Etiket: dernekler

  • Ankara’da ki Alevi kurumları, siyasi partiler ve demokratik örgütler Sivas Katliam’ını anma programını açıkladı

    Ankara’da ki Alevi kurumları, siyasi partiler ve demokratik örgütler Sivas Katliam’ını anma programını açıkladı

    PİRHA-Ankara’da bulunan Alevi kurumlar, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için yerelde gerçekleştirecekleri anma programını açıkladı. Anma kapsamında yapılacak etkinlikler arasında tiyatrolar oynanacak, fotoğraf sergisi açılacak, deyişler söylenecek, semahlar dönülecek…

    Ankara’da bulunan Alevi kurumlar, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleri Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anmak için yerelde gerçekleştirecekleri anma programını açıkladı.

    “Laik, demokratik bir ülke için adalet! Sivas Katliamını unutmuyoruz, affetmiyoruz! Sivas’ın ışığı sönmeyecek!” vurgusu yapılan anma etkinlikleri çağrısında ‘Tüm canları anma etkinliklerine katılmaya davet ediyoruz’ denildi.

    Alevi Bektaşi Federasyonu, Cumhuriyet Halk Partisi, Emek Partisi, Halkevleri, Halkların Demokratik Partisi, Türkiye Komünist Partisi, Sivas Şarkışla Ortaköylüler Sosyal Yardımlaşma Kültür Eğitim ve Sağlık Vakfı, Kızılırmak Yerel Dernekler ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin ortak gerçekleştireceği anma etkinlikleri kapsamında tiyatrolar oynanacak, fotoğraf sergisi açılacak, deyişler söylenecek, semahlar dönülecek…

    Açıklanan programa göre 1 Temmuz’da PSAKD Ankara Şubesi önünde saat 19:00’da anma yapılacak. 2 Temmuz’da Dikmen’de bulunan Anıt Parkı’nda bir anma yapılacak.

    Yapılacak anma etkinliklerinde Mustafa Özaslan, Edip Bülbül, Ersin Perçin, Esra Öztürk Gündüz, Tuncer Çakır, Görkem Gürlevik, Yasin Örnek, PSAKD Ankara Şubesi semah ekibi sahne alacak.

    Gerçekleştirilecek anma etkinliklerinde Sivas Katliamı’nda hayatını kaybeden sanatçı Hasret Gültekin’in yaşamının anlatıldığı tiyatro oyunu da sergilenecek.

    Sivas Katliamı’nın anlatıldığı fotoğraf sergisinin de açılacağı belirtilen programda fotoğraf sergisinin Dikmen’de bulunan Ahmet Arif Parkı’nda 28.06.2021-01.07.2021 tarihleri arasında sergileneceği duyuruldu.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Dernekler Yasasını protesto edenlerin sesi polis hoparlörüyle kesildi!-VİDEO

    Dernekler Yasasını protesto edenlerin sesi polis hoparlörüyle kesildi!-VİDEO

    PİRHA-İHD Ankara Şubesi’nin, derneklere kayyım atama yetkisi verilen düzenlemeye dair Meclis önünde yapmak istediği basın açıklamasına polis izin vermedi. Güvenpark’ta okunmak istenen basın açıklaması da polis aracı hoparlöründen yapılan duyurular gölgesinde kaldı. HDP’li Mehmet Rüştü Tiryaki, yaşananları “Bizi ses araçlarıyla susturamayacaksınız. Sonuna kadar konuşacağız” dedi.

    Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı. Ancak dernek ve sivil toplum örgütleri, yasanın geri çekilmesi için itirazlarını sürdürüyor.

    İHD Ankara Şubesi de, derneklere kayyım atama yetkisi veren düzenlemeye dair Meclis önünde basın açıklaması yapmak istedi. Ancak polis yurttaşlara izin vermeyerek Güvenpark civarında basın açıklamasının okunabileceğini belirtti. İHD üyeleriyle birlikte HDP’li Milletvekilleri Mehmet Rüştü Tiryaki ve Ömer Faruk Gergerlioğlu Güvenpark’a yürüdü.

    Metro inşaatı önünde yapılmasına izin verilen basın açıklamasını İHD Ankara Şube Eş Başkanı Fatin Kanat okudu. Kanat, kaleme alınan açıklamanın 685 STK’nın ortak görüşleri olduğunu da dile getirdi.

    Kanat, Meclisten geçen yasanın sivil toplumu hedef aldığını belirterek “Henüz kesinleşmeyen kanun Cumhurbaşkanınca veto edilsin, içinden Dernekler, Vakıflar ve yardım toplama ile İlgili maddeler çıkarılsın” dedi.

    “DERNEK VE VAKIFLARININ TÜMÜ TEK İMZA İLE KAPATILABİLECEK”

    Fatin Kanat, açıklamanın devamında şu ifadeleri kullandı:

    “Onay ve itiraz süreci devam etse de, bu teklifin aynen yasalaşması, başta insan hakları dernekleri olmak üzere, kadın hakları, mülteci hakları, çocuk-gençlik hakları ve LGBTİ+ hakları alanında faaliyet gösteren dernek ve vakıflar, çeşitli hukuk dernekleri, sosyal mücadele yürüten dernekler ile sosyal yardım için fon kaynakları kullanan dernekleri, hemşeri dernekleri, spor kulüpleri, farklı inanç gruplarının dernek ve vakıflarının tümü tek imza ile kapatılma riskiyle karşılaşacak, bu konuda açılacak idari davalar yıllarca süreceği için pratikte ‘hızlı kapatma’ prosedürü yaratılmış olacaktır. Bu sebeple yeni katılımlarla aşağıda imzası bulunan 685 sivil toplum örgütünün, daha önce 23 Aralık 2020 günü; Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Halkların Demokratik Partisi Grup Başkan Vekilleri ile Deva Partisi Milletvekiline ilettiği, ortak talebi, söz konusu yasanın veto edilmesi, itiraz ettiğimiz hususların dikkate alınarak yasanın yeniden görüşülerek düzenlenmesi biçimine dönüşmüştür. Meclis Genel Kurulunca onaylanmış yasanın veto edilerek yeniden görüşülmesini, dernekler, vakıflar ve yardım toplama ile ilgili maddelerinin geri çekilmesini 685 sivil toplum örgütü olarak yineliyoruz! Yasa veto edilsin ve yeniden görüşülsün! STK’leri ve avukatları ilgilendiren maddeler çıkarılsın! Sivil toplum susturulamaz!”

    KALICI OHAL REJİMİNİ SAĞLAYACAKLAR”

    Basın açıklaması ardından söz alan HDP Batman Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, polis aracından yüksek sesle yapılan anonsu eleştirerek şunları söyledi:

    “Demokratik kitle örgütlerinin açıklama yapmasına bile tahammül edemeyen bir hükümetin gelecekte derneklere neler yapabileceğini hep beraber düşünelim. Eğer hala Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinde sivil topluma, demokratik kitle örgütlerine ve demokrasiye inanan küçücük bir akıl bile kaldıysa en kısa sürede bu yasayı geri almalarını bekliyoruz. Bu düzenleme ile kayyum zihniyeti, sadece ‘bir dernek yöneticisi hakkında soruşturma başlatıldı’ diye derneği faaliyet yürütemez hale getirebilecek. Ve o derneğin bütün yöneticilerini görevden uzaklaştırabilecek. Bu yasayla kalıcı OHAL rejimini sağlayıp, demokrasiyi susturmak istiyorlar. Bizi ses araçlarıyla susturacaklarını düşünenler asla susturamayacaklar. Sonuna kadar sözümüzü söyleyeceğiz konuşacağız ve direneceğiz.”

    HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu da “Milletin sesini polis hoparlörüyle kesemezsiniz” diyerek yapılan müdahaleyi kınadı. Gergerlioğlu “Sivil topluma daha neler yapmak istedikleri burada anlaşılmıştır. Milletin sesini kesmeye çalışmayın. Polis hoparlörünün sesini yükselterek bizim sesimizi kesmeye çalışmayın. Demokrasinin vazgeçilmezi sivil toplumdur. Hukukun vazgeçilmezi savunma hakkıdır. Eğer bunları yok etmek isterseniz şu anda iktidarda olanlar, buradaki kamu görevlileri de yarın bunun mağduru olurlar. Bunu hiç unutmayın” diye konuştu.

    78’liler Girişimi üyesi Hüseyin Esentürk ise “12 Eylül’ün üstünden 40 yıl geçti ama egemenler yeniden tahakküm etmeye çalışıyorlar” diyerek Meclis’ten geçen yasaya tepki gösterdi.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Dernek ve vakıfları kapatmanın önünü açan teklif anayasaya, haklara aykırı’-VİDEO

    ‘Dernek ve vakıfları kapatmanın önünü açan teklif anayasaya, haklara aykırı’-VİDEO

    PİRHA- Dernek ve vakıflara kayyım atanmasını kolaylaştıran, tek imza ile çalışamaz hale getiren teklife karşı İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Hak İnisiyatifi Derneği, Yurttaşlık Derneği, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi ortak açıklamayla tepki gösterdi. 

    Meclis Anayasa Komisyonundan geçerek TBMM’ye “Kitle İmha Silahlarının Önlenmesi” adı altında getirilen kanun teklifi kapsamında derneklerin ve vakıfların faaliyetlerinin kısıtlanması ve İçişleri Bakanınca yöneticilerinin görevden alınması ve yerlerine kayyım atanmasının kolaylaştırılmasına tepki gösteren İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, İnsan Hakları Gündemi Derneği, Hak İnisiyatifi Derneği, Yurttaşlık Derneği, Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi ortak açıklama yaparak tepki gösterdi.

    Yapılan açıklamada uygulamanın Anayasa’ya aykırı olduğu belirtilerek, TBMM Adalet Komisyonunda görüşülerek TBMM Genel Kuruluna sevk edilen ve 6 kanunda değişiklik öngören 43 maddelik “Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi”, başta Anayasa olmak üzere bağlı olduğumuz uluslararası insan hakları sözleşmelerine ve edinilmiş müktesep haklara aykırıdır” denildi.

    Açıklama şöyle devam etti:

    “Teklifin amacı ve ismi ile hiç ilgisi olmadığı halde, Yardım Toplama ve Dernekler Kanunlarında yapılan değişiklikler ile mevcut dernek ve vakıfların yardım toplama faaliyetleri ve örgütlenme özgürlüğü ciddi şekilde kısıtlanmakta ve İçişleri Bakanlığının dernekler üzerindeki siyasi vesayetini sağlayacak yeni düzenlemeler içermektedir.

    Teklifin aynen yasalaşması durumunda, başta insan hakları dernekleri olmak üzere, kadın hakları, mülteci hakları, çocuk hakları ve LGBTİ+ hakları alanında faaliyet gösteren dernek ve vakıflar, çeşitli hukuk dernekleri, sosyal mücadele yürüten dernekler ile sosyal yardım için fon kaynakları kullanan dernekleri, hemşeri dernekleri,  spor kulüpleri, farklı inanç gruplarının dernek ve vakıflarının tümü tek imza ile kapatılma riskiyle karşılaşacak, bu konuda açılacak idari davalar yıllarca süreceği için pratikte “hızlı kapatma” prosedürü yaratılmış olacaktır.

    Aşağıda imzası bulunan sivil toplum örgütleri olarak ekte kapsamlı olarak temel itiraz sebeplerini belirttiğimiz tekliften dernekler, vakıflar ve yardım toplama ile ilgili maddelerin geri çekilmesini, sosyal tarafların görüşleri alınmadan bu tarz tekliflerin yapılmamasını talep ediyoruz.”

    TEKLİFİN GEREKÇESİ

    Teklifin Genel Gerekçesi ise şöyle değerlendirildi:

    Teklifin genel gerekçesi, Mali Eylem Görev Gücü (FATF) tarafından 2019 yılında hazırlanan rapor ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları göz önünde bulundurularak; terörizm finansmanı ve aklama suçları ile mücadelede uluslararası standardı yakalamak olarak belirtilmiştir.

    Oysa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları uluslararası hukuk bakımından bağlayıcı olmakla birlikte, bu kararlar tarafından taraf devletlere yükümlülük olarak yüklenmemiş önlemlerin yasa ile düzenlenmesinin uluslararası hukukun gereği olduğu ileri sürülemeyecektir. Güvenlik Konseyi kararının zorunlu sonucu olmayan düzenlemelerin diğer yasalar gibi Anayasaya ve uluslararası insan hakları sözleşmelerine aykırı olmamaları gerekir. Nitekim dayanak Güvenlik Konseyi kararı da alınacak önlemlerin uluslararası insan hakları hukukuna aykırı olmaması gerektiğini açıkça belirtmektedir. Bu Teklifte yer alan düzenlemelerin, BM Güvenlik Konseyi kararının gereği olmaması bir yana, aksine Anayasaya ve İnsan hakları sözleşmelerine aykırı olduğu açıktır.

    Genel gerekçe ile teklif edilen maddeler incelendiğinde ise, son iki maddenin yürürlük ve yürütme olduğu ve amaca yönelik yalnızca altı maddenin düzenlendiği, geriye kalan 35 maddenin de temel gerekçe ile doğrudan ilgisi olmadığı da görülecektir. Yasa teklifinin diğer yasalarla ilişkisi ve ülkenin içinde bulunduğu hukuk devleti sorunları ile birlikte düşünülmesi zorunluluğu vardır.

    İnsan hak ve özgürlüklerinin korunması için standart belirleme ve uygulama süreçlerinin ilgili yasa ve politikalardan etkilenenlerin katılımının sağlanması ve istişare sürecinin şeffaf bir şekilde yürütülmesi gerekir.

    Türkiye’de yaklaşık 120 bin civarında dernek bulunmaktadır. Bu sayı en az 1,5 milyon yetişkin insanı ve bu insanların aileleri ile birlikte en az 10 milyon insanı dolaylı ve dolaysız ilgilendirmektedir. Kısacası Türkiye’deki sivil toplumun tamamını ilgilendiren böylesi önemli bir konuda sivil toplumun dışlanarak ve hiçbir sosyal tarafın görüşü alınmadan hazırlanan bu kanun teklifi Adalet Komisyonunda hızla gündeme alınarak 19 Aralık 2020 tarihinde Adalet Komisyonu’nda görüşülmüş ve teklif edilen hiçbir değişiklik önerisi dikkate alınmayarak TBMM Genel Kuruluna sevk edilerek, Covid-19 salgını koşullarında yaşadığımız şu günlerde sosyal taraflar devre dışı bırakılmış, örgütlenme özgürlüğü üzerinde oldukça büyük bir sınırlama getirecek düzenleme oldubittiye getirilmiştir.

    DÜZENLEMEYE İLİŞKİN GÖRÜŞLER

    Teklifte yapılan düzenlemelere ilişkin görüşler ise şöyle belirtildi:

    1. Teklifte, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun kapsamında yer alan suçlar ile Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) yer alan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti veya suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçlarından soruşturma açılmışsa İçişleri Bakanının bu yöneticileri görevden uzaklaştırma veya dernek faaliyetini durdurma yetkisi düzenlenmektedir.

    Soruşturma, bir şüphenin varlığı halinde savcılık makamınca yürütülen bir işlemdir. Kesin bir hüküm değildir. Dernek yöneticilerinin mahkeme kararı olmadan suçluymuş gibi işlem görmeleri masumiyet karinesine ve Anayasaya aykırıdır.

    Teklif, 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanununa da yeni sınırlandırma ve cezalandırma kriterleri getirmektedir. Kaldı ki, ilgili 1999 tarihli Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Uluslararası Sözleşmede yer almayan, örgütlenme özgürlüğünü sınırlayan hatta kaldıran düzenlemeler getirilerek Sözleşmenin tamamen dışına çıkılmaktadır.

    İlk bakışta sorunsuz ve BM Güvenlik Konseyi kapsamında gibi görülen bu Teklif, çok ciddi insan hakları ihlallerine yol açma potansiyelini taşımaktadır. Bu kapsam uluslararası antlaşmalar yanında 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında terör suçu olarak kabul edilen fiilleri de kapsamaktadır.  Maddenin yasalaşması durumunda TMK uyarınca hakkında soruşturma açılan bir kişi nedeniyle bir derneğin yönetimine el konulması söz konusu olabilecektir.

    Özellikle insan hakları alanında faaliyet gösteren derneklerin yöneticilerinin büyük bir bölümü hakkında asılsız birtakım suçlamalarla davalar açıldığı, sadece örgüt üyeliği suçundan yılda 300.000’den fazla kişinin soruşturulduğu düşünüldüğünde; binlerce sivil toplum aktivistinin gazetecinin, siyasetçinin, meslek örgütü mensubunun TMK kapsamında soruşturulduğu dikkate alındığında bu kanunun neredeyse tüm muhalif dernekleri hedef alacağına şüphe bulunmamaktadır.

    Keza bu geniş uygulama alanının Türkiye’de terör suçlarının belirsizliği ve keyfiliği sorunundan bağımsız düşünülmesi mümkün değildir. 3713 Sayılı TMK’nın terör tanımı muğlak ve uluslararası ölçütlerle uyumsuzdur. Bu yasanın 7. Maddesinin 2. Fıkrasında düzenlenen propaganda suçu AİHM kararları sonrasında tam 6 kez değişikliğe uğramıştır. Halen AİHM ve AYM önünde yüzlerce başvuru bu kuralın haksız uygulaması hakkındadır. Aynı şekilde AİHM yakın tarihli kararlarında TCK’nin 220/6 ve 7. fıkralarda yer alan örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüte yardım ve örgüt adına suç işleme suçlarının Sözleşmenin öngördüğü yasallık ölçütlerine aykırı olduğuna karar vermiştir. Şimdi bu belirsiz suçlar nedeniyle hakkında soruşturma açılan yöneticiler nedeniyle bir derneğin yönetimine el koyulmasının yolu açılmış olacak ki, bu sonucun BM Güvenlik Konseyi kararının gereği olduğunu söylemek imkansızdır.

    Yine teklifte öngörülen yargı denetimi de bu sakıncaları gidermekten uzaktır. İçişleri Bakanı bir kişi hakkında soruşturma açıldığı gerekçesiyle bir derneğin faaliyetlerini durduracak, bu kararı inceleyen hâkim de bu ara kararı esasa girmeksizin inceleyecektir. Bir başka deyişle, hâkim uygulamada sadece İçişleri Bakanının kararının gerçekten bir adli soruşturmaya dayanıp dayanmadığına karar verecektir. Böylece belki de yıllarca sürecek bir soruşturma nedeniyle, derneğin faaliyet göstermesi mümkün olmayacaktır. Bu düzenleme yasalaşırsa dernek yöneticilerinin seçme ve seçilme yoluyla güvencede olan örgütlenme özgürlükleri de İçişleri Bakanlığı’nın siyasi vesayeti altına alınmış olacaktır.

    1. Teklif, Anayasanın 13. Maddesinde temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunulamaz hükmüne rağmen daha önceden terör suçları veya kanunda belirtilen suçlardan mahkûm olmaları ve cezalarının infazından sonra bile dernek üyelerinin dernek yönetici olamayacaklarına dair sürekli bir hak mahrumiyeti getirmektedir. Bu düzenleme yasalaşırsa TMK 3. Maddede sayılan suçlardan ve özellikle ifade özgürlüğü kapsamında ele alınması gereken suçlamalar nedeni ile hüküm giyip infazı tamamlanan kişilerin bundan böyle dernek yöneticisi olamayacakları düzenlenerek, bu kişilerin sosyal yaşamda damgalanmaları gerçekleşecektir.
    2. Teklifle, Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’unda belirtilen fon sağlanması veya toplanması yasak fiillerin ortaya çıkması halinde, fiili gerçekleştiren dernek veya vakıfların mal varlığının dondurulmasına Cumhurbaşkanı karar verebilecektir. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile bu karar Resmî Gazetede yayınlanır yayınlanmaz gecikmeksizin uygulanacaktır. Hiçbir yargısal denetime tabi olmaksızın dernek faaliyetinin engellenebilmesi, örgütlenme özgürlüğü ile mülkiyet hakları bakımından anayasal ve uluslararası sözleşmelerde düzenlenen güvencelerin yok edilmesi anlamına gelecektir.
    3. Teklifle, Dernekler açısından İçişleri Bakanlığı, Maliye ve Hazine Bakanlığı’nın oluşturduğu komisyonca görevlendirilen denetçilerin yanı sıra İçişleri Bakanının gerekli gördüğünde denetim yetkisi verdiği kamu görevlilerinin de her an denetleme yapma yetkisi oluşturulmaktadır. Ancak, bu kişilerin niteliklerine dair bir kriter getirilmemiştir. Denetimin kapsamı da tamamen belirsizdir. Bir kamu görevlisi, bir insan hakları derneğinde neyi, ne amaçla kontrol edecek ve denetleyecektir? Hangi dosyalara, hangi içeriklere, ne ölçüde bakabilecektir? Halen bir şikâyet üzerine yapılan denetimler böylece süreklilik arz eden işlemler haline getirilmiş olacaktır. Mevcut uygulamalarda kimi zaman aylarca süren denetimler olduğu bilinmektedir.
    4. Özel kanundaki düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla, bir dernek hakkında İçişleri Bakanlığı yahut mülki idari amirlikleri tarafından başlatılan inceleme sırasında, inceleme altındaki derneğin ortak iş yaptığı başka bir dernek ya da kuruluş var ise bunlardan da bilgi ve belgeler istenebilecek. Dolayısıyla burada bir derneğe hibe vermiş veya ortak çalışma yürütmüş başka bir dernek, vakıf vb. kuruluş da denetim altına alınabilecektir. Bu dernekler arası iş birliği ve yardımlaşmayı kısıtlayıcı bir etkiye neden olacaktır.
    5. Özel ve tüzel kişilerin yardım toplama usulleri 2860 sayılı Yardım Kanununda düzenlenmiştir. Bu kanun uyarınca yardım toplayacak kişi/kurumlar bir dilekçe ile hangi konuda hangi il/ilçe sınırları içinde ne kadar süre ile yardım toplayacaklarına ilişkin bildirimi ilgili makama yapmakla yükümlüdürler.

    Derneklerin internet üzerinden yardım kampanyası açması mevcut izin sistemine dahil edilmekte; izinsiz yapılan yardım kampanyalarının internet ortamında sürdürüldüğü belirlendiği anda İçişleri Bakanlığına kampanyayı yürüten kuruma mail yolu ile ulaşarak 24 saat içerisinde kampanya çalışmasını sonlandırması, kampanya sağlayıcısına ulaşamadığı takdirde sulh ceza hakimliği kanalıyla erişim engelleme kararı talep etmesi yetkisi tanınmaktadır.  Dolayısıyla yasağın kapsamı genişletilerek, dernek ve vakıfların mali destek kaynaklarına müdahale edilmesi kolaylaştırılmaktadır. Bütün faaliyeti yardım toplamak ve yardım etmek üzere vücut bulan dernek ve vakıfların çalışmaları tümüyle denetim altına alınmış olacaktır.

    Keza izinsiz yardım toplayanlar ve bunlara yer sağlayanlar hakkında yüksek idari para cezaları düzenlenmiş; izinsiz toplanan yardımlara ilişkin idari para cezasının yanı sıra yardımlara el konulması, el konulan yardımlara ilişkin yaptırım yetkisi vali ve vali yardımcılarına bırakılmaktadır. İzinsiz yardım durumunda toplanan yardım miktarından bağımsız olarak 200.000TL’ye kadar para cezası verilmesi, uygulamada çoğu derneğin kapatılmasına yol açacaktır.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

     

  • 150 örgütten ortak deklarasyon: Yaşam hakkını korumak devletin görevidir

    150 örgütten ortak deklarasyon: Yaşam hakkını korumak devletin görevidir

    İnsan hakları savunucusu, sendika, hukuk, demokratik kitle ve siyasi partilerin de aralarında olduğu 150 örgüt, süren açlık grevlerine ilişkin ortak açıklama yaparak, “Yasaların eşit uygulanmasını sağlamak ve cezaevlerinde tutulmakta olan mahpusların yaşam hakkını korumak devletin görevidir” dedi. 

    İnsan hakları savunucusu, sendika, hukuk ve demokratik kitle örgütleri ile çok sayıda siyasi partinin içinde yer aldığı 150 kurum, açlık grevinde olan tutuklulara ilişkin yaşanan sürece dikkat çekmek amacıyla ortak deklarasyon yayınladı. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde yapılan basın toplantısına kurum temsilcileri katıldı. Açıklamanın yapıldığı salonuna “Yaşamı savunuyoruz hukuk işletilsin kimse ölmesin” pankartı asıldı.

    “SÜREÇ ACİL VE ZAMAN KISA”

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Parça parça çok çalışma yapıyoruz. Yapılan çalışmalarda hem sürecin takibi yapılıyor hem de çözüm noktasında çalışmalar yürütülüyor” diye belirtti. Tutukluların durumlarında kritik sorunlar baş gösterdiğini vurgulayan Yoleri, yaşamına son veren tutukluların olduğunu hatırlattı. Bu sürecin yaşamlar yitirilmeden bitirilebileceğini dile getiren Yoleri, “Bizler bir deklarasyon oluşturduk. Süreç acil olduğu için acil bir şekilde ve kısa bir sürede bu işle yaptık. 150 örgüt bir araya geldi ve deklarasyon hazırladı” diye konuştu.

    “AÇLIK GREVLERİ BİR MEVSİMİ GERİDE BIRAKTI”

    Türkiye İnsan Hakları Vakfı (THİV) Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ümit Biçer, ortak deklarasyonu okudu. Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş başkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekili Leyla Güven’in 8 Kasım 2018 tarihinden bu yana süresiz dönüşümsüz açlık grevinde olduğunu ifade eden Biçer, 1 Mart itibariyle açlık grevlerinin yaygınlaştığını söyledi. Biçer, “Bir mevsimi geride bırakan açlık grevleri büyüklüğü ve sonuçları açısından toplum olarak altından kalkamayacağımız bir insani kriz aşamasına varmıştır” diyerek, Ekim 2017 tarihinde güncellenen ve açlık grevlerinde hekim tutumu üzerine temel belge olan Dünya Tabipler Birliği (DTB), Malta Bildirgesi’ne değindi.

    “KRİTİK EŞİKTE”

    Bir hak talebi ya da bir durumu protesto için başlatılan açlık grevlerinin ölümlerle sonuçlanmasının vicdan sahibi herkes için bir acı kaynağı olacağını sözlerine ekleyen Biçer, açlık grevindeki tutukluların yaşadığı sağlık sorunlarından yola çıkarak kritik eşikte olduğunu kaydetti. Geçmiş deneyimlerin, açlık grevlerinde ölüm riskinin sadece gün sayısıyla ilişkili olmadığını da gösterdiğini anımsatan Biçer, şöyle devam etti: “Nitekim açlık grevlerinde mahpuslardan bazıları açlık grevlerinin birinci ayında, bazıları ise üçüncü ayında yaşamını kaybetmiştir. Bugün ise, çoğu, yıllardır cezaevlerinde yeterli besine ulaşmamış olan,  kronik hastalıkları bulunan, sağlık birimlerine ve tedaviye ulaşma ile ilgili ciddi problemler yaşayan mahpuslar için açlık grevi oldukça zorlayıcı bir süreçtir ve her an ölümle sonuçlanma ihtimalini barındırmaktadır. Açlık grevini sürdüren mahpusların sağlığının geldiği kritik aşama, tıp etiği ilkeleri ve mahpus haklarına dair kurallar cezaevlerinin bir an önce kapılarını bağımsız sağlık heyetlerine açması gerektiğini göstermektedir. Çünkü cezaevlerindeki mevcut sağlık birimleri ne sağlık personeli sayısı açısından ne de cezaevi revirlerinin olanakları açısından açlık grevindeki binlerce mahpusu takip etme kapasitesine sahip bulunmamaktadır” diye konuştu.

    “ÇÖZÜME KAVUŞTURULMASINI İSTİYORUZ”

    Tutukluların taleplerine değinen Biçer, şunları dile getirdi: “Yasaların eşit uygulanmasını sağlamak ve cezaevlerinde tutulmakta olan mahpusların yaşam hakkını korumak devletin görevidir. Hukuki bir talep ile başlanılmış olan açlık grevlerinin çözüme kavuşturulması iktidar açısından hiç de zor değildir. Bunun için yeni bir yasal düzenlemeye dahi ihtiyaç yoktur. Anayasa ve yasaların eşit uygulanması tek başına yeterlidir. Bununla birlikte, hiçbir şeyin yaşamdan daha kutsal olmadığını düşünen bizler, açlık grevlerinin olası ölüm ve geri dönüşü olmayan sakatlıklar yaşanmadan önce sona erdirilmesi için gerekli insani duyarlılığın gösterilmesini ve demokratik yollarla çözüme kavuşturulmasını istiyoruz.”

    “BİZİM ÇAĞRIMIZA SES VERİLMELİDİR”

    Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel de, “Ülkemiz bir seçimden çıktılar. Seçimde adaylar toplumun ortak geleceğinden ve huzurundan bahsettiler. Bizler açıklama yapanlar dahil ülkenin bir kısmı kendini huzurlu hissetmiyor. Tecrit son bulsun diye insanların çaresiz bekleyişleri söz konusu” dedi. Sadece hukukun işletilmesini istediklerini belirten Tüzel, tutukluların taleplerinin karşılanmasıyla yaşanacak hukuksuzluğun son bulacağını söyledi. Türkiye’de açlık grevlerinin yeni olmadığını ifade eden Tüzel, “Biz yenide aynı şeyleri yaşamak istemiyoruz. Gerçekten bir demokrasi olacaksa, bu çığlığa bu talebe ve bizim çağrımıza ses verilmelidir” diye seslendi.

    “HUKUK HERKESE UYGULANSIN”

    Tevgera Jinen Azad (TJA) Aktivist ve yazar Ayşe Berktay ise, “Bu noktada yaşama sahip çıkmak demek açlık grevindekilerin taleplerini sahip çıkmak demektir. Yaşamı savunuyorsak hukukun herkese uygulaması gerektiğini söylemek gerekir” diye konuştu.

    Deklarasyonda imzası bulunan bazı kurumların isimleri şöyle: “Avrupa Süryaniler Birliği, ESU Türkiye, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), Çağdaş Avukatlar Grubu (ÇAG), Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Merkezi Ve Tüm Şubeleri, Demokrasi İçin Hukukçular, Demokratik Alevi Derneği, Demokratik Bölgeler Partisi İstanbul, Devrimci Parti, Doğu Ve Güneydoğu Dernekler Platformu: (Amed Dernekleri Federasyonu, Bitlis Dernekleri Federasyonu, Dersim Dernekleri Federasyonu, Elih Batman Dernekleri Federasyonu, Karakoçan Dernekleri Federasyonu, Mardin Dernekleri Federasyonu, Muş Dernekleri Federasyonu, Şirvan Dernekleri Federasyonu, Varto Dernekleri Federasyonu, Çatak Derneği, Adıyamanlılar Derneği, KAYYDER, Van Gevaş Derneği, Kozluk Derneği, Bitlis Derneği, Karayazı Derneği, Eruh Derneği, Bekiran Gençlik Derneği, Bağcılar Bitlisliler Derneği, Beşiri Derneği, Erzurum Karayazı Karagiviş Derneği, Gebze Siirtliler Derneği, İstanbul Batman Petrolspor Taraftarlar Derneği, İkitelli Batman Kozluklular Derneği, İstanbul Batmanlılar Derneği, Silvan Taşpınar Köyü Derneği, Şirvan Zivzik Derneği, Muş Bulanık Mele Mustafa Köy Derneği, Bismilliler Derneği, Diyarbakırlılar Derneği, Munzur Çevre Derneği, Gerger Derneği, Maltepe Bitlis Derneği, Başakşehir İş Adamları Derneği), Emek Partisi (EMEP), Eşit Haklar İçin İzleme Derneği, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Halkların Demokratik Partisi İstanbul, Halkevleri, Hak İnisiyatifi Derneği, İmc Kadın Dayanışma Derneği, İnsan Hakları Derneği İstanbul, İstanbul LGBTİ+, İşçi Sözü, *Kaldıraç, Katılımcı Avukatlar Grubu (KAV), KESK İstanbul Şubeler Platformu (28 şube), (Eğitim Sen, SES, Tüm Bel Sen, BES, Yapı Yol Sen, Dives, Tarım Orkam Sen, BTS, ESM, Haber Sen, Kültür Sanat Sen), Kırk Yama Kadın Derneği, Mor dayanışma, *78liler Girişimi, *Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, Özgürlükçü Demokrat Avukatlar Grubu, Partizan, Rosa Kadın Derneği, Sosyalist Dayanışma Platformu (Sodap), Sosyalist Kadın Meclisleri, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Tevgere Jinen Azad (TJA), Toplum Ve Hukuk Araştırmaları Vakfı, Toplumsal Özgürlük Parti Girişimi,Türkiye İnsan Hakları Vakfı, Yeşiler Ve Sol Gelecek Partisi, Yeni Demokrat Kadın.”

  • HDP’nin adayı Kenanoğlu’nun cemevlerini ve dernekleri ziyareti sürüyor

    HDP’nin adayı Kenanoğlu’nun cemevlerini ve dernekleri ziyareti sürüyor

    Seçime iki gün kala İstanbul 3. Bölge HDP Milletvekili Adayı Ali Kenanoğlu, seçim çalışmalarına devam ediyor. Kenanoğlu, İstanbul’da köy derneklerini, kahvehaneleri ve cemevlerini gezerek halkla sohbet ediyor ve fikir alışverişinde bulunuyor.

    İstanbul 3. Bölge HDP Milletvekili Adayı olan Ali Kenanoğlu, dün Haramidere Cemevi’nde halkla bir araya gelerek hak ve özgürlük mücadelesi vermeleri gerektiğini söyledi.

    DERNEKLERE ZİYARET

    HDP’nin meclisteki temsiliyetinin artmasının da önemini vurgulayan Kenanoğlu, aynı gün içerisinde Esenyurt Örnek Cemevi’ni, Avcılar Yeşilkent’teki kahvehaneleri, yine Yeşilkent’te Tokat Zile Karşıpınar Köyü Derneği’ni, Yozgat Çekerek Sarıköyü ve Çekerek İkizce Köyü derneklerini ziyaret etti. Halkla seçim süreci hakkında konuşup, fikir alışverişi yaptıklarını söyledi.

    CEMEVLERİNE ZİYARET

    Kenanoğlu, 20 Haziran Çarşamba günü ziyaret ettiği Başakşehir Bayramtepe Sonevler Cemevi’nde halkla sohbet edip, halkın HDP’ye destek vereceklerini belirtti. Kenanoğlu, aynı gün içerisinde yine Başakşehir’de Velibaba Cemevi’ni, Bahçeşehir Hakikat Cemevi’ni, Tokat Zile Kuzualan Köyü Derneği’ni ve son olarak da Ağuiçen Karadonlu Canbaba Cemevi’ni ziyaret etti.

    (HABER MERKEZİ)