Etiket: dergah

  • Mat: Bu dayatmacı anlayıştan vazgeçin!

    Mat: Bu dayatmacı anlayıştan vazgeçin!

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Alevilerin inancını, Yol’unu ve vicdanını asla teslim alınamayacağına dikkat çekerek, “Bu dayatmacı anlayıştan vazgeçin. Abdal Musa Dergâhı, bugün bu baskıcı ve asimilasyoncu politikalara karşı Yol’un ve Hakikat’in cevabını vermiştir” dedi.

    Abdal Musa Anma Etkinlikleri’ne katılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı yetkilisi yurttaşların protestosuyla karşılaştı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, konuya ilişkin açıklama yaptı.

    “ALEVİLERE ATANAN BİR KAYYUM KURUMUDUR”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulduğu ilk günden bu yana Alevilerin inanç kurumlarını ve iradesini temsil etmek için değil; onları devlet eliyle denetim altına almak ve kendi taleplerinden uzaklaştırmak amacıyla oluşturulmuş bir vesayet mekanizması olduğunu belirten Mat, “Yani Alevilere atanan bir kayyum kurumudur” dedi.

    “RIZALIK YOKSA ERKÂN DA YOKTUR”

    Cemevlerini resmen ibadethane olarak kabul etmeyen, Aleviliği eşit yurttaşlık temelinde tanımayan kurumun, Alevileri temsil edemeyeceğini ifade eden Mat, “Valinizle, kaymakamınızla, bütçenizle ve bütün devlet olanaklarınızla cemevlerimizi kuşatabilirsiniz; ancak Alevilerin inancını, yolunu ve vicdanını asla teslim alamazsınız. Alevilikte her erkân, o erkânı yürüten Ana’nın ya da Dede’nin toplumdan rızalık almasıyla yürür. Rızalık yoksa erkân da yoktur. Bu, Yol’umuzun en temel ilkesidir. Makamla, parayla ya da siyasi güçle öne çıkarılan sözde Ana, Dede ve yöneticiler, toplumumuzun rızasını hiçbir zaman alamayacaktır. Abdal Musa Dergâhı’mızda yaşananlar bunun en açık ve en somut göstergesidir” diye belirtti.

    “BASKICI VE ASİMİLASYONCU POLİTİKALARA KARŞI YOL’UN VE HAKİKAT’İN CEVABINI VERMİŞTİR”

    Hüseyin Mat, şunları belirtti:

    “Bu dayatmacı anlayıştan vazgeçin. Alevilerin meşru çatı kurumlarını yok sayarak, inanç önderlerini dışlayarak ve toplumsal iradeyi baypas ederek hiçbir sonuca ulaşamazsınız. Alevilerin yüzlerce yıllık haklı taleplerini kabul etmeden gerçek bir çözüm üretmeniz mümkün değildir. Abdal Musa Dergâhı, bugün bu baskıcı ve asimilasyoncu politikalara karşı Yol’un ve Hakikat’in cevabını vermiştir. Ancak bu temsilciyi dergâha davet eden iradeyi de açıkça eleştiriyorum. Toplumun iradesine rağmen hareket edenler, bu görevi sürdürme meşruiyetlerini tartışmaya açarlar. Umarım ve temenni ederim ki yaşananlar gerekli dersi vermiştir ve benzer hatalar bir daha tekrarlanmaz. Alevi toplumunun iradesine rağmen dayatılan hiçbir anlayış, hiçbir akıl ve hiçbir yaklaşım bu Yol’da karşılık bulamaz.

    Dergâhımıza eğri odun sokmayan, Yol’un onuruna ve Pirlerimizin emanetine sahip çıkan bütün canlarımızı yürekten selamlıyor, her birine bin kez aşk ile niyaz ediyorum. Yol bir, sürek bin birdir. Hak’tan, halktan ve rızalıktan yana olmaya devam edeceğiz.”

    HABER MERKEZİ

  • Paris’te Xızır Cemi yürütüldü-VİDEO

    Paris’te Xızır Cemi yürütüldü-VİDEO

    PİRHA- Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan Pir Sultan Abdal Dergahı’nda Xızır Cemi yürütüldü.

    Aleviler için kutsal kabul edilen Xızır ayında Xızır cemleri tutulmaya ve lokmalar pay edilmeye devam ediyor.

    Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan Pir Sultan Abdal Dergahı’nda Xızır Cemi yürütüldü. Cem Pir Rıza Yağmur ve Zeynel Kete tarafından yürütüldü.

    Pir Zeynel Kete’nin verdiği gulbang ile başlayan cemde, Kürtçe ve Türkçe konuşan Pir Zeynel Kete ve Pir Rıza Yağmur Xızır’ın Alevi toplumundaki yerine dair değerlendirme yaptı.

    Okunan deyiş ve nefesler semaha duruldu. Lokmaların pay edildiği cem çerağın sırlanmasıyla tamamlandı.

    PİRHA/PARİS

  • Alevi kurumları, Cemevi Başkanlığı’nın önüne siyah çelenk bıraktı-VİDEO

    Alevi kurumları, Cemevi Başkanlığı’nın önüne siyah çelenk bıraktı-VİDEO

    PİRHA- Alevi kurumları, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın önüne siyah çelenk bıraktı. Başkanlığın asimilasyon politikaları protesto edilirken, Alevi kurumlarının asimilasyon politikalarına teslim olmayacağı vurgulandı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve bileşeni olan Alevi kurumları, Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilere yönelik asimilasyon politikalarını protesto etmek amacıyla başkanlık binası önüne siyah çelek bıraktı.

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı Esma Ersin, başkanlığın önünde Alevi kurumlarına gül vermek istedi ancak eyleme katılanlar Ersin’in hareketini samimi bulmayarak verilen çiçekleri kabul etmedi.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI’NI TANIMIYORUZ”

    Başkanlık önünde konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Esma Ersin’in haraketini eleştirerek, Cemevi Başkanlığı’nın samimi olmadığını ve asimilasyon üssü haline geldiğine vurgu yaptı. Erçe şunları kaydetti:

    “Bu çelenk bu binada çalışanlara yönelik değil, bir zihniyete yönelik bir çelenktir. Tüm itirazlarımıza rağmen kurulan, kendi Alevilerini yaratmaya çalışan bu kurum kendilerini Alevi kurumlarının yerine koymaya çalışıyor. Biz bu kurumu tanımıyoruz. Asimilasyonlarına devam ediyorlar. Bu kurum Alevileri tanımıyor, samimi değiller. Bu kurum Alevileri bölmeye ve Aleviliği öldürmeye çalışıyor. 28 Ağustos’ta bütün Alevileri toplantıya davet ediyorlar. Siz kimsiniz? Kültür Bakanlığı’na bağlısınız, Alevi kurumu değilsiniz.”

    “28 AĞUSTOS’TA YAPILACAK TOPLANTIYA HİÇBİR ALEVİ KATILMASIN”

    Devlet ile konuşarak Alevilerin sorunlarını dile getirmeye açık olduklarının altını çizen Erçe, “Bizim muhattabımız bu kurum değildir, biz devlet ile her konuyu konuşmak istiyoruz. Bu kurum asimilasyon üssüdür. Bizi yaralayan dostun attığı güldür, düşmanın taş değil. Yapılacak toplantıya hiçbir Alevi kurumunun, Alevi dedesinin katılmaması gerektiğini belirtiyoruz” dedi.

    Eylem alkışlar ile sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Can: Dergahlarımıza ve kutsallarımıza dokunmalarına izin vermeyeceğiz!- VİDEO

    Can: Dergahlarımıza ve kutsallarımıza dokunmalarına izin vermeyeceğiz!- VİDEO

    PİRHA- Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi değerleri ve inanç merkezleri üzerinde yürüttüğü çalışmalara tepki gösteren HBVAKV Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, “Mevcut anlayışın Alevileri asimile etmek için yapılıyor. Aleviler bu gibi uygulamalara teslim olmayacaktır” diye belirtti.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilere yönelik asimilasyon faaliyetleri tepki çekmeye devam ediyor. 2022 yılında kurulan ve birçok asimilasyon faaliyetine imza atan Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı faaliyetlerine devam ediyor.

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilere dönük asimilasyon politikasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “HACI BEKTAŞTA ‘UFKA YOLCULUK’ ADI ALTINDA YAPILAN ETKİNLİKLERE KARŞI TAVIR KONULMASI GEREKİRDİ”

    Hacı Bektaş’ta ‘Ufka Yolculuk’ etkinliği her ne kadar Kültür Bakanlığı öncülüğünde yapılsa da esas olan rol verilen kesimin Nakşi tarikatı olduğuna dikkat çeken Zeynel Can, “Nakşibendliler geliyorlar orada çok kapsamlı ve geniş bir şekilde bu etkinliği yapıyorlar. Kültür Bakanlığı bununla beraber belediyenin de oraya katkı sunduğu ortaya çıktı. Bu da ayrıca üzücü ama sonra belediye masa, sandalye verdik onun dışında desteklemedik gibi bir açıklama yapmış. Buda tabii düşük tonda da olsa bir destektir. Orada bir net tavır koyması gerekirdi” dedi.

    Hacı Bektaş’ın Aleviler açısından, ayrı bir önemi olduğunu belirten Can, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Biz Aleviler açısından pir, inancımızın piridir. Dolayısıyla buraya yönelik çıkarmaların, hedef almaların çok özel bir anlamı var. Geçen yıl geleneksel Ağustos etkinliklerinde Kültür Bakanlığı etkinliği yapmak istemişti. Ona karşı örgütlü ve demokratik bir tavır konarak bunun önüne geçilmişti.

    Mevcut siyasal iktidar 25 yıllık iktidarında aslında takvime bağlı çalışmalar yürüttüğünü görüyoruz. Kendi ideolojileri ve siyasal yaklaşımları doğrultusunda bir takvim işliyor ve bu takvimde aslında sıra Alevilere gelmiş durumda.”

    Özellikle bir taraftan ‘Kürt açılımı’ işletilirken Türkiye’nin çok temel bir meselesi hallediliyor gözükürken bir taraftan da Alevilere yönelik bir asimilasyon politikasının eşzamanlı olarak yürütüldüğüne dikkat çeken Can, “Bu son derece manidar bir durumdur” şeklinde ifade etti.

    “HÜNKARIN DERGAHI HER ZAMAN TARİKATLARIN HEDEFİNDE”

    Zeynel Can, Hacıbektaş Veli Dergâh’ına yönelik müdahalelerin geçmişten bu güne sürdüğünü vurgulayarak, “Hacı Bektaş Dergahına Sersem Ali Baba ile başlayan ve yine Nakşi Şeyhinin getirip Postnişin olarak atanması 1826’da dergahın içine cami yapılması gibi müdahalelere maruz kaldı. Bugün aslında o sürecin bir devamıdır. Bugünkü iktidar da bu meşrebin, bu inancın, bu ideolojinin, bu siyasal akımın bir devamı olarak o yarım kalmış işi tamamlamaya çalışmaktadır” diye belirtti.

    “ABDAL MUSA ETKİNLİĞİNİ HEP BERABER ORTAK YAPACAĞIZ”

    Alevileri asimilasyon politikalarına karşı direnecek gücü olduğunun altını çizen Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Antalya Şube Sekreteri Zeynel Can, konuşmasının devamında şunları kaydetti:

    “Aleviler buna teslim olmayacaktır. Daha yakın zamanda da Abdal Musa’ya yönelik bir hamle de buna benzer yapılmıştı. Bu seneki etkinlikleri Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı beraber yapmak istedi. Bu da boşa çıkmış oldu ama bu sonda olmayacaktır. Vazgeçmeyecekler, ara ara yapacaklardır. Tabii bu inanç yerlerimizin bu kadar hani kolay hedef alınma nedenlerinden biri de bu inanç merkezlerimizi Alevilere teslim etmek yerine Kültür Bakanlığı, devletin uhdesinde olması, bunlara bu fırsatı vermektedir. Ama bu da tabii Alevilerin önemli taleplerinden biridir. Aleviliğin inanç olarak tanınması ve Alevi inanç merkezlerinin Alevilere teslim edilmesi mücadelesi devam edecektir. Bütün Alevi kurumları olarak Abdal Musa etkinliğini hep beraber ortak yapacağız.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Yakılan, yasaklanan ve günümüzde özünden koparılan dergahlar!-VİDEO

    Yakılan, yasaklanan ve günümüzde özünden koparılan dergahlar!-VİDEO

    PİRHA – Anadolu’nun en köklü inançlarından Alevi-Bektaşi toplumuna ait dergahlar, Osmanlı’dan günümüze dek birçok yağma ve yasakla karşılaştı. İstanbul’da, fiziksel anlamda tüm özellikleriyle bugün ayakta kalabilen tek bir dergah bulunmuyor. Tüm dergahların arazileri adeta işgale uğramışçasına bir görüntü veriyor. Bugün kimi dergahın sadece yıkılan taşlarına rastlanırken, kimi yerlerde ise dergah arazisi içerisinde farklı bir dinin görüntüsü çıkıyor. Pir Haber Ajansı, İstanbul’daki Alevi-Bektaşi dergahlarının izini sürdü.

    Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılmasına dair kanunun 13 Aralık 1925’te yürürlüğe girmesiyle birlikte Alevi-Bektaşi inancı da büyük bir yasaklamayla karşı karşıya kaldı.

    Söz konusu kanun Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Konya Milletvekili Refik Koraltan ve beş arkadaşının önerisiyle meclise sunulup kabul edilmişti.

    Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Seddine ve Türbedarlar ile Bazı Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun’un yürürlüğe girmesi ardından Alevilere ait bütün kutsal mekanların kapılarına kilit vuruldu.

    1947 Yılına gelindiğinde türbelere dair bir yasa değişikliği önerisi oldu. CHP’nin VII. Kurultayı’nda söz alan Hamdullah Suphi Tanrıöver, gençlere milliyet duygusunun verilmesi için türbelerin tamir edilmesini, açılmasını önerdi. İlgili yasa tasarısı, 21 Ocak 1950’de meclise sunuldu ve geniş bir mutabakatla 5 Mart 1950’de yasalaştı. Sonraki süreçte türbelerin bir bölümünün Millî Eğitim Bakanlığı onayı ile açılmasına olanak sağlandı. Ancak bu türbeler içerisinde Alevi-Bektaşi inancına mensup hiçbir türbe yer almadı.

    1990’da çıkan bir başka yasa ile türbelerin açılması için Bakanlar Kurulu onayının alınması şartı ortadan kaldırıldı; Kültür Bakanlığı’nın onayı yeterli görüldü.

    YÜZYILLARDIR SÜREGİDEN YASAKLAMALAR!

    Osmanlı döneminde; 1826 yılında başlayan dergah-türbe işgali, günümüze dek sürmekte. Alevi inancının önemli ayaklarından birisi olan dergahlar, günümüzde halen yasaklı olmakla beraber, gerçek sahiplerine de teslim edilmiyor. Alevi toplumuna ait dergahların tümü şu an devlet kontrolünde tutulmakta.

    Alevi-Bektaşi toplumunun geniş yer edindiği alanlardan birisi de İstanbul. İnancın Balkanlara yayılmasında önemli bir rol oynayan bu kent, aynı zamanda en büyük yıkım ve yasaklamaların da merkezi haline gelmiş. 1826 Yılından günümüze, İstanbul’da Alevi-Bektaşilere ait 14 dergahın 9’u yıkılıp, tarihten silinmesi için adeta büyük bir çaba sarf edilmiş.

    Tarihte önemli yer edinen dergahlar, ocağın yeniden canlanması adına günümüzde de büyük rol üstleniyor. Her ne kadar bugün tam anlamıyla dergah gibi işlemese de bu mekanlar, Aleviliği temsil eden kutsal yapılar olarak işaret ediliyor.

    DERGAH NEDİR?

    Özellikle Bektaşi coğrafyasında yaptığı araştırmalarla tanınan Yazar Ayhan Aydın ile İstanbul’daki dergahların dünü ve bugününü konuştuk. Aydın, genel bir çerçeve çizerek öncelikle ‘Dergah nedir?’ sorusunun yanıtını verdi.

    Yeryüzündeki bütün kültür ve inanç yapılarının kendilerine ait mekanları olduğunu söyleyen Aydın, şöyle devam etti:

    “Tarih boyunca kutlu insanların türbeleri, ‘enerji merkezleri’ diye anılan, insanları etkileyen manevi yapılar, veyahut da insanların toplandığı alanlar; bunlar kutsal ağaçlardan, dağ başlarına kadar çeşitli mekanlar, insanların bir araya geldiği, ibadetlerini yaptıkları, manevi huzura verdikleri yerler olmuşlardır.

    Alevi-Bektaşi toplumunu anlayabilmek için coğrafyaya bakmak lazım. Biz gerçekten Asya’dan, Ortadoğu’dan, Anadolu’dan ve Balkanlardan bağımsız olamayız. Bizden önce gelip geçmiş bütün uygarlıkların izlerini Alevi-Bektaşi öğretisinde görüyoruz. Dolayısıyla da inanç mekanlarında da bu söz konusu. Kalenderilik akımı, Hindistan’dan, İran’dan Anadolu’ya ve Balkanlar’a uzanmış bin yıllık öyküsü olan çok büyük bir tasavvufi akım. Suhilerin sürdürmüş olduğu dervişler topluluğunun yaratmış olduğu bir yapı, bir inanç bir kültür… İşte bu Kalenderi boyları; Torlaklar, Işıklar, kendilerine mekanlar yaratmışlardır. O yüzden Cemalettin Savi, Kudbettin Haydar, birçok kalenderi önderinin mekanının bin yıl öncesinden ziyaret edildiğini, dervişlerin buralarda toplandıklarını görüyoruz.

    Kişi kavramı çok önemli bu durum; Alevi-Bektaşiliğe de yansımış. Sonradan Ehlibeyt, Seyitler, pirler, mürşitler, babalar; yani Alevi-Bektaşi toplumunda öncü olan kişilerin türbeleri ya da yaşadıkları alan çevresine baktığımız zaman burada bir mekan oluşumunu rahatlıkla görebiliyoruz. Bir araya gelip ibadet, sohbet ettikleri, yarenleştikleri ve sorunlarını çözdükleri mekanlar zamanla kalıcılaşmış ve kendilerinden sonra etkileri sürmüşse yüzyıllar boyunca yaşayan organizasyonlara dönüşmüş. Zaman geçtikçe fiziki olarak da bir yapı teşekkül etmeye başlamış. Belki ilgili mekanda ilk olarak bir kutlu kişinin, erenin türbesi varken zaman içerisinde insanlar bir araya geldiği için orayı çevreleyip kapatmış ve bir yapı teşekkür etmiş. Bu yapılar birbirine eklene eklene büyümüş. Bunu bütün inanç kollarında görebiliriz. Örneğin Hristiyanlıkta manastırlar doğmuş, İslam coğrafyasına baktığımız zaman da bir cami ile yetinilmemiş, onun yanı sıra külliye ismi ile anılan; yatakhanesi, yemekhanesi, tevhidhanesi gibi birçok yapı iç içe geçmiş. Alevi-Bektaşi kültürü de tümüyle bunlardan ayrı değil.

    ANADOLU’DAKİ İLK DERGAH YAPILANMASI!

    Alevi-Bektaşi inancında dergahların bin yıl öncesinde var olduklarının altını çizen Ayhan Aydın, günümüzde Suriye, Mısır, İran gibi ülkelerde Kalenderilere ait ilk dergah yapılarının görüldüğünü söyledi. Aydın, şu bilgileri paylaştı:

    “Dergahların en eski ve az bilinen olanı Eskişehir Seyit Battal Gazi Dergahıdır. Anadolu’daki en köklü en büyük Kalenderhanedir. Kalenderilik de Alevi Bektaşi öğretisinin temeli olduğuna göre Alevilerin biraz göz ardı ettiği bu yapıya çok iyi bakmamız lazım. Aslında bu yapı içerisinde bir kilise ve caminin de varlığını görebiliyoruz ama bunlar sonradan eklemlenmiştir. Orası bir inançlar mozaiğidir fakat Kalenderiler burada binli yıllardan itibaren Hacı Bektaş Dergahını kurmadan önce buraya gelip ziyaret ettiklerini biliyoruz. Yani Hacı Bektaş dergahından daha eski olan Eskişehir Seyit Battal Gazi dergahıdır. Daha sonra burayı örnek alarak dergahlar çoğalmıştır. Anadolu’daki yüzlerce dergah buradan esinlenmiştir.”

    OCAKLARIN ÇEVRESİNDE BÜYÜYEN DERGAHLAR

    Yazar Ayhan Aydın, Alevi toplumunun henüz dergah modelini inşa etmeden önceki sürecine de değindi. Aydın, şunları söyledi:

    “Türbeler, makamlar kutsal mekanlar vardı. Buralar zamanla gelişirse dergahlaşabiliyordu. Eğer gelişmemiş olursa bu alanlar sadece bir ziyaret makamı olarak kalıyordu. Mesela ocaklar; her şeyin temelinde ocak var. Ocak, Ehlibeyt isminin zikredildiği ve kerametler gösterdiğine inandığımız Ehlibeyt soyundan gelen erenlerin kurmuş olduğu ev hanesidir. Bazı dergahlar, ocakların çevresinde büyümüştür. O yüzden Anadolu insanı ocak ve dergahı birbirine yakın anlamda kullanır ama Bektaşilikte zamanla tekke ve dergah Anadolu Alevisinin algıladığı şekilden biraz daha farklı bir boyuta evrilmiştir.

    Dergahlar, insanları bir arada tutma, insanların toplu olarak ibadet etme ihtiyaçlarından kaynaklanmıştır. Bir kişi dağa, güneşe, ağaca elini açarak, yani kutsal bildiği her ne varsa onunla yakınlık kurarak Tanrıya ulaşmada bir vesile görebilir, ibadetini yapıp arınmış olur. Fakat zaman içerisinde birden çok kişi aynı duygular içerisinde olduğu için bir araya gelme, yani kolektif bir inanç sistemi gelişmiş oluyor. Alevilik-Bektaşilik de tümüyle böyle bir inanç sistemidir. Kişinin tanrıyla baş başa kalması ayrı bir şeydir fakat Aleviliği bütün inanç öğretilerinden ayıran, hayat boyu ibadet ve arınmanın ve öğretinin devam etmesi, yaşanılarak tecrübe edilmesi olduğu için ocaklarda bir araya geliniyor. Ocak tam anlamıyla cem olunan, birleşilen yer. O yüzden Alevi inancı seyyidi, talibi, babası, dedesi ve dervişiyle bir ocak merkezinde anlam kazanıyor. Dışarıda herhangi bir insansın ama ocağa ve dergaha geldiğin zaman Alevisin, Bektaşisin. O yüzden ocaksız, dergahsız bir Alevi olmaz. Alevi-Bektaşiyi var eden, kimliğini ona kazandıran, bir ocağa bağlı olup ritüellerini uygulamasıdır. O yüzden de ‘ocağımız kararmasın sönmesin’ deriz. İnsanın aile ocağı kutsaldır. Buradan da kaynaklanarak Alevi inancının ocağı çok kutsaldır. Ocak, yanan bir ateştir, söndürülemez, onun terk edilmesi, sönmesi de bir felakettir.”

    DERGAH YAPILANMASI HANGİ UYGARLIKLARDAN ESİNLENDİ?

    Dergahların hangi inançtan, neler aldığı konusu da Ayhan Aydın’ın irdelediği bir diğer başlık oldu:

    “Zerdüştlükte, Şamanizmde, Hinduizm’de, Budizm’de kutsal değerler var. Bunların hem mekan hem tapınma olarak bütün faktörlerinin iç içe geçerek Alevi-Bektaşiliği oluşturduğuna inanıyorum. Çünkü bir ateş var; bu nur ile özdeşleşiyor. Hak Muhammed Ali nuru… Nur, evrenin sonsuzluğunu ve ışık kaynağını ifade ediyor ama Zerdüştlükten de biz bir şeyler alıyoruz. Şamanizm’de ise doğasal bir tapınım vardır. Yeryüzü ruhlarla doludur, yeraltı ruhları da vardır. İnsan göğe doğru yükselirken şaman onun arınması, içindeki kötülükleri atması için çeşitli müzik aletlerini kullanarak içindeki kötülükleri atar, yani arındırır. Orada Şaman, kutsal bir varlıktır. Bizim Alevi dedelerinin bir bölümü oradan gelmektedir. Dolayısıyla Budizm ve Hinduizm’de de kişinin arınması var. Bizde de çilehaneler var ve bütün Alevi uluları, çilehanelerde arınmış, kendileri ile baş başa kalmışlardır. Sonrasında ise toplumsal görevlerini yerine getirmişlerdir. Yani çerağı yakmışlar ve aydınlık vermişlerdir. İnsanın içindeki kötülükleri müziklerle, nefeslerle kovarak o karanlıktan aydınlık bir yolculuğa doğru gidilmiştir. 12 imamlardan esinlenmiş olsa da 12 hizmet de cem de insanların zikretmesi, Duaz İmam söylemesi, saz çalınması, onları Tevhid aşamasına getirip coşturarak içindeki o karamsarlıkları, kötülükleri arındırıyor ve yedi kat göğe çıkartıyor. Dolayısıyla Şamanizm, Zerdüştlük, Budizm ve Anadolu’daki bütün tapınımlar yani eski Platonculuktan geldiği gibi doğacı anlayışlar, Anadolu’nun bütün uygarlıkları, Balkanlardaki Traklar, bütün bunlar bizi şekillendirmiştir. Ama biz hepsinden ayrılmış ve hepsinden bir şeyler almışız. Ama artık biz Alevi-Bektaşi olmuşuz. Dolayısıyla Aleviliğin-Bektaşiliğin hem ibadeti hem şekil olarak tapınım alanları diğer uygarlıklardan esinlenerek meydana gelmiştir. Hiçbir şekilde tesadüf değildir, Şahkulu Sultan Dergahından önce de yerinde bir mabet vardı. Bütün Bektaşi dergah ve tekkelerine baktığımız zaman bunların diğer inançları, kültürleri yok etmeden onların üzerinde yükseldiğini görüyoruz.

    DERGAH YAPILARINDAKİ SİMGELER!

    Anadolu Alevi-Bektaşisi, eski uygarlıkların Türk, Kürt ve Anadolu uygarlığının, Zerdüştlüğün, Şamanizmin bütün unsurlarını; yıkıcı değil, onarıcı, birleştirici, yapıcı bir şekilde kendi bünyesinde toparlamış ve böylece Alevi-Bektaşi olmuştur. Ama diğer inançlardan sıyrılmış, ayrılmıştır. Alevilik, köklerini aldıktan sonra kendine ait bir sistemi oluşmuştur. Dergah yapıları da böyledir. Dergahlardaki motifler ve inşaat şekillerine baktığımız zaman örneğin dergahlarda lotus çiçeğini görürüz. Lotus, yaşam çiçeğidir, yaşamın varlığını ifade eder. İç içe geçen üçgen işaretini de görürüz. Kesinlikle bu İsrail ile ilgili değildir. ‘Davut Yıldızı’ deniyor ama bu zaten evrensel bir değerdir. Evrenin dengesini işaret eden, iç içe geçen üçgen her şeyin bir dengede olduğunu gösterir.

    Bektaşilikte bir ibadete, muhabbete başlamadan önce tuz alınır. Bektaşiye ‘demden, muhabbetten, cemden önce neden tuz alınır?’ diye sorduğumuzda bunun bir denge unsuru olduğunu, tuzun her şeyi dengeleyici bir unsuru olduğunu söyler. Yani her şey kararında; demi de sohbeti de kararında alacaksın. Dolayısıyla Aleviliğin-Bektaşiliğin özündeki bu unsurların kendinden önceki uygarlıklardan alıntılar olduğunu ve yeni bir kalıba dökülmüş hali olduğunu görüyoruz.

    Dergahlara baktığımız zaman burada kolektif bir yaşam var. Derviş, baba, pir, ana, bacı müsahipler, konaklayanlar var. Dergahların kapısı kapanmaz. Çünkü içeride türbe vardır. Kim oraya gelip şifa isteyecekse o kişi engellenemez. Dolayısıyla dergahın, türbenin kapısı kapanmaz, böyle bir ilkellik de yeryüzünde bir tek Türkiye’de var. Şimdi türbeleri kapatıp gidiyorlar ve ‘dışarıdan ziyaret edin’ diyorlar. Yani duvar örmüş oluyorlar. Mesela Diyanet İşleri Başkanlığının burada yobazlığını dile getirelim. ‘Çerağı yakılmaz, çaput bağlanmaz’ deyip sonrasında kapıyı kilitliyorlar. Bu durumda içerideki ereni hapsettin ve dışarıdaki insanı da mahrum ettin. Bu yasaklayıcı bir din anlayışıdır. Onların mantığı ‘şu Tanrıya aracı kılıyorsunuz, putperestsiniz, gelip erenlerden bir şey istiyorsunuz, gidin Allah’tan isteyin, namaz kılın, oruç tutun’. Halbuki bu insan doğasına da dinlerin felsefesine de aykırı. İnsan, nerede huzur buluyor, tanrıyı nerede arıyorsa orada bulur.”

    “BİZLER, DERGAHLARI, OCAKLARI SÖNDÜRDÜK”

    Yazar Ayhan Aydın, günümüzde ayakta olan dergahların durumuna da işaret etti. Toplumun, dergahlara yeteri önemi vermediğini söyleyen Aydın, şöyle devam etti:

    “Bugün Alevi-Bektaşi toplumunun bile 800 yıllık hafızasını bilmediğini anlıyoruz. Mısır’da Kaygusuz Abdal Dergahı, Antalya’da Abdal Musa Dergahı, Yunanistan’da Seyit Ali Sultan Dergahı, Bulgaristan’da Demir Baba Dergahı, Budapeşte’de Gül Baba Dergahı’na kadar Anadolu’da, Kerbela’da yüzlerce derken sanki kendi dağ başlarında kapıları kilitli, üç beş derviş bir araya gelmiş, Allah’a zikrediyor ve orada yaşıyorlar sanılıyor. Ama böyle bir şey yok. Okumayan, dinlemeyen bir toplum var. Bugün biz dergahları yaşatmıyoruz. Yaşayan dergahlardı. Anadolu’da, Balkanlarda dergahlar 1000 yıl canlıydı, insanlar orada yaşıyordu. Dergahların aşevi vardı. Orada yaşayan babaların, dedelerin aldığı lokma kadar dışarıdan gelenlere de lokmalar hazırlanırdı. Dervişler burada yatar, barınırdı. Ayrıca dergahların içerisinde at evi vardı. O zamanın temel ulaşım aracı atlar, dolayısıyla atların bağlı olduğu ahırlar vardı. Dergah işlerinde insanların ibadet ettiği meydan evleri vardı. Dolayısıyla buralar kompleks gibi yaşıyor ve canlıydı. Daha da önemlisi bütün dergahlar birbirleri ile haberdardı. İstisnasız bütün dergahlar iletişim halindeydi. Gezgin dervişler, Kalenderiliğin kökeninde olan gezginlik, burada önemli bir fonksiyon işliyor. Bir dergahta bir kitap, bilgi, gelişme varsa o gezgin derviş onu alıyor, haberci derviş gibi; yani o zamanın gazetecisi gibi bilgi yazıp, çoğaltıyor ve diğer dergaha götürüyor. Dervişler ve babaların, diğer dergahları gezmesi zorunluydu. Toplum bunu da bilmiyor. Kutsal mekanları ziyaret etmek Alevilikte bir zorunluluktur. Alevi dedeleri, pirleri, baba sultanlar, Kerbela’ya, Hacı Bektaş Dergahına ve büyük dergahlara giderek oralarda cem yapıp sohbet edip, bilgi alıp bilgi veriyorlardı. Bu çok önemli bir husustu. Yani dergahlar yaşıyordu, ancak bizler bugün bu dergahları, ocakları söndürdük.”

    DERGAHLARA DÖNÜK İLK FİZİKİ SALDIRI!

    Ayhan Aydın, dergahların tarihte ilk ne zaman ve kimler tarafından saldırıya uğradığını da aktardı. Aydın, şu bilgileri verdi:

    “Alevi-Bektaşi toplumu, tarihler boyunca kıyıma uğramıştır. Dolayısıyla bu varlığı hazmedemeyen egemen inanç sistemi, Selçuklu’da, Osmanlı’da Türkiye Cumhuriyeti’nde her daim Alevileri asimile etmek için türlü yol ve yöntemi kullanmışlar. Neden? Çünkü Alevilik-Bektaşilik özgündü, Sünni İslam anlayışına uymuyordu, uymayacaktı. Çünkü Alevilik-Bektaşilik diye bir kavram varsa kendisi olduğu için vardı. Eğer Sünni’ye benzemiş olsaydı hiçbir şeyi konuşmamıza da gerek yoktu. O yüzden devleti yönetenler, kendine ‘din alimi’ diyenler, coğrafyanın her yerinde Alevi-Bektaşi toplumunu baskı, sindirme yoluna gitmiştir. 1239 ve devamındaki yıllarda Anadolu’da Babailer isyanı olmuştu. Babailer isyanı, Baba İlyas’ın ve Baba İshak’ın önderliğinde yapılan büyük bir isyandı. Fakat biz burada şunu görüyoruz, Selçuklu’ya hakim olan zihniyetin, o günkü Alevi düşüncesi olan Baba İlyas, Baba İshak düşüncesini, ayaklanmanın ötesinde aslında onlara baskı yaparak, sürgün ederek, sindirerek yok etmesinden, bu toplum kesiminin üstüne gitmesinden dolayı bu ayaklanma başlamıştır. İlk büyük kıyım ve zulüm burada başlamıştır. Dolayısıyla Türk tarihinin gelmiş geçmiş en kitlesel ayaklanmalardan biridir ve orada Selçuklu, sarsılacak derecede bozguna uğratılmıştır. Şimdi nerede o halk, nerede? Şimdi o halkı arıyoruz. İnancına vurulan darbeye karşı direnen halkı arıyoruz. Varlığını bu yola teslim eden halkı arıyoruz. İşte o yıllarda Alevi toplumunun ocakları basılmış, halk önderleri katledilmiş ve toplu katliamlar yapılmıştır. İlk ocak, dergah ve büyük Alevi katliamı budur. Kerbela’dan beri bu mazlumluk bitmiyor. Sonrasında ise Alevilere nerede baskı yapılmışsa Aleviler tepki gösteriyor. Bugünün resmi tarih yazıcıları şunu ortaya koymaya çalışıyor; Aleviler ayaklanıyor. Sanki Aleviler rahat rahat yaşarken birden dediler ki ‘gelin ayaklanalım’. Sanki Aleviler canını, yurdunu, ocağını hiç sevmiyor, durduğu yerde ayaklanıyor! Zulüm edip, baskı yapıp, inancını yasaklarsan bu toplum ayaklanacaktır.

    ÇALDIRAN SAVAŞI SONRASI ARTAN KIZILBAŞ DÜŞMANLIĞI!

    Osmanlı, Alevi ocak ve dergahlarına zulüm tarihidir. İlk kuruluşta Anadolu erenlerini yanına çekmek için bilinçli bir politika izlemiştir. Dergahların kurulmasına da maddi kaynak ayırmıştır. Abdal Musa 1326 yılında Bursa’nın fethine katılmıştır. Osmanlı ona mükafat da vermiştir. Seyit Ali Sultan 1354 yılında Yunanistan’a göçtüğü zaman orada kendisine arazi verilmiştir. Osmanlı, 1402 yılında resmen Seyit Ali Sultan Dergahına araziler vererek oranın vakıf olarak yaşamasını da sağlamıştır. Bunlar olumlu şeyler fakat daha sonra Aleviler güçlenip varlıkları ortaya çıktıkça Osmanlı’daki merkeziyetçi yapı, yani Şah İsmail ile Osmanlı Devleti arasındaki 1514 yılındaki Çaldıran Savaşı’ndan sonra Kızılbaş düşmanlığı yoğuruluyor. Kanuni Sultan Süleyman 46 yıl boyunca Sünni İslam anlayışını merkezileştirmek için devletin bütün olanaklarını kullanmıştır. Osmanlı tarihinde en çok cami onun zamanında yapılmıştır. En çok Alevi, Kızılbaş, Bektaşi sürgünü de Kanuni Sultan Süleyman zamanında yapılmıştır. Bu topluma baskı ve zulüm onun zamanında çok olduğu için örneğin Pir Sultan Abdal’ a yönelik baskı ve zulüm de o döneme denk gelmektedir. Dolayısıyla Yavuz Sultan Selim ile başlayan, Kanuni Sultan Süleyman ile taçlanan o yüzyıllık dönemde Osmanlı’nın yükselişi, fetihçi anlayışı diye bizlere yutturulan, tamamen Osmanlı asimilasyoncu bir hareketle Alevi-Bektaşi-Kızılbaş topluluklarını ezmek için en ciddi yolları kullanmıştır. Bu böyle devam ederken 1826 yılında tarihi kırılma noktalarından bir tanesi yaşanmıştır. 8 Temmuz 1826’da 2. Mahmut, Yeniçeri askeri birliğini kaldırmak ve onun yerine sözüm ona daha modern askeri birlik getirmek için Bektaşiliği hedef almıştır. Tarikat şeyhlerinin, Nakşibendi şeyhlerinin de etkisiyle Bektaşiliği yasaklamak için bir düzen kurulmuştur. Devletin resmi kararıyla Bektaşilik resmen yasaklandığı gibi Bektaşi tekkeleri yıkılmış, babalar sürgün edilmiş, Üsküdar’da Kıncı Baba gibi kimi babalar da katledilmiştir. Bektaşiliğe en ölümcül darbe 1826’da vurulmuştur. 25 Kasım 1925’te devrim yasası adı altında tekke ve zaviyelerin kapatılması çerçevesinde cumhuriyet döneminde kalan dergahların tümü kapatılmıştır. ‘Alevilik, pir, dede’ gibi lafların kullanılması da kanunla yasaklanmıştır. Hayatlarını bir umut kaynağı olarak baktıkları cumhuriyete adayan bu toplum, büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştır. Dolayısıyla inancından, köklerinden kopan Alevi toplumu, cumhuriyetin getirmiş olduğu bu devrimi maalesef kendi lehlerinde yaşayamamıştır. ‘100 yıllık Cumhuriyet, Alevi-Bektaşi toplumuna ne verdi?’ diye sormak gerekir? Aynı zamanda son 20 yılda yeni bir kurnazlıkla, Aleviler, Osmanlı’da olduğu gibi yeni, büyük bir tezgahla asimilasyon gayreti ile baş başa kalıyor.”

    “MÜCADELE BİLİNCİ AZALDI”

    Ayhan Aydın, dergahlara dönük yaklaşımın AKP hükümeti döneminde nasıl şekillendiğini de anlattı. Aydın, dergahların neden sahiplenilemediğine de açıklık getirerek şunları söyledi:

    “Dergahlar şu anda halen yasaklı. Onun yerine Aleviler 40 yıldır örgütlenip dernek, vakıf kurup cemevi açtılar. Dolayısıyla bu, Alevilerin kendilerini dışa vurumuydu. Cemevlerinin ortaya çıkması, derneklerin kurulması ‘Biz de varız’ demeleriydi. Cumhuriyet dönemi boyunca kısmen yaşadıkları özgürlükleri aslında tam anlamıyla alamadıklarının da bir tepkisiydi. Bu durum, zamanın getirmiş olduğu bir yapıydı. Şimdi İslam anlayışı var, camiler var, Diyanet var, TRT var. Alevi-Bektaşi toplumu ise bakıyor, kendisi yok. Aleviler kamuda, toplumda, televizyonda hiçbir yerde yok. işte 1990’lı yıllardan sonra büyüyen bu hareketin temelinde bu tepki var. Dolayısıyla dernekleri, vakıfları, cemevlerini namuslu, dürüst Alevi-Bektaşi canlar kurdu. Ben onlara ‘Cumhuriyet döneminde Alevilerin haklarını almaya çalışan öncüler’ diyorum. Şimdi günümüzde bildiğimiz manada dergah sistemi kanunen yok ama hala canlı olan dergahlarımız var. Bunlar da dernek, vakıf, cemevi adı altında işlev yürütüyor. Tarihsel olarak Şahkulu, Erikli Baba, Karacaahmet, Karaağaç, Garip Dede gibi şu anda hala cemevi olarak da hizmet veren, bu dergah yapısını hala devam ettirme gayretinde olan yapılar var. Dergahlar artık farklı bir yapı ve isimle yaşıyor. Maalesef 40 yıllık süreç içerisinde Aleviler büyük bir aşkla bu yola sarıldılar ama ben son 10 yılı maalesef üzülerek söylemek gerekirse çok iyi görmedim. Çünkü o aşk, heyecan, mücadele bilinci azaldı. Bunda sosyal, ekonomik nedenler, kentleşme, asimilasyon gayretleri, Aleviler arasındaki tartışmaların örgütlenmeye verdiği zararlar, kurumların başında bulunanların yanlışları, dedelerin bazı hataları, insanların duyarsızlıkları, cemevi ve dergahlara yeteri kadar sahip çıkılmaması ve ‘Alevi aydını’ dediğimiz zümrenin de bu kurumlara hizmet edecek tarzda çalışmamaları sonucunda şu anda dergahlar, ocaklar Anadolu’da, Balkanlarda maalesef çok ciddi kan kaybıyla karşı karşıya.

    “ARTIK ALEVİLERİN UYANMA ZAMANIDIR”

    Bir kere buralara gelen insan sayısı çok azaldı. İnsanların buralardan beklentileri çok değişti. Buraların etki gücü de çok azaldı. Siyasi iktidar, partiler, sivil toplum kuruluşları ve Alevi olmayan topluluklar üzerinde Alevi kurumlarının 10 yıldır etkilerini bugün göremiyoruz. Bunun sebebi de toplumun kendisidir. Uzağa gitmemize gerek yok, özümüzü dara çekmemiz gerekiyor. Bütün insanlar kendilerine bakacak ve ‘biz neden bu haldeyiz?’ diye soracak. Maalesef bir de ülkemizde despot, yıkıcı, ayrıştırıcı, nefret dilini kullanan, kendisinden olmayana şiddetli baskılarla kendisine benzetmenin binbir türlü yolunu kullanmak için örgütlenmiş bir yapı var. Bugünkü iktidar, Türkiye’nin bütün demokratik, çağdaş yapılarını kendi içine çekip, kemiklerini birbirinden ayırarak yeniden şekillendirme; bir kanser gibi düşünüyorum. Az çok işleyen bütün yapıların içerisine girip, oraları bozup, kendisine benzeterek çürütmek ve çürüyen yapının da üzerine çökmek gibi bir amacı olan sistemle karşı karşıyayız. O yüzden Türkiye’yi yöneten bu zihniyetin, Alevi-Bektaşi toplumu üzerinde de oyunları vardı ve bu oyunlar devam ediyor.

    Maalesef Alevi-Bektaşi kurumlarının da çok büyük desteği ile hızla yol alan, duyarsızlıklar, bilinçsizlikler, korkaklıklar yüzünden büyük boy atmış olan bu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, şimdi tehdidin en büyüğü. Yani Türkiye’de el atmadıkları yer kalmadığı gibi Aleviliğe de el attılar. Kendi Alevisini yaratma; işte ‘Devletimiz sizin haklarınızı verecektir’ adı altında en son yaşadığımız gibi Ardahan’da bir köy muhtarına da kayyum atadılar. Dolayısıyla bugünkü iktidar, bu yapıyı asimile etmek, sindirmek için devletin bütün olanaklarını kullanıyor. Devlet, Alevi-Bektaşi kimliğinden soyutlanmış, çıkarını düşünen, kişiliğini satabilen insanları yanına çekmekte. Örneğin Kerbela’ya, Kazakistan’a, Balkanlar’a turistik gezi gibi devletin parası ile gidenler var. Alevi-Bektaşi toplumunun sözde gönlünü almak için bazı dede, dernek başkanı adı altında insanları el üstünde tutarak sarayın soytarısı yapıyorlar. Bu oyuna gelenler bin yıldır bu topraklarda İmam Hüseyin adıyla cemler yürütmüş olduğu halde atalarının kemiklerini sızlatanlar, çok ucuza satılanlar sizleri tarih yazacaktır. Sırf bir uçağa binip, zıkkımlanmak için geziler içerisinde olmak için bu Yol’u ucuza satanlar, sizleri tarih yargılayacaktır. Artık Alevilerin uyanma zamanıdır. Yok oluş bundan sonra başlayacaktır.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • AKP’lilerin tahrip ettiği Karaağaç Alevi Bektaşi Dergahı’na ait mezar taşları yerine konuldu-VİDEO

    AKP’lilerin tahrip ettiği Karaağaç Alevi Bektaşi Dergahı’na ait mezar taşları yerine konuldu-VİDEO

    PİRHA – Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı, AKP tarafından tahrip edilip yerinden edilen Karaağaç Alevi Bektaşi Dergahı’na ait mezar taşlarını dergaha bıraktı. 2002 yılında başlayan mahkeme süreci ve devamında çektikleri zorluklara değinerek açıklama yapan Vakıf Başkanı Hüsniye Takmaz, hem yerelde hem merkezde hükümete karşı mücadele ettiklerini ifade etti.

    İstanbul Karaağaç Alevi Bektaşi Dergahı’na AKP tarafından hileli satış yöntemiyle el konularak İl binası yapılmış ancak yıkım sırasında külliye alanındaki tüm mezarlar ve tarihi eserler tahrip edilerek yok edilmek istenmişti. Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından mezar taşlarının bir kısmı kurtarıldı. Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ne korunmak üzere teslim edilmişti.

    Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı’nın verdiği hukuk mücadelesi kazanımla sonuçlandı.

    Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı, 18 yıl aradan sonra müzede bulunan mezar taşlarını ait olduğu yer olan Karaağaç Dergahı Külliyesi’ne bırakarak açıklama yaptı.

    Açıklamaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekili Celal Fırat, Alevi Bektaşi Eğitim ve Kültür Vakfı Başkanı Hüsniye Takmaz ve Karaağaç Bektaşi Dergahı’nın yöneticileri katıldı.

    TAKMAZ: MEZAR TAŞLARIMIZIN BÜYÜK BİR KISMINI ALDIK

    Vakfın Başkanı Hüsniye Takmaz, yaptığı açıklamada, “18 yıl önce teslim ettiğimiz mezar taşlarımızın bugün büyük bir kısmını aldık. Bu bizim için çok önemli bir gün. Mezar taşlarımızı almış olmamız bizim için Karaağaç Dergahı’nın tapusunun yarısını almışız gibi hissettiriyor. Tüm Türkiye’deki Alevi yurttaşların gözü aydın olsun. Çünkü Karaağaç Dergahı’nın mezar taşlarının büyük bir kısmı dergaha taşınmış durumda. Diğer kalan mezar taşlarımızı da alacağız. Çünkü bugünkü araçla alamadık onları” dedi.

    “ÇOK ZOR BİR SÜREÇTİ”

    2002 yılında başlayan mahkeme süreci ve devamında çektikleri zorluklara değinen Takmaz, şöyle konuştu:

    “Aşağı yukarı 22 yıl oldu. Hala mahkemelerimiz devam ediyor, bitmiş değil. Son mahkemede bizim lehimize karar verildi. Bu bizim için yer altındaki hazinenin yer üstüne çıkması gibi bir değerdi. Tam anlamıyla olmasa da büyük bir kısmını kazandık. Yıllardır bu dergahla ilgili yaptığımız çalışmalar, mahkemeler, kapının açılması çok uzun bir aşama oldu. Bu aşamalar tüm Alevi yurttaşlarımızın katkısıyla gerçekleşmiş oldu. Çok zor bir süreçti. Kazı esnası çok zordu. Sürekli günlük olarak ya polise ya zabıtaya gidiyorduk. Özellikle hem yerelde hem merkezde hükümete karşı mücadele etmek gerçekten çok zor. Ama biz hem yerelde hem merkezde hükümete karşı gerçekten mücadele ettik.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    AKP’nin el koyduğu Karaağaç Dergahı’na ait mezar taşları yerine konulacak

  • Alevilerden ‘Dergahlarımızı geri istiyoruz’ yürüyüşü: Elinizi inancımızdan çekin!-VİDEO

    Alevilerden ‘Dergahlarımızı geri istiyoruz’ yürüyüşü: Elinizi inancımızdan çekin!-VİDEO

    PİRHA- Aleviler Hacıbektaş’ta Alevi örgütleri öncülüğünde “Dergahlarımızı geri istiyoruz” şiarıyla yürüyüş yaptı. Dergah önünde konuşan Alevi örgütlerinin genel başkanları, dergahın işgal altında olduğunu, hükümetle işbirliği içinde olan Alevilerin derhal bu karardan vazgeçmeleri için çağrı yaptı. Cemevi Başkanlığını tanımadıklarını bir kez daha ifade eden başkanlar, iktidarın “Alevisiz Alevilik” yaratmaya çalıştığını vurguladı.  

    Aleviler, Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde yapılan 61. Ulusal 35. Uluslarası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında, “Dergahlarımızı geri istiyoruz” diyerek Devlet hastanesi önünden Hacı Bektaş Veli Dergahı’na yürüdü.

    CUMA ERÇE: HAİNLİĞE SON VERİN YOKSA İSMİNİZ TARİHE HIZIR PAŞA OLARAK GEÇECEK

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, “Binlerce yıldır diz çökmeyen Alevi inancının sevgili canları, kaç gündür dergahımız işgal altında. Silahlı kuvvetlerin gölgesinde cem tutan hainlere sesleniyorum bu hainliğe son verin yoksa isminiz tarihe Hızır Paşa olarak geçecek. Arkamızda duran Kültür merkezi onların alanı ilan edildi. Unutmayın ki Hızır paşalar Yezidler halkımız için lanetlenmeye mahkumdur. Boynunda kartları taşıyanlar o kartları atın” dedi.

    SEHER ŞENGÜNLÜ YILMAZ: ALEVİSİZ ALEVİ YARATMAYA ÇALIŞIYORLAR

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, “3 gün burada mücadele veriyoruz. Buranın gerçek sahipleri sizlersiniz. Bugün bizi parayla terbiye etmeye çalışıyorlar. Siz bu başkanlığın başındaki kişinin faaliyetlerini biliyor musunuz? Alevi Ansiklopedisini Sünni akademisyenlere yazdırıyorlar. Alevisiz Alevi yaratmaya çalışıyorlar. Ziyaretçi kartlarınızı çıkartın. Biz Aleviyiz bizim kanımızda direnmek var itaat etmek yok” diyerek tepki gösterdi.

    ERCAN GEÇMEZ: BİR OLDUK, İRİ OLDUK, DİRİ OLDUK

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez ise “Bugün hep birlikte Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi bir olduk, iri olduk, diri olduk. Biz 72 millete aynı nazardan bakan bir milletiz” ifadesini kullandı.

    MUSTAFA ARSLAN: ELİNİZİ İNANCIMIZDAN ÇEKİN

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Arslan da “Gericiliğe, ırkçılığa geçit vermeyeceğiz” diyerek şu ifadeleri kullandı:

    “Herkesin kendi inancını özgürce yaşamasını istiyoruz. Herkesin eşit yurttaş olmasını istiyoruz. Kimse babasının parasını vermiyor. Aleviler dergahlarımız bizimdir diyor. Elinizi inancımızdan, dergahımızdan çekin. Sizin kurduğunuz Başkanlığı tanımıyoruz.”

    ZEYNEL ABİDİN KOÇ: MÜCADELEYİ SONUNA KADAR SÜRDÜRECEĞİZ

    Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç ise “Biz tüm Alevi örgütleri olarak mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Dün silahların gölgesinde cem yapıldı, bugün tüm Alevi kurumları burada. Akşam cemimizi yürüteceğiz” diye konuştu.

    Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) Eşit Başkanı Mehmet Gündüz de “Tüm ezilenlerin yan yana olması gereken bir süreç o yüzden Avrupa’da sesinizi duyurmaya devam edeceğiz. Alevilik vardır, Alevilik haktır” dedi.

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri başladı: Dergahımızı ırkçı-gerici zihniyete teslim etmeyeceğiz-VİDEO

    Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri başladı: Dergahımızı ırkçı-gerici zihniyete teslim etmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA- 61.Ulusal 35.Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri, Alevi örgütlerinin Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda yaptığı oturma eylemi ile başladı. 

    Alevi Bektaşilerin Yol önderlerinden Pir Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinlikleri bugün Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde Hünkarın dergahının önünde başladı. Etkinliğe; Alevi dedeleri, analar, Alevi kurum başkanları ve Yola gönül veren Aleviler katıldı.

    61.Ulusal 35.Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri programının ilk günü Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yapılan oturma eylemi ile başladı. Etkinlikler 16-17-18 Ağustos’ta olmak üzere 3 gün sürecek.

    ERÇE: DERGÂHIMIZI BU GERİCİ, IRKÇI ZİHNİYETE TESLİM ETMEYECEĞİZ

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, “Bugün bir olmazsak yarın bir araya gelemeyeceğiz. Dergahımızı bu gerici, ırkçı zihniyete teslim etmeyeceğiz. Gün birlik olma günüdür. Kendi canlarımız yakasında bulunan kart ile alınıyor, bu bir zulümdür. Pir Sultan’ın boynuna geçirilen urgan şimdi canlarımızın boynuna geçirilmek isteniyor” dedi.

    ASLAN: AKP, HACIBEKTAŞ HALKININ VERGİSİYLE YAPILAN KÜLTÜR MERKEZİNİ BİLE KULLANDIRMIYOR

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan ise “AKP iktidarı, Hacıbektaş halkının vergisi ile yaptığı merkezi bile kullandırmıyor. Alevilere o mekanlar kapalı. Onlar bize izin vermeseler de Hacıbektaşın her alanı bizim için kutsaldır. Biz buradayız” diye konuştu.

    “ALEVİLER VARDIR, ALEVİLİK HAKTIR”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Genel Başkanı Vakfı Ercan Geçmez de konuşmasında şunları söyledi:

    “Aleviler yüzyıllardır dergahlarına gelerek niyaz oluyorlar. Dergahlarımız bizimdir. Aleviler üzerinde hegemonya oluşturmaya çalışıyorlar. Aleviler vardır, Alevilik haktır.”

    Anma, semahlar ve deyişler ile devam ederken, Hacı Bektaş Veli Dergahı ziyaret edilecek.

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • İstanbul’da 700 yıldır hizmet veriyor, lokmalarla ayakta duruyor: Şahkulu Sultan Dergahı-VİDEO

    İstanbul’da 700 yıldır hizmet veriyor, lokmalarla ayakta duruyor: Şahkulu Sultan Dergahı-VİDEO

    PİRHA – Alevi inanç merkezlerinin başında gelen yerlerden Şahkulu Sultan Dergahı 700 yıldır hizmetini sürdürüyor. Dergah, bilimsel ve kültürel aktiviteler için de kapılarını tüm topluma açık tutuyor. Yaklaşık 4 yıldır Şahkulu Sultan Dergahı’nda hizmet yürüten Ali Doğan Dede, dergahın çok zengin bir kütüphaneye de sahip olduğunu belirterek, dergahın lokmalarla ayakta durduğunu anlattı. 

    Tarih boyunca Alevi-Bektaşi geleneğinin önemli adreslerinden biri olan İstanbul Göztepe’de bulunan Şahkulu Sultan Dergahı, günümüzde de hizmetini sürdürüyor. Toplumun inanç ritüellerinin yanı sıra kültürel aktivitelerine de karşılık veren dergahın hizmetlerini, Derviş Cemal Ocağı’na mensup Ali Doğan Dede’den dinledik.

    Yaklaşık 4 yıldır Şahkulu Sultan Dergahı’nda hizmet yürüttüğünü ifade eden Ali Doğan, dergahın net bir tarihçesinin ise henüz yazılamadığına dikkat çekti. Kısıtlı argümanlar doğrultusunda dergaha dair aktarımların olduğunu belirten Ali Doğan, şu bilgileri paylaştı:

    “1330-1370’li yıllar arasında Maltepe’nin fethinden sonra bu dergah kuruluyor. Şahkulu Sultan’ın da 18 yıl bu dergahta dedelik yaptığı ve savaşta civarda şehit düşerek buraya defnedildiği ifade edilir. Onunla birlikte 40 dervişlerinin de buranın müdafaası esnasında şehit oldukları belirtilir.

    Şahkulu Sultan, 1330 1370’li yılları arasında Alevilik inancının önde gelen şahsiyetlerinden birisidir. Kendisi Horasan erenlerindendir. Pir Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı’na gidip 3 yıl kadar orada görev yaptığı, daha sonra Maltepe’nin fethi, Pelekanon savaşı sonrasında bu yeri dergah eyler. O günden bugüne burası ‘Şahkulu Sultan Dergahı’ olarak anılmaktadır. Burası aynı zamanda Hünkar Hacı Bektaş Veli Pirin de vekalet makamıdır. 2. Pir Evi olarak geçer.”

    “LOKMALAR İLE BU DERGAH AYAKTA DURMAKTA”

    Yaklaşık 700 yıldır dergahta bir fiil hizmetin yürüdüğünü belirten Dede Ali Doğan, Şahkulu Sultan Dergahı’nın günümüzdeki işleyişine ilişkin şunları söyledi:

    “Tarihten bugüne Şahkulu Sultan Dergahı, üzerine yüklemiş olduğu misyon ile ‘40 Derviş Dergahı, Kırklar Dergahı’ diye de geçer. Kurulduğu günden günümüze kadar bu dergah, lokma hizmeti üzerine kurulmuştur. İstikamet olarak zaten kervanların çokça geçtiği bir güzergah üzerine kurulmuş. Dergah, hizmet esası üzerine kurulmuş bir yerdir. Bugünlerde de aynı hizmet devam etmektedir. Buranın tüm hizmet edenleri, gelen canların vakfımıza, dergaha bırakmış olduğu lokmalar ile bu dergah ayakta durmakta. Örneğin bize yapılan maddi bağışlarla 600 yataklı bir kız öğrenci yurdu yaptık. Kartal Yakacık yolu üzerinde Şahkulu Sultan Dergahı Mustafa Necati Kız Öğrenci Yurdu olarak çok modern bir yurt oldu. Kayıtlar da bu sene başladı. Bizler devletten çok destek alan kurumlar değiliz. Burası ayda ortalama 25.000 kişinin ziyaret ettiği bir dergah. Bırakılan nakdi yardımlar, burada çalışan yaklaşık 17 kişinin maaş ve bu dergahın hizmetinde kullanılıyor.

    BİRÇOK ALANDA HİZMET VEREN DERGAH!

    Şu anda matem ayındayız. Oruç tutulduğundan dolayı akşamları hem Muharrem sohbetlerimiz oluyor hem de saat 20.30 gibi oruçlarımızı açıyoruz. Onun haricinde Perşembe, Cumartesi ve Pazar günleri dergah lokması olarak saat 12:00 ile 13:00 arası burada etli bulgur pilavı pişer ve kapılarımız herkese açılır. Burası her alanda hizmet veren bir dergah. Kültürel faaliyetlerde de çok önemli rol oynayan bir yer. Yakın zamanda Ozanlar Festivali Kitap Fuarı gibi etkinlikler de yaptık. Halkı bilinçlendirmek için seminerler, paneller yaparak, ülkenin önde gelen profesörleri, yazarları, çizerleri davet ederek burada halkı bilinçlendirme amaçlı etkinliklerimiz oluyor. Örneğin doğal afetlere karşı AKUT’u dahi buraya çağırdık ve seminerler yaptık. Sadece ibadet ve yemek değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel olarak da birçok alanda Şahkulu Sultan Dergahı olarak hizmet vermekteyiz.”

    700 YILLIK HİZMET GELENEĞİ!

    Şahkulu Sultan Dergahı’nın “Akademi” niteliği olduğunu söyleyen Dede Ali Doğan, 700 yıldır hizmetin sürdüğünün altını çizdi. Dergahın, Arnavut Bektaşiler tarafından ayakta kaldığını da söyleyen Ali Doğan, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Burası ilim, irfan yuvasıdır. Burası sadece ibadet edilen bir yer değil. Burada yetişen dervişler özellikle Bektaşilik tarikatının nüksettiği günden bugüne kadar, yani Balım Sultan Pirden bugüne kadar burası Arnavut Bektaşilerle ayakta kalmış bir dergahtır. Balım Sultan’a kadar burası Horasan’dan gelen Şahkulu Sultan hazretlerinin dergahı olarak anılıyor. Yani Burası bir Kızılbaş Alevi dergahı olarak hizmet ediyor. Balım Sultan’dan sonra sadece burası değil Anadolu’daki bütün dergahlar Osmanlı padişahlarının emriyle Bektaşi dergahı olarak çevriliyor. Burası da bir Alevi Bektaşi dergahı olarak yüzyıllarca hizmet vermiş. Avrupa’ya giden bütün dervişler, postnişinler, buradan hizmet, icazet alıp o tarafa gidip hizmet vermiş. Yani burası bir ilim, irfan yuvasıdır. Her türlü eğitimler bu dergahlarda veriliyormuş. İnsanlar hem felsefi hem manevi hem de bilim üzerine eğitilip buradan Balkanlar’a gidip oradaki dergahlarda hizmet veriyorlarmış.

    “DERGAH, TARİHTEKİ MİSYONUNA DEVAM EDİYOR”

    Bugün biz halen burada aynı geleneği devam ettiriyoruz. İdari binamızın büyük bir bölümü komple kütüphaneden oluşuyor. Yani Şahkulu Sultan Dergahı çok zengin bir kütüphaneye sahip. Tez hazırlayıp doktora yapanlar buraya gelip, gerek tarihi kaynaklardan ve ülkenin önemli sosyolog, antropolog ve bilim insanları tarafından yazılmış eserlerden faydalanabiliyor. Bu dergahta yetişip tezini hazırlayan onlarca insan vardır. Eğitime, ilime ve bilime önem vererek bu dergah tarihteki misyonuna devam ediyor.

    ATIL DURUMDAKİ DERGAHIN ONARIMI İÇİN SEFERBER OLUNMUŞ!

    Şahkulu Sultan Dergahı çevresinin geçmiş yıllarda bir Alevi yerleşkesi olduğunu ifade eden Ali Doğan, söz konusu bölgenin demografisindeki değişime de işaret etti. Dede Ali Doğan, dergahın tarihçesine ilişkin şu bilgileri paylaştı:

    “Tahminen bundan 50 yıl öncesine kadar bu bölge Arnavut Bektaşilerinin yoğunlukta yaşadıkları bir yerdi. Burası da zaten Arnavut Alevi Bektaşi inancına sahip canların hizmet görüp yürüttüğü bir dergahtı. Bektaşi tarikatına mensup olan Arnavut Bektaşileri burada hizmet görürlermiş fakat artık aralarında bir anlaşmazlık mı oluyor ne oluyorsa burayı terk etmişler. Burası sonrasında atıl bir duruma geliyor. Şu anda Şahkulu Dergahı 8 dönüm araziye sahip. Tarihte ise 220 dönüm arazisi olduğu belirtilir.

    Dergah, atıl duruma geldikten sonra evsiz, barksız, madde bağımlılarının geldiği bir alan haline dönmüş. Sivas Zaralı Didar Ana, burayı şu anki vakıf başkanımız Hikmet Yılmazkaya’nın babası Mehmet Ali Yılmazkaya’ya göstermiş. Buranın her gün önünden gelir geçerlermiş ama ne olduğunu bilmezlermiş. İşte Didar Ananın teşvikiyle Mehmet Ali Yılmazkaya beyefendinin de öngörüsü ve hizmetleri ile buranın bir Alevi Dergahı olduğu öğrenildikten sonra Anadolu’nun her yerindeki tüm Alevi canlar, buraya akın edip, destekte bulunup imece usulü bu dergahı onarmış.

    Bektaşiler burayı neden terk etmişler bilmiyoruz. Hemen dergahın yan tarafında ahşap bir bina varmış ancak çıkan bir yangında harabeye dönmüş ve cemevinin olduğu bina da göçmüş. Anadolu’nun her yöresinden Alevi inancına sahip canlar, para vermiş, parası olmayanlar da işgücü ile dergahın onarımına destekte bulunmuş.”

    MATEM AYI SEBEBİYLE MUHABBET CEMLERİ YÜRÜTÜLÜYOR

    Dede Ali Doğan, Muharrem Ayı etkinliklerine ilişkin de şunları ifade etti:

    “Şu anda matem ayındayız. Hz. İmam Hüseyin’in Kerbela’da şehadetinin olduğu günlerdeyiz. Toplumumuzun en önemli unsuru birlik ve beraberliktir. Her akşam bütün cemevi ve dergahlarda olduğu gibi Şahkulu Sultan Dergahı’nda da muhabbet cemlerimiz yapılır ve oruç açma lokmalarımız dağıtılır. Bilgi sahibi olan canlar, bu dergahı ziyaret etsin, Şahkulu Sultan Hazretlerini niyaz eylesinler. Sonrasında hep birlikte cem olunması konusunda arzumuzu belirtelim.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Antalya’da Alevi gençliğinden Abdal Musa Dergâhı’na ziyaret-VİDEO

    Antalya’da Alevi gençliğinden Abdal Musa Dergâhı’na ziyaret-VİDEO

    PİRHA- Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği gençliğinin girişimi ile Abdal Musa Dergâhı’na ziyaret yapıldı. Abdal Musa Dergâhı ile ilgili bilgilerin de paylaşıldığı ziyarette, dergahlarda yetişen babaların, dedelerin, muhabbet ehli kişilerin Alevi inancını ve kültürünü dünyanın her tarafına yaydıkları belirtildi. 

    Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği üyeleri ve gençlerin katılımı ile Abdal Musa Dergâhı’na ziyarette bulunuldu. Dergâhta kahvaltı edildikten  sonra Abdal Musa Türbesi ve Abdal Budala Baba Türbesi ziyaret edildi.

    Alevi Bektaşilerin Yunanistan’da, Mısır’da ve Türkiye’de iki tane olmak üzere toplam 4 tane ana dergâhı bulunduğunu belirten Abdal Musa Kültür ve Yaşatma Derneği Eşit Başkanı Yol Yürütücüsü Süleyman Demir, “Abdal Musa’nın Seyit Ali Sultan’la birlikte 1400 yılında Yunanistan’ın Dimetoka’ya bağlı Roussa (Russa) bölgesine gidip Seyit Ali Sultan Dergahı’nı kuruyorlar. Oradan Türkiye’ye geldiğinde Pir Abdal Musa bu dergâhı kuruyor” dedi.

    Abdal Musa’nın birlikte faaliyet yürüttüğü Kaygusuz Abdal (Kaybi) ile ilgili bilgilendirmede bulunan Demir, “Kaygusuz Abdal Alanya beyinin oğludur. Malı mülkü, tacı, tahtı, devleti her şeyi bırakıp Abdal Musa’ya gelip burada hizmet eden bir kişidir. Hizmet üretilmek için kurulan Abdal Musa Dergahı üçüncü dergâh. Bu dergâhta Kaygusuz Abdal yetiştikten sonra Mısır’a gider Mısır’da (Kahire) Kasrül-Ayn Dergahı’nı kurar. O dergâh da dördüncü dergahımızdır” diye konuştu.

    “DERGAHLARDA YETİŞEN ALEVİ ALİMLERİ, ALEVİ-BEKTAŞİLİĞİ DÜNYANIN BİRÇOK YERİNE YAYDILAR”

    Bu dergahların her birinin bir üniversite niteliğinde olduğunu belirten Demir, “Bütün Anadolu’da bulunan tekkelerde yetişen kişiler, babalar, dedeler, saz ehli, dil ehli, muhabbet ehli bu kişilerin her biri Aristo bilinç düzeyinde yetiştirilip Anadolu’yu irşat ettiler. Barış’ı, sevgiyi, hoşgörüyü, Alevi Bektaşi düşüncesini Balkanlarda, diğer bölgelerde bütün dünyaya yaydılar.

    O dönemde Abdal Musa Dergahı’nın bulduğu bütün bölgede komün bir yaşamın sürdüğünü vurgulayan Demir, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “Alevi Bektaşilerin yaşamı komün yaşam (ortaklaşa üretmek ve tüketmek) olduğundan dolayı bizim asıl baskı zulüm görmemizin nedeni bu yaşam biçimi. Şahlara, padişahlara ters geliyor. Çünkü onlar böyle bir sistem istemiyorlar, böyle bir sistemde iktidarlarını yürütemezler. Şu anda Amerika, Fransa, İngiltere böyle bir komün yaşam kesinlikle istemezler. ‘Yarin yanağından gayrı her şey ortaktır’ diyor Hünkâr. Dergahların bu konuda önemi çok büyük. Çünkü elde edilen tüm ürünlerden herkese pay dağıtılıyor, dergâhın payı da ayrılıyor. Dergâha gelen fukaralar burada yesin içsin diye” dedi.”

    “ABDAL MUSA TÜRBESİNE ZİYARET”

    Abdal Musa Baba Türbesi de ziyaret edildi. Türbe içerisinde Kızıldeli Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, Zakir Süleyman Demir, Zakir Haydi Aslanboğa ve Zakir Barış Karabatak Aşık-ı sadıkların deyişlerini nefeslerini seslendirdiler. Türbe kapısında semah dönüldü.

    “ALEVİ ERENLERİN BULUNDUĞU TÜRBE YATIR VE ZİYARETGAHLARIN OLDUĞU YERLERDE DİLEK AĞACI VAR”

    Daha sonra Budala Baba Türbesinin altında bulunan ve Abdal Musa tarafından dikilen dilek ağacı ziyaret edildi. Dilek ağacı ile ilgili bilgilendirmede bulunan Mustafa Sazcı, “Aslında Alevi-Bektaşilerin bulunduğu bütün ziyaretgahlarına nişangahlarına gittiğinizde gördüğümüz en büyük unsurlardan birisi bir dilek ağacıdır. Hacı Bektaş’a giderseniz Karadut vardır. Biraz ilerisinde bulunan Çilehaneye gidersiniz dilek ağacı bulunmakta. Bali Baba Sultan Türbesi, Kafi Baba Türbesi gibi ziyaret yerlerinde, nişangahlarda özellikle pelit ağacı ve incir ağacı görürsünüz” diye ifade etti.

     

    Pir Abdal Musa’nın pelit ağacını buraya dikmesinin sebebinin nişan bıraktığının söylendiğini belirten Sazcı, “Her yıl buraya gelen insanlar buraya dileklerini niyetlerini bağlıyorlar” dedi.

    Sonrasında Abdal Budala Baba Türbesine geçildi, niyazlar edildikten sonra söylenen nefeslerle türbe etrafında semah dönüldü.

    Abdal Musa’nın gözetleme noktasına geçildi. Gözetleme noktasının tarihi ile ilgili bilgi veren Sazcı, şunları kaydetti:

    “Yüzyıllardır Abdal Musa’nın dergahına gelen talipler tarafından Abdal Musa’nın tahtı olarak biliniyor. Dergâha yönelik gelebilecek askeri saldırılar var. Beylerin saldırılarına karşı Abdal Musa Sultan burada gözcülük yapıp geleni gideni kontrol etmektedir. Buradan bakıldığında Elmalı bölgesi ve dergâhın çevresi çok net bir şekilde görülebiliyor. Bir rivayette, Alanya beyinin ordusu Abdal Musa Dergahı’na gelirken, Abdal Sultan askerlerin geldiğini gördükten sonra atıyla birlikte buradan giderken ayak izinin kaldığı anlatılıyor.”

    Sonrasında ise lokmalar pişirilerek pay edildikten sonra ziyaret tamamlandı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

     

  • CHP’li belediyenin dergahın arazisini satması Alevi kurumlarını harekete geçirdi!-VİDEO

    CHP’li belediyenin dergahın arazisini satması Alevi kurumlarını harekete geçirdi!-VİDEO

    PİRHA – Hacıbektaş Belediyesi’nin sattığı dergah arazisi nedeniyle Alevi kurumları harekete geçti. ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan, Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok’un, halkı doğru bilgilendirmediğini belirterek “Satış konusunda Alevi kurumlarının bilgisi ve rızalığı yoktur. Davaya müdahil olacağız. Bu olayın peşini bırakmayacağız” dedi.

    Hacıbektaş Belediyesi, Hacıbektaş Veli Dergahı içerisindeki bir kısım araziyi (174 Ada 7 Parsel) Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne sattı. 4 Ağustos 2022 tarihinde verilen kararla birlikte 9 milyon 24 bin TL karşılığında söz konusu arazi Hacıbektaş Veli Tekke ve Cami Vakfı’na devredildi.

    Dergâh içerisinde yer alan araziye geçtiğimiz yıllarda şadırvan yapılmak istenmiş ancak, Alevi toplumunun tepkileri üzerine geri adım atılmıştı.

    Gazeteci Recai Aksu, belediyenin kararı ardından “Bu satış kabul edilemez. Burada kamu yararı yok” diyerek Kayseri 2. İdare Mahkemesi’ne dava açtı. Kayseri 2. İdare Mahkemesi ara kararında dava konusu işlemin sebep ve gerekçelerini belediyeye sordu. Mahkemenin ara kararında ayrıca, dava konusu taşınmazın satışının hangi mevzuata göre yapıldığının açıklanması da istendi.

    DERGAH İÇİNE ABDESTHANE Mİ YAPILACAK?

    Hacıbektaş Belediye Başkanı Arif Yoldaş Altıok’un girişimi ile satışa sunulan taşınmaz için sadece Belediye Meclis Üyeleri Mustafa İncesu ve Abidin Tunçbilek, karara karşı çıkarak ret oyu kullanmışlardı.

    Kamuoyundan yükselen tepkiler üzerine Belediye Başkanı Altıok, meclis toplantısında “Dergahın içindeki arsa ile ilgili Alevi kurum başkanlarını topladım, bir araya geldik, konuştum, bir şey demediler, karşı çıkmadılar” şeklinde açıklama yapmıştı. Ancak Gazeteci Recai Aksu, Altıok’un ifadesinin aksine, Alevi kurum başkanlarının, olaydan bihaber olduklarına işaret etti. Aksu ayrıca, Hacı Bektaş Veli Dergahının Alevilerin kutsal mekanı olduğunu vurgulayarak, satış işlemini “Serçeşmeye hançer saplamak” sözleriyle eleştirdi.

    ALEVİ KURUMLARI, SATIŞTAN 11 GÜN SONRA HABERDAR OLDU!

    Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, PİRHA’ya yaptığı açıklamada da “Alevi kurumlarının bu işte rızalığı alındı” cümlesinin doğru olmadığını vurguladı. Aslan, Alevi kurumları olarak 15 Ağustos 2022’de Hacıbektaş’ta bir toplantı yaptıklarını ve bu konunun o gün gündeme getirildiğinin altını çizdi. Aslan, Belediye Başkanı Altıok’un yanlış bir karar verdiğini vurgulayarak şunları söyledi:

    “İster 1 m2 isterse 10 m2 olsun, oradaki araziyi devlete satmasını doğru bulmuyoruz. Bu tavır asla kabul edilebilecek gibi değil. Gerekçe ne olursa olsun, belediyenin bir paraya mı ihtiyacı var, bunu bir kenara bırakıp, Alevilerin serçeşmesi olan dergaha ait bir arazinin satışının bu kadar basit, sıradan bir şey olması söz konusu olamaz. “Dergahlarımızı geri istiyoruz” diye sloganlar atıyoruz. “Devletin el koyduğu dergahlarımızı gerçek sahiplerine verin” diye yıllardır mücadelemiz var.

    “DAVAYA MÜDAHİL OLACAĞIZ”

    Belediye başkanının ifadeleri siyasi ifadeler ve yapmış olduğu hatadan sıyrılmak adına Alevi kurumlarına haksızlık yapıyor. Alevi kurumlarının bu konudan bilgisi olmadığı, sonradan öğrendikleri bir gerçeklik var ortada. Bir grup arkadaşımız konuya dair dava açtı. 2 hafta önce federasyonun avukatına söyledik, davaya müdahil olacağız. Bu olayın peşini bırakmayacağız. Biz buna itiraz etmezsek belediyenin sahip olduğu diğer arazilerin de satılma ihtimali var.

    Kültür Bakanlığından, o tekke arazisinin tahsisi konusunda bir girişimde de bulunmak istiyoruz. Yani artık devletin işgal edip, el koyduğu dergahımızın arazisini gerçek sahiplerine verilmesi konusunda da bir girişimimiz olacak. Ama işin özeti şu ki belediye başkanı, topluma doğru bilgi vermiyor. Alevi kurumları, dergah içerisindeki arazinin satılmasını asla ve asla kabul etmez. İtirazımızı belediye başkanına da yaptık.

    “ALEVİ KURUMLARININ BİR GÖRÜŞÜNÜ ALMADINIZ”

    Belediye Başkanı’na sizin aracılarınızla tekrar seslenmek istiyoruz, orada belediye ait ne varsa özenle, dikkatle korunma ihtiyacı var. Paraya ihtiyacınız varsa başka bir yerden kaynak bulmalısınız. Sayın başkandan ricamız şu, toplumu doğru bilgilendirin. Bu araziyi satmadan önce Alevi kurumlarının bir görüşünü almadınız. Alevi kurumlarının herhangi bir rızalığı yok. Meclis kararı ile araziyi sattıktan sonra Alevi kurumlarının bilgisi oldu. Kurumlarımızı, topluma karşı bu kadar itibarsızlaştırmanın sebebi olamazsınız. Umarım 31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimler sonrası o koltuğa hangi arkadaş oturursa otursun, bir an önce bu yanlışın düzeltilmesi için, meclis kararının iptali için bir adım atar. Zaten dava açılmış durumda, ABF de müdahil olacak.”

    “DEVLETİN BİR MÜDAHALESİNE İZİN VERMEYİZ”

    Mustafa Aslan, satışı yapılan araziye abdesthane yapılacağı söylentilerine karşılık şu cevabı verdi:

    “Herhangi bir yapı inşasına zaten izin vermeyiz. 2 yıl önce UNESCO Hacıbektaş Veli Yılı nedeniyle Nevşehir Müftülüğü, Diyanet İşleri Başkanlığı, dergahın içerisinde bir şeyler yapmaya çalıştılar, ona da tepkimizi koyduk. Dergahın herhangi bir yerine devletin bir müdahalesine izin vermeyiz. Gerekiyorsa o dergahın kapısında nöbet tutarız. Şunu da bilmeliyiz ki devlet, söz konusu Aleviler olunca hoyratça, kötü niyetle her türlü uygulamayı yapıyor. Buna da gücümüz oranında izin vermeyiz.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Antalya’da Muhabbet Ceminde, işgal edilen dergahlara sahip çıkılması çağrısı yapıldı – VİDEO

    Antalya’da Muhabbet Ceminde, işgal edilen dergahlara sahip çıkılması çağrısı yapıldı – VİDEO

    PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde yürütülen Muhabbet Ceminde, 7 Ağustos günü Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yapılmak istenen muhabbete polisin ve güvenlik görevlilerinin müdahale etmesi konuşuldu. Mehmet Turan dedenin polise direnç gösterip nefesler söylemesinin öneminin vurgulandığı cemde, işgal edilen dergahlara sahip çıkılması çağrısında bulunuldu. 

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği’nde Muhabbet Cemi yürütüldü. Ceme Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanları Zakir Süleyman Demir ve Gülçin Akça, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Yol yürütücüsü Mustafa Sazcı ve Zakir Kader Bahadır katıldı.

    “ALEVİLERİ ASİMİLE EDEMEDİLER ŞİALAŞTIRMAK İSTİYORLAR”

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı, yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir cemde yaptığı konuşmada, “Alevilik, şeriat mahkemesine bugüne kadar gitmeyen, hep kendi içerisinde mahkemesini kurmuş, yıllık sorgusunu görgüsünü yapmış, bir düşkünlüğü var ise toplumdan uzaklaştırmış, jandarması olmayan, polisi olmayan, hâkimi, savcısı olmayan, kendi öz kültürü ve inancıyla yaşam biçimini sürdürmüş ve bu güne kadar gelmiş olan bir yol” dedi.

    AKP’nin Aleviliği, Turizm ve Kültür Bakanlığı’na bağlayarak Cemevi Başkanlığı kurmasına ve cemevlerine memurlar göndermesine tepki gösteren Demir, “Dedelere, zakirlere maaş bağlamak, cemevlerinin elektrik su paraları ve giderlerini karşılamak için çalışmalar yürütülüyor. Alevileri Sünnileştiremedikleri için biraz daha Şialaştırmak Şia kültürüne biraz daha uyarlamak için çabaları, çalışmaları var”şeklinde konuştu.

    “KENDİ DERGÂHIMIZDA KENDİ NEFESLERİMİZİ SÖYLEYEMEDİK”

    Demir ayrıca,  7 Ağustos tarihinde Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nda 3 tane nefes söyleyecektik bize engel oldular, nefesi söyletmediler. Orada cami var, camide namaz kılınıyor. Biz kendi dergâhımızda saz çalıp nefesimizi söyleyemedik” diye hatırlattı.

    “ALEVİ TOPLUMUNUN SİNİR UÇLARI İLE OYNUYORLAR”

    Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Gülçin Akça ise, AKP’nin Hacı Bektaş Veli portresinde aslan ile ceylanı kaldırmasını eleştirerek, şunları kaydetti:

    “Bizim bu gördüğümüz resimlerde Ali aslında gerçek Ali değil, Hünkârın posterindeki ceylan ile aslanlı resim gerçek Hünkâr değil. 1950’li yıllarda kişilerin çizmiş olduğu resimler. Onlar yayılarak bir şekilde Alevi toplumu içerisinde yer edinmiş, yer bulmuş semboller. Oradaki aslan bir güç bir kuvvet, diğer taraftaki ceylan ise bir mazlum. İkisini de bir arada tutarak mazlumu koruyan bir fikir. Hacı Bektaş Veli’nin resmindeki aslanı ve ceylanı posterden alarak bir şekilde Alevi toplumunun sinir uçlarına dokunmaya çalışıyorlar.”

    “MEHMET TURAN DEDE DERGAHTA NEFESİ SÖYLEDİ, MÜDAHALE EDEMEDİLER”

    Hacı Bektaş Veli Dergâhı’na gelmeden önce Fikret Otyam’ın mezarı başında anma yaptıklarını sonrasında ise dergâha geçtiklerini ifade eden Akça, dergahta muhabbet etmelerine izin verilmemesine karşı kararlı duruş sergilediklerini belirterek şöyle devam etti:

    “Mehmet Turan dede ile birlikteydik. Dergâhın bahçesindeki kalabalığın da bizi desteklemesi, bizden bir beklenti içerisinde olmaları üzerine orada toplandık. Mehmet Turan dede ile beraber dergâhın içerisinde bir nefes dahi söyleyemedik. Oradaki görevli üzerimize yürüdü ve burayı terk edin dedi ve çok ağır bir dil kullanarak oradan bizi çıkardılar. Mehmet Turan dedenin orada güzel bir tavrı oldu. ‘Ben çıkmıyorum, ben bir Alevi dedesiyim. Ben burada bir nefes söyleyeceğim, gücün yetiyorsa sen beni tutukla’ dedi. Bence Alevi dik duruşu bu olmalı. Orada nefesini söyledi, hiçbir şekilde müdahale edemediler. Çevremizde İlçe Emniyet Müdürü görevli polislere, oradaki güvenlik korumalarına rağmen Mehmet Turan dede müthiş bir duruşla orada o nefesi söyledi.”

    “SİVİL İTAATSSİZLİK EYLEMLERİ GELİŞTİRMELİYİZ”

    Yapılması gerekenin sivil itaatsizlik olması gerektiğine vurgu yapan Akça, “Basın açıklamalarının, yürüyüşlerin getirisinin olduğuna inanmıyorum. Bu toplum eğer bir şekilde direniş gösterecekse eğer ancak sivil itaatsizlik yöntemleriyle geliştirmesi gerekiyor. Bu tartışılır. Ne yapabiliriz ne yöntemler çıkartabiliriz ama basın açıklamaları bu işi bir şekilde savuşturuyor, bunun ötesine gitmiyor, hiçbir yaptırım uygulanmıyor. Alevi toplumunun dergâhlarına yönelik müthiş bir işgal var müthiş bir asimilasyon var. Buna karşı farklı yöntemler geliştirilmek zorunda” dedi.

    “DERGAHLARIMIZDA HÜZMET YÜRÜTMEK İÇİN ONLARDAN İZİN BEKLEMİYORUZ”

    Kızılderili Ocağı yol hizmetkârlarından Mustafa Sazcı da “Biz Hacıbektaş’ta Hünkârın dergâhına vardığımızda bizi Ana bacı çevirdi ve dedi ki uzun süredir cem görmedik, bize saz çalın, nefes söyleyin, biz de semah dönelim. İçinden geleni söyledi. Daha sonra Mehmet Turan dede ile birlikte topluca dergâhın avlusuna girdik. Orada tam nefese başlayacağız, etrafımızda kültür bakanlığının atadığı güvenlik görevlisi ‘hey hey burada böyle şeyler olmaz’ deyip girdi. Hiçbir şekilde edebe erkâna sığmayacak, o dergâhın maneviyatına sığmayacak bir hal ve hareketle ‘burada böyle şeylere izin yok’ dedi. Sanki Alevi Bektaşiler kendi dergâhlarında hizmet yürütebilmek için onlardan izin bekliyormuş, bekliyormuşuz edasıyla bunu yaptılar” dedi.

    “BU DERGÂHLAR BİZİM; NE KÜLTÜR BAKANLIĞI’NIN NE DEVLETİN”

    Mehmet Turan ‘dedenin burası bizim! Bizim çöplüğümüzde siz ötemezsiniz, bu dergâh Alevilerin, bu dergâh hiçbir zaman Kültür Bakanlığı’nın ve devletin olmadı’ şeklinde tepki gösterdiğini ifade eden Sazcı, “Burası Abdalların, Türkmen Kızılbaşların, Kürt Kızılbaşların dergâhı. Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın girişinde yazıyor. Bu kapı âşıkların kapısı, eksik gelen tamam olur. Orası âşıkların, dervişlerin, sadıkların, topyekûn Alevi Bektaşilerin dergâhı. Bunun adını koymak gerekiyor” dedi.

    “BİZE YAPILAN SALDIRIYA KARŞI SADECE PSAKD, PİR HABER AJANSI, CAN TV VE WELG MEDYA SAHİP ÇIKTI”

    “Buralarda devlet zaten bizim varlığımıza karşı varlıklarını güçlendiriyorlar” diyen Sazcı konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Dergahta yapılan müdahaleye, bu yaşanan duruma, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi dışında hiçbir Alevi Bektaşi kurumu tepki göstermedi, hiçbir Alevi Bektaşi kurumu bu olayın üzerine gitmedi. Aleviler kendi dergâhlarından kovuldu, hiçbir Alevi kurumunun gündemine dahi girmedi. Ancak Pir Haber ajansı, Can TV, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi ve Avrupa’da yayın yapan Welg Medya olayın duyulması için çaba harcadı.

    “ALEVİ İNANCINA ABDALLAR GİBİ BAĞLI OLMAK LAZIM”

    Bu böyle gidecek. Bugün biz engellendik, yarın bir başkası engellenecek! Açık söyleyeyim o Abdalların gösterdiği itikadı, dergâha olan bağlılıkları, o direnci gösterdiğimiz sürece başarılı olabileceğimize inanıyorum. Abdalları sivil polisler, güvenlik görevlileri kovmaya çalışıyorlar, o nefes bitinceye kadar oradan çıkmadılar. Burada bizim asıl ihtiyacımız olan dergâhlarımıza samimi bir şekilde gönülden bağlı olmak.”

    Muhabbet Ceminde gülbenglerin okunmasın ardından Türkçe ve Kürtçe deyiş ve nefeslerle semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Aleviler, dergaha yürüdü: AKP, aslanla ceylanı alıp, canlıyı cansıza çevirmeye teşebbüs etti-VİDEO

    Aleviler, dergaha yürüdü: AKP, aslanla ceylanı alıp, canlıyı cansıza çevirmeye teşebbüs etti-VİDEO

    PİRHA- Aleviler, Hacıbektaş ilçesinde bu sabah Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin huzuruna yürüyerek ulaştılar. Dergah önünde bir konuşma yapan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez, Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslanla ceylanı yok ederek yeni portre oluşturan AKP hükümetine tepki gösterdi. “Bize yaşamayı değil ölümü” gösteriyorlar diyen Geçmez, demokratikleşmemesinin ülkenin en büyük sorunu olduğunu kaydetti. 

    Aleviler, Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde yapılan 60. Ulusal 34. Uluslarası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında, Hacı Bektaş Veli Dergahı’na yürüdü.

    Dergah önünde  Aleviler adına Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez bir konuşma yaptı.

    “Barış diyen, insan çeşit çeşit diyen Hünkarın bir kez daha huzurundayız” diyen Ercan, dün akşam Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri sırasında bir konuşma yapan Hacıbektaş Kaymakamı İbrahim Engin Şenay’ın “Atilla’nın istilasından sonra Hacı Bektaş Veli’nin geldiğini söylemesine tepki gösterdi.

    KAYMAKAMA TEPKİ: BİZ İSTİLACI DEĞİLİZ!

    Alevilerin istilacı olmadığını hatırlatan Ercan Geçmez şunları ifade etti:

    “Üç gündür burada hem Türkiye’nin sorunlarına özelinde de Alevilerin sorunlarına ilişkin etkinlikler, konuşmalar yapılıyor. Daha öncesinde alternatif bir etkinlik yapan Kültür Bakanının konuşmaları vardı. Herkes ağzını açtığında Hünkarın bir barış elçisi olduğunu söylüyor. Dün burada en büyük mülkiamir olan kaymakamın yaptığı konuşmada Atilla’nın istilasından sonra Hünkarın da buraya geldiğini söylüyor. Biz istilacı falan değiliz. Bizim inancımızda başkasının gözyaşı üzerinden toprak edinmek, yer edinmek yoktur, olmamıştır, olmayacaktır.”

    “HÜNKARIMIZIN KUCAĞINDAKİ ASLANI VE CEYLANI ALDILAR”

    Geçmez, 13 Ağustos’ta anma etkinliği yapan AKP hükümetinin ve güdümünde kurulan Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslan ile ceylanı kaldırarak yeni portre oluşturmalarına sert tepki verdi.

    Geçmez, “Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin güvercin donunda buraya geldiğini hem kaymakam bey, hem diğer konuşmacılar yaptılar. Ama bu güvercin donunda geldiğini söyleyenler pirimizin huzurunda bu konuşmayı yapanlar, pirin yıllardır simgesi olan üç canlıyı, kendisi, ceylanı ve aslanı kucağından alıp canlıyı cansıza çevirmeye teşebbüs ettiler. Biz yaşamı kutsayan bir inancız. Yaşamı kutsayan inanç olarakta yaşamın içindeki her türlü çeşitliliğe hürmet gösteren bir inancız. Hünkarımızın kucağındaki aslanı ve ceylanı alanlar aslında şunu bize söylüyorlar: Size yaşamı değil, ölümü gösteriyoruz! İnadına diyoruz ki herkesin yaşam hakkı bizim yaşam hakkımız kadar kutsaldır” dedi.

    “TÜRKİYE’NİN SORUNU, CEMEVİNİ İBADETHANE OLARAK KABUL ETMEYENLERDİR”

    Alevilerin eşit yurttaşlık istediğini vurgulayan Geçmez, şöyle devam etti:

    “Biz Aleviler birlikte yaşamayı hep savunduk. Türkiye’nin sorunu Alevilik değil, Türkiye’nin sorunu demokratik olmayan bir anayasa, hukukun üstünlüğünün kaybolması, çoğunlukta olanların azınlıkta olanların hakkını savunmamasıdır. Türkiye’nin sorunu, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kurup cemevini ibadethane olarak kabul etmeyenlerdir. Türkiye’nin sorunu bizim çocuklarımıza zorla din dersi öğretenlerdir. Türkiye’nin sorunu Alevi köylerine zorla cami yapanlardır. Türkiye’nin sorunu Sünni köylere yol hizmet götürürken, Alevi köylerine hizmet götürmeyip halkımızı birbirine düşman edenlerdir. Biz bunlara inat birlikte yaşamayı savunacağız, başka çaremiz yok.”

    Ercan Geçmez, 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak olan ‘Laik Eğitim, Laik Yaşam ve Eşit Yurttaşlık Mitingi’ne herkesi davet etti.

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

    Yapılan yürüyüşün canlı yayınını buradan izleyebilirsiniz…

     

  • Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yangın!-VİDEO

    Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yangın!-VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın içinde bulunduğu çamlıkta henüz nedeni bilinmeyen bir yangın çıktı. Kısa süreli paniğe yol açan yangın İBB İtfaiye ekipleri tarafından söndürüldü.

    Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’ne ev sahipliği yapan Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yangın çıktı. Dergahın doğusunda kalan çamlık alanda çıkan yangının nedeni bilinmezken, yangın İBB İtfaiye ekipleri tarafından söndürüldü.

    Kısa süreli paniğe yol açan yangın sonrası dergah girişi polisler tarafından kapatıldı.

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • Abdal Musa Dergahı’nda cem tutuldu-VİDEO

    Abdal Musa Dergahı’nda cem tutuldu-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Altınova Cemevi, Abdal Musa Dergahını ziyaret ederek birlik cemi tuttu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Deneği (PSAKD) Altınova Şubesi, Antalya Elmalı Tekke köyünde bulunan Abdal Musa Dergahını ziyaret ederek cem tuttu.

    Baba Mansur Ocağı’ndan Pir Hüseyin Doğan ve  Pir Hüseyin Moğultay’ın yürüttüğü ve 12 hizmetin görüldüğü ceme Abdal Musa Dergahını ziyaret eden çokça yurttaş katıldı.

    Cemde, Alevi inancının ikrara dayalı olduğu, dört kapı kırk makam düsturu ile ancak yolun sürülebileceği ifade edildi. Ayrıca cemevlerinin Alevilerin ibadet yeri olduğunun altı çizilerek, asimilasyon politikalarına karşı ortak mücadele etme çağrısında bulunuldu.

    PİRHA/ANTALYA

  • Alevilerden tepki: Abdal Musa Dergahı’nda hiçbir hijyen ortam mevcut değil-VİDEO

    Alevilerden tepki: Abdal Musa Dergahı’nda hiçbir hijyen ortam mevcut değil-VİDEO

    PİRHA- Antalya’da belediyelerin yeterli hizmet vermemesi nedeniyle Abdal Musa Dergahı’nda yeterli hijyen koşullarının olmaması tepki çekiyor. Dergahı ziyaret eden Alevi yurttaşlar, gerekli bakımın yapılmasını ve imkanların sağlanmasını talep etti. 

    Antalya’nın Elmalı ilçesinde bulunan ve 14’üncü yüzyıldan günümüze kadar ayakta kalan Abdal Musa Dergahı ülkenin dört bir yanından ziyaretçi akınına uğruyor. 1982 yılından bu yana her yıl haziran ayında düzenlenen Abdal Musa Anma Etkinlikleri için dergaha gelen Alevi yurttaşlar, hijyen koşullarının olmamasından ve imkanların eksikliğinden şikayetçi.

    Antalya Konyaaltı Cemevi’nden gelen Hayri Aslanboğa, kentin tüm belediyelerinin dergaha hizmet yapması gerektiğini söyleyerek, “Bütün belediyeler gelip burada insanların daha rahat edebileceği, sıkılmadan gelip gidecekleri bir yer olması için hizmet yapmalılar. Çünkü nüfus arttı. Bu dergahlarımızın yerlerinin daha da genişletilmesi için belediyelerin, kurumların, sivil toplum kuruluşlarının bu konuda bir şeyler yapmasını istiyoruz” dedi.

    Konyaaltı Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Döndü Fidan ise, “Her sene Abdal Musa’ya bir sürü masraf edip geliyoruz, ibadetimizi ediyoruz. Ama burada bir gelişme yok. Burası her zaman böyle perişan. Masa yok, sandalye yok perişan oluyoruz. Bakım yok, masalar kir pas içinde. Doğru dürüst ne yemeğimizi yiyebiliyoruz ne de kahvaltımızı yapabiliyoruz. Buraya çok sayıda insan geliyor, bu gelirler nereye gidiyor anlamış değiliz. İbadetimizi yaptığımız yerin temiz olmasını istiyoruz” diye konuştu.

    Cemevinde gönüllü olarak çalışan Halil Bektaş, “Buraya gelen insanların dergahı rahatça ziyaret etmesi lazım. Buraya kahvaltı ve yemek için geniş bir çadır alanı yapılması lazım. İnsanlar burada dikiliyorlar. Oturacak yer yok çünkü. Buraya bir düzen getirilsin istiyoruz, devletten talebimiz bu yönde” sözlerini kullandı.

    Ziyaretçilerden Hatice Çelik de, konuya ilişkin şunları söyledi:

    “Abdal Musa ziyaretlerinden iç huzurumuzu ve dualarımızın kabullenmesi için geldik fakat yıl olmuş 2023 hala organizasyon bozuklukları var, temizlik ve hijyene dair hiçbir şey yok. İnsanlar Türkiye’nin değişik yerlerinden buraya dualarının kabul edilmesi için geliyor ama o yemek pişirilen yerler rezalet içerisinde. Alan çok geniş olmasına rağmen masa, sandalye, oturma yerleri eksikliği var. Yemek yeme alanları, çöp ve tuvalet sayısı yetersiz. Bu olumsuzlukların görülmesini ve bu konuda harekete geçilmesini istiyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Askerlerden, Alevi dergahındaki ‘Dergehê Xızır’ yazısına boya ile müdahale

    Askerlerden, Alevi dergahındaki ‘Dergehê Xızır’ yazısına boya ile müdahale

    PİRHA-Dersim-Erzincan sınırı Mutu Köprüsü yakınlarında bulunan Hızır Dergahı’nda askerler tarafından ‘Dergehê Xızır’ yazısında Türkçe olmayan harf olduğu için boyayla bazı harfleri silindi.

    Dersim’in doğasına, kültürüne, diline, inancına yönelik saldırılar hız kesmeden devam ediyor. Dersim’de kimliğin ve inancın inkârı Hızır Dergahı’ndaki yazıya müdahaleyle  devam etti.

    Yerel kaynaklardan edinilen bilgilere göre; Dersim-Erzincan sınırı Mutu Köprüsü yakınlarında bulunan Hızır Dergahı’nda askerler Hızır Dergahı’nın Kürtçesi olan ‘Dergehê Xızır’ yazısında Türkçe olmayan harf olduğu için boyayla bazı harfleri sildi.

    Askerlerin inanca ve dile saygısızlığı tepki çekti.

    PİRHA/DERSİM

  • Kızıldeli Seyyit Ali Sultan Ocağı’na bağlı Aleviler, Bali Baba Türbesinde cem yürüttüler-VİDEO

    Kızıldeli Seyyit Ali Sultan Ocağı’na bağlı Aleviler, Bali Baba Türbesinde cem yürüttüler-VİDEO

    PİRHA- Kızıldeli Seyyit Ali Sultan Ocağı’na bağlı Aleviler, Antalya Serik’e bağlı Abdurrahmanlar Köyü’nde bulunan Bali Baba Türbesinde/Dergahında cem yürütüp lokmalarını paylaştılar. Yol yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Bali Baba Dergahı klasik anlamda Alevi Bektaşi mimarisini andıran bir mimariye sahip. İçerisinde hiçbir şekilde İslami sembol bulunmuyor” dedi. 

    Antalya’da Kızıldeli Seyyit Ali Sultan Ocağı’na bağlı Aleviler, Bali Baba Türbesini ziyaret ederek niyaz ettiler.

    Ziyarete ilişkin PİRHA’ya açıklamada bulunan Yol yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Biz bugün Bali Baba Dergahına geldik. Bali Baba Dergâhı klasik anlamda Alevi Bektaşi mimarisini andıran bir mimariye sahip. İçerisinde hiçbir şekilde İslami sembol bulunmuyor. Bali Baba’nın, Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin halifelerinden olduğuna ilişkin rivayetler var. Ayrıca Bali Baba Türbesinin bir makam olduğu da bilinmekte. Çünkü yan tarafta bulunan incir ve türbenin altından gelen su daha önce de Alevi Bektaşilerce kutsal atfedilen makamlardan, nişangahlardan birisi” dedi.

    “HİZMETLERİMİZİ BU OCAKLARDA DA YÜRÜTELİM”

    Sazcı, Bali Baba Türbesinin öneminin farkına vararak hizmet yürütülmesi gerektiğini belirterek şu çağrıda bulundu:

    “Buradan da cümle ocaklara, cümle rehber, pir, mürşit, ocaklarına çağrıda bulunuyoruz. Ocaklarımızın hizmetlerini yalnızca kurumlarımızın binalarına sıkıştırmayalım. Taliplerimizle, mürşitlerimizle birlikte bu ocaklarda da, bu dergahlarda da hizmetlerimizi yürütelim.”

    Konuşmaların ardından gülbekt okunup, deyişler söylenip, semahlar dönüldü. Lokma gülbegi verilerek lokmalar pay edildi.

    KIZILDELİ SEYYİT ALİ SULTAN OCAĞI

    Malatya Yazıhan ilçesi Yukarı Tenci köyünde mezra merkezli olan Kızıldeli Seyyit Ali Sultan Ocağı’nın Antalya’da 100’e yakın mensubu, Malatya, Antep, Hatay, İstanbul, Çorum ve Sivas’ta evlatları, İstanbul, Adana, Sivas, Antep Malatya, Amasya, Konya, Tokat’ta ve Bekaa’da 20 hanesi bulunan ocağın aynı zamanda İran’ın Tahran, Şiraz, Kirmanşah, İsfahan, Desbul, Ahvaz’ta 300’e yakın talipleri, Suriye’nin Halep, Şam ve Ürdün’de yaklaşık 300 hanesi bulunuyor.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • İstanbul Avrupa yakasının ilk dergâhı Nafi Baba’yı Alevilerin ziyareti engelleniyor-VİDEO

    İstanbul Avrupa yakasının ilk dergâhı Nafi Baba’yı Alevilerin ziyareti engelleniyor-VİDEO

    PİRHA-İstanbul’un Avrupa yakasında kurulan ilk dergâh olan Nafi Baba Dergâhı’nı ziyaret edemediklerini belirten Nafi Baba Dergahı Koruma Yaşatma Cem ve Kültür Evi Derneği Başkanı Ali Kaya, “Köyümüzden yedi kişinin mezarı da dergahın yanındadır. Bizi içeri almıyorlar. Ziyaret edemiyoruz. Bize devredilmiyor. Dergaha gidebileceğimiz bir kapının açılmasını talep ediyoruz” dedi.

    Nafi Baba Dergâhı, İstanbul’un Avrupa yakasında kurulan ilk dergâh olma özelliğini taşıyor. Sarıyer Rumeli Hisar üstünde bulunan Boğaziçi Üniversitesi sınırları içerisinde yer alan Nafi Baba Dergahı, Bektaşilerin çerağ uyandırması ve boğaza gözcülük yapılması amacıyla Fatih Sultan Mehmet döneminde kurulduğu ifade ediliyor. Dergâh şu anda ‘Boğaziçi Üniversitesi Nafi Baba Tarih, Kültürel Miras ve Arşiv Merkezi’ olarak faaliyet gösteriyor.

    Nafi Baba Dergahı Koruma Yaşatma Cem ve Kültür Evi Derneği, dergahın kurulma amacını ise “Bektaşi tekkesinin kurulmasının asıl amacı insanları birbirine sevdirmek, savaşmak değil. Bu kişileri din, mezhep farkı gözetmeden Hak sevgisi altında birleştirmektir” şeklinde belirtiyor.

    “DERGAHI ZİYARET ETMEMİZE İZİN VERMİYORLAR”

    2015 yılında kurulan Nafi Baba Dergahı Koruma Yaşatma Cem ve Kültür Evi Derneği’nin Başkanı Ali Kaya, dergâhı ziyaret etmelerine izin verilmediğini belirtirken, yaşananları PİRHA‘ya anlattı.

    Dergâha ilişkin bilgiler veren Kaya, “Nafi Baba Tekkesi İstanbul’un ilk dergâhlarından biri olma özelliğine sahip. Fatih Sultan Mehmet o dönem burayı vermiş. ‘Tekke olarak kullanın, ekin, biçin, kazan kaynatın’ demiş. Üzüm bağları varmış. Zincirlikuyu’ya kadar olan alanı vermiş. Ama Şeyh Bedreddin’in vakfiyesini vermiyorlar. Köyümüzden yedi kişinin mezarı da dergahın yanındadır. Bizi içeri almıyorlar. Ziyaret edemiyoruz. Bize devredilmiyor. Dergaha gidebileceğimiz bir kapının açılmasını talep ediyoruz. Rektörlüğe yazı yazdık. Rektör ‘Burada öyle bir şey olmaz’ diyor. Alevi-Bektaşi dergahı olduğunu söylüyoruz. Dönemin AKP’li Kültür Bakanı Ertuğrul Günay tarafından restore edilirken Nafi Baba Bektaşi Dergahı olarak yapıldı. Sahiplendiler. Alevi dergahlarının birçoğu hala Kültür Bakanlığı’na bağlı. Kira alıyorlar. Biz, kira verme teklifinde de bulunduk ama onu da kabul etmediler. Güvenlik görevlilerine ismimi vererek, ‘Bu kişiyi içeri alın’ talimatı verilmiş. Üniversitede Alevi-Bektaşi kürsüsü de açmıyorlar. Buranın ibadete açılması için üniversite öğrencileri ve halktan 2500 imza topladım. Yine müsaade etmediler” diye konuştu.

    “EMEKLİ HAKİM MEHMET TURAL YAPILMASI GEREKENLERİ ANLATTI”

    Kaya, emekli hakim Mehmet Tural tarafından dergâha dair yapılması gerekenlerin sıralandığı maddeleri de paylaştı. Kaya şunları söyledi:

    “Boğaziçi Üniversitesi sınırları içerisinde yer alan ve takriben sekiz dönümlük alanda bulunan tekkenin 1451-1452 yıllarında kurulduğu ifade edilmektedir. İstanbul’un alınmasındaki katkılarından dolayı Fatih Sultan Mehmet tarafından Şeyh Bedreddin sülalesine tahsis edildiği aktarılmaktadır. Vakfiyeye göre vakfın Nafi Baba soyundan gelenler tarafından yönetilmesi şayet soydan hiç kimse yoksa veya yönetmek istemiyorsa Bektaşi inancına hizmet edenlere verilmesi hükme bağlanmıştır. Kanunlar önünde eşitlik, hakkaniyet ilkeleri gereği el konulmuş olan Alevi-Bektaşi kurumları ve dergah mallarının iade edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmalardan sonuç alınması düşünülmüyorsa, bu amaçla kurulmuş dernek tarafından fiilen işgal edilerek, fiili bir durum yaratılıp, inanca hizmet sunulması bir çözüm olarak düşünülebilir.”

    Derneğe ilişkin bilgi de veren Ali Kaya, bölgede yaklaşık 1700-1800 Alevi yurttaşın yaşadığını belirtti. Mahallelerinde cemevinin olmadığını da aktaran Kaya, “Hakka uğurlama hizmetlerini PSAKD Armutlu Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi’nde yapıyorlar. Derneğin aktif olarak 150 üyesi var. Üçte ikisi kadın. Şu anda onlara hizmet veremiyoruz” dedi.

    Barış KOP / İSTANBUL

     

  • Özen: Hacı Bektaş Veli Dergahı’nı işgalden ne zaman vazgeçeceksiniz?-VİDEO

    Özen: Hacı Bektaş Veli Dergahı’nı işgalden ne zaman vazgeçeceksiniz?-VİDEO

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, “Hacı Bektaş Dergahı’nı işgalden ne zaman vazgeçeceksiniz?” diye sorarak, “”Alevi inancını ve cemevlerini yok sayıyorsunuz, bir folklorik kültür gibi algılıyorsunuz. Bu Alevilerin onuruna dokunuyor, incitiyor” dedi. Özen, 44 yıl önce Alevilere yönelik yapılan katliamı protesto etmek için herkesi Maraş’a çağırdı. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, mecliste süren bütçe görüşmelerinde Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bütçesi üzerine söz aldı.

    Özen, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulduğu duyurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ve Meclis’te kabul edilen torba yasaya karşı konuştu.

    “ALEVİLERE SORULMAMASININ NEDENİ NEDİR?

    Özen, kurulan başkanlığın Alevilere sorulmadığını ve görüşlerinin alınmadığını belirterek, “Bunun nedeni nedir? Alevilerin tarihi katliamlar tarihidir. Cumhuriyet döneminde onlarca büyük katliam olmuştur. Ve özellikle Sivas Katliamı, Aleviler için bir dönüm noktasıdır. Sivas Katliamı Alevilerin külleri üzerinden yeniden doğmasına neden olmuştur. Aleviler örgütlenmiş, Aleviler demokratik alanda mücadeleye başlamışlardır. Sorunlarını iç hukuka, insan hakları mahkemesine taşımışlardır. Yargıtay’ın ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), cemevleri ve zorunlu din dersleri konusunda kararları var. Anayasa Mahkemesi’nin kararları var. Ama bu iktidar uygulamamıştır” dedi.

    “ALEVİLİKTE ŞEYHÜLİSLAMLIK YOKTUR

    AKP’nin sorunu çözmek istemediğini vurgulayan Özen, şunları söyledi:

    “Siz Alevi hakikatini, inancını, sistematiğini bilmiyorsunuz. Alevilikte şeyhülislamlık yoktur. Atamayla bir dede, baba, ana olamaz. Şimdi Cumhurbaşkanına bağlı on bir kişiden oluşan bir kurum oluşturuluyor. Kim bunlar? Hangi Aleviden rızalık almışlar? Aleviliğe siz kayyum atıyorsunuz. Aleviler kayyumu kabul etmez. Bizler Aleviler olarak böyle bir talebimiz yok. Demokratik ülkelerde devlet dinlere para ayırmaz. Bizler diyoruz ki hem Halkların Demokratik Partisi olarak hem Aleviler olarak diyoruz ki demokratik bir devlette inançlara para ayrılmaz. Ancak her cemaat, her inanç kendi kendini finanse eder. Devlet de bu konuda yardımcı oluri.”

    Alevilere karşı nefret suçlarının devam ettiğinin altını çizen Özen, Alevilere karşı işlenen suçlarda cezasızlık politikasının devrede olduğunu dile getirdi.

    “NEDEN KORKULUYOR?

    Alevi dergahlarının işgal altında olduğuna dikkat çeken Özen, “Hacı Bektaş Dergahı’nı işgalden ne zaman vazgeçeceksiniz?” diye sorarak, şunları aktardı:

    “Alevi inancını ve cemevlerini yok sayıyorsunuz, bir folklorik kültür gibi algılıyorsunuz. Bu Alevilerin onuruna dokunuyor, incitiyor. Kimin böyle bir şeye hakkı var?
    Diğer taraftan onlarca katliam oldu. Hangi katliamın hesabını verdiniz? Bugün Aleviler konusunda yasalarda samimiyseniz ilk önce bu katliamların hesabını verin. Alevilerin en yaralı olduğu bir dönem yaklaşıyor. 19-24 Aralık’ta Maraş Katliamı oldu. Burada grup ayrımı yapmadan, diyorum ki vicdanlı olan herkesi Maraş’a davet ediyorum. Bu katilleri lanetleyelim ki bir daha böyle bir olay yaşanmasın. Avukatlar Maraş Katliamı dosyasını almak istiyor ancak verilmiyor. Gerekçesi de gizlilik kararı deniliyor. Neden çekiniliyor? Neden korkuluyor? Neden bu dosya verilmiyor? Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu katliamda devletin parmağı var demektir.”

    PİRHA/ANKARA