Etiket: demokratik kitle örgütleri

  • Mimarlar Odası Ankara Şubesi hakkında, verdikleri ödül nedeniyle dava açıldı

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi hakkında, verdikleri ödül nedeniyle dava açıldı

    PİRHA- Mimarlar Odası Ankara Şubesi yönetim kurulu üyeleri hakkında, 2021 yılı ‘Koruma Alanında Emre Madran Basın Ödülleri’ kapsamında Jin TV’ye verilen ödül gerekçe gösterilerek ‘Örgüt Propagandası yapmak’ iddiasıyla dava açıldı. Bu duruma tepki gösteren demokratik kitle örgütleri, “Toplumsal muhalefeti susturmaya yönelik tehditlerden vazgeçilmelidir” dedi.

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi yönetim kurulu üyeleri hakkında, 2021 yılı ‘Koruma Alanında Emre Madran Basın Ödülleri’ kapsamında Jin TV’ye verilen ödül gerekçe gösterilerek ‘Örgüt Propagandası yapmak’ iddiasıyla dava açıldı.

    Ankara’da bulunan demokratik kitle örgütleri, haklarında dava açılan TMMOB Ankara Şubesi yönetim kurulu üyeleri ile dayanışmak için ortak basın toplantısı düzenledi. açıklamaya çok sayıda avukatın yanı sıra Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da katıldı.

    Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi’nde düzenlenen toplantıda basın açıklamasını Mülkiyeliler Birliği Genel Başkanı İlker Akcasoy okudu.

    Akcasoy açıklamasında, açılan davanın hukuksuzluğuna vurgu yaparak ilk duruşmanın 23 Haziran’da görüleceği bilgisini verdi.

    “GAZETECİLERE VERİLEN ÖDÜLÜN ‘PROPANGA’ OLARAK NİTELENDİRİLMESİ KABUL EDİLEMEZ”

    Siyasi iktidarın çevreye, yeşil alanlara, doğal kaynaklara ve kamusal zenginliklere yönelik saldırganlığının her geçen gün daha da arttığını ifade ederek sözlerine başlayan Akcasoy; “Ülkemizin geleceğini tehdit eden bu yağmacı ve yok edici anlayışa karşı verdiği mücadele nedeniyle Mimarlar Odası Ankara Şubesi sıklıkla iktidarın hedefi olmakta, üye ve yöneticileri davalarla, sürgünlerle susturulmak istenmektedir. Doğal ve kültürel mirası korumaya yönelik kent ve mimarlık mücadelelerini haber yapan gazetecilere verilen, toplumdaki ekoloji ve koruma bilincini yükseltmeyi hedefleyen bir ödülü ‘terör propagandası’ olarak nitelendirmenin kabul edilir tarafı bulunmamaktadır” şeklinde konuştu.

    “TOPLUMSAL MUHALEFETİ SUSTURMAYA YÖNELİK TEHDİTLERDEN VAZGEÇİLMELİDİR”

    Siyasi iktidarın ve onun yönlendirmesiyle hareket eden adli makamların amacının açık biçimde, iktidarın doğayı hedef alan uygulamaları karşısında yükselen çevre mücadelelerini ve bu mücadelenin en önemli parçalarından biri olan mimarları korkutmak, sindirmek ve susturmak olduğunu vurgulayan Akcasoy son olarak şunları aktardı:

    “Bir kez daha belirtmek isteriz ki, doğayı korumak, ağaca-ormana-akarsuya sahip çıkmak suç değildir. Çevre mücadelelerini haber yapmak, toplumdaki ekolojik duyarlılığı geliştirmeye çalışmak suç değildir. Sermaye sahiplerinin doğal hayata ve çevreye karşı saldırganlığına karşı durmak suç değildir. İktidarın tüm saldırganlığına ve hedef göstermelerine karşın yıllardır kent ve çevre konularında yürüttükleri mücadele ile çocuklarımızın geleceğine sahip çıkan ve bu konudaki kararlı tutumlarıyla her kesimin destek ve takdirini kazanan Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu üyelerinin yanındayız.  Şube yöneticilerine yönelik suçlamalar derhal kaldırılmalı, toplumsal muhalefeti susturmaya yönelik tehditlerden vaz geçilmelidir.”

    “BU DAVA İFADE VE DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNE SALDIRIDIR”

    Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Can Güleryüzlü de, davanın bir habercilik faaliyeti sonrası gündeme geldiğini belirterek, “Biz gazetecilerin susturulması, hapse atılmasıyla karşı karşıyayız ama bu dava artık farklı bir noktaya ulaştı. Bu dava faşizmin en net örneği. Mimarlar Odası içinden geçtiğimiz süreçte hukuksuzluğa, ranta karşı duran bir örgüt. Bu dava başlı başına ifade ve düşünce özgürlüğüne saldırıdır. Sonunda biz kazanacağız” ifadelerini kullandı.

    “BUNCA KURUMUN BİR ARAYA GELMESİ ÇOK ÖNEMLİ”

    Daha sonra söz alan HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu ise, ülkede iktidar eliyle ranta açılan yerlerin haberlerinin yapılması gerektiğini söyleyerek, “Jin TV’nin kadın haberleri, çevre haberlerini yapan yegane bir kuruluş olduğunun önemine işaret etti. Kerestecioğlu, “Bunca kurumun bir araya gelmesi çok önemli iktidarın ‘terörize’ ettiği insanların artık değişebildiğini ve bu oyuna gelmediğini gösteriyor. Jin TV ve Mimarlar Odası ile dayanışma içerisinde olacağız” dedi.

    “HABERİMİZİ YAPANLARI ÖDÜLLENDİRMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

    Haklarında dava açılan Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş da konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Her zaman alanlarda bir aradaydık. Bugün bu masada haklı olmanın gururunu yaşıyorum. Bu uğurda verdiğimiz mücadele sürecinde haberimizi yapanları ödüllendirmeye devam edeceğiz. Yaşam alanımıza dair haberleri yapanları onurlandıracağız. Biz bir istihbarat örgütü değil kamu yararına çalışan örgütüz. Ankara şubemiz uzun zamandır büyük bir saldırı altında. Üyelerimiz işten atılıyor, soruşturma açılıyor. Kamuoyu önünde konuşan herkese iktidar parmak sallıyor. Hakkımızda yazılan bu iddianame asılsız ve hukuksuz.  Bugün bize yarın hepimize. 23 Haziran’da ilk duruşmamız olacak. Umarım birlikte oluruz. Suç olmayan bir suç üzerinden yargılanmayız.”

    Açıklamada imzası olan demokratik kurumların isimleri şöyle;

    Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi

    Çağdaş Gazeteciler Derneği

    Gazeteciler Cemiyeti

    Türkiye Gazeteciler Sendikası Ankara Şube

    Ankara Tabip Odası

    Medya Araştırmaları ve Mesleki Gelişim Derneği

    TMMOB Ankara İl Koordinasyon Kurulu

    KESK Ankara Şubeler Platformu

    Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği

    Ankara Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası

    ODTÜ Mezunları Derneği

    Bilim Sanat Derneği

    Disk İç Anadolu Bölge Temsilciliği

    İnsan Hakları Derneği

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı

    Özgür Hukukçular Derneği

    İnsan Hakları Derneği Ankara Şube

    Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı

    Ana Fatma Cemevi Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi

    Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı

    Karantina TV

    Devrimci 78’liler Federasyonu

    Ankara Dayanışma Derneği

    Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği

    Tüketici Hakları Derneği

    Ankara Cumhuriyet Okurları

    2021 Tüm Emekli Sen

    AnTiYap- Ankara Tiyatro Yapımcıları Derneği

    Çekül Vakfı Ankara Temsilciliği

    AFSAD

    Ankara VARTO-DER

    Batıkent İlkyerleşim Mahalle Meclisi

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara’da zamlara tepki: Elektrik şirketleri kamulaştırılsın -VİDEO

    Ankara’da zamlara tepki: Elektrik şirketleri kamulaştırılsın -VİDEO

    PİRHA- Tüketici Hakları Derneği’nin çağrısıyla bir araya gelen demokratik kitle örgütleri, elektrik faturalarına yapılan fahiş zamlara tepkilerini dile getirdi. Faturalarını yakan eylemciler yaptıkları açıklamada; “Elektriğe yapılan yüksek zam tüketicilerin belini bükmüş, karanlıkta ve soğukta yaşamaya mahkûm etmiştir. Tüm elektrik üretim ve dağıtım şirketlerinin kamulaştırılsın” dedi.

    Ankara’da Tüketici Hakları Derneği’nin (THD) çağrısıyla bir araya gelen demokratik kitle örgütleri, elektrik faturalarına yapılan fahiş zamlara tepkilerini dile getirmek için Sakarya Caddesi’nde basın açıklaması yapmak istedi.

    Eylem öncesi alana gelen polis, Sakarya Caddesi’nde açıklama yapılmasına izin vermedi. Polis engeline tepki gösteren Demokratik kitle örgütleri, Adakale Sokak’a doğru ilerledi. Açıklamalarını burada yapan örgütler, ‘Zamlar geri alınsın enerji üretim ve dağıtımı kamulaştırılsın’ pankartı açtı.

    Örgütler adına yapılan açıklamayı Tüketici Hakları Derneği Başkanı Turhan Çakar okudu.

    “ELEKTRİK EN TEMEL KAMUSAL HİZMETLERDEN BİRİDİR”

    1 Ocak tarihi itibariyle elektriğe Cumhuriyet tarihinin en yüksek zammının yapıldığını belirten Çakar, şunları dile getirdi:

    “Elektrik tüm mal ve hizmet üretiminin en temel girdisidir. Elektriğe yapılan yüksek zam iğneden ipliğe her şeyin fiyatının yükselmesine neden olmaktadır. Elektrik en temel kamusal hizmetlerden biridir. Bu nedenle ucuz ya da ücretsiz elektrik tüketimi temel bir tüketici hakkıdır. Elektriğe yapılan yüksek zam tüketicileri karanlıkta ve soğukta yaşamaya mahkûm etmiştir. Esnaf ve küçük üreticileri çok zor durumda bırakmıştır. Yüksek elektrik zammından dolayı, özellikle de dar gelirli, yoksul ve geliri olmayan tüketiciler evlerindeki cihazları çalıştıramıyor. Pahalı elektrik, yoksul, işsiz ve çaresiz vatandaşların çocuklarının akşamları evde ders çalışmalarında ve bilgisayar kullanmalarında kısıtlayıcı etki yapmaktadır. Solunum cihazına bağlı olarak yaşamak zorunda olan yüzbinlerce dar gelirli, yoksul ve çaresiz vatandaş çok zor durumda bırakılmıştır.”

    “ÖZEL ELEKTRİK ÜRETİM VE DAĞITIM FİRMALARI TÜKETİCİLERİ MAĞDUR EDİYOR”

    Özel elektrik üretim ve dağıtım firmalarının elektrikteki kayıp ve kaçakları giderme taahhütlerini yerine getirmediğini ifade eden Çakar; “Bu nedenle, toplumun tüm kesimlerini yüksek elektrik zamlarına ve fiyatına mahkum etmiştir. İlgili devlet yetkilileri ve kurumları bu duruma seyirci kalmış müdahale etmemiştir. Elektrikteki kayıp kaçak oranı kurumları bu duruma seyirci kalmış ve müdahale etmemiştir. Kayıp kaçak bedeli ise tüketicilerin sırtına yüklenmiştir. Faturalarda yer alan enerji tüketim bedeli içine gizlenen ve elektrik tüketenlerin sorumlu olmadıkları kayıp-kaçak bedelini, dağıtım bedelini, iletim bedelini, perakende satış hizmet bedelini, sayaç okuma bedelini tüm toplum kesimleri ödemeye mahkum edilmiştir. Faturada gizlenmiş olan ve bedelini ve KDV’si de alınan söz konusu bu bedeller önemli bir miktar oluşturmaktadır. Özel elektrik üretim ve dağıtım firmalarının tüketicileri, esnafı ve küçük üreticileri mağdur etmeleri, ilgili kamu kuruluşları ile yetkililerin bu duruma seyirci kalmaları ve müdahale etmemeleri kamu yararına, tüketici haklarına, hukuka insan haklarına adalete ve sosyal devlet anlayışına aykırıdır” şeklinde konuştu.

    “ELEKTRİK ÜRETİMİ YENİLENEBİLİR YERLİ KAYNAKLARA DAYALI OLMALI”

    Elektrik üretiminin yüzde 50’ye yakınının ithal doğal gaz ve ithal kömürden üretildiğini söyleyen Çakar, elektrik üretiminin güneşe, rüzgara, suya ve diğer yenilenebilir yerli kaynaklara dayalı olması gerektiğini aktardı. Çakar, tüketicilerin taleplerini şöyle sıraladı:

    “-Elektrik zamları ve kademelendirme kaldırılsın.

     -Özel elektrik üretim ve dağıtım firmaları acilen kamulaştırılsın.

     -Elektrik üretimi ve dağıtımında kamu yararı ön plana alınsın.

     -Elektrikteki yüzde 18 KDV yüzde 1’e indirilsin.

     -Solunum cihazı ile yaşamak zorunda olan dar gelirli, hiç geliri olmayan ve çaresiz yurttaşların tükettiği elektrik bedelinin tamamı kamu tarafından karşılansın.”

    Yapılan açıklamanın ardından elektrik ve doğal gaz faturalarını yakan eylemciler, ‘Zamlar geri alınsın’, ‘Zam, zülüm, işkence işte AKP’ sloganlarıyla eylemlerini sonlandırdı.

    PİRHA/ANKARA

  • Seyit Rıza ve arkadaşlarına Ankara’da anma: Dersim planlı bir katliamdır-VİDEO

    Seyit Rıza ve arkadaşlarına Ankara’da anma: Dersim planlı bir katliamdır-VİDEO

    PİRHA- Ankara’da bulunan demokratik kitle örgütleri, Seyit Rıza ve arkadaşlarının andı. Etkinlik kapsamında gerçekleştirilen panelde konuşan Tarihçi-Yazar Mehmet Bayrak, “Dersim planlı bir katliamdır ve Cumhuriyet tarihinin en büyük soykırımıdır” dedi.

    Dersim direnişinin öncülerinden Seyit Rıza ve arkadaşları katledilmelerinin 84’üncü yılında Ankara’da anıldı.

    Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçiler Sendikası (Tüm Bel-Sen) binasında yapılan anma, katledilenler için çerağ uyandırma ile başladı. Ardından katledilen Seyit Rıza ve arkadaşları için dara duruldu.

    Etkinliği düzenleyen Ankara Dersimliler Derneği, Ankara Vartolular Derneği, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Ana Fatma Cemevi, Devrimci Parti, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara İl Örgütü, İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, Karakoçan ve Yöresi Derneği, Kürdistan Komünist Partisi (KKP), Partizan, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Ankara İl Örgütü, Yeşil ve Sol Parti Ankara ve 78’liler Girişimi Ankara Şubesi adına okunan ortak basın açıklamasını Dersimliler Derneği Başkanı Yaşar Kılavuz okudu.

    “DERSİM ARŞİVLERİ AÇILSIN”

    Kılavuz, Seyit Rıza’nın “Ben sizin yalan hilelerinizle baş edemedim bu size dert olsun, ben de sizin önünüzde diz çökmedim buda size dert olsun!” sözleriyle konuşmasına başlarken şu şekilde devam etti:

    “Dersim halkı hala direnmeye ve asimilasyon politikalarına karşı durmaya çalışıyor. Bugün Dersim’in ormanları yakılıyor. Barajlar, HES’ler ve madencilikle doğası yok ediliyor. Türkiyeli devrimcilere, sosyalistlere ve Kürtlere karsı yapılan soykırımlar ile tüm muhaliflere diz çöktürmeye çalışıyorlar ama geçmişte yaptıkları politikaları bu toplum nasıl boşa çıkartı ise yine boşa çıkaracaklardır. 2009 yılında verilen sözler, yapılan özürlerin günümüzde hiçbir anlamı olmadığını biliyoruz. Samimi olmayan bir özrü, Dersimliler de dostları da kabul etmemiştir. 84’üncü yılında geçmişte yaptığımız açıklamalar ile yaptığımız talepler hala geçerlidir. Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalı, Hakikatleri İnceleme ve Araştırma Komisyonu kurulmalı, Dersim katliamı tüm yönleri ile birlikte açığa çıkarılmalı, baraj, HES projeleri ve madencilik faaliyetlerine son verilmeli. Köylerimizin Kürtçe isimleri geri verilmeli, kayıp çocuklarımızın, evlatlık verilenlerin ve sürgünlerin akıbetleri açıklanmalı, devlet arşivleri süzgeçten geçirilmeden olduğu gibi tüm çıplaklığı ile açılmalıdır.”

    “DERSİM COĞRAFYASINDA HALA KATLİAM YERLERİNDEN KEMİKLER ÇIKIYOR”

    Yapılan ortak açıklamanın ardından “84. Yılında Kefensiz Yatan Canlarımızı Anıyoruz” başlıklı panel düzenlendi.

    Panelde ilk olarak Dersimliler Derneği üyesi Hatice Çevik söz aldı. Çevik, Dersim’de katledilen çocukların ve kadınların yaşadıklarına değinerek; “Dersim coğrafyasında hala katliam yerlerinden kemikler çıkıyor. Birçok canımızın yerini bilmiyoruz. En son yapılan araştırmalar yüzün üzerinde katliam bölgesi olduğu ve buralarda çocukların kadınların daha çok katledildiği tespit ediliyor. 37-38’de mağaraya sığınan kadın ve çocuklardan bahsediyoruz. İnsanlar o dönemde dere kenarlarında toplu şekilde katlediliyor. Kalanlar ise kara vagonlarla bilmedikleri inançların, kültürlerin bulunduğu alanlara gönderiliyorlar. O zaman ki öteki olmak daha vahimdi. Mağaralara bakıldığında kadınlar ve çocuklara dair hakikatler var. Kadınlar, çocuk ağlamasını askerler duymasın diye göğsüne bastırırken, öldürdüğünü biliyoruz. Yaşam devam ediyor gibi gelse de yaşam çok sağlıklı bir şekilde devam etmiyor. Hala Dersim’in kayıp kızlarının akıbetleri hala bilinmiyor. Tecavüze mi uğradılar, katledildiler mi meçhul. Arşivler hala kapalı. Her yıl arşivlerin açılmasını istiyoruz. Evlatlık verilen kız çocukları hayal meyal geçmişlerini hatırlıyorlar. Bu gerçeklerle yüzleşilmesi gerekir” şeklinde konuştu.

    “TÜRKİYE TARİHİ DİNSEL TEMİZLİK, TEK TİPLEŞTİRME VE TÜRK-İSLAMLAŞTIRMA TARİHİDİR”

    Panelin ikinci kısmında ise Tarihçi-Yazar Mehmet Bayrak, söz aldı. Bayrak, Dersim’e ‘Tunceli’ isminin verilmesinin de bir hakaret olduğunu belirterek Mustafa Kemal’in o dönemde Kürtlere verdiği sözlerin inkarının girişimlerinin 1920’li yıllarda başladığını ifade etti. Bayrak, ardından şunları dile getirdi:

    “Mustafa Kemal 1919’da Amerikan asıllı ajan Fransız gazeteciyle yaptığı gizli görüşmeler 1920, 1921 yıllarında görüştü. Kemalist kadroların yüzde 95’i eski İttihatçı kadrolardır. Yakın dönem tarihimizi iyi incelememiz gerekiyor. Devlet açık planda ret ve inkârcı gizli planda itiraf ve kabulcüdür. En azından son 120 yıllık Türkiye tarihi etno-dinsel temizlik, tek tipleştirme ve Türk-İslamlaştırma tarihidir. Abdülhamit Dönemi’nde Êzidî köylere zorla camii yaptırması gibi bugün de Êzidî bölgelerine zorla cami yaptırılıyor. O Abdülhamit, bu AKP. Zihniyette değişiklik yok. 1915 Ermeni Soykırımı, Süryani, Ezidî Kürt soykırımı, gizli anlaşmalardan sonra Rumların da ipleri çekildi. Kürtler kalmıştı. Lozan’ın bedeli Kürtlere ödetildi. Lozan ile birlikte Kürt coğrafyası 4’e bölündü. 1921 Anayasa’sına özerklik ve eşitlik maddeleri konuldu. 1922 yılında Meclis’te gizli görüşmelerde “özerklik” kanunu geçirildi.”

    “DRSİM’İN ARAŞTIRILMASI İÇİN KOMİSYON KURULDU AMA İŞLEMİYOR”

    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu sıkıştırmak için gösterdiği “Dersim Belgesi”ni hatırlatan Bayrak, “O belgede 13 bin 500 kişinin katledildiği yazıyordu. Kılıçdaroğlu da ‘Madem öyle açın Dersim arşivini’ dedi. Meclis’te Dersim’in araştırılması için bir çalışma grubu oluşturuldu. Arşiv oluşturulması için komisyon kuruldu. Sordum o zaman 40 bin belge toplandığını söylendi. Ben gittiğimde komisyona Genel Kurmay, MİT, Dışişleri belgeleri göndermiş mi diye sordum. Ancak gönderilmediğini gördüm. Ancak bunlar belgeleri gönderirse, Dersim arşivi olur. Bana o zaman elimde olmayan iki fotoğraf gösterdiler. Bunlardan birinde Dersimliler bir tarlada toplanmış, kurşuna dizilmek üzere bekletiliyor, diğerin de de açık arazide Dersimliler toplanmış, trenlerle sürgüne gönderilmek üzere. Bu iki fotoğraf için bizden dilekçe aldılar. Hala incelemek için bekliyorum” dedi.

    “DERSİM TAMAMEN PLANLI BİR KATLİAMDIR”

    Alevilerin ve Kürtlerin tarihinde 7 uğursuz ‘T’ olduğunu ifade eden Bayrak son olarak şunları dile getirdi:

    “Bunlar tedip, tenkil, taqtil, tehcir, temsil, temdin, tasfiye gerçekleştirilmişti. Tedip, askeri harekatla hizaya getirmedir. Tehcir, sürgün, temsil, asimilasyon demektir. Temdin, medenileştirme. Devletin resmi mezhebi Hanefiliktir. 1925’de Diyanet İşleri kurulduğunda Mustafa Kemal, Kur’an tefsiri yapılacak, Aleviliğe yer verilmeyeceği gibi Şafiilik de yer almayacak diyor. 1925 katledilen insanların sayısı 15 bin 500’tür. Türkiye nüfusu o zaman 12 milyondur. Türk Devleti o zaman 16 filoluk zehirli gazla müdahale ediyor. Ağrı-Zilan’da sayı bilinmiyor. Dersim tamamen planlıdır. 1935’te Tunceli diye bir il oluşturuldu. Dersim coğrafyası büyük bir eyalettir. Parçalama ve yönetme politikası kapsamında küçük bir il oluşturuldu. Oraya Korgeneral rütbesinde bir Vali’nin atanmasını İsmet Paşa istiyor. 1936’da Celal Bayar’da aynı şeyleri onaylıyor. 1936’da aşiretlerin silahları toplandı. Silahları toplayan Umumi müfettişlikler (sömürge) valilikleridir. Devlet kimde ne kadar silah olduğunu biliyor. Çünkü Osmanlı döneminde Ruslara karşı devlet veriliyor. 3 kolordu ve iki süvari tümeniyle giriliyor. 1938’de Harbut merkezinde tam teçhizatlı kolluk kuvvetleri yürüyüş yapıyor. 40 bin kişidir. Tüm batılı devletlerin büyükelçileri, Hava, Kara ateşeleri loca da izliyor. Ders alınması gereken önemli hususlardır. Dersim soykırımdır. Cumhuriyet tarihin en büyük soykırımıdır.”

    Gerçekleştirilen anma, panelin ardından çerağ sırlama ve deyişlerle sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Diyarbakır’da ırkçı saldırı protesto edildi: Irkçı saldırılar adli vakalar olarak gösterilemez- VİDEO

    Diyarbakır’da ırkçı saldırı protesto edildi: Irkçı saldırılar adli vakalar olarak gösterilemez- VİDEO

    PİRHA- Diyarbakır’da demokratik kitle örgütleri 7 kişinin hayatını kaybettiği Konya’daki katliama ilişkin basın açıklaması yaparak ırkçı saldırıyı kınadı. Eylemde yapılan açıklamada; “Yaşanan nefret söylemli ve ırkçı saldırıların salt adli vakalar olarak gösterilmesini eleştiren, yaşanacak daha vahim olaylara dair kaygı paylaşan, alınması gereken tedbir ve önlemleri hatırlatan ve etkin bir soruşturma talebinde ısrarcı olan STK’ların bu talepleri her defasında görmezden gelindi” denildi.

    Konya’nın Meram ilçesinde Karslı Kürt aileden 4’ü kadın 7 kişinin katledildiği ırkçı saldırıya ilişkin tepkiler devam gelmeye devam ediyor. Diyarbakır’da da 25 kurum ve STK’nin katıldığı bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Açıklamada sık sık ‘Faşizme karşı omuz omuza’, ‘Hak hukuk adalet, direnerek gelecek’ sloganları atıldı.

    Koşuyolu Parkı İnsan Hakları Anıtı önünde yapılan açıklama Türkçe ve Kürtçe olarak okundu.

    Türkçe yapılan açıklamayı İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi Genel Başkanı Abdullah Zeytun okurken, Kürtçe metni ise Elektrik Mühendisleri Odası Diyarbakır Şubesi Eş Başkanı Sorgül Aytek Avşar okudu.

    “ETKİN YARGISAL FAALİYETTE BULUNULMAMIŞTIR”

    İHD Diyarbakır Şubesi Genel Başkanı Abdullah Zeytun okuduğu açıklamada saldırıyı gerçekleştirenlerin serbest bırakıldığını hatırlatarak şunları ifade etti:

    “Bu saldırganlar daha önce tutuklanmış ve tutuklanan şüphelilerden 4’ü değişik tarihlerde bırakılmıştır. 12.05.2021 tarihli saldırıdan sonra, saldırının mağduru Kürt aileye yönelik koruma kararı alındığı halde, 30.07.2021 tarihinde kamuoyuna yansıdığı üzere ırkçı saiklerle gerçekleştirilen saldırıda maalesef 7 kişi katledilmiştir. Son zamanlarda Kürt kimliği ve Kürtçe dilinin kullanımı gerekçe gösterilerek gerçekleşen saldırılara daha önce Sivil Toplum Örgütleri olarak dikkat çekmiş, yaşanan saldırıların; yıllardır süregelen toplumsal, ekonomik ve siyasi politikalardan bağımsız olmadığı, toplumsal kutuplaşmaya sebep bu saldırıların münferit ve salt adli olaylar olarak görülemeyeceği, şiddet dili ve politikalarına eklenen ayrımcı uygulamaların, saldırılar karşında kolluk güçlerinin önlemler hususunda zaafiyet göstermesinin etkin yargısal faaliyette bulunulmamasından kaynaklandığı defaaten kamuoyuyla paylaşılmıştı.”

    “IRKÇI SALDIRILAR ADLİ VAKALAR OLARAK GÖSTERİLEMEZ”

    Özellikle de son yıllarda ülkeye ve siyasi hayata kutuplaştırıcı dilin hakim olduğunu dile getiren Zeytun şunları kaydetti:

    “Bu yönlü nefret söylemli ve ırkçı saldırıların oluşumuna etki ettiği, kullanılan bu ayrımcı dilin, toplumda telafisi olmayan olaylara zemin sunacağı her fırsatta dile getirilmiştir. Maalesef bütün bu uyarılara rağmen ısrarlı bir şekilde yaşanan bu vahim hadiseler, gerek mülki amirler gerekse adli makamlarca münferit birer adli vaka olarak görülmeye/gösterilmeye çalışılmış ve bütün resmi açıklamalarda bu yönde yapılmıştır. Yaşanan nefret söylemli ve ırkçı saldırıların salt adli vakalar olarak gösterilmesini eleştiren, yaşanacak daha vahim olaylara dair kaygı paylaşan, alınması gereken tedbir ve önlemleri hatırlatan ve etkin bir soruşturma talebinde ısrarcı olan STK’ların bu talepleri her defasında görmezden gelinmiş ve hatta STK’lar hedef haline getirilmiştir. Yaşanan son olayla Türkiye’de yaygınlaşan nefret söyleminin, kolluk güçlerinin bu tür olaylardan sonra gerekli güvenlik önlemlerini alma konusundaki yetersizliği ve etkin yargısal faaliyette bulunulmamasının bu katliamlara davetiye çıkardığını bir kez daha görmüş bulunmaktayız.”

    “BİR ARADA YAŞAMA KÜLTÜRÜNÜ ZEDELEYEN SÖYLEMLERDEN VAZGEÇİLMELİ”

    Aşağıda imzası olan kurumlar olarak öncelikle bu katliamda yaşamını yitiren aileye ve yakınlarına baş sağlığı dilediklerini belirten Zeytun son olarak şunları aktardı:

    “Kürtlere yönelik yaşam hakkı başta olmak üzere ağır insan hakları ihlallerine yol açan bu saldırıları kınıyoruz. Kürt kimliği ve Kürtçe dilini kullanmaktan kaynaklı her türlü ırkçı saldırılara zemin hazırlayan toplumsal barışı ve bir arada yaşama kültürünü zedeleyen politikalardan ve söylemlerden vazgeçilmesini, ırkçı saldırıların önüne geçmek için herkesi ortak tepki koymaya davet ediyor, etkin bir şekilde bütün yönleriyle soruşturmanın yürütülerek faillerin cezalandırılmasını, ihmali olan kamu görevlileri hakkında da idari ve adli soruşturmaların başlatılmasını talep ediyoruz.”

    Basın açıklamasında imzası bulunan kurumlar:

    Diyarbakır Barosu

    Diyarbakır Ticaret Ve Sanayi Odası (DTSO)

    Diyarbakır Ticaret Borsası (DTB)

    İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi (İHD)

    TMMOB Diyarbakır İl Kordinasyonu

    Hak İnisiyatifi Diyarbakır Temsilciliği

    Diyarbakır Tabip Odası

    Diyarbakır Sanayici ve İş İnsanları Derneği (DİSİAD)

    Doğu ve Güneydoğu İş Kadınları Derneği (DOGUNKAD)

    Ortadoğu Sanayici ve Girişimci iş İnsanlar Derneği(OSGİAD)

    Diyarbakır Serbest Muhasebeci Mali Müşaviler Odası (DSMMMO)

    Güneydoğu Tekstil, Sanayi ve İş İnsanları Derneği (GÜNTİAD)

    Diyarbakır Kadın Meclisi TOBB Kadın Girişimciler Kurulu

    Amed Kesk Şubeler Platformu

    Disk Bölge Temsilciliği

    Türkiye insan Hakları Vakfı Diyarbakır Temsilciliği (TİHiV)

    Özgürlük için Hukukçular Derneği Diyarbakır Şubesi

    Diyarbakır Eczacı Odası

    Diyarbakır Diş Hekimleri Odası Diyarbakır Veteriner Hekimler Odası

    Sosyal Hizmetler Uzmanı Derneği

    Rosa Kadın Derneği

    Rengarenk Umutlar Derneği

    Mezopotamya psikologlar inisiyatifi

    PİRHA/DİYARBAKIR

     

  • Ankara Dersimliler Derneği: Dersim dinmeyen acı, kapanmayan yaradır!

    Ankara Dersimliler Derneği: Dersim dinmeyen acı, kapanmayan yaradır!

    PİRHA-Ankara Dersimliler Derneği, Dersim Soykırımı’nın 84. yılında yazılı bir açıklama yaparak; “Bu katliam devlette hâkim olan tekçi ve gerici zihniyetin eseridir. İnsanlarımızın belleğinde en ağırlıklı yeri alarak yüreklerimizde tesellisi olmayan ve kabul edilemez bir yaradır” dedi. Açıklamaya Ankara’da bulunan birçok siyasi parti ve demokratik kitle örgütü de destek verdi.

    Ankara Dersimliler Derneği yaptığı yazılı bir açıklamayla 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda alınan kararla Dersim’e bir harekât düzenlenerek gerçekleştirilen soykırımın 84. yılında katledilenleri anarak, katliamcıları kınadı.

    Ankara Dersimliler Derneği, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube, Ankara Vartolular Derneği, AKA-DER, İnsan Hakları Derneği Ankara Şube, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ankara İl Örgütü, Yeşiller ve Sol Parti, Kürdistan Komünist Partisi, Birleşik Devrimci Parti, SYKP Ankara İl Örgütlenmesi, Partizan Ankara Örgütlenmesi, SMF, EMEP Ankara İl Örgütlenmesinin imzalarıyla destek verdikleri açıklamada, “Bu katliam devlette hâkim olan tekçi ve gerici zihniyetin eseridir” vurgusu yapıldı.

    “DERSİM HALKI ZALİMCE BİR ASİMİLASYONA TABİ TUTULDULAR”

    Irkçı zihniyetin, 1935 yılında çıkarılan ‘Dersim Kanunu’ ile birlikte Osmanlı Dönemi’nde yapılamayan ‘Dersime Sefer Olur Zafer Olmaz’ hesabını kapatmaya çalıştığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “4 Mayıs 1937’de toplanan Bakanlar Kurulu Tunceli Tenkil harekâtına dair bir karar alır. Kararda Dersim’in imha edilmesi geride kalanların sürgün edilerek Dersim’in bitirilmesi öngörülür. Bu kararla birlikte Dersim’de tarihte eşine az rastlanır bir katliam gerçekleştirildi. Bu karar ile birlikte Dersim’de taş üstünde taş bırakılmadı. Alınan karar amacına uygun bir şekilde yerine getirildi. Dersim’in önde gelen Pirleri cezalandırılmış ve bununla da yetinilmeyerek halkın da aynı şekilde cezalandırılması gerekiyordu ve istedikleri oldu. Dersim halkı katliamla yok edildi, kalan sağları da Türkiye’nin farklı coğrafyalarına sürgün edilerek, zalimce bir asimilasyona tabi tutuldular. 4 Mayıs kararı Dersimliler için bir kara gündür ve bu kara günü hiç unutmadılar ve unutmayacaklar.”

    “GÜNÜMÜZDE YARAMIZ HALA KANAMAYA DEVAM ETMEKTEDİR”

    ‘4 Mayıs Kararı, kutsal Munzur suyunun günlerce kan akması ve kadınların zalimlerin eline geçmemek için kendi canlarına kıymasıdır’ denilen açıklamanın devamında, “Bu katliam devlette hâkim olan tekçi ve gerici zihniyetin eseridir. İnsanlarımızın belleğinde en ağırlıklı yeri alarak yüreklerimizde tesellisi olmayan ve kabul edilemez bir yaradır. Günümüzde yaramız hala kanamaya devam etmektedir. Tekçi ve gerici zihniyet kendi istediği kalıplara uymayan hiç kimseye yaşam hakkı tanımamaktadır. Yine 1994 yılında köylerin yakılıp boşaltılması ile 1938 katliamını aratmayan bir zulümden geçmiştir. Dersim 38’de sürgün edilenlere tanınan yaşam alanları doksanlı yıllarda, evleri barkları yakılarak kapının önüne konmuş ve hiçbir yaşam hakkı ve alanı tanınmamıştır. Zulmün kimseye bir faydası olmaz. Bu suç mazlum halkların suçu değildir. Tekçi ve gerici iktidarların suçudur. Dersimli bir ana bu zulmü şöyle dile getirmektedir: ‘Taş olsaydım çatlardım, toprak oldum içime attım.’
    Dersim’de ateş su ile söndürülmez. Suyun da bir canı olduğuna ve ateşe dökülünce canının yanacağına inanılır. İşte suyun bile canına Hak hatır tanıyan bu inanç coğrafyası, serçeşmesi baştan sona kana boğuldu” denildi.

    TALEPLER BİR KEZ DAHA DİLE GETİRİLDİ

    Yapılan açıklamada son olarak “Katliamın 84. yıl dönümünde hakikat ve özgürlük uğruna hakka yürüyen canlarımızı saygı ile anıyoruz ve katledilen canlarımızı unutmadık, unutturmayacağız diyoruz”denilerek şu talepler dile getirildi:

    – TBMM’de ‘Dersim 1937-38 Tertelesi Araştırma Komisyonu’ kurulmadır.

    – Dersim üzerinde yürütülen inkâr ve asimilasyon politikalarına son verilmelidir.

    – 4 Mayıs’ın Dersim 38 Tertelesi günü olarak kabul edilmelidir.

    – Arşivler açılıp devlet katliamla yüzleşmelidir.

    – Dersim ismi iade edilip Dersim halkından özür dilenmelidir.

    – Evlatlık olarak verilen çocukların akibeti hakkında bilgi verilmelidir.

    – Seyit Rıza ve dava arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalıdır.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Demokratik kitle örgütleri 77 1 Mayıs’ında hayatını kaybedenleri andı

    Demokratik kitle örgütleri 77 1 Mayıs’ında hayatını kaybedenleri andı

    PİRHA-Demokratik kitle örgütleri, 1977 1 Mayıs’ında hayatını kaybedenleri andı. Anma, Taksim Meydanı’nda bulunan Kazancı Yokuşu’nda gerçekleştirildi.

    “Kanlı 1 Mayıs” olarak adlandırılan 1977’deki 1 Mayıs’ta hayatını kaybedenleri anma etkinliğine, Halkların Demokratik Partisi (HDP), 78’liler Girişimi, Demokratik Aleviler Derneği (DAD), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Yeşil Sol Parti katıldı. Hayatını kaybedenlerin fotoğraflarının taşındığı anma saygı duruşuyla başladı.

    “HALKA KARŞI SUÇ İŞLEYENLER, HALKIN İTİRAZLARINI DUYMAK İSTEMİYORLAR”

    Ortak açıklamayı 78’liler Girişimi’nden İsmail Ağan, okudu.

    AKP iktidarının 2010 Anayasa referandumundan önce, 1 Mayıs 1977, 1978 Maraş ve 1980 Çorum Katliamlarını araştırmak için Meclis bünyesinde bir “Adalet Komisyonu” kurulacağı vaatlerinde bulunduğunu söyleyen Ağan, katliamların suçlularının ortaya çıkarılmadığını ifade etti. Ağan,  “Çok geçmeden anlaşıldı ki iktidar, Anayasa referandumu sonuçlarını etkilemek için siyaset yapıyor. Halkın acılarını politik gündem malzemesi yapmak adaletsizliktir” diye belirtti.

    Taksim Meydanı’nın kamusal bir alan olduğunu ifade eden Ağan, “Dünyanın her ülkesinde böyle alanlar var. Modern zamanların kamusal alanları bu gibi meydanlardır. Çağdaş insan itiraz eden insandır. Egemen muktedirler, halka karşı suç işleyenler, halkın itirazlarını duymak istemiyorlar, kamusal özgürlük alanlarını yasaklıyorlar. Taksim Meydanı’nın kamusallığını bitirmek istiyorlar” dedi.

    “BİLİNSİN VE DUYULSUN Kİ 1 MAYIS, İŞÇİ SINIFININ BAYRAMIDIR”

    HDP milletvekili Musa Piroğlu ise salgının 1 Mayıs’ı yasaklamanın gerekçesi olarak kullanıldığını dile getirerek, “Biz bütün salgın döneminde öğrendik sefalet ve yasak sadece işçiler için var. Taksim 1 Mayıs Meydanı’dır. Burada yapılan anma 1 Mayıs’ı hangi bedellerle kazanıldığının göstergesidir. İşçi sınıfı 1 Mayıs’ı uğruna can vererek kazanmıştır. Bilinsin ve duyulsun ki 1 Mayıs işçi sınıfının bayramıdır. İşçi sınıfının mücadele günüdür. Onun uğrunu bedel ödeyenler bedel ödemekten kaçınmazlar” dedi.

    Anma, Kazancı Yokuşu’na karanfiller bırakılmasıyla sona erdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • ‘OHAL hâlâ niye devam ediyor?’-VİDEO

    ‘OHAL hâlâ niye devam ediyor?’-VİDEO

    PİRHA- Ankara’da demokratik kitle örgütleri, OHAL’e hayır demek için basın açıklaması yaptı. Alevi kurumlarının, edebiyatçıların, akademisyenlerin, şair ve yazarların da imza verdiği basın açıklamasında hükümete seslenilerek “OHAL’e hayır, OHAL’i kaldırın” denildi. 

    Haberin Videosu

    Ankara’da demokratik kitle örgütleri tarafından OHAL’e hayır basın açıklaması yapıldı.

    Açıklamada, “15 Temmuz 2016 darbe girişiminin hemen ardından iktidar, 20 Temmuz’da bütün hakları askıya alan sivil darbe niteliğindeki OHAL sürecini başlattı. Sözde, darbe sorumlularının devletten temizlenmesini sağlamak için ilan edilen OHAL her üç ayda bir uzatılarak devam ettiriliyor. Bu sırada yurt içindeki bazı sorumlular yakalandı, hukuksal süreç işliyor. O halde OHAL hâlâ niye devam ediyor? Beşinci kez uzatılmasının sebebi ne? Temel yurttaşlık haklarını gaspeden bu uygulama daha ne kadar sürecek?” diye soruldu.

    “OHAL HALKIN MEMNUNİYETSİZLİĞİNİ KULLANMAK İÇİN KULLANILIYOR”

    “Sosyal devlet olduğu ileri sürülen bir rejimde, dört gençten birinin işsiz olduğu ve işsizlik oranlarının giderek yükseldiği koşullarda, OHAL halkın memnuniyetsizliğini bastırmak için açık bir şekilde kullanılıyor” denilen açıklamada şunlar belirtildi:

    “İktidarın uyguladığı neoliberal iktisat politikaları ile tarım neredeyse çöktü, üretici kan ağlıyor, en temel ihtiyaç maddeleri –yiyecek başta olmak üzere- ateş pahası, fabrikalarımız susturuldu, her şeyimizi ithal ediyoruz. Bu koşullar altında Cumhurbaşkanı “OHAL sayesinde grevleri durdurduk” diyebiliyor. OHAL fırsatçılığı ile açıkça işçinin karşısında sermaye korunmaya devam ediliyor. OHAL ileri sürülerek, yurttaşın en doğal hakkı olan barışçıl protestolara, maaşları biz yurttaşların vergileriyle ödenen kolluk güçleri, yine bizlerin vergileriyle satın alınmış, insan sağlığına ciddi zarar veren gazlar püskürterek, copla döverek, yaralayarak ve bazen öldürerek karşılık veriyor. OHAL bahanesi ile kent merkezleri yasaklı alanlar haline getiriliyor ve iktidarın beğenmediği her türlü basın açıklaması sözde güvenlik gerekçesi ile yasadışı ilan ediliyor. OHAL ile iktidar muhalefete karşı uyguladığı gayrimeşru şiddeti hukuki bir zemine oturtuyor. OHAL halkı darbecilerden korumak için değil Tayyip Erdoğan’ı muhalif halktan korumak için kullanılıyor.”

     “LAİKLİĞİ SAVUNMAK SUÇ HALİNE GELDİ”  

    Açıklamada, OHAL bahanesi ile laikliği savunmanın suç haline getirildiği belirtilirken, “Cihatçılar ellerini kollarını sallaya sallaya gezerken laikliği savunanlar halkı isyana teşvik etti diye hapse atılıyor. Bir taraftan eğitim müfredatı bilimsellikten uzaklaşırken diğer taraftan Cumhurbaşkanının ağzından çıkan bir sözle bütün sınav sistemi değişiyor, milyonlarca öğrenci mağdur ediliyor. Müftülere nikâh kıyma yetkisini veren kadın düşmanı yasa Meclis’te görüşülürken bu yasaya karşı çıkan kadınlara OHAL fırsatçılığı ile saldırılıyor. OHAL kadın düşmanı politikalara engel olmaya çalışan kadınları susturmak için var. Laikliği savunanlara karşı cihatçıları korumak için OHAL var” ifadeleri kullanıldı.

    “ADALETSİZLİĞİ KALICI KILMAK İÇİN Mİ OHAL VAR”

    OHAL’e karşı yapılan açıklamada şunlar dile getirildi:

    “Hukuk devleti olduğu ileri sürülen bir ülkede kanunsuzlukları kanun haline getirmek için mi; binlerce akademisyen, memur ve işçi sorgusuz sualsiz, mesnetsiz ve keyfi uygulamalarla işten atılsın, onlar ve aileleri cüzamlı muamelesi görsün, ‘’sosyal ölüme’’ terk edilsin diye mi var? Hak arayan herkes susturulsun diye mi OHAL var? Parlamento işlevsiz hale getirilsin, milletvekilleri soruşturmalarla baskı altına alınsın, belediyelere, meslek kuruluşlarına kayyumlar atansın diye mi OHAL var? Mahkemeler inandırıcılıktan tamamen yoksun, dayanaksız davaların sergilendiği gösteri alanlarına dönüştürülsün diye mi OHAL var? Yargı hiç olmadığı kadar iktidarın güdümüne girmiş, Cumhuriyet tarihinde adalete duyulan güvenin bu ölçüde sarsıldığı görülmemiştir. Adaletsizliği kalıcı kılmak için mi OHAL var? OHAL uygulamasında devlet erkinin kötüye kullanıldığı açık ve acı bir gerçekliktir. Bu koşullarda yapılmış olan 2017 referandumunun ilan edilen sonuçları iktidar ve destekçilerinden başka kimseye inandırıcı gelmemiştir. OHAL ortamında yapılacak hiçbir seçim topluma güven vermeyecektir. Kaygılıyız. Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetilmek istemiyoruz! Yurttaşlık görevimizi bir kez daha yerine getirerek biz yurttaşlar, uyarıyoruz: OHAL’e HAYIR!  OHAL’i KALDIRIN!”

    İMZALAYAN KURUMLAR

    Ankara Barosu

    Ankara Cumhuriyet Okurları

    Ankara Dayanışma Derneği

    Ankara Divriği Kültür Derneği

    Ankara Tabip Odası

    Alevi Bektaşi Federasyonu

    Birleşik Kamu İş Konfederasyonu

    Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği

    Çağdaş Demokratik Ehlibeyt Eğitim ve Kültür Derneği

    Geri Dönüşüm İşçileri Derneği

    Hacı Bektaş Veli Kültür Derneği ve Cemevi

    Halkçı Düşünce Derneği

    Halkevleri

    Kızılırmak Yerel Dernekler Federasyonu

    Kültür Sanat Emekçileri Derneği

    Mimarlar Odası Ankara Şubesi

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ankara Şubesi

    Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Eğitim ve Kültür Vakfı

    Ozan-Der

    Sosyal Demokrat Avukatlar Derneği

    Sosyal Demokrasi Derneği

    Tüm Yerel Sen

    Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı

    Varto Derneği

    Yurttaş Hakları Derneği

    İMZACI KİŞİLER

    Abdullah Nefes (Şair)

    Arif Sağ (Sanatçı)

    Ataol Behramoğlu (Prof.Dr.,Yazar)

    Barış Terkoğlu (Gazeteci,Yazar)

    Çetin Örgen (Şair)

    Erendiz Atasü (Prof.Dr.,Yazar)

    Feyza Hepçilingirler (Edebiyatçı)

    Figen Çakmakoğlu (Yazar)

    Hüseyin Aygün (Yazar, 24. Dönem Tunceli Milletvekili)

    Hasan Özkılıç (Yazar)

    Kutsal Evcimen (Sanatçı)

    Mehmet Tomanbay ( Prof. Dr., 22 Dönem Ankara Milletvekili)

    Mustafa Karadağ (Yargıçlar Sendikası önceki Genel Başkanı)

    Müge İplikçi (Gazeteci,Yazar)

    Necla Arat (Prof. Dr., 22.Dönem İstanbul Milletvekili)

    Neşe Cehiz (Yazar, Senarist)

    Nejla Kurul (Prof. Dr., Akademisyen)

    Ömer Faruk Eminağoğlu (Yarsav Kurucu Başkanı)

    Sibel Türker (Yazar)

    Veli Saçılık (KHK ile İhraç)

    Zerrin Taşpınar (Şair, Yazar)

    Şükrü Erbaş (Şair)

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Vali ile görüşen heyet yarın Dersim’de orman yangınlarının yaşandığı alanı inceleyecek-VİDEO

    Vali ile görüşen heyet yarın Dersim’de orman yangınlarının yaşandığı alanı inceleyecek-VİDEO

    PİRHA- Dersim’deki orman yangınlarına ilişkin bir araya gelen Alevi örgütleri ve demokratik kitle örgütleri adına oluşturulan heyet ile Vali arasında yapılan görüşme sonucunda, yarın orman yangının gerçekleştiği Kutuderesi ve Bali deresinde incelemelerde bulunma kararı çıktı. Açıklama yapan Alevi Bektaşi Federasyonu ABF Başkanı Muhittin Yıldız, Dersim Alevi coğrafyasının doğa katliamıyla karşı karşıya olduğunu belirterek, yarın orman yangınlarının olduğu bölgeye gidip incelemelerde bulunacaklarını ifade etti.

     HABERİN VİDEOSU

    Demokratik Alevi Dernekleri DAD, Dersim Dernekler Federasyonu DEDEF ve Alevi Bektaşi Federasyonu ABF’nin çağrısıyla ülkenin birçok yerinde gelip Dersim’de buluşan kitle örgütü temsilcileri Dersim’e geldi.

    Dersim’de kurumlar adına DAD, ABF, DEDEF, Munzur Çevre Derneği, Dersim Ticaret Odası’ndan oluşan heyet, Vali Tuncay Sonel ile görüştü. Yaklaşık 1 buçuk saat süren görüşmede orman yangınlarına bir an önce müdahale edilmesi gerektiği belirtilirken, görüşme sonrası kurum temsilcilerinden oluşan heyetin orman yangınlarının çıktığı alanlarda inceleme yapması kararlaştırıldı. Heyet, Dersim’in katliamla anıldığını belirterek, bu tarihin izlerinin silinmesinin halk ile bütünleşmekle mümkün olacağını söyledi. Dersim’deki bu yılki festivalin yasaklanmasına da değinen heyete Vali Sonel, seneye halkla birlikte bu festivalin yapılabileceği sözünü verdi.

    Görüşme sonrası PİRHA’ya konuşan ABF Başkanı Muhittin Yıldız, valinin görüşmede devletin “rutin” görevini yerine getirdiğini belirtiğini ifade ederek şunları söyledi:

    “ Vali Dersim’deki orman yangınlarıyla, Ege’deki orman yangınlarının aynı düzeyde değerlendirilemeyeceğini belirtti. Bizlerde bunun yanlış olduğunu, Dersim’de geçmişte insan katliamının yaşandığını belirttik. Bugün de doğa katliamı yapıldığını, bizler için doğa katliamıyla, insan katliamının aynı olduğunu ifade ettik. Sadece Dersim’de değil, dünyanın birçok yerinde ‘Dersim’de neler oluyor’ diye sorulduğunu, biz de yarın orman yangınlarının çıktığı alanlara gidip incelemelerde bulunacağız.”

    Sevim Kahraman-Diren Keser/DERSİM

  • Saçılık’tan KESK ve DİSK’e: KHK’ler ekmeğimize göz koymaktır, niçin sokağa çıkmıyorsunuz?-VİDEO

    Saçılık’tan KESK ve DİSK’e: KHK’ler ekmeğimize göz koymaktır, niçin sokağa çıkmıyorsunuz?-VİDEO

    PİRHA – Ankara’da Yüksel Caddesi direnişçilerinden Veli Saçılık, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın cezaevinde devam ettirdikleri açlık grevini ve dışarıda sürdürülen eylemleri PİRHA’ya değerlendirdi. Saçılık, sadece yasalarda yer alan haklarını istediklerini hükümetin de kendilerine gözaltı, sopa ve işkenceyle karşılık verdiğini söyledi. Ayrıca Saçılık, KSK’e, DİSK’e ve  demokratik kitle örgütlerine de OHAL’e karşı çıkmaları için çağrıda bulundu.

    Haberin Videosu

    Yüksel Caddesi direnişçilerinden Veli Saçılık, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nda sosyolog olarak çalışırken KHK ile işinden ihraç edildi. Direnişe cezaevinde açlık greviyle devam eden eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça ile birlikte başlayan Saçılık, sayısız kez gözaltına alındı. Saçılık Yüksel Caddesi’ndeki direnişlerini ve Nuriye ile Semih’in kritik aşamada sürdürdükleri açlık grevini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “NURİYE VE SEMİH’İN SESİ OLACAĞIZ”

    Direnişlerinin açlık greviyle endeksli olduğunu belirten Saçılık, kanun ve yasalarda yer alan haklarını istediklerini, hükümetin de kendilerine gözaltı, sopa ve işkenceyle karşılık verdiğini kaydetti.

    Direnişin bu kadar sürmemesi gerektiğini söyleyen Saçılık, “Bu kadar haklı ve meşru bir direniş toplumda karşılığını bulmalıydı. Aslında bir ölçüde buldu ama kitleselleşme konusunda bazı problemlerimiz oldu” dedi. Hükümetin ‘yiyorlar’ tarzındaki yalanlarına rağmen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın kritik aşamada olduklarını ve şu anda hastanede açlık grevine devam ettiklerini ifade eden Saçılık, Nuriye ve Semih’in sesi olacaklarını, onlar için ve kendi işleri için direneceklerini kaydetti.

    “ÖZGÜRLÜK, DEMOKRASİ VE İŞİMİZİ İSTİYORUZ”

    Saçılık, eylemlerinin ne zaman biteceğine ilişkin şunları söyledi:

    “Ne zaman Nuriye ve Semih açlık grevini kendi iradeleriyle bitirirlerse o zaman direnişimiz biter. Ancak bu direnişin burada bitmesi önemli değildir. Neticede ülkede OHAL var, KHK’ler var. Gün be gün herkes yeniden işinden atılıyor. Buna karşı bizim eylemimiz her alanda ve her şekilde sürecektir. Yani bu eylemin şeklen bitmesi gelecekteki eylemlerimizi tamamen bitireceğimiz anlamına gelmez. Biz özgürlük ve demokrasi istiyoruz. İşimizi istiyoruz. Bunu alana kadar da mutlaka eylemlerimiz sürecektir.”

    “KESK TARİHSEL BİR DİRENİŞ SERGİLEYEMEDİ”

    KESK ve DİSK kitle örgütlerinin genel anlamda OHAL ve KHK’ye tepki verme anlamında problemli davrandıklarını söyleyen Saçılık, şunları belirtti:

    “Daha geçen gün 500 KESK’li ve 1000’e yakın DİSK’li işlerinden ihraç edildi. Ama buna karşı ne bir basın açıklaması ne de bir direniş göremedik. Tarihsel bir saldırı var diye tespit etmişti KESK, ama tarihsel bir direniş sergileyemedi. Bu günden sonra sergileyebilir mi bilmiyorum. Ama bunun böyle gitmeyeceği kesin. Çünkü her an yeni KHK’ler çıkacak ve her an yeni arkadaşlarımız işlerinden ihraç edilecekler. Biz bu OHAL terörünü, bu baskıyı, bu şiddeti kabul etmiyoruz.”

    DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRI YAPTI

    Demokratik kitle örgütlerinin de OHAL baskısını ve terörünü kabul etmemeleri gerektiğinin altını çizen Sosyolog Veli Saçılık, “Ben tekrardan KESK’e, DİSK’e, TMMOB’a bütün demokratik kitle örgütlerine çağrı yapıyorum. OHAL hepimize yönlendirilmiş bir saldırıdır. KHK’ler bizim işimize, ekmeğimize göz koymaktır. Buna karşı biz mücadele etmeliyiz. Sadece Yüksel’de değil, Yüksel’e niçin gelmiyorsunuz sorusu değil, ‘Niçin sokağa çıkmıyorsunuz? Niçin bu OHAL’e karşı yaratıcı ve dirençli fiili ve meşru mücadeleyi sergilemiyorsunuz?’ diye soruyorum. Herkes de bunu mutlaka kendisine sormalı.” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA