Etiket: dergahlar

  • Tekke ve Zaviye Kanunu 100. yılında: Alevi ocakları ve toplumsallığı hedef alındı!-VİDEO

    Tekke ve Zaviye Kanunu 100. yılında: Alevi ocakları ve toplumsallığı hedef alındı!-VİDEO

    PİRHA- 100. yılına giren 677 sayılı Tekke ve Zaviye Kanunu’nun Alevi toplumsallığını hedef aldığını söyleyen DAD Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan, Alevilerin kendini var ediş biçimi olan ocak ve dergahlarının vurulduğunu ifade etti. Hüseyin Ozan, “Bu tahribatın büyüklüğünü giderecek düzeyde tamamen Alevi hakikati üzerine oturtulmuş rıza ve ikrar ilkesinin esas alındığı güçlü örgütlenmelerimiz henüz yoktur. Ocaklar sistemi, dergâhlar olmadan o toplumsallığın yeniden inşası mümkün değildir. Dolayısıyla bütünlüklü bir demokratikleşme olmadan, bir zihniyet değişimine gitmeden tek başına bu kanunun kaldırılması çok bir şey ifade etmeyecektir” diye konuştu.

    30 Kasım 1925’te çıkartılan, 13 Aralık 1925 yürürlüğe giren Tekke, Zaviye ve Türbelerin kapatılmasına dair 677 Sayılı Kanunla: Alevi ocakları ve dergahları kapatıldı. Alevi Bektaşilerin Pirlik, Mürşidlik, Dedelik, Babalık ve Çelebilik gibi unvanları ve de Alevi inancı (öğretisi) yok sayılıp yasaklandı.

    Alevilerin dergahlarına el konulması sadece Cumhuriyet dönemi ile sınırlı kalmadı. 1836’da pek çok Alevi tekkesi de kapatıldı ve mülkleriyle birlikte tarikatlara teslim edildi. Cumhuriyet’in ilanının ardından 1925’te tekke ve zaviyelere kilit vurulunca tüm mal varlıkları da devlete geçti. Tarihi eser niteliğinde olanlar ise müze yapıldı.

    Alevi pirleri inançlarının gereklerini yerine getirdikleri için baskıya, katliama maruz kaldı. Dergahlardan bazıları müzeye çevrilerek (Hacı Bektaşi Veli Dergahı gibi) bazıları ticari işletme statüsünde tekrar Alevi derneklerine kiralanarak (Karaca Ahmet Dergahı gibi) bazıları da üstüne siyasi partilerin ilçe binaları inşa edilerek (Karaağaç Tekkesi gib) hiçleştirildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Basın Sekreteri Hüseyin Ozan ile 100. yılına giren Tekke ve Zaviye Kanunu’nu konuştuk.

    “TEK TİPLEŞTİRME SİLSİLESİNİN HALKLARINDAN BİRİYDİ”

    -30 Kasım Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasının 100’üncü yıldönümü. Tekkelerin kapatılması ve faaliyetlerinin yasaklanması meselesi o günden bugüne çokça tartışılan ve üzerine spekülasyonlar üretilegelen bir konu oldu. Özellikle Osmanlı bakiyesini devralmış cumhuriyet kadroları bu adımla öncelikle neyi hedeflediler?

    Bilindiği gibi İttihat ve Terakki kadroları Osmanlı’nın kadrolarıydılar. İmparatorluk tipi, hegemonyaların gerilemesi, parçalanma sürecine girmesi, kapitalizm karşısında gerilemesiyle Osmanlı’nın tahakküm alanları da bir tehlike altına girmiş durumdaydı. Kapitalist ve emperyalist güçler, kendilerine sömürge arıyorlardı. Dolayısıyla İmparatorluğun yayıldığı geniş alanlara da göz koymuşlardı. Onun tahakküm alanlarına göz koymuşlardı. Osmanlı’da bu savaşa katıldı İttihat Terakki ile fakat savaştan yenilgiden çıktı. Tahakküm alanlarının büyük bölümünü dolayısıyla kaybetti.

    Kurulan yeni devlet batı tipi bir devletti. Merkezi bir devletti. Gücün yoğunlaştırıldığı, iktidarın alabildiğine merkezileştirildiği bir yapı öngörmekteydiler. I. Dünya Savaşı’ndan başlayarak zaten bu toprakların kadim halklarını büyük oranda tasfiye etmişlerdi. Geriye Aleviler kalmıştı. Etnik manada da büyük etnik kimlik olarak Kürtler kalmıştı. Bu tekleşme faaliyetleri devam etmekteydi. Bu söz konusu Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu’da kanunu da o tek tipleştirme silsilesinin halkalarından biriydi.

    OCAK SİSTEMİ HEDEF ALINDI, SONUÇLARI ALEVİLER AÇISINDAN YIKICI OLDU

    Farklı halkları, farklı inanç kimliklerini tasfiye etmek için araçsallaştırılmış İslam, yine tarihsel toplumsal hakikatinden koparılmış bir Türklük anlayışıyla, bunların sentezlendiği ideolojik bir motivasyonla tek tip iktidar alanı kurmaya yönelmişlerdi. Bu da onun adımlarından biriydi. Sonuçları Aleviler açısından tabii ki yıkıcı oldu. Bektaşi Ocağı’nın tasfiyesi daha önceki süreçlerde büyük oranda gerçekleşmişti. Bu kanunla beraber Hacı Bektaş Dergahı’da da kapatıldı. Geriye kalan sınırlı sayıdaki dergâh veya Tekke’de kapatılmış oldu. Böylece Bektaşi Cenahı iyice baskılanmış oldu.

    Yine Raa Haq coğrafyasıda ocaklar sistemi üzerine kurulu büyük oranda. Tabii ki Türkmen Aleviler de bu dairenin içerisindeydi. Onların da ocak sistemi vardı. Bu yasayla hedef alındı. Kültürel asimilasyon, tek tipleştirme politikaları bağlamında bu yasa çıkarılmıştı. Yani gücün yoğunlaştığı, iktidarın alabildiğine merkezileştiği bir yapı yaratmak için çıkarılmış kanunlar silsilesinden biriydi bu adım.

    “OCAKLARIN VURULMASI, TOPLUMSALLIĞIN DAĞILTILMASIYDI”

    -Bu kararın Alevi inancına ve toplumsal ilişkilerine yansıması nasıl olmuştur?

    Şimdi bu kararla vurguladığımız üzere Alevi toplumsallığı büyük oranda hedef alınmıştı. Zira Sünni İslam geleneği yüzyıllardır sisteme zaten eklemlenmiş, toplumcu niteliklerinden arındırılmış, araçsallaştırtılmış durumdaydı.

    Cumhuriyet, Diyanet’le beraber yeni bir aşamaya taşındı. Diyanet İşleri Başkanlığı’yla o alan da merkezleştirildi. O alanın kontrolü de tamamen ele geçirildi. En azından bunun inşa süreci için önemli adımlardan biri bu kurumlaşmayla atıldı. Şimdi Alevilerin ise dağıtılması gerekiyordu. Ocaklar sisteminin dağıtılması gerekiyordu.

    Şimdi Alevilik tarihsel, toplumsal alternatif bir model olarak vardır. Devletsiz, komünalitenin esas olduğu bir toplumsal sistemde düşünsel kurumlaşma, toplumsallaşma boyutlarıyla bir yaşam biçimi. Şimdi El Hakk’a düstürüyla döngüsel bir sistem içerisinde inşa edilen bu toplumsallık; ocaklar ve onun içindeki diğer kurumlaşmalar üzerinden mümkündü. Bu manada bu yasayla Alevilerin de hedeflenmesi, dergahlarının, tekkelerinin kapatılması, ocaklar sisteminin doğrudan vurulması, o kurumların bağlı olarak toplumsallığın dağıtılması anlamına gelmekteydi.

    OCAKLARINI, REHBERLERİNİ VE REHBERLİĞİNİ YİTİRMİŞ BİR HALK GERÇEĞİ VAR

    Aleviliğin bugün içinde düştüğü kaos ve kriz hali bu politikalarla ilgilidir. Çünkü o geleneksel kurumlaşma, Alevilerin kendini var ediş biçimi hedeflenerek vuruldu, tasfiye edildi. Şimdi kurumlarını, rehberliğini yitirmiş bir halk gerçeği ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla manipüle ve asimile edilmeye, sistemin tabanına eklenmeye hazır bir kitle haline düşürülmüş durumdadır. Direnç noktalarımız vardır. İtirazlarımız vardır. Çeşitli düzeyde kurumlaşmalarımız vardır. Fakat tahribatın büyüklüğünü giderecek düzeyde tamamen Alevi hakikati üzerine oturtulmuş rıza ve ikrar ilkesinin esas alındığı güçlü örgütlenmelerimiz henüz yoktur. Ocaklar sistemi olmadan, dergâhlar olmadan o toplumsallığın yeniden inşası bence mümkün değildir.

    BU HALİYLE ASİMİLASYON KAÇINILMAZDIR

    Zayıf bir takım modeller yaratılabilir. Direnç bir dönem daha sürdürülebilir. Ama asimilasyon kaçınılmaz olur. Bu manada ne dergâh örgütlülüğü ne de ocaklar sistemi tarafından vücuda gelen bu komünaliteler modası geçmiş çağ dışı falan değildir. Birebir devletsiz bir örgütlenme biçimidir. İktidarcı ilişkilerinin dışlandığı, yadsındığı, kabul edilmediği bir toplumsal varoluş biçimidir. Hem öğreti hemde kurumlaşma ve toplumsallaşma anlamında Alevilerin sağlaması gereken işte budur. Kendi hakikatleriyle buluşmadır. Dolayısıyla bu yasa Aleviliğe yöneltilmiş ciddi bir saldırıdır.

    “ALEVİ DİYANETİ KUŞATMA,DÜŞÜRME, TESLİM ALMA POLİTİKASI ÜZERİNDEN İNŞA EDİLMİŞTİR”

    -Kanunun 100. yılında, “devlet-din-toplum” ilişkisinin yeniden düzenlenmesi yönünde nasıl bir toplumsal talep görüyorsunuz?

    Bu soruya da kendi toplumsal özgünlüğümüzden bakarak cevap verelim. Genel olarak devletin din işlerinden, din alanından, inanç alanından elini çekmesi gerekiyor.

    Hala Alevi köylerine cami yapmak peşindeler. Hala zorunlu Sünnilik dersleriyle çocuklarımızı asimile etme içindeler. İktisadi, inzibati, kültürel tüm kurumlaşmalarıyla Aleviler ve benzer diğer farklı bir takım azınlık durumunda olan halklar bu politikalar bağlamında öğütülmektedir hala. Asimilasyon sürdürülmektedir.

    Ne bekliyoruz? Demokratik bir cumhuriyet, demokratik bir toplum. Özgürlükçü Alevilik örneğini verebiliriz. Alevilik ne yapmıştır? Kendi iç işleyişi üzerinden ekonomik boyutuyla, hizmetler boyutuyla bir ruhban sınıfı yaratmadan kendi doğal ilişkileri üzerinden bu işleyişi sürdürebilmiştir.

    Dolayısıyla Diyanet gibi bir başkanlığın veya Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan ‘Alevi Diyaneti’ gibi kurumlara ihtiyaç yoktur. Bu kurumlar bu alanlara müdahaledir. Kuşatma, düşürme, teslim alma politikasının gereği üzerinden inşa edilmiştir. Ve kamu kaynakları buraya aktarılmaktadır.

    Alevilikte devleti ele geçirme, iktidarı ele geçirme, birilerini tahakküm altına alma gibi davranışlara, politikalara izin verilmez. Ama kültürler kendi yaşar. Hiç kimse de eleştiriden azade değildir. Bu da ayrı bir konudur. Dolayısıyla Demokratik Cumhuriyet, demokratik bir zihniyet devlete hakim olmalıdır.

    “DEMOKRATİKLEŞME OLMADAN BU KANUNUN KALDIRILMASI BİRŞEY İFADE ETMEYECEKTİR”

    -Barış sürecinde bu ve benzeri (köy kanunu gibi) kanunların kaldırılması mümkün mü? Bunun için yeterli gündemin oluşturulduğunu düşünüyor musunuz?

    Tek tipçi inşa adımların merhalelerinden biridir. Tabii ki önemlidir. Alevilik ve diğer inanç kimlikleri ‘köy kanunu’ tanımıyla dışarıda bırakılıyor. Dolayısıyla hedef görülüyor. Dolayısıyla o halkların inanç kimlikleri tanınmamış oluyor. Dolayısıyla yaşamın her alanında bir baskılanmayla karşı karşıya kalınmış oluyor.

    Yani tek tipçi motivasyon, tek tipçi ideoloji, onun tüm kurumlaşma, siyaset ve politika biçimleri bir bütün olarak bu ülkenin kuruluşuna damgasını vurmuş. Dolayısıyla bütünlüklü bir demokratikleşme olmadan, bir zihniyet değişimine gitmeden tek başına bu kanunun kaldırılması çok bir şey ifade etmeyecektir. Bir zihniyet değişimi olmadan böyle bir adım atacaklarına da ben ihtimal vermiyorum. Bu manada halkların rızalı ikrarlı birliği esastır.

    Demokratik birlik, demokratik bir zihniyet etrafında demokratik toplumu inşa etmemiz gerekiyor. Bu da nedir? Çok kimlikli, çok kültürlü, yeni bir bizleşme haline denk düşer. Yaşamın her alanını kapsayan bir hakkaniyet, bir demokratikleşme..

    DEMOKRATİK BİR YAŞAM HEPİMİZE KAZANDIRACAKTIR

    Bu da ancak ve ancak en başta ezilen halkların, Alevilerin ve bizzat Sünni Türklerin de katılımıyla mümkündür. Çünkü o da hakikatinden koparılmıştır. Bir kullaştırma sürecine maruz kalmıştır. Doğrudan tahakküm altına alınmıştır. Oradan da güç  devşirilerek hem o halkın kendisi ezilmektedir. Hem diğer halklara oradan bir şiddet yöneltilmektedir.

    Dolayısıyla kendini Sünni-Türk kimliğiyle tanımlayanların da sürece katılması ve hak sahibi olmaktan kaynaklı karşılıklı hakların tanındığı bir birliğe ihtiyacı vardır. Bu birlik üzerine bir mücadeleye ihtiyacımız vardır. Umarız bu barış süreci de böyle bir şeye hizmet eder. Demokratikleşmenin kapısı açılırsa evet bu muktedirlerin işine gelmeyecek. Ama Sünni Türküyle, diğer halklarıyla, Alevisiyle, Hristiyanıyla farklı etnik bileşenleriyle bu ülkenin, halklarımızın çok güzel bir geleceğini söz konusu olabilecektir. Demokratik yaşam inşa edilecektir ve bu hepimize kazandıracaktır.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

  • ‘Alevi Ocak sistemini ayağa kaldırmanın yollarını aramalıyız’-VİDEO

    ‘Alevi Ocak sistemini ayağa kaldırmanın yollarını aramalıyız’-VİDEO

    PİRHA-Serçeşme Hünkar Hacı Bektaş Veli Festivali kapsamında ‘Anadolu ve Balkanlarda Alevi Topluluklar, Ocaklar, Dergâhlar’ panelinde Alevi ocak sisteminin önemine değinilerek kentlerde de Alevi ocak sisteminin yürütülebileceği ve pir, ocak sisteminin Aleviliğin her şeyi olduğu vurgulandı.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği ve bu yıl üçüncüsü yapılan Serçeşme Hünkar Hacı Bektaş Veli Festivali kapsamında ‘Anadolu ve Balkanlarda Alevi Topluluklar, Ocaklar, Dergâhlar’ konulu panel yapıldı.

    Panele konuşmacı olarak Üryan Hızır Ocağı Evladı ve Gazeteci Veli Büyükşahin, Yazar Ayhan Aydın ve Araştırmacı Yazar Hamza Aksüt katıldı.

    “ALEVİLİĞİ ALEVİ YAPAN ŞEY ALEVİ OCAK SİSTEMİDİR”

    Üryan Hızır Ocağı Evladı ve Gazeteci Veli Büyükşahin Alevi Ocak Yapısına ilişkin şöyle konuştu:

    “Alevi ocaklarına ve Aleviliğin ne olduğuna ilişkin çok büyük tartışmalar var. Alevi toplumu kapalı bir toplum her şeyi kendi içerisinde yaşıyor. Asimilasyon çabaları ve yok etme çabaları çok fazla. Aleviliği Alevi yapan şey Alevi ocak sistemidir. Tek başına aileyle dedeyle bir ocak ocak olmaz. Aleviler kırdan kentlere göç etmeye başladılar. Modernleşmeye başladılar. Kentlerde cemevlerimiz kuruldu derneklerimiz kuruldu ama ocak sistemi ve pir talip ilişkileri organik olarak orada yaşıyor. Dedelik mürşitlik taliplik bir görevdir, mirastır aslında. Şehirlerde kentlerde ocak sistemi bence varlığını sürdürebilir. Sosyal bilimciler de aynı böyle tarif ediyorlar. Dünyada yaşadığımız her yerde saldırıya o kadar açık haldeyiz ki güvenli bir ortam arıyoruz. Siyasal anlamda o ortamı partilerle sağlayabiliriz. Ama inanç anlamında bir topluluk bir cemaat hali zorunluluk. Kent ortamında da ocaklar varlığını sürdürebilir ama yeni koşullara göre bunu sürdürmek lazım.

    “OCAK SİSTEMİNİ AYAĞA KALDIRMANIN YOLLARINI ARAMALIYIZ”

    Her perşembe mutlaka herkes ceme katılacak diye bir şey yok. Mutlaka yapması gereken dönemler var ama yazın mesela kentlerde çalışma durumundan kaynaklı dedeler de ceme gidemezler. Tekrar ocak sistemini 21. Yüzyılda ayağa kaldırmanın yollarını aramalıyız. Kent merkezlerinde hem kentleşebiliriz hem sosyal anlamda cemevlerimizde birçok şeyimizi yaratabiliriz ama miras anlamında gelen ocak sistemimizi kentlerde de sürdürebiliriz. Biz bu ocakların evlatları olarak bu konuda elimizi taşın altına koymamız lazım. Alevilerin sınırlarını diğer topluluk belirliyor. Bizim sınırlarımızı insanlar belirliyor ama bizde onlarınkini belirliyoruz. Dolayısıyla bu konuda tüm toplulukların buna böyle yaklaşması lazım.”

    “PİR VE DEDE OCAĞI ALEVİLERİN HER ŞEYİDİR”

    Araştırmacı-Yazar Hamza Aksüt de Alevi topluluklara ilişkin konuşarak şunları dile getirdi:

    “Anadolu Aleviliği diye bir kavram şu an pek sık kullanılmıyor. Aleviler sadece Ortadoğu’da değil Balkanlar’da da var. İran Irak sınırında 8 ile 10 milyon Alevinin olduğu değişik kaynaklarda mevcut. Suriye’de, Ürdün’de yine Aleviler var. Alevi coğrafyası denince sadece Anadolu Alevileri söz konusu değildir. Aleviliği ve Alevileri günümüze getiren dede ocaklarıdır. 5 temel pir ocağı var. Suriye’de Alevi Araplar büyük çoğunlukta. Afrin ve yöresinde Alevi Kürtler var. Türkiye’de de abartıldığı kadar Alevi nüfusu yok. Dede ocaklarına değinirsem pir ocağı ve mürşit ocağı var. Ağuçan Ocağı en kalabalık talip olarak görünüyor. Ağuçan Ocağı farklı etnisiteleri barındırıyor. Diğer ocaklar farklı etnisite barındırmaz. Herkesten Alevi olur ama herkes Seyit olamaz. Hacıbektaş Ocağının asıl talipleri Abdallardır. Aleviler farklı etnisitelerdendir ama diyelim Sivas Alevileri diye bir şey olmaz. Sivas’taki Aleviler olur, Anadolu Alevileri olmaz Anadolu’daki Aleviler olur. Pir ve dede ocağı Alevilerin her şeyidir. Ocaklar şehirlerde rahatlıkla örgütlenir.”

    “ALEVİ BEKTAŞİ AYRIMINI BALKANLARDA DA GÖREBİLİYORUZ”

    Yazar Ayhan Aydın ise Anadolu ve Balkanlar’daki Alevi topluluklara ilişkin şu bilgileri verdi:

    “Bektaşilik sonradan gelişen tarikat sistemidir. Buradaki topluluklar Alevi Kızılbaş Türkmen soyluluğudur. Ocak sistemi vardır. Seyit Ali Sultan Dergahı’nda bunu görebiliriz. 1826’da 2. Mahmud’un Bektaşiliği yasaklamasıyla Balkan Rumeli Anadolu Bektaşiliği başka yöne kaymıştır. Bulgaristan ve Yunanistan’da tamamen Türkçe konuşan Türk toplulukları vardır. Balkanları bu anlamda ikiye ayırabiliriz. Anadolu Kızılbaş Ocak sisteminin uzantısı olan tümüyle Türklerden oluşan topluluk Bosna Hersek’te Kosova’da Pir Balım Sultan topluluğudur. Farklı unsurlardan insanlar Bektaşiliğin sistemine uydukları zaman Bektaşiliğe girebiliyorlar. Alevi Bektaşi ayrımını Balkanlar’da da görebiliyoruz. Hacı Bektaş, Çelebilerin merkezi ama aynı zamanda Babagan kolu dediğimiz inanç merkezinin de merkezidir.”

    “HACIBEKTAŞ, SERÇEŞME OLMAZ ÖZELLİĞİNİ HİÇBİR ZAMAN KAYBETMEDİ”

    Hacıbektaş serçeşme olma özelliğini tarihte hiçbir zaman kaybetmemiştir. Balkan ülkelerindeki Bektaşi Alevi toplulukları Sarı Saltuk’u kutsarlar. Sarı Saltuk Hacıbektaş’ın vekili olarak düşünceyi oralara kadar götürmüştür. Seyit Ali Sultan kutup yıldızımızdır. Birçok kentte hala dergahlarımız ocaklarımız açık. Balkanlardan gelen canlarımız bu erkanları sürdürüyorlar. Arnavutluk’ta bir Bektaşi devleti kurulmaya çalışılıyor. Devletlerin işin içine karıştığı sistemlerle değil yolumuzu erkânlarımızı değerleriyle sürdüren gerçek ozanlarımıza dedelerimize ne mutlu.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Hacıbektaş’ta: Dergahlar Alevilere devredilmeli-VİDEO

    DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Hacıbektaş’ta: Dergahlar Alevilere devredilmeli-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Hacıbektaş’ta açıklama yaptı. Komisyonun Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, “Alevilik bir makamın başkanlığına sığacak bir inanç değildir. Bu asimilasyona bu kırıma karşı biz de Alevilerin yanındayız. Dergahlar Alevi örgütlerine devredilmeli” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri kapsamında Hacıbektaş’ta açıklama yaptı. Hacı Bektaş Veli Dergahı’nda yapılan açıklamada DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu konuştu.

    Açıklamaya, 25. ve 27. Dönem İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ve çok sayıda partili katıldı.

    “BU SOYKIRIMA KARŞI ALEVİLERİN YANINDAYIZ”

    DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile Aleviliği asimile etmeye, yok etmeye çalıştığını belirterek, “Alevi örgütlerinin talebi bizim de talebimizdir. Alevilerin arzusu isteği talebi bizim de talebimizdir. Eşit yurttaşlık istiyorlar biz de eşit yurttaşlık istiyoruz. Bu dergahın Alevilere ve Alevi örgütlerine devredilmesi gerekiyor. Alevilik bir makamın başkanlığına sığacak bir inanç değildir. Bu asimilasyona, bu kırıma karşı biz de Alevilerin yanındayız. İnsanların yakalarına misafir kartı takılması ötekileştirmedir. Hepimiz buranın sahibiyiz. AKP iktidarı, Alevileri soykırıma uğratmaktan vazgeçmeli” dedi.

    Açıklamanın ardından heyet, Kadıncık Ana Türbesi’ni ziyaret etti.

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

  • Akar: Cemevleri dergah gibi olmalı; kurumlar önümüzdeki 30 yılı planlamalı-VİDEO

    Akar: Cemevleri dergah gibi olmalı; kurumlar önümüzdeki 30 yılı planlamalı-VİDEO

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Sekreteri Kasım Akar, cemevlerinin toplumu aydınlatan, toplumu geleceğe hazırlayan birer dergâh niteliğinde eğitim yuvaları haline dönüştürülmesi gerektiğini söyledi. Akar, Alevi hareketinin önümüzdeki 30 yılı planlaması gerektiğine de işaret etti. 

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Sekreteri Kasım Akar, cemevlerinin toplumu aydınlatan eğitim kurumları haline dönüşmesi gerektiğini söyledi.

    Öncelikle Pir Haber Ajansına (PİRHA) teşekkür ederek konuşmasına başlayan Akar, “PİRHA bizim sesimizi dışarıya yansıtıyor. Bizim için çok değerli” dedi.

    Cemevlerinin birer eğitim yuvası olması gerektiğini belirten Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel sekreteri Kasım Akar, “Cemevleri bir dergâh niteliği alması gerekir. Cemevlerimizin sadece Hakk’a yürüyen canlara hizmet eden alanlar değil, gerçekten toplumu aydınlatan, toplumu geleceğe hazırlayan bir işlev, bir görev üretmesi gerektiğine inanıyoruz” diye konuştu.

    “CEMEVLERİNİ DERGAHLAR HALİNE GETİRMELİYİZ”

    Geçmişte dergahlarda insanların yetiştiğini belirten Akar, “Dergahlarımızda yetişen pirlerimiz aslında Anadolu’yu aydınlattılar. Cemevleri özellikle kadınlara, gençlere ve çocuklara yönelik sistematik bir çalışma yürütmeli. Bunlar mutlaka yapılıyordur ama daha görünür hale gelmesi gerektiğine inanıyoruz. Özellikle bizlerin eğitmediği çocuklar başkaları tarafından eğitilir” ifadelerini kullandı.

    “DEPREMDE CEMEVLERİ İNSANALRIN HIZIRI OLDU”

    Cemevlerinin deprem sürecinde insanların Hızırı olduğunu belirten Akar, şöyle devam etti:

    “Avusturalya Alevi Birlikleri Federasyonu Adıyaman’daki yıkıma karşı depremzede canlarla dayanışma adına Rıza Şehri oluşturdu. Oradaki cemevlerimizin önemi bir kez daha ortaya çıkmıştı. Burada yaşanan facia afet olarak geçiştirildi ama aslında afet olmadığı bir gerçekti. Hepimiz biliyoruz oradaki yıkım ihmaller üzerinden yaşandı.”

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Sekreteri Kasım Akar, Türkiye Alevi hareketinin plan program yapması gerektiğini belirterek,”Özümüzü dara çekerek eksikliklerimizi, hatalarımızı, kazanımlarımızı bir bütün tartışmalıyız. Önümüzdeki 10 yıl 30 yıl sonra neyi hedefliyoruz? Kafa yormamız gerektiğine şahsen inananlardanım” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Koçyiğit: Alevilerin dergahlarını gasp etmekten ne zaman vazgeçeceksiniz?-VİDEO

    Koçyiğit: Alevilerin dergahlarını gasp etmekten ne zaman vazgeçeceksiniz?-VİDEO

    PİRHA- HDP Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te yapılan bütçe görüşmelerinde cemevleriyle ilgili yapılan yasal düzenlemeye dair konuşarak, “Aleviler için en önemli dergah olan Hacı Bektaş Dergahı’nı gasp etmekten ne zaman vazgeçeceksiniz? Orası bir dergah, kültür evi değil, orası bir müze değil. Orası Alevilerin dergahı ve bütün Alevi kanaat önderleri o kurumun kendilerine iade edilmesini istiyor” dedi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te yapılan bütçe görüşmelerinde söz alarak cemevleriyle ilgili yapılan yasal düzenlemeye dair konuştu.

    “ALEVİLERİN DERGAHLARINI GASP ETMEKTEN VAZGEÇİN”

    HDP’li vekil Gülistan Kılıç Koçyiğit, konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Kültür Bakanlığı’na soruyorum, Aleviler için en önemli dergah olan Hacı Bektaş Dergahı’nı gasp etmekten ne zaman vazgeçeceksiniz? Orası bir dergah, kültür evi değil, orası bir müze değil. Orası Alevilerin dergahı ve bütün Alevi kanaat önderleri o kurumun kendilerine iade edilmesini istiyor. Ancak Kültür Bakanlığı hali hazırda orayı gasp etmeye devam ediyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Dergahlarımızı ve türbeleri işgalden kurtaralım, Yola sahip çıkmak zorundayız’-VİDEO

    ‘Dergahlarımızı ve türbeleri işgalden kurtaralım, Yola sahip çıkmak zorundayız’-VİDEO

    PİRHA-Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı Mustafa Sazcı, Akdeniz Bölgesi’nde Alevilere ait dergah ve türbelerin Diyanet tarafından işgal edilerek Sünni anlayışa göre dizayn edilmesine tepki gösterdi. Dergahlarla ilgili bizzat yaşadığı vahim olayları PİRHA’ya anlatan Sazcı, devletin ‘Alevisizleştirme’ politikası izlediğini söyledi ve “Bizim dolduramadığımız boşluğu devlet doldurur” dedi. Sazcı, Alevi toplumuna ve Alevi kurumlara da “Yola daha çok sarılmak zorundayız” çağrısında bulundu. 

    Kızıldeli Ocağı Yol Hizmetkârı Mustafa Sazcı, Akdeniz Bölgesi’nde Alevilere ait dergah ve türbelerin devlet tarafından işgal edilerek Sünni anlayışa göre dizayn edilmesini tanık olduğu durumlar üzerinden PİRHA‘ya anlattı.

    “TÜRBEYE GİRMEMİZ, İNANCIMIZIN GEREKLERİNİ YERİNE GETİRMEMİZ ENGELLENDİ”

    UNESCO 2021 yılını ‘Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran-ı Veli Yılı’ ilan etti. Bu yıl yapılacak Hacı Bektaş’ta ki etkinliklerde Alevi kurumları ‘Dergahlarımızı İstiyoruz, Üç Koldan Ser Çeşme’ye Yürüyoruz’ şiarıyla bir yürüyüş gerçekleştirecek.

    Alevi kurumlarının ‘Dergahlarımızı İstiyoruz, Üç Koldan Ser Çeşme’ye Yürüyoruz’ şiarıyla yürüyüş gerçekleştirecek olmalarını önemli bir adım olarak gördüğünü söyleyen Sazcı, mücadelenin Hacı Bektaş Veli Dergâhı ile sınırlı kalmaması gerektiğini ve diğer derneklerin de kendi yerellerinde lokal bir mücadele başlatması gerektiğini vurguladı.

    Mustafa Sazcı, Kâfi Baba (Muhammed bin Nida-î Kasım) türbesini ziyarete gittiklerinde engellendiklerini, ancak bir mücadelenin sonunda türbeye girip nefesler okuduklarını, cem olduklarını şöyle anlattı:

    “Uzun süredir hem bulunduğum bölgede hem de imkanlarım dahilinde ulaşabildiğim bölgelerde bilinen ve bilinmeyen Alevi niyazgâh (nişangah), türbe, dergâh (tekke) ve ziyaretlerini geziyor, araştırıyor ve oranın tarihinin aydınlatılması ve Yol’a kazandırılması için mücadele ediyorum. O yüzden ilk olarak gittiğim birkaç türbeden yola çıkarak izlenimlerimi aktaracağım.

    Bizler Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği (KABKD) gençliği olarak 30 Haziran günü, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Yol- Erkan Kurulu üyesi Efe Engin dede ile Antalya’nın en çok bilinen türbelerinde biri olan Kâfi Baba (Muhammed bin Nida-î Kasım) türbesini ziyarete gittik. Gittiğimizde ilk önce türbe içine girip niyaz etmek istedik ancak bu isteğimiz türbedar tarafından ‘Kapının kilidi bende değil hocada’ sözleriyle engellendi. Aradan kısa bir süre geçince biz fark ettik ki türbedarda anahtar var. Ancak bizlerin sazla içeriye girmesinden ve içeride bulunan ayetlerle felçli bir hastayı para karşılığı iyileştirmeye çalışan Diyanet görevlisinin rahatsız olacağından dolayı engellemiş. Bizler bunun farkına varıncaya kadar o hasta ve dolandırıcı görevli çıkmıştı. Bizler de vakit kaybetmeden sazlarımızı alıp tekrar girmeye çalıştık ancak türbedar bu sefer de girmemiz için Diyanet’in atadığı AKP’li ilçe yöneticisi olduğunu sonradan öğrendiğimiz görevliden izin almamız gerektiğini söyledi.

    “TÜRBEDE ALEVİLERE AİT BÜTÜN SİMGELER SÖKÜLMÜŞ”

    Bizler inanç merkezimizde arbede çıkmaması için Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) görevlisini bekledik. Yaklaşık 10 dakika sonra iki görevli geldiler. Bizlerin bakıp çıkabileceğini ancak içeride İslam dinince ‘Bid’at ve hurafe’ sayılan bizim inancımızın ise birer parçası olan şeyleri yaptırmayacağını söyleyerek engellemeye çalıştı. Bizler de, ‘Burası bizim inanç merkezimiz, buraya girmek için biz izin almayacağız, siz alacaksınız’ dedik. ‘Bizim inancımızı siz tanımlayamazsınız’ dedikçe görevli polisi çağırmakla tehdit etti. Ardından şunları söyledi: ‘Burası Müslümanların yeri namaz kılacaksanız geçin, çalgı aleti çalamazsınız, şarkı söyleyemezsiniz, oyun oynayamazsınız’ dedi. Elbette ki bizler bu sözlerin cevabını verip, görevliyi bir kenara çektik ve girip nefeslerimizi okuduk, semahımızı döndük, üç can-bir cem düsturuyla cem olduk. Ancak görevli ertesi gün oraya sazı ile gönderdiğimiz bir cana da aynı tepkiyi vermiş.
    Görevlinin elindeki belgede aklımda kalanlar şöyleydi:

    ‘Adak adanmaz.

    Kurban kesilmez.

    Mum yakılmaz.

    Bez, çaput bağlanmaz.

    Müzik aleti çalınmaz (Kastedilen nefeslerimizi havalandırdığımız “Telli Kuran”)

    Oyun vb. oynanmaz (Kastedilen semah ritüelimiz.)

    Taş, para yapıştırılmaz.

    Eğilerek ve emekleyerek girilmez.

    Yenilecek şeyler bırakılmaz. (Lokma)

    El, yüz sürülmez.

    Türbe ve yatırdan medet-şifa umulmaz.

    Türbe ve yatırların etrafında dönülmez.

    Türbelerin içinde yatılmaz.

    Bu ve benzeri bid’at ve hurafeler dinimizce kesinlikle yasaklanmıştır.’

    Bunu yanında türbenin içi İslami simgeler, resimler, belgeler ile donatılmıştı. Onun dışında Alevilere ait olan bütün simgeler sökülmüştü.”

    “ALEVİ SİMGELERİ SÖKÜLÜP YASİN, BESMELE ASILMIŞ; ÇARŞAFLI KADINLAR ZİYARETİ ENGELLİYOR

    Birçok yerde bulunan türbelerin ve dergahların aynı şekilde dönüştürülmeye çalışıldığını ifade eden Sazcı sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Adana Seyhan’da bulunan Çoban Dede Türbesi de aynı şekilde. Çoban Dede hakkında elimizde halk arasında aktarıla gelen söylenceler dışında pek bir kaynak yok. Halk tarafından söylenene göre Çoban Dede, Horasan Erenlerinden Durhasan Dede’nin 8 kardeşinden biridir. Diğerleri Ali Dede, Cabbar Dede, Muhittin Dede, Bulut Dede, Zilli Dede, Ateş Dede ve Sultan Kız Ana’dır. Bu türbe buradan da anlaşılacağı üzere bir Alevi-Bektaşi türbesidir. Ancak son süreçte bilinçli bir şekilde Alevi türbe ve ziyaretleri üzerinden yapılan devlet ve Diyanet’in ‘Alevisizleştirme’ politikası orada da işliyor. Daha önceden duvarda asılı olan Alevi simgeleri sökülüp yerine Kabe, Yasin, Besmele asılmış. Giriş kısmına ise başörtüsünü zorunlu tutan bir yazı ve başörtüleri asılmış. Aynı zamanda içeride sürekli bekleyen çarşaflı kişiler içeriye giren kişileri giyim-kuşam yönüyle eleştiriyor ve ziyaretini yapmasını engelliyor. Tüm bu olanlar ise türbenin ‘Alevi’ kimliğini yok ediyor.

    “İKİ YILDIR ARAŞTIRMA YAPIYORUM”

    Bir diğer örnek ise Antalya Bali Baba Türbesi. Yaklaşık 2 yıldır bu türbe daha doğru tabirle dergâh hakkında araştırma yapıyorum. Belli bir veri de elde ettim. Elimdeki verilere göre Bali Baba, Hacı Bektaş Veli Dergahından Abdal Musa Sultan ve Kızıldeli Seyyit Ali Sultan ile birlikte gelen Erenlerden biri. Ardından Antalya’da Kepez mevkii olarak bilinen Serik Tekke Köyü’ne dergahını kurmuş. Dergâhta birçok derviş yetiştirmiş. Ardından Yunanistan’a Kızıldeli Sultan’ın kurduğu dergâha gitmiştir.”

    “TÜRBE, BİLİNÇSİZ KÖYLÜLER VE BELEDİYE TARAFINDAN TAHRİP EDİLİYOR”

    Günümüzde sadece mezarının üzerine yerleştirilen tahta ya da mermer tabut sandukasının olduğu, üstü açık bir odanın ve derviş mezarlarının kaldığını söyleyen Sazcı, “Eğitim alanı, meydan evi ve hamam gibi kalıntılar da hâlâ duruyor. Türbenin yapısından daha ilginç olan ise her biri birbirinden eşsiz ve mana boyutu olan derviş mezar taşları. Üçler Çeşmesi’nde bulunan ve Anadolu tasavvuf geleneğinde ehemmiyeti olan Davut yıldızı, birbirine bağlı üç güneş, bir güneşin etrafında dönen 12 güneş, 12 Terkli Bektaşi Tâcı, anlamlandıramadığım ve anlamından emin olamadığım simgeler var. Daha da ilginci kadın dervişlere ait birçok mezar var. O kadar eşsiz mezar taşları ki her ay bir bir eksiliyor ve türbe her geçen gün bilinçsiz köylüler ve belediye tarafından tahrip ediliyor. Bu örnekler sadece yüzde biri bile değil” diye konuştu.

    “DEVLET VE DİYANET DERGAHLARI ELE GEÇİRMİŞ DURUMDA”

    Diyanetin Alevilerin onca baskı ve zulme rağmen gitmeyi sürdürdükleri, herkes tarafından bilinen dergâhlarını ele geçirdiğini anlatan Mustafa Sazcı, “Asimilasyon politikasını yürütebilecekleri rahat zemini tasarlamış durumdalar. Özellikle mekan ayağı hazırdayken bir de ‘Ocakzadeler Meclisi’ ile inanç ayağını da oturtmuş durumdalar. Bununla da kalmayıp kendi potasına çekemediği Alevileri, Alevi inanç merkezlerine DİB görevlilerini atayarak Alevilerin inancını yaşamasını yukarıda verdiğimiz örnekte olduğu gibi engelliyor” ifadelerini kullandı.

    “TEKKELER KONUSUNDA MÜCADELE HACI BEKTAŞ DERGAHI İLE SINIRLI KALMAMALI”

    “Bu yüzden kurumlarımızın uzun süren sessizliğin ardından ‘Dergahlarımızı istiyoruz’ diyerek yaptığı bu çıkış oldukça önemli” diyen Sazcı şunları kaydetti:

    “Mücadeleyi bir yerden başlatmak gerekliydi ve gerektiği gibi de yapıldı. Ancak mücadele Hacı Bektaş Dergâhı ile sınırlı kalmamalı. Diğer dernekler de kendi yerellerinde lokal bir mücadele başlatmalı. Örneğin Adana’daki kurumlarımız Çoban Dede için, Antalya’daki kurumlar Kafi Baba için mücadele örmeli. Burada kastım kurumlarımızın gücünü bölmek değil. Demek istediğim şey yerellerde yapılacak olan tüm bu çalışmalar esasında bir merkezdeki mücadelenin bölgelerdeki kollarına dönüşmeli. Bu yüzden büyük isyanımız Babai İsyanı’ndan sonra ocakları, sürekleri bir araya getirme misyonunu üstlenen Hacı Bektaş’ın kurduğu dergâh bunun için iyi bir merkez. Ezcümle merkezde ve yerelde yapılacak olan bu mücadele pratiği ancak ve ancak devletin ve Diyanet’in Anadolu’yu ‘Alevisizleştirme’ politikasına karşı ‘Aleviler vardır’ sesini yükseltir. Bundan yıllar önce Mürşidimiz Postnişin Veliyettin Ulusoy Efendi’nin ‘Dergâhta Birlik’ çağrısına yeni bir soluk kazandırmış olur. Mücadelemiz sadece Hacı Bektaş dışında Abdal Musa, Kafi Baba, Çoban Dede gibi bilinen erenlerin mekanları ile de değil, devletin tam anlamda el atamadığı, dönüştüremediği veya gözünden kaçırdığı Pir Şammas Baba, Bali Baba, Tenci Baba, Şabani Baba, Koç Davut Baba, Sitte Zeynep Ana, Niyazi Baba gibi erenlerin mekanlarını da tekrar yola kazandırma üzerine olmalı.”

    ALEVİ TOPLUMUNA VE ALEVİ KURUMLARINA ÇAĞRI

    21 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta atılacak adımın ön açıcı olmasını ve uzun süredir Alevilerin üzerine serpilmiş olan ölü toprağını çırpıp ayağa kalkmalarına vesile olmasını temenni ettiğini vurgulayan Sazcı, “Bu kararın alınmasında emeği geçenlere, bedenen veya gönlüyle 21 Ağustos’ta Hacıbektaş’ta olacak olan canlara aşk olsun. Öncelikle size ve Pir Haber Ajansı’na bizlere söz hakkı tanıdığı ve yol için yaptığınız hizmetlerden dolayı teşekkür ediyorum” dedi.

    Mustafa Sazcı, Alevi toplumuna ve Alevi kurumlarına çağrıda da bulundu. Sazcı, “Alevi genci olarak kurumlarımıza ve halkımıza iki çağrıda bulunmak istiyorum. Aleviliğin büyük saldırılar altında olduğu bugünlerde Yola daha çok sarılmak zorundayız. Evet güneş balçıkla sıvanmaz. Ancak güneşin ışığını gören gözler balçıkla sıvanabilir. Eğer o gözler sıvanırsa güneşin ne kıymet-i harbiyesi kalır. Bunun için yolun yaşatılmasında önemli olan ocaklar, dergâhlar, türbeler, ziyaretler kurumlarımızın ortak mücadelesi ve çalışmaları ile gerçek kimliğine kavuşmalı, koruma altına alınmalıdır. Eğer biz bunu başaramazsak bizim dolduramadığımız boşluğu devlet doldurur. İnanç merkezimizi kendi inancına göre dizayn ederek ‘Alevi kimliğinden’ uzaklaştırır, dönüştüremediğini ise (özellikle doğa tapınımının en büyük göstergesi olan ziyaretleri, nişangahları) yok eder. Cümle canlara aşk-ı muhabbetlerimi sunuyorum Aşk ile…”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Akbulut: İktidarın masasında bekletilen Alevilerle ilgili kararlar biran önce uygulansın-VİDEO

    Akbulut: İktidarın masasında bekletilen Alevilerle ilgili kararlar biran önce uygulansın-VİDEO

    PİRHA – Zorunlu din dersleri ile ilgili AİHM’in verdiği kararların uygulanması için hükümete çağrıda bulunan Alevi Vakıfları Federasyonu Başkanı Remzi Akbulut, 6 yıldır iktidarın masasında bekletilen kararların bir an önce uygulanmasını istedi. Akbulut, bu ülkede Kürtlerin ve Alevilerin sorunları çözülmedikçe toplumsal huzurun sağlanamayacağına dikkat çekti. 

    Zorunlu din derslerinin kaldırılması için yıllardır mücadele eden Alevi kurumları AİHM kararların uygulanmasını bekliyor. Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Genel Başkanı Remzi Akbulut, kararların uygulanması için iktidara seslendi.

    Zorunlu din derslerinin kaldırılması ile ilgili 2014 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin aldığı kararları hatırlatan Akbulut, 6 yıldır iktidarın masasında bekletilen kararların bir an önce uygulanmasını istedi. Akbulut, “Bir an önce zorunlu din derslerinin kaldırılması lazım. Hükümet kendine göre AİHM’den sonra din bilgisi dersinin adını din kültürü koydu, ahlak bilgisi koydu ama bunların hiçbirisi bizim taleplerimiz doğrultusunda konulan bir müfredat değil. Alevi toplumunun ve çocuklarının isteği bir an önce zorunlu din derslerinin kaldırılmasıdır” dedi.

    “ALEVİ KURUMLARI KARARLARIN UYGULANMASI İÇİN BASKI YAPMALI”

    AİHM’in kararları ile ilgili Avrupa Konseyi İzleme Komitesi’nin kurulduğunu ve kararların uygulanması için 1 Haziran’a kadar zaman tanındığını belirten Akbulut, 1 Haziran’da ise hükümetin pandemiyi gerekçe gösterdiğini belirterek, “En kısa sürede bu pandemi olayı biter bitmez ülkemizde bu kararlar yürürlüğe girer” dedi.

    “Zorunlu din dersleri ile ilgili herhangi bir şey istediğimiz zaman aldığımız mahkeme kararlarını yok saymış oluruz, ondan yargı kararları vardır. Bu kararların uygulanması lazım” diyen  Akbulut, AHİM kararlarında yer alan maddeleri sıralayarak konuşmasını şöyle sürdürdü:

    • Zorunlu din derslerinin kaldırılması
    • Cemevlerine genel bütçeden pay ayrılması
    • Cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması

    Bu üç madde ile beraber kazanılan bir davaydı bunun artık geri adımı yok. Alevi kurumlarının yapacağı tek şey hükümete bu konuda baskı yapmak. Bu yargı kararlarını niye uygulamıyorsunuz? Bugüne kadar neden uygulanmadı? diye sormaktır.”

    “ALEVİLER İNANÇLARI KONUSUNDA EŞİT HAKLARA SAHİP DEĞİLLER”

    Alevilerin bu ülkede eşit yurttaş olmadığını kaydeden Remzi Akbulut, “Aleviler ancak bu ülkede vergilerini verdikleri zaman, vergilerini ödedikleri zaman, askere gittikleri zaman askerde şehit oldukları zaman eşit yurttaş oluyorlar. Onun dışında söz konusu değil. Aleviler her türlü vatandaşlık görevini yerine getiriyor ama inançları konusunda eşit haklara sahip değiller” diye konuştu.

    “KÜRTLERİN VE ALEVİLERİN SORUNLARI ÇÖZÜLMEDİKÇE TOPLUMSAL HUZR SAĞLANAMAZ”

    Bu ülkede liyakata göre işlem yapılmadığının altını çizen Akbulut, “81 ilde 1 tane Alevi kökenli bir vali yok, 81 ilde Alevi kökenli bir emniyet müdürü, 958 ilçede bir Alevi kökenli bir kaymakam yok. Hani siz eşit yurttaştınız 283 üniversitede bir tane Alevi rektör yok, yani Alevilerin eşit yurttaş olduğu söylenemez bu konuda” dedi. Akbulut, Alevi kurumlarının topyekün liyakata göre işlem yapılması ve AHİM kararlarının uygulanması için hükumetle pazarlık masasına oturup bu sorunları çözmesi gerektiğini söyledi.

    “YEREL YÖNETİMLERİN KARARLARI UYGULAMA YETKİSİ VAR”

    Bu ülkede Kürtlerin, Alevilerin, Çerkezlerin, Lazların sorunlarının olduğunu ancak bu ülkede Kürtlerin ve Alevilerin sorunları çözülmedikçe toplumsal huzurun sağlanamayacağına dikkat çekip, Alevi kurumlarına çağrısını yenileyen Akbulut, şunları kaydetti.

    “Bir an önce AHİM kararlarının uygulanması ve cemevleri ile ilgili genel bütçeden pay ayrılması ve yerel yönetimlerinde Anayasanın 138. Maddesi’nin 8. bendine göre yetkilerini kullanıp büyükşehir belediyeleri hükumetin onayını beklemeden bu kararları uygulamalıdır. Belediyeler Alevi toplumunun sorunları için çaba sarf etmelidir.”

    İsmail SİVASLI/İSTANBUL

  • Demir Dede Türbesi’nde muhabbet cemi yapıldı-VİDEO

    Demir Dede Türbesi’nde muhabbet cemi yapıldı-VİDEO

    PİRHA-Adıyaman Demir Dede Türbesi’nde muhabbet cemi yapıldı. Kürtçe deyişler ile nefeslerin okunduğu ve semahların dönüldüğü cemde Alevi dergahlarına sahip çıkılması gerektiğinin vurgusu yapıldı.

    Adıyaman ve Maraş bölgesinde yapılan muhabbet cemlerinin üçüncüsü Demir Dede Türbesi’nde yapıldı. Cem için sabahın erken saatlerinde Demir Dede Türbesi’ne gelen canlar lokmalarını hazırlayıp pay ettiler.

    “DERGAHLARIMIZA SAHİP ÇIKMALIYIZ”

    Cem öncesi kısa bir konuşma yapan zakir Ali Sizer, “Dergahlarımız ve ziyaretlerimiz bizim kutsallarımızdır. Demir Dede de bunlardan biridir. Dergahlarımıza sahip çıkarsak yolumuza da sahip çıkmış oluyoruz. Bu nedenle buralara gelip niyazlaşarak bu dergahları ve ziyaretleri çocuklarımıza da anlatarak yaşatmamız gerekiyor” dedi.

    Muhabbet cemi okunan Kürtçe deyişlerle ve canların semaha durmasıyla sona erdi.

    DEMİR DEDE

     Adıyaman merkeze bağlı Çamgazi Köyü’nde türbesi bulunan Demir Dede hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır.  Üstü kapalı olan türbeye bitişik olarak cemevi bulunmaktadır. Yöre halkı tarafından cemevine ibadet için gelindiğinde Demir Dede de ziyaret edilmektedir.

    ADIYAMAN/PİRHA

  • Avrupa Alevi Kadınlar Birliği: Dergahlarımız işgal altında

    Avrupa Alevi Kadınlar Birliği: Dergahlarımız işgal altında

    PİRHA-Avrupa Alevi Kadınlar Birliği (AAKB) Sivas, Çorum ve son olarak da Adıyaman’da yapılan Apaziz etkinliklerine katıldıktan sonra kısa bir değerlendirme yazısı yayınladı. Yayınlanan yazıda dergahların işgal altında olduğu vurgulandı. 

    Avrupa Alevi Kadınlar Birliği (AAKB) Sivas, Çorum anmalarına katıldıktan sonra, Hacı Bektaş Veli dergahını ziyaret edip orada düzenlenen birlik cemine katıldılar. AAKB heyeti daha sonra, Apaziz etkinliklerine katılmak  için  Adıyaman’a gitti. AAKB, Hacıbektaş ve Adıyaman’da Alevilerin karşı karşıya kaldıkları zorlukları ve buralardaki Alevi dergahlarının nasıl açık bir şekilde işgal edildiğini içeren kısa bir değerlendirme yazısı yayınladı.

    AAKB ve AABK bileşenleri olarak Sivas ve Çorum’da katledilen canları anma programlarına katıldıklarını ve daha sonra Hacı Bektaş Dergahı’nda cem olduklarının belirtildiği açıklamada, yapılan cemin bitimine doğru Kültür Bakanlığı’nın dergah sorumlusu kadına, ‘burada izinsiz cem yapamazsınız, izin aldınız mi?’ sorusuna tepki gösterilerek, yapılan müdahalenin dergahların işgal altında olduğunun kanıtı olduğu vurgulandı. 

    “APAZİZ DERGAHI’NIN KAPISINDA AKREP, İÇİNDE BİR MANGA ASKER”

    Açıklamada, “Biz değil, aslında bir inancın kutsal mekanını, dergahını işgal eden devletin izin alması gerekiyor” denildi.

    Avrupa Alevi Kadınlar Birliği (AAKB) heyeti, Adıyaman’da katıldıkları Apaziz etkinliklerine ilişkin olarak ise şu değerlendirmeyi yaptı:

    Durum orada da farksızdı. Dergahın kapısında bir Akrep, dergahın içerisinde bir manga asker. Bu nasıl bir saygısızlık bu nasıl bir vicdansızlık ve hoşgörüsüzlük. Neden korkuyorsunuz? Bu topraklarda binlerce yıldır yaşamış, bu toprakların kadim halklarından Aleviler vardır ve inançları Alevilik haktır. Ne yaparsanız yapın dergahlarımız bizimdir, bizim kalacak” denildi. (HABER MERKEZİ) 

     

  • ‘Alevi imam hatip lisesinde İslami bir Alevilik öğretilecek’-VİDEO

    ‘Alevi imam hatip lisesinde İslami bir Alevilik öğretilecek’-VİDEO

    PİRHA- Alevi İmam Hatip Lisesi ile ilgili değerlendirmelerde bulunan Avrupa Alevi Düşünce Derneği Genel Başkanı İsmet Abbasoğlu, bu okulda İslami bir Aleviliğin öğretileceğini ve burada yetişecek dedelerin de cemevlerinde verecekleri eğitimin bu minvalde olduğuna vurgu yaptı. 

    Süzer Holding’in sahibi Mustafa Süzer ve Sakine Tükek’in finansörlüğünü yaptığı Dosteli Yardım Eğitim Kültür Vakfı ile AKP hükümeti yöneticilerinin birlikte temelini attıkları Alevi imam hatip lisesi olarak da adlandırılan Özel Statülü Hacı Bektaş Veli Anadolu Proje Lisesi’nin geçtiğimiz ay açılışı yapıldı.

    İstanbul Halkalı’da Atakent Mahallesi 2. Etap Sakarya Caddesi üzerindeki yaklaşık 16 dönüm arazi üzerinde yapılan 600 öğrenci kapasiteli Özel Statülü Hacı Bektaş Veli Proje Lisesinin temeli, zamanın Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’nın da katıldığı törenle atılmıştı.

    42 derslikli okul bahçesinde cemevi, enstitü binası ve 240 kişilik öğrenci yurdu bulunuyor.

    Avrupa Alevi Düşünce Derneği Genel Başkanı İsmet Abbasoğlu, Alevi kurumlarının ve Alevi toplumunun tüm tepkilerine ve karşı çıkmalarına rağmen açılan okul ile ilgili düşüncelerini PİRHA’ya anlattı.

    YENİ NESİL DİPLOMALI DEDELER

    Dernek olarak inançsal çalışmalardan çok toplumsal çalışmalar yaptıklarını ifade eden Abbasoğlu, asli görevi camilere diplomalı imam yetiştirmek olan imam hatip liseleri gibi bu okulun da asli görevinin diplomalı Alevi dedeleri yetiştirmek olduğunu kaydetti. Abbasoğlu, şu noktalara dikkat çekti:

    “Normal bir müfredata uygun olan bir Anadolu lisesinin ibadethane veya uygulamalı ibadet dersi olur mu? Alevilik de olsa Sünnilik de olsa bu bizim hep karşısında durduğumuz şeydi. Ama Aleviler imam hatiplere verdikleri tepkiyi buna verebilecek mi? ‘İmam hatiplerin bu ülke için yararı var mıdır, yok mudur?’ tartışması yapılırken şimdi Alevilerin de bir okulu olsa ne olur? Bu liseden mezun olan çocuklar 2 yıl boyunca uygulamalı Alevilik eğitimi alıp uygulama yaptığında herhalde normal bir vatandaş olmayacaktır. Belki ilk mezunlarını verdikten sonra cemevleri yasal bir statüye erişecek. Ve devlet ‘Bu okuldan mezun olan ve dede sayacağımız kişiler gidip cemevlerinde bu işin kontrolünü ve yönetimini yapabilirler’ diye bir ibare sunduğu zaman bunu kabul etmeyen cemevlerinin kapatılması söz konusu olabilir mi? Bu süreci yaşayabilir miyiz? Evet yaşayabiliriz. Belki de hiç yaşamayabiliriz bu sadece kendi söylediğimiz bir şey olabilir. Ama bu amaç tehlikeli midir? Bazılarına göre tehlikeli, bazılarına göre tehlikesiz. Ama bence en önemlisi dedeler açısından çok sıkıntılı bir süreç çünkü yeni nesil dedeler ortaya çıkıyor.”

    “YENİ TREND ALEVİ İSLAM İNANCI”

    Yeni trendin ‘Alevi İslam inancı’ olduğunu söyleyen Abbasoğlu, Alevi imam hatip lisesinden mezun olacak çocukların cemevlerinde vereceği eğitimler ve hizmetlerin İslami yönde olacağına vurgu yaptı. Lisenin müfredatında öğretilecek olan Aleviliğin İslam inancından farklı olmayacağını dile getiren Abbasoğlu, müfredatta tasavvufi ve İslami değerlerin ön plana çıkacağını belirtti.

    “ALEVİLİK EĞİTİMİ OCAKLARDA VERİLMELİ”

    Alevilerin kendi okullarının hatta üniversitelerinin olması gerektiğini ifade eden Abbasoğlu, ancak bu okullarda Alevilik eğitimi verilmemesi gerektiğini, Alevilik eğitiminin Alevi ocaklarında olması gerektiğini kaydetti. Her Alevi ocağının kurumsal olarak kendini güçlendirerek bir dergah haline gelmesi gerektiğini aktaran Abbasoğlu, şunları söyledi:

    “Bektaşi dergahlarını önemsiyoruz. Fikirsel anlamda tersine göç Anadolu’da olabilir mi? Tekrardan Alevi ocakları, Alevi dergahları açılabilir mi? O ocaklarda yetişen dedeler sadece ocaktan kendisi yetiştirsin yani biz bunu diyoruz. Pir Sultan Abdal dergaha girdiğinde Haydar’dı, hamdı pişti Pir Sultan Abdal oldu ve bir felsefeye, bir amaca ulaştı ve o amaç uğurunda sadece Aleviler için darağacına gitmedi tüm insanlık için tüm haksızlıklar için gitti. Bunun önemli olduğunu düşünüyoruz. Dedelerin bu işi para pul için yapmamasının gerekli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü ötekinden bir farkının olmadığını o zaman anlamaya çalışıyoruz.”

    “BU LİSE ALEVİLİĞE KATKI SUNMAYACAK”

    Dedeliğin Allah tarafından verilen önemli bir miras olduğunu belirten Abbasoğlu, bunun ekonomik değerinin olmadığını düşünmek gerektiğini kaydederek son olarak şunları ifade etti:

    “İnançsal anlamda sadeliği savunan ve kutsaliyeti insan sayan tek inanç Aleviliktir. Biz bunu kaybetmeyelim. Bizim devasa kocaman kocaman liselerle, devasa güzel binalara ihtiyacımız yok. Güzel insanlara ihtiyacımız var. Bu lisenin biz çok önemli olmadığını düşünüyoruz. Yapan insanların belki kendilerine göre haklılıkları, düşünceleri vardır onlara sa saygı duyuyoruz ama toplumsal anlamda Aleviliğe çok katkı sunmayacağını düşünüyoruz. Bunun yerine keşke bu vakıf Alevi ocaklarının kurulması konusunda ön ayak olup bunu sağlayabilseydi ocak kendi dedesini kendi yetiştirebilirdi. Bir sürü ocaklar var. O ocaklar kendi içerisinde kurumsallaşıp inanç çalışmalarını da onlar yürütsünler. Bizim bir Alevi kurumu olarak ‘inanç çalışması yapmayalım’ dememizin sebebi de bu. 5 kişi, 7 kişi, 10 kişi bir araya gelip ‘bizce inancı böyle sürdürmek doğru’ ya da ‘dede bunu böyle yap’ demenin Aleviliğe ihanet olduğunu düşünüyorum. Aleviliğin kişisel gelişimi için katkı sunmamız gerekiyor. Gücümüz varsa bunu o noktada kullanalım. Bizim kendi felsefemize ve inanç mantığımıza uygun yaşamsal standartlarımızı geliştirirsek bence çok daha nitelikli olur. O zaman aracıya da aracı kurumlara da gerek yok. Dedeler gerekli. Dedeler bu kültürün nesilden  nesile gelişmesini sağlayan yegane etkendir, dedelere sahip çıkmamız lazım. Onun dışındaki tüm etkenlerin de çok doğru olmadığını Avrupa Alevi Düşünce Derneği olarak düşünüyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Irak Kakai inanç heyetinden İstanbul’daki Alevi dergahlarına ziyaret-VİDEO

    Irak Kakai inanç heyetinden İstanbul’daki Alevi dergahlarına ziyaret-VİDEO

    PİRHA- Irak’tan gelen Kakai inanç heyeti programlarının 2’inci gününde İstanbul’da bulunan Alevi dergahlarını ziyaret etti.

    Bir haftalık program dahilinde Türkiye’de bulunan Kakai inanç heyeti, İstanbul’daki Erikli Baba, Şahkulu ve Karacaahmet dergahlarını ziyaret etti.

    Dergahların gezildiği ziyarette Kakai inanç önderleri çerağ uyandırarak niyaz oldular. Kakai Zakir Asi Fayaq nefesler seslendirdiği ve lokmaların pay edildiği buluşmaya Alevi yurttaşların ilgisi büyüktü.

    Sabahın erken saatlerinde başlayan ziyaretlerde karşılıklı bilgi alışverişi yapıldı. Kakai Alevileri Türkiye’’deki Alevileri tanımak, dergahların Alevi inancındaki yerini kavramak, inançlarını özgürce ifade edip etmediklerini öğrenmek için çeşitli sorular sorarken, dergah yöneticileri de Kakailer hakkında bilgi edindiler.

    Kakai Alevileri ile Türkiye’de bulunan Alevi- Bektaşiler arasındaki kimi detaylar hariç genel olarak ayrı özellikler taşındığı gözlendi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevi Bektaşi İnanç Kurulu: Çocuklarımızın asimile edilmesine izin vermeyeceğiz

    Alevi Bektaşi İnanç Kurulu: Çocuklarımızın asimile edilmesine izin vermeyeceğiz

    PİRHA – 04 Ağustos 2017 tarihinde Hacıbektaş ilçesi Bağcılar Cemevi’nde Hüseyin GÜZELGÜL başkanlığında toplanan Alevi Bektaşi İnanç Kurulu 4. olağan toplantısının sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirgede Türkiye’nin yaşadığı sürecin Alevilere etkileri; Bir grup Alevi aydının yayınladığı ve Alevi kamuoyunda tartışılan “Hacıbektaş Deklarasyonu” ile Alevilerin inanç, ibadetlerini sürdürebilmeleri, cemevleri ve dergahların yaşadığı sorunlara ilişkin İnanç kuruluna düşen görevler tartışılarak kimi kararlar alındı.

    Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı Hüseyin GÜZELGÜL imzasıyla yayınlanan sonuç bildirgesi ve alınan kararların tamamını olduğu gibi yayınlıyoruz.

    YAPILAN DEĞERLENDİRMELER VE ALINAN KARARLAR: GÖNÜLLERİ BİRLEŞTİRMELİYİZ

    Alevi ibadetinin en önemli bölümlerinden birinin “Birlik” olduğuna vurgu yapılarak, Aleviler ve Alevi örgütlerindeki kırgınlıkların, dağınıklığın, Alevi hak mücadelesi için bir zaaf oluşturduğu gibi; inancın yerine getirilmesi açısından da bir eksilik oluşturmaktadır.
    Dargınlıklar, kırgınlıklar Alevi yol ve hal diliyle giderilmeli; gönüllerin razı olduğu bir birlik için ABK ve hizmet eden pirler, dedeler, analar duyarlı olmalıdır.
    HACIBEKTAŞ DEKLARASYONU “HAKKINDA ALEVİ BEKTAŞİ İNANÇ KURULU’NUN GÖRÜŞLERİ

    Kamuoyunda tartışılan ve “HACIBEKTAŞ DEKLARASYONU” adı ile anılan deklarasyonla ilgili gelişmelere ABK İnanç kurulunda değerlendirilmiş ve daha önce yapılan basın açıklamamızda da belirttiğimiz görüşler üzerinde anlayış birliği sağlanmıştır.
    Bu çerçevede: Bu bildirge ALEVİ BEKTAŞİ İNANÇ KURULU’nun görüşlerini yansıtmamaktadır. ALEVİ BEKTAŞİ İNANÇ KURULU Aleviliğe dair “Yol bir, sürek binbir“ ilkesini benimser. Buradan yola çıkarak, adı geçen deklarasyonda, katıldığımız ve katılmadığımız görüşler bulunmaktadır.
    Bizim Aleviliğe yaklaşımımız bildirgede yer alan esas ve sonuçlarla uygunluk göstermemektedir. ABK, Aleviliğe bakış ve algısını kendi iç yönetmelik/tüzüğünde(*) ifade etmiştir. ALEVİ BEKTAŞİ İNANÇ KURULU, Demokratik Alevi derneklerinin çabalarıyla; Pirlerin, Dedelerin, Anaların, Halife Babaların içerisinde yer aldığı, özerk bir kurumdur. Hedefi; Aleviliğin cümle zenginliğini kucaklayan, birleyen ve kadim yolumuzu sürdürme gayreti içerisinde olmaktır. Bununla birlikte; sadece bu deklarasyonla sınırlandırmadan; Alevi inancının dokusuna, gerçeğine aykırı; özellikle ideolojik ve siyasal içerikli yapılan ve yapılmak istenen yaklaşımları ALEVİ BEKTAŞİ İNANÇ KURULU olarak asla kabul edemeyiz.
    Esas itibari ile -hazırlayanların niyetinden bağımsız olarak- bu deklarasyonun asıl problemi; görüş açıklamaktan çok, Aleviler adına tanım yapma ve üstten bir yön verme yöntemi kullanılmış olmasıdır. Ayrıca bu deklarasyon ALEVİ BEKTAŞİ İNANÇ KURULU ve Alevi Örgütlerinin görüşü gibi algı yaratılmıştır.

    ALEVİ BEKTAŞİ İNANÇ KURULU’nun Aleviliğe dair bakış açısı kendi iç yönetmeliğinde aşağıdaki gibi yer almaktadır.

    ALEVİ BEKTAŞİ İNANÇ KURULU İÇ YÖNETMELİK; İLGİLİ BÖLÜMLER
    BAŞLANGIÇ

    Genel Esaslar

    Alevilik; Hakk-Muhammed- Ali kutsallığını kalbinde taşıyan, Hz.Ali’nin adaletinden ayrılmayan, temelinde insan sevgisi bulunan, her dine, mezhebe, inanca saygı duyan ve hoşgörüyle bakan, dil, din, ırk, renk farkı gözetmeyen, eline, beline, diline sahip olma ilkelerini şart koşan ve bunu muhasiplik kurumu ile gerçekleştiren, gelmek isteyen inançlı insanları çatısı altına alarak manevi
    ihtiyaçlarını gideren, insanları yasadıkları toplumda kendi istekleriyle kendi kendilerini yargılamalarını sağlayan, eşitlikçi, katılımcı, paylaşımcı düşünceyi savunan, şeriatın bağnaz kurallarına bağlı olmayan ve onu reddeden, asıl doğruluk, kemali dostluk, cevheri merhamet, görüşü eşitlik, hazinesi bilgi, meyvesi sevgi hamuruyla yoğrulmuş, insan-ı kamil yani erdemli insan yaratmayı öngören, korkuyu aşıp sevgiyle Tanrı’ya yönelen, En-el Hak ile insanın özünde Tanrı’yı gören, yaradan ile yaradılan ikiliğinden Vahdet-i Vücut’a (Varlık Birliği) varan, edep ve ahlaklılığı yaşamının temeline koyan, insanı yücelten, hamurunda hem ilahiliğin hem de irfaniliğin mayası bulunan, kişinin ahlak ve karakterli yaşam ilkelerini belirleyen, dini biçim ve şekil olarak değil, inanç olarak algılayan, dini bağımsız bir irade gücü ve Batıni özelliğiyle evrimleştiren, akıl ve iman bütünlüğünde birleştiren ve tüm bunları Kırklar Cemi’nden alınan ilhamla yürüten canların inanç sistemidir.
    BÖLGE ÇALIŞMALARI DEĞERLENDİRMESİ: ERKANLARDAKİ FARKLILIK YOZLAŞMA DÜZEYİNDE

    Alevi Bektaşi İnanç Kurulu üyelerinin, çeşitli bölgelerde yaptığı; toplantı, cem, muhabbet ve kişisel görüşmeleri sonrası; kimi bölgelerde ki, cem ve hakka yürüme erkânlarındaki farklılıkların, yozlaşma düzeyine ulaştığı değerlendirilmiştir.
    Bu konuda hazırlanacak erkânnamelerin, Alevi örgütlerinin de çabası ile hızla uygulamaya konulması gerekmektedir.
    ABK olarak tüm bölgelerimizde erkânnamelerin uygulanmasını kolaylaştırmak için eğitim çalışmaları yapılacaktır.

    ERKANLARDA YAPILAN DÜZENLEMELER TEK TİPLEŞTİRMEYİ HEDEFLEMİYOR

    Alevi inancı, yolu, ibadet ve erkânları günümüze kadar “el ele el hakka” desturu ile gelmiştir. Gerek Alevi toplumunun yaşadığı göçler, gerekse sözlü ve yazılı kaynaklarında yaratılan karartmalar, Alevi toplumu arasındaki muhabbeti sekteye uğratmıştır. Bununla birlikte ocak ve dergâhlarda ibadetin yürütülmesindeki aksamalarda, yeni kuşaklara ritüellerin aktarılmasında sorunlar yaratmıştır.
    Tüm bunlara rağmen; özellikle, köyden kente Alevi inancının temel değerlerini taşıyan yaş gruplarında; inanç bu değerlere uygun olarak yürütülmektedir. Burada Aleviliğin sözlü ve yaşayarak aktarılma geleneğinin önemi büyüktür.
    Buradan yola çıkarak, gelecek kuşaklara erkânlarımızın ve ritüellerin sözlü aktarılmasında yaşanabilecek sorunları aşmak için; farklı ocak ve yörelerdeki erkânları yok saymadan, genel hatlarıyla ve yine ocakların kendine göre eklemeler ve düzenlemeler yapabileceği; ancak çatı ve temel değerler açısından örnek olabilecek erkânnamelerin hazırlanması; hazır olanların yayınlanması gerekmektedir.
    Erkanların uygulanması konusunda dayatma tutum ve anlayışı yerine; örnek çalışmalar hazırlanarak ve eğitimleri verilerek; geliştirici, kılavuzluk edici bir yöntem kullanılacaktır.
    İvedilikle üzerinde yoğunlaşılması gereken erkânnameler; HAKKA YÜRÜME erkânı ve CEM erkânı olmalıdır.

    CEM’LERDE ALEVİ DİLİ, FORMU KORUNMALIDIR

    Alevi ibadetinin temel unsuru CEM’dir. İnancının değerlerini yaşamının içinde ve her anında sürdüren Aleviler, yörelere göre en az yılda bir kez bir araya gelerek cem yaparlar. Günümüzde yaşadıkları mahallelerde ve köylerinde yaptıkları cemevleri ile bu “BİRLEME”nin olanakları artmış, Aleviler daha çok cem yapabilir olmuşlardır.

    Yöresel uygulama farklılıklarının yanı sıra; çerağ, dar, gülbank, deyiş, nefes, semah vb. unsurlar tüm ‘Süreklerde’ Cem’i oluşturan temel ritüellerdir. Aleviler yaşadıkları coğrafyalarda, farklı nefes ve deyişlerle; farklı enstrümanlarla; semahlar farklı dönerek ve farklı cem erkânları ile “Cem Birlemiş” olsalar bile; müziğinden sözlerine, erkanlarından, semahına; ortak bir formu kullanmışlardır. Belki de herkesin aradığı “öz” budur…
    Elbette, Dersim Kızılbaşlarının cem ritüelleri ile Tahtacıların, Balkanlarda, Babagan Bektaşilerin Cem formları, semahından, deyişlerine, diline farklılık gösterir. Lakin yalın bir gözle dahi bakınca ikisinin de ortak bir ‘göze’den beslendiğini görebilirsiniz.
    Günümüzde diğer erkânlarımız uğradığı, kentleşmeden ve göçlerden kaynaklanan hızlı deformasyon; Cem erkânına da yansımıştır. ‘El ele el hakka’ desturu ile yetişmeyen, Cem ve muhabbetlerle beslenmeden yetişen ve pişmeden hizmet yürütmeye kalkan; dede, pirler, analar; özellikle Sünni inancının mahalle baskısını taşıyamamış ve oldukça etkilenmişlerdir.
    Bölge çalışmalarımızı yürüten dede, ana ve pirlerimizin gözlemi; bazı cemevlerinde adeta temel ritüellerimizi yok sayan, görmezden gelen bir cem erkânına doğru uygulamaların evrilmesidir. Bu evrilme Aleviliğin, ‘Sürek bin bir, yol bir’ anlayışını aşan bir hale gelmiştir. Burada bizim temel yaklaşımımız; Farklılıklarımızı korumak, ancak temel formun bozulmasına da göz yummamak olmalıdır.
    Buradan yola çıkarak ortak değerlerimize uygun bir cem erkânı hazırlanması gerekmektedir. En azından, herhangi bir art niyet taşımadan, ama yeterince kaynağa bilgiye, muhabbete ulaşma olanağı bulamadan yola hizmet veren genç kuşak dedelerimizin bulundukları Cemevleri ve bölgeler açısından acil bir ihtiyaç haline gelmiştir. Cem erkanı hazırlanması için Eren YILDIRIM dede ve Nurettin GEDİKOĞLU dede’nin yer aldığı bir çalışma komisyonu kurulmuştur. Bu komisyonun bölgelerde ve ocaklarda yapacağı çalışmalar Alevi Bektaşi İnanç Kurulunda görüşülerek tamamlandıktan sonra, hazırlanacak olan Cem erkânnamesi hızla cemlerimize gönderilmelidir.
    KURBAN, ALEVİ İNANÇ VE İBADETİNİN KUTSALLARINDAN BİRİDİR

    Alevi ibadetlerini hemen hemen tümünde yerine getirilmesi gereken hizmetlerden birisi de Kurban hizmetidir.
    Kurban hizmeti de Alevilik inancının kadim geleneklerinde biridir. Kişinin niyetine, ihtiyacına bağlı olarak birçok nedenle kurban kesilebilir. Birlik, görgü, dar vb. Cemler ile; asker, kavuşma, çeşitli dilekler için adak kurbanları inancımızın bir parçasıdır.
    Kurban Aleviler için Hakka yakınlaşmanın yoludur/gereğidir. Hakka yakınlaşmak için ‘Cemal cemale’ gelmek ve lokmalarını paylaşmak gerekir. Tüm Alevi ibadetleri cemal cemale gelinerek yapılır. ‘Cemal cemale’ gelmek ve bir ‘engür tanesini’ paylaşabilecek inceliğe ermek inancımızın temellerindendir. Bu nedenle aslında her lokma bir kurbandır. Kimi zaman bir koç kurban edilebileceği gibi, kimden ne geldiği belli olmayan o hak kazanına bir elma da kurban olarak kabul edilir. Bu hizmet sadece bir canlı hayvan kurban etmek şeklinde algılanmamalı; bir hastaya, ihtiyacı olan bir cana veya bir yakınına, bir cemevimize maddi yardım etmek; bir öğrencinin eğitimine katkı sunmak ve bazen de bir lokmayı bir canla paylaşmak da kurbandır.
    Alevilikte her ibadetinin bir zahiri (görünen) bir de batini (içsel- görünmeyen) yönü vardır. Pirlerimiz, rehberlerimiz ibadetimizi şekillerle sınırlandırmadan kadimden günümüze kadar getirmişlerdir. Bizlerde günümüzde Kurban hizmetini yerine getirirken bu şekilcilikten, israftan, doğaya ve canlılara zarar verici boyuta ulaşmasından kaçınarak, her canımızın kendi vicdanı ile bu hizmeti farklı biçimlerde de yerine getirilebileceğini ifade etmeliyiz.

    Bu değerlere sahip çıkmak ve Aleviliğin kadim erkânlarından biri olan Kurban hizmetini, israftan kaçınarak ve paylaşıma denk düşen bir şekilde yerine getirmek inancımıza uygun bir hizmettir olacaktır.

    KURBAN BAYRAMI VE ALEVİLER

    Alevilikte kurban geleneği, Kurban Bayramını içselleştirip, bütünleşerek günümüze gelmiştir. Kaynağını sadece Sünni İslam geleneğine bağlamak yersizdir. Alevilerin Ramazan orucunu tutmaması nasıl Aleviliğin İslam’la ilişkisini koparmıyorsa; Kurban Bayramını kutlaması da, Aleviliği salt İslam’la anlamamızı sağlamaz.
    Diğer yandan Bayramların, birleştirici, yakılaştırıcı, barıştırıcı rolü Alevilik inancının rıza şehrine uygun değerler taşımaktadır. Aleviler Kurban bayramını, başta ailesinin, yakınlarının ve tüm dünya halklarının barışına, esenliğine katkı sunacak dilek ve hizmetlerle yerine getirmelidir.

    12 İMAM ORUCU ALEVİLER İÇİN ÖNEMLİ BİR İBADETTİR

    12 imam orucu, Adem’den bu yana cümle Nebilerin yerine getirdiği bir hizmettir. İnsanın kendi iç benliğine yönelmesi, yanlışlarını-doğrularını görmesi, kısaca özünü dara çekmesi sonucu; doğruya, güzele, iyiye yönelmesine davet eder.
    Bununla birlikte başta İmam Hüseyin olmak üzere; insanlık değerlerine bağlılığın, zalime karşı olmanın, mazlumun yanında olmanın timsali olarak gördüğümüz On iki imamların şehadetlerinden dolayı; aynı zamanda bir yastır.
    Yas günleri; oruç ve diğer ibadetlerin Aleviliğin özüne, değerlerine uygun olarak yerine getirilmesi; şekle düşülmemesi için ABK olarak çeşitli uygulama, muhabbet, yayın ve açıklamalar ile rehberlik yapılmalıdır.
    Diğer yandan 12 imam orucunun hicri takvime göre her yıl değişen bir günde tutulması gerçeklikle örtüşmemektedir. İmam Hüseyin’in Kerbela’da şehadet tarihi olan 10 Ekim baz alınarak yeni ve değişmez bir tarih belirlemek için Avrupa Alevi İnanç kurulu ile de yan yana gelerek bir çalışma yapılmalıdır.

    DERGAHLARIMIZI GERİ İSTİYORUZ

    Serçeşmemiz olan Hacı Bektaş Dergahımız başta olmak üzere tüm dergahlarımıza el konulmuş; dergahların çoğu yıkılmış; ayakta olanlarında önemli bölümleri yok edilmiş ve zorla dergahlarımıza cami yapılmıştır.
    Hacı Bektaş Veli Dergahı, “müze” değil Alevi inancının kalbidir. Serçeşmesidir. Dergahın ibadete kapalı olması Alevi inancına vurulmuş ağır bir darbedir. Alevi örgütleri ve diğer Alevi kesimlerinin de yıllardır dile getirdikleri talepler doğrultusunda Hünkarı Pir Hacı Bektaş Veli Dergahı ve yine el konulan Şahkulu, Karaağaç gibi tüm Alevi Dergahları ve kurumları; gerçek sahibi olan Alevilere devredilmelidir.

    ÇOCUKLARIMIZIN ASİMİLASYONUNA RAZI OLMAYACAĞIZ, SESSİZ KALMAYACAĞIZ

    12 Eylül faşizminin çocuklarımıza dayattığı zorunlu din dersinin kaldırılmasını talep ediyorken; şimdi Sünni İslam’ın öğretildiği onlarca dersle karşı karşıyayız. Üstelik bilimsel, akılcı bir eğitimden de vazgeçilerek, çocuklarımıza Cihat’ın öğretildiği, şeriatçı bir eğitim düzenine hızla geçildiğini görüyoruz.
    AKP’nin temsilcileri Televizyonlarda açık açık; “biz yeni bir devlet kuruyoruz” diyorlar. Hepimiz bunun farkındayız! Söz ettikleri bu devlet, dine dayalı bir şeriat devletidir. Geçmişte bizleri niyet okumakla suçlayanlar, -ne acıdır ki- artık bu ülkede demokrasinin, adaletin kalmadığını yaşayarak öğreniyorlar.
    Biz Alevi toplumu olarak; bu ülkeyi yönetenleri, bir an önce; Toplumsal huzuru bozmaya yönelik faaliyetlerden; ayrıştırıcı, kindar bir dilden ve çocuklarımızı okullarda asimile etmeye çalışmaktan vazgeçmeye davet ediyoruz.
    Bu ülkede toplumsal huzur; siz herkesi susturduğunuzda değil, aksine; ifade özgürlüğü olduğunda; tüm özgürlükler sizin yasaklarınızdan kurtulduğunda; savaş değil barış olduğunda; sizin gibi düşünmeyenleri, sizin gibi inanmayanları da kabullenebildiğinizde gelecektir.
    Çağdaş bilimsel bir eğitim; vicdanı terk etmemiş bir adalet; ülkede ve bölgede barış ve bir arada yaşamın temellerini kuracak özgür toplum, hepimizin geleceğidir.

    ALEVİLERİN TALEPLERİ: EŞİT YURTTAŞLIK; ÜLKEDE VE DÜNYADA BARIŞTIR

    Toplumsal barış, adalet ve kardeşlik; Eşit yurttaşlık; inanç ve ibadet özgürlüğü, yasakların olmadığı demokratik bir düzen Alevilerin tüm insanlık için talepleridir.
    Öte yandan Bizim inancımıza, ibadethanemize karışmaktan ve bize Aleviliği öğretmeye çalışmaktan vazgeçilmelidir. Alevilerin ibadeti Cem’dir; İbadethanesi Cemevidir. Artık bunların tartışılması yersizdir.
    BU GÖRÜŞLER ÇERÇEVESİNDE;

    Alınan kararların yerine getirilmesi için Alevi örgütleri ile birlikte çalışmaların yürütülmesine; erkânnamelerin ivedilikle hazırlanmasına, ilgili komisyonların oluşturulması ve çalışmalara başlanmasına; eğitim çalışmalarının tüm bölgelere yayılarak devam edilmesine ve yaygınlaştırılmasına; PSAKD’nin Gümüldür’de yapacağı Gençlik kampına ABK yönetiminin katılarak hizmet yürütmesine ve bir sonraki inanç kurulu toplantısının İSTANBUL’da yapılmasına karar verildi.

    HABER MERKEZİ

  • HBVAKV Genel Sekreteri Karahalil: Cemevlerini eğitim kurumları haline getirmeliyiz-VİDEO

    HBVAKV Genel Sekreteri Karahalil: Cemevlerini eğitim kurumları haline getirmeliyiz-VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Anadolu kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Sekreteri Seyit Karahalil, eğitim müfredatında yapılan değişiklikleri, dergahlara el konulmasını ve eğitimciler Gülmen ve Özakça’nın açlık grevini PİRHA’ya değerlendirdi. Karahalil, ülkenin adım adım muhafazakarlaştığını belirterek, cemevlerinin eğitim kurumlarına dönüştürülmesi gerektiğini kaydetti. 

    HABERİN VİDEOSU

     

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı  Genel Sekreteri (HBVAKV) Seyit Karahalil, eğitim müfredatındaki değişiklikleri PİRHA’ya değerlendirdi. İnsanların sürekli şeriatla karşı karşıya olduğunu belirten Karahalil, gittikleri her yerde selamın aleyküm ile karşılaştıklarını, merhaba kelimesini kullanmanın bile zor olduğunu söyledi.

    “AKP’Lİ ÇAMLI KENDİNİ KAYBETMİŞ DURUMDA” 

    TBMM Milli Eğitim Komisyonu’nun AKP’li üyesi Ahmet Hamdi Çamlı’nın, “Cihat bilmeyen çocuğa matematik öğretmenin faydası yok” sözlerini hatırlatan Karahalil, “Oysa ağzından çıkan o cümlelerin bile birer matematiği ifade ettiğini bilemeyecek kadar kendini kaybetmiş durumda” dedi.

    “HİÇBİRİSİNİN HESABI YAPILMIYOR”

    Karahalil, farklı inançlara mensup çocuklara verilen zorunlu din dersi yetmiyormuş gibi bir de cihatın öğretilmeye çalışılmasıyla ülkenin adım adım şeriata doğru sürüklendiğini ifade etti.

    Çocukların okullarda maruz kaldıkları eğitimle psikolojik ve ruhsal bozukluklar yaşadıklarına vurgu yapan Karahalil, şunları belirtti:

    “Bir Alevi çocuğunu düşünün, annesinin babasının ibadeti, davranışları, doğaya ve insana bakışları bambaşka ama okula geldiği zaman oradaki öğretmenin öğrettikleri bambaşka. Peki bu çocuk ileriki  yaşlarda nasıl bir psikolojik yapıyla karşı karşıya kalacak. Bunların hiç birisinin hesabı yapılmıyor.”

    “ÜLKE ADIM ADIM MUHAFAZAKARLAŞIYOR”

    Ülkenin adım adım muhafazakarlaşmaya doğru gittiğinin altını çizen Karahalil, Aleviler olarak herkesin özgürce inancını yaşamasını istediklerini kaydetti. Karahalil, evde çocuklarına kendi inançlarını bile dayatmazken, okullarda İslami şeriatın aşılanmaya çalışıldığını söyledi. Bu duruma sadece Alevilerin değil bütün insanların duyarlılık göstermeleri gerektiğini belirten Karahalil, “Çünkü en iyi eğitimi verecek, ahlakı verecek olan ailenin kendisidir. Bir başkası benim çocuğuma ahlak dersi veremez. İslamiyet dersi veremez, hele hele cihat dersi hiç veremez. Cihat kelimesi zaten kendi başına bir korkunç ifadeyi ortaya koymaya çalışıyor” şeklinde konuştu.

    “ÖRGÜTLENMEDE ZAYIFIZ”

    Aleviler olarak çocuklara alternatif eğitimler yaratma konusunda yetersiz kaldıklarını söyleyen Karahalil, cemevlerinde eğitim veremediklerini, cemevlerinin içini yeterince dolduramadıklarını, ekonomik anlamda zayıf olduklarını kaydetti. Siyasi örgütlenmeyi bir adım da olsa öne çıkardıklarını ancak ekonomik örgütlenmeyi ihmal ettiklerini ifade eden Karahalil, “Ekonomik örgütlenme ile siyasi örgütlenmeyi at başı götüremezsek biz o cemevlerimizde eğitim kurumlarını oluşturamayız. Eğitim kurumlarını oluşturduğumuz zaman orada o dersleri verecek öğretmenlerimizi yetiştiremeyiz. Öğretmenlerimizin ücretlerini ödeyemeyiz” dedi.

    “DERGAHLARIMIZIN KAPILARI YÜZÜMÜZE KAPANDI”

    Kendi ülkelerinde inançlarını özgürce yaşayıp ifade edemediklerinin altını çizen Karahalil, 5- 6 Ağustos’ta Hacı Bektaş Veli anma etkinliklerinde dergaha girmelerine ve orada cem yürütmelerine izin verilmemesini de eleştirdi. “Dergahlarımızın kapıları yüzümüze kapandı” diyen Karahalil,m “Maalesef bu kapatmayı sadece devlet yapmadı. Oradaki belediye başkanı kendi insanımız olmasına rağmen bu kapıları bize açmadı. Gelip bir merhaba bile demedi. Biz böyle bir handikapla karşı karşıyayız.”vurgusunu yaptı.

    “CEMEVLERİ EĞİTİM KURUMLARINA DÖNÜŞMELİ”

    Tek yolun cemevlerini eğitim kurumlarına dönüştürmek olduğunu vurgulayan Karahalil şunları belirtti:

    “Devasa binalar yapıyoruz ama devasa binaları maalesef sadece cem ve cenaze işleri için kullanıyoruz. Oysa oralarda eğitim verme olanakları var. Ne olursa olsun bu eğitimi çocuklarımıza verebilmeliyiz. Gençlerimizi bu eğitimle yetiştirebilmeliyiz. Sadece bunu inanç anlamında söylemiyorum. Ekonomik anlamda, felsefe anlamında, tarih anlamında, Türkçe anlamında söylüyorum. Bütün dersleri biz çocuklarımıza orada vermenin yollarını aramalıyız. Bunu tek başımıza yapamayız. Bütün Aleviler bir araya gelmeli, bu konuda sorun masaya yatırılmalı ve çözüm üretmeliyiz. Bu işin altından ancak böyle kalkabiliriz diye düşünüyorum.”

    “BEDENLERİNİ O SOĞUK ZEMİNDEN KALDIRIP AYAĞA DİKMELİYİZ”

    Konuşmasında tutuklu olarak açlık grevine devam eden eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’ya da değinen Karahalil, “Bu sırf işlerini kaybettikleri için değil bu zulme başkaldırdıkları için bedenlerini ölüme yatırdılar. Biz ülke halkı olarak ayağa kalkmalıyız. Onların yanında yer almalıyız, onların bedenini yatırdıkları o soğuk  zeminden kaldırıp ayağa dikmeliyiz. Tek yapmamız gereken bu. Onların ölümlerine göz yumarsak yarın bizim ölümlerimizi bekleyecek kimse bile kalmayacaktır” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Alevi yurttaşlar İlarslan ve Yılmaz: Zorunlu din dersi boykot edilsin-VİDEO

    Alevi yurttaşlar İlarslan ve Yılmaz: Zorunlu din dersi boykot edilsin-VİDEO

    PİRHA-Alevi dergahlarının Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanmasına tepki gösteren Alevi yurttaşlar Ali İlarslan ve Sevinç Yılmaz, dergahlarına giremediklerini ve Alevi inancının yok sayıldığını belirttiler. İlarslan ve Yılmaz, alevilerin çocuklarını zorunlu din dersine göndermemesi gerektiğini, gerekirse okulları boykot etmelerini istediler. 

    HABERİN VİDEOSU 

    Alevilerin kutsalları olan dergah ve türbelerin Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanmasına tepkiler gelemeye devam ediyor. Alevi yurttaşlar Ali İlarslan ve Sevinç Yılmaz Alevi dergahlarının devletin elinde olduğu için inançlarını yaşayamadıklarını belirttiler.

    “DEVLET DERGAHLARA GEREKEN ÖNEMİ GÖSTERMİYOR”

    Ali İlarslan, inancının yok sayıldığını vurgulayarak Alevi dergahlarının devletin elinde olduğu için inancını yaşayamadığını ve devletin dergahlara gereken önemi göstermediğini, dergahların bakımsız olduğunu kaydetti. Alevilerin yüz yıllar boyunca hiçe sayılıp korkutularak bugünlere gelindiğini belirten İlarslan ayrıca eğitim sisteminin gericileştirilmesine olan tepkilerini de dile getirdi.

    “EĞİTİM SİSTEMİ KEŞMEKEŞ”

    Türkiye’deki eğitim sisteminin keşmekeş olduğunu kaydeden İlarslan, Alevi çocuklarına din dersi eğitiminin zorla dayatılmaması gerektiğinin ve Alevilerin buna karşı direnmeleri gerektiğinin altını çizdi.

    “DERGAHLARIMIZA GİREMİYORUZ”

    “Bizim vergilerimizle cami yapılıyor, cemevine katkıda bulunulmuyor” diyen Alevi yurttaş Sevinç Yılmaz devletin dergahları Alevilerden aldığını, bugün Alevilerin dergahlarına giremediklerini, engellendiklerini kaydetti.

    “ZORUNLU DİN DERSİ BOYKOT EDİLSİN”

    Zorunlu din dersine olan tepkisini, “Zorunlu din dersi kaldırılmadı devlet bize haksızlık yapıyor. Aleviler artık çocuklarını zorunlu din derslerine göndermesinler. Gerekirse okulları boykot etsinler” sözleriyle dile getiren Yılmaz, herkese direnme çağrısı yaptı. Yılmaz şunları ifade etti:

    “Türkiye’de demokrasi diye bir şey yok. Kürtlere, Alevilere ve devrimcilere karşı zulüm var, baskı var. Direnmek lazım. Herkes kendi için direnmeli. Direnmeye çağırıyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • HBVAKV’nin Eski Genel Başkanı Geçmez: Alevi dergahları alenen işgal altında-VİDEO

    HBVAKV’nin Eski Genel Başkanı Geçmez: Alevi dergahları alenen işgal altında-VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın Eski Genel Başkanı Ercan Geçmez, Alevi dergahlarının alenen işgal altında olduğunu söyledi. Geçmez, “Bu işgal kimi yerde devlet tarafından yapılmış, kimi yerde bazı şahıslar tarafından yapılmış. Çorum Osmancık’da Diyanet İşleri Başkanlığı yüzyılların dergahını bir cami olarak işgal edip tahsis etti” dedi. 

    HABERİN VİDEOSU

     

    Türkiye’deki Alevi dergahlarının Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanarak işgal altına alınmasına Alevi kurumlarından tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Alevi dergahlarının işgal edilmesi ve dergahlara el konulmasına ilişkin Eski HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez Pir Haber Ajansına konuştu.

    “DERGAHLAR YÜZYILLARDIR İŞGAL ALTINDA”

    Alevilerin uğradığı en büyük hak kayıplarından Alevi inanç merkezi olan dergahların yüzyıllardır işgal altında olduğunu belirten Geçmez, “Bugün Hacı Bektaş Veli Dergahı içerisine yapılan cami Osmanlı devleti tarafından dergah işgal edildikten 200 yıl sonra yapılıyor. Ve bu cami dergahın içerisine konularak Alevileri terbiye etme meselesi başlıyor” diye konuştu.

    Türkiye’nin tek kurtuluşunun laik demokratik bir devletten geçtiğine inandığını belirten Geçmez, “İster Aleviler olsun ister Sunniler olsun devletli bir dinden kurtulmak için insanların kendi inancına sahip çıkması ve devletin elinden dini alması gerekiyor” dedi.

    “TÜRKİYE’DE SUNNİLER ÖZGÜR DEĞİLLER”

    Türkiye’deki Sunnilerin özgür olmadığını ve inançlarını devletin vermiş olduğu bir inanç doğrultusunda meydana getirdiklerinin altını çizen Geçmez, “Sunniler ötekilerin inanç haklarına şaşı gözle bakıyorlar. Alevi dergahları Alevilere teslim edilirse Alevilerin burada farklı şeyler yapacağını düşünüyorlar.”

    “DERGAHLARIMIZ KAPALI DA OLSA İBADETİMİZİ YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Ercan Geçmez, “Bizim için dergahlarımız değerlidir, kutsaldır ama biz dergahlarımız kapalı da olsa dergahın etrafındaki boşlukta cem yapıyoruz, türkü söylüyoruz, orada dergahımıza niyaz oluyoruz. Dilerim bir gün Türkiye herkesin hakkını teslim edecek bir noktaya gelir” dedi. (HABER MERKEZİ)

     

  • Hubyar Ocağı Dedesi Erdoğan Sezer: Dergahlarımız geri verilsin-VİDEO

    Hubyar Ocağı Dedesi Erdoğan Sezer: Dergahlarımız geri verilsin-VİDEO

    PİRHA- Hubyar Ocağı Dedesi Erdoğan Sezer, dergâhların Alevilere verilmesini istedi.  Hacıbektaş’tan seslenen Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Yönetim Kurulu Üyesi Erdoğan Sezer Dede, dün Hacıbektaş’ta cem olduklarını belirterek, “Dergâhlarımızdan ellerin çekilmesini haykırdık” dedi. 

    Haberin Videosu

    Sivas ve Çorum katliamlarını yerinde protesto etmek ve yaşamını yitirenleri anmak için Sivas’a ve Çorum’a giden oradan da Hacıbektaş’a giderek Cem tutan Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’ndan Hubyar Ocağı Dedesi Erdoğan Sezer, PİRHA’ya konuştu.

    Erdoğan Sezer Dede, dergâhların Alevilere verilmesini istedi.  Hacıbektaş’tan seslenen Alevi Bektaşi İnanç Kurulu Yönetim Kurulu Üyesi Erdoğan Sezer Dede, dün Hacıbektaş’ta cem olduklarını belirterek, “Dergâhlarımızdan ellerin çekilmesini haykırdık” dedi.

    Devletin kendi Alevisini yaratmasına karşı çıktıklarını hatırlatan Sezer, şunları kaydetti:

    “Dergâhlarımızın bize geri verilmesini, devletin kendisine göre Alevilik yaratmasına karşı olduğumuzu ve direneceğimizi açıklıyoruz. Bütün canlar da bunu bilsin ki eğer biz bir olursak, diri olursak, beraber olursak, hep bir ağızdan konuşursak dergâhlarımızın bize geri teslim edileceğine inanıyorum.”

    Eskiden cemevlerine kültür yeri deniliyordu” diyen Sezer, “Şimdi cemevlerimize suyu soruyorlar, elektriği soruyorlar, bazen araba veriyorlar. Bizleri bunlarla avutmasınlar. Biz avutulacak çocuk değiliz” dedi.   (HABER MERKEZİ)

     

     

     

  • Alevi İnanç Kurulu: Dergahlarımızdan elinizi çekin!

    Alevi İnanç Kurulu: Dergahlarımızdan elinizi çekin!

    PİRHA – Sivas ve Çorum anmalarından sonra Hacıbektaş’a giden ve Dergahın önünde bir açıklama yapan Alevi İnanç Kurulu bir basın açıklaması yaparak “Dergâhlarımızı geri istiyoruz” dedi. Açıklamayı okuyan Alevi İnanç Kurulu Başkanı Hüseyin Güzelgül “son Alevi can Hakka yürüyene kadar Aleviliğin asimile edilemeyecek” vurgusunda bulundu.

    Alevi İnanç Kurulu, Hacıbektaş Veli Dergahın önünde bir basın açıklaması düzenledi. Basın açıklamasına Alevi örgütü temsilcileri ve inanç önderleri de katıldı. Alevi İnanç Kurulu adına açıklamayı okuyan Alevi İnanç Kurulu Başkanı Hüseyin Güzelgül “Bugün burada ulu dergahmızın önündeyiz” diyerek şunları belirtti: “Alevilik inancı yüzyıllardır baskı görmüş, asimilasyona uğratılmaya çalışılmış, ibadethanelerimiz bizlere kapatılmıştır. Aleviler bedeli ne olursa olsun inancından, yolundan dönmeden bugüne gelmiştir. Tek bir Alevi Hakka yürüyünceye kadar Alevilik asimile edilemeyecektir.”

    “YOL ÖNDERLERİMİZİN REHBERLİĞİNDE YOLUMUZU SÜRDÜRECEĞİZ”

    “Aleviliğe müdahale ve saldırı günümüzde de devam etmektedir” diyen Pir Güzelgül “Geçmişte yolumuzun önderleri bize ne miras bıraktı ise, nasıl mücadele etti ise onların rehberliğinde bu yolu sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı.

    “YOL ERKANIMIZA SAHİP ÇIKACAĞIZ”

    Zorunlu din dersleriyle Alevi çocuklarının asimile edilmek istendiğini söyleyen Pir Güzelgül açıklamasına, “inancımıza, yol ve erkanlarımıza, ibadethanelerimize ve dergahlarımıza sahip çıkacağız” diyerek son verdi.