Etiket: demokratikleşme

  • Hüseyin Ozan: Demokratikleşme süreci Aleviler için yaşamsal değerdedir – VİDEO

    Hüseyin Ozan: Demokratikleşme süreci Aleviler için yaşamsal değerdedir – VİDEO

    PİRHA – Barış ve demokratik toplum sürecinin Aleviler açısından çok yaşamsal bir durum olduğunu söyleyen DAD Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan, demokratikleşme sürecinin bir sistem yani zihniyet değişimini ortaya çıkaracağını belirterek, tüm halkların birbiriyle rızalaşması anlamına geleceğinin altını çizdi. 

    Yüzyıllardır baskı ve asimilasyona maruz kalan Alevi toplumunun, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nden beklentilerini DAD Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan PİRHA’ya değerlendirdi.

    Aleviliğin temel ilkesinin rızalık olduğuna dikkat çeken Ozan, Alevi öğretisinin yaşamın her alanıyla ilişkilenme ve söylem biçiminin rızalıktan geçtiğini belirterek,  “Eğer rızalık bu yolun temel ilkesiyse barış halinin de bir rıza hali olduğu tespitinden hareketle yola çıkarız. Çünkü tahakküm ilişkileri bir barış halini ifade etmez. Bir toplumun bastırılmış olması, bir bireyin veya toplumun tahakküm altına alınmış, susturulmuş olması, ezilmiş olması bir barış hali anlamına asla ve asla gelmez” diye konuştu.

    “ALEVİLERİN TECRİTTEN KURTULABİLMESİ İÇİN DEMOKRATİK TOPLUMA İHTİYAÇ VAR”

    Bir dönem ‘en altakiler’ diye kullanılan kavramın Ortadoğu ve Türkiye’de Alevileri kapsadığını söyleyen Hüseyin Ozan, Alevilerin tarih boyunca iktidar güçleri tarafından saldırıya uğradığını ve tecrit altında tutulduğunun altını çizdi. Barışçı ve evrensel bir yol olan  ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin Aleviler için çok önemli olduğunu öne çıkaran Hüseyin Ozan, neden önemli olduğunu şu cümlelerle anlattı:

    “Yüzyıllar boyunca dağ başlarında vadilerde kıstırılmış, üstüne sayısız seferler yapılmış, sayısız katliamlar yapılmış bir halkın barışa ihtiyacı vardır. Çağımızda bunun yolu da demokratikleşmeden geçmektedir Niçin demokratikleşme? Bir zihniyet ve sistem değişimi anlamına geliyor. Diğer halklarla buluşabilmeniz anlamına geliyor. Onlarla rıza ilişkisi kurabilmemiz, ikrarlaşabilmemiz anlamına geliyor. Buna günümüzde demokrasi diyorlarsa toplum diyorlarsa mana aynıdır. Biz toplumsallığa rıza hali deriz. ”

    “ALEVİLER YILLARDIR HAK MÜCADELESİ VERİYOR”

    Türkiye’de yaşayan farklı etnik kökenlerin, inanç kimliklerinin bir arada yaşayabilmesinin demokratikleşme süreciyle gerçekleşeceğine dikkat çeken Hüseyin Ozan, “Bu çatışmaların sona ermesi için Alevilerin bin yılları kapsayan yalnızlık ve tecritten kurtulabilmesi için kendini var edebilmesi, kendini yaşayabilmesi, kendini geleceğe taşıyabilmesi için demokratik topluma ihtiyaçları vardır” dedi. 

    Alevilerin yüz yıllardır hak mücadelesi verdiğini belirten DAD Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan, Alevilerin örgütlü bir irade olarak demokratik cephenin öncü güçlerinden olması gerektiğini vurguladı. Ozan, savaşın tırmandığı yerde ilk hedeflerden birinin Aleviler olduğunu belirterek, demokratikleşme sürecinde de Alevilerin omuz vermesi çağrısında bulundu. 

    Semra ACAR – İZMİR

     

  • ‘Barış süreci, kadının kendini cins olarak yeniden inşasının da zeminini yaratıyor’-VİDEO

    ‘Barış süreci, kadının kendini cins olarak yeniden inşasının da zeminini yaratıyor’-VİDEO

    PİRHA – DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Demokratik Toplum ve Barış Çağrısı’nın Alevi kadınlar için çok değerli olduğunun altını çizdi. Doğan, Alevi kadınlarının, 40 yıllık mücadelenin içinde kendini bulduğunu ifade ederek “Demokratik toplum inşası, kadının kendini yeniden toplumsallaştırması ve kendini cins olarak yeniden inşasının da zeminini yaratıyor” dedi.

    Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ardından taraflar arasındaki görüşmeler devam ediyor.

    PKK’nin 12 Mayıs’ta silahlı mücadeleyi sonlandırma kararını açıklaması ardından, demokratikleşme yolunda kamuoyunda bir beklenti oluşsa da hükümetten henüz bir adım gelmedi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, toplumun farklı kesimlerini dinlemeye devam etse de henüz demokratikleşme adına bir adım atılmadı.

    40 yıllık çatışmalı süreç ardından taraflar bir araya geldi ancak, sekiz aylık istişare döneminde ne Kürt sorunu ne de Alevi sorununa dair hükümetten bir yol haritası belirmedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ile kadınların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne bakışını ve etkisini konuştuk.

    “MAĞDURİYETİN EN AĞIRINI ALEVİ KADINLARININ KATLEDİLMESİNDE GÖRDÜK”

    PİRHA – Savaşın etkisinin kadına yansıması nedir?

    Kadriye Doğan: Kürt hareketinin, uzun yıllardır yürüttüğü varlık mücadelesinin artık bir barışa evrilme süreci geldi. Elbette ki yola çıkışta yaşadıkları mağduriyetler açısından kimliğin tanınması, dilin, inançların kabulü noktasındaki son noktayı tabii ki hukuksal zeminde gerçekleştirmek, bu zemine taşımak ve bunun için de demokratik mücadeleyi yükseltmek, işte Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nda son noktaya geldi.

    Bu hareketin zaten çıkışından itibaren kadın özgürlükçü bir paradigması var. Temel dayanaklarından bir tanesi o. Bu gerçeklik üzerinden bugün kadınlar, barış ve demokratik toplumu bu anlamıyla en çok ve en güçlü sahiplenen kesim olarak öne çıkıyorlar. Elbette ki bununla birlikte bu mücadelenin verildiği coğrafyada uzun zamandır savaşların da deneyimlendiği bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Savaşların da en büyük mağduru kadınlardır. Onun için savaş istemiyoruz, barış istiyoruz, barış sesini yükseltiyoruz.

    Fakat şundan da asla vazgeçmiyoruz; onurlu bir barış talebi var. Yani bugüne kadarki inkar üzerinden, kadının cinsinin görülmeyişi ve bu katliamların meşrulaştırıldığı bir zeminde kendilerini görmek istemiyorlar. Gerçekten kadının özgür, eşit ve toplumsal alanda kendini var ettiği bir zemini yaratmak istiyorlar. Alevi kadınlarının, bu mücadelede gerçekten sorumluluk almış bir yerde olduklarını kabul etmek lazım. Kürt hareketinin gelişmesinde ve şimdiki zemininde Alevi kadınlar vardır, var olmaya da devam ediyorlar. Gün itibariyle de biz, özellikle bu zeminin; Demokratik Toplum ve Barış Çağrısının Alevi kadınlar için de çok değerli, çok önemli olduğunu bulunduğumuz her alanda vurguluyoruz. Durmamız gereken yerin, Demokratik Toplum ve Barış Çağrısının güçleneceği ve tamamına erdirileceği bir zeminde olmamız gerektiğini vurguluyoruz.

    Neden böyle düşünüyoruz? Savaş mağduriyetinin en ağırını yaşayanların kadınlar olduğunu, özellikle Suriye’de Arap Alevi kadınlarının kaçırılmasında, katledilmesinde gördük. En mağdur olan kesim olarak savaş sonuçlarını deneyimleyen bir kesimden; yani o sesi yakından duyduk, hissettik. O mağduriyetin acısını çok yaşadık. Hatta güç vermeye, onlara ses olmak için de alanlara çıktık, sesimizi çıkarmaya çalıştık. Onun için bu savaş zemininin durağan olmadığını, yani Suriye ile sınırlı kalmayabileceğini, Türkiye’ye de sıçrayabileceğini; barış olmadığı takdirde Alevi kadınlarının da IŞİD zihniyetinin kölesi olarak pazarlandığına tanık olduk. Gelecekte bunun Türkiye’de olmayacağı riskini düşünemeyiz. Yani bu zemini çok iyi algılamak lazım. Alevi kadınlarının, önümüzdeki süreci sahiplenmeleri ve bulunmaları gereken zemini çok iyi tespit etmeleri gerekiyor.

    “ALEVİ KADINLAR, 40 YILLIK MÜCADELENİN İÇİNDE KENDİLERİNİ BULDU”

    -Yıllardır süren çatışmalı ortam, kadın mücadelesini nasıl etkiledi? Özelde Alevi kadınlar bu süreçte ne yaşadı?

    Alevi kadınlar bu 40 yıllık mücadelenin içinde kendilerini buldular. Bu mücadelenin varlığında emek ve mücadelenin sahipleneni oldular. Ama bunu Alevilik anlamında örgütleyip, inanç temelinde oraya bir güç veren olarak ne yazık ki aktarmada eksik kaldık. Gün itibariyle bunun eksiklerini hissediyor, yaşıyoruz. Alevi örgütlülüğünde kadının, kendini bir Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri gibi bir zeminde demokratikleşme ve hak temelli bir mücadelede öncü rolü olmada gerekli misyonu üstlenmediğinin de farkındayız. Evet tek tek veyahut da bazı yapılar içerisinde bu düşünce, mücadele var. Fakat genel Alevi mücadelesinde, örgütlülüğünde bu zeminin güçlü olmadığını biliyoruz. Onun için önümüzdeki süreçte hem demokratikleşme, hem de inanç özgürlüğü temelinde görevimizi yerine getirmemiz gerekiyor. ‘Yol kadındır. Yol anadır.’ diyoruz. O misyonu üstlenip de topluma öncü olma, o Yol’u sürdürme temelinde yeterli bir örgütlenme, yeterli bir güç olma zeminini oluşturamadık. Genel anlamda her türlü sol mücadelede var olmakla birlikte inanç temelli bir vurguda eksik kaldığımızı vurgulamam gerekiyor.

    “TOPLUMLARIN ÖZGÜRLEŞMESİ KADININ ÖZGÜRLEŞMESİYLE BAŞLAYACAK”

    -Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kadınlara etkisi nasıl olacaktır?

    Demokratik Toplum ve Barış Süreci’nden en çok yararlanacak kesimlerden biri kadınlardır. Egemen eril sistem, kadını, aile kavramı içerisinde hapsediyor. Türkiye ve Suriye’yi de göz önüne alacak olursak, IŞİD zihniyetinin ağır bastığı, kadınları sosyal alanda görmek istemeyen, kapı arkasına hapseden, sadece erkeğin hizmetinde görmek isteyen bir zihniyetin karşısında kadınların, özgür, eşit bir yaşama ulaşma durumu var. Hani ‘Eş yaşam’ diyoruz ya, işte özgür eş yaşamın inşa edilebileceği bir süreç olarak bakıyorum açıkçası. Demokratik toplum inşası, bu anlamıyla kadının kendini yeniden toplumsallaştırması ve kendini cins olarak yeniden inşasının da zeminini yaratıyor. Sayın Abdullah Öcalan da Demokratik Toplum ve Barış Çağrısı’nda en çok güvendiği ve en çok beklentide olduğu kesim olarak kadınları vurguluyor. Bu vurgusunun altında yatan neden, toplumların köleleştirilmesinin başlangıç noktası kadının köleleştirilmesiyle başlıyor. Toplumların özgürleşmesinin de temeli kadının özgürleşmesiyle başlayacak ve Kürt kadını, yani bugün özgür kadın hareketi, bunun fazlasıyla farkında. O misyonunu da yerine getirmek için mücadelesini yükseltiyor, yollara çıkmakta da tereddüt etmiyor.

    “ALEVİ KADIN AĞININ OLUŞMASINA İHTİYACI VAR”

    -Alevi kadınlar bu sürece ne tür katkılar sağlayabilir, neler önerirsiniz?

    Alevi kadınlarının, bir an evvel kendi yollarına, inançlarına sahiplenen temelde yeni bir örgütlülüğe, bir araya gelmeye, yeniden tartışmaya ve Türkiye’de bir Alevi kadın ağının oluşmasına ihtiyacı var. Bunu aslında bu yaz nispeten başlattık ve bunun başka versiyonlarının da yavaş yavaş oluşmaya başladığını da görüyoruz. Yani bir kadın kampı, kadın çalıştayı, işte ocakzade anaların buluşması ve bu temelde inanç sahiplerinin kendi yollarına, inançlarına sahip çıkan ve bu temelde de bir örgütlülüğün ihtiyaç olduğu kesinlikle çok açık. Alevi kadınları, ‘demokratik, özgür eş yaşam’ denildiğinde; hani Alevi inancında ‘can hukuku’ dediğimizde tam da günümüzdeki özgür eş yaşamın kendi inançlarında var olduğunu ve bunu inşa ettiklerinde de toplumun demokratikleşmesine ve kadının özgürleşmesine çok ciddi katkı sunabilecekleri bir yerde duruyorlar. Bu bilinçle hareket etmemiz gerekiyor. Bunu yeniden örgütlememiz, hayata geçirmemiz gerekiyor.

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

    İLGİLİ DOSYA

    ‘Alevi kadınlar barışın kurucu öznesi olmalıdır’
    ‘Kadınlar savaş sürecinden en çok etkilenen kesim, o yüzden barış sürecini kadınlar sahiplenmeli’
    Gazeteci Esra Çiftçi: Alevi kadınların hafızası ve sözü bu sürecin asli unsuru olmalı
    ‘Alevi kadınlar, Barış Süreci’ne çok güçlü bir şekilde destek olmalı’
    Ana Narin Gülçiçeği: Neden barış olmasın?
    ‘Demokratik toplum inşa edilirse devletin küçüldüğü, toplumun büyüdüğü bir süreç olacak’
    Nilgün Mete: Hepimizin ihtiyacı barış; bu nedenle herkese görev düşüyor
    Ana Yalıncakoğlu: Bu ülkede insanların haklarını gasp eden bir devlet sorunu var!
    Gülten Kaya: İyileşmenin yolunu açacak olan kadınlardır!

     

  • Ufuk Emre Bektaş: Masaya çağrıldığımız takdirde önümüzde yeni anayasa taslağımız olacak-VİDEO

    Ufuk Emre Bektaş: Masaya çağrıldığımız takdirde önümüzde yeni anayasa taslağımız olacak-VİDEO

    PİRHA – Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’na yönelik konuşan Türkiye Alevi Federasyonu Genel Sekreteri Ufuk Emre Bektaş, “iktidarın, sürece dönük somut adımlar atmasını bekliyoruz” dedi. Bektaş, Alevi örgütleri olarak yeni anayasa için çalışma başlattıklarını da belirterek “Talepler noktasında tüm Alevi örgütlerini kapsayacak bir çalışma yakın zamanda ortaya koyulacak” dedi.

    Türkiye Alevi Federasyonu Genel Sekreteri Ufuk Emre Bektaş, 27 Şubat’ta açıklanan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ardından gelinen süreci yorumladı. Bektaş, sürecin olumlu yönde ilerlediğinin altını çizerek iktidarın somut adım atması gerektiğini söyledi.

    “İKTİDARIN SOMUT ADIMLAR ATMASINI BEKLİYORUZ”

    Aynı zamanda Bahçelievler Cemevi’nin başkanlığını yürüten Ufuk Emre Bektaş, yeni süreçle birlikte Alevi toplumunun manipülasyona uğradığını da vurgulayarak şu açıklamayı yaptı:

    “27 Şubat’tan itibaren Aleviler, ana muhalefetle ilişkilenmiş ana akım medya tarafından barış süreci ve bu demokratikleşme sürecine yönelik çok ciddi bir manipülasyona uğradı. Bu neydi? Kimisi ‘iktidar terörle barışıyor’ dilini kullandı, kimisi Öcalan üzerinden anti propaganda geliştirdi, kimisi de bu demokratikleşme sürecini ‘Erdoğan’ın koltuğunu sağlamlaştıran’ hamlesi gibi topluma lanse etti. Dolayısıyla fikri anlamda çok parçalı olan Alevi toplumunun da bu ana muhalefete yakın medya kuruluşları tarafından etkilenmesi gayet normaldi aslında. Ama yüzyıllardır bu coğrafyada en çok barışa ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz biz Aleviler, böyle bir süreci ki bu kadar ciddi bir süreç biz de beklemiyorduk ama atılan adımlar, siyasilerin açıklamaları, toplumun kesimlerinin vermiş olduğu reaksiyon gerçekten olumlu ilerliyor. Dolayısıyla böyle bir barışa, böyle bir sürece, sonu olumsuz olacak olsa bile bugünden ‘hayır’ demek söz konusu değil, mümkün değil. Bize yakışan da bu olmaz zaten. Yani yıllardır, yüzyıllardır ‘barış’ diyen biziz. Silahı eline almış değiliz. Bu demokratik olmayan sistemlerin mağduriyetini yaşamış olan Alevilerin barışı ‘biz istemeyiz’ demesi söz konusu olmamalı. Dolayısıyla Alevi örgütlerimiz de bu bilinçle hareket ediyor ve masanın zaten bir tarafıyla birlikte yol yürüyoruz, diyalogtayız, dayanışmayı sürdürüyoruz. Diğer taraftan da tabii ki herkes gibi biz de iktidarın, sürece dönük somut adımlar atmasını bekliyoruz. Hem hukuki adımlar hem bu yeni anayasa sürecine dair adımlar atmasını bekliyoruz. Bir taraftan da masayı geniş tutmasını temenni ediyoruz. Herkes gibi biz de bu sürece tabii ki ‘demokratikleşme süreci’ demek durumundayız. Bunu iktidar kendi tabanını konsolide etmek için her ne kadar ‘terörsüz Türkiye’ diye adlandırsa da tabii ki biz sürece böyle bakmıyoruz. ‘Demokratikleşme süreci’ diye tanımlayabiliriz.”

    ALEVİ ÖRGÜTLERİNDEN YENİ ANAYASA ÇALIŞMASI!

    Ufuk Emre Bektaş, yeni anayasa tartışmalarına da değindi. Alevi örgütlerinin, geçmiş yıllarda da benzer süreçler için anayasa taslağı önerisinde bulunduğunu belirten Bektaş, “O önerilen taslaklar bugün güncellenmeli” diye belirtti. Bektaş, hükümet ile kimi Alevi kurum başkanlarının yeni anayasa konusunda görüştükleri iddiasını da işaret ederek şunları söyledi:

    “Saraya çıktığı iddia edilen Aleviler şayet olmuşsa, bu muhtemelen kendine makbul gördükleri Alevi kurumlarının temsilcileri ya da akademisyenler veya sanatçılardır. Çünkü son dönemde çok fazla isim, ocakzade, Alevileri temsilen saraya gidiyor. Tüm Alevileri temsil ediyormuş gibi bazı kurumlar gidip sarayda ‘Muharrem iftarı’ yapıyor. Dolayısıyla saraya çıkma konusunda ve Alevi toplumunun temsilcisiymiş gibi davranma konusunda çok fazla meyilli Alevi zaten var. Yalnız kimlerin olduğunu biz de açıkçası bilmiyoruz.

    Saraya çıkılabilir. Yani bugün Alevi örgütleri de saraya gidebilir. Böyle bir davet gelirse madem ki bu sürecin adı ‘demokratikleşme, barış ve müzakere süreci’ dolayısıyla biz de bu müzakere görüşmelerinde elbette olabiliriz. Şu saatten sonra Alevilerin, Alevi örgütlerinin, ‘biz bu barışın içinde varız ama aman iktidarla görüşmeyelim’ demesini de yanlış bulurum. Çünkü bu işin tarafı, muhatabı iktidardır. Ama görüşen Alevilerin kim olduğu önemli. Dolayısıyla iktidarın Alevileri saraya gidiyorsa bunun bir anlamı yok. Çünkü sağlayacakları şeyler bellidir. Şimdi Aleviler daha önceki açılım sürecinde, Alevi çalıştayları sürecinde zaten belli taslaklar, metinler, ortaya koydular. Yani Aleviler bu coğrafyaya dün gelmediği için hem anayasal haklarla ilgili talepleri hem de temel talepleri bellidir. Geçmişteki Alevi çalıştayları sürecinden bu yana olumlu bir adım atılmadı. Tam tersi taleplerimizde artış oldu. İşte Diyanet İşleri Başkanlığı örneği var. Biz Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kapatılmasını çok net ifade ederken bugün ‘Alevi Diyaneti’ diye tabir ettiğimiz Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı var. Dolayısıyla aslında önümüze belli kıstaslar koymamız gerekiyor. Evet, bu sürece Alevilerin doğrudan dahil olmasının da belli ön koşulları olması gerekiyor. Bunun üzerine çalışmalar da yapılıyor. Örgütlerimiz tarafından anayasa çalışması tekrar gerçekleşiyor, bunun altyapısı hazırlanıyor. Talepler noktasında bir ortaklaşma, ortak bir dil kullanmak üzerine tüm Alevi örgütlerini kapsayacak bir çalışma yakın zamanda ortaya koyulacak. Bu da Ağustos ayında olacak diye tahmin ediyorum.”

    “PARTİLERİN TÜMÜYLE TEMASTA OLALIM”

    Ufuk Emre Bektaş, Alevi örgütlerinin süreçle ilgili tüm partilerle temasta olması gerektiğini ifade ederek “Alevi kurumları, yeni anayasa ve demokratikleşme sürecine dair bir kere uzun zamandır birlikte yol yürüdüğümüz kurumlarımızın birçoğuyla temsilciler düzeyinde bir komisyon kuralım ve Mecliste grubu olan siyasi partilerin tümüyle temasta olalım. Sürecin iki ana aksı var. Birisi iktidar kanadı, diğeri de DEM Parti kanadı. Dolayısıyla buralarla da temaslarımızı sürdürelim diyoruz. İktidar kanadından şu ana kadar Alevi örgütlerimize herhangi bir çağrı, davet veya herhangi bir talep gelmedi. Orada bir aksaklık var ama zaten iktidarın sürece dönük attığı somut bir adım yok. Çok umutsuz değiliz. Biz de beklemedeyiz ve ön çalışmalarımızı masaya çağrıldığımız takdirde taslağımız önümüzde tabii ki olacak” dedi.

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • İzmir Varto-Der Başkanı Baytekin: Serbest irade ile yapılan toplumsal bir sözleşmeye ihtiyaç var-VİDEO

    İzmir Varto-Der Başkanı Baytekin: Serbest irade ile yapılan toplumsal bir sözleşmeye ihtiyaç var-VİDEO

    PİRHA- İzmir Varto-Der Başkanı Ayhan Baytekin, barış ve demokratikleşme sürecinde demokratik katılım ve toplumsal haklar bağlamında eşit yurttaşlık ilkelerine dayanan bir toplumsal mutabakata ihtiyaç olduğunu söyleyerek, “Toplumun her kesiminin katıldığı toplumsal sözleşmeyi yani anayasayı doğru bir şekilde gerçekleştirdiğimizde demokratikleşme de ona göre yasal düzenlemeler yeniden yapılır. Bir sözleşmenin asıl önemli unsuru da serbest irade ile yapılabilmesidir. Serbest irade de insanlar korkmadan fikirlerini ifade edebilmeli” dedi.

    27 Şubat’taki “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” sonrası kongresini toplayan PKK, kendisini feshettiğini ve “çalışmalarını sonlandırdığını” kamuoyuna duyurdu. Bu karar sonrası gözler, devlet/iktidarın demokratikleşmeye yönelik hangi adımları atacağına çevrilmiş durumda.

    Yaşanan gelişmeleri sorduğumuz İzmir Varto Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Ayhan Baytekin, toplumun tüm kesimlerinin iradesi ile dahil olduğu toplumsal bir mutabakatın ortaya çıkması ve meclisin sürecin ilerlemesi için insiyatif alması gerektiğini ifade etti.

    “SİLAHLARIN BIRAKILMASI ÖNEMLİ BİR HUSUS”

    Kürt sorununun çatışmalı ortamdan çıkarılması ve demokratik bir alanda tartılışması için alınan silah bırakma kararının önemli olduğunu vurgulayan Ayhan Baytekin, “Yani barış güzel bir şey. Savaşla karşılaştırınca barış her zaman yeğlenir. Nasıl olursa olsun, ne şekilde yapılırsa yapılsın barış barıştır yani. Sonuçta toplumsal barışın da sağlanması önemlidir. Tabii ki ne şekilde, niçin, ne amaçla yapılıyor bunlar önemli, ama başlangıçta silahların bırakılması gerçekten önemli bir husus. Bir kere bunu belirlemek lazım. Bundan sonra ne yapılabilir? Tabii ki herkesin kendine göre bir hesabı var mıdır, yok mudur? O zaman içinde belli olacaktır. Ama burada asıl önemli olan husus barış ortamının sağlanmasıdır. Bunun için çalışmalarla yapılmasıdır. Bu herkesin açısından da önemlidir. Artık ölümlerin bitmiş olması önemlidir. Nereden olursa olsun, kimden olursa olsun, nasıl olursa olsun ölüm, ölümdür ve ölümlerin olmaması lazım. Yaşam varken, yaşamı büyütmek, geliştirmek, varken savaşmak kolaydır tabii ki. Yani savaşı çok rahat başlatırsınız, yürütürsünüz. Ama gerçekte  orada masum insanlara, o halkı oluyor” diye konuştu.

    “ÇÖZÜM YERİ MECLİSTİR VE ORADA SONUÇLANDIRILMALI”

    Çözüme yönelik Meclis’in tarihi rolünü oynaması gerektiğine işaret eden Ayhan Baytekin, “Çözüm yerinin Meclis olması doğaldır. Şimdi Meclis’te bunun ele alınması daha doğrudur. Tabii ki siyasi partiler bunu başlangıçta hani yıpranmaması adına belki çok öne söylemeyebilirler ama nihai olarak bence mecliste bunun çözülmesi gerekir. Meclis’te halka açık olmalı. Bütün her kesim de buna katkı sunmalı. Bence yani bu anlamda meclis çalışması önemlidir. Artık bu yola girilmişse bunun için herkesin taşın altına elini sokup sonuçlandırması lazım yani. Barıştan kimse kaybetmez. Aslında halklar arasında bir sıkıntı bence yok. Halklar bir şekilde mutlaka anlaşıyorlar, çünkü acıları beraber yaşayabiliyorlar. Aynı şeylere ağlayabiliyorlar. Bu bağlamda halklar arasındaki o iletişimi, o ön yargıları kaldırmak için çalışmalar yapılması gerektiğini düşünüyorum. Ve her iki kesim açısından da öyledir. Yani bu işte arka planına bakmadan sonuçta elimizde olan elimizde olan bir barış var. Barış imkanı var. Bunu sağlamak lazım” dedi.

    “TOPLUMSAL BİR SÖZLEŞMEYE İHTİYAÇ VAR”

    Baytekin, barış ve demokratikleşme sürecinde tüm kesimlerin kendi iradeleri ile fikir beyan ettikleri toplumsal mutabakata ihtiyaç olduğunu ifade ederek, şunları dile getirdi:

    “Siz demokratikleşmeyi sağlayabilmeniz için öncelikle bütün toplumun katılabileceği bir toplumsal sözleşmenin oluşturulması lazım. Toplumsal sözleşme bütün toplumu kendinden bir şeyler görebileceği bir sözleşme yani katkı sunduğu bir sözleşme olması lazım. Şimdi toplumsal sözleşmeler de tabii ki bahsettiğimizde burada bir anayasanın oluşturulması gerekiyor. Anayasa da halktan gelmelidir. Dolayısıyla bütün kesimlerin katıldığı ve kendinden bir şeyler gördüğü bir sözleşme bir anayasanın yapılması lazım. Anayasanın demokratik ortamda yapılması lazım. Yani bunun için tabii ki öncesi iradelerin serbest bırakılması lazım. Beni baskı altında tutarsanız ben irademi serbestçe ifade edemem. O ortamın sağlanması lazım. Bunun için öncelikle bazı düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Toplumsal sözleşmeyi yani anayasayı doğru bir şekilde gerçekleştirdiğimizde demokratikleşme de ona göre yasal düzenlemeler yeniden yapılır. Kurumlar güçlendirilir. Güçlü kurumların olması sizi kurumsal bir yapıya getirir. Sizin demokrasinizin güçlü olması için kurumsal bir yapıda olmanız lazım. Dolayısıyla güven ortamı doğurur. Güven ortamının doğduğu bir yerde de istikrar oluşur.”

    “SÖZLEŞMENİN ASIL UNSURU SERBEST İRADE İLE YAPILABİLMESİDİR”

    Baskıların gölgesinde kalmayan serbest irade ile bir anayasanın oluşması gerektiğini belirten Baytekin son olarak şunları söyledi:

    “İstikrarda da siz tabii ki çekim alanı olursunuz. Yani ekonomik anlamda da, siyasal anlamda da gerçekten iyi bir konumda olursunuz. Çekim alanı olduğunuzda ve komşularınızla, çevrenizle de bunu sağladığınızda gerçekten büyük bir bölgesel güç haline de gelirsiniz. Örneğin bir Avrupa Birliği gibi bir birlik Orta Doğu’da da gerçekleşebilir. Artık halkların bunu sağlaması lazım. Bunu görmesi lazım. Böyle yaklaşırsak bölünmekten çok çoğalmaktan bahsedebiliriz. Bu anlamda dediğimiz o toplumsal sözleşme önemli gerçekten. Yani bütün derneklerin ya da bütün kesimlerin STK’lerin da dahil katılması bu anlamda önemlidir. Bir sözleşmenin asıl önemli unsuru da serbest irade ile yapılabilmesidir. Dolayısıyla serbest iradede bir ülkede bahsettiğimizde de insanlar korkmadan fikirlerini ifade edebilmeli ya da bir baskı altında olabileceğini düşünmeden rahat ifade edebilmelidir. En azından o düşünceye sahip olmalıdır.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • DAD: Katliam politikası devam ettikçe demokratikleşmeden bahsedemeyeceğiz

    DAD: Katliam politikası devam ettikçe demokratikleşmeden bahsedemeyeceğiz

    PİRHA- DAD Genel Merkezi, Maraş, 19 Aralık ve Roboski katliamlarının yıl dönümleri dolayısıyla yazılı bir açıklama yaparak, “Maraş Katliamı 44. yıldır bizlerin içinde yara iken, Türkiye halkları içinde bir yüzleşme sorunudur. Bu yüzleşme gerçekleşmedikçe sağlıklı bir gelecek de inşa edilemeyecektir” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Maraş, 19 Aralık ve Roboski katliamlarının yıl dönümleri dolayısıyla yazılı bir açıklama yayınladı.

    ‘44. Yıldır kanayan yaramız Meraş’ başlığıyla yayınlanan açıklamada, Türkiye’nin katliamlarla yüzleşmesi gerektiği belirtildi.

    “MARAŞ KATLİAMI ÖZEL SAVAŞ YÖNTEMLERİYLE GERÇEKLEŞTİRİLDİ”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Kürt Alevi coğrafyasını fiziksel ve kültürel soykırım politikaları akabinde demografik dönüşüme uğratmak isteyen devlet, sistematik politikalar kapsamında Maraş Katliamını özel savaş yöntemleri ve para militer güçler eli ile gerçekleştirmiştir. Tarihi tanıklıklar bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Yine tarihsel sürecin seyri göstermektedir ki, Maraş Katliamı, Şark Islahat planı dahilinde yürürlüğe konan asimilasyon, inkar ve imha politikalarının devamı olarak uygulanmıştır.

    Maraş’ta yapılan katliam sadece Maraş’la sınırlı olmadığı Maraş Katliamı öncesi Hatay Kırıkhan’ın hedef alınması ardında Elazığ ve Malatya adliye girişimleri ile devam eden süreç 1978 yılında Maraş’ta gerçekleştirilen katliamın özellikle Kürt Alevilerin yaşamış olduğu coğrafya hedef alındığı görülmektedir. Bu katliamın amaçlarında birisin Kürt Alevi coğrafyasının demografik yapının değiştirilmesi hedeflendiği Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Aşağı Terolar köyünde 27.000 Suriyeli’nin yerleştirilmesi ile bir kez daha teyit edilmiştir. Elbette ki katliamın bununla sınırlı olmadığı Maraş Katliamı ardında Çorum’da gerçekleştirilen katliam ile 12 Eylül darbeye giden yolun altyapısında oluşturulduğu göz ardı edilmemelidir. 12 Eylül darbesinin ardından kendisine muhalif olan tüm kesimlere karşı nasıl bir tutum içerisine girildiği de birçok çevre tarafından bilinmektedir. Bir diğer husus ise özellikle Alevilerin ve Kürtlerin yaşamış olduğu coğrafyada birçok köyü ve dağların taşların isimleri de değiştirilerek bir asimilasyona tabi tutuldu.

    “KATLİAM POLİTİKASI DEVAM ETTİKÇE DEMOKRATİKLEŞMEDEN BAHSEDEMEYECEĞİZ”

    Bugün Türkiye nüfus yapısına bakıldığında politik yansımaları ile kıpırdayamayacak kadar suça bulaşmış bir sistemle yaşamak zorunda kalmış ve demokratik olgunlaşmasını yüzleşmeler gerçekleştirmediği için tamamlayamamaktadır. Maraş Katliamı da 44. yıldır bizlerin içinde yara iken, Türkiye halkları içinde bir yüzleşme sorunudur. Bu yüzleşme gerçekleşmedikçe sağlıklı bir gelecek de inşa edilemeyecektir.

    Halen Maraş ile yüzleşmen devlet 19 Aralık 2000’de “Hayata Dönüş” adı altında cezaevlerinde katliam yapıldı. Yine 28 Aralık 2011 yılında Roboski’de 34 can katledildi. Katliam ve suç üretme yaklaşımı bir iktidar aracı politikası olarak devam ediyor. Türkiye halkları üzerinde yürütülen katliam politikası devam ettikçe demokratikleşmeden bahsedemeyeceğiz.

    -Bizler için gelinen eşik; güçlü bir yüzleşme süreci ile ancak aşılabilir.

    -Demokratik Koalisyon ile Kurucu Meclis, Anayasal Kurucu Yurttaşlık ilişkisi tanımlanmış Kurucu Anayasa, ekonomik kayıpların tamiri ile Kurucu Ekonomi ile mümkündür. Eşitlik ilkesi ancak kuruculuk ilkesi ile garanti altına alınabilir ve güçlü yüzleşme gerçekleşebilir.

    -Hakk Yol Alevi halkların bu süreci ancak kendi iç birlikleri ve demokrasi güçleri ile ortak mücadele yöntemleri ile mümkündür.”

    (HABER MERKEZİ)