Etiket: dernek

  • Antalya’da Amasyalılar aşure lokmasında buluştu: Birliğimizi ve kültürümüzü yaşatıyoruz-VİDEO

    Antalya’da Amasyalılar aşure lokmasında buluştu: Birliğimizi ve kültürümüzü yaşatıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Antalya’da Merzifon Kayadüzü Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin düzenlediği aşure lokmasında birlik ve dayanışma mesajları verildi. Dernek Yönetim Kurulu Üyesi Kasım Tezcan, tüm faaliyetlerini üyelerin katkılarıyla sürdürdüklerini belirterek, “Kendi lokmamızı, kendi kazanımızı kendimiz kaynatıyoruz” dedi.

    Antalya’nın Muratpaşa ilçesindeki ASSİM İnovasyon Merkezi’nde gerçekleştirilen aşure lokması etkinliği, Arzuman Ocağı evlatlarından Yol Yürütücüsü Şehriban Mutluer’in okuduğu gülbenkle başladı. Program, Hüseyin Abdal Ocağı evladı Kulcan İlyas Şimşek’in seslendirdiği deyişlerle devam etti.

    “250’YE YAKIN ÜYEMİZLE FAALİYETLERİMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ”

    Etkinliğe ilişkin PİRHA’ya konuşan Merzifon Kayadüzü Kültür ve Yardımlaşma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Kasım Tezcan, derneğin 2004 yılında kurulduğunu belirterek şu bilgileri verdi:

    “Derneğimizi 2004 yılında kurduk. Bugün yaklaşık 250 üyemiz bulunuyor. Kurulduğumuz günden bu yana aktif şekilde faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Kahvaltı buluşmaları, aşure etkinlikleri düzenliyoruz. Ayrıca üniversite öğrencilerine burs desteği sağlıyor, yaklaşık 300 ilköğretim öğrencisine yönelik yöresel yemek etkinlikleri gerçekleştiriyoruz.”

    “ANTALYA’DA BİNE YAKIN AMASYALI YAŞIYOR”

    Antalya’da yaklaşık üç bine yakın Amasyalı nın yaşadığını ifade eden Tezcan, Kayadüzü köyünden ise yaklaşık 350 hanenin kentte bulunduğunu söyledi.

    “Düğünümüzde, nişanımızda, cenazemizde ya da herhangi bir etkinlikte birlik ve beraberlik içinde bir araya geliyoruz. Haberleşmemizi WhatsApp ve Facebook gruplarımız üzerinden sağlıyoruz.”

    “LOKMALARIMIZI KENDİ İMKANLARIMIZLA HAZIRLIYORUZ”

    Derneğin faaliyetlerini üyelerin aidatları ve gönül dostlarının katkılarıyla sürdürdüğünü dile getiren Tezcan, herhangi bir kurum ya da belediyeden maddi destek almadıklarını vurguladı.

    “Lokmalarımızı tamamen kendi imkânlarımızla hazırlıyoruz. Herhangi bir kurumdan ya da belediyeden katkı almıyoruz. Kendi lokmamızı, kendi kazanımızı kendimiz kaynatıyoruz.”

    Kayadüzü köyünde cemevlerinin bulunduğunu ve her yıl Muharrem orucunun tutulup aşure lokmalarının pay edildiğini hatırlatan Tezcan, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Dernekçilik karşılık beklemeden yapılan bir gönül işidir. Biz kimseden maddi bir beklenti içinde değiliz. Tek isteğimiz, insanlar etkinliklerimizde bizleri yalnız bırakmasın, yanımızda olduklarını hissettirsin. Önemli olan birlik ve beraberliğimizi güçlendirmek, kültürümüzü gelecek kuşaklara aktarmaktır.”

    PİRHA/ANTALYA

  • İnciraltı’nda ezgiler ve halaylar yükseldi: 29. Dersim Dernekleri pikniği gerçekleşti-VİDEO

    İnciraltı’nda ezgiler ve halaylar yükseldi: 29. Dersim Dernekleri pikniği gerçekleşti-VİDEO

    PİRHA- İzmir’deki Dersimliler, geleneksel piknik buluşmasının 29’uncusunda bir araya geldi. Doğaya yönelik saldırılara ve asimilasyon politikalarına dikkat çekilen etkinlikte, “birlikte mücadele” çağrısı yapıldı.

    İzmir Dersim Dernekleri tarafından düzenlenen 29. Geleneksel Piknik, İnciraltı Mesire Alanı’nda yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. “Doğamıza, dilimize, kültürümüze ve inancımıza sahip çıkıyoruz” şiarıyla düzenlenen etkinlikte, Dersimliler hem hasret giderdi hem de güncel sorunlara karşı ortak ses çıkardı.

    “VAHŞİ MADENCİLİK VE EKO-KIRIM EN BÜYÜK TEHDİT”

    Dersimliler Derneği adına konuşma yapan Aliekber Coşkun, metropollerde bir araya gelmenin ve dayanışmayı büyütmenin önemine değindi. Coşkun, Dersim başta olmak üzere bölgedeki ve Türkiye genelindeki ekolojik yıkıma sert tepki göstererek şunları söyledi:

    “Bingöl, Karlıova, Varto ve Şırnak gibi yakın coğrafyamızda maden faaliyetleri ve orman kesimleri son hız devam ediyor. Akbelen’den Kazdağları’na, Karadeniz’den Dersim’e kadar tüm coğrafyamız vahşi madenciliğe açılmış durumda. En büyük gündemimiz, bu faaliyetlerin yarattığı eko-kırım ve iklim krizidir. Gelecekte su kaynakları stratejik önem taşıyacakken, su kaynaklarımızın ve doğamızın talan edilmesine sessiz kalmayacağız.”

    Konuşmasında inanç ve dil üzerindeki baskılara da değinen Coşkun, Dersim’de tarikat yurtları ve çeşitli vakıflar aracılığıyla yürütülen faaliyetleri “sistemli asimilasyon” olarak nitelendirdi. Özellikle kadın cinayetleri ve şüpheli ölümlere dikkat çeken Coşkun, şu ifadeleri kullandı:

    “Gülistan Doku ve Esma Kılıçaslan. Bu cinayetler ve cinsel saldırılar, toplumsal yapımızın uğradığı asimilasyonun boyutlarını göstermektedir. Kamu görevlilerinin dahli ve toplumun bazı kesimlerinin bu olaylara alet olması, üzerinde derinlemesine düşünmemiz gereken bir yaradır.”

    “KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATACAĞIZ”

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Ali Kenanoğlu da etkinlikte kısa bir konuşma yaparak, halkların kültürünü, dilini ve inancını yaşatmak adına her türlü demokratik mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceklerini vurguladı.

    Konuşmaların ardından sahne alan sanatçı Hasan Ali Sezer, seslendirdiği türkülerle pikniğe renk kattı. Sezer’in ezgilerine eşlik eden katılımcılar, İnciraltı’nda uzun halay halkaları oluşturdu. Müziğin birleştirici gücüyle devam eden etkinlikte, Dersim kültürü ve sanatının yaşatılmasının önemi bir kez daha vurgulandı.

    PİRHA / İZMİR

  • Bir grup Alevi genç o dernekten ayrıldı: Alevilik çizgisinden sapıldı, şeyh mürit ilişkisi var

    Bir grup Alevi genç o dernekten ayrıldı: Alevilik çizgisinden sapıldı, şeyh mürit ilişkisi var

    PİRHA- 11 yıl önce Karabük Üniversitesi’nde örgütlenmeye başlayan Alevi gençler, Üniversiteli Alevi Gençler Derneği’ni kurdu. Yaklaşık 30 üniversitede örgütlenen dernek, Alevilik çizgisinden sapmaya başlayınca, farklı bir örgütlenmeye doğru evrilince derneğin kurucusu ve örgütleyicisi 10 kişi dernekten ayrıldıklarını açıkladılar. Gençler endişeyle, “Kendi elimizle bir canavar yaratmış hissediyoruz, kirli ilişkiler var, iş tamamen zıvanadan çıktı. Son olarak AKP’nin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı ile görüştüler. Alevilik çizgisinden sapıldı” diyerek, bu derneğe katılmama yönünde çağrı yaptılar. 

    Son yıllarda adından söz ettiren Üniversiteli Alevi Gençler Derneği, 2013 yılında yaklaşık 20 kişi tarafından kuruldu. Önce Karabük Üniversitesi’nde örgütlenmeye başlayan gençler, daha sonra 25-30 üniversitede örgütlendiler. Her yıl eğitmen eğitimi de yapılarak örgütlenmenin genişletildiği dernekten, geçen yıllarda birçok genç ayrıldı.

    Gençler, derneğin mevcut yönetimini eleştirerek, derneğin amacından saptığını, vizyon ve misyonundan koptuğunu, bu nedenle dernekle son yıllarda duygusal ve fiziksel hiç bir bağlarının kalmadığını duyurmuştu.

    Ayrılan gençler, Üniversiteli Alevi Gençler Derneği’nin kuruluşunda ve yönetiminde, hemen her kademesinde görev almışlar. Ayrılan gruptan 6 gençle derneğin nasıl kurulduğunu, nasıl örgütlendiklerini ve derneğin şu an nasıl bir çizgide devam ettiğini, kendi deyimleriyle derneğin ne zaman, nasıl sapmaya başladığını şeffaf bir şekilde konuştuk.

    PİRHA- Üniversiteli Alevi Gençler Derneği, ne zaman, kimler tarafından nasıl kuruldu?

    Hasan A: Dernek ilk etapta 2013 yılında birkaç Nusayri Arap Alevisi, geri kalanları da Anadolu Alevilerinden oluşan bir grup arkadaş tarafından kuruldu. Aslında bu arkadaş grubu geçmişten beri birbirini tanıyan bir grup. Gruptaki H.A’nın Erasmustan kalan parasını kullanarak bir küçük minibüs tutup, Hacıbektaş’a gidilmesi ile ilk ışık, ilk start verildi.
    2013 yılının sonlarına doğru artık yavaş yavaş ilk etapta Karabük içerisinde, çevredeki eş dost, yeni arkadaşlarla tanışma yolunu izleyerek, benim de dahil olduğum grup oluşturuldu. Kararlılık içerisinde kendi aramızda toplanıp, muhabbet edip, bağlama çalıp, türkü söyledik. Kendi aramızda oluşturduğumuz bir topluluktu aslında ilk etapta.

    PİRHA-  Ne oldu, nereden esti de böyle bir dernek kurma, örgütlenme fikri aklınıza geldi? İlk kıvılcım nasıl oldu?

    Hasan A: İşin dernekleşme kısmı daha sonra gerçekleşti. Ancak ilk etapta Karabük gibi bir yerde çevrenizde sizden olan insanları bulmak, sizden olan insanlarla birlikte hareket edebilmek istersiniz. Çünkü bizim bulunduğumuz bölgelerde cemaatler aşırı derecede etkindi. Üniversiteyi yeni kazanan bütün öğrencileri otogarlarda karşılayarak, onları asimile etmek, kendi içlerine almak için çabalıyorlardı. Her birinin yurtları, evleri vardı. Bunları çok uygun fiyatlara, özellikle gariban öğrencilere sunarak, birçok Alevi gencini de aynı şekilde cemaat yurtlarına çekmişlerdi. Buna bir tepki olarak birkaç arkadaşın bir araya gelip bir dayanışma içerisine girmesi ile ilk kıvılcım başladı. İlk etapta, hemen başlayalım, bütün ülke çapında bir oluşum oluşturalım gibi bir hedefimiz yoktu. Daha sonra ihtiyaç olduğunun zaten farkındaydık. Daha net bir kanaat getirince F.Ç”nin oluşturduğu iskelet ile aslında gerekli çalışma yapıldı. Ve Türkiye çapında en son 33 üniversiteye kadar çıkıldı.

    Faruk.Ç: Aslında sormuş olduğunuz soru kuruluş amacımızı kapsayan bir soru. Biz bu alanda yazılı çalışmalar da yapmıştık. Üniversitede o zaman Fethullah (Gülen)  yapılanması çok fazlaydı. Öğrencileri direkt o kişiler karşılıyordu. Biz de zaten kendi Alevi kurumlarımıza kızmış olduğumuz için, bu kadar yapı olmasına rağmen bu derneklerde bütçe olmasına rağmen neden Alevi yurtları olmaz sorusunu soruyorduk o zamanlarda. Bunu tartışmaya başladık. Alevi öğrencileri gitmiş oldukları yerlerde yalnızlar ve hiç kimse onları karşılamıyor. Tamam ailelerimiz sosyal ekonomik durumları orta seviyede olsa da çocuklarını okutmak için elinden geleni yapıyor. Ancak bizim derneklerimiz vakıflarımız  bunu düşünüyor mu? Tabii ki bunu düşünmüyor! Yani biz burada aslında bir nevi onun fedakarlığını almaya çalıştık.
    Burada zaten 4 maddeden oluştu alanımız.

    Bir: Gelen öğrencilerin okuldaki yurt barınma sorunu çözmek,
    İki: Üniversiteye öğrenciler kayıt olduktan sonra burs imkanı sağlamak
    Üç: Bu öğrenci arkadaşlarımıza staj imkanı sağlamak,
    Dört: Staj imkanı bulduktan sonra iş imkanı sağlamak.

    Çünkü biliyorsunuz bu Fethullah Gülen yapılanması yüzünden, Aleviler özellikle üniversitelerden mezun olduktan sonra kendi alanlarında devlette iş bulamama, işsiz kalma sorunlarıyla uğraştı. Biz bu noktada biraz ileriye geldikten sonra Alevi iş adamları ile nasıl kontak kurabiliriz ve yapılanmamızda bulundurmuş olduğumuz kişilere iş imkanı sağlayıp, o Alevi iş insanlarıyla, iş adamları ile çalışmasını nasıl sağlayabiliriz üstüne bir çalışma yürütmeye çalışıyorduk aslında.

    Hasan A.: Bunların yanında bizim temel hedeflerimizden biri de şuydu: Aleviliğin temel normlarını anlatmak. Temelde Alevilik nedir, Yol nedir, bunları insanlara anlatıp basit bir düzlemde öğretip, daha sonra kendi pirlerine, dedelerine kendi ocaklarına sahip çıkmalarını sağlayabilmekti amacımız. İnançsal boyuttaki amacımızdı.

    PİRHA- Peki Alevilikle ilgili yeterli bilgiye sahip miydiniz?

    Faruk Ç.: Şimdi o noktaya şu şekilde gireyim. Bizim yaptığımız Aleviliği öğretmek değil. Çünkü biz baştan beri kurulurken alanımız kolektif bir yapıydı. Kolektif yapı dediğimiz şey sadece Anadolu Alevilerinden oluşmayan, -yani ilk başta Anadolu Alevi ağırlıklıydı- içimizde Nusayri (Arap)Alevileri de vardı, Caferi olan kişiler de vardı. Bizim amacımız, Alevilik noktasında kendi içimizde ayrım olan şeyleri aydınlatabilecek kişileri sempozyumla ağırlayıp, kişilerin bilgi almasını sağlamaktı. Zaten ‘size şunu anlatalım, bunu anlatalım’ anlamında yapmadık bunu. Ama sonradan ne oldu? H.A. arkadaşımızın dalavereleriyle ‘pire bağlanmamız lazım’ girişimleri, diğer arkadaşları yok sayarak alana alıp götürmüş olması var. Oysa bizim dernek kuruluş amacımız kolektif bir yapı olması.

    Hasan A.: ‘Biz Aleviliği öğrettik’ anlamı çıkmasını istemem kesinlikle! İnsanlarla yaptığımız toplantılarda sadece söylediğimiz şuydu: Birilerinin sizi kullanmasını değil de kendi atanızdan, dedenizden, ocağınızdan gördüğünüze dönüp bakın. Yolumuz budur. Burada herhangi bir öğretici pozisyonuna geçmek gibi bir niyetimiz, misyonumuz yoktu. Ne de bunu yapabilecek bir ortamdaydık. Çünkü F.Ç’nin de bahsettiği gibi Nusayri arkadaşlarımız da vardı, Caferi kökenli arkadaşlarımız da vardı. Nusayrilerde dedelik, ocak kavramı yok. Onların tamamen kendilerine has oluşturmuş oldukları bir kültürü var. O insanlara ‘hadi gelin siz de bunları bu şekilde yapın’ diye bir şekilde ilerlememiz zaten mümkün olmazdı.

    Faruk Ç.: Bizim her yıl Hacıbektaş’ta yaptığımız bir sempozyum oluyordu. En son kaçıncısını yaptık hatırlamıyorum ama ben 4 kez olanını hatırlıyorum. Orada biz inançta yetki sahibi kişileri ağırlıyorduk. Alevilik konusunda bilinç sağlamak hedeflerimizden bir tanesiydi ama bunu kendi başımıza yapmıyorduk. Önde gelen insanlar üzerinden, bilgi sahibi olması açısından sempozyum olarak yapıyorduk. Aslında tam üniversite öğrencilerine yaraşır bir şekilde alanı götürmeye çalışıyorduk.

    “ÜNİVERSİTELERDEKİ BÜTÜN KOLEKTİF YAPILARI DAĞITTILAR, ADIYAMAN’DA TOPLULUK KURMA ÇABASI VAR”

    PİRHA- Üniversiteli Alevi Gençler Derneği’nin merkezi nerede? Şubeleri var mı? Hangi şehirlerde daha çok faaliyette?

    Hasan A.: Arkadaşlar derneğin merkezini Maraş Elbistan’a çekti. Şu anda üniversitelerdeki bütün kolektif yapıları dağıttılar. Arkadaşlar üyelik sistemine geçtiler. Gördüğüm kadarıyla Adıyaman’da bir topluluk kurma çalışması yürütüyorlar. Onun dışında sadece üyelik sistemi ile normal bir dernek şekline büründürdüler.

    PİRHA- Şu an derneğin kaç üyesi var? Örgütlenme biçimi nasıl oldu? Sadece üniversitedeki Alevi gençler mi örgütleniyor? Dernekte başka inançtan insanlar da bulunuyor mu?

    Hasan A.: Burada bulunan arkadaşlar olarak belirli bir süredir içlerinde bulunmadığımız için resmi üyelerinin kaç kişi olduğuna dair bir bilgimiz yok ama öngörümüzü sorarsanız çok da fazla bir üyesi olduğunu düşünmüyoruz. Herhalde 30 ya da 50 kişi kadar üyeleri vardır diye tahmin ediyorum.

     Ronay Y.: Hasan A.’nın bahsettiği nokta resmi dernek üyeleri ama bizim üniversitede çalışan arkadaşlarımız derneğe resmi bir üyelik yapmasa da bizimle beraber yol sürebiliyorlardı.

     Hasan A. : Geçmişte herhangi bir resmi üyelik değil de üniversitedeki temsilci gibi oluyordu. Çünkü biliyorsunuz günün sonunda bir fişlenme korkusu da oluyor insanlarda. Bu fişlenmelere mahal vermemek adına insanlar istemiyor. Tabii isteyen kişiler gelip dernek üyesi de olabiliyordu.

    “3 BİN 500 KİŞİYİ BULDUĞUMUZ OLDU”

    PİRHA- Aslında benim öğrenmek istediğim bu dernek etrafında ne kadar öğrenci toplandı?

    Faruk Ç. : Karabük’te 200 kişilik bir toplantı hatırlıyorum ben. Yani Karabük’te 300’ü geçtiğimiz sayılar da oldu. Diğer derneklerde de eğitmen eğitiminden sonraki örgütlenmelerde yüzlü sayıları bulan örgütlenmelerimiz oldu. Yani bir ara ben kaba bir hesap yaptımda yaklaşık 3500 kişiyi bulduğumuz zaman oldu. Ama bu zaman içinde artma ya da azalma gösterebiliyordu.

    “40-50 BİN KİŞİ DERNEKLE TEMAS ETMİŞTİR”

    Çetin P.: Derneğin kuruluş ve lağvedilen sürece varana kadar 40-50 bin kişi rahat bu dernek ile üniversitelerde temas etmiştir.

    PİRHA- Hepsi Alevi miydi?

    Çetin P. : Evet evet yüzde 99.9, hepsi Alevidir.

    PİRHA- Acaba sadece üniversiteli Alevi gençler mi bu derneğin etrafında toplandı?

    Çetin P.: Evet bütün çalışma alanlarımız üniversitelerdi. Yani dışarıda aktif faaliyet yürütmedik.

    PİRHA- Peki örgütlenmede ne kadar kadın arkadaşınız vardı?

    Çetin P.: Erkeklerden daha çoktu. Kadınlar erkeklerden daha faydalıydı.

    “DEDELERİMİZ GELDİĞİNDE TOPLANTIMIZA DIŞARIDAN ARKADAŞLAR DA KATILIYORDU”

    PİRHA- Mesela Alevi genç bir işçi size, derneğe sempati duyuyor muydu? Var mıydı öyle bir şey?

    Faruk Ç.: Biz eğitmen eğitimi yapmadan önce bir form yayınlarız internette. Zaten daha önceden ayarlamalarını yapmışızdır. O formda deriz ki ‘oraya gidecek öğrencilerin konaklamasından yeme içmesine, ulaşımına kadar hiçbir şeyini elletmeyiz, kendi bünyemizde bulunan parayla bunu hallederiz.’ Arkadaşlar bize o formu doldururlar. Çeşitli üniversitelerden orada açık sorularımız da vardır. Mesela Kerbela hakkında ne düşünüyorsunuz? Sonra o formlar doldurulduktan sonra bir değerlendirme ekibimiz var. Değerlendiririz ve kişileri seçip telefonla ulaşırız. Sonrasında eğitmen eğitimine davet ederiz. Eğitimdeki oturumlarımıza girdikten sonra örgütlenmeye o üniversitenin temsilcisi olarak başlamış olur. Gidişatımız bu şekilde. Onun için gelen formlarda Alevi olduğunu kesinleştirmiş olduğumuz, cevaplarını okuduktan sonra emin olduğumuz kişilerle eğitime başlarız.
    Dışarıdan insanlar tabii ki bulunurlar. Mesela ben Konya temsilcisiydim. Evet bizim toplantı aldığımız dönemde işçi arkadaşlar da geliyordu, dışarıdan insanları da toplantılara dahil edip kendi içimizde sohbetler ediyorduk. Mesela dedelerimiz geliyordu. Onlarla sohbet ettiğimizde tabii ki insanlar da katılıyordu toplantılarımıza. Ama dernek yapısı içerisinde tamamen gençler olarak eğitim alanlar genelde üniversiteli gençler. Temsilcilik tamamen öğrenciler olarak açılmıştı.

    “SERT CEVABIMIZ OLMUŞTU”

    PİRHA- Başka inançtan insanlar da dernekte bulunuyor muydu ve örgütlenmeye, etkinliklerinize katılıyor muydu?

    Faruk Ç.: Nazilli’deki eğitmen eğitimi sırasında bir arkadaş katılmış ve demişti ki Sünni olarak içinize katılmak istiyorum.’ Bu eğitimler 3 günlük eğitimlerdi. Orada bizim haberimiz olmadan bir arkadaş kendi üniversitesinden bir arkadaşını getirerek ‘yaptıklarınızı çok beğendim ben Sünniyim ama sizi çok severim. Sizin göremediğiniz şeyler olabilir. Ben size katkı sağlamak istiyorum’ demişti. Benim o gün orada vermiş olduğum cevabı herkes duymuştur. ‘Yani sen bize dağları mı vaadettin? Biz neyi göremiyoruz da sen bize neyi göstereceksin, ne bulacaksın? Kendinize şükür ettirme edebiyatın nedir?’ gibisinden sert cevabımız olmuştu. Kesinlikle öyle bir şey olma ihtimali yok. O günkü eğitmen eğitiminde vermiş olduğumuz cevapta da açıktır bu. Öyle aramıza dışarıdan, başka inançtan birilerinin girip bize şekil vermesi gibi bir olay kesinlikle olamaz.

     “ŞİİLER YEREL TOPLULUKTA VARDIR AMA YÖNETİMDE HİÇ BİR ZAMAN BULUNMADILAR”

    PİRHA-  Son zamanlarda farklı durumlar yaşanıyor. Aranızda ne kadar Şii-Caferi vardı?

    Hasan A.: Aleviler dışında herhangi biri ne yönetim kadrosunda ne temsilcilikler bazında kesinlikle bulunmuyordu.

    PİRHA- Yani Şiiler de mi bulunmadı?

    Hasan A.: Yok, kesinlikle.

    Çetin P.: Sorduğunuz sorunun karşılığı şu: Nusayri ile Şiilik arasında çok büyük farklar var. Onu siz de biliyorsunuzdur muhtemelen. Yerel topluluklarımızda vardı ama temsilcilik ya da yönetim kademelerinde hiçbir zaman bulunmadılar.

    “AMACIMIZ; YURT SORUNUNU ÇÖZMEK, YOKSUL ÖĞRENCİLERE BURS VE İŞ BULUNMASINI SAĞLAMAKTI”

    Faruk Ç.: Aslında Şii taraftarı olanlar da vardı. Şöyle bir şey diyeyim. Kolektif bir yapı olduğumuz için insanların Sünni, Caferi, Alevi olup olmadığına bakmıyorduk. Aramızda da bunu kullanmıyorduk zaten. Kolektif bir yapıydık. Bizim amacımız fayda sağlamaktı, ortak kanımız buydu.

    PİRHA- Nasıl bir faydaydı bu?

     Faruk Ç.: Yurt sorununu çözmek, fakir olan öğrencilere burs sağlamak, staj imkanı ve Alevi iş insanları sayesinde iş bulmasını sağlamak.

    “ÖRGÜTLENMEDE MEDYA AYAĞINI ETKİN KULLANDIK”

    PİRHA- Peki öğrenciler/gençler size ulaşabiliyor muydu? Ulaşmak istediğinde nasıl bir yöntem izliyordu ya da siz mi o insanlara ulaşıyordunuz? Nasıl örgütlendiniz?

    Hasan A.: Örgütlenme aşamasında sosyal medya ayağını etkin olarak kullandık. Çevremizde bulunan arkadaşlar ve üniversitede arkadaş muhabbetinde bize herkes  istedikleri anda ulaşabiliyordu.

    Çetin P.: Mesela şöyle bir örnek vereyim: Benim yakın çevremden bir öğrenci üniversiteyi kazandı. O süreçte gideceği üniversiteden kiminle görüşmesi gerektiğini konuştum ve oradaki arkadaşlara bilgi verdim, böyle bir arkadaş geliyor karşılayın, diye. Genelde bu şekilde oluyordu.

    Topluluğun oluşumundaki amacı 4 temel şekilde sıraladı F.Ç… Bu amaçlar ekseninde bizler toplanmıştık. Ben Çanakkale’den temsilci olarak eğitime gittim Nazilli’ye. Sonrasında geri geldiğimde Çanakkale ve ilçelerinde devasa bir yapılanma kuruldu üniversiteler içerisinde. İki kadın arkadaşımız vardı. Bunlardan birisi Malatyalı birisi de Tokatlıydı. Bunlar bir erkek arkadaşın üniversitede peşine düşüyorlar. Biga kampüsündeki arkadaşın kulağında zülfikar olan bir küpe var. Çocuk evine girene kadar bu iki kadın arkadaş takip ediyor. Sonrasında sesleniyorlar ve ‘Sen Alevi misin?’ diye soruyorlar. Çocuk korkuyor ve ‘Size ne. Neden böyle bir şey soruyorsunuz?’ diyor. Kadın arkadaşlar, ‘Sen yarın bizimle beraber gel’ diyorlar. Arkadaş ertesi gün akşam bizim eğitim aldığımız, toplantı yaptığımız gün eve geldi. 30 kişi vardık. O arkadaş yıllarca bizimle devam etti.

    Hasan A.: Çetin’in verdiği örneğin bir benzerini de ben de vereyim. Bir gün kampüs girişinde önümde bir çocuk duruyor ve kendi kendine bir müzik mırıldanıyor. Biraz yaklaşınca Teslim Abdal’ın ‘canım kurban olsun senin yoluna, Adı güzel, kendi güzel’ deyişimiz var. Bunu fark ettim koluna girdim, beraber o deyişi söyleye söyleye kampüse kadar ilerledik. O da mühendislik fakültesinde öğrenciydi. Ve yıllarca bizimle beraber toplantılara katıldı. Güzel bağlama çalardı, saz ile söz ile bizi mest etti.

    PİRHA- Üniversiteli Alevi Gençler Derneği hangi faaliyetlerde bulunuyor? Genellikle yapılan etkinlikler neler oldu?

    Faruk Ç.: Bizim eğitmen eğitimi şemamızda bir oturumumuzun adı ‘proje oturumu’ zaten. Bu projede çıkmış olan etkinliklerden size bahsedeyim. Mesela birkaç tane köyde okul araç ve gereçleri, mont, ayakkabı yardımı konusunda ulaşmış olduğumuz projeler olmuştur. Bunun dışında bizim ‘atak’ olarak nitelendirdiğimiz yaz etkinlikleri vardır. Bu yaz etkinliklerinde de, cem yapılmamış yerlere, köylere üniversiteli gençlik olarak bağlantılı olduğunuz bir dede ile gidip hem o toplumla mihman olup hem de cem yapıyorduk.

     Hasan A.: Aynı zamanda resim sergisi, konser dinletisi gibi etkinlikler de gerçekleştirdik.

    PİRHA- Peki panel gibi etkinlikler düzenliyor muydunuz?

    Hasan A.: Tabii ki. Her sene bahsetmiş olduğumuz Hacıbektaş toplantılarının en sonuncusu 500 kişilik bir katılımla gerçekleştirildi. Bu toplantılarda paneller düzenliyorduk ve bu panellerde kendi alanında yetkin olan kanaat önderi haline gelmiş kişileri bir sempozyuma çıkartıyorduk. Hatta en son toplantıda Çetin ve ben de sahneye çıkıp belirli konular hakkında gelen arkadaşları bilgilendirmiştik.

     HACIBEKTAŞ’TA 500 KİŞİLİK SEMPOZYUM

    PİRHA- Hacıbektaş’daki bu 500 kişilik sempozyumu sadece dernek mi yaptı?

    Faruk Ç.: Sempozyum benim bildiğim tam 4 kere yapıldı ve sürekli 500 kişilik kitleyi buldu. 3 gün sürüyordu. 2014’te başlandı ve sırasıyla 4 kere yapıldı.

    PİRHA- Hangi aylarda yapıldı?

    Hasan A.: Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinlikleri sırasında değil, daha sonrasında genelde vize haftasından ya da dersler yoğunlaşmadan önce genelde Ekim aylarına doğru, okullar yeni açılmış oluyordu. Onun akabinde genelde Ekim ayında gidiliyordu.

    PİRHA- Peki bu panellere tanınan isimlerden kimler katılıyordu? Alevilik konusunda yetkin hangi dedeler, pirler ya da akademisyenler vardı?

    Hasan A: Son panellerden birine Kadir Bulut dede katılmıştı. Tunceli Üniversitesi’nde de aynı zamanda öğretim görevlisi. Geçmişte Süleyman Okur katılmıştı. İsimler şu an net olarak hafızam da yok.”

    Çetin P.: En son Celal Fırat’ı da davet etmiştik. Bize katılacağını söylemişti ancak son birkaç gün öncesinde yurt dışına çıkması gerektiğini söyleyip iptal etmişti. Yani sizin bileceğiniz isimler bunlardır.

    PİRHA- Alanlarında yetkin olan Doç Dr. Ayfer Karakaya, Prof. Dr. Bedriye Poyraz gibi akademisyenler var. Onları davet ettiniz mi?  

    Hasan A.: Bahsettiğiniz isimleri ben hatırlamıyorum. Kimi zaman akademisyen olanlar kimi zaman da kendi süreğini yürütmekte olan Ocakzadeler, kimi zaman  Süleyman Okur, Arap Alevileri arasında bir kanaat önderidir. Ali Yeral da katılmıştı, Arap Alevilerinin kanadındandı.

    PİRHA- Bildiğimiz dedelerden kimler vardı? Sizinle iletişimde olan dedeler kimlerdi?

    Hasan A.: K.B. Dede vardı katılan. H.S. vardı. Yine onun dışında Cem Vakfı’ndan dedeler geliyordu. Biz kolektif olduğumuz için hiçbir yere bağlı değiliz.

    PİRHA- Şeffaf olalım, merak edilen her şeyi konuşalım! 

    Çetin P.: Şu konuda çok net olabiliriz. Bizler aslında TV10’da da programa çıktık. Birçok platformda, Sivas anmalarında, Maraş anmalarında olsun, Terolar’da kurulan kampa bire bir müdahalede bulunan oluşumlardan bir tanesiyiz. Ama buradaki sıkıntı şu aslında: Bizlerin üniversitede yapmış olduğumuz çalışmaların duyulmamasının sebebi Alevi kurumları.

    DERNEĞİN BÜTÇESİ NASIL OLUŞUYORDU?

    PİRHA- Derneğin bir bütçesi var mı? Giderler nasıl karşılanıyor?

    Faruk Ç.: Araba tutmak falan çok büyük giderler değil. A.S. vardı. Alevidir kendisi. İlk eğitmen eğitimimizi o organize etmişti. Para bağışında bulunmuştu bize. Yapılanmamızı sevmiş ve destek olmuştu. Daha sonra biz kurumuzda kendi içimizden çıkartmış olduğumuz kişilerle dergi yayınlamaya başladık. Yaklaşık 1000 adet dergi basıyorduk ve bu dergiyi yapmış olduğumuz etkinliklerde satıyorduk. Çeşitli Alevi işadamlarına da dergileri biraz daha yüksek fiyata satıp ekonomimizi oluşturuyorduk. Gelişlerimizi gidişlerimizi, konaklama ücretlerini belediyelerle veyahut da yerelde cemevleriyle hallediyorduk.

    Hasan A.: Farklı kişilere tanıdıklarımız aracılığıyla ulaşıp, biz gençler olarak bunu yapıyoruz desteğe ihtiyacımız var dediğimiz zaman herkes gönlünden ne koptuysa  yardımcı olmaya çalışıyordu. Aslında imece usulü ile yapılan bir organizasyon sistemiydi.

    Faruk Ç.: Mesela Ankara’da 3 kez yapmış olduğumuz eğitmen eğitiminde Ali Öztunç’un yardımlarını da gözardı edemeyiz. CHP yönetimi olarak çok fazla katkısı vardı.

    Çetin P.: Mesela Çanakkale’nin Biga Belediyesi de bize yardımlar yaptı.

    Faruk Ç.: Mustafa Fuat Doğan Dede var. Hacıbektaşlıdır kendisi ve Hollanda’da milletvekilliği yapmış birisidir. Derneğimize bir dönüm arsa bağışladı. Çalışmalarımızı beğendiğinden kaynaklı bizimle oturdu konuştu. Çalışma gösterdikten sonra yardım etmek isteyen kişiler oluyordu açıkçası.

     “HÜSEYİN A. İNSANLARI BİR DEDEYE BAĞLAMAK İSTİYOR”

    PİRHA- Şimdi asıl sorumuza gelelim. Siz neden bu dernekten ayrıldınız?

    Hasan A.: Nasıl rahatsız olduğumu ve ayrıldığımı anlatayım. Bizim temel hedefimiz insanların özellikle sosyal manada ezilmiş, gittikleri bölgede en azından ‘çaresiz değilim arkadaş, burada da 3-5 benim kanımdan canımdan insan var’ dedirtebilmek için oluşturmuş olduğumuz bir topluluktu bu. Ama ilerleyen aşamalarda sadece belirli bir kesimin, Anadolu Aleviliği içerisinde bulunan ve sadece bir dedenin hizmetine ait olunması gerektiği Hüseyin A. tarafından insanlara empoze edilmeye çalışıldı.

    “HEDEFİZMİZ GÜÇLÜ BİR ALEVİ GENÇLİK KİTLESİ OLUŞTURMAKTI”

    Ben bunun tam karşısında durdum. Çünkü biz yola çıkarken bunu vaat etmedik. Bizim yola çıkış amacımız bu değildi. Biz, tamamen insanların sosyal anlamdaki becerilerini, sosyal mücadelesini sağlayın, aynı zamanda da kardeşim sen Alevisin git kendi köyüne, kendi dedeni bul, kendi Yolunu-erkanını öğren, dedik. Temel hedefimiz öncelikli olarak gerek yurt, gerek yoksul öğrencilerin burs imkanına kavuşmasıyla, staj, iş imkanlarının sağlanabilmesiydi. Aslında sosyal manada güçlü bir yapı, güçlü bir Alevi gençlik kitlesi oluşturmaktı hedefimiz. Ama daha sonra özellikle Hüseyin A.‘nın insanları belirli bir dedeye bağlamak istemesi gündeme geldi.

    Faruk Ç.: Biz bu alana başlarken Yol arkadaşlığı ettik Hüseyin ile. Hüseyin arkadaşımız dernekçilik yapısını bilmez. H.A. arkadaşımız ile ikimiz daha çok anlarız. Hüseyin biraz daha olayın inanç tarafına yoğunlaşmış, kendisini orada kaybetmiş olan bir arkadaşımız. 4 yıllık süreçte Hüseyin A.‘nın ayağına sürekli basardık. Bizim sosyal taraftan devam etmemiz lazımdı ancak o inanç tarafıyla oyalanırdı. Bu bağlamda faaliyet yürüttüğümüz için çeşitli dedelerle de tanışıyoruz. Hüseyin de tanışmış olduğu dededen çok etkileniyor. Bu süreçte Sezai P. dede ile tanıştık. Ben de toplantılarına gittim ve konuştuklarını duydum. Avusturya’da yaşıyor kendisi. Alplerde kalıyor bildiğim kadarıyla. Pir Perişah (Sezai P.) aslında tanınan birisi.

    Hasan A.: Hüseyin A., Pir Perişah ile daha fazla ilişkiye girdi. Derneğin bir piri olmazsa, dernekte bir inanç kurulu olmazsa, dernek piri olarak adlandırılacak bir dede olmazsa bizim savrulup gideceğimiz fikri ile Hüseyin A. bir çalışma yürütmeye başladı. Bu çalışmanın tam karşısında duruyordum ben. Çünkü temel hedefimiz  sosyal anlamda güçlenmekti. Farklı sürekler var. Tokat’tan, Erzincan’dan, Sivas’tan gelen gençlere aynı erkanı göstermek doğru değildi. Adıyaman’a da gittik, Pazarcık’a da Elif Ana’nın evine de gittik. Her gittiğimiz yerde o bölgenin dedeleriyle oturup cem yapıyorduk. Örneğin Adıyaman’da Garip Bozkurt dede, Pazarcık’ta Mehmet Baba posta oturup cem erkanı yürütmüştü. Yani her gittiğimiz yerde o bölgeye hakim, bölgenin dedeleriyle birlikte o yörenin erkanını süreğini yürütmeye çaba sarf ettik.

    GENÇLERİ 90 YAŞINDAKİ FETHİ ERDOĞAN’A BAĞLAMA GİRİŞİMLERİ

    PİRHA- Hüseyin A, sizin sadece Pir Perişah ile ilişki kurmanızı mı istedi?

    Hasan A.: Hayır! Pir Perişah’ın da dedesi olan Fethi Erdoğan dedeyi dernek piri olarak gösterdiler ancak Fethi dede bildiğim kadarıyla 90 küsur yaşındaydı.

    PİRHA- Fethi Erdoğan hangi ocağa bağlı?

    -Celal Abbbas Ocağı.

    “AKP TARAFINA, RESMEN KONTROL EDİLMİŞ BİR SİSTEME GİRECEK KADAR YOLDAN ÇIKTILAR”

    Hasan A.: Ben bunların karşısında durunca inatlaşmalar ve sert çıkışlar oldu. İşin daha fazla çirkinleşmemesi için ben tamamen bütün ilişkimi kestim. Yanılmıyorsam 2017 ya da 2018 yılıydı. Son 500 kişilik o büyük Hacıbektaş etkinliğini yaptıktan sonra ben tamamen uzaklaştım. Uzunca bir süre ne yaptıklarına dair bir fikrim de yoktu. Çünkü bu kadar sapıtabileceklerini, AKP tarafına, resmen kontrol edilmiş bir sisteme girip ziyaret edebilecekleri kadar yoldan çıkabileceklerini hiçbir zaman tahmin etmiyordum.

    PİRHA- Derneğin yöneticileri nereyi ziyaret ettiler?

    Hasan A.: En son gerçekleştirmiş oldukları bir ziyaret var. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ziyaret.

    PİRHA- Siz dernekten ayrılan grup olarak Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na, bu ziyarete karşı mısınız?

    Hasan A.: Tabii tabii. İşte bunu da gördükten sonra, bu durumdan tamamen rahatsız olarak böyle bir deklarasyon içerisinde bulunmayı kendi adıma uygun gördüm.

    “YAPTIKLARI ŞEY OCAK ÖRGÜTLÜLÜĞÜ DEĞİL, MÜRİT İLİŞKİSİ KURMAK”

    PİRHA- Bütün arkadaşların ayrılma sebebi bu mu?

    Çetin P.: Benim ayrılış sürecim de Hasan A’nınkine benzer şekilde. Hacıbektaş’taki o sempozyumdan sonra ayrıldık. Aslında ben atıldım. Arkadaşlar benim uzaklaşmam gerektiğini söylediler. Ayrılma sebebim tamamen bu tek Pir’e bağlanma olayı. Çünkü benim gözümde esas olan ocak sistemidir. Alevi örgütünün temeli tamamen ocak sistemi üzerine kurulmuştur. Aslında arkadaşların yapmak istediği şey şu ocak örgütlülüğü değil. Aleviliğin temellerini anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğurma çabası değil, yaptıkları şey pir, dede, talip ilişkisi değil, mürit ilişkisi. Yapılan şey dede, talip ilişkisini de doğurmayacak. Siz bana diyorsunuz ki ‘Çetin can sen ait olmadığın bir ocaktan dedeye tabi ol.’ Bu Alevi ocak örgütlülüğüne karşı bir şey. Yani şurada yaptığınız şeyin sonucu devletin yapmaya çalıştığı şeyin sonucuyla aynı yere çıkacak’ demiştim.
    Devletin yıllarca yapmaya çalıştığı şeyle eş değer benim gözümde. Bunun sonucu dede talip ilişkisini doğurmayacak. Bunun sonucu şeyh mürit ilişkisini doğuracak. Şu an 35 yaşındayım. 6 yaşından beri cem erkanı içerisinde büyümüş bir adamım. Çocukluğumdan beri dedelerle oturduk. Bu nedenle dedim ki ‘arkadaşlar yaptığınız şey doğru değil. Bütün geleneklere aslında siz şu an savaş ilan ediyorsunuz. Yaptığınız şeyin sonucunu öngöremiyorsunuz.

    Sezai P. nezdinde konuşayım. Yaptıkları şey, Sezai P.’ye güç zehirlenmesi yaşatır. Bu kadar genci tabii kılmaya çalışmak bu adama güç zehirlenmesi yaşatır, bu adamı yoldan çıkartırsınız!

    “SEZAİ PEHLİVAN TEHLİKELİ BİR NOKTADA”

    PİRHA- Sezai P’nin kimlerle ilişkisi var, kime bağlı? Mesela Avusturya’da nerelerle ilişkisi var? 

    Çetin P.: Sezai P. ile alakalı hiçbir şey bilmiyordum. Bizim kapasitemizin çok üzerinde bir adam. Gelenekçi yapının çok ilerisinde bir adam. O kadar değişik noktalarda konuşuyor ki alternatif tıpla, uzay bilimi ile reenkarnasyonla, hipnozla ilgileniyor. Yani bizim için çok tehlikeli bir noktada. Onunla yaptığım konuşmalarda bunları da dile getirdim. Çünkü ben ne olduğunu bilmediğim, kontrol edemediğim bir mekanizmanın içerisinde kendimi tedirgin hissederim.

    “TOPLAMA TALİPLERİ VAR, ŞEYH MÜRİT İLİŞKİSİ”

    PİRHA- Peki Sezai P. Avusturya’da cem yürütüyor mu, talipleri var mı?

    Çetin P.: Yok, kendi talipleri yok aslında, şu anda çevresindeki bütün talipleri toplama. Çevresinde kendi ocak taliplerini hiç görmedim. O yüzden diyorum ki buradaki olay dede-talip ilişkisi değil şeyh mürit ilişkisi.

    Faruk Ç.: Dernekten ayrılıyoruz diye derneğin sapmış olduğu noktalarda uyarmayacağız diye de bir şey yok.

     “DERNEĞİN İNANÇLA ÖZDEŞLEŞEN BİR TARAFI YOK”

    PİRHA- Size göre sapma neydi?

    Faruk Ç.: Sapma, tabii ki kolektif olan bir yapıyı bir dedeye bağlama olayı. Saçma bir olay, çünkü ocak sistemi var Alevilikte. Mesela aramızda Caferi de var Nusayri de var, ‘hadi siz de bu dedeye bağlanın’ mı diyeceğiz? Adamların kültüründe böyle bir şey yok. Bunlar ‘dernek pirliği’ diye yeni bir ocak kurdular, ben öyle düşünüyorum. İnançla özdeşleşen bir tarafı yok.

     Ronay Y.: Şu anda AK Parti ile ilişki içerisinde olan bir yapılanma ile (Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı)yarım saat görüşme yapıp, ‘bunlar Yola zarar vermez’ kanısına varıp onlarla birlikte yol sürmelerine tepki amaçlı ayrıldık. Zaten biz bunları söyledik.

     “İŞİN TAMAMEN ZIVANADAN ÇIKTIĞINI GÖRDÜK”

    PİRHA- AKP ve MHP’ye bakın. MHP’nin kurduğu sözde Alevi dernekleri var!

    Ronay Y.: Bundan bahsediyoruz. Kendi açıklamalarında da diyor ki ‘biz gittik, yarım saat oturduk, sohbet ettik ve bunların Yola zarar vermeyeceklerini düşünüyoruz.’  Bir röportajda 46 üniversitede aktif bir şekilde çalışıyoruz demişler. Şimdi bu 46 üniversitede aktif bir şekilde çalışan topluluklarda olan insanları sen o zaman yönlendiriyorsun. Ve diyorsun ki ‘MHP ve Ak Partililerin oluşturmuş olduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nda bir sorun yoktur, bize güvendiğiniz gibi bunlara da güvenebilirsiniz’ diyorsunuz. Ve o arkadaşlar zaten Aleviliğe, Yol’a zarar veriyor. ‘Sen de buna önayak oluyorsun’ dediğimiz için bu dekorasyonu paylaştık.

    Hasan A.: Deklarasyonu esas paylaşma amacımız zaten buydu. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nda yapılan görüşmeden sonra biz tamamen işin zıvanadan çıktığını gördük. Özellikle kuruluş ve yönetim aşamalarında olan gençler olarak bundan rahatsızlığımızı dile getirmek için böyle bir deklarasyonu yayınladık.

    “ALEVİ KURUMLARINI LEKELEYECEKSİN SONRA DA GİDİP AKP UZANTISI BİR ADAMLA GÖRÜŞECEKSİN!”

    Faruk Ç.: Sanki yeni bir konuymuş gibi her soruya cevapları ‘Pir’e bağlanın’ oluyor. Şu an görüşmüş oldukları AKP uzantısı dernekte (Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı) kim Pir’e bağlı da gidip bizim toplumumuza övmeye çalışıyorlar? Yani kendi söyledikleriyle çelişiyorlar. Sen geleceksin bütün Alevi kurumlarını burada lekeleyeceksin! Benim de çalışmalarını beğenmemiş olduğum kişiler var ama bu kurumlar Alevi toplumu için bir mücadele vermişler. Bütün kurumları lekeleyeceksin ondan sonra gideceksin AKP uzantısı bir adamla (Alirıza Özdemir) görüşme yapacaksın ve burada Pirlik makamını unutacaksın. Orada niye unutuyorsun? Orada da gör. Yani bunların hangi Pirlik makamı var? Nereye bağlılar?

    “DERNEĞİN BAZI KURUMLARLA, SİYASİ PARTİLERLE KİRLİ İLİŞKİLERİNİ GÖRDÜM, ALEVİLİK ÇİZGİSİNDEN SAPTILAR”

    Yılmaz G.: Arkadaşlarımın dediği çoğu şeye katılmakla beraber şunları ekleyebilirim. Bu derneğin, Alevilik çizgisinden saptığını düşündüğüm için ben ayrıldım. Derneğin öyle ya da böyle bir Alevi çizgisi vardı. Gayet her şey güzel gidiyordu, topluluklar oluşmuştu. Sempozyumlar yapılıyordu, deyiş konserleri veriliyordu, bir şekilde bir emek vardı ortada. İyi kötü Alevilik çizgisinde ilerleyen bir dernek vardı fakat sonradan bu derneğin bazı kurumlarla, siyasi partilerle ilişkileri oldu. Lafa gelince Cem Vakfı’nı eleştiren bir kurumdan bahsediyoruz. Ama Cem Vakfı’nın kirli ilişkileri olduğunu söyleyen bir kurumun kendisinin de bu dernek ile kirli ilişkileri olduğunu gördüm.

     “DERNEK AK PARTİ BELEDİYELERİNİN AYARLADIĞI YERLERDE TOPLANTI YAPIYOR”

    PİRHA- Biraz açar mısınız bu kirli ilişkileri?

     Yılmaz G.: Mesela derneğin bir koordinasyon toplantısı oluyor. İstanbul belirleniyor. İstanbul’da bir çok CHP belediyesi var. Öyle ya da böyle eleştirilebilir çok yönleri var ama şimdi gidip CHP’li belediyeler dururken AK Partili belediyeden yer alınmaz. Kalacak yer, çorba, yemek alınmasın. Lafa gelince ‘bizim itlerimiz bile haram yemez’ diyoruz. İstanbul Tuzla’da AK Partili belediyeden yer alıyorsun ve bu toplantıları orada gerçekleştiriyorsun. Onların ayarladığı yerlerde kalıyorsun. Bir Alevi kurumu yok muydu da siz AK Partili belediyelerden yer alıp toplantıları burada yapıyorsunuz, AK Partili belediye meclis üyesi ile sohbet edip yakınlaşıyorsun.

    PİRHA- Bunu yapanlar kim peki? Hüseyin A. ekibi mi?

    Yılmaz G.: Genelde Hüseyin A., yönetim kurulu ekibi ve bazı arkadaşlar da var.

    PİRHA- Hüseyin A’dan başka kim var burada?

    Çetin P.: Mesela Doğukan B. diye bir arkadaşımız var. O birçok bağlantıyı kuruyor. Tuzla’da Al-i Aba Vakfı’nın bir cemevi vardı. Tuzla Belediyesi ile bütün ilişkilerini o vakıf kuruyor.

    PİRHA- Bu bir Alevi vakfı mı?

    Çetin P.: Evet evet. Mehmet Özdurmaz dede var.

    Yılmaz G.: Benim rahatsız olduğum noktalardan biri buydu. Bu Tuzla Belediyesi’nde yapılan 2. toplantıydı. İlki 2017 yılında yapılmıştı, en son 2023’te. Ben de dernekteydim ve toplantıya katılmıştım. O süreçte bir belediye meclis üyesi vardı AK Partili ve bu insan Alevi. Bu benim zoruma gitti. Daha sonrasında mesela Uğurcan A. diye bir arkadaş vardı, yurt dışında. Kendisi tamamen Şii bir arkadaş, Alevi olduğunu düşünmüyorum. Onun yaptığı paylaşımlar var. Ben burada açık konuşacağım. O kişi bu derneğin instagram hesabından bazı paylaşımları var. Tamamen sol sosyalist hareketi, sol ideolojiyi zan altında bırakıyor. Solculara yönelik hakaretvari paylaşımlar yapıyor. Bu kişiyi canlı yayınlarına çıkardılar.

    PİRHA- Peki bu kişi (Uğurcan A.) cemlere katılıyor mu, deyiş dinliyor mu, saz çalıyor mu?

     Yılmaz G.: Bu kişi saz da çalıyor, deyiş de dinliyor, Kur’an da okuyor.

    PİRHA- Kökeni Alevi ama Şiileşen bir kişi mi? 

    Yılmaz G.: Uğurcan A. yurt dışında yaşayan bir arkadaş. Bu arada Fethi Erdoğan dede de Üniversiteli Alevi Gençlik Derneği dedesi. Fethi Erdoğan dede aynı zamanda Garip Dede Dergahı’nda bir dönem dedelik yapmış bir dede. Aslında bizim Fethi dede ile çok bir problemimiz yok. Sözde bu kurumun resmiyette dedesi ama o değil aslında Pir P. olmuş.

    “MÜRİT TOPLAYAN BİR DERNEĞE DÖNÜŞTÜ”

    Fethi dedenin ya bir şeylerden haberi yok, yaşlı olduğu için takip edemiyor ya da Pir P.’nin etkisi altında kalıyor. Yani işin özeti bu. Dernek bir dönem gayet iyi hoş, güzel giderken, Hüseyin A.‘nın Pir P. ile tanışması doğrultusunda ‘herkes pire bağlansın, pire bağlanmadan bu Yol sürülmez. İnanç kurulu oluşturalım. Kurum dedesi bulalım. Pirinizi bulamıyorsanız da gelin Pir P.’ye ya da Fethi dedeye bağlanın’ noktasına gelindi. Pir P’ye mürit toplamaya çalışan bir dernek oldu.

    “AK PARTİ İLE İŞ TUTSUNLAR, ALİRIZA ÖZDEMİR İLE FOTOĞRAF VERSİNLER DİYE BU DERNEĞE EMEK VERMEDİK”

    Biz Üniversiteli Alevi Gençler Derneği için çok emek verdik. Okula gitmiyorduk dergi satıyorduk, konser bileti satıyorduk, konserlere gidiyorduk. Her türlü maddi, manevi emeğimizi verdik ama bu noktaya gelsin diye vermedik. Ak Parti ile iş tutsunlar diye ya da Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile fotoğraf versinler diye, Alirıza Özdemir gibi kişilerle takılsınlar diye biz bu derneğe emek vermedik. Bunun Alevi gençliği için bir tehlike oluşturduğunu gördük ve böyle bir deklarasyon hazırladık. Yarın öbür gün karşımıza çıksın istemedik. Bu insanlarla ismimiz anılsın istemiyoruz.”

    Ronay Y.: Benim dernekten ayrılış sürecim daha farklı. Son olarak gidip AK Parti uzantısı bir yapı ile (Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı) beraber hareket etmeleri bizi son noktaya getirdi ve deklarasyonu oluşturduk.

    PİRHA- Daha önce Fethullah Gülen yapılanması “Alevi dernekleri” kurmuştu biliyorsunuz. AKP ve MHP de kurdu, hala kuruyor. MHP’nin kurduğu bir derneğin başkanlığında Erzincanlı ülkücü bir genç var. Tamamen asimile olmuş! Bunlar şu an Alevi çatı örgütlerine karşı çok saldırgan tutum içindeler. Bütün bunların farkında mısınız? 

    Faruk Ç.: Bununla alakalı çalışmamız olmuştu. Buna yönelik bir bakışımız var tabii ki farkındayız.

    “GENÇLİK YAPILANMASININ ÖNCÜLÜĞÜNÜ ALMAZSANIZ BİRİLERİ MUTLAKA SAHİP ÇIKAR”

    PİRHA- Alevi örgütleriyle iletişim kurdunuz mu? Eğer görüştüyseniz hangi kurumlarla ve yöneticilerle görüştünüz?

    Çetin P.: Birçok devasa ekonomik güce, cemevlerine, binalara sahip federasyonlarımız var. Biz aktif hareket ederken, dernek içerisinde topluluklar kurduktan sonra bütün Alevi kurumlarıyla temas kurduk. Gittik görüştük, saatlerce süren toplantılarımız oldu. Birçok kurum dedesine, başkanına şunu söyledim: Anladığım kadarıyla sizin gençlere ihtiyacınız yok! Sizin koltuklara ihtiyacınız var! Garip Dede Dergahı’nda Celal Fırat’a bunu çok net bir şekilde söylemiştim. Ankara’da da Ercan Geçmez ile görüşmüştük. Ben hatta şunu söylemiştim: Bugün ellerinizin tersiyle ittiğiniz gençlerin sahip çıkılmaya ihtiyaçları var. Bu gençler politik bir noktada duruşu olan gençler değil sadece Alevilik hassasiyeti ile bir araya gelmiş bir gençlik yapılanmasından bahsediyoruz. Siz bu gençlik yapılanmasının öncülüğünü almazsanız, bu gençleri idare edecek bir mekanizma kurmazsanız, bu gençlere mutlaka birileri sahip çıkacaklar. Bunu açık açık söylememize rağmen birçok kurum başkanı bu konulara gram duyarlı değiller. O yüzden hiçbir cemevinde şu an gençlik yapılanması yok. Bizleri geçebilirsiniz, mesela İstanbul genelindeki cemevi gençliklerinin oluşturmuş olduğu Alevi Gençlik Hareketi vardı. O yapılanmaya dahi sahip çıkmadılar. Kendi cemevlerinin bünyesinde oluşan gençlik yapılanmalarına dahi sahip çıkamayan kurum başkanlarından bahsediyoruz. Bugün MHP’nin kağıt üzerinde kurduğu derneklerin tabanı olmayacaktır. Muhtemelen o (MHP) bile bu denli devasa Alevi kurumlarına saldırma hakkını kendinde görüyor. Bu cesareti, özgüveni ortaya koyuyorsa güçlü oldukları için değil karşı taraf pasif ve süreçten uzak oldukları için böyle.

     Faruk Ç.: Alevi kurumlarının kreş açması lazım bence.

    Ç.P.: O devasa binaları boşuna boş bırakıyorlar.

    Faruk Ç.: Mesela biz projemizde bunu yazdık. Cemevlerine kreşler açılsın istedik. Hatta içeriklerini de belirlemiştik ama bunları gündemini alan kişiler olmadığı sürece ilerlenmesi çok zor!

    PİRHA- Merak ettiğim bir konu var. Geçen yıllarda Ankara’da, İstanbul’da bazı cemevlerine İran bağlantılı molla kıyafetli bazı şahıslar gitmiş ve öğrencilere maddi imkanlar sunabileceklerini söylemişler, oradakileri ikna etmeye çalışmışlardı. Sizinle de yani Üniversiteli Alevi Gençlikle de böyle şahıslar hiç iletişime geçti mi?

    Hasan A.: Bizimle doğrudan iletişime geçen hiç kimse olmadı. Biz zaten böyle bir aralık hiç kimseye de vermedik. Burada duruşumuz gayet keskin ve netti. Hatta biz ilk sempozyum bildirilerini, dergimizi kuşe kağıda bastırdık. Hatta baskıyı yapan firma da Aleviydi ve bize ücretsiz şekilde bastı onun da bize katkısı o oldu. O dönemde bile bize benzer sorular geliyordu, işte ‘bastığınız dergi çok kaliteli, bunu siz nerenin parasıyla yaptırdınız?’ şeklinde. Matbaanın kendisi bastı. Adam Alevi. 500 tane 1000 tane dergi basmış bize hediye olarak verdi.

    PİRHA- Peki bu derginin adı ne?

    Hasan A.: Üniversiteli Alevi Gençler Dergisi olarak çıkıyordu ve düzenli olarak her 3-4 ayda bir içerisinde yine üniversiteli Alevi gençlerin makaleleri vardı. Biraz amatörce idi bunu kabul ediyoruz. Biz muhteşem şeyler yaptık demiyoruz ama amatörce olması zaten insanları cezbediyordu. Hatta logoyu da incelerseniz logo da çok amatörce yapılmıştı.
    Biz hiçbir noktadan ne bir mollanın ne de yurt dışından kaynaklı bir derneğin desteğini aldık. Ben Ankara Tuzluçayır’da kahvehanelerin ortasında elimde dergi satıyordum. İnsanlara bağırıyordum ‘Gelin öğrencilere yardım edin’ diye. Finansmanımızı bu şekilde sağladığımızı herkes bilir. Kesinlikle ne mollalar ne de farklı kesimler bize herhangi bir teklifle gelmedi.

    “MOLLA TİPLİ KİŞİLER BİZİM BAŞIMIZDA OLMAK İÇİN TEKLİFTE BULUNDULAR, BİZ KABUL ETMEDİK”

    PİRHA- Molla görünümlü insanlarla ilişkiyi sadece bütçe anlamında sormadım. Genel anlamda iletişime geçtiler mi sizinle?

    Faruk Ç.: Hasan da olayın içinde ama açık açık konuştunuz için bazı noktaları konuşayım. Sorunuz molla tipli insanlarla hiç oturdunuz mu noktasındaysa, oturduk. Yani bu kişilerle konuştuk da ama biz bu kişilerle oturup konuştuğumuzda onlardan etkilenip onların parasını alıp kullanabilecek kişilikte insanlar değiliz. Bu cevaplar o kişilere de verildi. ‘Bizi ele geçiremezsiniz’ dedik.
    Sadece dernek çerçevesi bazında bizimle tanışmak, konuşmak için gelen kişiler, gizli sahiplenmek, bizim başımızda olmak için tekliflerde bulundular ama biz bunları kabul etmedik tabii ki.

    “ONLARIN KARŞISINDA OLDUK”

    PİRHA-  İşte tam bunu öğrenmeye çalışıyorum! Türkiye’de şu an Alevileri Şiileştirme faaliyetleri var. Bunun farkında mısınız?

    Faruk Ç.: Bu noktaların çok farkındayız. Bu noktalarda yeterince bilgi sahibi olan kişileriz. Ç.P, Hasan A, ben Alevi camiasını tanımayacak kadar toy kişiler değiliz.
    Tabii ki bu tarz etkinliklerde bulunan kişileri herkes sahiplenmek ister, sonuçta güç ortaya koyuyorsunuz. Üniversiteli bir gençliğe sahipsiniz. Bu noktada gelip bizimle konuşanlar oldu ama biz yönetim kurulumuz çerçevesinde ve bünyemizde bulundurmuş olduğumuz katılımcılarla beraber bunların karşısında olduk. Her zaman kendi üretmiş olduğumuz ürünler çerçevesinde edinmiş olduğumuz paralarla işlerimizi gerçekleştirdik.

    “BİZİM TOPLUM NE ZAMAN GÖRMEYE BAŞLAYACAK?”

    PİRHA- Bunlar sadece size değil, örgütlü yapılara gidiyorlar, sızıyorlar. Sinsice faaliyet yürütüyorlar!

    Faruk Ç.: Siz çok sorguladığınız için söyleyeceğim. En gerici tarikatların, partilerin, çeşitli kurumların hepsinin üniversitelerde yapılanmaları varken, sadece bizim yok. Ne kadar enteresan! Tabii ki bazı kurumlar sahiplenecektir bu gençleri. Biz bu derdimizi Celal Fırat gibi Ercan Geçmez gibi kişilere anlattık. Konuyla ilgileneceğiz dediler ama ilgilenilmedi.
    Üniversitelerde öğrenciler bizim dönemimizde zor geçiniyordu, şu anda bu ekonomik durumda nasıl geçinecekler? Bizim toplum bu tarafları görmeye ne zaman başlayacak? Aslında en büyük sorun bu zaten.

    “ÖĞRETMEN ADAYI BİR ARKADAŞIMIZ EKONOMİK NEDENLE İNTİHAR ETTİ”

    Benim canımı sıkan noktalardan bir tanesi şu: Ben bu derneği oluştururken amacımız hiçbir gencimiz bir sıkıntıya düşmesin, iş bulabilsinler diyeydi. Biz işsizlikle uğraşıyoruz şu anda, gençlerimizin çoğu işsiz. Mesela bir arkadaşımız bu topluluğa katıldı. Öğretmen adayı idi kendisi ve ekonomik durumdan kaynaklı intihar etti. Benim içimi en çok kanatan olay budur. Bizim bunların önüne geçmemiz lazım, bir canımız nasıl intihar edebilir? Yani ben burada sorumluluk hissediyorum geceleri rahat uyumak istiyorum.
    İşadamlarıyla bu alanda kontağı kurmak lazım. Asıl çalışmamız gereken alan bu!

    “ALEVİ İŞADAMLARI BİR ÇOK ALAN AÇIYOR”

    Çetin P.: Bizler yıllarca bu çalışmalar içerisinde aktif görev aldık. Birçok alanda temaslar kurduk. Aslında Alevi işadamlarının Alevi gençlerine yardım etmek gibi bir sorunu yok. Onlar gerçekten gönüllü şekilde yardımcı olabilecek seviyedeler. Birçok işadamıyla görüşmüşlüğümüz vardır. Bu insanlar birçok alan açıyorlar. Staj imkanları açıyorlar, alan açıyorlar. Yeter ki bu alanda faaliyet gösteren kurumlar olsun. Sorun Alevi iş adamlarında değil, buradaki problem sadece hiçbir şey yapmadan koltuğunda oturmaya çalışan kurum yöneticilerinde.

    “GENÇLER BU DERNEĞE KATILMASIN, KENDİ ELİMLE BİR CANAVAR YARATMIŞ HİSSEDİYORUM”

    Faruk Ç.: Üniversitelerde bir Alevi örgütlülüğü, hele ki bizim yapmış olduğumuz boyutta bir Alevi örgütlülüğünü yapmak zordur ama bizim yöntemlerle oluşturmak bir yılınızı almaz. Ben drama öğretmeniyim. Oturumları yazıyorsun, orada insanlar arasında bir bağ oluşuyor. Ben bu kuruma (Üniversiteli Alevi Gençler Derneği) yönelik öyle bir yazı yazılmasını istiyorum ki deklarasyondan sonra yani üniversitedeki gençler buraya katılmasın. Çünkü kendi elimle bir canavar yaratmış hissediyorum. Bu kuruma eğitmen eğitim ile katılacak kişiler, Pir P‘nin müridi olsun diye kurulmadı bu dernek. Ben bunu istemiyorum.”

    PİRHA-  Yani iyi niyetle başlayan bir çalışma var ama gelinen aşamada ‘gençler gitmesin’ diyorsunuz. 

    Çetin P.: Sizinle görüşme yapmamızın temel nedenlerinden bir tanesi de bu. Faruk’un içinde bulunduğu rahatsızlığı, sorumluluğu Faruk kadar üstlenmesem de bu noktada çok fazla rahatsızlık içerisindeyiz.

    PİRHA- Saf gençlerin iyi niyetlerle bu derneğe gittiğini düşünüyorsunuz! 

    Çetin P.: Şu anki süreç çok kötü bir noktaya gidiyor. Kendi elimizle yarattığımız devasa bir güç var ve bu gücün şimdi önüne geçmeye çalışıyoruz. Benim canımı sıkan konulardan bir tanesi de bu. Bizim şu an bununla uğraşmamamız gerekiyordu. Bizim bambaşka problemlerimiz var. Biz üniversiteli Alevi gençler olarak sadece üniversitelerde faaliyet gösterirken, Alevilerin sorunlarına duyarsız kalmadık. Terolarda kurulan o kampa (sığınmacı kampı) gidip günlerce orada yattık. Sivas anmalarında gidip oralarda kaldık. Yani birçok Alevi etkinliklerinde, sivil toplum kuruluşlarında boy gösterdik. Yani politik yönden de kendimizi geliştirdik. Şu anda kendi içe dönük sorunlarımızı değil de dışarıdan gelen sorunlara nasıl bir karşılık verebilirizi konuşmayı çok isterdim.

    Hasan A.: Bu konuda Çetin’e ben de katılırım böyle bir şeyle gündeme gelmek ciddi manada rahatsız edici. Keşke doğrudan bize karşı yapılan asimilasyon politikalarını konuşsaydık. Şu an gelinen nokta üzücü.

    Faruk Ç.: Gençler, kendilerine aktarabildikleri bir alanda mücadele vermesi lazım ki biz bunu başarmıştık zaten. Alevi örgütlenmeleri bunu yapmazsa zaten bu alan oluşmaz. Şu anda ilk geldiğimiz gündeyiz. Böyle bir sorun var, bunu yapmayan koltuk sevdalısı başkanlar, bu toplumun gençlerinin bu şekilde yok olmasına göz yumacaklar.

    “YARATTIĞIMIZ VE KONTROL EDEMEDİĞİMİZ BU MEKANİZMA DERİN YARALAR AÇACAK”

    PİRHA- Aslında siz şu an asimilasyona karşı mücadele başlatmış durumdasınız. Farkında mısınız siz bir gerçeği, tehlikeli gidişatı, asimilasyonu gördünüz. Buna tepki koyuyorsunuz. 

    Çetin P.: Sıkıntının temeli buradan çıkıyor zaten. Açık konuşayım dışarıdan gelen bir düşmana karşı bir cephe açabilir, savunma mekanizması geliştirebilirsiniz, orada çok büyük bir sıkıntı yaşamazsınız. Reflekstir, bu otomatik oluşur. Ama içeride yaratılan bir düşman aslında çok daha vurucu ve derin yaralar açıyor. Sıkıntının temeli bu şu anda. Yarattığımız ve gidişatını kontrol edemediğimiz bu mekanizmanın içeride çok daha derin yaralar açabileceğini düşündüğümüz için biz bu deklarasyonu yayınlayıp süreci devam ettirmeye çalışıyoruz.

    “SİNAN BOZTEPE, AYETULLAH SİSTANİ İLE GÖRÜŞTÜKTEN SONRA ÇERKEZKÖY’DE DERGAH KURDU”

    Bu arada, Üniversiteli Alevi Gençler Derneği’nden ayrılan gençler, asimilasyon faaliyetlerinde bulunan Sinan Boztepe, Baki Güngör, Coşkun Kökel, Çorum Ehli Beyt Vakfı Basın Sözcüsü Av. Teoman Şahin’den de söz ederek, bu kişilerin Şii akımları desteklediklerini belirttiler.

    Gençlerden Çetin P., Sinan Boztepe’nin Cem Vakfı’ndan ayrıldıktan sonra İran Şii Lider Ayetullah Sistani ile yakın ilişkiler kurup, Çerkezköy’de dergah kurduğunu söyledi.

    Faruk Ç. ise “Sinan Boztepe ile benim diyaloğum var. Kendisiyle konuşur, tanışırım. Gitmiş olduğu yol doğru bir yol değil bunu biliyoruz” dedi.

    “ALEVİ KURUMLARININ DOLDURAMADIĞI BOŞLUĞU BU ADAMLAR DOLDURUYOR”

    Çetin P. de “Alevilik konusunda belli temel taşlarını kendi iç dünyasında oturtmamış insanların bu adamlardan etkilenmeme şansı yok” diyerek uyarıda bulunup, Alevi kurumlarının dolduramadığı boşluğu bu şahısların doldurduğunu, ağızlarının iyi laf yaptığını vurguladı.

    Alirıza Özdemir‘in de turancı olduğunu belirten gençler, Boztepe ve çevresindekilere yön veren ekipten olduğunu kaydettiler.

    Alevi gençler, söyleşimizin sonunda son söz olarak hep bir ağızdan şu mesajı verdiler: Dönen dönsün biz dönmeyiz Yolumuzdan!

    Nilgün METE –Eren GÜVEN/PİRHA

    İLGİLİ HABER

    > Bir grup Alevi gençten açıklama: Üniversiteli Alevi Gençler Derneği amacından saptı

     

     

  • Turgut Öker: Alevilerin tarihsel duruşu özgürlükten yana olmak zorunda-VİDEO

    Turgut Öker: Alevilerin tarihsel duruşu özgürlükten yana olmak zorunda-VİDEO

    PİRHA-Anadolu Yakasındaki yöre derneklerini ziyaret eden Yeşil Sol Parti İstanbul 1. bölge Milletvekili Adayı Turgut Öker, ” Alevilerin tarihsel duruşu özgürlükten yana olmak zorunda. Bütün arkadaşlarımız canla başla çalışıyor. İkinci yüzyıla girerken herkes artık eşit haklara sahip olsun. Siyasetten somut beklentilerimizin olduğunu her gittiğimiz yerde ifade ediyoruz” dedi.

    14 Mayıs seçimlerine iki hafta kaldı. Yeşil Sol Parti’nin İstanbul 1. bölgeden 4. sıra milletvekili adayı Turgut Öker de gününü Maltepe ve Ataşehir’de bulunan yöre derneklerini ziyaret ederek geçirdi. Halk ile bir araya gelen Öker, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceklerini belirtirken, parlamento seçimlerinde Yeşil Sol Parti’nin desteklenmesi çağrısında bulundu.

    Öker ilk olarak Maltepe’de bulunan Tokat Killik Köyü Derneği’ni, ardından da Ataşehir’de yer alan Yıldızeli Doğanlı Köyü Derneği, Elbistan Köşk Köyü Derneği, Tokat Aydoğdu Köy Derneği, Gücük Köyü Derneği, Kürecikliler Derneği ve Uzun Pınar Köyü Derneği’ni ziyaret etti.

    “TARİHSEL SORUMLULUĞUMUZU YERİNE GETİRMEYE ÇALIŞIYORUZ”

    Yöre dernekleri temsilcileri ve halk ile sohbet eden Öker, “Bütün ömrüm bugüne kadar mücadele içerisinde geçti. Alevilerin tarihsel duruşu özgürlükten yana olmak zorunda. Bugün de Alevilerin tarihsel önderleri gibi geleceği gören adımlar atması lazım. Geçen dönem cop yemeyen milletvekilimiz var mı bizim? Eşit başkanlarımız cezaevinde. Yezitlere teslim olmadıkları için şu an tutsaklar. Bu süreçte hepimiz tarihsel sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalışıyoruz. Bütün arkadaşlarımız canla başla çalışıyor. İkinci yüzyıla girerken herkes artık eşit haklara sahip olsun. Siyasetten somut beklentilerimizin olduğunu her gittiğimiz yerde ifade ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Tahtacılardan iktidara: Aleviliğin kültür olarak tanımlamasını kabul etmiyoruz-VİDEO

    Tahtacılardan iktidara: Aleviliğin kültür olarak tanımlamasını kabul etmiyoruz-VİDEO

    PİRHA-Tahtacı Araştırmacı-Yazar Celal Necati Üçyıldız, iktidarın Aleviliği bir kültür olarak tarif etmeye çalıştığını belirterek, “Biz Aleviler bunu asla kabul etmiyoruz. Cemevlerimiz inanç yerlerimizdir demeye devam edeceğiz. Mevcut iktidardan bir beklentimiz de yoktur” dedi. Çamalan Cemevi Başkanı Refik Deviren de, Alevilerin öncelikli talebinin Alevi inancının kabulü olduğunun altını çizdi.

    Tahtacı Araştırmacı-Yazar Celal Necati Üçyıldız ve Çamalan Cemevi Başkanı Refik Deviren, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Şahkulu Sultan Dergahında açıkladığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde açılması planlanan ‘Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na dair değerlendirmelerde bulundular.

    “İKTİDAR ALEVİLİĞİ BİR İNANÇ OLARAK GÖRMÜYOR”

    Tahtacı Araştırmacı-Yazar Celal Necati Üçyıldız, iktidarın Aleviliği bir kültür olarak tarif etmeye çalıştığını belirterek, “Yasalardan kaynaklı Alevi derneklerimizi ‘kültür’ adı altında açsak da, Alevilik bir inançtır. Bir yıl önce Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı yetkilileri cemevlerini gezdiğinde cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi, eşit yurttaşlık hakkının tanınması, zorunlu din derslerinin kaldırılması gibi temel taleplerimizi ifade ettik. Bu taleplerimizin hiçbirini yerine getirmediler” dedi.

    “KAFALARINDAKİ ALEVİLİĞİ BİZE DAYATIYORLAR”

    “Kafalarındaki Aleviliğe göre bir uygulama yapıyorlar” diyen Üçyıldız, “O da nedir? Aleviliği bir kültür olarak görmek de nedir? Bunun sonucu olarak da Aleviliği Kültür Bakanlığına bağlı bir başkanlık kurulmasını kararlaştırdılar. Biz Aleviler bunu asla kabul etmiyoruz. Cemevlerimiz inanç yerlerimizdir demeye devam edeceğiz. Mevcut iktidardan bir beklentimiz de yoktur” ifadelerine yer verdi.

    “ALEVİLERİN TALEPLERİNİN ARTIK KARŞILANMASI GEREKİR”

    Çamalan Cemevi Başkanı Refik Deviren de, Alevilerin öncelikli talebinin Alevi inancının kabulü olduğunun altını çizerek, “Biz Tahtacılar olarak köyümüzde kendi imkanlarımızla inanç hizmetlerimizi daha iyi yerine getirebilmek için cemevi yaptık. Alevilerin taleplerinin artık karşılanması gerekir. 21’inci yüzyılda Alevi inancı gerçeğinin göz ardı edilmesi ve taleplerinin görmezden gelinmesini kabul etmiyoruz. Bizler sonuna kadar Alevi hak mücadelemizi sürdüreceğiz” diye konuştu.

    Diren KESER/MERSİN

  • Erdoğan’ın cemevi ziyareti öncesinde indirilen resimler tekrar eski yerlerine asıldı

    Erdoğan’ın cemevi ziyareti öncesinde indirilen resimler tekrar eski yerlerine asıldı

    PİRHA- Erdoğan’ın cemevi ziyareti öncesi yerleri değiştirilen Hazreti Ali, Hacı Bektaş-ı Veli ve Atatürk resimleri ziyaret sonrası tekrar eski yerlerine asıldı.

    Hüseyin Gazi Cemevi’nde post makamının arkasındaki duvarda yer alan Hz. Ali, Hacı Bektaş Veli ve Atatürk resimlerinin yeri, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyaretinden önce ‘tadilat’ gerekçesiyle indirilip yerine ise Arapça ve hat sanatıyla yazdırılmış 12 imamın isimlerinin yer aldığı tablolar asılmıştı.

    Vakfın yaptığı değişikliğe ve söz konusu ziyarete tepki gösteren Hüseyin Gazi Cemevi Derneği yöneticileri, ziyaretin ardından 9 Ağustos’ta cemevine giderek, bahse konu resimleri tekrar eski yerlerine astılar.

    Hüseyin Gazi Cemevi Derneği başkan yardımcısı Mahmut Aslan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımında, ‘Cemevimiz eski haline dönüyor’ dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • DAD’tan 1 Mayıs açıklaması: Hakk için hakikat, emek için mücadele!

    DAD’tan 1 Mayıs açıklaması: Hakk için hakikat, emek için mücadele!

    PİRHA- DAD, 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Hak ihlallerine karşı farklı coğrafyalarda farklı isimlerle var olan, mücadeleyi farklı dillerle anlatan bütün emekçilerin özgürlüğü bireysel haklarla değil, tüm emekçilerin el ele vererek mücadele etmeleri tarihi bir sorumluluktur” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) 1 Mayıs’ta yaşamını yitirenleri anarak ve İşçi ve Emekçi Bayramı’n kutladı.

    Yapılan açıklamada, emek mücadelesinin aynı zamanda bir özgürlük mücadelesi olduğu ifade edilerek kapitalist sisteme karşı verilen mücadelenin de bir emek mücadelesi olduğunu vurgulandı.

    “TÜM EMEKÇİLER EL ELE VEREREK MÜCADELE ETMELİ”

    ‘Ne zamanki emek satın alındı, özgürlüğünden mahrum kaldı, üretilen emek metaya dönüştüyse insan da ürettiğine yabancılaşmaya başladı’ denilen açıklamada şunlar aktarıldı:

    “Devletçi zihniyete karşı iş yerlerinde, emek üretim alanlarında örgütlü bir bilinçle mücadele etmenin gerekliliği kendisini gösterdi. Yaşamın her alanında emek, barış, demokrasi, insan hakları mücadelesi verenlere karşı baskı, sindirme, katliamlarda eksik olmadı. Bu katliamları, hak ihlallerine karşı farklı coğrafyalarda farklı isimlerle var olan, mücadeleyi farklı dillerle anlatan bütün emekçilerin özgürlüğü bireysel haklarla değil, tüm emekçilerin el ele vererek mücadele etmeleri tarihi bir sorumluluktur.”

     “EMEK HAKTIR, HAKK OLAN KUTSALDIR”

    1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı’nın pandeminin gölgesinde geçtiğinin hatırlatıldığı açıklamada, “Bütün emekçi kesimler, mazlum halklar, rıza toplumu sürekleri tam kuşatma altına alınmış bir durumdadır. Rıza toplumu süreklerinin ele ele vererek güç birliği oluşturmaları, bir olmaları, iri olmaları, demokratik siyasetin özneleri olmaları tarihi bir sorumluluktur. Emek haktır, Hakk olan kutsaldır. Hakk için mücadele etmek aynı zamanda ahlaki bir duruştur. Bu ahlaki duruşun direncinden, emekçilerin tarihsel mirasından güç alarak mücadele etmek, bu mücadelede katliama uğrayanların anılarına saygının gereğidir. Newroz’un direniş ateşinden almış olduğumuz dirençle, cesaretle, kadınların özgürlük haykırışlarından aldığımız umutla, Hak için hakikat, emek için mücadele diyoruz. Emekçilerin uluslararası birlik dayanışma ve mücadele günü kutlu olsun. Roja karkér u xebatkarén hemû cîhané pîroz be” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • İzmir, Mersin ve Dersim’de Ali Haydar Ben’e destek: Cezalandırılan Dersimlilerdir-VİDEO

    İzmir, Mersin ve Dersim’de Ali Haydar Ben’e destek: Cezalandırılan Dersimlilerdir-VİDEO

    PİRHA- İzmir, Mersin ve Dersim Dernekleri ve kurum temsilcileri, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Ali Haydar Ben’e 4 yıl 2 ay hapis cezası verilmesine tepki gösterdi. Yapılan açıklamalarda, “DEDEF Genel Başkanı Ali Haydar Ben nezdinde cezalandırılmak istenen;  yıllardır yaşam alanlarını, inancını kültürünü, dilini ve doğasını savunma merkezi olarak görünen  Dersim halkıdır” denildi. 

    Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Ali Haydar Ben’e ‘yardım ve yataklık’ iddiasıyla verilen 4 yıl 2 ay hapis cezasına Mersin, Dersim ve İzmir Dersim Dernekleri’nden tepki geldi.

    İzmir Konak’ta bulunan dernek binasında İzmir Dersim Dernekleri adına açıklamayı okuyan İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Aslan Sultan, son yıllarda sistematik olarak Dersim kurumlarına, sanatçılarına ve bireylerine yönelik baskı, yasaklama, gözaltı ve tutuklamaların hız kazandığını belirterek, “Bu yağmanın, yolsuzluğun, sömürünün, savaşın, doğanın talan edilmesi ve çürümüşlüğün odağı olmuş düzene karşı, Dersimliler ve Dersim dostları olarak inancımızı, kültürümüzü, doğamızı, dilimizi ve Dersimi korumaya devam edeceğiz” dedi.

    “DERSİM KURUMLARINA, SANATÇILARINA YÖNELİK TUTUKLAMALAR HIZ KAZANDI”

    Sultan, “Baskılar, gözaltılar, tutuklamalar, sansür hepsi kendi korkusunu topluma yaymaya çalışan iktidarın güçsüzlüğünün göstergesidir. DEDEF Genel Başkanımız Ali Haydar Ben nezdinde cezalandırılmak istenen;  yıllardır yaşam alanlarını, inancını kültürünü, dilini ve doğasını savunma merkezi olarak görünen DEDEF ve Dersim halkıdır” şeklinde konuştu.

    “İNANCIMIZI, DOĞAMIZI VE DERSİMİ, KORUMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Mersin Dersimliler Derneği de, İHD Mersin Şubesi’nde basın açıklaması yaparak Ben’e verilen cezayı kınadı.
    Dernek Başkanı Hasan Tanrıkut, şiddetin, baskının, hapis cezalarının sona erdirildiği, hiç kimsenin demokratik talepleri, düşünceleri nedeniyle cezalandırılmadığı bir ülke taleplerini ısrarla devam ettireceklerinin altını çizerek, “Bu yağmanın, yolsuzluğun, sömürünün, savaşın, doğanın talan edilmesi ve çürümüşlüğün odağı olmuş düzene karşı, Dersimliler ve Dersim dostları olarak inancımızı, kültürümüzü, doğamızı, dilimizi ve Dersim’i korumaya devam edeceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın. Dersim Dernekleri Federasyonu olarak şiddetin, baskının hapis cezalarının sona erdirildiği, hiç kimsenin demokratik talepleri, düşünceleri nedeniyle cezalandırılmadığı bir ülke talebini ısrarla yürüteceğiz. Ülkemizde yaratılmak istenen kuşatmaya, saldırılara karşı; doğa, emek ve demokrasi mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/MERSİN-İZMİR-DERSİM

  • Bu akşam saat 20.00’de #SivilToplumDiyorKi Yasayı Geri Çekin!” eylemi var

    Bu akşam saat 20.00’de #SivilToplumDiyorKi Yasayı Geri Çekin!” eylemi var

    PİRHA- İnsan hakları, kadın ve inanç kurumlarının aralarında bulunduğu kurumlar bu akşam saat 20.00’de sosyal medya üzerinden, sivil toplum örgütlerine kayyumun yolunu açacak yasaya karşı eylem yapacak.

    Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı. Ancak dernek ve sivil toplum örgütleri, yasanın geri çekilmesi için itirazlarını sürdürüyor.

    Bu akşam saat 20.00’de sosyal medya üzerinden, yasallaşan kanuna tepki gösterecek olan kadın, çocuk, mülteci, lgbti+, insan hakları, kültür ve sanat, inanç ve köy derneklerinin içinde bulunduğu kurumlar “#SivilToplumDiyorKi Yasayı Geri Çekin!” diyecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • Adana Alevi Kültür Dernekleri Başkanı: Pandemi nedeniyle hala kapalıyız

    Adana Alevi Kültür Dernekleri Başkanı: Pandemi nedeniyle hala kapalıyız

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Adana Şube Başkanı Hasan Mansuroğlu, derneğin pandemi nedeniyle 17 Mart’tan bu yana kapalı kaldığını belirterek, “İnsanların sağlığı daha önemli. Kapalı tutuyoruz hala. Durum normalleşince canlarımız gelsinler” dedi. 

    Baba Mansur Ocağı’ndan, Alevi Kültür Dernekleri Adana Şube Başkanı Hasan Mansuroğlu, derneğin bir katında cem yapıldığını belirterek, pandemi süresince kapalı kaldıklarını söyledi.

    17 Mart’tan bu yana derneği kapalı tuttuklarını ifade eden Mansuroğlu, “İnsanların sağlığı daha önemli. Kapalı tutuyoruz hala. Durum normalleşince canlarımız gelsinler. Şu an açılan cemevleri geniş kapsamlı hizmet veriyor. Cenaze hizmetleri yapılıyor. Açılan cemevleri de belli kurallar getirdiler. Bizde morg yok. Cem salonumuz var” diye konuştu.

    Mansuroğlu, Hakk’a yürüyenlerin cenazelerinin başka cemevlerinden kaldırıldığını söyledi.

    PİRHA/ ADANA

     

     

  • Alevilerden sert tepki: Irkçı derneğin Alevi toplumunda karşılığı olmayacak

    Alevilerden sert tepki: Irkçı derneğin Alevi toplumunda karşılığı olmayacak

    PİRHA – Ülkücü bir şahsın Alevi-Bektaşi adını kullanarak kurduğu “Milliyetçi Alevi Bektaşi Kültür Dernekleri” adlı derneğe tepkiler sürüyor. Alevi temsilciler, ‘Milliyetçi’ kavramın Alevilikle bağdaşmadığını, amacın batıda bulunan Tahtacı, Çepni ve Türkmen Alevileri üzerinde baskı oluşturmak olduğunu ifade ettiler. 

    Alevi-Bektaşi adıyla kurulan, asimilasyon politikaları kapsamında kurulan sözde “Alevi” derneklerine bir yenisi daha ekleniyor. “Milliyetçi Alevi Bektaşi Kültür Dernekleri” adıyla bir dernek kuruluyor. Derneğin Bursa’da kurulması ise dikkat çekilen hususlardan bir tanesi. Aleviler, derneğin özellikle batıda bulunan Tahtacı, Türkmen ve Çepni Alevileri üzerinde baskı oluşturmasından endişe ediyor.

    “ALEVİLER IRKÇILIĞI RET EDER”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan, herkesin kendi Alevisini yaratma çabası içerisinde olduğunu belirterek, derneğin başındaki ‘Milliyetçi’ kelimesinin Alevilik felsefesine, inancına ters olduğunun altını çizdi.

    Aleviliğin milliyetçiliği red ettiğini belirten Kaplan, daha önce de AKP, MHP birçok dernek tarafından girişimlerin olduğunu, ancak Alevi toplumunda karşılığının olmadığını söyledi.

    Boş bir çaba içinde olduğunu söyleyen Gani Kaplan, derneğin kuruluş amacını ise şöyle açıkladı;

    “Burada amaçlanan şey; Türkiye’de kırk yıla yakın bir süredir savaş var. Bu savaşa bazıları kirli savaş diyor bazıları güvenlik sorunu vs diyor. Özellikle batıdaki Türkmen, Tahtacı ve Çepni Alevileri üzerinde baskı unsuru oluşturmak istiyorlar. İşte ‘hakiki Türk sizsiniz, vatanınıza, milletinize sahip çıkın’ noktasıyla ve bunun için bu yolda yürüyen Aleviler arasında yüzde bir de olsa bir karşılık buldular. Onlar kendi Alevilerini yaratma çabası içerisindeler.”

    “ALEVİLİĞİN ŞÖVENİST BİR ANLAYIŞLA ÖRGÜTLENMESİ AYMAZLIK”

    Aleviliğin ırkçılığı ret ettiğini söyleyen Güven Abdal Ocağı Dedesi Sefa Öztürk, “Alevilik bütün kainata bir noktada bakar. Milliyetçi, ırkçı bir söylemle anılıp şovenist bir anlayışla örgütlenilmesi büyük bir aymazlık. Aleviliğin kültürüne, inancına, felsefesine aykırı bir durum” dedi.

    Derneğin özellikle batıda örgütlenmesinden endişe ettiğini söyleyen Öztürk, Tahtacı, Çepni ve Türkmen Alevileri hedef aldığını söyledi. Demokrasinin gelişebilmesi için Aeviliğin bir ırka dayandırılmasına tepki gösteren Öztürk, Türken Alevilerinin özellikle ırkçılık noktasında o duyguları kışkırtılarak demokrasi anlayışının önüne konulmak istendiğini düşündüğünü söyledi. Bu yaklaşımın bölücü olduğunu söyleyen Sefa Öztürk, derin uçurumlar oluşturulmak için tasarlanmış bir tuzak olduğunu söyledi.

    “ALEVİLİĞİN BİRLİĞİNİ GÜÇLENDİRMEK GEREKİYOR”

    Bu ülkenin daha fazla barışa ihtiyacı olduğu bir süreçte kurulmasına dikkat çeken Öztürk, Alevilerin sağ merkeze, ırkçı bir anlayışa doğru sürüklenmek istendiğinin altını çizdi. Öztürk, buna karşı Alevilerin birliğini güçlendirerek mücadele çağrısı yaptı.

    ‘Milliyetçi Alevi Bektaşi Kültür Dernekleri’nin Alevi toplumunda bir karşılığının olmayacağını belirten Sefa Öztürk dede, bu gibi ırkçı duygularla Aleviliğin yan yana konulmasını Aleviliğe hakaret olarak gördüğünü ve Alevilerin bu tuzağa düşmemelerini istedi.

    “ALEVİLİĞİ KUŞATMA ÇABASI BU, TUTMAZ”

    Bunun bir asimilasyon politikası olduğunu söyleyen Öztürk, kaygılarını ise şöyle anlattı:

    “İnsanlar giderek kimliklerini ve inançlarını kaybediyorlar. Adı Alevi olan fakat Alevilikle uzaktan yakından alakası olmayan bir sürü akım Türkiye’de kendisine yer buldu. Örneğin Şia vb kurumların Aleviliği daha fazla kuşatma çabaları var. Bu çabalardan bir tanesi de bu. Bu tutmaz çünkü Alevilik kendisini bu kadar dar bir ifadeyle tanımlayamaz. Buna karşı gereken mücadele yapılacaktır. Alevilik ırkçılıkla yan yana durmaz.”

    “ALEVİLER FARKLI RENKLERİYLE SOLDAN YANADIR”

    PSAKD Batıkent Cemevi Başkanı Onur Şahin de Aleviler üzerindeki asimilasyon çabaların hızla devam ettiğini belirterek, “Bu çabaların en önemli ayaklarından biri de ırkçılık zehrini Alevilik içine zerk ederek Aleviliğin özünü bozup çarpıtarak tanınmaz hale getirmektir” dedi.

    “Milliyetçi Alevi Bektaşi Kültür Dernekleri”nin kurucusu Fırat Kürşad Akten’in yaptığı açıklamaya değinen Şahin, şunları ifade etti:

    “Bu ırkçı-gerici hezeyanların Alevi felsefesiyle ve kültürüyle karşıtlık arz ettiği açıktır. Aleviler 72 millete tek nazarla bakarlar. Din, dil, milliyet, cinsiyet başta olmak üzere her türlü ayrımcılığa karşı çıkarlar. İnsana insan olduğu için saygı duyarlar. İnsanlar ve doğa üzerindeki her türden baskı, sömürü ve tahakküm ilişkisini reddederler. Bu yüzden de Aleviler önemli ölçüde farklı renkleriyle birlikte soldan yanadırlar. Dünyada bulundukları her ülkede çok büyük çoğunlukla solu desteklerler. Eşitlik, kardeşlik, özgürlük, adalet gibi değerlere ve ilkelere karşı son derece duyarlıdırlar. Sonuç olarak Aleviliğin her türden ırkçı, gerici, dinci, çağ dışı zihniyetle kan uyuşmazlığı vardır ve yan yana gelmeleri mümkün değildir. O yüzden de bu tarz girişimler boşa çıkmaya ve başarısızlığa mahkumdur.”

    “ALEVİLİKLE MİLLİYETÇİLİĞİ YAN YANA KOYMAK YOL BİLMEMEZLİKTİR”

    Alevi gazeteci, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Esenler Şubesi Üst Kurul Delegesi Sezgin Kartal ise, ırkçı derneğe tepkisini şöyle dile getirdi:

    “Öz Aleviyiz” diyenler arasında Şiacısını gördük, cemaatçisini gördük, şimdi de milliyetçilik ile karşımıza çıkıyorlar. İlk gördüğümde zaytung haber sandım fakat hiç de öyle değilmiş. Alevilik ile milliyetçiliği yan yana koymak akıl dışılıktır, yol bilmezliktir, tarih bilmezliktir. “72 millete bir gözle bak” diyen Yol’u bilmeyen dünün Yezidleri bugünün faşistleri Aleviliği etiket olarak kullanmaya girişiyor. Yol bilmiyorlar, çünkü Yol bir sürek bin birdir. Aleviyi bilmiyorlar, çünkü Kürt Alevilerimize başka donlar biçmeye kalkıyorlar. Bu başlı başına Alevilere hakarettir. Evet, Aleviler’in dünya görüşü mazlumların, ötekileştirilenlerin hakkın ve hakikatin yanıdır. Ve bunları Sol savunuyorsa Aleviler solcudur. İnsana, doğaya, hakikate uzak hatta düşman anlayışlara Alevilerin meyletmesi Yol’dan çıkması demektir. Hayatında hiçbir şekilde Yol erkan ile tanışmamış kafatasçı unsurların Alevi-Bektaşi kavramlarını kullanmalarına itibar edilmemeli hatta tepki gösterilmelidir. Tarih bilmiyorlar, çünkü 40 bin Kızılbaş’ın katili Yavuz’la Şah İsmail eşleşemez, birlikte sahiplenilemezler. Bugün dahi 3. Köprüye bu katilin isminin verilmesi Alevilerin tüylerini diken diken eder. Hiçbir Alevi çocuğuna Yavuz ismini vermez. Tarih bilmiyorlar, çünkü Maraş’ta, Çorum’da ve diğer Alevi katliamlarında bizzat milliyetçiler rol almıştır. Türk Aleviliği diyorlarsa, bu tepkimi Yol’un hiçbir yerinde savunduklarını görmeyen bir Türk Alevisi olarak veriyorum.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

  • Alevi-Bektaşi adını kullanan ırkçı derneğe tepkiler çığ gibi yükseldi

    Alevi-Bektaşi adını kullanan ırkçı derneğe tepkiler çığ gibi yükseldi

    PİRHA- Erzincanlı ülkücü bir gencin kurduğu “Milliyetçi Alevi Bektaşi Kültür Dernekleri” daha kurulma aşamasındayken Alevi yurttaşların tepkisini çekti. Yurttaşlar, Alevi Yol’unun ırkçılıkla bağdaşmadığını hatırlatarak, derneğin asimilasyon faaliyetleri için kurulduğuna işaret ettiler. 

    Alevi-Bektaşi adıyla kurulan sözde “Alevi” derneklerine bir yenisi daha ekleniyor. Özellikle Şiacıların Alevi adı altında kurdukları dernekler Alevi toplumunun tepkisini çekerken şimdi de “Milliyetçi Alevi Bektaşi Kültür Dernekleri” adıyla bir dernek kuruluyor.

    CEMEVLERİ VATANIN BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜNÜN SİMGESİYMİŞ!

    Alevi Bektaşi adını kullananMilliyetçi Alevi Bektaşi Kültür Dernekleri”nin kurucusu Fırat Kürşad Akten yaptığı açıklamada şunları söylüyor:

    “Osmanlı döneminden bu yana milletimiz büyük bir ayrışmaya girmiştir. Özellikle Şah İsmail ve Yavuz Selim arasındaki savaşla zirveye taşınan Alevi Sünni ayrışması, ne hazindir ki 21. yüzyılda da halen devam etmektedir.
    2020 yılına geldiğimizde Alevi hareketleri maalesef ki ‘Sol Fraksiyonlar’ ile anılmakta özellikle de belli bir kesim sanki Alevilerin tamamı solcu veya Komünistmiş gibi bir algı oluşturmaktadır.
    Cemevleri, vatanın bölünmez bütünlüğünün yegane simgesidir. Milliyetçi Alevi Bektaşi Kültür Dernekleri’nin en büyük kuruluş amacı da Türk Devleti’ni tanımayan, Şehit kanları ile bezenmiş al bayrağımızı gönderden indirmek isteyen, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne göz dikmiş gafilleri Alevi hareketlerinin içinden def etmektir.”

     DERNEK DAHA KURULMADAN SERT TEPKİYLE KARŞILAŞTI

    Aileden ülkücü-MHP kültürüyle yetişmiş Erzincanlı Alevi olduğu iddia edilen Fırat Kürşad Akten adlı şahsın kuracağı dernek daha kurulmadan, kurucusunun nefret söylemleri nedeniyle, sosyal medyada Alevi yurttaşların tepkisi çığ gibi yükseldi.

    İnsanların milliyetçi duygularının istismar edildiği bugünlerde Alevi-Bektaşi adıyla kurulan bu derneğin asimilasyona hizmet edeceği dile getiriliyor.

    Aleviliğin ırkçılıkla, milliyetçilikle bağdaşmayacağını hatırlatan Alevi yurttaşlar, sözkonusu derneğin kurucularının Alevilikle alakalarının olmadığını çünkü Aleviliğin 72 millete bir nazarda baktığını kaydettiler.

    Bu kişilerin iktidarın Alevileri olduğunu ifade eden yurttaşlar, derneğin kurucusu MHP’li gence Alevi Yolu’nu öğrenmesi ve Yol’a gelmesi için çağrı da yaptılar.

    İşte sosyal medyada, Alevi adıyla kurulan derneğe tepkilerden bazıları:

    *Aleviliğin de adını milliyetçiliğe, ırkcılığa bağladılar. Bunlar Alevi-Kızılbaş olamazlar.

    *Asimilasyon kendi içimizden başlıyor. Anlamları farklı olan iki isim, felsefe, ideoloji bir arada olamaz. Kim yapıyorsa kendini yargılamalı.

    *Devletin Alevisi bunlar!

    *Geçekten kafam almıyor. Olamaz bunlar Alevi değil.

    *Çok kızgın ve üzgünüm. Nasıl kabul edilir anlamadım.

    *Bunlar Alevi olmadıkları gibi Alevi katliamlarını meşrulaştıranların tetikçilerinin Alevi toplumu içine sızma girişimleridir. Olsa olsa Alevilikle alakası olmayan, Alevi yol düşkünleri.

    *Zamanımızda ne kadar çok aslını inkar edip, birilerine yaranmaya çalışanlar var.

    *Milliyetçilik ve Alevilik birbirine zıt iki durum.

    *Alevilikle milliyetçilik ancak kâğıt üstünde bir araya gelebilir.

    *Hoşgörü ve sevgi Yol’umuzu, Türk Milliyetçiliğine sıkıştırma çabası içindeler.

    *Hakikati idrak edip bilseydik
    Hakka giden yola yolcu olsaydık
    Verdiğimiz o ikrarda kalsaydık
    Bunlar olmayacaktı Can Hüseyin.

    *Umarım ailesinden veya arkadaş çevresinden biri çıkar ve kendisini uyarır. Yolumuzu, öğretimizi anlatır. Yolumuz ‘Kabem insan’ der! Yolumuz ‘Kabem Türk’ demiyor.

    *Biz kendimize, kültürümüze sahip çıkmazsak ortalığı boş bırakırsak bunlar sahip çıkar elbette.
    Suç bizde, kendi değerlerimize sahip çıkamıyoruz.

    *Irkçılık Alevi Bektaşiliğin varlığına ters. Bunlar devletin diktiği elbiseleri giyen, Alevi Bektaşiliğin felsefesine özüne inancına ihanet edenlerdir.

    *Bu bir asilime etme tezgahıdır. Bunlara inanmayın.

    *Amaçları Türkiye de Kürt, Türk, Arap Alevisini bölmek. Şunu unutmuşlar: Alevi felsefesi 72 millete kucak açan bir sevgi, bir felsefedir. Biz cenneti özlemeyiz, cehennemle işimiz olmaz. Sevgidir rehberimiz, hakikattır yolumuz.

    *Alevilik, Aleviler yeni bir asimilasyon ile karşı karşıya.

    *Alevilik kutsal bir itikat. Yetmiş iki millete bir nazarla bakar.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Karar alıcıların erkeklerden oluşması Alevilik için büyük tehlike’-VİDEO

    ‘Karar alıcıların erkeklerden oluşması Alevilik için büyük tehlike’-VİDEO

    PİRHA- Alevi kadınlarına tarihsel olarak “Yolda kadına biçilen rol nedir?” ve “Bu rol bugün yerine getirilemiyorsa nedenleri nelerdir? Nasıl aşılabilir?” şeklinde sorular sorduk. Dizi yazımızın bu bölümünde sorularımızı Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu Üyesi Sevim Yalıncakoğlu yanıtladı. Yalıncakoğlu, kurumlarda karar alıcıların sadece erkeklerden oluşmasını Alevilik için büyük tehlike olarak gördüğünü söyledi. 

    Haberin videosu

    Cemlerde, sohbetlerde “Yol kadındır, kadın mürşidi kamilullahtır” sözünü çokça duyarız. Yine “Alevilerde kadın erkek eşittir” sözü neredeyse her ortamda övünülerek dile getirilir. “Bizde kadın erkek yoktur herkes candır” sözlerini de çokça duyarız. Çoğunlukla da bu sözleri erkeklerin ağzından duyarız.

    Pratik gerçekten öyle midir? Öyleyse Alevi kadınlar neden Alevi örgütlenmeleri içinde belirgin bir noktada değiller? Neden söz ve yetki kademelerinde yer alamıyorlar? Neden renkleri, karakterleri sahaya yansımıyor? Gerçeğe biraz daha yakından bakmak için bu kez mikrofonu Alevi kadınlara bıraktık.

    Yazı dizimizin bu bölümünde sorularımızı Alevi Bektaşi Federasyonu İnanç Kurulu Üyesi Sevim Yalıncakoğlu yanıtladı.

    “BACIYAN-I RUM ÖRGÜTÜNÜ ÖRNEK ALMALIYIZ”

    PİRHA: Tarihsel ve toplumsal olarak Alevilikte kadının yeri nedir? Nasıl bir seyir izledi?

    SEVİM YALINCAKOĞLU: Alevilikte kadının yeri konusu tek başına konuşulabilir ama tarihte Alevi kadının yerini konuşmak için bunun başka etkenleri de oluyor. Özellikle coğrafi etkenler. Alevi kadının hangi coğrafyada yaşadığı hatta hangi ırka bağlı olduğu konusu da Alevi kadının toplumsal kimliğini çok ilgilendiren ve değiştiren bir şey. Yoksa Aleviliğin inanç ve yol kurallarının, öğretisinin bu konuda kafası çok net. Aleviliğin kadını koyduğu yeri toplumsal yaşamda değiştiren dış etkenler var. Bu hem kişinin yaşadığı coğrafyayla alakalı bir şey hem içinde bulunduğu toplumun sosyopolitik yapısıyla alakalı bir şey. O yüzden şunu söyleyebiliriz: Genelde toplumlar geçmişten günümüze daha çağdaş bir yapıya doğru bir seyir izler ama Alevi kadın konusunda biz çağdaştan daha geriye doğru bir yapı izlemişiz. Aslında Alevi kadının 1200-1300-1400’lü yıllarda Yol henüz asimilasyona uğramamışken, diğer hakim anlayış Anadolu toprakları üzerinde etkisini net olarak göstermemişken, Anadolu Alevi kadını çok daha özgür, Yolun gerektirdiği şekilde yaşıyordu. Ama hem hakim inancın hem de başka inançların Anadolu toprakları üzerinde gün ve gün devlet gücünü de elinde bulunduran bir Sünni anlayışın kendi inancındaki emirleri Alevi halklar üzerinde de bir baskı politikası olarak uyguladığı için biz de hem bu yönde bir asimilasyona uğramışız hem de bu bizi benzemeye ve değişmeye götürmüş. Evet son 50 yıldır biz bunu Alevi kadınları olarak fark ettik hala tersine döndürmeye çalışıyoruz ama şunu söyleyebilirim ki 1200’lü yıllardaki Anadolu’da bulunan kadının çağdaş ve toplumsal yerinde değiliz biz artık. Bence Alevi kadın denildiğinde de en konuşulması gereken ve örnek almamız gereken bir Bacıyanı Rum örgütü var. Mesela ben hayatımda herhangi bir konuda kendime bir şeyi örnek alacaksam Bacıyanı Rum örgütünün örgütlenme biçimi, bacıların birbiriyle olan ilişki biçimini kendime daha çok örnek almam gerektiğini düşünüyorum ve bütün Alevi kadınlarının da hayata buradan bakması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü Bacıyanı Rum örgütü, bulunduğu yerde toplumsal yaşamın tamamına hakim bir yerde. Konya, Kayseri, Sivas, Çorum, Amasya neredeyse bugünkü en geri anlayışın bulunduğu Anadolu topraklarında o dönem hakim olan bir çağdaşlık politikası var. Daha spesifik anlatmak gerekirse mesela Alevi kadınları o hem toplumsal yaşamın hem iş yaşamının hem de dışarının yani sokağın ya da evin içerisinde ki gereklilik değil de hayatın içindeki bütün gerekliliklerin tam ortasında bulunuyor. Şu dönemde hala kadınlar neredeyse ev içi işleriyle özdeşleşmişken o dönemde kadınlar at üstünde kılıç kuşanarak Moğol saldırılarına, çete saldırılarına karşı kendi yurdunu, evini, hanesini, topraklarını koruyan bir kadın savaş gücüne sahip. Aynı zamanda bir organize sanayi bölgeleri var. Kadınlar iş gücünün tam içinde halı dokumacılığı, kilim dokumacılığı iş işlemek yani bugün fabrikaların sahipleri olarak düşünün. Beni en çok etkileyen yönleri de o dönemlerde yalnız kalan yaşlı kadınlara yetim çocuklara yönelik bir bölümleri var. Yetim kalan kız çocuklarına yönelik bir eğitim politikaları var mesela. Onları sahiplenenlerle belki kendi annesini herhangi bir nedenle kaybetmiş bir kız çocuğu bir sürü anneye sahip oluyor. Ona hem toplumsal yaşamı öğretiyorlar hem de iş gücüne dahil olacak bugünkü çıraklık eğitimini veriyorlar. Aynı zamanda yaşlı kadınlara da bir bakım evleri var. Onların her türlü bakımını da bu örgüt üstleniyor.

    Bugüne gelene kadar bunların hepsi yavaş yavaş yol oldu. Moğol istilalarının Anadolu’daki etkileri, Fatma Bacının hapsedilmesi bunun nedenlerinden. Sünni anlayışın Anadolu topraklarında özellikle Yavuz’dan sonra çok baskıcı yok etme ve Aleviliğin asimilasyonu politikasında çok ciddi saldırıları olduğu için halk da yavaş yavaş buna ayak uydurarak kelimenin tam anlamıyla yobazlaşıyor. Ondan sonra Alevi kadını da diğer kadınlar gibi yönünü daha bir içeriye dönüyor. Toplumsal yaşamın içinde değil de daha hizmet eden bir noktaya geliyor. Dolayısıyla bence diğer toplumlar geçmişten geleceğe çağdaşlaşırken, bizim geçmişten günümüze daha çok yobazlaştığımızı düşünüyorum.

    Peki ne oldu da Alevi kadınlar sahneden çekildi, Alevilerin her konuşmasında “Bizde kadın erkek eşittir “deniyor. Pratikte bu böyle mi? Eşit mi sizce?

    SEVİM YALINCAKOĞLU: Aslında Alevilikte kadın erkek eşit. Bunda bir sıkıntı yok. Yani Alevilik kadına ‘sen içeri gireceksin, erkeğin emrinde olacaksın’ dememiş. Alevilik ‘erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde’ demiş. Mesela Hüseyin Kerbela’da Zeynep’e sormadan hiçbir şey yapmamış ya da Şehriban’ın rızalığını almadan savaşa bile gitmemiş. Dolayısıyla Hüseyin’in Zeynep Anaya, Şehriban Anaya verdiği konumda bile değiliz biz şu an. Yani Alevilikte bir sıkıntı yok. Aynı zamanda Hacı Bektaş Veli’nin Kadıncık Anayla olan ilişkisinde hatta Kadıncık Ananın yolun sürülmesindeki önemi neredeyse Hacı Bektaş Veli ile aynı düzeyde. Hacı Bektaşı Veli’nin öğretisinin devam etmesinde bir numaralı etken Kadıncık Ana. Dolayısıyla Alevilikte kadın erkek ayrımı yok. Alevilikte kadın uluları da var. Uluların, yol önderlerinin, dedelerin, anaların, pirlerin kimliği yok Alevilikte. Yani kadın erkek zorunluluğu yok. Bunu biz yaptık. Bu zorunluluğu biz asimile olarak getirdik. Çünkü biz bir saldırgan hakim inançla aynı coğrafyada yaşıyoruz. Kendi inancını herkese empoze eden ve kendi gibi yaşamayanlara saldıran bir inançla birlikte yaşıyoruz. Dolayısıyla kendini korumak, yaşamını korumak için denebilir ‘böyle değilmiş’ gibi davrana davrana ‘aslında biz de sizin gibiyiz’ diye takiyye yapa yapa gerçekten benzemeye başlamışız. Anadolu toplumu kadınını yine içeri çekmiş ‘el alem ne der’ diyerek. ‘Kadınsın yerini bil’ noktasında birlikte yaşadığımız bütün toplum dayattığı için de evet kadının yeri bir dönem tamamen içeri tıkılmış. İşi sadece hizmet etmek olmuş. Hizmet derken eşine, babasına, kardeşine, evlatlarına hizmet etmek ya da yemek, bulaşık ev işlerini kast ediyorum. Şehirleşmeden itibaren sosyoekonomik boyut zorunlu kıldığı için Alevi kadınlarından başlayarak kadınların dışarı çıkma süreci başladı. Ama mesela ekonominin çok rahat olduğu toplum olsaydı burada ben kadınların dışarı çıkacağını düşünmüyorum. Yani belki sosyoekonomik bozukluk ya da zorluk çoğu coğrafyada kadınları vuruyor ama bizde de toplumsal yaşamda yaşam kalitesi olarak kadını vurmuştur. Ama bir yandan da dışarı çıkmasına neden olmuştur. Çünkü kadın iş gücüne de ihtiyaç duyulmuştur ailede. İşgücüne katılan Alevi kadınları olarak söylemiyorum bunu sadece toplumsal olarak söylüyorum. Ekonominin içine dalma zorunluluğu gelince dolayısıyla dışarı çıktık. Alevi kadınları bunu ilk yapabildi çünkü Aleviliğin zemininde zaten bu vardı. Yani ne kadar asimile olursanız olun içinizden gelen bir Alevi duruş var ve o Alevi duruş kadın erkek eşitliğini size söylediği için o yüzden ilk dışarı çıkabildik.

    “KARAR ALICILARIN ERKEKLERDEN OLUŞMASI ALEVİLER İÇİN BÜYÜK TEHLİKE

    Alevi kurum ve örgütlerinde kadının yer alması neden önemli?

    SEVİM YALINCAKOĞLU: Geldiğimiz yer tabiki olması gereken yer değil özellikle Alevi kurumlarında. Cemevinde insanlara hizmet etmeyi düşük bir mertebe olarak görmüyorum bunu özellikle söyleyeyim. Yani bazen gelen bir misafire çay vermek o başkanlık koltuğunda oturmanın çok daha üstü bir mertebededir benim gözümde. Çünkü halka hizmet hakka hizmettir hakka hizmet eden herkesin mertebesi zaten kurum başkanlarının çok üstündedir. Ama şu anda Alevi kurumları Alevi toplumsal yapısını da geliştiren ve şekillendiren bir konumda. Çünkü Alevilik sürekli yaşayan bir inanç. Çağa göre değişen ve çağa göre yönlendirilen bir inanç. Bu yönlendirmede şu dönemde Alevi kurumlarının çok ciddi etkisi var. Şimdi Alevi kurumlarının etkisinde olduğu için de Alevi kurumlarında bu konularda söz sahibi olan insanlar var. Yani karar aşamasında olan insanların sadece erkek oluşu Aleviler için çok büyük tehlike. Çünkü erkeklik yobazlık demektir, gericilik demektir. Erk anlayışı kendisine verilen o yeri kaybetmek istemez dolayısıyla bu noktalarda kadınların olması bu yüzden önemlidir. Geçmişten günümüze geldiğimiz o yobazlaşma sürecini silebilmek için burada kadınların olması gerekiyor. Yani biz Aleviliği özüne döndürmeye, asıl olduğu yere getirmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla hem bir Alevi kadın mücadelesi hem kadın özgürlük mücadelesi veriyoruz hem de Alevi özgürlük mücadelesi veriyoruz.

    Bizim bir mücadele alanımız var. Neye karşı var? Asimilasyona, hakim inanca karşı var. Bu inanç üzerindeki baskılara karşı var ve gasp edilmiş haklarımıza karşı bir hak mücadelesi veriyoruz. Ama Alevi kadınların ikinci bir cephe açması gerekiyor. Alevi kadınların açması gereken o cephe de Alevi kurumları için Alevilik içindeki erk anlayışa karşı bir cephe. Yani bizim aslında genel bir yapıya karşı genel bir hakim sisteme karşı verdiğimiz savaşın aynı zamanda içeride de Alevi erkeklerine, erk anlayışına karşı ikinci bir cephe açılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü erkekler yerinden vazgeçmiyor. Yani erkekler ‘ya bir dakika bizim şu an bu yürüttüğümüz politikanın yolla ilgisi yok. Bu yürüttüğümüz politika asimilasyonun sonucu bir politika. Bundan vazgeçmeliyiz’ özeleştirisini yapsa ya da aydınlanmasını yaşasa zaten sorun kalmayacak. Son Hacı Bektaş Veli anmasında gördüğümüz o Alevi kurumlarının yaptığı panelde dokuz erkek oraya dizilmeyecek zaten. Bizim bunun için bir savaş vermemize, bunun için bir eleştiri getirmemize gerek kalmadan dokuz erkeğin şunu söylemesi lazımdı: ‘Olmaz. Bunun böyle olmaması lazımdı! Burada dokuz erkek Aleviliği temsil etmiyor. Aleviliği temsil ettiğimiz için burada bulunuyoruz ama aslında Aleviliği temsil etmiyoruz özünde.’ O insanların bunu söylemesi gerekiyordu. Dolayısıyla daha önce de yaptığım eleştirileri buradan tekrar söylüyorum; pir dergahında ‘erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde’ diyen bir inancın mensupları Kadıncık Ananın huzurunda dokuz tane erkek oraya dizilip Aleviliğin sorularından bahsettiler ve hiç kimse dönüp Aleviliğin sorunu bu demedi.  Aleviliğin sorunu aslında o. Çünkü o yobazlık zaten diğer sorunları beraber getiriyor. Yani biz bu kafadan sıyrılsak zaten o asimilasyonun tamamını yok edeceğiz, ortada bir sorun kalmayacak.

    Biz mücadele eden insanları kendimize yol önderi seçmiş bir topluluğuz zaten. Bizim dışarıya karşı savaşımızda mücadelemizde bir sorun yok bunu her şekilde veririz. Canımızı da veririz serimizi de veririz tarihte hiç kimse bundan vazgeçmediği, kopmadığı gibi biz de kopmuyoruz. Sıkıntı bu değil. Bizim yorulduğumuz nokta kendimize karşı verdiğimiz savaş. Kendi içimize karşı verdiğimiz savaş bizim bütün enerjimizi yok ediyor. Kendi içimizde savaş vermezsek dışarıya karşı savaş çok kolay. Bunda bir sıkıntı yok. Ölümden öte yol yok zaten ki bu yola baş koyduysan zaten başını yola koymuşsun neden korkacaksın? Bizim inancımızı yok eden bu içerideki savaştır. Dedikoduya, erkekliğe, erk zihniyete karşı savaş kadınların belli kalıplar içerisine konulması gerektiğine karşı savaş. Dolayısıyla bizim asıl bütün ruhumuzu emen bir saldırı olduğu için bu Alevi kadınları özellikle mücadelenin içindeki Alevi kadınlarının bu cepheyi açması gerekiyor.

    “BİR BACI ORTAMINA İHTİYACIMIZ VAR”

    Peki Alevi kadınlarının özgün bir örgütlenme modelini yaratarak mücadele etmesi gerektiğine inanıyor musunuz ve nasıl bir model öneriyorsunuz?

    SEVİM YALINCAKOĞLU: Aslında böyle sorunlar olmasaydı böyle bir şeye gerek kalmazdı. Şu anki politikalar nedeniyle yolun bize durmamızı işaret ettiği gereken yere gelebilmek için bizden alınan hakları geri almamız gerekiyor. Yaşamımıza engel olan toplumsal baskıyı yok etmek için evet bir model olması gerektiğini düşünüyorum. Alevilik çatısı altında ‘hani kadın erkek eşitti nasıl kadın örgütü olur?’ diyen çok olacaktır. Bende şunu söylüyorum: Önce bir eşit olalım biz kendimizi lağvederiz bunda hiç sıkıntı yok. Yol ‘erkek dişi olmaz’ der ama pratikte kast ediyorum. Pratikte kadının erkeğin sorulmadığı bir noktada durursak bu yapılanma kendini direkt fesih eder zaten. Yani bizim kimliklere ihtiyacımız yok Alevi adımız bize yeter zaten. İsmimizin önüne şu kurumun başkanı bu kurumun başkanı, Aleviliğe hizmet etmek, Alevi yolunu sürmek için bir ön isme ihtiyacımız yok. Ama böyle bir kuruma ihtiyaç olduğunu yüzde yüz düşünüyorum. Çünkü kurumlara karşı da bir savaş vereceğiz. Yani karşımızdaki muhatap kurumlar. Bu kurumlardaki erkek örgütlenmesini kendimize karşı bir cephe olarak muhatap aldığımız için dolayısıyla bu kurumlarla kavga etmek için bir kuruma ihtiyacımız var artık. Bir örgütlü yapıya ihtiyacımız var. Bence bunun nedeni özellikle Alevi Bektaşi Federasyonu çatısı altında bulunan Alevi kurumlarındaki kadınların en azından bir muhabbet ortamı yaratması gerekiyor. Kadınlar olarak bu erkek kavgasının, kurumlar arasındaki çekişmenin dışına çıkarak bir vücutta Zeynep Ana, Fatma Ana, Kadıncık Ana, Şehriban Ana çatısı altında buluşup konuşmamız, muhabbet etmemiz gerekiyor. Birbirimizden güç almamız gerekiyor. Yani yukarı çıkanı aşağı çekmek değil de yukarı çıkana omuz verecek şekilde birbirimize bacı olmamız gerekiyor. Öncelikle bunu sağladıktan sonra mücadele çok kolay gelir zaten. Bunun için resmi bir örgütlenmeye, bir derneğe de ihtiyacımız yok. Bir oluşuma ihtiyacımız var.

    Birbirimize söz vermeye ve bacı kurumuna ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Resmi bir kurumdan bahsetmiyorum. Bir bacı ortamına ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Bunu da yapacağız gibi duruyor. Yavaş yavaş birbirimizi tanıyarak bu da olacak. Böyle bir şeyin olması gerektiğini yüzde yüz inanıyorum bu modelin de bacılık modeli olması gerektiğini düşünüyorum.

    Yeni bir Bacıyan-ı Rum modeli mi?

    SEVİM YALINCAKOĞLU: Yeni bir Bacıyan-ı Rum gibi. Yani kendimize onu rehber edinerek oradaki oluşumu rehber edinerek, bugünün koşullarıyla şekillenen bir yapıya mutlaka ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

    “BİRLİKTE KARAR VERECEĞİMİZ MECLİSİMİZ OLMALI”

    Kurumlarda eş başkanlık tartışmaları, Alevi Kadın Meclisleri tartışmaları var. Bunlara nasıl bakıyorsunuz?

    SEVİM YALINCAKOĞLU: Alevi kurumlarında mutlaka eş başkanlık olmalı ya da olmamalı cümlesini kullanacak değilim şu an. Bizim aslında başkanlık sistemiyle bir sıkıntımız olmamalı. Bizim birlikte karar verdiğimiz meclisimiz olmalı; kırklar meclisi gibi. Başkan dediğimiz temsil hakkına sahip olmalı karar hakkına değil. Kararı kimin ilettiğiyle değil kararların kimler tarafından alındığıyla ilgileniyorum. Başkanlık sisteminden ziyade, kadın meclisi sistemi beni ilgilendiriyor.

    Örnek açısından söylüyorum Demokratik Alevi Derneği’nde eş başkanlık sistemi var zaten. Erkek zihniyetine göre bir karar aldığınızda kadının tebliğ ediyor olması hiçbir şey ifade etmiyor. Önemli olan kurumun aldığı kararların ve kurumun işleyişinin erk yapıya sahip olmaması.

    “KENDİMİZİ YIPRATMAKTAN VAZGEÇELİM”

    Son olarak eklemek istediğiniz bir şey ya da Alevi kadınlara bir çağrınız var mı?

    SEVİM YALINCAKOĞLU: Biz Alevi kadınlar olarak hem kurumlarda hem cemevlerinde biraz kendimizi yıpratmayı seviyoruz. Bundan vazgeçilmesi gerekiyor. İnsanların noksanını görmek yerine gizlemek, kırgınlıklarının yok edilmesi gerektiğini ve birbirimize bacılık ruhuyla bağlanmamız gerektiğini düşünüyorum. Birimizin varlığı, başarısı diğerlerimize hoş gelsin istiyorum. Kusurumuz varsa birbirimize söyleyelim. İyi şeyler yapıyorsak da birbirimizi yüceltelim. Birbirimize hoş gelelim istiyorum. İç kurumlarda bu birliktelik sağlanırsa zaten genele yayılır. Bu konuda geçmişte hepimizin hataları var hiç birimiz yeterli değiliz. Yola ve erkana aykırı değilse Alevi kadının cümlesinin altında benim de imzam olacak. Onların söylemiş olması benim söylemiş olmama eş değer olacak. Onların oradaki varlığı ‘ben neden yokum?’ cümlesini bana söyletmeyecek. ‘O varsa ben de oradayım’ cümlesini söyletecek.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

    İlgili Haberler:
    1-Menşure Doğan Ana: Kadın İtikadı Sürdürendir-VİDEO
    2-‘Pratikte Erkekle Eşit Değiliz’-VİDEO
    3-‘Kadın, Hem Yol’un Sonu Hem De Başıdır’-VİDEO
    4-‘Erkekleri Yol’a Verdikleri İkrarı Tutmaya Davet Ediyorum’-VİDEO
    5-‘Sıra Posta Oturmaya Gelince Kadının Yeri Yok; Kurumlar Erkek Egemen-VİDEO
    6-‘Biz Alevi Kadınlar Eşitsizliği Kabul Etmiyoruz’-VİDEO
    7-‘Alevi Kadının Kurtuluşu Aleviliğin Kurtuluşudur; Çünkü Yol Anadır’
    8-‘Kurumlarda Canla Başla Çalışan Kadınlarımız Yönetimlerde Yok’-VİDEO
    9-‘Kadının Bir Eli Beşik, Diğer Eli Dünyayı Sallar’-VİDEO
    10-‘Alevi Kurumlarında Kadın Yoksa, Aleviliği Konuşmanın Da Ciddiyeti Yok’
    11-‘Talip Kadınlar Da Ana’yı Aramaz Oldu’-11-VİDEO
    12-‘Kadınlar Aktif Olup “Ben De Varım” Desinler’
    13-‘Meydanda Gönül Birlemeye Gelenler Hep Kadınlar’-13 VİDEO
    14-‘Karar Alıcıların Erkeklerden Oluşması Alevilik Için Büyük Tehlike’-VİDEO
    15-‘Dedelerimiz Bencil Davranıyor; Anaları Ceme Çağırmalılar’-VİDEO
    16-‘Alevi Kurumlarındaki Yapı Kadınları Çok Dışlıyor’-VİDEO
    17-‘Alevi Kadınların Sahnesi Erkeklerce Işgal Edildi’-VİDEO

  • Aleviler, ‘Dava İnsanlık Davası’ şiarıyla Kuşadası’nda toplandı

    Aleviler, ‘Dava İnsanlık Davası’ şiarıyla Kuşadası’nda toplandı

    PİRHA – Alevi sanatçılar, yazarlar, kurumlar, dernekler ve çok sayıda yurttaş  “Dava insanlık davasıdır” başlıklı muhabbet toplantısında Aydın Kuşadası’nda bir araya geldiler.

    Aydın Kuşadası’nda Alevi sanatçılar, yazarlar, kurumlar, dernekler ve çok sayıda yurttaş, “Dava insanlık davasıdır” başlıklı muhabbet toplantısında bir araya geldiler.

    Muhabbet toplantısı  5-6-7 Ekim günlerinde olmak üzere 3 gün sürecek. Toplantıda çeşitli etkinlikler ve çalışmalar yapılacak.

    İzmir Kuşadası’nda Alevi sanatçıların, yazarların, kurum temsilcilerinin, derneklerin ve çok sayıda yurttaşın “Dava insanlık davasıdır” şiarı ile yapacağı muhabbet toplantısının programı şöyle:

     5 EKİM CUMA

    12:00 – 17:00  Otele giriş ve yerleşme

    18:00 – 19:30 Açılış

    20:00 – 21:00 Yemek

    21:00 – 22:30 Dinleti

    6 EKİM CUMARTESİ  

    07:00 – 08:00 Milli parkta gezinti

    08:00 –  09:30 Kahvaltı

    10 :00 – 11:30 1. Oturum:  Alevi Toplumunun Siyasal Rolü ve Geleceğe Yönelik Perspektifler

    11:30 – 11:40 Ara

    11:40 – 13:00 1. Oturumu devamı

    13:00 – 14:00 –Öğlen yemeği

     2. Oturum: Alevi Toplumunun Aydınlama ve Sanatta oynadığı Rol ve Geleceğe Yönelik Perspektifler

    15:30 – 15:40 Ara

    15:40 – 17:00 2. Oturum devamı

    17:00 – 20:00 Serbest zaman

    20:00 – 21:00 Akşam yemeği

    7 EKİM PAZAR

    08:00 –  09:30 Kahvaltı

    10 :00 – 11:30 3. Oturum:  Alevi Toplumunun da Siyasal, Örgütlenme ve İnançsal Konularda Ortak Akıl ve Duruş nasıl sağlanır? Ne Yapılmalı?

    11:30 – 11:40 Ara

    11:40 – 13:00 Toplantının sonuçlandırılması

    13:00 – 14:00 Öğle yemeği

    14:00 – Otelden ayrılış

    (PİRHA/KUŞADASI)

  • Hükümet iki yeni KHK çıkarabilir: Dernek ve vakıflar kapatılacak, yeni ihraçlar var iddiası

    Hükümet iki yeni KHK çıkarabilir: Dernek ve vakıflar kapatılacak, yeni ihraçlar var iddiası

    AKP hükümetinin, OHAL kapsamında iki yeni kararname çıkartmaya hazırlandığı öne sürüldü. İlk kararnamede kapatma, ihraç gibi maddeler yer alırken ikinci KHK’da bakanlıkların talimatları yer alacak.

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından 27 kanun hükmünde kararname (KHK) çıkaran hükumet, 2 yeni KHK’yı daha yayımlamaya hazırlanıyor. 3 ay aradan sonra çıkarılacak ilk KHK’da ihraç, iade, kapatma gibi keyfi hükümler yer alacak. Diğer KHK’da ise bakanlıkların talimatları doğrultusunda gündeme gelen düzenlemeler bulunacak.

    15 Temmuz’un ardından ilan edilen OHAL kapsamında 23 Temmuz 2016’da ilk KHK çıkmıştı. Bugüne kadar 27 KHK yayımlandı. AKP Genel Başkanı Erdoğan başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu sonrası Resmi Gazete’de yayımlanan KHK’ların sonuncusu, 25 Ağustos 2017’de yayımlanmıştı.

    Pazartesi günü Saray’da toplanan Bakanlar Kurulu’nda, 2 yeni KHK ele alındı.

    Yandaş medya kuruluşlarından Gazete Habertürk’ten Volkan Yanardağ’ın haberine göre, bu KHK’lardan biri, kamu personeline ilişkin ihraçları ve iadeleri, rütbesi alınan personeli, kapatılacak veya yeniden faaliyete geçecek dernek, vakıf gibi kuruluşları kapsayacak.

    Diğer KHK, bakanlıkların talimatlarını karşılayacak şekilde düzenlenecek. Bu KHK’da, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın depreme hazırlık ve kentsel dönüşüm ile ilgili maddeleri yer alacak. Hükumetin amacının KHK ile düzenleme yaparak, kentsel dönüşümü kendileri açısından sorunsuz hale getirmek.

    Bir başka düzenleme de muvazzaf subay, astsubay ve polislerin görev esansında yaşamlarını yitirmeleri halinde birinci derece yakınlarının askerlikten muaf olmalarını içerecek.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Malatya’da Alevi Eşit Yurttaşlık Derneği kuruldu

    Malatya’da Alevi Eşit Yurttaşlık Derneği kuruldu

    PİRHA – Malatya’da Alevi Eşit Yurttaşlık Derneği adıyla yeni kurulan derneğin açılışında dernek başkanı Erdoğan Ünverdi, “Alevilerin haklarının alınması noktasında Alevi Eşit Yurttaşlık Derneğini kurduk” dedi.

    Malatya’da dağılma noktasına gelen Malatya Alevileri Eşit Yurttaşlık Platformundan ayrılan birkaç kişi tarafından Platformun işlevlerini devam ettirmek için Alevi Eşit Yurttaşlık Derneği adıyla yeni bir dernek açıldı. Dernek açılışında gelen canlara Aşure ikram edildi.

    Yeşilyurt ilçesi Paşaköşkü mevkii, Pazartesi pazarı sokağında bulunan dernek binasında gerçekleştirilen açılışa  HDP il yönetimi, Eğitim-Sen, Atmalılar Derneği, Ehli Beyit Kültür Derneği, İnsan Hakları Derneği yöneticileri ve üyelerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    Açılış sonrası kısa bir değerlendirme yapan dernek başkanı Erdoğan Ünverdi, Malatya’da Alevi örgütü olarak birçok kurum olmasına rağmen kendilerinin yeni bir Alevi derneğine ihtiyaç duyduklarını dile getirdi.

    “ALEVİLERİN HAKLARININ ALINMASI NOKTASINDA KURULDU”

    Alevi Eşit Yurttaşlık Derneği’nin Alevilerin haklarının alınması noktasında kurulan bir dernek olduğunu belirten Ünverdi, Malatya’nın birliğine, barışına, kardeşliğine katkı sağlayacaklarını ifade etti. Malatya’da bulunan farklı renklerle birlikte ortak projeler gerçekleştirmek istediklerini kaydeden Ünverdi, daha önce Malatya Alevileri Eşit Yurttaşlık Platformu adıyla kurulan platformun dernekleşemediği ve kurumsallaşamadığı için dağılma noktasına geldiğini, kendilerinin de bu oluşumu devam ettirmek adına platformdan ayrılan bir kaç kişiyle birlikte bu derneği kurduklarını belirtti. (HABER MERKEZİ)

  • Mersin Dersimliler Derneği’nde anlamlı buluşma: Yüksel Mutlu derneği ziyaret etti

    Mersin Dersimliler Derneği’nde anlamlı buluşma: Yüksel Mutlu derneği ziyaret etti

    PİRHA- 8 aylık tutukluluğunun ardından ilk duruşmada tahliye olan Akdeniz Belediyesi Eski Eş başkanı Yüksel Mutlu Dersimliler Derneği’nde yurttaşlar ile bir araya geldi. Yaptığı konuşmada dava sürecine dikkat çeken Mutlu, halkın iradesine yönelik bir operasyonla tutuklandığını vurguladı. Mutlu, yan yana gelerek, dayanışarak karanlık günlerin geçeceğine inandığını kaydetti. 

    Aralık 2016’da yapılan operasyonla gözaltına alınıp tutuklanan, gözaltındayken de eş başkanlık yaptığı Akdeniz Belediyesi’ne kayyum atanan Yüksel Mutlu, geçtiğimiz günlerde görülen ilk duruşmada tahliye oldu.

    Tahliyesi sonrası ilk ziyaretlerinden birini Dersimliler Derneği’ne gerçekleştiren Mutlu, yurttaşlar ile sohbet etti. Mersin Dersimliler Derneği Başkanı Hasan Tanrıkut, Mutlu’nun ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Son süreçte bir çok insan tutsak alındı. Sormak lazım suçları var ise neden bıraktınız, yok ise niye alıkonuldular, tutuklandılar” dedi.

    Ardından konuşan Yüksel Mutlu, tutukluluk süreci yaşadığına dikkat çekerek şunları ifade etti:

    “Zorlu bir süreç yaşandı. Ama bu zorlu sürecin karşısında hiç kimse diz çökmedi. Özellikle kadınlar dimdik ayaktaydı. Hükümetin kararıyla belediyelerimize, mali, hukuksal v.b. hiçbir sıkıntı olmamasına rağmen kayyum atandı. Bu tür yaklaşımlar, Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından sıkıntılı uygulamalar. Sonsuza kadar böyle gitmeyeceğini bilmemiz gerekiyor. Bugünlerde daha çok dayanışmaya, birlikte olmaya, yan yana gelmeye ihtiyacımız var.”

    Diren Keser/MERSİN