Etiket: deprem raporu

  • Eğitim Sen’den 6 şubat deprem raporu: Eğitim sistemi de enkaz altında kalmıştır

    Eğitim Sen’den 6 şubat deprem raporu: Eğitim sistemi de enkaz altında kalmıştır

    PİRHA-Eğitim Sen, 6 şubat deprem raporunu yayınladı. Raporda, “Deprem felaketiyle birlikte sadece binalar değil, ülkenin yönetim rejimi, ekonomisi, doğaya ve bilime meydan okuyan, tamamen ranta dayalı kentleşme politikaları da yerle bir olmuştur. Depremden etkilenen milyonlar kendi kaderleri ile baş başa bırakılmıştır” denildi. Raporda Eğitim sisteminin de enkaz altında kaldığı vurgulandı. 

    Eğitim Sen 6 şubat deprem raporunu yayınladı. Depremden etkilenen illerde bulunan Eğitim Sen şubelerinin hazırladığı raporda, depremin eğitim alanında etkileri ve 1 yıl geçmesine rağmen bölgede sorunların çözülmemiş olması üzerinde duruldu.

    Eğitim Sen’in raporunda, “Deprem felaketiyle birlikte sadece binalar değil, ülkenin yönetim rejimi, ekonomisi, doğaya ve bilime meydan okuyan, tamamen ranta dayalı kentleşme politikaları da yerle bir olmuştur. Böylesine büyük bir yıkımın yaşanmasının asıl nedeninin halkın can ve mal güvenliğini değil, sermayenin ihtiyaçlarını önceleyen rantçı politikaları benimseyen merkezi ve yerel yönetim anlayışı olduğu açıktır. Depremin ilk günlerinden itibaren sorumluluktan kaçmak için öne sürülen ‘asrın felaketi’ algısı ve propagandası kısa süre içinde etkisini yitirmiştir. Deprem bölgesinde yaşam mücadelesi veren depremzedeler başta olmak üzere, depremden etkilenen milyonlar kendi kaderleri ile baş başa bırakılmıştır” denildi.

    “DEPREMDE SADECE BİNALAR DEĞİL, EĞİTİM SİSTEMİ DE ENKAZ ALTINDA KALMIŞTIR”

    Depremden etkilenen illerde bulunan Eğitim Sen şubelerinin hazırladığı raporda, depremin öğrenciler, veliler, aileler, öğretmenler ve eğitim kurumları üzerinde uzun süreli etkilerini bırakmaya devam ettiği yer alıyor.

    Raporda şu ifadelere yer verildi:

    “Deprem bölgesinde bulunan öğrencilerin ve öğretmenlerin büyük bir kısmının depremden zarar görmüş, can veya mal kayıpları meydana gelmiştir. Yaşanan depremler sonucunda sadece çürük binalar değil, eğitim sistemimiz de büyük ölçüde enkaz altında kalmıştır.

    Deprem bölgesinde toplam 12 bin 550 okulda; 4 milyona yakın öğrenci eğitim görürken, depremler gerçekleştiğinde devlet okullarında görev yapan öğretmen sayısı 210 bindir.

    Deprem sonrasında hazırlanan resmi raporlara göre depremden etkilenen bölgede MEB’e bağlı 20 bin 340 eğitim binasından 8 bin 162’si incelenmiştir. İnceleme yapılan binalardan 428 derslikli 72 okulun tamamen yıkıldığı, 3 bin 739 derslikli 504 okulun ağır hasarlı ve acil yıktırılması gereken, 3 bin 693 derslikli 331 okulun orta hasarlı, 30 bin 961 derslikli 2 bin 533 okulun az hasarlı olduğu tespiti yapılmıştır.

    Jeoloji Mühendisleri Odası’nın hazırladığı deprem raporuna göre Türkiye genelinde 4 bin 159 okul fay hatları üzerinde yüksek tehlike alanları içinde bulunmaktadır. Depreme dayanıklı olmayan okulların yıkılarak yerlerini dayanıklı yapıların yapılması başta öğrenci, veli ve eğitim emekçileri olmak üzere, toplumun ortak istediğidir. Ancak özellikle büyükşehirlerde arazisi değerli olan kimi okulların depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle başka yere taşınması bahane edilerek, tamamen rant amaçlı kullanılmasının hedeflendiği görülmektedir.

    “KIZ ÇOCUKLARININ HANE İÇİNDEKİ EMEK SÖMÜRÜSÜ ARTTI”

    Afet dönemleri çocukların nitelikli eğitime ulaşma imkânlarını kısıtlayan ortamlardır. Çocukların eğitim hakkından mahrum kalması çocuklara dönük ihmal, istismar gibi vakaların artmasına sebep olmuştur. Okulların, yurtların barınma alanına dönüşmesi, çocukların ve gençlerin (deprem bölgesinde olmayanlarda dâhil) eğitim hakkına ulaşımını büyük ölçüde engellemiştir. Bu engel kız çocuklarının hane içindeki emek sömürüsünü arttırmış, kadınların yeniden toplumsal üretime kaynak sağlayan emeklerini görünmez kılmıştır.

    Öğrenci, öğretmen ve velilere yeterince psikososyal destek verilmediği gibi buna dair somut planlama yapılmamıştır. Büyük bir felaket yaşanmış olmasına rağmen okullar açıldığında her şey normalmiş gibi davranılmıştır.”

    “EĞİTİM SEN, EĞİTİM ALANINDA YAŞANAN BAŞLICA SORUNLARI SIRALADI”

    6 Şubat depremlerinin birinci yılında eğitim alanında öne çıkan sorunlar şu başlıklar altında sıralandı:

    •  Depremzede eğitim emekçilerinin barınma sorunu devam etmektedir. Özellikle şehre yeni atanan ve göreve başlayan eğitim emekçileri barınma sorunu yaşamaktadır.
    • Okullarda öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin temiz suya ulaşma sorunu sürmektedir.
    • Özellikle şehir dışındaki konteyner kentlerde kalan öğrencilerin ulaşım sorunu çözülmemiştir.
    • Konteynır kentlerde kalan öğrencilerin ders çalışma olanakları son derece sınırlıdır ve ders çalışma ortamı bulunmamaktadır.
    • Aynı binada iki okulun eğitim öğretim yapmasının (sabahçı, öğlenci) yarattığı sorunlar kalıcı yaz saati uygulaması nedeniyle öğrenciler sabah karanlığında derse başlamakta veya akşam karanlığında öğrenciler kaldıkları yere gitmek zorunda kalmakta ve güvenlik sıkıntıları yaşanmaktadır.
    • Aynı binada ikili eğitim öğretim yapan okullarda ders süresinin 30 dakikaya düşürülmesi nedeniyle öğrencilerin diğer bölgelerdeki yaşıtlarına göre eksik ders görmesine neden olması,
    • Konteyner kentlerde açılan prefabrik okullarda ısınma, ulaşım ve temizlik sorunları sürmektedir.

    “TEK ADAM REJİMİ SORGULANMADAN, SORUMLULARDAN GERÇEK ANLAMDA HESAP SORULMUŞ OLMAYACAK”

    Eğitim Sen’in deprem raporunun sonuç kısmında ise şu ifadelere yer verildi:

    “Deprem gibi büyük bir afet sonrasında ortaya çıkan sonucun ‘asrın felaketi’ olarak tanımlanması, deprem nedeniyle ortaya çıkan yıkımın etkilerinin tür ve boyutları kadar, doğal afete maruz kalanların hangi ülkede yaşandığıyla da doğrudan ilişkilidir. Türkiye’de doğal bir afetin ranta ve yağmaya dayalı çarpık kentleşme politikaları nedeniyle nasıl büyük bir felakete dönüştüğü 6 Şubat depremleri ile bir kez daha görülmüştür. İktidar, bugüne kadar bırakalım olası deprem riskine karşı somut adımlar atmayı, doğal afetin büyük bir felakete dönüşmesine neden olacak politika ve uygulamaları hayata geçirmekten geri durmamıştır.
    Türkiye gibi sürekli doğal afetler yaşanan bir ülkede devletin bütün kurumları planlamaları ve uygulamalarını rantı değil, insan yaşamını önceleyen bir anlayışla ele almak zorundadır. Bugüne kadar bu temel gerçekliği dikkate almayan kuralsız ve denetimsiz yapılaşmaya göz yuman, rant için sağlıksız imar planlarına izin veren, meslek odalarını yapı denetim sürecinin dışında bırakarak böylesine büyük bir yıkıma ortak olan herkesin birinci dereceden ölümle sorumlu oldukları asla unutulmamalı ve unutturulmamalıdır.
    Deprem sonrasında gözaltına alınıp tutuklanan müteahhitler, deprem felaketinde sorumluluğu olanlardan oluşan suç zincirinin son halkasıdır. Böylesine büyük bir yıkımın asıl sorumlularının, suç zincirinin bütün halkalarını ilmek ilmek ören siyasi iktidar ve tek adam rejimi olduğu açıktır. İmar affı için Meclis’te el kaldıran vekillerin, yıkılan yapılara inşaat izni veren yerel yönetimlerin, devlet kurumlarının ve yapı denetim firmalarının içinde yer aldığı suç zinciri ve bu zincirin işleyişini kolaylaştıran tek adam rejimi sorgulanmadığı sürece sorumlulardan gerçek anlamda hesap sorulmuş olmayacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • İHD İstanbul Şubesi: Deprem göz göre göre felakete dönüştürüldü – VİDEO

    İHD İstanbul Şubesi: Deprem göz göre göre felakete dönüştürüldü – VİDEO

    PİRHA – İHD İstanbul Şubesi, 6 Şubat, Maraş merkezli depremlerde yaşanan sorunlara dair hazırladığı raporunda, depremin göz göre göre felakete dönüştürüldüğüne dikkat çekti. İHD Şube Sekreteri Oya Ersoy, yaşanan sorunların çözümüne dair acil taleplerini açıkladı. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, 6 Şubat’ta Maraş merkezli depremlerin ardından devam eden sorunlar ve alınması gereken önlemlere ilişkin hazırladığı raporu kamuoyuna duyurdu. Basın metnini İHD Şube Sekreteri Oya Ersoy okudu.

    “14 MİLYON 13 BİN 196 KİŞİ DEPREMDEN ETKİLENDİ”

    Maraş Elbistan merkezli 7,6 büyüklüğünde yaşanan depremin üzerinden bir yıl geçmesine rağmen sorunların hala devam ettiğini belirten Ersoy, Maraş, Gaziantep, Urfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elâzığ’da yüz binlerce insanın enkaz altında kaldığını belirtti. Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 14 milyon 13 bin 196 kişinin depremden etkilendiği bilgisini paylaşan Ersoy, “Resmi açıklamalara göre 50.500 kişi hayatını kaybetti. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği bakanı Murat Kurum, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı adayı olarak seçim çalışması sırasında yaptığı bir açıklamada ‘İşte 6 Şubat geliyor. 130 bin canımız gitmiş” dedi.

    Ersoy, bir yıl geçmesine rağmen hala kayıp çocuklar, yakınlarını bulamayan, cenazesini arayan insanlar var” diye belirtti.

    “DEPREM GÖZ GÖRE GÖRE FELAKETE DÖNÜŞTÜRÜLDÜ!”

    Kuzey Anadolu, Doğu Anadolu ve Batı Anadolu diri fay hatları sebebiyle ülkenin büyük bölümünün deprem riski taşıdığını dile getiren Ersoy, hem yerel hem de merkezi düzeyde bugüne kadar deprem konusunda gerekli hazırlıkların yapılmadığının altını çizdi.

    Ersoy, şunları ifade etti:

    “Şehirleri deprem dirençli hale getirmek yerine 21 yılda 7 kez çıkarılan imar aflarıyla depremin yıkıcı etkisi daha da artırıldı. En son 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce çıkarılan imar affıyla afet riski altındaki alanlarda olup olmadıklarına, kıyı alanları, tarım arazileri, orman alanları, içme suyu havzaları ve tarihî, doğal, arkeolojik sit alanları üzerine inşa edilip edilmediklerine bakılmaksızın Türkiye çapında 3 milyon 119 bin 947 kaçak ve imara aykırı yapı için yapı kayıt belgesi verildi. Yapı güvenliği olmayan, planlama, mimarlık ve mühendislik süreçlerinden geçmemiş̧, teknik olarak sağlık ve güvenlik koşulları belirsiz toplam 7 milyon 393 bin 413 bağımsız bölüme belge düzenlenerek yasallık kazandırıldı. Bu belgeler karşılığında 26 milyar 151 milyon 389 bin 263 TL yapı kayıt belge bedeli toplandı.”

    ÇOCUKLAR DEVLET ELİYLE TARİKATLARA VERİLDİ

    Depremin dördüncü gününde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’ın , refakatiz çocuklarla ilgili yaptığı açıklamaya işaret eden Ersoy, Yanık’ın açıklamasında, “Çocukların ailesi veya bakanlık dışında herhangi bir üçüncü şahsa tesliminin yapılmasının söz konusu olamayacağını anne babalarını kaybeden çocukların bakım ve gözetiminin bakanlık tarafından sağlanacağını açıkladı” diye aktardığını söyledi.

    Ersoy sözlerine şöyle devam etti:

    “Yapılan açıklamanın ardından bir takım tarikat ve cemaatlerin yurtlarında depremzede çocukların olduğu ortaya çıkınca bakanlık yeniden açıklama yaparak refakatçilerinin rızası olduğunu söyledi. Refakatçilerinin rızasının olması çocukların birtakım tarikat ve vakıflara teslim edilmesinin gerekçesi değildir. Çocukların sağlığı ve güvenliğinden sorumlu olması gereken devlet ve devletin kurumlarıdır. Devlet çocuk koruma yükümlülüğünü hiçbir kuruma devredemez. Devlet, Türkiye vatandaşı olsun ya da olmasın, hiçbir ayrımcılık yapmadan tüm çocukları korumakla yükümlüdür.”

    “DİYANETİN EVLENME FETVASI”

    Deprem sürecinde çocuklara dair yapılan açıklamalara dikkat çeken Ersoy, “Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının enkazdan çıkarılan ve ailesini kaybeden çocukların koruyucu aile olabilmek ve evlat edinmek için e-devlet üzerinden kurulan sisteme başvuru yapılabileceğini duyurduktan sonra 17 Şubatta Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek İstişare Kurulu evlat edinmeye ilişkin soruya internet sitesinde verdiği cevapta “Öz evlat gibi davranmasının” doğru olmadığını ve “Evlat edinenle evlatlık arasında evlenme engeli olmadığını’ açıkladı. Türk Medeni Kanunu’nun 129. maddesi uyarınca evlat edinen ile evlatlık ve onun çocukları arasında evlenme yasaktır’ ibaresi oldukça açık olmakla birlikte Diyanet’in bu açıklaması Anayasa’ya, Medeni Kanun’a, Ceza Kanunu’na ve Çocuk Koruma Kanunu’na aykırıdır. Diyanet’in bu açıklamasının ardından da ‘çocukları korumakla sorumlu’ olan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı çocuk istismarını olağanlaştıran bu açıklama ile ilgili Diyanet hakkında soruşturma açılmasına ilişkin bir adım atmadı” şeklinde konuştu.

    “DEVLET İHTİYAÇLARI KARŞILAMADI”

    Deprem illerinde sağ kurtulan insanların acılarıyla baş başa bırakıldığını vurgulayan Ersoy, ilk günlerden itibaren barınma, beslenme, temizlik ve sağlık hizmetleri demokratik kitle örgütleri, sağlık meslek örgütleri ve yurttaşların kendi dayanışma seferberliğiyle sağlanmaya çalışıldığını söyledi. Ersoy, İktidarın arama-kurtarma çalışmalarında olduğu gibi her şeyi kendine bağlama ısrarının deprem bölgesine gıda yardımlarının ulaştırılmasında da sorun yarattığını ve gecikmelere neden olduğunu vurguladı.

    “KAYYUMLAR ELİYLE YARDIMLARA EL KONULDU”

    Halkın gönderdiği yardımların kayyumlar eliyle el konulduğunu ifade eden Ersoy, “Demokratik kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve siyasi partilerin gönderdiği yardım tırları şehirlere alınmak istenmedi, tek bir koordinasyon merkezinden dağıtılması dayatıldı, gönderilen yardımlara iktidar partisinin örgütlerine ait logolar yapıştırılmaya çalışıldı. Halkların Demokratik Partisi (HDP)’ne ait Pazarcık Afet Kriz Koordinasyon Merkezi’ne kayyum atanarak, koordinasyon merkezine iletilen yardımlara el konuldu. Halkın dayanışması kayyumlar ile engellenmeye çalışıldı” dedi.

    “KIZILAY YARDIM DEĞİL KAZANÇ SAĞLAMAYI ÖNCELEDİ”

    Depremin ardından afet bölgelerine yardım götürmekle yetkili olan Kızılay’ın şirket gibi çalıştığını belirten Ersoy, böyle büyük bir depremde bile “yardım”ı değil “kazanç sağlamayı” öncelediğinin altını çizdi.

    Ersoy, “Halk çadır ararken Kızılay’ın çadır ve konserve sattığı ortaya çıktı. Çadırlar en erken üçüncü günden itibaren dağıtılmaya, çadır kentler ise dördüncü gün kurulmaya başlandı. Çadır kentler oluşturulurken zemin özellikleri dikkate alınmadı, zemin düzenlemeleri yapılmadan, ısı yalıtımı ve su basmasının önlenmesi için altına palet bile yerleştirilmeden doğrudan toprak üzerine kurulan çadırlarda yaşamak zorunda kalan insanlar depremden sonra bir de sel felaketine maruz kaldı” diye aktardı.

    “KADIN VE ÇOCUKLAR İÇİN GÜVENLİ ALAN OLUŞTURULMADI”

    Depremin ardından geçici yerleşim alanlarında kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların güvenliğini sağlayacak alanların oluşturulmadığını ifade eden Ersoy, “Deprem sonrası güvenli alanlar oluşturulmadığı gibi toplumsal cinsiyet eşitliğine uygun şekilde düzenlenmedi. Hem yardımlara erişim hem de şiddet açısından kadınlar için özel önlemler alınmadı. Deprem bölgesinde kadınları şiddetten uzak tutacak önlemler alınmadığı gibi, şiddete uğrayan kadınların başvuracağı mekanizmalar etkili hale getirilmedi. Örneğin Hatay’da Aile Mahkemesi aktif olmadığı için 6284 sayılı yasa kapsamında alınan kararlar onaylatılamadı” dedi.

    “ERDOĞAN HALKI TEHDİT EDİYOR”

    Deprem bölgesinde yaşayan insanların sorunları devam ettiğini kaydeden Ersoy, “Barınma sorunu devam ediyor. Eğitim, sağlık hizmetlerine erişim kısıtlı. Çocuklar yanarak can veriyor. 1 yılın sonunda bu ülkenin cumhurbaşkanı, AKP Genel Başkanı Erdoğan, Hatay’da yaptığı konuşmada; ‘Bir gerçeği sizlere şu anda söylüyorum; Merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse dayanışma halinde olmazsa o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi? Şu anda Hatay garip kaldı. Hatay Mahsun kaldı’ diyerek yerel seçimler öncesi başka partilere oy vermemesi için halkı tehdit ediyor” diye belirtti.

    ACİL TALEPLER

    6 Şubat depremi sonrasında ortaya çıkan ve halen devam ettiğini yineleyen Ersoy, yaşanan sorunların çözümüne dair acil taleplerini sıraladı:

    * Yaşam hakkını önceleyen, insan, doğa ve tüm canlıları odağına alan bir kent planı için yerel yönetimler ve başta emek meslek örgütleri olmak üzere demokratik kitle örgütleriyle birlikte kent koordinasyonları kurulmalıdır.

    *Halkın güvenli konutlarda oturma ve temiz bir çevrede insanca yaşama hakkı vardır. Halkın kendi yaşam alanları ile ilgili söz ve karar hakkına sahip olduğu mekanizmalar yaratılmalıdır.

    * Kamu binalarının depreme karşı güvenli oluşu tartışılmaz bir gerçek olmalı, başta hastaneler, okullar deprem sonrası işlevini yerine getirebilmelidir.

    *Kentlerde altyapı, toplu ulaşım, yangından korunma gibi sistemler, deprem riski öngörüsüyle inşa edilmelidir.

    *Deprem sonrası kullanılmak üzere yeterli, insanların asgari düzeyde yaşamlarını devam ettirecekleri toplanma alanları belirlenmelidir.

    * Eğitim, sağlık, barınma, beslenme ve ulaşım gibi en temel hizmetlerin eşit, nitelikli güvenli ve ulaşılabilir olmaları her koşulda güvence altına alınmalıdır.

    * Afet bilinci ve kültürünün gelişmesi için ilköğretimden itibaren coğrafya ve jeoloji dersleri müfredata alınmalı; afet öncesi, afet anı ve sonrası için eğitimler verilmeli, afet esnası ve sonrasında yapılacaklara dair eğitimler ilkokul seviyesinden başlatılmalıdır.

    *Afet yönetiminde toplumsal cinsiyet eşitliği temel alınmalıdır. Toplumsal cinsiyet eşitliğinin hayata geçirilmesi kamu politikası olarak kabul edilmeli ve afet yönetiminin tüm süreçleri bu politika üzerinden yapılandırılmalıdır.

    *AFAD ve Kızılay yeniden yapılandırılmalı, iktidardan bağımsızlaştırılmalıdır. İllerde
    AFAD danışma kurulları oluşturulmalı, ilgili demokratik kitle örgütleri ve yerel yönetimler bu kurullarda yer almalıdır.

    *Sağlıklı bir çevrede yaşama ve barınma hakkı bir insan hakkıdır! Depremler katliam olmasın!

    PİRHA/İSTANBUL

  • KESK deprem raporunu paylaştı: Yağma, rant, talan, ölüm!

    KESK deprem raporunu paylaştı: Yağma, rant, talan, ölüm!

    PİRHA – KESK Eş Başkanı Mehmet Bozgeyik, açıkladığı deprem raporunda OHAL kararını eleştirerek 10 ilin “Afet bölgesi” ilan edilmesi gerektiğini söyledi. Bozgeyik, linç girişimleri, güvenlik güçlerinin gerçekleştirdiği iddia edilen işkence vakalarını da gündeme getirdi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), merkez üssü Maraş olan 10 kentte büyük can kaybına neden olan depremlerle ilgili hazırladığı raporu açıkladı. Genel Merkez binasında yapılan basın toplantısında “Yağma, rant, talan, ölüm! İşte sizin düzeniniz” ve “Yüzyılın felaketi değil, yüzyılın ihmali” yazılı pankartı açıldı.

    Can kayıplarının neredeyse 35 bine yaklaştığını ifade eden Bozgeyik, “On binlerce insanımız hastanelerde tedavi görüyor. Bu kara tablo içerisinde, bu zemheri soğuklarda bir nebze olsun yürekleri ısıtan, iktidarın yıllardır uyguladığı, deprem sırasında dahi vazgeçmediği kamplaştıran, ayrıştıran, partizan politikalarına karşın ülkemiz insanlarının dayanışması, sivil yardım ağlarının deprem illerini sarıp sarmalamasıdır” dedi.

    “CENAZELER TOPLU GÖMÜLÜYOR”

    KESK’e bağlı sendika üyelerinin ilk andan itibaren yardım toplamaya başladığını söyleyen Bozgeyik, iktidarı yardım çalışmalarını engellemesi sebebiyle eleştirdi. Bozgeyik, yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Deprem bölgelerinden sadece depremden kaynaklı ölümler, acılar, trajik haberler gelmiyor, aynı zamanda tehlike çanlarını çalan başka haberler de geliyor. Son birkaç gündür yaşanan linç girişimleri, güvenlik güçlerinin sokaklarda ve karakollarda gerçekleştirdiği iddia edilen işkence vakaları ve bunun sonucunda gerçekleştiği belirtilen ölüm vakaları derhal ama derhal sonlandırılmalıdır.

    Cenazelerin örnek alınmadan, kimlik tespiti yapılmadan toplu olarak gömülüyor. Buna gerekçe olarak savcıların sayısının azlığı da gösterilmektedir. Gerekçeler ne olursa olsun, bu durum ileride ciddi hak kayıplarına neden olacaktır. Bu nedenle kimliklendirme, örnek alma ve daha sonra üzerinde çalışma yapma, fotoğraflama, ölü muayenesi, travma bulgusu arama, soğuktan kaynaklı ölümün olup olmadığını araştırma vb. çalışmalar azami düzeyde yapılmalıdır.”

    “AFET BÖLGESİ İLAN EDİLMELİYDİ”

    Bozgeyik, deprem sonrası bölgede Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edilmesini doğru bulmadıklarını ifade ederek, şöyle konuştu: “OHAL yerine afet bölgesi ilan edilmesi gerekiyordu. Özellikle yağma talan söylemi üzerinden Hatay, Gaziantep bölgesindeki mülteci ve göçmenlere yönelik ırkçı saldırılar olduğunu görüyoruz. Karakolda işkence vakaları var. Önümüzde dönem bu OHAL uygulaması hem demokratik kitle örgütlerinin hem de emek meslek örgütlerinin kente giriş çıkışları, orada yapacakları faaliyetleri engellemeye dönük adımlar atmaya neden olabilir. Yine basın emekçilerin oradan halkın doğru haber alma özgürlüğünün engellenmesine tutumlar var.”

    Açıklamanın ardından KESK’in son 4 günde deprem kentlerinde yaptığı incelemelerin yer aldığı rapor açıklandı.

    MARAŞ

    “* Şu ana kadar sivil dayanışma ağları üzerinden çok sayıda yardım gelmekle birlikte bunların dağıtımında ve koordinasyonda sıkıntılar yaşanmaktadır.

    * Enkazlar da arama kurtarma ve yaşamını yitirenlerin naaşlarını çıkarmada yetersiz kalınmaktadır.

    * İl ve ilçelerde cemevlerinde daha derli toplu ve çok yönlü dayanışma ağları örüldüğü, buraların yüzlerce insanın sığınağı olduğu görülmüştür.

    ELBİSTAN

    * Elbistan ilçesi ikinci depremde adeta yerle bir olmuş durumdadır.

    * Malatya Caddesi denilen şehrin en eski yerleşim yerinde yıkılmayan bina yok gibidir.

    * Şehir kaderine terk edilen yerlerden biri olmuştur. Devlet kurumlarının, AFAD’ın günlerce şehirde görünmediği neredeyse herkes tarafından ifade edilmiş olup giden KESK’liler de aynı gözlemlerini ifade etmektedirler.

    * Hala ulaşılmayan, akıbetinin ne olduğu bilinmeyen köyler bulunmaktadır. Köylerde çadır, ısınma sorunu temel sorunların başında gelmektedir. Ovalık yerlerdeki köylere yardım araçları daha fazla giderken, dağın eteğine kurulu köylerde daha az yardım ulaştırılmaktadır.

    * 12 Eylül sonrası devlet teşviki ile boşaltılan, yoğun göç veren ilçe ve köyleri bu kez deprem nedeniyle hızla terk edilmektedir. Başka şehirlere gidişler ve deprem kayıpları nedeniyle 150 bin olan ilçenin nüfusunun 50 binin altına düştüğü söylenmektedir.

    * Burada da en temel sorun çadırlar ve ısınma sorunudur. Temizlik maddeleri, kuru gıda, ekmek ve kahvaltılık gıda malzemeleri diğer ihtiyaçlardandır.

    PAZARCIK

    * Hastanelerde çok sayıda ceset var. Yaşamını yitirenlerin konduğu ceset torbaları morglara sığmayacak sayıya ulaşmış durumda. Yakınlarına teslim edilmeyen cenazeler kimlik tespiti yapılmamış olanlardan oluşmaktadır.

    * AFAD ekipleri diğer birçok yer gibi Pazarcık’a da geç gitmiş olup gelenler de az sayıda olmuştur. Bu nedenle yıkılan binaların çoğuna hala girilmemiş olup çok sayıda insanın enkaz altına kaldığı bilinmektedir.

    * Şu an en acil ihtiyaç çadır ve soba, ısıtıcı, odun, battaniye gibi ısınma gereçleridir. Özellikle Pazarcık ve Dulkadiroğlu ilçelerine bağlı kırsal köylerdeki çadır ihtiyacı ciddi boyuttadır. Bunun yanı sıra giderek temel gıda maddeleri ihtiyacı da bulunmaktadır.

    * Acil servis bölümünün önemli oranda hasarlı olmasına rağmen burada çalışmaya devam edilmesi hayati risk oluşturmaktadır. Bu nedenle hekimler dışarıda açık alanda hasta bakmaktadırlar. Bu süreçte kurulmaya çalışılan Sahra Hastanesi tamamlanmamış olup UMKE çadırları bulunmaktadır.

    NARLI

    * Binaların çok büyük bölümü yıkılmakla beraber kalanların yüzde 90’ı hasarlı durumdadır.

    * İlk günden itibaren halk kendi imkânlarıyla arama kurtarma ve barınma sorunlarını çözmeye çalışmıştır. AFAD depremden bir gün sonrasına kadar da ortalıkta görünmemiştir.

    * Özellikle köyler büyük oranda yıkılmış, buralara daha geç gidilmiş, halk kendi olanakları ve dayanışma ile yaralarını sarmaya çalışmaktadır.

    MALATYA

    * Malatya’da da enkaz kaldırma ve yardımları dağıtmada ciddi sıkıntılar yaşanmakta, dağınıklık ve bazı köylere hiç ulaşmama sorunu bulunmaktadır.

    *Malatya’dan diğer şehirlere ciddi bir göç yaşandığından buradaki çalışmaları yerel güçlerle birlikte organize etmede zorluklar yaşamaktayız.

    * Battaniye, ısıtıcı, gıda, çocuk bezi ve temizlik hijyen maddeleri, kıyafet ve ayakkabı ihtiyacı kısmen çözülmüş durumdadır.

    * En öncelikli ihtiyaç çadır teminidir. İnsanların çoğu düne kadar da dışarıda ve ‘güvenli’ olarak düşünülen tek katlı yerlerde, sandalye üzenlerinde uyumaya ve yaşamalarını sürdürmeye çalışmaktadırlar.

    HATAY

    * Hatay’da binaların yüzde sekseni enkaz ve ağır hasarlı durumdadır. Adeta yıkılmayan binalar sayılacak durumda kalmıştır. Son günlerde buralara çok sayıda yardım malzemesi ve kurtarma ekipleri gelse de alanın ve yıkımın büyüklüğü karşısında oldukça yetersiz kalmaktadır. Yıkıntılar içinde hala on binlerce insan olduğu söylenmektedir.

    İSKENDERUN

    * İskenderun en çok hasar yaşanan, can kaybı olan, liman yangını nedeniyle şehrin ayrıca kirli hava ile kaplandığı bir yerdir.

    * İlçede sadece bağlı sendikamız Eğitim Sen üyesi 10 kişi yaşamını yitirmiştir. Çok sayıda üyemiz ve yakınından haber alınamamaktadır.

    * İlçe özellikle ilk üç gün tamamıyla kaderine terk edilmiş, ilk gelenler deprem gönüllüleri olmuştur.

    * Binalardan çıkabilenler yağmur ve soğuk hava koşulları nedeniyle ilk günlerde ayrıca ciddi sıkıntılar yaşamış, cem evi ve okul bahçelerinde bir araya gelerek korunmaya çalışmışlardır.

    * Şehre günlerce elektrik verilmemiştir.

    SAMANDAĞ

    * Şehirde çok büyük hasarlar ve can kayıpları var.

    * AFAD günlerce bu ilçeye uğramamış, geldiğinde tek bir uzmanla gelmiş, görevlendirilenler de sabah geri gitmiştir.

    * 112 üzerinden geniş bir alanda acil hastalar karşılanmaktadır. Sağlık çalışanı sayısı şimdilik yeterli olsa da tıbbi malzemeler bitmek üzere. Ciddi bir beslenme, barınma, ısınma problemi mevcut.

    OSMANİYE

    * İlde en az 221 binanın yıkıldığı, onlarcasının hasarlı olduğu tespit edilmiştir.

    * Karayollarında oluşan hasar nedeniyle bağlı ilçelerinde trafikte saatleri bulan tıkanmalar yaşanmıştır.

    * İlçede dün itibariyle 970 kişinin yaşamını yitirdiği ifade edilse de bu sayının an be an arttığı da bir gerçektir.

    ADIYAMAN

    * AFAD iki gündür çadır ve soba dağıtımına başlamış, ancak kendi çadırı olanlara soba sağlamamaktadır. Depremden üç dört gün sonra Eğriçay Parkı denilen bir yere AFAD bin 500 kişilik çadır kurmuş.

    * Arama kurtarma çalışmaların yürütüldüğü yerlerin yakınlarında çadır kurulmamış olması yakınları enkaz altında olan vatandaşlarca tepki ile karşılanmaktadır.

    * Birçok insan kendi imkânlarıyla kurduğu naylonlarla kapattığı derme çatma baraka türü yerlerde kalmaktadır.

    * Birçok köye hiçbir şekilde kurtarma ekibi veya yardımın gitmediği bilgisi mevcuttur.

    * Tüm ilde depremin yaşandığı günden beri kent merkezinde elektrik ve su yok. Kent merkezinin çok az bölgesinde elektrik var.

    GÖLBAŞI

    * Gölbaşı ilçesinde ciddi bir hasar var. Anayol ve mahalle aralarındaki yolların çoğu kullanılmaz hale gelmiş. 240 civarında göçük yapı olduğu tahmin edilmektedir.

    * Arama- kurtarma çalışmaları görünür yerlerde sınırlı sayıda ekipman ile devam etmektedir.

    * Köylerde ve bazı mahallerde insanlar kendi imkânları ile arama-kurtarma faaliyetlerini sürdürmektedir.

    * Yardımlar çok düzensiz bir şekilde dağıtıldığından bazı yerlerde ihtiyaç fazlası bulunmaktayken, bazı yerlerde, özellikle de köylerde birçok ihtiyaç hala karşılanmış değildir.

    * Burada da çadır, ısınma, iç çamaşır, çorap, çocuk gıda maddesi ve çocuk bezi gibi ihtiyaçlar bulunmaktadır.

    * Yardımlarda en büyük sorun karışık olması. Ayrıştırma ciddi zaman alıyor ve insana ihtiyaç var. Yardımların sağlıklı ulaştırılması için ayrı paketlerde ve üzeri yazılı gönderilmesi gerekiyor.

    BESNİ

    * Buradaki ihtiyaçlar Gölbaşı ve Adıyaman’daki kriz masalarımız ile Eğitim Sen Besni Temsilciliği üzerinden temin edilmeye çalışılmaktadır.

    * Arama, kurtarma çalışmaları devam etmektedir. Son bir-iki güne kadar da halk kendi imkânlarıyla bu çalışmaları yapmak zorunda kalmıştır.

    * Köylerde hasar ve can kaybı çok fazladır.

    * Çadırlar iki gün öncesinden kurulmaya başlandı. Ancak sayıları oldukça yetersiz olup ciddi ısınma sorunu vardır.

    ANTEP

    * Merkezde yıkılmış bina sayısı diğer illere oranla daha azdır. Özellikle imarlı bölgelerde bazı yüksek binaların imara aykırı olarak kolon kesmelerin binalarda ağır hasara yol açtığı gözlenmiştir.

    * Depremin ilk anından son 3 güne kadar şehirde elektrik, su, doğalgaz kesilmiştir.

    * Hasar tespit çalışmaları hala devam ettiğinden hasarlı binalara girilememekte, şehri terk etmeyenler araçlarda ya da kendi olanaklarıyla kurdukları çadırlarda, köylerde yaşam mücadelesi vermektedirler.

    İSLAHİYE VE NURDAĞI

    * Yıkılmış bina sayısı çok fazla. Genel itibari ile ve şu ana kadar iki ilçede de enkazların yüzde 10’unda dahi çalışma olmadığını söylemek mümkündür.

    * Barınma ve kronik hastaların ilaçlarında büyük problem var.

    * Yer yer çadır dağıtımında ayrımcılık yapıldığı belirtilmektedir.

    * Şırnak Valisinin burada şova yönelik hareketlerde bulunduğu, halkın bunu protesto ettiği belirtilmektedir.

    URFA

    * Az sayıda çadır kurulmuş. Sendika binaları kullanılamaz durumda olduğu için baro binasında yardımlar toplanmaya başlamış. Her kurum kendi içinde bağış oluşturup daha sonra hepsi birleştiriliyor.

    * 21 yıkılan 4 bin civarı hasarlı bina olduğu söylenmektedir. Şu ana kadar 170 kişi hayatını kaybetmiş.

    BİRECİK

    * Bir binada 47 kişi göçük altında kalmış. Restore edilen kale çökmüş. Evlere girilmiyor.

    * Birkaç gün önce çadır kurulmuş.

    * Belediye ve kaymakamlığın bir çalışması yok. AFAD-Kızılay’ın sahada olmadığı ifade edilmektedir.

    * Birecik’te ve neredeyse tüm deprem alanlarında yaygın olarak altları market olan binaların kolonları kesildiği için yıkılmanın ondan kaynaklı olabileceği söylenmektedir.

    DİYARBAKIR

    * Yıkılan binalar ve can kayıpları mevcut. Diğer illere oranla daha az yıkım olsa da burada da ilk günlerde ne AFAD ne de devletin diğer kurumları ortalıkta görünmemiştir.

    * Erken davranılsaydı çok sayıda insanın kurtarılabileceği inancı Diyarbakır’da da çok yaygındır.

    * Şu ana kadar çok büyük oranda halk kendi öz gücü ve dayanışma ağlarıyla arama kurtarma çalışmaları yürütmüş, ihtiyaçlarını gidermeye çalışmıştır.

    * İlk günlerde burada da halk binalara girememiş, araçlarda, parklarda, çadırdan barakalarda artçıların azalmasını beklemiştir.”

    PİRHA/ANKARA