Etiket: Deniz Uslu

  • ‘Katiller sokakta, Gülistan’ı soran kadınlar ise gözaltına alınıyor!’-VİDEO

    ‘Katiller sokakta, Gülistan’ı soran kadınlar ise gözaltına alınıyor!’-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de bulunan kadınlar bir yıldır kayıp olan Gülistan Doku’nun nerede olduğunu sormaktan ve aramaktan asla vazgeçmeyeceklerini söylediler. Katillerin sokakta dolaştığını belirten kadınlar, Gülistan Doku’yu soranların ise gözaltına alındığına dikkat çektiler. 

    Dersim’de Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun kaybettirilişinin üzerinden bir yıl geçti. Bu süre zarfında kendisinden haber alınamayan Gülistan’ın bulunması için yapılan aramalar yetersiz kalırken, yürütülen soruşturmada da bir gelişme sağlanmadı. Tüm şüphelerin işaret ettiği Zaynal Abakarov ile ilgili de hiçbir araştırma yapılmadı.

    Gülistan Doku için tüm yetkilileri göreve çağıran kadınlar, Gülistan için etkili bir soruşturma çağrısında bulundu.

    Kadınlar ayrıca Gülistan’ın ve kaybettirilen kadınların faillerini tanıdıklarını söyleyerek faillerin nasıl korunduğunu da bildiklerini belirttiler.

    “KATİLLER SOKAKTA DOLAŞIYOR, AİLESİ GÖZALTINA ALINIYOR”

    Özgür Genç Kadın (ÖGK) üyesi Meryem Yıldırım, iktidarın suçu önlemekle yükümlü olduğunu kaydederek kadın katliamlarına seyirci kalındığı, hatta bazılarının faili olduğunu ve iktidarın failleri koruduğunu vurguladı.

    Kadına yönelik artan şiddet, taciz, tecavüz politikalarının sistematik bir şekilde sürdüğüne dikkat çeken Yıldırım, kaybedilişinden bu yana bir yılı geçmesine rağmen akıbeti açığa çıkarılamayan Gülistan’ı sormaya devam edeceklerini hatırlattı.

    Gülistan’ı soranların susturulmaya çalışıldığını kaydeden Yıldırım, şunları kaydetti.

    “Devletin Gülistan’ı arıyor gibi yapması sahte deliller sunarak suçluların üstünü kapatmaya çalışması ve uzun zamandır barajda aranarak intihar etti gibi söylemlerle Gülistan kaybedilmek isteniyor. Zaynal Abakarov Gülistan ile görülen son kişi idi. Gülistan’ın kaybolmasından bir gün önce zorla arabaya bindirerek kaçırmaya çalışmıştı. Fakat Zaynal Abakarov babası polis diye gözaltına alınmadı, yargılanmadı. Yurt dışına kaçırıldı. Bu devlet koruması ile oldu. 1 yıldır sokaklarda Gülistan Doku’nun sesini aktarıyoruz ve onu biz kadınların bulacağını biliyoruz. Sokaklarda özgürlük için direnen kadınlar olduğu sürece ancak bir şeyler değişip dönüşebilir. Sokakta olmaya, sesimizi kısmak isteyenlere ve kadın mücadelesini durdurmak isteyenlere rağmen sokaklarda Gülistan’ın ismini duyurmaya devam edeceğiz. ‘Ben ölmek istemiyorum, yaşamak istiyorum’, ‘Ben kız kardeşimi bulmak istiyorum’ çığlıkları atan herkesi maalesef erkek egemenlik susturmaya, sindirmeye çalışıyor. Erkek egemenliğini yıkacak bir kadın kitlesi var ve bundan çok korkuyorlar. Gülistan’ın sesini yurtlarda, üniversitelerde haykıran kadınlar gözaltına alınıyor, şiddet uygulanıyor. Kadın katillerinin yargılanması gerekirken hala sokaklarda serbestçe dolaşıyor. Kız kardeşini soran Aygül Doku gözaltına alınıp darp ediliyor. Bunlara sessiz kalmayacağız ve ses çıkardıkça bir şeylerin değişeceğini inanıyoruz.”

    “BANA BİR ŞEY OLMAZ DİYEN MUSA ORHAN’DAN GÜÇ ALIYORLAR”

    Bir yıldır kayıp olan Gülistan’ın soruşturma dosyasındaki ihmaller silsilesi ve ayrımcı pasifliğin hukuken ve vicdanen kabul edilemeyeceğini ifade eden Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şube Eş Başkanı Nebahat Çelik, ülkede istatistik olarak 3 kadının katledildiği bilgisini paylaştı.

    Çelik, İpek Er’in intihar etmesine neden olan Musa Orhan’ı serbest bırakan politikaları çok iyi bildiklerini vurgulayarak, bölgede özel savaş politikaları yürütüldüğünü kaydetti.

    Kadın katliamları ve çocuk istismarı faillerinin kısa süreli tutuklamaların ardından serbest kaldığını ve cezasızlık politikalarının failleri cesaretlendirdiğini söyleyen Çelik, “Ülkemizde günlük 5 kadına tekabül eden öldürülmeler var. Erkekler cezasızlık politikasından güç alarak kadınları öldürmeye devam ediyor. En son Muğla, İzmir ve Gaziantep’te kadın cinayetleri devam etti. Bölgede ise yaşanılan bir savaş politikasıdır. ‘Bana bir şey olmaz’ diyen Musa Orhan’dan güç alarak sistematik bir politika uygulanıyor. Cezasızlık politikasına sığınarak bunlar bu kadar açıkça yapılıyor. Bölgede ise bunun daha da önünü açma var. Daha da pervasızca davranılıyor” ifadelerini kullandı.

    “GÜLİSTAN’I SORANLAR GÖZALTINA ALINDI, SALDIRIYA UĞRADI”

    Mor Dayanışma üyesi Deniz Uslu ise kadınların Gülistan’a sahip çıkmak için attığı her adımın devlet tarafından şiddetle kesilmeye çalışıldığı ve bu şiddetin sorumlusunun iktidar olduğunu dile getirdi.

    Soruşturmaya dair etkili incelemenin sadece su altı arama faaliyetleriyle sınırlı tutulduğunu ifade eden Uslu, Doku soruşturmasını şüphelinin üvey babasının görevlisi olduğu asayiş şube tarafından yürütüldüğü ve bu nedenle Zaynal Abakarov’un gözaltına dahi alınmadığına vurguda bulundu.

    Uslu, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Genellikle kadın cinayetlerinde ve kayıp haberlerinde intihar süsü verilmeye çalışılan durumlar vardı. Gülistan içinde benzer iddialarda bulunuldu. Fakat arkasında Zaynal Abakarov  ve babası gibi şüphelilerin olması ve o gün Gülistan ile yaşadığı tartışmalar bize aslında intihar olmadığını, zorla kaybedilme ya da cinayet olma ihtimalini gözler önüne seriyor. Kadınlar ülkenin dört bir yanında ‘Gülistan Doku nerede’ diyerek eylemler örgütledi. Biz Gülistan hakkında gerçek bir bilgi alana kadar onu sormaya devam edeceğiz. Bu süreçte kadınların karşısına çeşitli erkek devlet mekanizmaları çıkmış oldu. Özellikle Dersim’de yurttaki kadınların ve sokaktaki kadınların yaptıkları eylemlere saldırdılar. Buda bizim karşımızda örgütlü bir zihniyetin olduğunu gösteriyor. Türkiye’de bir kadının başına bir şey geldiğinde onun araştırılmasını istememe ya da şiddet ve cinayetlerin artmasında bir behis görmeyen bir zihniyet var. Bizler çeşitli illerde örgütlenen kadınlar olarak Gülistan veya herhangi bir kız kardeşimizin akıbetine ulaşabilene kadar, bir kadın daha katledilmeyene kadar sokaklarda olmaya devam edeceğiz.”

    “GÜLİSTAN YOK EDİLMEK İSTENİYOR”

    HDP Kadın Meclisi üyesi Nihal Gür Akyıldız da kadın katliamları için iktidarın 6284 sayılı yasa ve İstanbul Sözleşmesi’nin eksiksiz uygulanması ile faillerin etkin yargılanmasının önünü açmadığını söyleyerek, “Kadınların öncelikle güçlenmesi lazım. En küçüğümüzden en büyüğümüze kadar kadın bilinciyle bilinçlenmemiz lazım. Bir genç kadın üniversiteye gidiyor bir arkadaşlık kuruyor ve istediği zaman ayrılamıyor. Ayrılamadığı gibi belki canından oluyor. Gülistan Doku kaçırıldı mı, katledildi mi, kayboldu mu kimse bilmiyor. Bu biliniyor ve gizleniyor. Gülistan Doku devletin güçleri ile yok edilmek isteniyor. Bu kadınların mücadelesini sekteye uğratılmak, yok edilmek isteniyor. Ama bunu başaramayacaklar. Dünyayı kadın mücadelesi sarmış durumda. Biz bir kadın daha eksilmeyinceye kadar, bir kız kardeşimizin kirpiği yere düşmeyinceye kadar mücadele edeceğiz. Bu ülkede adalet ve insan hakkı olmadığı için kızını ve kardeşini arayan bir anne ve abla engelleniyor. Bu şiddet ve zulüm karşısında kardeşi ve annesi daha da güçlenerek kızlarının akıbetini soruyor” dedi.

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • Mor Dayanışma Üyesi Deniz Uslu’dan kadınlara: 8 Mart’ta alanlarda olalım -VİDEO

    Mor Dayanışma Üyesi Deniz Uslu’dan kadınlara: 8 Mart’ta alanlarda olalım -VİDEO

    PİRHA – İzmir’de, Mor Dayanışma Üyesi Deniz Uslu, 8 Mart’ın tarihsel ve politik bir anlamının olduğunu söyledi. Uslu, “8 Mart’ta, evdeki, işteki, okuldaki, öğrenci, işçi, işsiz, emekli, genç, yaşlı bütün kadınları kadın dayanışmasını büyütmek için sokaklardan vazgeçmemeye, alanlarda beraber olmaya sesimizi birlikte güçlü çıkarmaya çağırıyoruz” dedi. 

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, İzmir’de Pazar günü saat 16.00’da Alsancak ÖSYM önünden bir kadın yürüyüşüyle kutlanacak. Yürüyüş bittikten sonra ise Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde İzmir Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu’nun hazırladığı performans gösterimi olacak.

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yaklaşırken PİRHA’ya konuşan Mor Dayanışma Üyesi Deniz Uslu, kadınların 1857 yılında bir fabrika yangınında ölen işçi kadınlardan sonra dünyanın birçok yerinde ‘eşit iş eşit ücret, kürtaj hakkı, güvenceli çalışma hakkı, taciz ve tecavüze karşı’ talepleriyle sokağa çıktıkları bir gün haline geldiğini söyledi.

    8 Mart’ın şimdilerde ise enternasyonal kadın mücadelesinin ivme kazandığı günlerde daha tarihsel ve politik bir anlamının olduğunu kaydeden Uslu, 8’Mart’ın takvimsel bir gün olmadığını, kadın hareketinin isyanlarını ortaklaştırabildikleri ve alanlarda haykırabildikleri bir gün olduğunun altını çizdi.

    “KADINLAR HER ALANDA ERKEK ŞİDDETİNE MARUZ KALIYOR”

    Türkiye’de son 16 yılda kadın cinayetlerinin arttığını söyleyen Uslu, “Cinayet dışında tacizlerin, tecavüzlerin, hem kadına hem çocuğa yönelik istismarların her gün yaşandığı bir durum var. Kadınların hayatın her alanında erkek şiddetine maruz kaldığı bir ülkede yaşıyoruz. Bunlar elbette tek başına belirli cezalarla son bulacak şeyler değil, zihinsel dönüşümler gerekiyor. Bunun için daha geniş çapta mücadele etmek gerekiyor” dedi.

    Kadınlar katledilmesine, taciz, şiddet gibi konularda yeterli cezanın verilmesinin, hem adaletin sağlanması hem de caydırıcılık niteliği taşıdığı için önemli olduğunu söyleyen Deniz Uslu, 6284 sayılı ya da İstanbul Sözleşmesi’nde aile içi şiddetten, istismara kadar kadına yönelik şiddetin birçok biçimine dair cezaların mevcut olduğunu hatırlattı. Uslu, İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Yasa’nın da kadınların mücadeleleri sonucu kazanıldığına dikkat çekti.

    “HAKİMLER ELİNDE OLAN İNİSİYATİFİ DAHA ERİL KULLANIYOR”

    İstanbul Sözleşmesi ve 6284 Sayılı Yasa’nın tam anlamıyla uygulanmadığına tepki gösteren Uslu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bir kadın katilinin mahkeme salonlarında “iyi hal” davranışlarının, kravat takmasının, pişmanım demesinin mahkeme sonucunu indirim yönünde etkilediğini görüyoruz. Hakimlerin elinde olan inisiyatifleri daha eril bir şekilde kullandıklarını görüyoruz. Bu iyi hal ve haksız tahrik indirimleri aslında şu mesajı veriyor: Siz kadınları rahatlıkla öldürebilirsiniz, üç beş yıl yatar çıkarsınız ya da bir şiddet uyguladığınızda hapis bile yatmanıza gerek yok para cezasına çevirip bir kadını dövmenin bin iki bin lira karşılığında bir cezası vardır.

    Bizim mevzuatımızdaki yasalar uygulanırsa belirli caydırıcı hükümleri olacağını düşünüyoruz. Fakat bizde tam tersi bir durum var. Çeşitli erkek güruhları tarafından İstanbul Sözleşmesi’ne saldırıların olduğu bir dönemden geçiyoruz. ‘Aileyi yakan yasa’ diye tarif ediliyor.

    Buradan bu saldırıların arkasında elbetteki iktidarında buna yönelik tutumlarının olduğunu görüyoruz. ‘İstanbul Sözleşmesi gözden geçirilmelidir’ söylemleri ya da herhangi bir kadın örgütünün davet edilmediği toplantılar yapılması buralardaki o yanlı yaklaşımın sonucunu gösteriyor. Bir tane genelge çıkartıyorlar. Kadın cinayetlerine karşı biz bir adım atıyoruz, çözüm üretiyoruz boş durmuyoruza getirdikleri bir genelge. Ama genelgenin içeriğine baktığınızda zaten mevzuatta var olan şeylerin tekrar edildiği, üzerine gizlilik esasının getirildiğini görüyoruz.

    “ÇÖZÜM, GENELGE ÇIKARMAK DEĞİL İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’Nİ GÜÇLENDİRMEK”

    Şu an çözüm bir genelge çıkarmakta değil, var olan 6284’u kuvvetlendirmek, İstanbul Sözleşmesi’ni kuvvetlendirmek, en temelde de bunları uygulamak. Bunlar uygulandığı taktirde bizler belki devletin samimiyetine inanabileceğiz. Fakat gördüğümüz süreçler, meclisten yapılan söylemler, erk iktidarın kendi alanlarında kullandıkları söylemlerde kadın düşmanı politikalarının olduğunu çok fazla görüyoruz.

    Kadının hamile bir şekilde sokakta gezmesine karşı olan bir iktidar, kadının kahkaha atmasına karşı olan bir iktidar, en az üç çocuk doğurun diye kürtajı da yasaklayan bir iktidar var. Böylesi problemleri kendi politikası haline getiren bir iktidardan elbetteki kadın sorunlarına yönelik iyi bir adım atacağını çok beklemiyoruz. Dolayısıyla burada Türkiye’deki kadın hareketinin daha fazla örgütlenip o güç birliğini yaratarak  buralarda çözüm odaklı çalışması gerekiyor.”

    8 MART PAZAR GÜNÜ ALSANCAK ÖSYM ÖNÜNDE YÜRÜYÜŞ YAPILACAK 

    8 Mart’da İzmir’de gerek tek tek kadın örgütleri, gerek ortak eylemlikler olacak. İzmir Kadın Platformu, 8 Mart Pazar günü saat 16.00’da Alsancak ÖSYM önünden bir kadın yürüyüşü gerçekleştirecek. Yürüyüş bittikten sonra ise Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde İzmir Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu’nun hazırladığı performans gösterimi olacak.

    “SESİMİZİ BİRLİKTE YÜKSELTELİM”

    8 Mart’da İzmir’de yapılacak kadın yürüyüşü için Mor Dayanışma Üyesi Deniz Uslu, şu çağrıyı yaptı:

    “8 Mart’da Dünya Kadınlar Günün’nde evdeki, işteki, okuldaki, öğrenci, işçi, işsiz, emekli, genç, yaşlı bütün kadınları kadın dayanışmasını büyütmek için; emeği, bedeni ve hakları için sokaklardan vazgeçmemeye, alanlarda olmaya, sesimizi birlikte güçlü çıkarmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/İZMİR

  • İzmir’de 8 Mart Paneli: Kadın düşmanı bir model inşa ediliyor – VİDEO

    İzmir’de 8 Mart Paneli: Kadın düşmanı bir model inşa ediliyor – VİDEO

    PİRHA – İzmir’de 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle düzenlenen panelde konuşan kadınlar, kadınların kazanımlarının önemine vurgu yaparak, AKP iktidarının kadın düşmanı bir model inşa etmeye çalıştığına dikkat çekti. 

    İzmir’de Mor Dayanışma’nın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle düzenlediği panel İzmir Eğitim Sen 2 No’lu Şubede gerçekleşti. Salona ‘Karanlığa karşı umut kadınlarda’ dövizi asıldı. Çok sayıda kadının katıldığı panelde konuşmalardan sonra soru cevap şeklinde devam etti. Kadınların hukuksal olarak kazanımları, neler yapması gerektiği, yaşadığı hak ihlalleri konuları işlendi.

    İlk olarak İzmir Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden Av. Funda Erkin konuştu. Kadınların hukuksal olarak kazanımlarını anlatan Erkin, 6284 sayılı yasanın önemine vurgu yaptı.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NDE KADINA YÖNELİK ŞİDDETİ ÖNLEME YASALARI VAR”

    6284  sayılı yasanın kadına yönelik şiddetin engellenmesine karşı maddeler içerdiğini kaydeden Erkin, bu maddenin şiddete uğrayan bir kadının başvuracağı ağları genişlettiğini kaydetti.

    Erkin bu yasanın 1998’den beri olduğunu belirterek şöyle konuştu:

    “6284 sayılı yasada ise büyük bir mücadele verildi. Yasanın yapım aşamasında yüzden fazla kadın örgütü katılımı sağlandı. Bu yasayı iktidar vermedi kadınların mücadelesi ile kazanıldı. Uluslararası bir sözleşme var, İstanbul Sözleşmesi adı altında bu sözleşmede kadına yönelik şiddeti önleme yasaları var. 2002’de bu yasa imzalandı ve bu yasada  şiddet tanımına çok kapsamlı bir şekilde yer verilmiş.

    Kadınların yaşadığı her şeyde ciddi anlamda cinsiyet eşitsizliği var. Bir kadının evi ayırdığı süre 4 buçuk saatken erkeklerin ise 53 dakika. Neden eşitsizlik var kısmından bakmamız lazım. Yaşanan herşeyde işte işte, nafakada, şiddette, cinayette herşeyin temelinde bu cinsiyet eşitsizliği var. O yüzden kadınlar ikici konumda. İş bulmamız ev kadını olduğumuz için çok zor.”

    “AKP KADINLARI EVE KAPATMAK İSTİYOR”

    Erin, AKP hükumetinin yapmak istediği şeyin kadınları eve kapatmak olduğunu belirtti. Türkiye’de neredeyse her kadının fiziksel yada psikolojik olarak şiddet gördüğünü vurgulayan Av. Funda Erkin, YÖK’ün bir hafta önce cinsiyet eşitliği ile ilgili bir projeye üniversitelerden kaldırmasına tepki gösterdi.

    Erkin, son olarak adaletsizlik nedeniyle şiddete uğrayan kadınlar olduklarını bu nedenle direnmeye ve bu haklara sahip çıkmaya devam edeceklerini belirtti. İktidarın ayak oyunlarına karşı ise yasal zeminleri korunması gerektiğini vurgulayan Erkin, İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması halinde ise sokaklarda mücadele edeceklerini söyledi.

    “KADIN EVE HAPSEDİLMEK İSTENİYOR”

    Daha sonra OHAL döneminde KHK ile işinden ihraç edilen Dilek Kanlıbaş Demir konuştu. Demir de çok sayıda kadının bir araya gelmesinden dolayı duyduğu mutluluğu aktardı.

    Tekçi otoriter rejimin özellikle son 16 yılda tüm muhalif kesimleri kendine benzetmek için bakı uyguladığını kaydeden Demir, bu saldırıların temel hedefinde ise kadınların olduğunu belirterek, “Amaç kadını yaşamın tüm alanlarından el çektirmek eve hapsetmek evinin kadını çocuklarının anası ve erkeğin kölesi olması boyutuyla tüm uygulamalarını bu şekilde devam etmektedir” dedi.

    Kadınalrın emeğine, kimliğine ve bedenine yönelik yoğun bir saldırının olduğunun altını çizen Dilek Kanlıbaş Demir, kadınların özelikle istihdam alanlarından el çektirilmeye çalışıldığını belirtti.

    Ekonomik olarak kadınların yıpratılmaya çalışıldığını söyleyen Demir, Türkiye’de yarı açık cezaevi koşullarının yaşandığını ve bu tecridin herkesin farkında olması gerektiğini belirterek mücadele çağrısında bulundu.

    “KADIN CİNAYETLERİ YÜZDE 1400 ARTTI”

    Demir’den sonra söz alan Mor Dayanışma Üyesi Deniz Uslu ise ülkenin içinde bulunduğu politik durumu ve kadın mücadelesinin konumunu anlattı. Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi koşulların kadınların hayatını belirlediğini belirten Uslu, yıllardır devam eden bir ataerkil sistemin Türkiye’de vücut bulduğunu aktardı.

    Türkiye’de yerel seçimlere değinen Uslu, “2007 seçimlerinde ülkede birazcık demokratik bir rüzgarın estiğini gördüm fakat seçim sonuçlarını hiçe sayılıp 1 Kasım’da seçim darbesi ile 1 Kasım seçimlerini yaşadık. Bu arada ülkede bombalar patladı tutuklamalar yaşandı çok sayıda eylem ve etkinlikler yasaklandı ve ekonomik kriz yaşandı” diye konuştu.

    Türkiye’de son 17 yılda kadın cinayetlerinin yüzde 1400 oranında arttığını şiddetin ise sayılamayacak rakamları ulaştığını kaydeden Deniz Uslu, AKP iktidarının kadın düşmanı bir model inşa etmeye çalıştığını, “Başkanlık rejiminde kadın düşmanı bir başbakandı ve iktidarda kadın düşmanı bir Cumhurbaşkanı oldu ve şimdi başkanlık rejimini tek adamlığını da kadın düşmanlığı üzerinden temellendirmeye uğraşıyor” şeklinde konuştu.

    “TOPLUMDA BİR ÇÜRÜME HALİ VAR”

    Toplumda bir çürüme halinin söz konusu olduğunu kaydeden Uslu, “Çocuklar rahatlıkla istismar edilebilir halde, hayvanlara rahatlıkla tecavüz edilebilir, şiddet uygulanabilir. Kadınlar göz göre göre öldürülebilir halde. böylesi bir süreçte insan olma değerlerinin de çürüdüğü ve yozlaştığı bir durum söz konusu” dedi.

    Uslu, son olarak 8 Mart’ın önemine vurgu yaparak, dünya tarihinde politik olarak da önemli olduğunu ve kadınların sorunlarını ortaklaştırarak çözüme kavuşturulması gerektiğini aktardı.

    PİRHA /İZMİR

     

  • ‘Çocuk istismarcısına evlilik affı’na karşı mücadele geliştirmeliyiz – VİDEO

    ‘Çocuk istismarcısına evlilik affı’na karşı mücadele geliştirmeliyiz – VİDEO

    PİRHA- Çocuk istismarına evlilik yolu açan yasa tasarısının tekrar gündeme gelmesini değerlendiren Mor Dayanışma Üyesi Deniz Uslu, bu yasa tasarısı ile taciz ve tecavüzlerin önünün açacağına dikkat çekti. Uslu, bunu iktidarın yerel seçimler öncesi daha fazla oy toplamayı hedefleyen bir çalışması olarak da değerlendirdi. 

    Özellikle kadın örgütlerinin mücadelesi ve kamuoyunun tepkisiyle üç yıl önce geri çekilen “Çocuk istismarcısına evlilik affı” düzenlemesi seçime az süre kala yeniden gündeme getirildi. Düzenlemenin çocuk yaşta evliliklerin önünü açacağı belirtiliyor.

    Çocuk istismarlarına evlilik yoluyla af çıkartmayı öngören yasa tasarısını daha önce kadınların mücadelesiyle geri çekildiğini hatırlatan Mor Dayanışma Üyesi Deniz Uslu, bu tasarıyı tekrar gündeme getirmeye çalışmalarının zihinlerinde kadına ve çocuğa yönelik bakış açısında bir tahakküm ilişkisi olduğunu kaydetti.

    Türkiye’de erkek egemenliğinin siyasi, politik ve sosyal ilişkileriyle perçinlenmiş olduğunu dile getiren Uslu, “Bunun arka planında kadını ve çocuğu kendi tebaası haline getirmeye uğraşan, kendi hükümdarlık alanlarında onlara uyacak kul köle olarak görmeye uğraşıyorlar. Kadına ve çocuğa yönelik cinsel istismar vakalarında, eğitim müfredatında bunu görüyoruz.” dedi.

    “YEREL SEÇİMLER ÖNCESİ OY TOPLAMAYI HEDEFLEYEN BİR ÇALIŞMA”

    18 yaşı bir sınır olarak görmediklerini ’15 yaşında bir çocukla evlenilebilir, hayat kurulabilir’ olarak gördüklerini belirten Deniz Uslu, bu bakış açısını bildiklerini ve bu zihniyeti diri tutmaya çalıştıklarını bunu yaparken de toplumda bir karşıtlık yaratmaya çalıştıklarını belirterek şöyle devam etti;

    “İstismar bir suçtur cezalandırılması gerekir, buna karşı caydırıcı cezalar öngörürsen, istismar olayları olmadan önlem alabilirsen, toplumda insanların buna cüret etmesini zorlaştırırsın. Fakat onlar tam tersine istismar olaylarında küçük yaşta zorla evliliklerde evlilik gerçekleştiği zaman affı öngören tasarıyla birlikte insanlara şu mesajı da veriyor: Rahat rahat evlenebilirsiniz, tecavüz edebilirsiniz. Tecavüz ettikten sonra zaten doğru düzgün cezalar yok, indirimler var. Takım elbise giyersin, kravat takarsın vs.”

    Bu tasarıyla birlikte binlerce insanın cezaevinden çıkarmayı hedeflendiğini kaydeden Uslu, bir yanıyla yerel seçimler öncesi kendilerine daha fazla oy toplamayı hedefleyen bir çalışma olarak da değerlendirilebileceğini kaydetti. Uslu, Türkiye’de tecavüze uğrayıp evlendirilen çocukların şikayet edebilecekleri bir mekanizmanın olmadığını da ekledi.

    “İKTİDARA KARŞI MÜCADELE ARAÇLARI GELİŞTİRİLMELİ”

    Kadın düşmanı söylemleri ve politikalarıyla egemen olan bir iktidarın söz konusu olduğunu ve iktidara karşı mücadele araçlarını geliştirmek gerektiğinin altını çizen Mor Dayanışma Üyesi Deniz Uslu, şöyle devam etti:

    “Kadın merkezleri kuruluyor, belediyelerin çalışmaları oluyor, sığınma evleri vs açılıyor ya da karakol yoluyla şikayetçi olabiliyorsun fakat gördüğümüz örnekler bunların çoğunun başarısız girişimler olarak sonuçlandığını gösteriyor. Şikayetçi olmak yetişkin bir kadın açısından bile zorken çocuk açısından imkansız hale gelmiş durumda. Bunların önünü açabilecek mekanizmaları işletecek düzenlemeler yapılması gerekirken tam tersi bir çalışma yapılması söz konusu.”

    “OKULLARDA TOPLUMSAL CİNSİYET EĞİTİMLERİ VERİLEBİLİR”

    Kadın örgütlerinin de gündeme getirdiği Çocuk Bakanlığı’nın önemli olduğuna dikkat çeken Deniz Uslu, “Çocuk Bakanlığı kurularak, çocuklara yönelik istismar olayların da önüne geçebilecek adımlar atılabilir. Okullarda toplumsal cinsiyet eğitimleri verilebilir. Rehberlik birimleri bu yönlü çalışma yapabilir. Çocukların bu durumları paylaşabilecekleri mekanizmaları üretilebilir. Diğer taraftan yerel seçimlere giderken yerel yönetimler meselesinde belediyelerde kadın merkezleri, şiddet önleme merkezleri, çocukları da kapsayacak merkezler geliştirilmeli ve işletilmeli” önerilerinde bulundu.

    “BU YASA TASARISIYLA İSTİSMAR OLAYLARININ ÖNÜNÜ AÇILACAK”

    Kadınların çocuk hakları ve kendi hakları için özgürlük ve eşitlik içinde mücadelesini yükseltmesi gerektiğini kaydeden Uslu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Ülkede sosyal ve ekonomik olarak da gelişimi aslında bir kuşağın yetişmesiyle doğrudan ilintilidir. Şimdiki çocuklar geleceğin yetişkinleri olacaktır ve bu ülkede belirleyici durumda da olabilirler. Bu bakış açısının tahakküm kuran bir bakış olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla çocuğun zihinsel dünyasını, psikolojik dünyasını çok fazla önemsemeyen başına geleceklerden en fazla kendisini sorumlu tutan ona yönelik herhangi bir çözüm üretmeyen bir iktidar söz konusu.

    Bu yasa ile birlikte çocukların demokratik ve bilimsel olmayan cinsiyetçi bir eğitim sisteminden geçtiğini görüyoruz. Bununla birlikte 4+4+4 eğitim modeliyle beraber kız çocuklarının okuldan alındığı oğlan çocuklarının daha çok işe yöneldiği kızların eve hapsedilebileceğini bir eğitim modeliyle  bütün olarak baktığımızda da çocuklar açısından mutlu son yaratmayacak bir model söz konusu.

    Bir de bu istismar yasa tasarısıyla birlikte çocukların güvenli bir hayat modelini çocuklardan uzaklaştıran bir durum var. Tacizlerin önünü açabilecek bir uygulama çünkü nasılsa bir şey yaptığım zaman evlenirim, ceza almaktan kurtulurum, çocuğun rızası vardı derim’ gibi sözleri hakimlerin ağzından bile duyduk. İktidar ve bu yasa tasarısından alacakları güçle bu istismar olaylarının önü daha fazla açılacaktır.”

    PİRHA/İZMİR