PİRHA-Adıyaman Cemevi’nde birçok Alevi örgütü bir araya gelerek cem erkanı yürüttü. Çok sayıda yurttaşın katıldığı erkanda konuşan, Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Hızır’ın toplumsal önemine vurgu yaptı.
Demokratik Alevi Derneği (DAD), Adıyaman’da Hızır Cem’i yürüttü. Ağuçan Ocağı, Şıh Çoban Ocağı, Kureyşan Ocağı, Üryan Hızır Ocağı pirlerinin yürüttüğü ceme, yurttaşların katılımı yüksek oldu.
12 Hizmetin yerine getirildiği cemde, deyişler ve nefesler okunup, semah dönüldü. Cem erkanın ardından Hızır lokması pay edildi.
Dersimde Şex Çoban ocağı evlatlarından Pir İbrahim Kete, “Eğer biz hakikatımızla birleşirsek, birlik beraberliğimizi oluşturursak ve bugün kimsesiz çaresiz bir komşunun, fakirin yardımına koşarsak o zaman onunun Hızırı oluruz. Biz birbirimizin Hızırı olmalıyız. Bizim birliğimiz, beraberliğimiz, sevgimiz ilimle irfanla, faziletle, kültür, birlik ve beraberlikle birbirimizin Hızırı olursak Hızır var olur” şeklinde konuştu.
“ÖTEKİLEŞTİRECEĞİMİZE SEVGİMİZİ PAYLAŞACAĞIZ”
Üryan Xızır Ocağı Pirlerinden Deniz Büyükşahin de, “Yüzyıllardır parçalara bir yerlere savrulduk. Emperyal güçler bizi bölmek için her türlü ayrıştırmayı yapmak istiyorlar. Bu bakımdan bizler birbirimizi çekiştireceğimize, yok sayacağımıza ötekileştireceğimize sevgimizi paylaşacağız” dedi.
“İYİ OLACAĞIZ DİRİ OLACAĞIZ”
DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Alevilik inancının önemine değinerek şu ifadelerde bulundu:
“Bu coğrafya tarihten bu yana çok katliamlar zorluklar gördü. Daha yakın zamanda bir deprem oldu. Doğanın bir işleyişi var kendi içinde döner çarkı pervaz halindedir. Bizler birbirimize iyi olmak, diri olmak için birbirimizin hastalığına şifa olmak için birbirimize el uzattık. Başka da çaresi yoktu bu bize ders oldu. Biz toplumsal hafızamız olan ocak kültürümüz olan pirlerimiz, dinimiz, dilimiz kelimelerimizle kendi geleneğimizi devam ettirirsek o zaman var olur, iri olur, diri oluruz.
Daha dünya yer gök var olmamışken reya hak vardı. Hepimiz bu yolda biraraya geldik. Kaç bin yıldır bir yolumuz var, annelerimiz, babalarımız nenelerimiz dedelerimiz, pirlerimiz mürşitlerimiz yolumuz reya haktır demişlerdi. Bu inanç sadece bizim değil toplumun, doğanın, kurdun kuşun da hakkıdır. Yerin göğün hakkını bilen bir inançtan geliyoruz. Bu inancımızı çocuklarımıza öğretmek zorundayız. Bu inanç ahlaklı bir inançtır, komünal bir inançtır cıvattır cemdir.”
PİRHA-Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri özgür, özerk ve demokratik üniversite talebiyle başlattıkları nöbet eylemlerinin 63. haftasını geride bıraktı. 300. kez bir araya gelen akademisyenler, soğuk ve kar yağışlı havaya rağmen eylemlerini sürdürdü.
Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin her iş günü saat 12.15’te Güney Meydan’da yaptığı nöbet eylemi 63. haftasını geride bıraktı. 300. kez nöbet tutan akademisyenler, soğuk ve kar yağışlı havaya rağmen “Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz” diyerek arkalarını bir kere daha rektörlük binasına döndü.
Akademisyenler haftalık basın açıklamalarında şu ifadelere yer verdi:
“Bugün 18 Mart Cuma. Nöbetimizin 300., direnişimizin 439. günündeyiz. Sizlere basının hâlen alınmadığı, çevresinde polisin ağır silahlarla devriye gezdiği, her köşesinin kameralarla, özel güvenlik güçleri ve sivil polislerce denetlenmeye çalışıldığı, girişlerine yüksek demir parmaklıkların yerleştirildiği kampüsümüzden sesleniyoruz.
Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri olarak özgür, özerk ve demokratik üniversite talebimizi farklı yollarla dile getirmeyi sürdürüyor, mücadelemize idari, akademik ve hukuki düzlemlerde ilk günkü kararlılığımızla devam ediyoruz. Üniversitemizi hedef alan siyasi güdümlü kadrolaşma projesinin bir yılı aşkın bir süredir yaratmış olduğu aleni hukuksuzluklara karşı direniyoruz; hakkımızı aramak için şu ana kadar Danıştay’a ve çeşitli idari mahkemelere yirmiye yakın dava başvurusu yaptık. Son olarak, yüz kırktan fazla Boğaziçi Üniversitesi akademisyeninin katılımıyla, Eğitim, Fen-Edebiyat ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültelerinin seçilmiş ve yasal olarak atanmış dekanlarının YÖK tarafından tek bir kararla, haklarında yürütülen disiplin soruşturması gerekçe gösterilerek görevden alınmasını yargıya taşıdık.
Üç dekanımızın birden görevden alınması üniversitemizi ele geçirmek amacıyla gerçekleştirilmiş hukuksuz uygulamaların en ağırı, siyasi amacı en belirgin olanıydı. Burada birinci derece sorumlular, üç dekanımıza mesnetsiz gerekçelerle soruşturma açan gayrimeşru üniversite yönetimi ve şaibeli görevden alma işlemini yürüten Yüksek Öğretim Kurumu’dur. Kamu üniversitelerinin siyasi amaçlar uğruna tahakküm altına alınma çabasının sadece üniversiteler için değil tüm toplum için telafisi güç zararlar doğuracağını bir kez daha vurgulamak isteriz. Her davamızda hak yerini bulana dek mücadelemiz devam edecek. Diğer taraftan görevlerini liyakat, özveri ve büyük bir sorumlulukla yürütmekte olan dekanlarımızın yerine kurum dışından ve tepeden inme kararlarla atanmış bulunan İrfan Erdoğan, İsmail Boz ve Murat Önder’e de kabul ettikleri pozisyonlara hakkaniyetsiz yöntemlerle gelmiş olduklarını, gayrimeşru bir konumda bulunduklarını ve kabul edilmediklerini hatırlatıyor, kendilerini istifaya davet ediyoruz.
5 Mart’ta, Eğitim, Fen-Edebiyat ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültelerine dışarıdan dekan atanmasının ardından, Boğaziçi Üniversitesi’nin 1988’den günümüze üst yönetiminde aktif rol almış 46 akademisyeni ortak bir bildiriye imza attı. Üniversitemizin liyakate ve demokratik ilkelere dayalı kurumsal yapısının yıpratılamayacağını, seçilmiş dekanlarımızın hukuksuzca görevden alınmasının da kabul edilemeyeceğini beyan eden bu metne 300’den fazla Boğaziçi Üniversitesi akademisyeni imzasını atarak desteklerini bildirdi.”
“ADAMAN’IN GÖREVDEN ALINMASI KABUL EDİLEMEZ”
“İdari pozisyonları ele geçirerek kadrolaşma hevesinde olan gayrimeşru yönetimin müdahale alanını genişletmeye çalıştığını, kurumumuzun katılımcı idari geleneğinin temel yapıtaşları olan kurul ve komisyonları da etkisizleştirmeyi hedeflediğini gözlemliyoruz. Kayyım yönetiminin kurul ve komisyonları kendi iradesine tâbi kılarak hiyerarşik bir düzende yeniden yapılandırma hamlesinin son örneğini Üniversite Yönetim Kuruluna bağlı Engelliler Komisyonuna yapılan müdahalede gördük.
Engelliler Komisyonunun yanı sıra görme engellilere yönelik tam teşekküllü ve Türkiye çapında bir eğitim, teknoloji ve deneyim laboratuvarı olarak hizmet veren GETEM’in kuruluşlarında öncü rol oynayan Fikret Adaman, hiçbir gerekçe gösterilmeden ve komisyon üyelerinin bile haberi olmadan Engelliler Komisyonu üyeliğinden çıkarıldı. Kurul ve komisyonlara yönelik bu türden fütursuz müdahaleler, aynı zamanda direnişin bir parçası olan hocalarımızı cezalandırma amacı da taşımakta. Boğaziçi Üniversitesinin engelli bireylerin üniversite imkânlarına erişimi konusunda örnek bir kurum olmasına büyük katkıları bulunan Adaman’ın böylesine keyfi ve usulsüz bir kararla görevinden alınması kabul edilemez.
Bu dönem de Güney Meydanda gerçekleştirdiğimiz açık derslere devam ediyoruz. SÖZ-101’in açılışını Betül Tanbay’ın 16 Mart günü nöbetten sonra gerçekleştirdiği “Matematik Birleştirir” başlıklı dersiyle yaptık. Kampüslerimizde akademik, sosyal ve kültürel alışverişlere özgürce alan açan diğer tüm etkinlikler gibi SÖZ-101 dersleri de diğer hocalarımızın katılımıyla dönem boyunca devam edecek.
Kampüste cinsel tacizin önlenmesi için mücadele etmeye devam ettiğimizi 17 Mart Perşembe günkü nöbetin ardından duyurduk. Duyuruda cinsel tacize koşulsuz bir biçimde karşı olduğumuzu, bu tür vakaların takipçisi olacağımızı, cinsel taciz veya saldırıya maruz kaldığını düşünen öğrencilerin her koşulda yanlarında olduğumuzu ifade ettik.
“GAYRİMEŞRU UYGULAMALAR SONA ERMELİDİR”
Kampüs içinde dayanışmayla sürdürdüğümüz direnişimize kampüs dışından da kuvvetli bir kamuoyu desteği olduğunu “Konda Barometresi”nin şubat ayına ait raporuyla öğrendik. KONDA Araştırma ve Danışmanlık’ın raporu kapsamında, Boğaziçi Üniversitesine rektör atanma şekli ve öğretim üyelerinin bu konuya dair bir yılı aşkın süredir devam eden itirazları hakkında kamuoyunun görüşleri soruldu. Fikir belirtenlerin yüzde 83’ü, rektör belirleme süreçlerinde ilgili üniversitenin öğretim üyelerine danışılması gerektiğini ifade ederken, yüzde 80’i, kendilerine danışılmadan rektör atanmasına tepki gösteren öğretim üyelerini haklı buldu.
Kamuoyunun bu büyük desteği, 15 aydır devam eden ve gücünü akademik özgürlük, kurumsal özerklik, mesleki liyakat gibi temel, evrensel değerlerden alan mücadelemizin takdir edildiğini gösteriyor. Siyasi hesapları, kişisel ikbal hırslarını değil, hukuku ve kamu yararını gözeten itirazımızın toplumca da paylaşıldığına işaret ediyor. Bu durum, her geçen gün genişleyen dayanışmamızı, demokratik, çoğulcu, katılımcı bir üniversite idealinin gerçekleşmesine dair inanç ve kararlılığımızı kuvvetlendirirken, kendilerini muktedir sananların yalnızlığını bir kez daha ifşa ediyor.”
Her hafta olduğu gibi süregiden hukuksuzluklara dair yaptığımız çağrımızı yineliyoruz:
“Üniversitedeki gayrimeşru uygulamalar bir an önce sona ermelidir. Üniversitemizdeki tüm fakülte dekanları ve enstitü müdürleri seçimle göreve gelmeli ve seçilmiş kurullarla denetlenebilmelidir. Şeffaf ve demokratik yollardan belirlediğimiz Mühendislik, Eğitim, Fen Edebiyat ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri Dekanları, Sosyal Bilimler ve Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürleri bir an önce görevlerine iade edilmelidir. İşlevsizleştirilen Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi ve Cinsel Tacizi Önleme Koordinatörlüğü işinin ehli çalışanlarıyla birlikte bir an önce tekrar faal hâle getirilmelidir.
Naci İnci ve yönetimi ile bugüne kadar hukuksuzca kadrolaşmış tüm isimlerin istifasını talep ediyoruz. Fakülte ve bölüm kararları yok sayılarak işine son verilen ve dersleri iptal edilen meslektaşlarımızın haksızca uzaklaştırıldıkları işlerine iade edilmelerini, ayrıca öğrencilerimiz, akademik ve idari personelimiz hakkında mesnetsiz gerekçelerle açılmış tüm disiplin soruşturmalarının geri alınmasını bir kez daha talep ediyoruz. Üniversitemizi yılmadan ve kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.
Türkiye’de özgür, özerk ve katılımcı ilkelere dayalı bir üniversite ideali gerçekleşene kadar,
PİRHA – TÜM BEL-SEN, kayyum atanan belediyelerdeki politikalar ile 31 Mart seçimlerine sayılı günler kala yapılan kadrolaşma girişimlerine karşı açıklama yaptı. “Belediyelerin içleri boşaltılıp enkaz haline getirilmesine sessiz kalınmayacaktır” denilen açıklamada AKP’nin bölge illerinde kaybedip ‘yağma ve talan’ politikasına başvurduğu da ifade edildi.
Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (TÜM BEL-SEN) belediyelere atanan kayyumlar ile ihraçlara yönelik genel merkez binasında açıklama yaptı. Basın metnini okuyan TÜM BEL-SEN Genel Başkanı Erdal Bozkurt, “Kentlerimiz seçilmişler eliyle değil, atanmışlar eliyle yönetilir hale getirilmiş, zaten yetersiz olan Yerel Demokrasi böylece tamamen ortadan kaldırılmıştır” dedi.
Bozkurt, son iki yılda belediyeler üzerinde yaşananlara dikkat çekerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“OHAL rejimi ile, halkın iradesiyle seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınıp kayyum atanması, yine farklı gerekçelerle büyük metropol illerin de içinde olduğu yerlerde belediye başkanlarının görevden istifa ettirilerek yerlerine atama yapılması, belediye meclislerinin rutin toplantılarının kayyumun çağrısı keyfiliğine bırakılarak fiilen devre dışı bırakılması, Dolayısıyla ülkemizin nüfus yoğunluğu bakımından %60’ına yakının yaşadığı kentlerimiz seçilmişler eliyle değil, atanmışlar eliyle yönetilir hale getirilmiş, zaten yetersiz olan yerel demokrasi böylece tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bu Anti-Demokratik ve hukuksuz uygulamanın gölgesinde atanan kayyumlar, hukuk tanımaz uygulamalarını da geldikleri günden bu yana hem emekçilere, hem de bölge halkına yaşatır olmuşlardır.”
“13 BELEDİYEDE 196 USULSÜZLÜK TESPİT EDİLDİ”
Bozkurt, kayyumların atanması ile belediyelerdeki mali kaynakların yandaş müteahhit, vakıf ve derneklere aktarıldığını söyleyerek sözlerine şöyle devam etti:
“Her adımı uygulaması ilgililerce denetim altında olan belediyelerin kasalarındaki milyonlarca liralık bütçeleri, kayyumların bu uygulamaları ile talan edilmiş, kurumların milyarlara yaklaşan düzeyde borçlandırılmasıyla adeta enkaza dönüştürülmüştür. Sayıştay raporlarıyla birçok belediyede yaşanan bu durum resmi olarak da ortaya çıkarılmıştır. Sayıştay, kayyum atanan üçü büyükşehir başta olmak üzere 13 belediyede 196 usulsüzlük tespit etmiştir. Diğer birçok AKP’li yönetimlerin iş başında olduğu belediyelerde de Sayıştay tarafından benzer usulsüzlük ve yolsuzluklar tespit edilmiş olmasına rağmen şu ana kadar herhangi bir hukuki işlem ne yazık ki başlatılmamıştır. Yine bölgede kayyum atanan bazı belediyelerde bir yıl önce Sayıştay raporlarına ek olarak İçişleri Bakanlığı müfettişlerince “yolsuzluk, iltimas, ihaleye fesat karıştırma, ranta” dair şikâyetler sonucunda belediyeye atadıkları 9 kayyum daha önce görevden alınmıştı. Seçimle iş başına gelen belediye yönetimleri, kadın dayanışma merkezleri ile kadın sığınma evleri başta olmak üzere, kadının çalışma yaşamı dışında bırakılması, kadına yönelik şiddet ve benzer kötü uygulamalara karşı geliştirilen projeleri, yok sayılarak kapatılması Kayyumların ilk icraatları arasında olmuştur. Kamusal hizmet birimi olan belediyeleri, Halk için hizmet üreten kurumlar olmaktan çıkarmaya dönük uygulamaları bununla kalmamış, çok dilli ve çok kültürlü belediyecilik anlayışıyla hizmet üretmeye çalışan, kültür merkezleri, tiyatrolar, halk eğitim merkezleri, kreşler, kütüphaneler ve hatta taziye evleri dahi kapatılmış, buralarda çalışanlar, sanatçılar ve eğitimciler işten atılmıştır.”
“BİN 567 ÜYEMİZ KHK’LERLE İŞTEN ATILDI”
Erdal Bozkurt’un dikkat çektiği bir diğer nokta da kayyum atanan belediyelerde sendika üyelerinin hedef gösterilip istifaya zorlanmaları konusu oldu. Bozkurt, şunları aktardı:
“Bu baskı ve tehditlere boyun eğmeyen üyelerimiz önce sürgüne gönderilmiş, sonrasında OHAL kapsamında yargı yolu kapatılarak açığa alınmış, daha sonra ise genel merkez ve şube yürütme kurullarından arkadaşlarımızın da içinde olduğu 1.567 üyemizin birçoğu kayyumla yönetilen belediyelerde, kadrolaşmayı tamamlamak mantığı ile bir gecede KHK’lerle işten atılmıştır. Diyarbakır, Mardin, Batman, Siirt, Van, Derik gibi belediyelerde sendikamızın geçmişte imzaladığı ve halen yürürlükte olan toplu sözleşmeleri tek taraflı olarak feshederek, emekçilerin hakları da gasp edilmekte ve yetkisiz yandaş sendikayla geçerliliği olmayan sözleşmeler imzalanmaktadır.”
“SEÇİME BEŞ KALA HUKUKSUZ BİR SÜREÇ BAŞLATILDI”
Bozkurt, yerel seçimlere günler kala kayyum atanan belediyelerin etik olmayan uygulamalara hız verdiğini söyleyerek şunları kaydetti:
“Toplu sözleşmelerimizi feshederek kazanılmış haklarımızı gasp etmek isterken, ihraçlar yoluyla belediye kadrolarını boşaltan kayyumlar, şimdi de buraları kendi yandaşlarıyla doldurmak için alelacele mülakatla personel alımlarına girişmeye başladılar. Van Büyükşehir Belediyesine 127 sözleşmeli, 75 naklen, sınav ile 140 memur, İpekyolu Belediyesine 37 sözleşmeli memur, VASKİ’ye 40 ve Gürpınar Belediyesine 4 sözleşmeli memur açıktan atama ve nakiller yoluyla liyakatına bakılmaksızın alındığını tespit etmiştik. Geçtiğimiz günlerde de Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi seçime beş kala benzer hukuksuz bir süreci başlatmıştır. İhraç ettikleri kamu emekçilerinden boşalan kadroları doldurmak için 387 kişilik personel alım ilanı yayınladı. İhraç edilen ve sözleşmeleri feshedilen kamu emekçilerinin yaşadıkları hukuksuzluklara karşı fiili ve hukuki alanda hak mücadelesi sürerken, üyelerimizin dosyaları OHAL İnceleme komisyonunda karara bağlanmamış ve yargı yolu henüz tüketilmemişken onlardan gasp edilen kadroların seçimlerin hemen öncesinde mülakatlara dayalı personel alımlarıyla doldurulması girişimi AKP’nin kadrolaşmada geldiği hukuk tanımaz tutumunu açıkça ortaya koymaktadır. Bununla birlikte; kayyumların gelmesiyle halkla arasında bağı kopartılan, hem bütçe hem de mal varlıkları olarak içi boşaltılıp borçlandırılan belediyelerin bugüne kadar yapılan açıktan atamalar ve nakiller aracılığıyla değiştirilen personel yapısının, yandaş kadroların doldurularak 31 Martta halkoyuyla seçilerek işbaşına gelecek belediye başkanlarının, çalışmalarında da iş yapamaz, hizmet üretemez hale getirilmesi, işlerin kilitlenmesi de amaçlanmaktadır.”
Erdal Bozkurt ayrıca “TÜM BEL-SEN, belediyelerin içlerinin boşaltılıp enkaz haline getirilmesine sessiz kalmayacaktır” ifadelerini kullanarak “Yerel seçimlerde belediyeleri halkçı, demokratik katılımcı ve özgürlükçü kamusal hizmet üreten, çevreye saygılı toplumcu bir anlayışla yönetilen demokratik değerlerin yeşerdiği ve filizlendiği kurumlar olması için mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.
“AKP YAĞMA VE TALAN POLİTİKASINA BAŞLADI”
Basın açıklaması ardından söz alan KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik ise kayyum atanan belediyelerdeki mal varlıklarının TÜRGEV ve benzeri kurumlara peşkeş çekildiğini söyledi. Bozgeyik “AKP iktidarı belediyeleri yeniden kaybedeceklerini anlayınca yoğun bir yağma ve talan politikasını hayata geçirmeye başladı” diyen Bozgeyik sözlerini şöyle sürdürdü:
“Üsküdar belediyesinde Bilal Erdoğan’a ait bir vakıfa 49 yıllığına belediyenin taşınmaz gayri menkulleri kiraya verilip talan politikası hayata geçirilmiş. Yine yakın zamanda Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin su arıtma tesisleri ile ilgili Sayıştay raporunda açıkça ifade edilen yolsuzluk raporlarına rağmen maalesef hem İçişleri Bakanı hem de hükümet bu konuda bir soruşturma, açmayarak yolsuzluğu yapanlarla ilgili herhangi bir yasal işlem başlatmamıştır. Kamu emekçileri, 31 Mart Yerel Seçimleri’nde AKP’nin, halkın öz kaynaklarını talan ederek kendi yandaşlarına peşkeş çekme politikalarına artık dur diyecektir.”
PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ekim ayının sonunda Türkiye Alevi Gençlik kurultayına hazırlandıklarını açıkladı.
Gençlikten sorumlu GYK üyesi Ali Üngörmüş yaptığı açıklamada, “Bu yıl Pir Sultan örgütlülüğünün 30. Madımak Katliamı’nın ise 25. yılındayız. Geçen bu zaman içinde örgütümüz sayısız başarılara imza atmış, Türkiye demokrasi mücadelesine çok önemli katkılar sağlamıştır” diye konuştu.
“ALEVİ GENÇLİĞİ DEMOKRATİK VE LAİK TÜRKİYE’NİN GELECEĞİDİR”
Üngörmüş açıklamasında, “Aleviler ülkemizin çağdaşlaşma ve demokrasisinde çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu bağlamda gençliğimiz bizim olduğu kadar demokratik ve laik bir Türkiye’nin geleceğidir. Biz bunun farkındayız ve bu sonbaharda ülkenin dört bir yanında bulunan 84 şubemiz başta olmak üzere tüm dost Alevi örgütlerindeki gençlerin kendi sorunlarını tartıştığı ve ihtiyaçlarını tespit ettiği bir Alevi Gençlik Kurultayı yapacağız. Binlerce Alevi gencimizi Ankara’ya davet edip onların kendi öz örgütlülüklerini yaratmaları için bir araya gelmelerini sağlayacağız. Alevi gençleri örgütlenmelidir, çünkü Aleviler ülkemizde demokrasi mücadelesinin yüz akıdır” dedi. (HABER MERKEZİ)