını belirterek, “Bu bir başlangıç. Konferansın sonuçları bundan sonraki çalışmalarımızda önemli bir ışık olacaktır. Bu ışığın izinde yürümeye devam edeceğiz. Savaşların, krizlerin peş peşe yaşandığı dönemde krizden çıkmak için demokrasi ve adalet mücadelemizi büyütmemiz gerekiyor” dedi.

    HDP Eş Genel Başkanı Buldan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bu iklimde en geniş demokratik cumhuriyet birlikteliğini oluşturmak için büyük çaba göstereceğimizden kimsenin şüphesi olmasın. Demokrasi sürekli dışlayan sistemin yarattığı krizleri Türkiye halkları olarak bu süreçte yaşıyoruz. Bütün inanç ve kimlikleri, farklılıkları dışlayan aklan yaratmaya çalıştığı tekçilik hegemonda bugünkü tarihsel kırılmanın esas nedenidir. Bu ülkeyi çöküşe götürmektedir. Cumhuriyetin ikinci yüz yılının güçlü bir toplumsal barışla, emeğin hakkıyla buluşması hepimizin sorumluluğudur. Yeni bir siyasi akılla bu hedefe hep beraber yürüyebiliriz. Mesele siyasetlerin kazanması değil eşit ve özgür bir ülkede yaşamak isteyen 85 milyona demokrasi dönemini kazandırmaktır. Bütün sorunlara kaynaklık eden Kürt sorunun çözümsüzlüğü, cumhuriyetin demokrasi ile buluşmasının önündeki en büyük çatlaktır. Bu çatlağı görebilirsek, Kürt sorununu demokratik, barışçıl olarak çözebiliriz. Hakikatlerle yüzleşmek, hesaplaşmak, toplumsal yaraları sarmak aynı acıların yaşanmayacağının en büyük teminatı olacaktır. Kadınların özgürlüğü ve eşitliği ile bir cumhuriyet demokrasiye kavuşabilir. Hak temelli, eşit yurttaşlığa dayanan yeni bir toplumsal sözleşme ile bunu yapabiliriz. Bu mümkünü gerçeğe dönüştürmek ilk yüz yılda dışarıda bırakılanların düşünü gerçekleştirmek hepimizin görevidir. Farklılıklarımız ile bir araya gelmeye devam edeceğiz. Demokratik cumhuriyete katkıda bulunmalıyız. Statüko ve restorasyon değil yeni bir yaşam bizi çağırıyor. Yeni dönemin sahibi Türkiye halkları olacak. Birbirimizi anlayarak, dayanışmamızı büyüterek kazanmanın yollarını kesinlikle bulacağız ve çok büyük kazanacağız. Bu konferans yeni bir başlangıç olacak.”

    *Ayrıntılar geliyor…

    PİRHA / İSTANBUL

  • TÖP ‘Bir Çıkış Var: Demokratik Cumhuriyet’ başlıklı sempozyum gerçekleştirecek

    TÖP ‘Bir Çıkış Var: Demokratik Cumhuriyet’ başlıklı sempozyum gerçekleştirecek

    PİRHA-Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) “Bir Çıkış Var: Demokratik Cumhuriyet” başlığıyla 7 Ocak Cumartesi günü İstanbul Şişli’de bulunan Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde sempozyum gerçekleştirecek.

    Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) “Bir Çıkış Var: Demokratik Cumhuriyet” başlığıyla 7 Ocak günü İstanbul Şişli’de sempozyum düzenleyeceğini duyurdu. Şişli Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde saat 10.00’da başlayacak olan etkinlikte, Ali Ergin Demirhan “Cumhuriyet ve Devrim”, Ayşegül Devecioğlu “Demokratik Anayasa Hazırlık ve Katılım Süreçleri”, Erdoğan Aydın “Türkiye Cumhuriyeti Niçin Demokratikleşemedi?”, Hakan Öztürk “Bir Kademe Olarak Demokratik Cumhuriyet”, Hakkı Özdal “Sınıf Savaşının Bir Zemini Demokrasi ve Diktatörlük”, Levent Köker “Demokratik Cumhuriyet İçin Nasıl Bir Anayasa?”, Mert Büyükkarabacak “Demokrasiyi Sınıf Mücadelesi Ekseninde Düşünmek”, Mustafa Durmuş “Emekten Yana Bir Geçiş Ekonomisi Önerisi: Demokratik Katılımcı Ekonomi”, Nuray Sancar “Halkın Cumhuriyeti, Halk Demokrasisi”, Oğuzhan Kayserilioğlu “Demokratik Cumhuriyetin Güncelliği”, Perihan Koca “Güncel Bir Olasılık Olarak Demokratik Cumhuriyet”, Rıza Türmen “Demokratik Bir Anayasanın Temel İlkeleri”, Şebnem Oğuz “AKP’li Yıllarda Siyasal Rejimin Dönüşümü”, Tayyip Temel “Kürt Sorununun Tarihsel Çözümü Bağlamında Demokratik Cumhuriyet” başlığıyla sunum gerçekleştirecekler.

    PİRHA/İSTANBUL