Etiket: deprem riski

  • Müteahhitin usulsüz ruhsat aldığı bina su içinde çürüyor; yurttaşlar tedirgin-VİDEO

    Müteahhitin usulsüz ruhsat aldığı bina su içinde çürüyor; yurttaşlar tedirgin-VİDEO

    PİRHA- İzmir Menemen’de, temelden girerek daire alan apartman sakinleri, müteahhitin uyguladığı kaçak kot farkından dolayı evlerinin her yağmur yağdığında su içinde kaldığını ve yetkilerden çözüm beklediklerini kaydettiler. Müteahhitin, CHP’den AKP’ye geçen belediyeden usulsüz ruhsat aldığını kaydeden apartman sakinleri, fay hattı üzerinde bulunan binanın herhangi bir depremde yıkılabileceğinden endişeliler.

    İzmir Menemen’e bağlı Uğur Mumcu Mahallesi 1265 Sokak’ta bulunan 46 numaralı apartman sakinleri, müteahhitin kot farkından kaynaklı kaçak kat inşa etmesinden sonra yağan her yağmurda binanın temelinin ve evlerinin su içerisinde kaldığını belirtti.

    Apartman sakinleri, zeminde büyük bir su birikintisi olduğunu ve evlerin içerisine kadar giren sudan kaynaklı duvarlarda çatlaklar oluştuğunu ve betonun çürümeye başladığını çektikleri görüntüler ile ortaya koydular. Apartman sakinleri, müteahhitin sorumluluktan kaçtığını ve tüm başvuruların cevapsız kaldığını belirttiler.

    KOT FARKINDAN KAYNAKLI KAÇAK KAT ÇIKTI

    Uğur Mumcu Mahallesi 1265. Sokak’ta bulunan 46 numaralı apartman, 17.07.2020 tarihinde ticaret siciline kaydı yapılan Ege Doğa İnşaat Yapı Taahhüt Gıda Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından 2020 yılında inşa edildi. Müteahhit Erdal Yıldırım’ın daha önceleri market işlettiğini ve usulsüzce inşaat sektörüne girdiğini paylaşan apartman sakinleri, bu durumu bilmeden inşa edilen binadan daire aldıklarını kaydettiler.

    İlk binasını yapan Müteahhit Erdal Yıldırım’ın, etrafında bulunan binalardan daha aşağıda olan kot farkı ile girişte ve üst katta kaçak kat yapmasından kaynaklı belediyeden ruhsat alamadığı için, daire alan yurttaşlar zor durumda kaldı.

    AKP’Lİ BELEDİYEDEN USÜLSÜZ RUHSAT ALDIĞI İDDİASI

    Menemen Belediyesi’nin AKP’ye geçmesinden hemen sonra alınan ruhsatın usulsüz olduğunu kaydeden apartman sakinleri, kaçak yapıya ruhsat veren AKP’li belediyenin daha sonra kendilerinin taleplerine ‘sorumluluk bizde değil’ diyerek adeta kulak tıkadığını belirttiler.

    Alt katı su alan binanın duvarlarında, beton içerisindeki demirler dahil olmak üzere çürümeler ve dökülmeler olduğu çekilen görüntülere yansıdı. Biri engelli iki çocuğu olan ailenin, bir buçuk senedir devamlı sorun yaşadığı binada su almayan duvar neredeyse yok gibi.

    Apartman sakinleri müteahhiti sorunun çözümü için defalarca aramalarına rağmen kendisinin duruma kayıtsız kalarak sorumluluk üstlenmediğini ifade ettiler.

    MÜTEAHHİT “BANA BİR ŞEY OLMAZ” DİYEREK HAREKET EDİYOR

    Türk Borçlar Kanunu Madde 478’e göre müteahhidin gizli ayıptan sorumluluğunu inşaatın tesliminden itibaren 5 yıl ile sınırlandığı, ancak ayıbın ortaya çıkmasında müteahhidin ağır kusuru bulunmuş ise bu sürenin teslim tarihinden itibaren 20 yıl olduğunu hatırlatan apartman sakinleri, müteahhitin yasal sorumluluğunu yerine getirmeyerek ‘bana bir şey olmaz’ edasıyla hareket ettiğini dile getirdiler. Apartman sakinleri, artık kavga noktasına gelindiği geçen haftalarda müteahhit Erdal Yıldırım’ın AKP’li Belediye Başkanı ile fotoğraf çektirerek bu durumu güçlendiren mesaj vermek istediğine dikkat çektiler.

    “DEPREM RİSKİ VAR, TEDİRGİNİZ!”

    Polise, belediyeye, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı dahil her yere başvuran apartman sakinleri, tüm bu kurumların olan bitene sessiz kaldığından şikayet etti.

    Dava açma süreci devam ederken daha önce zarar tespiti yaptıran ve zemin katta yaşayan Aktaş ailesinin evinin yaşanamaz hale geldiği, iletilen görüntülerle kanıtlanırken, Aktaş ailesi davanın uzun sürmesinden dolayı yetkilileri göreve çağırdı. Gerek Aktaş ailesi gerek diğer apartman sakinleri İzmir’in deprem bölgesi olması ile daha da tedirgin olduklarını kaydettiler. Foça fay hattının hemen yanında bulunan Menemen ve Çiğli ilçelerinin en riskli bölgeler arasında bulunduğunu hatırlatan apartman sakinleri, TÜBİTAK araştırmalarında bu bölgede 4.o büyüklüğünde ve üzerinde sıkça depremler yaşandığına dikkat çekti.

    Fay hattı üzerinde bulunan binanın betonunun dahi çürüdüğü, herhangi depremde olumsuz sonuçlar doğuracağı endişesiyle apartman sakinleri çözüm bekliyor.

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • Naci Görür Dersim için uyardı: Malatya ve Ovacık faylarında deprem daha erken olabilir-VİDEO

    Naci Görür Dersim için uyardı: Malatya ve Ovacık faylarında deprem daha erken olabilir-VİDEO

    PİRHA-Dersim Kent Sempozyumu’na konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Naci Görür, önemli uyarılarda bulundu. Dersim ve çevresindeki deprem riskine dikkat çeken Görür, “Maraş’taki depremler, önemli miktarda stresi Malatya ve Ovacık faylarının içine transfer etmiş olabilir. Eğer öyle olursa beklenenden daha erken deprem olabilir. Bu işin şakası yok. Önlem alalım. Önlem, bizim zarardan en az etkilenmemiz için tek yol” dedi.

    Dersim Kent Koruma Kurulu ve TMMOB Dersim İl Koordinasyon Kurulu ortaklığında düzenlenen Dersim Kent Sempozyumu’na Prof. Dr. Naci Görür, konuşmacı olarak katıldı.

    “HALK İLE YÜZLEŞMEYE GELDİK”

    Özellikle 6 Şubat depremlerinde on binlerce insanı kaybettikten sonra hak ettiği farkındalığı bulan ve önemli gündem maddesi olan deprem gerçeğini, bugün de Tunceli’ye gelip anlatmak istediklerini belirten Bilim Akademisi Kurucu Üyesi, Yer Bilimci Prof. Dr. Naci Görür, “Bilim insanları olarak bizler de halk ile yüzleşmeye, insanlarımıza sorunu anlatmaya karar verdik. Çok enderdir ki herhangi bir kent deprem tehdidi altında olmasın. Hangi fay dolmuş, kayaları kırma gücüne erişmişse çat diye kırılır. Orada deprem üretir. Deprem dediğimiz de budur” dedi ve olası bir depremde Dersim’i etkileyebilecek üç fay zonunu tek tek anlattı.

    “TUNCELİ, NAZİMİYE FAY ZONUNUN İÇİNDE”

    Dersim’in, Bingöl Karlıova’dan başlayıp Hatay’a kadar giden Doğu Anadolu Fayı’na yakın olduğunu ve Nazimiye, Ovacık, Malatya faylarının etkisinde olduğunu söyleyen Görür, şunları aktardı:

    “Bakın Tunceli çok güzel, cennet gibi bir yer. Buraya gelirken ben Elazığlı olarak Dersim türküsünü de söyledim; ‘Dersim’i hak saklasın, bir yarim var içinde.’ Burası hepimizin gönlünde ama unutmayın bu bölge Türkiye’nin tektonik yönden en hareketli olabileceği, zamanı gelince en tehlikeli olabileceği bir yer. Nedenini de söyleyeyim. Tunceli’nin kendisi Nazımiye dediğimiz fay zonunun içinde. Nazımiye Fayı Kuzeybatı-Güneydoğu yönlüdür. Güneydoğu yönüne doğru gelir. Karakoçan fayıyla birleşir. Bu birinci fay.

    Şimdi bu fayın bir özelliği var. Bu düşey hareketleri daha fazla bunun. Ama bu fay hakkında bugüne kadar tarihi dönemde bu deprem, şu fayın üzerindedir diye doğru dürüst bilmiyoruz. Ve bu fayın deprem üretme periyodu da yeterince bilinmiyor. Yani ne kadar zaman aralıklarla deprem üretir? Bilmiyoruz.”

    “OVACIK FAYININ ETKİSİ İNANILMAZ FAZLA OLUR”

    Deprem durumunda önemli etkileri olabilecek ikinci fayın, Dersim’in batı ve kuzeybatısında yer alan Ovacık Fayı olduğunu ve bunun da Erzincan’ın batısında Kuzey Anadolu Fayı’yla birleştiğini ifade eden Görür, bu fayın incelendiğini ve yılda 1,4 milimetre hareket hızı olduğunu, bu hız 2 milim olsa bile, bunun bin yılda 2 metre harekete tekabül ettiğini, bu durumun da 7 büyüklüğünde bir deprem üretebileceğini söyledikten sonra Ovacık Fayı ile ilgili şu bilgilerin altını çizdi:

    “Yani Ovacık Fayı her 2500 senede bir 7 ve üzeri deprem üretebilir. Bu fay 3-4 koldan ibaret ve bu kollardan biri üzerinde çalışmalar yapıldı. Orada 6 bin senede 3 tane deprem tespit edildi. Demek ki Ovacık fayı çok yavaş hareket eden bir fay. 7’nin üzerinde deprem üretmesi için 2000-2500 seneye ihtiyaç var. En son deprem milattan sonra 54 yılında oluşmuş. 2023 yılında olduğumuza göre demek ki bu fay üzerinde yeni bir deprem olabilmesi için birkaç yüz sene ya var ya yok. Bu fayın Tunceli’ye etkisi çok inanılmaz şekilde fazla olur.”

    “MALATYA VE OVACIK FAYLARINDA DEPREM DAHA ERKEN OLABİLİR”

    Olası bir depremde Dersim’i etkileyebilecek üçüncü fayın, Dersim’in batısı ve güneybatısında yer alan Malatya Fayı olduğunu söyleyen Görür, “Malatya fayı daha yavaş. Yılda yaklaşık bir milimetre hareket ediyor, onun da tekerrür periyodu 2000-2500 sene oluyor. Çünkü orada yapılan araştırmada 10 bin sene içerisinde 4 tane deprem bilimsel olarak tespit edilmiş. Bu da büyük bir deprem üretebilir. Fakat bir şey var dikkat etmemiz gereken. Faylar böyle düzenli olarak dolmaz. Yani stres doldu doldu illa da 2500 sene geçince de hemen deprem üretir diye düşünürsünüz. Bu doğru değil. Çok hızlı, daha erken doldurulabilir ve deprem öne çekilebilir” dedi.

    Antep ve Maraş’ta olan 7.7 ve 7.6 gibi depremlerin önemli miktarda stresi Malatya fayının içine enjekte etmiş, transfer etmiş olabileceğini ve hatta Ovacık fayına da bu transferin gerçekleşmiş olabileceğini vurgulana Görür, “Eğer öyle olursa o fay deprem üretmek için tekerrür periyodunun dolmasını beklemeden deprem üretebilir” diyerek uyardı ve Malatya Fayı’la ilgili şu önemli notu düştü:

    “Şimdi bir de Malatya Fayı’nın bir özelliği var. En son deprem milattan önce 900-500 yılları arasında olmuş. Yani milattan önce 500 yıl geçmiş. 2023 yıl da şimdi geçmiş, yani son depremden beri, en az 2500 yıl geçmiş. Malatya fayının deprem üretme periyodu ise 2475 yıldır. Bu durum beni endişelendirdi.”

    “NE KADAR FAZLA YIKIM VE ÖLÜM OLURSA BİLİN Kİ TOPLUM O KADAR BOZULMUŞTUR”

    “Bu ülkenin bilim insanları olarak öngörülerimiz doğrultusunda bir uyarı yapıyoruz. Yani illa şu olacak bu olacak gibi bir iddiamız da yok ama uyarıyoruz. E siz de bu uyarıları, bilimin bu uyarılarını dikkate alıp önlem alın diye uyarıyoruz” diyen Prof. Dr. Naci Görür konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Ne kadar fazla yıkım ve ölüm olursa, bilin ki o toplum o kadar tefessüh etmiştir. O kadar bozulmuştur. Ahlak dışı birtakım hareketler o kadar yaygındır. Yani bu gerçekten öyle. Güneydoğu’da deprem büyüktü tamam. Çok doğru. Yerbilimci olarak biz biliyoruz. Ama bu kadar ölüm ve yıkımın nedeni, orada yapılan hırsızlık, arsızlık, demirden, çimentodan, şundan bundan çarpma ve olmayacak yerlere bina yapmaktır. Rant uğruna yapılmayacak şeyleri yapmış olmaktır. Herkes bunu biliyor. Bütün dünya da biliyor.

    Tuncelilinin cennet gibi ülkesi var. Zemini sağlam. Yapısını, temelini bütün bu tehlike analizlerini, parametrelerini bu zemine uygun çıkartıp ona göre de hayatını idame ettirsin. Deprem geldiği zaman minimum zarar verir. Ama siz hazırlanmazsanız olmaz. O zaman hepimiz çok üzülürüz. Bu işin şakası yok. Yani bunu yapalım, önlem alalım. Önlem de bizim zarardan en az etkilenmemiz için tek yol.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

     

  • Deprem bilimcilerden uyarı; Hatay’dan sonra Adana ve Bingöl’de bekliyoruz

    Deprem bilimcilerden uyarı; Hatay’dan sonra Adana ve Bingöl’de bekliyoruz

    PİRHA- Maraş’ta büyük yıkıma neden olan depremlerden hemen sonra Hatay için de uyarıda bulunan Bilim Akademisi Üyesi Yer Bilimci Prof. Dr. Naci Görür, 6.4 ve 5.8’lik sarsıntıdan sonra Adana ve Kıbrıs’ı işaret etti. Yer Bilimci Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan ise Palu ve Bingöl için uyardı.

    Bilim Akademisi Üyesi Yer Bilimci Prof. Dr. Naci Görür, Maraş’taki iki depremden sonra yaptığı değerlendirmede, “Hatay’ın ölü fay kesimlerinde bir stres transferinin olabileceğini, oralara bir yük geldiğini düşünüyorum. Oralarda özenli ve dikkatli olmak lazım” uyarısında bulunmuştu.

    Hatay’da art arda meydana gelen depremlerden sonra gazeteci Canda Tolga Işık’a konuşan Görür, “Günlerdir uyardığımız Kahramanmaraş depremi sonrası Hatay ve Adana’da beklenen depremin Hatay bölümü bu akşam gerçekleşti. Bundan sonrası için sırada Adana ve Kıbrıs’ta da benzer büyüklükte bir deprem riski var” ifadelerini kullandı.

    2 deprem sonrası açıklamalarda bulunan Yer Bilimci Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan ise, Palu ve Bingöl için uyardı.

    Prof. Dr. Ercan sosyal medya hesabında şu paylaşımlarda bulundu:

    “Samandağı 7 km derinde M6,4 oldu. Yıkılmayan yapıları da yıktı. Artçı depremler bu boyutta en az 4 ay sürecek. Yaralı evlere girmeyin.

    *Samandağ M6,4’lük depremin süresi 16 saniyedir. Çıkardığı gerginlik (enerji) M7,9’luk depremin 176’da biridir. Kabaca 7 ton TNT bombası gücündedir. Kırık boyu 30-40 km’dır. Kırık Hatay’dan Suriye’ye uzanmıştır. Toplam kırık boyu 440 km’ye ulaştı.

    *M6,4’lük depremde ağır hasarlılar göçtü, orta hasarlılar ağır hasarlı, az hasarlılar orta hasarlı, hasarsızlar az, orta hasarlı duruma dönüştü.  Az hasarlı yapılar içinde olmak üzere tüm yapılar güvenlik için yıkılmalıdır. Yoksa kıyım olur.

    *Dikkatimizi Hatay’a çevrilmişken, DAK’ın kuzeyinde Elazığ-Palu ile Bingöl’de M5’e varan depremler, Palu-Bingöl arasının gerilmekte olduğunu gösteriyor.

    *Hatay’daki M6,4 ile M5,8’lık depremlerin her ikisi de Ölü Deniz kırığı üzerinde oluştu. Doğu Anadolu ile Ölü Deniz kırıkları kudurdu. Herkes kontainer evler ile arbalarında, çadırlarda yatsın. Bu tür artçı depremler ne yazık ki olmayı sürdürecek.

    *Hatay’daki durum dayanılır bir durum değil. Lütfen kentinizi terk etmeyin. Güvenli barınaklara sığının.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Jeoloji Mühendisleri Odası uyardı: Fay zonları üzerindeki yapılaşmadan vazgeçin!

    Jeoloji Mühendisleri Odası uyardı: Fay zonları üzerindeki yapılaşmadan vazgeçin!

    PİRHA-TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu, 1999 Marmara Depreminin 22’inci yıl dönümünde bir kez daha tehlike uyarısında bulunarak, “Ülkemiz, depremin 22. yıl dönümünde doğa kaynaklı afetlere karşı savunmasız durumdadır” dedi. Jeoloji Mühendisleri Odası, İmar Barışı ile fay zonları, dere yatakları ile heyelanlı alanları yapılaşmaya açan uygulamalar vazgeçilmesini istedi. 

    TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu, 17 Ağustos Marmara Depreminin yıldönümü sebebiyle yazılı açıklama yaptı. “Depremin 22. yıl dönümünde; ülkemiz doğa kaynaklı afetlere karşı savunmasız durumdadır” diyen mühendisler, hükümetin deprem riskine kayıtsız kaldığını ifade etti.

    Jeoloji Mühendisleri Odası, “17 Ağustos depreminde görevde olan 57. Hükümetten sonra göreve gelen 9 Hükümet de aynı şeyi yaparak deprem/afet gerçeğini unuttu, unutturdu” dedi. Yapılan açıklamada, iktidarların, ‘İmar Barışı’, fay zonları, dere yatakları ile heyelanlı alanları yapılaşmaya açan uygulamaları eleştirilerek “Deprem/afet güvenliğini hiçe sayan uygulamalar ile afet bilincinin son kırıntıları da toplumsal bellekten silinmiş oldu” denildi.

    “AFET SÜREÇLERİNİN YÖNETİMİNDEN BİHABERLER”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Ülkemiz, Ocak 2020 ile 17 Ağustos 2021 tarihleri arasında Elazığ-Sivrice, Bingöl-Karlıova, Van Başkale, Manisa-Akhisar, İzmir-Seferihisar depremleri, Van-Bahçesaray çığ düşmesi, Adana, Antalya, İstanbul, Giresun, Van, Bursa, Rize, Artvin, Samsun, Sinop, Kastamonu, Bartın’da meydana gelen sel baskınları, Antalya, Muğla, Burdur, Aydın, Osmaniye, Maraş gibi birçok yerleşim biriminde meydana gelen yangınlar, Orta, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde görülen kuraklık, Marmara’da yaşanan müsilaj sorunu gibi çok farklı afet türleri ile karşı karşıya kalmıştır. Meydana gelen bu doğa kaynaklı afetler nedeniyle 400’den fazla yurttaşımız yaşamını yitirmiş, binlerce vatandaşımız yaralanmış, 100.000’den fazla konut, işyeri gibi bina ve bina türü yapı başta olmak üzere çok sayıda sanat yapısı, nehir tipi HES ve altyapı tesisi zarar görmüş veya yıkılmıştır. Yaşanan bu afetlerden dolayı ülkemiz son bir buçuk yıllık sürede 50 milyar liranın üzerinde ekonomik kayıpla da karşı karşıya kalmıştır.

    İktidarlar tarafından yıllardır ülkemizde uygulana gelen yanlış politikalar deprem, yangın, sel baskını, heyelan, çığ düşmesi, kuraklık, müsilaj gibi doğa kaynaklı afetlere karşı hazırlıksız ve savunmasız durumdadır. Bu durum ülkemizde yıllardır iktidarların beton lobisinin etkisiyle uygulaya geldiği bütünleşik afet yönetim sisteminden uzak, insanı/ekosistemi odağına almayan, arsa ve arazi rantı politikalarına bağlı olarak doğa kaynaklı afet tehlike ve riskleri açısından sorunlu dere yatakları, fay zonlarının üstü, heyelanlı alanları plansız bir şekilde imara ve talana açmasının bir sonucu olduğu görülmektedir. Ülke insanımızın hala, ‘risk havuzuna’ dönüşmüş yaşam alanlarında yaşamak zorunda bırakıldığı, toplumda afet güvenliği farkındalığı konusunda ilerleme sağlanamadığı, kurumlar arası yetki ve sorumluluk ile eşgüdüm ve koordinasyonun bulunmadığı, hazırlanan strateji ve planların işe yaramadığı, afetlerle mücadele etmekle görevli kurumların altyapı, yetişmiş insan gücü ve donanımdan yoksun olduğu, yöneticilerin birçoğunun afet süreçlerinin yönetiminden bihaber ve liyakatten yoksun olduğu yaşanan son yangınlar ile Karadeniz bölgesindeki sel baskını ve heyelanlar sonrası açıkça görülmektedir.”

    BETON LOBİSİNİN İSTEM VE ÇIKARLARI YÖNÜNDE İMAR VE PLANLAMA!

    Jeoloji Mühendisleri Odası, Türkiye’nin afetlere karşı savunmasız durumda olduğuna vurgu yaparak önerilerini de paylaştı. Yaşanabilecek afet ve acil durumlara yönelik bilimsel, teknik gelişmeler ve ihtiyaçlar ışığında, her kesimden insanın katılımı ile “Afet Şurası” toplanması gerektiğine vurgu yapılarak şu bilgiler paylaşıldı:

    “Tüm yönetim düzeylerinde afet risklerinin azaltılması anlayışı ve yönetimi yaygınlaştırılmalı; afet risklerine karşı toplumun her kesiminde bilinç düzeyinin yükseltilmesi hedeflenmeli, bu amaçla ilköğretim düzeyinden başlayarak afetlere karşı bilinç, eğitim programlarının bir parçası haline getirilmelidir.

    Ülkelerin afet yönetim sistemlerinde, süreci en çok etkileyen unsur siyasi iktidarların tavrı ve kararlarıdır. İmar Barışı ile fay zonları, dere yatakları ile heyelanlı alanları yapılaşmaya açan uygulamalar gibi süreci bölen ve aksatan politikalardan vazgeçilmelidir.

    Çevre ve Şehircilik Bakanlığı başta olmak üzere ilgili Bakanlıkların toplumun ihtiyaçları yerine beton lobisinin istem ve çıkarları yönünde imar, planlama, yapı üretim ve denetim, kentsel dönüşüm, çevre, orman, tabiat varlıkları koruma gibi kanunlarda yaptıkları değişikliklerle, kentlerimiz doğa kaynaklı afetlere karşı korumasız hale getirilmiş, her depremde veya taşkında daha fazla insanımızı kaybeder hale gelinmiştir. Bu kapsamda Afet mevzuatı yeniden yapılandırılırken “İmar, Yapı Üretim ve Denetim, Çevre, Orman, Mera, Tabiat Varlıkları Koruma Kanunları” yeniden yapılandırılmalı.

    6306 sayılı ‘Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’ kapsamında yapılan kentsel dönüşüm projeleri, ülkenin 24 kenti, 80’ni aşkın ilçesi, 502’i aşkın köyünün doğrudan fay hattı ve zonları üstüne oturduğu, taşkın riski yüksek alanlar ile heyelanlı alanlar üzerinde çok sayıda yerleşim biriminin bulunduğu gerçeğinden hareketle ülkenin afet/deprem öncelikleri dikkate alınarak hayata geçirilmesi sağlanmalı; ekonomik teşvikler dahil yapı stokunun afetlere karşı dayanıklılığını sağlamak üzere güçlendirilmesi ve yenilenmesi için tedbirler geliştirilmeli ve afetlere dayanıklı yapı stoku oluşturulmalıdır.

    Yaşanan her afetten sonra, barınma ve yaşam alanlarını, işyerlerini kaybeden ve afetten zarar gören yurttaşlarımızın TOKİ tarafından borçlandırılması suretiyle ev veya işyeri yapılması uygulamasından vazgeçilmeli, sağlıklı ve güvenli bir yaşam hakkı ve barınma sorunun temel bir insan hakkı olduğu gerçeğiyle konu yeniden ele alınmalı, afetten zarar gören yurttaşlarımıza ücretsiz barınma olanakları sağlayan düzenlemeler hayata geçirilmelidir.

    Sonuç olarak, deprem/afetler karşısında risk havuzu haline gelen yaşam alanlarımızın, afetlere karşı korunması, ülkemiz insanının can ve mal güvenliğinin sağlanması için gerekli çalışmalara acilen başlanılması gerektiğini belirtiyor ve hayata geçirmelerini bekliyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • 17 Ağustos Depremi’nin 22. yılına girerken İstanbul depremi korkutuyor

    17 Ağustos Depremi’nin 22. yılına girerken İstanbul depremi korkutuyor

    Büyük kayıplara neden olan 17 Ağustos Marmara Depremi’nin 22’nci yıl dönümünde açıklamalar yapan Afet Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (AFAM) Müdürü ve inşaat mühendisi Prof. Dr. Mehmet Fatih Altan, İstanbul depreminin olasılığını açıklayarak tarih verdi.

    İzmit Gölcük merkezli 7.4 büyüklüğünde 22 yıl önce gerçekleşen depremde, 17 binden fazla kişi hayatını kaybetti, on binlerce kişi yaralandı. Büyük kayıplara neden olan felaketten 200 binin üzerinde ev ve işyeri etkilendi.

    İstanbul Aydın Üniversitesi Afet Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (AFAM) Müdürü ve inşaat mühendisi Prof. Dr. Mehmet Fatih Altan, 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 22’nci yıl dönümünde, deprem riskine ilişkin alınması gereken önlemleri sıraladı.

    İstanbul depreminde son çeyreğe girildiğini vurgulayan Prof. Dr. Altan, “Çünkü 1999 depreminden sonra İstanbul’da 30 yıl içinde büyük deprem olma olasılığı yüzde 64’tür. Gölcük depreminin üzerinden 22 yıl geçti, 8 yıl kalmış. Deprem olmadan önce alacağımız en önemli önlem yapı güvenliğidir. İstanbul’un yapı stoku hala S.O.S. veriyor, çürük. Çünkü 2000 yılından önce yapılan binalar çok fazla ve o yapılarda insanlar yaşıyor” diye konuştu.

    “YAPILARIMIZ SAĞLAM DEĞİL”

    İstanbul’da 700 bin binanın kentsel dönüşüme girmesi gerektiğini aktaran Prof. Dr. Altan, “Şu anda 75 bin binanın kentsel dönüşümle yenilendiğini görüyoruz. Kentsel dönüşümde yerimizde sayıyoruz, ivme kazandırmak lazım. Devletimiz süreci biraz hızlandırmalı, vatandaş ise binalarını yenilemeye gitmelidir. Büyük depremin üzerinden 22 yıl geçti, yapılarımız sağlam değil. Depreme karşı dayanıklı bina sayımız az” ifadelerini kullandı.

    Yapıların bir an evvel ya güçlendirilmesi ya da yıkıp yeniden yapması uyarısında bulunan Prof. Dr. Altan, “Üniversitemizin inşaat laboratuvarında deprem performans analizleri yapıyoruz. Bize Küçükçekmece, Bağcılar, Esenler gibi ilçelerden gelen bina örneklerinden neredeyse yüzde 95’i çürük çıkıyor. Bu binalar 2000 yılı öncesinde yapılmış ve genelde 5 ilâ 9 katlı. Kişiler, özellikle 2000 yılı öncesinde yapılan binaları son çıkan deprem yönetmeliğine uygun mu diye kontrol ettirmelidir. Yoksa depremi evde karşılayamayız” dedi.

    RİSKLİ İLÇELER BÜYÜKÇEKMECE, AVCILAR, SİLİVRİ

    Prof. Dr. Mehmet Fatih Altan, “Büyükçekmece’den başlayarak özellikle Avcılar, Küçükçekmece depremden en çok etkilenecek ilçelerdir. Sonra Kadıköy, Üsküdar, Kartal ve Pendik’e kadar giden güzergahta eski yapı stoku var. Fayın Adalar ve Silivri tarafında kilitlendiğini biliyoruz. Özellikle bu ilçelerde yaşayanlar yapılarını kontrol ettirsin. 2000 yılı öncesinde yapılan binaları artık silmek gerekir” diye konuştu.

    Bu depremden sadece İstanbul değil bütün Marmara Bölgesi etkilenecek. Yani 30 milyonluk bir nüfustan bahsediyoruz. 70 bin civarında binanın ağır hasar alacağını, toplamda 1 milyona yakın binanın depremden etkileneceğini düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

    İZMİR DEPREMİ SONRASI DA UYARMIŞTI

    Prof. Dr. Altan geçtiğimiz Kasım ayında verdiği röportajda İzmir ile İstanbul depremlerini kıyaslamıştı: “İzmir’de yollar çok genişti ve arama kurtarma ekipleri 20 bina için yetişebildi. Ancak düşünün İstanbul’da 70 bin bina yıkılacak ve yollar çok dar.” demişti.  Ayrıca vatandaşları da evlerinin sağlamlığına güvenmemeleri konusunda uyararak şu sözleri dile getirmişti: “Evinde gözle görülen bir sorun olmayabilir ancak bu evinizin depreme dayanıklı olduğunu anlamına gelmez.  Hele ki 2000 yılı öncesi yapı stoklarında oturan vatandaşlarımızın evlerini bir uzman kişiye kontrol ettirmeleri gerekir.”


    (HABER MERKEZİ)

  • İMO: İş kazaları ortada, şantiye şefliği kâğıt üstünde kalmasın-VİDEO

    İMO: İş kazaları ortada, şantiye şefliği kâğıt üstünde kalmasın-VİDEO

    PİRHA-İnşaat Mühendisleri Odası, güvenli yapı üretimi için “Her Şantiyeye Bir Şef” çağrısı ile kampanya başlattı. Yapılan açıklamada inşaatlardaki iş cinayetlerine dikkat çekilerek şantiye şeflerinin inşa alanlarından hiç ayrılmaması gerektiğine vurgu yapıldı.

    İnşaat Mühendisleri Odası (İMO), şantiye şefliğinin tam zamanlı bir görev olduğunu ifade ederek “Her Şantiyeye Bir Şef” çağrısı ile kampanya başlattı.

    Konuya ilişkin İMO binasında basın toplantısı yapan mühendisler, şantiye şefliğinin mimarlık-mühendislik hizmeti gerektiren bir iş olduğunu vurguladı.

    İMO Yönetim Kurulu Başkanı Taner Yüzgeç, şantiye şefinin önemli görevlerinin bulunduğuna vurgu yaparak şu açıklamayı yaptı:

    “Açıkça görüldüğü gibi, topraklarının yüzde 93’ü aktif deprem kuşağı üzerinde bulunan Türkiye’de, güvenli yapı üretimi ve deprem nedeniyle oluşacak zararların asgariye indirilebilmesi için şantiye şefliği anahtar konumunda yer almaktadır.

    Şantiye şefliğinin bir başka kilit rolü şantiye alanında işçi sağlığı ve güvenliğinin sağlanmasıyla ilgilidir. Ne acıdır ki ülkemiz yıllardır işçi ölümlerinde Avrupa birinciliğini ve dünya üçüncülüğünü bırakmamaktadır. Bu işçi ölümlerinin büyük çoğunluğunun inşaat sektöründe yaşandığı herkesin malumudur. Dolayısıyla, iş kazalarına karşı alınacak önlemlerde müteahhitlerin sorumluluklarını yerine getirmesinin yanı sıra, şantiye şefliğinin yetkin kişilerce yürütülmesi hayati önemdedir.

    Yapı üretim sürecinde bu denli önemli bir görev olan şantiye şefliği, gerek mevzuatta yer alan, gerekse uygulamada yaşanan eksiklikler ve yanlışlıklar nedeniyle çözümün değil sorunun bir parçası haline getirilmiş, ivedilikle çözüm bekleyen bir alandır.

    Şantiye şefinin, taşıdığı sorumluluk ve şantiye alanında yüklendiği görevin kapsamı dikkate alındığında şantiyeden hiç ayrılmaması gereken bir görev olması gerekir.”

    “HER ŞANTİYE ŞEFİ SADECE BİR ŞANTİYEDE GÖREVLENDİRİLMELİ”

    İMO Yönetim Kurulu Başkanı Taner Yüzgeç, şantiye şefliği ile ilgili hazırlamış oldukları durum raporunu da paylaşarak “Üretim sürecinin yöneticisi pozisyonunda olan şantiye şefliği alanı son derece kontrolsüz ve sorunludur” diyerek şöyle devam etti:

    “Söz konusu rapor ve deneyimlerimiz imzacılık diye tarif ettiğimiz, sadece resmi işlemlerde görünsün diye kâğıt üstünde kalan şantiye şefliğinin ne kadar yaygın olduğunu göstermektedir. Can güvenliği için asli bir çalışma alanı olan şantiye şefliğinin, bir deprem ülkesinde hepimizin gözü önünde ve ilgili her kurum ve kuruluşun bilgisi dahilinde sadece kağıt üzerinde kalması ülkemiz için bir utanç kaynağıdır. Bu durum depremle yaşamaya zorunlu olan ülkemizde bizzat can güvenliğimiz açısından tehdit oluşturmaktadır.

    Sorunun çözümü için:

    İstisnai durumlar dışında, her şantiye şefi sadece bir şantiyede tam zamanlı olarak görevlendirilmelidir.

    Şantiye şefliğinin üstlenilmesinde; yapım işinin konusunun, niteliğinin, büyüklüğünün ve ilgili imalatların oranının dikkate alınması, keyfi uygulamaların sonlandırılması için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

    Şantiye şefliği sürekli eğitime ve mesleki tecrübeye gereksinim duyan bir görevdir. Bu görevi yerine getirecek kişilerin ilgili meslek odalarınca verilen eğitimlere katılıp belgelendirilmeleri zorunlu tutulmalıdır.

    Gerçeğe aykırı beyanda bulunarak şantiye şefliği üstlenilmesinin önünü geçilmesi için şantiye şeflerinden Oda Kayıt Belgesi istenmelidir.

    Şantiye şefleri TMMOB tarafından belirlenen mühendislik asgari ücretinin altında çalıştırılmamalı, hak ve ücretleri yasal güvenceye alınmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Uzmanlar uyardı: Burdur, diri fay üzerinde yaşayan kentlerimizden birisi!

    Uzmanlar uyardı: Burdur, diri fay üzerinde yaşayan kentlerimizden birisi!

    PİRHA- Jeoloji Mühendisleri Odası, Türkiye’nin deprem riski taşıyan kentlerini tek tek açıklıyor. Burdur ili için ‘içinden diri fay geçen kent’ tespiti yapan uzmanlar, önlem alınması konusunda acil çağrı yaptı.

    Jeoloji Mühendisleri Odası Deprem Danışma Kurulu “içinden diri fay geçen” kentlerin isimlerini tek tek açıklıyor.

    Bilgilendirme raporları hazırlayan Deprem Danışma Kurulu, yaşanacak afetler konusunda yetkilileri bir kez daha uyardı. Bu çerçevede düzenlenen “Fay Üzerinde Yaşayan Kentlerimiz: Burdur Raporu-2” ilgili kişi ve kurumlarla da paylaşıldı.

    “DEPREM 2020’DE 168 CAN ALDI”

    2020 yılı içinde Elazığ-Sivrice, Malatya-Doğanyol ve Pütürge, Van-Başkale, Bingöl-Yedisu, Manisa-Akhisar ile en son İzmir’de meydana gelen depremlerde; 168 kişi yaşamını yitirdi, 3000’e yakın kişi de yaralandı.

    Depremler sebebiyle 80.000’e yakın konut ve işyeri yıkılıp hasar gördü. Depremin ekonomik zararı ise 20 milyar Türk Lirasına yakın bir meblağ oldu.

    Jeoloji Mühendisleri Odası Deprem Danışma Kurulu, oluşan zararlarının topluma doğru bir şekilde aktarılması amacıyla hazırladığı raporu paylaştı.

    “Kamusal sorumluluğunun gereği olarak, halkı ve yöneticileri uyarmaya, bu konuda alınması gereken tedbir ve önerilerini kamuoyu ile paylaşmaya devam edeceğiz” diyen Jeoloji Mühendisleri Odası, gelecek günlerde yüksek risk taşıyan diğer illeri de tek tek kamuoyu ile paylaşacağını ifade etti.

    PİRHA/ANKARA