17 Ocak’ta Hakk’a yürüyen Dersim 1937-38 katliamında idam edilen, halkın hafızasında direnişin ve inkâra karşı mücadelenin simgesi Seyit Rıza’nın oğullarından Ali Rıza’nın kızı olan Zeliha Polat, doğduğu topraklarla buluştu.
Zeliha Polat’ın, Hakk’a yürüdüğü zaman yoğun kar yağışından kaynaklı Gülmez Mezarlığı’nda olan naaşı, Ovacık’ın Ağdat Köyü’ne götürüldü.
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, DEM Parti il, ilçe örgütleri ve Demokratik Alevi Dernekleri yöneticilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaşın katıldığı Hakk’a Uğurlama Erkanı’nın ardından Zeliha Polat, toprağa sırlandı.
Uzun süredir kanser tedavisi gören Zeliha Polat, son iki aydır yoğun bakım servisinde tedavi altındaydı. Polat’ın Hakk’a yürümesi, Dersimliler ve Alevi toplumu başta olmak üzere birçok kesimde derin üzüntü yarattı.
PİRHA – 4 Mayıs 1937’de Dersim’de katledilenler, İstanbul’da anıldı. Yapılan basın açıklamasında, katliamın 88. yıldönümünde halen inkar ve asimilasyonun sürdüğüne vurgu yapıldı. Açıklamada ayrıca “Ülkemizde barış ve demokrasinin yolu geçmişin acıları ile yüzleşmekten geçer” ifadelerine yer verildi.
İstanbul’daki çok sayıda Alevi örgütü ve yöre derneği, Dersim 1937-38’de yapılan soykırımın yıldönümünde katledilenleri andı.
Kadıköy rıhtımda yapılan anmada “Hiçbir şeyi unutmadık hiçbir şeyi affetmedik. 4’Ê Gulane Tertelê Dêrsimî” pankartları açıldı.
Anmanın yapıldığı alanda çerağlar yakılıp, katledilenler için de karanfiller bırakıldı.
Anma programı, yaşamını yitirenler için saygı duruşuyla başladı.
“4 MAYIS, MODERN DÜNYANIN KULAKLARINI TIKADIĞI GÜN”
Kurumlar adına basın açıklamasını DEDEF Başkan Yardımcısı Ulaş Yağın okudu. Türkiye’nin, soykırım ile yüzleşmesi gerektiğini söyleyen Yağın, “Dersimliler olarak resmi bir özür diliyoruz” diye de belirtti.
“4 Mayıs, ‘Dersim 38 Tertelesi Günü’ olarak kabul edilsin!’ diyen Yağın, şu açıklamayı okudu:
“Bugün, Dersim’in fermanı anlamına gelen “4 Mayıs 1937 Tarihli Bakanlar Kurulu Kararı”nın 88. yıldönümüdür. 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu Kararı, Dersim’de imha ve sürgün süreci açısından bir başlangıç teşkil ettiği için, 2007 yılında Dersim halkından geniş bir kesimini temsil eden katılımcılar ile birlikte yaptığımız toplantıda; 4 Mayıs’ın ‘Dersim 38 Tertelesi Anma Günü’ olarak kabul edilmesine karar verdik.
“Tunceli Tenkil Harekatı“ olarak bilinen Dersim halkına yönelik toplu imha kararı 4 Mayıs 1937’de yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı ile karar altına alınmıştır. Bu kararı takiben imha hareketi başlamış ve uçaklarla Dersim bomba yağmuruna tutulmuştur. Bunun sonucunda binlerce insan hayatını kaybetmiştir. Sonrasında, iki yıldan fazla süren askeri operasyonlarla onbinlerce Dersimli katledilmiş; bir o kadarı da bilinmedik diyarlara sürgün edilmiş; aileler birbirinden uzak ve ayrı olarak yaşamaya mecbur bırakılmış; çocuklar zorla evlatlık verilmişlerdir. Dersim’in önde gelenleri, haksızca ve zamanın hukuk sınırlarına bile uygun olmayan şekilde idam edilmişlerdir. 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu toplantısı ile alınan karar çok açıktır: bir bölgenin, bir halkın planlı ve sistemli olarak yok edilmesidir.
Biz Dersimliler için 4 Mayıs kara gündür.
Modern dünyanın gözlerini ve kulaklarını tıkadığı, sesimizi duyuracağımız hiç kimselerin olmadığı bir çaresizlik içinde; kızgın yaz güneşinin altında aç ve susuz yollara düşürüldük, topluca kurşunlara dizildik, meşe kütükleri ve tüfek dipçikleriyle vurula vurula öldürüldük, analarımızın rahminden süngülenerek çıkarıldı ve parçalandı çocuklarımız, cesetlerimiz süngülendi ve üstüste yığılarak ateşe verildi. Derelerimiz, çaylarımız günlerce kan aktı. Köylerimiz boşaltıldı ve kuşaklar arası kültür aktarımı sekteye uğrayarak inanç ve dil asimilasyonu derinleşti. Dersimli bir nesil, anasız-babasız bırakıldı; binlerce bebek ve çocuk ya ailelerinden alınıp başka ailelere evlatlık verilerek topraklarından uzaklaştırıldı ya da kendilerine öksüz bir yaşam dayatıldı. Bizler, daha sonra gelen nesiller bu kara günün mirasını devraldık; akrabalarını ve yakınlarını tanıma olanağından mahrum yaşama mahkûm edildik. Çoğumuz kardeşe, amcaya, dayıya, halaya sahip olma duygusundan yoksun büyüdük. İdam edilen Dersim Seyitleri’nin yakınları, bugün hala dedelerinin mezarlarını aramaktadırlar. 1938’de evlatlık verilen ya da kimsesizler yurduna verilen binlerce çocuğun önemli bir kısmı hala kayıp…
Tarihi hatırlamanın ve katledilenlerin anıları önünde saygıyla eğilmenin, ülkemizde ileride benzeri kitlesel katliamların engellenmesi; insan haklarına saygılı, barışı sağlamış demokratik bir toplumun kurulabilmesi için çok önemli olduğuna inanıyoruz.
Çağımız tarihle yüzleşme ve geçmiş hatalardan dolayı özür dileme çağı olarak anılıyor. Medeni ülkeler, farklı dil, inanç ve kültürleri bir zenginlik olarak kabul ederek koruma altına alıyorlar. Kendisinden farklı olanlara karşı yapılan haksızlıkların sorumluları, kendi gerçekleri ile yüzleşerek mağdurlardan özür diliyorlar.
Yahudilere karşı Hitler’in soykırım politikası ile yüzleşen Almanya, 1911/47 yılları arasında sömürgeci politikaları yüzünden Libya’dan özür dileyen İtalya, yıllar önce kendi coğrafyasından kovduğu Musevilere yönelik politikalarıyla yüzleşen İspanya, II. Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında Asya’da mağduriyete sebep olan politiklarıyla yüzleşen Japonya; yakın bir tarihte çalınmış kuşak‘tan ve Avustralya yerlileri Aboriginilerin torunlarından özür dileyen Avustralya, 1990’lara kadar sürdürülen asimilasyon politikalarıyla yüzleşen ve yerlilerden özür dileyen Kanada ve Amerika bunlardan sadece bazılarıdır. Holocaust sırasındaki rolleri nedeniyle komisyonlar kuran, bu rolleri nedeniyle özür dileyen Baltık ülkelerini, Romanya ve İsviçre‘yi saymıyoruz bile.
Tarihleriyle yüzleşmek bu devlet ve toplumları küçük düşürmedi aksine saygınlık kazandırdı. Türkiye de ancak kendi tarihi ile yüzleşebilirse, bu saygın toplumlar ailesine katılabilir. Ülkemizde barış ve demokrasinin yolu geçmişin acıları ile yüzleşmekten geçer. Evet bu ülkelerde yüzleşmelerden sonra kıyamet kopmadı, tersine buralarda toplumsal iç barışa ve yaşanan trajedilerin unutulmasına yönelik önemli gelişmeler oldu. Bunun için yeni olanaklar ve yollar açıldı.
Bizler, 1937/38’de yaşananlar için resmi bir özür bekliyoruz. Dersim 38 katliamının mağduru Dersimlilerden, onların torunlarından maruz kaldıkları acı, keder, hüzün ve ızdırap için bir özür çok mu acaba? İnsanlık değerleri ayaklar altına alınarak imha edilen büyüklerimizi, onurlarının iade edilmesini istiyoruz. Tüm bunların toplumsal barış, iç huzur, adalet ve kardeşlik için şart olduğuna inanıyoruz.
Bu vesile ile; Bizler kırım ve katliamlara uğrayan bir halkın evlatları olarak yıllardır her yerde seslendiğimiz gibi bir kez daha taleplerimizi haykırıyoruz
Arşivler Açılsın.
Dersim ismi iade edilsin.
Dersim halkından özür dilensin.
Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın.
Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın.
Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük tanınsın.
Dersimdeki doğayı talan projeleri iptal edilsin Dersimlilerin kültürel, inançsal mirasları koruma ve yokolma tehtidi altındaki anadilimizle ilgili acil önlemler alınsın.”
KATLİAMI UNUTTURMAMAK İÇİN ANIT YAPILMALI!
Anmada ABF Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya da konuşma yaptı. “Biz Dersimliler neden katledildik?” sorusuyla başlayan Karakaya, “Soykırımın detaylarını irdelememiz gerekir. Ulus devlet mantığının yanlışlarını gördük.
Biz Dersimliler olarak özürden öte katliamla yüzleşmenin gerektiğini söylüyoruz. Katliamı ancak yapılacak bir anıt ile unutturmayız. Ayrıca bir Alevi düşmanlığı da sürüyor. Suriye’de bir Alevi katliamı var ve Türkiye yönetimi oradaki yönetimi meşrulaştırıyor. Dolayısıyla Alevilerin katliamına karşı mücadele etmemiz lazım” ifadelerini kullandı.
“MEZAR YERLERİ AÇIKLANSIN”
DAD İstanbul Şube Eşbaşkanı Berna Gündüz de anmada söz aldı. Soykırım sürecinde idam edilenlerin mezar yerlerinin açıklanması gerektiğini vurgulayan Gündüz, “Arşivler açılmalı, Dersim ismi iade edilmeli. Sürgünler, kayıplar ve alıkonulan çocuklarımızın akibetleri de açıklanmalı” dedi.
Konuşmalar ardından soykırımda yaşamını yitirenler için ağıtlar okundu.
Anma programı, lokmaların dağıtılması ardından son buldu.
PİRHA- Munzur Doğa ve Kültür Festivali’nde konuşan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Alevilere yönelik asimilasyon politikalarını eleştirerek, “Bugün Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı açıldı. Alevi inancını, yok etmek istiyorlar” dedi. Uçar, ayrıca özel savaş politikalarının en yoğun yürütüldüğü yerlerden birinin Dersim olduğunu belirterek, savaş politikalarına karşı örgütlenerek gençlerin korunması gerektiğine işaret etti.
Dersim Belediyesi ve Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) tarafından düzenlenen 22. Munzur Doğa ve Kültür Festivali Mameki Parkı’nda düzenlenen konser etkinliğiyle devam etti. Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Dersim Belediye Eş Başkanları Birsen Orhan, Cevdet Konak, kent vekili Ayten Kordu, DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum örgütünün yanı sıra binlerce kişi katıldı.
Konser öncesi kısa bir konuşma gerçekleştiren DEDEF Genel Başkanı Ali Rıza Bilir, 2000’l yıllarında Dersimlilerin birinci festivali gerçekleştirerek, yasakları deldiğini dile getirdi. O dönemlere inkar, asimilasyonunun olduğunu ve şimdide devam ettiğini dile getiren Bilir, “Munzur festivali devrimci bir festivaldir. Baskılara karşı gerçekleştirilen bir festivaldir. Festival doğanın talan edilmemesi için bir halk dayanışmasıydı. Festivallerin yapılmasını istemeyenlere çağrı yapıyoruz: Barajları yapmasınlar festivali yapmayacağız. Dilimizi, kültürümüzün üzerinde asimilasyon politikası yürütmesinler, halk istediği gibi dilini kullansın festival yapmayalar. İmha ve inkar politikası devam ettiği sürece, doğa talan edildikçe, sizden aldığımız güçle on binlerce festival yapacağız” şeklinde konuştu.
EŞ BAŞKANLAR: BELEDİYE GASPINA İZİN VERMEYECEĞİZ
Bilir’in ardından sanatçılar Baran Saltık ve Mikail Aslan sahne aldı. Yurttaşlara keyifli anlar yaşatan sanatçıların performansı ardından, Dersim Belediye Eş Başkanı Birsen Orhan kısa bir konuşma gerçekleştirdi. Dêrsim halkının verdiği tarihi büyük sorumlulukla kentin her bucağında çalışma yürüttüklerini belirten Orhan, Hakkari Belediyesi’ne atanan kayyıma işaret ederek, “Colemêrg Belediyesi gasp edildi ve yerine sömürge valisi atandı” dedi. Halkla birlikte “Colemêrg bizimdir, bizim kalacak” sloganı atan Orhan, “Belediyeler halkındır, gaspınıza izin vermeyeceğiz. Biz buradayız, kendimizi de kentimizi de hep birlikte yöneteceğiz” dedi.
Ardından söz alan bir diğer eş başkan Cevdet Konak da, Munzur Festivali’nin 1999’da başladığını hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı:
“Dersim coğrafyasının yakıldığı, canlarımızın katledildiği o 90’lı yılların karanlık sonunda Dersimliler, bu coğrafyaya, kutsallarımıza, tarihsel değerlerimize, dilimize, kültürümüze, Aleviliğimize, Kürtlüğümüze saldıranlara karşı, ‘Bizim Dersim’de olmamız lazım’ dedi. Yüzünüzde onurlu barışı, demokrasiyi, Kürtlerin, Alevilerin demokratik taleplerinin sıcaklığını görüyoruz. Bizi 1923’te Lozan’da yok saydılar. 1924 Anayasa’sında yok saydılar. Cumhuriyetin yüz yılına baktığımızda bu halk büyük zulümler yaşamız ve halen inadına cumhuriyetin 2’nci yüzyılında şunu ifade ediyoruz; demokratik bir anayasa, cumhuriyet, Türkiye özlemiyle mücadelemizi devam ettireceğiz. Kürt halkının demokratik halkları tanımladır. Festivalin kendisi bu şiarın kendisidir. Bizi seçip vekalet verirken, ‘Dersim coğrafyası kutsaldır, yüz yıl zulüm yaşandı. 24 saat çalışacaksınız, halka açık olacaksınız, şeffaf olacaksınız, sokakta olacaksınız’ dediniz. Size sözümüzdür, yerel demokrasi mücadelesinde bedeli ne olursa olsun, canımız size feda olsun.”
KORDU: MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu da söz alarak, “İnancımıza, kimliğimize, dilimize ilişkin her saldırıya karşı göğüs gerdik. Bu topraklar büyük bedeller verdi. Biat etmedik, buradayız, bundan sonrada biat etmeyeceğiz. Bunun için yaşamını yitiren her yoldaşımızı her canlımızı, saygıyla, minnetle anıyorum. Doğa katliamına, kadın katliamlarına, ayrımcılığa, ırkçılığa, dinciliğe, cinsiyetçiliğe karşı mücadelemiz devam edecek. Kimse inancımızı, hakikatimizi tanımlayamaz. Bizim gerçeğimiz bu topraklardadır. Hakikat yolunda mücadelemizi sizlerle birlikte sürdüreceğiz. Bunun için daha fazla birlik olmak zorundayız” ifadelerini kullandı.
KILIÇGÜN UÇAR: 2. YÜZYILIN SAVAŞ YÜZYILI OLMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ
Sonrasında söz alan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, ülkenin savaşa sürüklendiğini söyledi. Savaş, tecrit ve kayyım politikalarıyla yeni bir rejim inşa etmek istendiğine dikkat çeken Uçar, “Bu rejimde kadınlara, gençlere, AKP’ye biat etmeyenlere yer yok. Savaş karşıtlığı öncelikli görevlerimizden biri. Kürtler karşısında Güney’de savaş yürütüyor. İşgal edilen bu topraklarda Misak-ı Milli kurulmak isteniyor. Kürt katliamı yüz yıldır bu ülkeye ne getirdi, ne kazandırdı? Alevi, Ermeni katliamı ne kazandırdı? Geçit vermeyelim. Ne kayyımın kendisine ne de özel savaş politikalarına geçit vermeyelim. 2’nci yüzyılın bir savaş yüzyılı olmasına izin vermeyeceğiz” şeklinde konuştu.
DERSİM’E YÖNELİK ÖZEL SAVAŞ POLİTİKALARI
Özel savaş politikalarına dikkat çeken Uçar, bu politikaların en çok yürütüldüğü yerlerden birinin Dersim olduğunu belirtti. Dersim’de uyuşturucu yaşının 7’ye düştüğünü sözlerine ekleyen Uçar, “Gençlerimiz örgütlenmesin diye, kendi hakkını savunmasın diye uyuşturucu bağımlısı haline getiriliyor. Bu kadar uyuşturucunun Dersim’e nasıl girdiğini sormak zorundayız. Gençlerimizi bu savaş politikalarına karşı örgütlenerek korunmamız gerekiyor. Gençlerimiz ajanlaştırılmak isteniyor” dedi. Halay çektiği için, zafer işareti yaptığı için, gözaltına alınan, şiddete maruz kalan gençleri hatırlatan Uçar, “Gözaltına alınan arkadaşlarımızı için ‘Bijî berxwedana zindanı’ sloganı atalım, zafer işaretimizi yapalım. Ne mücadelemizden vazgeçeceğiz, ne de yandaşları zengin eden, Kürt halkının ölümüyle iktidarın sağlamlaştıran iktidara geçit vermeyeceğiz. AKP-MHP faşizmine karşı bütün değerlerimiz için barış mücadelesi vermeye devam edeceğiz” vurgusunda bulundu.
Uçar, AKP-MHP ortaklığıyla kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı da eleştirerek şöyle devam etti:
“Çorum’da, Maraş’ta, Madımak’ta halkımızı katlettiler. Bizde biliyoruz ki Madımak Katliamı sonuçlanmadı. Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı açıldı. Alevilerin inancını, mezarlarımızı yok etmek istiyorlar. Direnişimiz, mücadelemiz devam ediyor. Nereye baksak Seyit Rıza, Alişer Zarife, Sakine ve Aysel Doğan’ı görüyoruz. 38’den sonra ne yaptılar. Katlettiler, sürgün ettiler. Durmadılar 90’larda köyleri boşalttılar, insanları sürgün ettiler. Doğamızı yok ettiler. Biz doğamıza, ağacımıza niyaz olmuşuz. Şu an da iktidara karşı mücadelemizi halkımızla birlikte sürdürüyoruz, sürdürmeye devam edeceğiz.”
PİRHA – 1937 Dersim Katliamı’nın hayatta kalan az sayıdaki tanıklarından biri olan Demananlı Haydar Kaya, 37-38’i PİRHA’ya anlattı. Ailesinden kurtulan tek kişi olan Kaya, “Zor mesele, çok acı var. Uykum gelmiyor akşamları. Gözlerimin önüne geliyor her şey” diyerek acıyı hala derinlerde hissediyor. Kaya ekliyor: Ben kimsesiz, yapayalnız kaldım. Orada burada, onun bunun kapısında. Hiç kimsem yoktu. Herkesi kırmışlardı. Tek başıma kalmıştım.
Dersim’de 1937-38’de korkunç bir kırım yaşandı. Yer de duydu, gök de duydu ancak yer-gök, dağ-taş ya da Türkiye ve dünya kamuoyu sağır dilsiz kaldı. Çünkü dillerin kurabileceği cümleler büyük bir kabul gerektiriyordu, kulakların da duyup kaldırabileceği türden bir şey değildi yaşananlar. Bir tek tanıklar vardı, onlar da aradan geçen bunca yıla meydan okuyamadıkları için sayıları neredeyse birkaç kişiye düşmüştü.
1937’de henüz 6 yaşında olan Haydar Kaya da, sayıları birkaç kişiye düşmüş bu tanıklardan biri. Dersim merkeze bağlı Borgini, şimdilerde de ismi Kırmancki’de (Zazaca) Bor olarak anılan, Türkçe’siyle Çıralı köyünden. Hese Geve’nin oğlu Haydar Kaya, yine Kırmancki olarak anlattı, Demenan aşiretinin yaşadıklarını, babasının öldürülmesini, dağlarda çektikleri açlığı, Dere Laçi’de olanları.
Sohbete başlarken, “38’de büyüktüm, kırımda büyüktüm” diyor 6 yaş çocukluğuna. Haksız da değil, anne karnında çocukların bile süngülenebildiği bir coğrafyada 6 yaş büyük!
Konuşurken ara sıra “Zor mesele, çok acı var” diyor. Bunu ama yaşamış birinden tekrar duymak yeniden dokunuyor insana… Dönemin hanedan ailelerinden biri olan Hesê Gewe ailesinden kurtulan tek kişi. Foterini ve kravatını takan, dimdik yürüyen, tavrı ve edasıyla, bütün yorgun acılarına rağmen hala ‘biz buradayız’ diyen biri!
“BİZ LAÇ DERESİNDEN KURTULDUK”
Kırmancki konuşan Haydar Kaya şunları anlattı:
“Biz Laç Deresi’nden kurtulduk. Aşağı mağaradan diğerleri çıkıp gidince, babamların tayfası ve Khalulular (Kalan aşireti) kaldılar orda. Sonra asker o mağaranın çevresini sardı. Babam, Qemeré Meleke gil yanındakilerle birlikte aşağıya, nehir kenarına indiler. Oradaki mağara kaya da, yüksek bir yerde. Bilmeyen orada kimse olduğuna inanmaz. Ağaç verip mağaranın önüne hepsini yukarı çektiler. Annem de bizimleydi. Biz yedi kardeştik. Bir de kız kardeşimiz vardı. O kız kardeşim biz ilk gün mağaradan çıkarken babamın omuzlarındaydı. Orada Khalulular hep teslim ettiler. Esirler mağaradan çıkınca, silahlar atıldı. Böyle aklıma geliyor. Geldiler ki o kız yok. O anda ateş edip üç dört askeri öldürmüşler. Aşağıda Laç Deresi’nde soruyorlar ‘askerleri kim öldürdü?’ diye. Budur diye babamı söylüyorlar.
“ASKER MAĞARANIN ETRAFINI SARDI”
Meğer Yivisé Seykali’nin annesi mağaranın önüne geliyor, içeri almıyorlar. Çünkü kadınları almıyorlardı. Qemeré Meleke ile yeğeni, bir grubu ayrıca karşı yakada bir yerde saklıyorlar. Yivis’in annesi gelip Laç Deresi’nde oğlu Yivis’in üzerinde ağlarken asker sorup sorguluyor. O söylüyor. Yoksa kimse yol götüremezdi o mağaraya. Asker sardı mağaranın etrafını. Aşağı indirdiler. Silahını atma dediler. Babam silahını attı aşağı kırdı. Sormuşlar çatışmalarda kim vardı, kim askere ateş etti diye. Hesené Gewe ve Hemedê Cıvrayil’dir (Dönemin önemli isimlerinden Hemê Cıve Kheji) diyorlar.
“BABAMA SORDULAR, NEDEN ASKER ÖLDÜRÜYORSUN”
Daha gelmeden, yukarıda Anavar tarafından soruyorlar; kim var mağarada diye. Diyorlar Hesené Gewe ile Hemedê Cıvrayil’dir. Orada çatışmalarda artık yirmi mi, otuz mu, kırk mı, ne kadar asker vuruluyorsa, onlardır diyorlar. Diğer Demananlılar orada yoklar o anda. Yaralanan bir subay oluyor. Babam üzerine gidiyor. Qalulu biri vardı, daima babamla gezerdi. Diyor bu Hesené Gewe’dir. Soruyor babama; neden askeri öldürüyorsun. Diyor ne işiniz var bu kayalarda, bu dağlarda. Senin askerin açlıktan ölüyor. Öylece herkesi mağaradan çıkarıp teslim aldılar. Yukarı dağa, Kırmızıdağ’a götürdüler.
Babamın adı çıkmıştı Demananlılar içinde, savaşçıdır, yüklü silahla cephaneyle dönüyor diye. (Aslını sorarsan öbür yakadaki Demananlar bize çok hainlik ettiler. Hem askerin gelmesi konusunda hem Laç Deresi’nde. Kimse silahına davranmadı. Üç kişi, o üç kişi sebep oldu aşiretin kırılmasına.)
“BABAMI YAKALAYIP AĞIR EZİYETLER EDEREK ÖLDÜRDÜLER”
Babamı getirdiklerinde çok dövmüş, perişan etmişlerdi. Eli ayağı bağlıydı. Ben ve bir kardeşim dere boyu kaçıp kurtulmuştuk. Kardeşim sonra yakalanıyor. Babam o haldeyken, Qalululara zaten her şeyi söylemişsiniz, bari oğlumu söylemeyin diyor. Alıp çocuğu gözlerinin önünde parçalara ayırıyorlar. Sonra yukarı Kırmızıdağ’a sorguya götürüyorlar. Orada babamı sorgularken, ‘kim sana yardım etti’ diyorlar. Bana Hakk yardım etti diyor. Kalın bir giysi falan yok üzerinde, ince şeyler. Küçük bir tabancayı gizlice kendine bağlamış. Sorguda fırsatına getirip çekip tabancayı vurup kaçıyor. Asker, subay kim varsa peşine düşüp ateş ediyorlar. Bacağından vuruluyor. Bacağı kırılınca düşüp kalıyor. Orada yakalayıp ağır eziyetler ederek öldürüyorlar. Direnen, silah atan kimse kalmıyor artık. Dersim düşüyor. Kalan Demananlıların her biri bir yerde kaldı. Doğrusunu istersen Demenanlılar biraz eksik akıllılardı, uyanık değillerdi. Öyle olmasa kendilerini böyle öldürtürler miydi?
“ÇOK YAMAN ADAMLAR VARDI AMA HEPSİ TELEF OLDULAR”
38’den sonra da, gerçeği sorarsan çok yaman adamlar vardı. Dağda kalanlar da oldu. Ama hepsi kapı arkalarında, yol yolaklarda telef oldu gitti. Cıvé Qéj’in çocukları Hemed ve Wuşen eşi bulunmaz adamlardı. Hatta Wuşen Hemed’den de üstündü.
“KATLİAMDA ÖLÜLERİN ALTINDAN ÇOK KURTULAN OLDU”
Bana gelince, ben kimsesiz, yapayalnız kaldım. Orada burada, Onun bunun kapısında. Hiç kimsem yoktu. Herkesi kırmışlardı. Tek başıma kalmıştım.
Katliamdan, ölülerin altından çok kurtulan oldu. Bana Baki Devletli’nin amcaoğlu anlattı. Haydar dedi, ölülerin altından çıkan belki 50 çocuk geldi Ağdat’a. Çavuş bunları götürüp teslim edin dedi. Yok dediler. Kurt eniği kurt olur. Deré Hagi’de de yine öyle. Çünkü 37 de köyleri boşaltıp oralara yerleştirdiler. Çocuklar Bor tarafını bilmiyorlar. Hepsi yerleştirildikleri köylere dönüyorlar. Hepsinin kökünü getirdiler, yok ettiler. Şimdi devran değişmiş kime ne diyelim.
Ovacık taraflarında başkalarının yanında kaldım. Kimsesizdim. Milletin kapısında Irgatlık yaptım, ahırlarını temizledim. Demenanlılar da yoktu. Ya yanına alsın ya evine götürüp bir parça ekmek versin. O da yoktu. Onlardan da sahip çıkan olmadı. Beş altı yıl Qırğanlıların arasında, Ğeribu’da kaldım. Ondan önce Qonce’de kaldım iki yıl. Sonra Demenanlılar geldi, ben yüz vermedim, küfür ettim, çocuktum tabii. Gözümüz kör olsun dediler, haberimiz yoktu, bilmiyorduk. Sıncık dağı var bilir misiniz? Oraya çıkar bu dağlarımıza bakar ağlardım, seller gibi yaş giderdi gözümden. Biliyordum ki kimsemiz kalmamış, hepsini kırmışlar.
“UYKUM GELMİYOR GECELERİ, GÖZLERİMİN ÖNÜNE GELİYOR HER ŞEY”
Sonra kaçıp Harput’a gittim. Bir zaman orada kaldım. 47’de aşağıdan sürgünler gelince, Qemeré Meleke gil Demenanlılar beni de alıp getirdiler. Getirmez olsalardı. Zor mesele, çok acı var. Uykum gelmiyor geceleri. Gözlerimin önüne geliyor her şey.”
PİRHA- Zini Gediği’nde katledilen 97 can katliamın 85. yılında Erzincan’ın Kılıçkaya Köyü’nde anıldı. Kürt ve Alevi coğrafyasında katliamın insansızlaştırma, demografik değişim ve asimilasyon ile devam ettiği vurgusu yapılan anmada devletin katliamlarla yüzleşmesi çağrısında bulunuldu.
1938’de Erzincan Kılıçkaya ve çevre köylerinden toplanarak Zini Gediği’nde katledilen 97 can anıldı. Anma programına Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Genel Sekreteri Erdal Kılıçkaya, Zini Gediği İnisiyatifi, Yeşil Sol Parti Milletvekilleri Ayten Kordu ve Celal Fırat, Sosyolog Prof. Dr. Şükrü Aslan ve Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Başkanı Özkan Tacer’in yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.
Zini Katliamı’nda katledilenler 85. yılındaki anma programında ‘Zini Katliamını unutmadık’ ve ‘Zini Gediği’nde katledilen canlarımızı anıyoruz’ pankartları açıldı. Pir Mehmet Gazi’nin verdiği gülbenklerle katledilenler anılarak çerağlar uyandırıldı. Katliamda yaşamını yitirenler anısına gerçekleşen 1 dakikalık saygı duruşu sonrasında program başladı.
Zini Katliamında yaşamını yitirenlerin isminin okunduğu anmada katılımcılar hep bir ağızdan ‘burada’ dediği anma etkinliğinde Kırmanci ağıtlar okundu.
KILIÇKAYA: SÖZ KONUSU FİZİKİ BE KÜLTÜREL İMHAYDI
Zini Gediği İnisiyatifi Sorumlusu/Sözcüsü Erdal Kılıçkaya, Zini Gediği Katliamı’nda katledilenler için inşa edilen iki anıtın saldırıya uğradığını ve köy içinde yapılan ateş çemberinin dereye atıldığını belirterek, “Yıllarca yasaklı bölge ilan edildiği için insanlar yakınlarının kemiklerini yıllar sonra buldular. Kurda kuşa yem olmuşlardı. Aileleri zorunlu sürgüne gönderildi. Söz konusu olan fiziki ve kültürel imhaydı. Bu kırımı hatırlatmak, Türkiye’yi iktidarıyla, toplumuyla ve geçmişi ile yüzleşmeye çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.
ŞÜKRÜ ASLAN: HAFIZAYI OLUŞTURMALIYIZ
Anmada söz alan Sosyolog Prof. Dr. Şükrü Aslan, katliamı belgelemenin dışında mekan ve hafıza oluşturmanın ihtiyaç olduğuna işaret ederek, “Zini Katliamını yerinde gördüğümüzde amacımız bir hafıza mekanı kurmaktı. Kılıçkaya köyü ve katliamın olduğu yerde iki hafıza merkezi tasarladık. Katliamda yaşamını yitirenler için doğal taşlardan bir yapı oluşturduk ve beton kullanmadık. Bütün kemikleri toplayıp içerisine koyduk. Yüzleşmek o kadar önemli ama ona müsaade edilmedi. Arşivlerin açık olduğu, dilekçeye cevap alınabilen bir ülke olsa katliamda yer alan askerlerin ismini dahi öğrenebiliriz. Onların çocuklarını yüzleşmeye davet etmek gerekir. Yasak mıntıkanın en önemli özelliği; toplu katliamların tamamı yasak mıntıkada yapılıyor. Yasak olduğu için kimse giremiyor ve cenazeler kurda kuşa yem oluyor. Bu ülke bu katliamı bir sorun görmeye devam ettikçe nasıl ileriye gidecek? Bizim mezar taşlarımızın hikayesi artık anadilinde yazılıyor. Hafızamızı orada görünür kılıyoruz. Onların artık hikayeleri ve mezar taşları var. Ama bu yeterli değil, daha fazlası yapmamız gerekiyor. Katliamı sadece belgelemek dışında mekan ve hafızayı topluma götürmemiz gerekiyor. Bizler belki göremeyeceğiz ama bu ülke katliamlarla yüzleşecektir” diye konuştu.
AYTEN KORDU:ALEVİLER VE KÜRTLERİ BEKLEYEN TEHLİKELER VAR
Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, faşizmin Aleviler ve Kürtlere yeni katliamlar yaşatmak istediğini belirterek, “Dersim’de soykırımda yaşamını yitirenleri anıyoruz. Biz buna tertele ve soykırım dedik. Zini Gediği’de 38’in bir kırımıdır. Mezarı olmayan çok insanlarımız var, çok azı açığa çıkarıldı. Faşist zihniyetin katliamın üstünü örtme çabaları bizleri şaşırtmıyor. Katliam ve asimilasyon projesinin devamı olarak bunlar devam ediyor. Faşizm devam ettikçe biz Kürtleri- Alevileri bekleyen tehlikeler olacaktır. Mücadeleyi hep birlikte yürüteceğiz. Dersim ve Kürt coğrafyasında soykırımlar gerçekliği var” dedi.
CELAL FIRAT: CUMHURİYETİN İLK YÜZYILI ALEVİLERE ÇOKÇA KATLİAM GETİRDİ
Cumhuriyetin ilk yüzyılında Alevilerin çoklu soykırımlara maruz kaldığını söyleyen Yeşil Sol Parti Milletvekili Celal Fırat, “Cumhuriyetin birinci yüzyılında katliamlara maruz kaldık. Halkları düşmanlaştırdılar. Katliamlarla karşı karşıya gelen halkaların bir arada olması lazım. Bu coğrafyada ziyaretlerimiz, inancımız farklık imliklere büründürülmek isteniyor. Erdoğan bu arşivleri açmak ile mükelleftir. Katledilenler için bir taş koymamıza dahi karşı olan bir Yezit zihniyet var. Savaş politikalarıyla insanları katlederek, coğrafyamızı yakarak büyük devlet olunmaz” ifadelerini kulandı.
MAÇOĞLU: TOPLUM HAFIZAYI UNUTMAZ!
“38 öncesi ve sonrası Mezopotamya toprakları çokça katliamların gören topraklardır” diyen Dersim Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu ise, “38 öncesi ve sonrası Mezopotamya toprakları çokça katliamların gören topraklardır. Türkiye halkları birlikte yaşamayı seçti. Katliamları görüldüğü her alanda birbiri ile buluşması, acılarını paylaşması ve bir hafıza oluşturması lazım. Sistem kendisi gibi düşünmeyene yöneliyor. Çıban başı demesinin de sebebi budur. Emin olabiliriz; gelecekte bu katliamla yüzleşip özür dileyecekler. Bu toplum o hafızayı unutmaz, o hafızayı dirileştirir. Karşımıza geçip yüzüme, gözümüzün içine bakacaklar. Katliamlar gören toplumlarla ortaklaşmamız lazım. Toplumun vicdanı kurumadan onların vicdanı kuruyacak” şeklinde konuştu.
MUSTAFA ASLAN: İKTİDAR, ALEVİLİĞE ALENİ SALDIRIYOR
Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, AKP iktidarının Aleviliğe yönelik saldırıların aleni ve asimilasyon hedefli olduğunu dile getirerek, “Bu ülkede gözyaşı ve kan döküldü. Devleti yönetenleri biz Alevilerin iyi tanıması gerekiyor. Alevileri katlettiler, yeniden döndüler. Alevilerin yaşam alanlarını, ormanlarını ve inancını yok etmeye çalışıyorlar. O günün işbirlikçileri ile bugünün işbirlikçileri değişmiyor. AKP iktidarının diğer iktidarlardan farkı ise saldırılarını aleni yapıyor ve Alevilere Aleviliği katletmek için kullanıyor. Alevilerin köyleri taş ocakları ile nefes almada bile zorlanıyor. Dergahlarımıza, ocaklarımıza ve yolumuza sahip çıkmak gerekiyor. Akbelen katlediliyor, Cudi yok ediliyor. Acıları ayrıştırmaya değil, birleştirmeye ihtiyacımız var” diye belirtti.
CUMA ERÇE: YA YÜZLEŞECEĞİZ YA ÇÜRÜYECEĞİZ
Tarihle yüzleşmenin ancak bilmekle mümkün olacağına vurgu yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Cuma Erçe, “Tarihle yüzleşmek ancak bilmekte geçiyor. Coğrafyanın her yerinde kan var. Bütün acılar arasında bir köprü kurmak zorundayız. Akbelen’le Cudi, Madımak ile Zini Gediği arasında köprü kurmak durumundayız. Ya çürüyeceğiz yada yüzleşeceğiz. Katliamcılar yaptıklarını haklı görüyorlar, arkasındalar ve savunuyorlar. Hiçbir katliamı yanlışlıkla yapmış değiller, hepsi planlı. Biz bu katliamları ülke sınırlarının dışına taşımalıyız” dedi.
MUSA KULU: ALEVİ VE KÜRT COĞRAFYASI HEDEFLENDİ
Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Musa Kulu da, coğrafyadan Raa Haq inancının ve toplumsal hafızasının yok edilmesinin planlandığını ifade ederek, “Zini Gediği’nde talipten pire, çocuktan kadına herkes katledildi. Bu topraklardan Alevilerden, Kürtlerden ve toplumsal hafızadan silinmek istendi. Kürt ve Alevi coğrafyasını devlet eli geçirdi. Çetin bir ceviz vardı, Raa Haq coğrafyası idi. Ondan eser bırakmayacaklardı. Bunun üzerine soykırımı kurguladılar. Coğrafyası insansızlaştırıp inancını asimilasyona tabi tuttular. Ama toplum artık hafızasına, inancına, coğrafyasına sahip çıkıyor” diye konuştu.
ÇANKAYA: DİRENEREK KAZANABİLİRİZ
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Örgütlenme Sekreteri Mehmet Ali Çankaya ise “Bu coğrafyayı Alevisizleştirdiler. Alevisizleştirerek, Kürtleri sürgün etmenin projeleri tuttu. Geçmişte Erzincan denilince Aleviler akla gelirdi. 85 yıldır yaşlılarımız inancını gizlice yaşadılar. Yalnız sözlerle bu sorun çözülmez. Kurduğumuz mekanları devlet başka bir inanç merkezlerine benzetmek istiyor. Bizim görevimiz direnerek kazanmaktır” diyerek mücadele çağrısında bulundu.
KAYIP YAKINALRININ TALEPLERİ
Anmada kayıp yakınlarının talepleri şöyle sıralandı:
– Dereye yuvarlatılan Ateş Çember’i derhal yerine konmalıdır.
– Kılıçkaya Köyü’nde, Zini İnisiyatifi tarafından “Anıt Mekanı” olarak projelendirilen yer için bütçe temin edilmelidir.
– Devlet, kollektif travmalardaki sorumluluğunu açıkça üstlenmelidir.
– Devlet kollektif travmaları tanıdığını, tören, anıt, müze vb. projelerle somutlaştırmalıdır.
– Zini Gediği ve diğer kayıplarla ilgili arşivler mutlaka açılmalı ve bu konu siyasi hesaplar için istismar edilmemelidir.
– Mal ve can kaybı olanların, yerinden edilmişlerin maddi kayıpları , gerçek kayba orantılı bir şekilde tazmin edilmelidir.
– Zini Gediği ve diğer kayıpların ve yakınlarının onurları, itibarları ve haklarını iade eden resmi bir açıklama yapılmalıdır.
– 38 süreci ve sonrasında meydana gelen olaylarla ilgili sorumlulukların kabülünü ve gerçeklerin tanınmasını içerecek şekilde, kamuoyundan özür dilenmelidir.
– Meydana gelen ihlâllerin doğru bir anlatımı, uluslararası insan hakları hukuku ve uluslararası insancıl hukuk eğitimi ve çalışmalarına yönelik dokümanlara dahil edilmelidir.
– Ve en önemlisi ihlâllerin bir daha tekrar etmeyeceğine dair kamuoyuna garanti verilmelidir.
– Taleplerimiz kabul edilmediği sürece, ne kayıp canlarımızın ne de biz kayıp yakınlarının ruhu huzur bulmayacaktır.
– Acımıza ortak olan ve bu anmaya katkı sunan herkese selam ve hürmetle.
Anma Sanatçı Erdoğan Emir’in söyledi eserler sonrasında lokmaların paylaşılmasıyla son buldu.
PİRHA-Dersim Soykırımı’nın tanığı ve mağdurlarından olan 92 yaşındaki Hıdır Güneş Hakk’a yürüdü. Gözleri önünde nenesi süngülerle katledilen Hıdır Güneş ve ailesi Manisa’da 9 yıl sürgünde kalmıştı.
1938’de Dersim’de gerçekleştirilen soykırımdan tanığı ve mağdurlarından olan Hıdır Güneş, bu saba saatlerinde Dersim’de bulunan devlet hastanesinde Hakk’a yürüdü. Güneş, çeşitli hastalıklarından kaynaklı 10 gündür yoğunda bakımda tedavi görüyordu.
Hıdır Güneş, Dersim’de 1937-38 yılları arasında gerçekleştirilen katliama 7 yaşında tanık olmuş, köyünden 12 kişi ağır makineli silahlarla kurşuna dizilerek katledilmişti. Ayrıca nenesi gözleri önünde katledilen Hıdır Güneş ve ailesi 3 ay boyunca ormanda kalarak saklanmıştı.
Sürgün edildikleri Manisa’da 9 yıl kalan Güneş ailesi tekrardan dönerek Dersim’e yerleşmişti. Güneş, yarın Ovacık’a bağlı Kızık köyünde toprağa sırlanacak.
“NENEMİ SÜNGÜLERLE ÖLDÜRDÜLER”
Hıdır Güneş, PİRHA‘ya verdiği röportajında Dersim 38’e dair şunları söylemişti:
“Eline geçirdikleri insanları katlettiler. Daha sonra köylülerin hepsini topladılar, iki tane ağır makineli silah kurdular bazı askerler ağlıyordu, daha sonra uçak geldi kâğıt attılar, ağlayan askerler sevindi ‘korkmayın sizi affettiler’ dedi. Aftan sonra Ovacık’ta Sırrı Yüzbaşı, Hozat’ta da Taci yüzbaşı vardı, bunlar keyfi insan öldürüyordu. Bu yüzden halk korkup dağlara kaçıyordu. Bu sefer de rapor yazıp ‘sürgüne gelmiyorlar, dağlara kaçıyorlar, isyan ediyorlar’ diyorlardı. Her şey operasyonu yapan subayın insafına kalıyordu. Yakaladıkları insanları öldürüyorlardı. Biz 3-4 ay ormanlarda kaldık. Kar yağmaya başladığında dağlardan inince yakaladılar, sürgüne götürdüler. Bizi sürgüne götürürlerken nenem beni vermek istemedi. Askerler 90 yaşındaki nenemi yolun altında gözümün önünde süngüyle öldürdüler. Bir asker beni de öldürmek istedi ama başka bir asker izin vermedi.”
PİRHA- Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Dersim Katliamı’nın 85. yılında yazılı bir açıklama yaparak, hala Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezarlarının yerinin saklı tutularak katliam zihniyetinde ısrar edilmesine tepki gösterdi. Taleplerini sıralayan HDK, katliam tarihiyle yüzleşme çağrısı yaptı.
Türkiye’nin 4 Mayıs 1937 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla “Tunceli Tenkil Harekatı” adı altında başlattığı Dersim Tertelesi 85. yılına girdi.
Dersim Katliamı’nın 85. yılında yazılı açıklama yapan Halkların Demokratik Kongresi (HDK), katliamın kültürel soykırım olarak ilerlediğine dikkat çekerek, maddi ve manevi tüm kültür değerlerinin yok edilmeye çalışıldığına vurgu yaptı. Katliam tarihiyle yüzleşme çağrısında bulunan HDK, “85. yılında devlet arşivleri açılarak Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezarlarının yerleri açıklansın. Dersim’in kayıp kızlarının akıbeti açıklansın, topluma yapılan tüm katliamlar arşivi ve belgeleriyle açıklandığında Türkiye halkları olarak gerçek bir yüzleşmenin ilk adımlarını atmış oluruz” diye belirtti.
“HALKLAR, HER TÜRLÜ KATLİAMIN HEDEFİ HALİNE GETİRMİŞTİR”
HDK Halklar ve İnançlar Meclisi imzasıyla yayınlanan açıklama şöyle:
“Dersim halkına yapılan ve yaşatılan bu katliamın aydınlığa kavuşamaması, egemen ulus anlayışının ülkemiz halklarına yaptığı en büyük kötülüklerden birisidir. Yaşadığımız coğrafyada birbiriyle razılı ve hakikat içinde yaşayan halklar olarak binlerce yıl tüm farklılıklarımıza rağmen birlikte yaşadık. Kendi kültürü, dili ve inancıyla. Türkiye’de ise belirleyici olan egemen akıl toplumu ayrıştıran, sürekli “öteki” algısını oluşturan, toplumu devamlı bölen hâkim millet, tek Ulus anlayışıdır. Bu anlayış dışında kalan tüm kesimler ötekidir. 1924 Anayasası ile coğrafyamızda tek dil, tek din adı altında Türklük yüceltilmiş, diğer halklar, inançlar ötekileştirilmiştir. Bu ülkede Türk olmak, Türkçe konuşmak, Sünni/ Hanifi olmak kabul görmek ve makbul vatandaş olmanın referansları haline getirilmiştir. Doğal olarak Kızılbaş Kürt Aleviler ve diğer tüm halklar farklılıkları nedeniyle tehdit olarak görülmüş, tek ulus ideolojisi ile her türlü saldırı ve katliamın hedefi haline getirilmiştir. Dolayısıyla ülkemizde yaşanan hiçbir katliamı birbirinden bağımsız düşünemeyiz. Dersim’de Kızılbaş Aleviler, Dersimli Ermeniler inancı, dili ve kültürü nedeniyle, sefalete, tehcire mahkûm edilmiş toplumun varlığı, birliği, kimliği doğası tüm maddi ve manevi, kültürel değerleri yok edilmeye çalışılmıştır.
“YÜZLEŞEN GÜÇLENİR, İNKAR EDEN FAŞİSTLEŞİR”
1937-1938 Dersim’in her türlü değerlerine ve halkının kutsallık atfettiği topraklarına gökyüzünü utandıracak kadar acı verdiler. Laç deresinde katledilenler, mağaralarda gazlarla katledilenler, Dersim’in her karış toprağında binlerce toplu mezarlar olarak soykırıma tanıklık etmeye devam ediyorlar. 4 Mayıs 2022’de 85. yılında hala Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezarlarının yeri saklı tutularak, katliam zihniyetini devamlılığında ısrar edilmektedir. Bugün farklı şekillerde de olsa yaşanan katliam ve saldırılar devam etmekte. Halkların kendine yasaklanan toprağı, yakılan ormanları, baraj ve madenlerle talan edilen doğası ve inanç merkezlerinin tahrip edilmesi. İnkar ve asimilasyon politikasının devam etmesidir. Sözlü gelenekleriyle kadimden bu zamana inancını ve kültürünü devam ettiren Kızılbaş Kürtler tekçi ulus anlayışına karşı direnişini sürdürmekte. Katliamın yöntemini değiştiren sistem bugün kültürel soykırım yapmaya devam etmektedir. Diliyle yasaklanan, inancıyla yok edilmeye çalışılan bizler Türkiye halkları olarak diyoruz ki; tarihle yüzleşmek, Dersim halkından özür dilemek toplumumuzu daha da güçlendirir. Aksine geçmişi inkâr etmek toplumları hasta eder, yüzleşmeyen faşistleşir yüreğin en derin yerine gömülen her acı aklımızı, sağduyumuzu, irademizi ve en çok da insanlığımızı yok eder. Bu nedenle 85. yılında devlet arşivleri açılarak Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezarlarının yerleri açıklansın. Dersim’in kayıp kızlarının akıbeti açıklansın, topluma yapılan tüm katliamlar arşivi ve belgeleriyle açıklandığında Türkiye halkları olarak gerçek bir yüzleşmenin ilk adımlarını atmış oluruz. Yüzleşerek geleceğimizin, birlikte eşit ve özgür bir yaşamın temellerini birlikte inşa etmiş oluruz. Bu minvalde Seyit Rıza ve yoldaşları şahsında tüm yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz.”
PİRHA- Baba Mansur Ocağı’ndan Ana Rukiye Hurustan, Dersim Katliamı’nda yaşananları Kürtçe ağıtlarıyla dile getiriyor.
Dersim’in acılarını anne ve babasından duyduğunu dile getiren Hurustan, ağıtları ile bölge insanının acılarını dile getirişinin bir formunu işliyor.
Sözlü gelenekte ağıtlar, daha çok önemli bir olayı toplum hafızasına emanet etmenin, yani tarihe kayıt düşmenin imkanı olarak işlevselliğini halen güncel hali ile koruyor. Ağıtlar/Şîn aslında sözlü hafızanın belgeleri olarak keşfedilmeyi bekliyor.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi’nin Heftemal/Hawtemal muhabbetinde anadili olan Kürtçe’nin Kurmanci lehçesinde Dersim 38 ağıtını seslendiren Ana Rukiye Hurustan’ın büyüklerinden duyduğu acılar ses tonuna yansıyor.
PİRHA- Sanatçı Ferhat Tunç, Hakk’a yürümesinin ikinci yıl dönümünde Dersimli Halk Ozanı Sılo Qız’ın anısına bir belgesel hazırladı. Belgesel, Tunç’un Youtube kanalında bu akşam Türkiye saatiyle 19:00’da yayımlanacak.
Sanatçı Ferhat Tunç, Hakk’a yürümesinin ikinci yıl dönümünde Dersimli Halk Ozanı Sılo Qız’ın anısına bir belgesel hazırladı.
Belgesel, Tunç’un Youtube kanalında bu akşam Türkiye saatiyle 19:00’da yayımlanacak. Belgeselde Sılo Qız ziyaretinden görüntülere yer verildi.
Sanatçı Ferhat Tunç, Türkiye’den ayrılmadan önce Dersim’de evinde ziyaret ettiği Sılo Qız ile ilgili hazırladığı belgesel için şunları söyledi:
“104 yaşında Hakk’a yürüyen Sılo Qız, kadim Dersim kültürünün yaralı haliyle hayata tutunmasının gerçek hikâyesidir. Hakk’a yürümeden bir yıl önceki son ziyaretimizi, belgesel tadında sunmaya çalıştım.”
Tunç, “Gelin, bu akşam YouTube kanalımızda kadim kültürümüzün bu asla unutulmayacak değerini hep birlikte analım” çağrısında bulundu.
PİRHA – Dersim İnşa Kongresi 83 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve arkadaşlarının anısına bir basın açıklaması yayınladı. Açıklamada Şark Islahat planının hala güncelliğini koruduğuna vurgu yapıldı.
Dersim İnşa Kongresinin basına ve kamuoyuna dönük yaptığı açıklamada, 15 Kasım 1937’de Türk devleti evrensel hukuk normlarını hiçe saymış, kendi hukukunu askıya almış, her türden insani değer ve ölçütleri çiğnemiştir denildi.
Açıklamanın tamamı şöyle:
“Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim bu bana dert oldu; ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim bu da size dert olsun,” diyen Seyit Rıza’nın soykırımcılara meydan okumasıyla tarihe geçen 15 Kasım 1937, hâlen kanayan yaramızdır. Dersim, Kürdistan ve Alevi Kızılbaş toplumunun kara günü ve tarihsel imha süreçlerinin en önemli halkalarından biridir. Bu süreç öylesine zalimane yaşanmıştır ki, bir çok yönüyle tarihte bir örneği daha yoktur.
83. yılında bir kez daha Seyit Rıza ve yol arkadaşları Uşenê Seydi, Fındık Ağa, Heseneİvrayim, Aliye Mirzali, Hesen Ağa ve ResıkUsen’in aziz hatıraları önünde saygıyla eğiliyor, katliamcı, soykırımcı Türk devletini lanetliyoruz.
15 KASIM BİR YARGILAMA DEĞİLDİR
15 Kasım’da Türk devleti evrensel hukuk normlarını hiçe saymış, kendi hukukunu askıya almış, her türden insani değer ve ölçütleri çiğnemiştir. Tamamen tarihsel kin ve garezle hareket eden devlet aklı, iddia edildiği gibi hukuksal bir yargılama yapmamıştır. Kaldı ki ortada yargılanacak bir sorun da yoktur. Düzmece oyun ve provokasyonlarla üzerine ordular sürülmüş yedi aşiretin meşru müdafaası, katliam gerekçesi yapılmıştır. Ardından bir soykırım fermanı olan “TunçEli” kanunuyla Elazığ Buğday Meydanında, Seyit Rıza ile birlikte diğer kanaat önderlerine yönelik en zalimane idam uygulaması hayata geçirilmiştir.
Yalancı tanıkların beyanıyla Seyit Rıza’nın yaşı küçültülürken, küçük olan oğlu ResikUsen’in yaşı ise büyütülmüştür. “Beni oğlumdan önce asın,” diyen Sey Rıza’nın son isteği de yerine getirilmemiş, oğlu ResikUsen, gözleri önünde ipe çekilmiştir. Artık bilmeyenin kalmadığı bu gerçeklik, rejimin nasıl tarihsel bir kinle hareket ettiğinin göstergesidir. İdama mahkum ettiği birine, son anında bile zulümlerden zulüm beğendirmek, acının en ağırını yaşatmak bir devlet geleneği olarak bugün de devam etmektedir.
DERSİM TARİHSEL DİRENİŞ, TUNÇELİ TESLİMİYETTİR
1935’te “TunçEli” kanunu hazırlanırken, dönemin İçişleri bakanı Şükrü Kaya, “Yavuz’un gazabı Dersim’in içlerine girebilseydi, bugün Dersim’i başka bir yol üzerinde görürdük,” diyerek, genç cumhuriyetin, Yavuz Selim ve ardıllarının yapamadığını nihayete ulaştırma isteğini açık bir şekilde ortaya koyuyordu. Yine, 1937’de Elazığ’da Seyit Rıza şahsında görülen Dersim davasının savcısı, “Bu dava genç TunçEli’nin yaşlı Dersim’e karşı açtığı davadır,” diyordu.
Çok iyi biliyoruz ki, devletin acar savcısının vurgu yaptığı “Yaşlı Dersim,” Kerbela’da Hz. Hüseyin’in biat etmeyen tavrıyla başlayarak bir geleneğe dönüşen ve Elazığ Buğday Meydanı’nda diz çökmeyen Seyit Rıza ile taçlanan duruştur. Yine idam edilen ve ömür boyu hapis cezalarına çarptırılan onlarca kanaat önderiyle birlikte, Ali Şer Efendi, Zerife Hatun, Saan Ağa gibi nicelerinin şahsında temsil edilen, kadim Dersim’in direngen, onurlu tarihsel kimliği, özüdür. Asimilasyoncu, inkarcı ve katliamcı devletin çocuğu TunçEli’lik ise, düşürülerek devşirilmiş, kendi tarihsel ve kültürel gerçekliğinden kopartılmış hain ve işbirlikçi kişiliktir. Türkleştirilmiş ve Sünnileştirilmiş Dersimdir.
İSYAN YALAN, SOYKIRIM HAKİKATTİR
Diğer yandan Dersim’de bir isyan yaşanmadığı, artık tüm açıklığıyla ortaya çıkmıştır.
İsyan iddiası provokasyonlarla beslenmiş kocaman bir yalan, soykırım ise Hakikattir.
Dersim’de yaşananların bir katliam olduğu başbakanlığı döneminde Recep Tayyip Erdoğan tarafında da kabul edilmesine rağmen, hakikatle yüzleşmek için gerekli adımlar atılmış değildir. Dersim toplumu halen Hakikete ulaşma mücadelesi veriyor ve atılması gereken ilk adım olarak idam edilenlerin mezar yerlerinin açıklanmasını istiyor. Yine soykırımın neden olduğu çok yönlü ağır yıkımın telafi edilmesini, kadim kimliğinin tanınmasını bekliyor.
ŞARK ISLAHAT PLANI GÜNCELLENMİŞTİR
Devlet Kürdistan’da soykırım ve asimilasyon politikalarından vazgeçmek bir yana, özellikle Rojava’da yaşanan gelişmeler ve ortaya çıkan Kürt kazanımları karşısında 2014 yılında “Çöktürme Eylem Planı” ile karşılık vermiş, 1924 konseptine geri dönmüştür. Böylece Şark Islahat Planı ve zorunlu İskan Kanunu güncellenerek çok katmanlı bir şekilde yürürlüğe koyulmuştur. Recep Tayyip Erdoğan Başkanlığında hayata geçirilen AKP/MHP-Ergenekon ittifakının öncelikli hedefi, Türkiye ve Kürdistan coğrafyasında Şark Islahat Planı hedeflerinin, nihai olarak hayata geçirilmesidir.
Dolayısıyla ReaHaq itikadını ve bir bütün kadim kültürel kimliğini tarihsel bir sorun gören devlet aklının, Yavuz’un gazabı ve soykırım kılıcıyla Dersim’in üzerine çullandığı günlerden geçiyoruz. Bugün Dersim, 1937 ve öncesini katbekat aşan ağır bir kuşatma altında, kültürel soykırım kıskacına alınmıştır. Kadim kültürel kimliğinin tabuta gömüleceği, üzerinin betonlanacağı günlerin hesabı yapılmaktadır. Tabloya bakıldığında, kendisini, kendi kadimliğiyle geleceğe taşıyıp taşıyamama sorunuyla karşı karşıya kalmıştır.
Yine Dersim bu süreci, tarihinde hiç olmadığı kadar ağır koşullarda yaşamaktadır. Çepeçevre şehri kuşatan gözetleme kuleleriyle, neredeyse her dağa, her tepeye kondurulmuş kalekollarıyla, radar istasyonlarıyla işgal edilmiş bir kolonidir adeta. Üniversite, sivil bürokrasi ve Ensar Vakfı gibi İslami Vakıflar Dersim’in kadim kültürel kimliğini ve ReaHaq itikadını başkalaştırmak için, işbirlikçi ve devşirme kişiliklerle desteklenerek harekete geçirilmiştir. Dil kırım ve toplumu hafızasısızlaştırma faaliyetleri dolu dizgin sürdürülürken, kutsal mekanlar talan edilip yağmalamaktadır. Toplumsal ekonomi çökertilmiş, yaşam dinamikleri dağıtılmış, coğrafya insansızlaştırılmıştır.
Bu gidişatı tersine çevirebilmek için, Dersim’i duyarlılığı olan tüm kesim ve çevreler, ortak paydada bir araya gelme zorunluluğu ile karşı karşıyadır. Dersim her türden ideolojik ve siyasi hesapların ötesinde ortak davamızdır. 83. yılında, idam edilen Dersim Halk Önderi Seyit Rıza ve diğer kanaat önderlerimizi anarken, onlara anılarına bağlılığın gereği olarak her zamankinden çok birlik olmak, ahlaki ve vicdani bir sorumluluktur.
Bir kez daha, asla unutmayacağız, affetmeyeceğiz diyoruz. Seyit Rıza’nın diz çökmeyen onurlu duruşu, bizim kıblemizidir. Bir diyaspora toplumuna dönüşerek dünyanın dört bir yanına savrulan Dersim toplumunun bulunduğu her yerde mücadelemizi yükseltmek, ahlaki, vicdani ve tarihsel sorumluluğumuzudur diyoruz.
PİRHA – Seyit Rıza’nın köyü olan Ağdat’ta bulunan bazı arazileri devlet hazinesine aktarıldı. Seyit Rıza’nın 1938’lerde yıkılan konağının bulunduğu arazi dahil birçok arazisi ise mahkemelik oldu. Seyit Rıza’nın torunu Zeliha Polat, büyük dedesi Seyit Rıza’nın topraklarını geri alması için destek çağrısında bulunarak uygulanan politikadan geri dönülmesi gerektiğini belirtti.
Seyit Rıza’nın idam edilişinin ardından Dersimliler için sürgün günleri başlarken Seyit Rıza’nın Ovacık İlçesi’ne bağlı Dumantepe (Ağdat) Köyü de boşaltılmıştı.
Dedelerinden kalan topraklara sahip çıkmak amacıyla torunları dönem dönem köye dönüş yapsa da köyleri 93-94 yıllarında devlet tarafından boşaltıldı. Sonrasında Dumantepe mevki olarak kayıtlara geçirilen Ağdat Köyü, Torunoba Köyü’ne bağlandı. Zilliyet hakkı köylülerde olan arazilerin tapularını çıkartmak amacıyla 2009 yılında köye kadastro girdi. Ancak 1999 yılında askıya asılan ilanlarda Ağdat’ın arazilerinin geniş bir bölümünün devlet hazinesine aktırıldığı görülürken, Seyit Rıza’nın torunları tarafından 1977 yılında mahkeme kararıyla aldığı tapulu arazileri hakkında ise ikinci şahıslar hak sahibi olduklarını iddia etti. Böylece Seyit Rıza’ya ait olan ancak 1938’lerde yıkılan konağının bulunduğu arazi dahil olmak üzere birçok arazi de mahkemelik oldu.
2002 yılında köyüne yerleşen Seyit Rıza’nın torunu Zeliha Polat, babasının 1977 yılında mahkemeye başvurduğunu, bir kısım arazinin tapularını alabildiklerini, ancak bir kısım arazilerin ise tapularını alamadıklarını kaydetti. 2009 yılında köye kadastro girince zilliyet hakkı kendilerinde olan bazı arazilerinin devlet tarafından alınarak hazineye aktarıldığını söyleyen Polat, kendi tapulu arazileri hakkında da ikinci şahısların hak iddia ederek kendilerine dava açtığını dile getirdi. Arazinin yarısından yarısının hem davalık, hem hazinelik edildiğini söyleyen Polat, 200 dönümden fazla yerin hazineye aktarıldığını belirtti.
“TOPRAKLARIMIZI KAYBEDİYORUZ”
Topraklarının çoğunun köylülerin elinden alındığını söyleyen Polat, 9 yıldır topraklarını almak için uğraştığını söyledi.
Mahkeme görülmeden, keşif çıkmadan hak ve hukukun göz ardı edildiğinin altınız çizen Polat, “Hukuk devletiyiz diyorlar. Fakat yeri geldiğinde hukuksuzlukla baş bayız. Muhtarın da içinde olduğu belirli bilirkişiler bir taraf olup bu parseli yazalım, hazinenindir deyin, diyerek topraklarımız ellerimizden alınıyor. Topraklarımız çok verimli, ormanı, suyu her şeyi hiç kirlenmemiş. Bu şekilde yarısından yarısını kaybettik. Bir iki tane ihanetçi buluyorlar, 80-90 yaşındaki bilirkişileri getiriyorlar. Bu kimindir, neyin nesidir, aklı bile yerinde olmayan insanları bilirkişi seçip bütün yörenin köyleri mahkemelere döküldük. Ovacık ve benim dahil Erzincan’a kadar böyle oldu. Hala da mahkemelerdeyiz bir türlü sonuç alamıyoruz. Keşif gelmeden benim parselimi hazine deniyor. Ne keşif görmüş, ne de ben mahkemeye çağrılmışım” ifadelerini kullandı.
“ALEVİYİZ, KÜRTÜZ, ERMENİYİZ DİYE YAPILIYOR”
İhanetçiler yumağı ile karşı karşıya olduklarını dile getiren Polat, Dersim kimliğinin toprak üzerinde silinmeye çalışıldığını belirterek şunları kaydetti:
“Kadastro çıkartılıp tapular alınıyor hazine ediliyor. Mezarlarımıza giriliyor. Zor şartlar altında bu zamana geldik. Bizden sonrakiler huzur bulsun, rahat etsinler. Kaçıncı asırda 11 dedem buradan geçmiş. O zaman ben senden önce bu topraklardaydım. Rus Harbinde dedem buradan Erzincan ve Erzurum’a kadar kendi yerlerini savunmuştur. Dedem buraları savunmasaydı Rus’lar Erzincan’a kadar gelmişlerdi. Zamanı geldiğinde de idama gitmişiz. Büyük bir çelişki. Kendimi, etrafı sorguluyorum. Neden bunlar yapılıyor. Bu topraklarda Aleviyiz, Ermeniyiz, Kürt’üz diye yapılıyor. Avukat zaten tutamıyoruz. Emekliyim, bir maaşım ve belirli bir gelirim var. Kıt kanat geçiniyorum. Bunlar çözülmeden de ben rahata eremiyorum. Her gün yeni bir şey çıkarıyorlar.”
Köyde 4 aile olduklarını söyleyen Polat, tekrar köyünü almak istediğini belirtti.
Polat, şöyle devam etti:
“Köyü almak için 150-500 nüfus kaydırmamız gerekiyormuş. Şimdi doğu bölgesinde hangi köy 500 nüfusludur. Bir düşünün kanun bunun neresinde var. Torunoba Köyü mezra olması gerekirken mevki yapmışlar. Ağdat sadece tapu üzerinde kalıyor. Adı da Dumantepe olarak geçiyor. 1993-94 yıllarında köy boşaltımında yetkililere benim köyümle birlikte iki tane daha köy fes edilmiş. Köyümü istediğimde 150-500 nüfus kaydırın diyorlar. Ben de yeni köy olmadığımı, eski köy olduğumu söyledim. Önce köyü aldılar şimdi de kadastro vasıtasıyla tapularımız başkalarının üzerine çıkıyor.”
“GEÇMİŞİM ÖZ DEĞERİMDİR”
Köye geldiklerinde her şeyin yerle bir olduğunu ifade eden Polat, topraklarına dönmeyi kendine görev edindiğini aktardı. Birçok insanın kendisiyle birlikte köye yerleştiğini söyleyen Polat, “İyi ki de gelmişim. Hiçbir şey yerinde yoktu. Bir ağaç dahi yoktu. Her ne şart olursa olsun, ölsem de, zorluk çeksem de kalmayı görev edindim. Benim geçmişim öz değerimdir. Bunu asla inkar edemezler. Bu yerlerin virane olmasını istemedim. Tekrar insanların buralara gelmesini istedim ve başardım. Her yıl biraz daha çoğaldık” dedi.
“BU KADAR ZULÜM YETER”
Yanlış politikalardan dönülmesi gerektiğini belirten Polat, “Mahkemelerin adil bir şekilde sonuçlanmasını istiyorum. Şu toprağı elinden alayım dememek lazım. Toprağımı, ocağımı fazla mı görüyorlar bize. Bu kadar zulüm eziyet yeter. Zaten sorunlarımız çok. Duyarlı insanlardan, özellikle avukatlardan destek istiyorum. Hukukçuların bu çağrıya kulak vermeleri gerekiyor. Kanun bana bir mülkiyet hakkı vermiş. Bunu tekrar elimden almak istiyorlar” diye konuştu.
PİRHA – Dersim 38’de yaşamını yitirenler için Seyit Rıza Meydanı’nda ağıtlar yakıldı.
Dersim Tertelesi’nin 83. yılında, katliamda yaşamını yitirenler çılalarla, ağıtlarla anıldı.
Seyit Rıza Meydanı’nda yapılan anmaya HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü’nün yanında çok sayıda siyasi parti ve kurum temsilcileri, sanatçılar Metin Kahraman ve Zeynep Kılıç katıldı. Seyit Rıza heykelinin önünde çılalar yakıldı.
Metin Kahraman ile Zeynep Kılıç, klamlar seslendirdi.
Kureyşan Ocağı’ndan Kadir Bulut’un verdiği gülbeng ile niyazlar paylaşıldı.
PİRHA- Dersim Tertelesi’nin 83’ncü yılı dolayısıyla açıklama yapan Dersim Barosu ve İHD Dersim şubesi, Dersim Katliamına dair resmi özür dilenmeli ve Dersim ismi ve eski yerleşim yeri isimleri iade edilmelidir dedi.
4 Mayıs 1937 yılında TBMM’de Bakanlar Kurulu’nun çıkardığı ‘Dersim Tenkil Kararları’ adlı kararname sonucu on binlerce insan yaşamını yitirdi ve yurdundan edildi.
Dersim halkının “tertele” şeklinde dillendirdiği katliamda, resmi rakamlara göre 1937’de bin 737, 1938’da ise 6 bin 868 kişi katledildi. Ancak, tarih araştırmacıları ve birçok kaynağa göre katliamda aralarında binlerce çocuk, yaşlı, kadın olmak üzere 70 bin kadar insan katledildi. On binlerce kişi sürgün edildi, ailelerinden alınan kız çocukları ise askerlere verildi.
“MUHAKEMENİN İADESİ GEREKMEKTE VE DERSİM İSMİ DE İADE EDİLMELİDİR”
Dersim Barosu Yönetim Kurulu yaptığı yazılı açıklamada, Dersim’e yönelik çokça raporlar hazırlanmış ve 25 Aralık 1935 tarihli Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun çıkarılmış olup; 4 Mayıs 1937 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından alınan bir karar ile Dersim de “şedit ve müessir” bir askerî harekâtın Tedip / Tenkil yapılmasına karar verildiğini belirtilerek, adil bir yargılama yapılmadan Seyit Rıza 15 Kasım 1937 tarihinde Elazığ -Buğday Meydanı’nda oğlu Resik Hüseyin ve diğer 5 Dersim ileri geleniyle birlikte İdam edildiği ifade edildi.
“Gelinen aşamada Seyit Rıza ve diğer Dersim ileri gelenlerinin idamı ile sonuçlanan muhakemenin iadesi gerekmekte ve Dersim ismi de iade edilmelidir” denilen açıklamanın devamında şunlara yer verildi:
“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN, 23.11.2011 tarihinde bir Toplantı ’da yaptığı konuşmada, Dersim olaylarıyla ilgili belgeler açıklayarak: “…Dersim’de, adım adım çerçevesi çizilmiş, bahaneleri hazırlanmış bir operasyon var. 1937, 1938 ve 1939 yıllarında Dersim’de maalesef büyük bir dram yaşanıyor. Havadan, karadan, toplarla, hatta gaz bombalarıyla, Dersim’de hareket eden her şey, çocuklar, kadınlar katlediliyor… demiştir. Belirtmek gerekir ki 1937.38.39 süreci ve sonrasında gerçekleştirilen eylemler için bugüne kadar devletçe herhangi bir Resmi eylem ve işlemde bulunulmamıştır. Bu durum insanlık vicdanını en az Dersim Askerî Harekâtı Tedip / Tenkil süreci ve sonrasında meydana gelenler kadar incitmiştir.”
“DERSİM’DE KÜRT VE ALEVİLERE YAPILAN İNSANLIĞA KARŞI SUÇLAR İLE SOYKIRIM SUÇLARININ AÇIĞA KAVUŞTURULMALIDIR”
İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi de yaptığı yazılı açıklamada “İHD bu operasyonların niteliğini soykırım olarak nitelemekte ve konunun insan hakları hukuku bakımından geçmişle yüzleşme konusu olduğunu vurgulamaktadır. Yüzleşmenin olabilmesi ve hakikatin ortaya konulabilmesi için yüksek politik irade gereklidir. Bu konuda dünyada 40’tan fazla ülkede geçmişle yüzleşme ve hesaplaşma süreçleri yaşanmıştır” denilerek şunlar belirtildi:
“İnsan hakları savunucuları, Türkiye’nin gerek devleti gerekse de toplumu bakımından bir bütün olarak geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini savunmaktadır. İnsan Hakları Derneği, aşağıda belirtilen şu ana konularda yüzleşme yaşanması için hakikat komisyonu kurulması gerektiğini kanaatindedir:
1- Kürt sorununda uygulanan asimilasyon politikası sonucunda inkâr ve imhanın neden olduğu insanlığa karşı suçlar, insancıl hukuk ihlalleri, toplum üzerinde etkili ciddi şiddet olayları ve askeri darbe dönemlerinde Kürtlere uygulanan sistematik insan hakları ihlalleri;
2-Lozan Antlaşması kapsamına giren azınlıklar ile evrensel hukuk ilkelerine göre kabul edilen azınlıklara uygulanan insanlığa karşı suçlar, zorla veya başkaca yollardan göç ettirme politikaları, ciddi şiddet olayları, sistematik insan hakları ihlalleri;
3- Cumhuriyet kurulduğundan beri rejime muhalif olan komünistler, sosyalistler, dindarlar, entelektüeller gibi rejim muhaliflerine yönelik insanlığa karşı suçlar, ciddi şiddet olayları ve sistematik insan hakları ihlalleri;
4- Askeri Darbeler Döneminde yapılan sistematik insan hakları ihlalleri ve ciddi şiddet olayları;
5- Hapishanelerde işlenen insanlığa karşı suçlar, ciddi şiddet olayları, sistematik insan hakları ihlalleri;
6- Alevilere uygulanan insanlığa karşı suçlar, ciddi şiddet olayları, sistematik insan hakları ihlalleri;
7-Devlet içindeki Kontrgerilla (JİTEM), Ergenekon gibi yasadışı faaliyetlerin açığa çıkarılarak, bunların işlediği insanlığa karşı suçlar ve ciddi şiddet olayları;
8-1915 ile 1923 yılları arasında Ermenilere yapılan insanlığa karşı suçlar ile soykırım suçlarının açığa kavuşturulması;
9-1930’lu yıllarda Dersim’de Kürt ve Alevilere yapılan insanlığa karşı suçlar ile soykırım suçlarının açığa kavuşturulması.
Türkiye’nin en önemli sorunu olan Kürt sorununu barışçıl ve demokratik tarzda çözüme kavuşturmasını, bu amaçla, hukukun üstünlüğü ve demokrasi, insan hakları ve azınlık haklarına saygıyı temel alacak yönelimlere girmesini acil ve temel talep olarak dile getiriyoruz.”
PİRHA – Dersim Katliamı’nın kararının alındığı 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararının 83. yıldönümü dolayısıyla Dersim Araştırmaları Merkezi bir açıklama yaptı. Açıklamada “Dersim’de toprağa düşen on binlerce insanımızın acısını yüreklerimizde taşıyoruz. Ülkeyi yönetenleri bir kez daha yaşanan bu derin acıyla yüzleşmeye ve özür dilemeye davet ediyoruz” denildi.
4 Mayıs 1937’de alınan Bakanlar Kurulu kararı ile devlet, Dersim’e binlerce askeri ile büyük harekatlar düzenlemiş, bu harekatlarda da on binlerce Dersimli hunharca katledilmişti. Gencinden yaşlısına, çocuğundan kadınına hatta anne karnındaki doğmamış bebek dahi katliamın kurbanı edildi. Yakın tarihin en acımasız ve en kanlı katliamı olan Dersimle devlet hala yüzleşmekten kaçınıyor, arşivleri kapalı tutuyor ve olayların faillerini hala kamuoyuna açıklamıyor.
Katliamın habercisi olan 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararının 83. yıldönümü dolayısıyla Dersim Araştırmaları Merkezi yayınladığı açıklama ile Dersim’de katledilen on binleri anarak yöneticilere çağrıda bulundu.
Dersim Araştırmaları Merkezi, açıklamasına 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu tarafından alınan kararları hatırlatarak şunları belirtti:
“25 Aralık 1935’de çıkarılan 2884 sayılı Tunceli Kanunu ve ardından başlatılan operasyon hazırlıklarının bir sonraki adımındaki 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararıyla, Dersim soykırım süreci fiilen başlatılmıştır.
“Karar Son günlerde Tunceli’de vukua (meydana) gelen hadiselere dair raporlar 04.05.1937 tarihinde Atatürk ve Mareşal’in huzurları ile tetkik (inceleme) ve mütalaa edilerek (düşünülerek) aşağıdaki sonuca varılmıştır:
1. Toplanan kuvvetlerle Nazimiye, Keçizeken (Aşağı Bor) Sin, Karaoğlan hattına kadar, şedit(sert) ve müessir (etkili) bir taarruz harekâtı ile varılacaktır.
2. Bu defa isyan etmiş olan mıntıkadaki halk toplanıp başka yere nakil olunacaktır ve bu toplanma ameliyesi de (çalışması) köylere baskın edilerek hem silah toplanacak, hem de bu suretle elde edilenler nakledilecektir. Şimdilik 2000 kişinin nakli tertibatı hükümetçe ele alınmıştır.
Mülahaza: Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe (yetinildikçe) isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar vermeyecek hale getirmek, köyleri kâmilen (bütünüyle) tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.
Malatya’dan ve Ankara’dan gönderilen kuvvetlerin cepheye vasıl olmaları ve cephedeki kuvvetlerin ufak tefek talimleri ve istirahatları ve bundan başka Diyarbakır’dan gelecek taburun tavzifi (görevleri) bütün bunlar düşünülerek bir hafta sonra yani 12 Mayıs’ta ileri harekete başlanabileceği anlaşılmaktadır. Not: Paraya acımaksızın içlerinden çok adam kazanıp kullanmaya çalışmak lazım”
“DEVLET BU ACIYLA YÜZLEŞMELİDİR”
Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) açıklamasına şöyle devam etti:
“Bu karar sonrasında 1937-1938 yılları içinde iki yaz boyunca askeri operasyonlar yapıldı Dersim’e. Yapılan bu harekatın ardından resmî belgelere göre 13.800 insan öldürüldü ve bir o kadarı da sürgün edildi, denilmekte. Gerçekte ise Dersim’de katledilen insan sayısı 50 bin’in üzerindedir. O gün Türkiye’nin bütünlüklü görünen siyasi yelpazesi bu kıyıma birlikte karar verdi. Dünün ittifakı bugünde ötekiler karşıtlığı üzerinden devam etmektedir. Ermenilere, Kürtlere ve Alevilere karşı işlenen tarihsel suçlar orta yerde duruyorken, ‘benim vatandaşım’ söyleminin hileli bir yalanın tekrarı olduğu riyasını bir kez daha tarihe iliştirmiştir.”
Dersim Araştırmaları Merkezi, “Dersim’de toprağa kefensiz düşen on binlerce insanımızın acısını yüreklerimizde taşıyoruz. Ülkeyi yönetenleri bir kez daha yaşanan bu derin acıyla yüzleşmeye ve özür dilemeye davet ediyoruz” dedi.
PİRHA – Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete, Dersim Halk Ozanı Sılo Qız için yazı kaleme aldı. Kete, “Yaşadığın demi devranın hem sanığı, hem tanığı hem de mahkumu oldun. Senin dilin Xızır’ın diliydi, bundandı her kelamında bir hakikati bilgelikle, kemaletle dile getirirdin” diyerek andı Apo Sileman’ı.
Dersim 38 tanıklarından Sılo Qız, geçtiğimiz günlerde Hakka yürüdü. Dersim’in acısının tarihi olan Sılo Qız’ın Hakka uğurlama erkanına yüzlerce Dersimli katıldı.
Klamlarıyla, sanatıyla ve insani duruşuyla söz edilen Sılo Qız hakkında bütün Dersimlilerin söylediği, söyleyeceği çok şey var. Bunun en büyük nedeni; 38 katliamında insanların feryadı oldu Sılo Qız.
Şıx Çoban Ocağı’ndan Zeynel Kete de Sılo Qız’a dair bir yazı kaleme aldı.
Kete, şöyle anlatıyor Sılo Qız’ı (Süleyman Doğan):
“BİR ACILI YÜREK; SILO QIZ”
“Bir Acılı yürek Sile Qiz (Apo Sileman)
Tarih ve toplumu, yaşadığı toplumun acılarını Xızır’ ın diliyle, turna avazıyla anlatan, kemanının telinde birleştiren bir dengbejdir Sıle Qiz. Dersim halkı Xızır’ın diliydi klam söyleyen, Dersim Tertelesinin tanığı olan bir derveşini, dengbejini, bir acılı yüreği hakka uğurladı.
Ape Silaman,
“SEN VE KEMANIN BİRBİRİNE MUSAHİPTİ”
Hiç kimse senin kadar, yaşanmışlıkları, acıları, aşkları duygulu bir şekilde anlatmadı. Yaşadığın demi devranın hem sanığı, hem tanığı hem de mahkumu oldun. Senin dilin Xızır’ın diliydi, bundandı her kelamında bir hakikati bilgelikle, kemaletle dile getirirdin. Herda devreşte, teberika zerinde, mekane Duzgun’da yaşanmışlıkları, katliamın acılarını dilden dile, gönülden gönüle, kuşaktan kuşağa yüreğinin en derininde hissederek nağmelere, klamlara döktün. Kemanın da senin gibi bir tarihin taşıyıcısıydı.
Tertelede neler oldu senden ve kemanından öğrendik. Uzak zamanların çığlığını yakın eyledin. Sen sırrı faş eyledin. Zerdüşt peygamber kendi inancını “Hore” denilen ilahilerle anlatırken sen ise klamlarla, deyişlerle anlattın yaşadıklarını rêya heq Alevi inancının acılarını. Modern çağların bir Zerdüşt bilgesi gibiydin. Hava, su, ateş ve toprak seni bilir, seni dinlerdi. Çar anasır ile ruhsal ve bedensel ikrarlaşmayı her zaman canlı tuttun.
Tertelede kefensiz yatan canların bedenleri kurtlar, kuşlar tarafından parçalandığı, masum-u pak evlatlarımızın
cansız ruhsuz kaldığı, sesleri duyulmasın diye nefessiz bırakıldığı, mağaralara sığınmak zorunda kalındığı, ya Xızır ya Düzgün denildiği, Munzur’un kan kırmızı aktığı, anaların havarlarının gök kubbeye ulaştığı demi devranda yaşadın. Kim ne yapmış, nerede yaşamış, hangi aşiret nerede, nasıl davranmış bunların hepsini senin kelamında, kemanın telinden öğrendik. Birbirinize musahiptiniz sen ve keman, yoktu böyle bir aşk, yoktu böyle ikrarına kaim ve daim olan.”
BİR TÜRLÜ KABUK BAĞLAMAYAN YARALAR
Sen klam söylediğinde daha berrak, daha duygulu, daha pir u pak ve daha bilgece olurdu zimanê xizir. Senin hakkın Dersim’de cümle canın üzerinde vardı. Sen geçmişi anda birleştiren zamanın derveşiydin. Bu dünya senin için acı ve kederin hanesiydi. Tertelede kurtulan her canın bir hikâyesi vardı. Ama seninkisi bir hikaye değil acı bir yaraydı, bir türlü kabuk bağlamayan. Bütün akrabaların öldürülmüş sıra sana gelirken kemanın xızır olmuş carına yetişmişti. “Bunu öldürmeyelim kemanıyla bizi eğlendirir” demişti Cumhuriyet müfrezesi.
Halkların rıza göstermediği Kore Savaşı’nda canından can vermiş evladını yitirmiştin. Acı yine senin hanene uğramıştı. Nasıl dayandın bunca acılara dedirttin bize. Seni öldürmeyen yara seni diriltmisti. Yüreğini avuçlarına koyup cümle cana gösterirken, yaşadıklarını, sevdalarını, özlemini de seninle musahip olan kemanın tınısına bırakarak cümle cana dinletirdin.
“UĞURLAR OLSUN DERSİM’İN ACILI YÜREĞİ”
Uğurlar olsun Dersim’in acılı yüreği. Uğurlar olsun sana rêya heq Alevi inancının, müziğinin, Xızır’ın dilinin derveşi. Bilesin ki sana karşı dardayız. Sen ağıtlarınla, klamlarınla, geçmişi anda birleştirdin. Kim senden feyz almadıki.
Hak ve hakikati bilerek yürüdün. Mekanın nur olsun. Xızır haldaşın, Düzgün Baba yoldaşın, Anafatma sırdaşın olsun. Devrin daim olsun. Yaşadıkların şahidin olsun. Sırlandığın Herda devreş incinmesin. Dersim’in evliyalarının, pirlerinin mürşitlerinin hak ve hakikat Yolunda serdengeçenlerin, kefensiz yatanların meydanına pir u pak, yüzün ak varasın. Devrin daim olsun Apo Sileman.”
PİRHA – Hakka uğurlanan Sılo Qız’a ilişkin PİRHA’ya konuşan Dersimliler, “100 yıllık bir ağacın altında 100 yıllık bir çınardı, Dersim’in acısının tarihiydi Sılo Qız” ifadelerini kullandılar.
Haberin videosu
Dersim 1938 Katliamı’nda tüm yakınlarını kaybeden ve keman çaldığı için “Bizi eğlendirir bunu öldürmeyelim” denilerek katledilmeyen Sılo Qız, Dersim’de ağıtlarla Hakka uğurlandı.
Dersim’in acısının tarihi olan Sılo Qız’a ilişkin Yönetmen Caner Canerik, Derviş Cemal Ocağı’ndan Menşure Doğan, bağlama ustası Hüsnü Güngör ve Piri Sevdin Ocağı evlatlarından Ali Doğan ile konuştuk.
“SILO QIZ; DERSİM’İN ACISININ TARİHİDİR”
Sılo Qız’ın belgeselini çeken Yönetmen Caner Canerik, şöyle anlatıyor Sılo Qız’ı:
“Köyde yaşadığı süreçte yalnızdı zor şartlardaydı ama mutluydu; kendi köyünde, toprağındaydı. Her gittiğimizde dut ağacının altında görürdük kendisini. Yüz yıllık bir dut ağacıydı o. Süleyman amcanın 100 yaşında olduğu dönemde kendisiyle tanıştım.”
Sanatçı kimliğinin haricinde insanlığı çok güzeldi. Güler yüzle karşılayıp oturur sohbet ederdi bizimle. Dertleşmeye ihtiyacı vardı. Kayıt yapmadığım dönemler de çok oldu. O anlatırdı biz dinlerdik.”
Sılo Qız’ın, geçmişle olan bir bağ olduğunu söyleyen Canerik, “Bugün Dersim tarihi sözlü olarak aktarılıyor. Bunun en büyük taşıyıcısı Sılo Qız’dı. Böyle bir önemi vardı ama ne kadar sahip çıkıldı bu tartışılır. Köyünde bir heykelinin dikilmesi, ona ithafen köyünde bir şenlik yapılması vs bunları yaptıramadık” dedi.
Sılo Qız’ı anlatmak için Dersim’i anlatmanın gerekli olduğunu vurgulayan Canerik, şunları kaydetti:
“38’i, 80’leri her şeyi anlatmak lazım. 100 yıllık bir ağacın altında 100 yıllık bir çınardı Sılo Qız. Ben kendisini böyle hatırlayacağım. Dersim’de herkesin evinde Sılo Qız’ın sesi vardır. Herkesin acılarına ortak olmuş bir insandır. Süleyman amca, Dersim’in acısının tarihidir.”
“SESİYLE BİR DESTAN YARATTI”
Derviş Cemal Ocağı’ndan Menşure Doğan ise toplum olarak Sılo Qız’a bir vefa borcu olduğunu söyleyerek Sılo Qız’ın yarattığı değerden söz ediyor:
“İnancına ikrarına bağlı, onca çileye rağmen her şeyi dile getirmeye çalıştı. Sesiyle bir destan yarattı. Sözlü anlatımda ne yaşadıysa belge sundu Sıloq Qız. Sesiyle, ağıtlarıyla canlı bir belge oldu.
Eskilerimizi, yaşadıklarımızı, canlı tanık olan insanlar, Sılo Qız gibi insanlar aktarabilir ancak. Devri daim olsun.”
“İNSANLARIN FERYADININ SESİYDİ SILO QIZ”
Bağlama ustası Hüsnü Güngör de Dersim’de Hakka yürüyen insanlar için klamları vardı Sılo Qız’ın. Dersim ulu bir çınarını yitirdi” dedi. Sılo Qız’ın klamlarıyla, insanlığıyla herkeste iz bırakacağını belirten Güngör, “Şimdi de biz onun klamlarını devam ettireceğiz. Onu her daim bu şekilde içimizde yaşatacağız” ifadelerini kullandı.
Piri Sevdin Ocağı evlatlarından Ali Doğan ise, “Dersim, ulu çınarlarından birini daha kaybetti. Süleyman amca, Dersim’de inancıyla, itikatıyla bir çınardı. 38 katliamında, kurdun, kuşun, böceğin, ağacın, suyun, insanların feryadının sesiydi. Bunları söyleyerek, kendi ana diliyle insanların acılarına ortak oldu. Kültürümüz, inancımız, itikatımız açısından o bir üniversiteydi” diyerek söz etti Sılo Qız’dan.
PİRHA – 15 Kasım 1937’de idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşları, Düzgün Baba Ziyaretgahı’nda anıldı.
Dersim Nazımiye’de bulunan Düzgün Baba Ziyaretgahı’nda çerağlar, 1937’de idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşları anısına yakıldı.
Seyid Rıza yoldaşları ve katledilen on binlerce canın anısına gülbeng verildi.
Anmada konuşan Düzgün Baba Cemevi Başkanı Sinan Kırmızıçiçek, “1937/38 Biz Dersimlilerin Kerbelasıdır.Üzerinden 82 yıl geçmesine rağmen kanayan yaramızdır.Kimliğinden inancından,dilinden ve Rea haq-haq yol inancının Harde dewreş te binlerce yıldır kurulu kendi inanç sistemine dayalı,doğal yaşam biçimi ve hukuku, Dersimin ve Dersimlinin hedef seçilmesindeki temel nedendi.Tek ulus,Tek din,Tek dil,Tek ideoloji yani tekçiliğe dayalı farklılıkları yok sayan reddeden anlayış,ülkedeki Tarihi sosyolojik gerçekliği inkar ediyor görmezden geliyordu.Sözüm ona “modernleştirme”iddiasıyla kendince yapılacak katliama meşruiyet ve çeşitli kılıflar aramak yoluyla yıllar önceden Dersime dönük bir takım hazırlıklar yapılmıştı” ifadelerini kullandı.
“DERSİM HALA TUNCELİ KANUNU İLE YÖNETİLİYOR”
Kırmızıçiçek, “O günden bu güne ne değişti? Bu gün Dersim hala “Tunceli Kanunu “ile yönetiliyor.Harde dewreş yine dün olduğu gibi inliyor,kan ağlıyor.İnsanlarımız göç yollarında sürgünlerde, zindanlarda, inancımız, dilimiz, kültürümüz yok olmakla yüz yüze 1937/38’de sonrasında ve bu güne dek süregelen dönemde,artık özüne yabancılaşmış köklerinden önemli ölçüde koparılmış, rüzgarda oradan oraya savrulan bir yaprak gibi insanlarımız yetişmekte” diyerek talepleri şöyle sıraladı:
“Bizler Harde dewreş ten Düzgün babadan sesleniyoruz,Niyaz olduğumuz Ocaklarımız ve ikrar verdiğimiz Seyidlerimizin mezarları nerede? Mezar yerleri açıklansın. Tarihle yüzleşilmeli, Dersim halkından özür dilenmeli.Farklı kimlikler,inançlar,diller ve kültürler kendilerini güvende ve özgür hissedecek,kendilerini yaşatacak geliştirecek Evrensel insan hakları standartlarına uygun Demokratik bir sistemin bu kadim coğrafya da artık inşa edilmesi bütün halkların ortak çıkarınadır.Gelecek kuşaklarımıza bunu borçluyuz.”
PİRHA – 15 Kasım 1937’de idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşları, idam edilişlerinin 82.yılında Dersim’de anıldı.
HABERİN VİDEOSU
Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri, 15 Kasım 1938’de idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını andı.
Seyit Rıza Meydanı’nda gerçekleşen anmaya siyasi parti ve kurum temsilcileri, sivil toplum örgütleri, Alevi dernekleri, pirler ve analar, Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu, Peri Belediye Eş Başkanları Orhan Çelebi ile Songül Doğan, HDP Diyarbakır Milletvekili Musa Farisoğulları ve çok sayıda yurttaş katılım gösterdi.
Baba Mansur Ocağı pirlerinden Nesimi Genlik‘in verdiği gülbeng ile Seyit Rıza ve yol arkadaşları ile Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenler için dar duruşunda bulunuldu.
“DERSİM HALKINA SOYKIRIM UYGULANMIŞTIR”
Açıklamayı okuyan Dersim Dernekler Federasyonu Temsilcisi Kenan Yigit, “1937/38 Dersim Soykırımı’nda, Dersim toplumunun ileri gelenleri 1935’de TBMM’de çıkarılan Tunceli Kanunu ile tutuklanmış ve ardından yapılan sözde yargılamadan sonra Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilmişlerdir. Yine aynı tarihlerde kurşunlanan, süngülenen, bombalanan, uçurumlardan atılan, yakılan, zehirlenen, idam edilen, mezarları bile belli olmayan, sürgün edilen on binlerce mazlum insanımızın acılı hatıralarını yüreğimizin derinliğinde hissediyoruz” ifadelerini kullandı.
Yigit, şöyle devam etti:
“Bu katliam insanlarımızın belleğinde en ağır yeri tutarak, yüreklerimizde tesellisi olmayan ve kabul edilemez olan bir yara ile bugün de kanamaya devam etmektedir.
Dersim kimliğinin ve kültürünün temel taşıyıcısı konumundaki -başta Seyit Rıza olmak üzere-halk önderlerinin hileyle katledilmesinden sonra Dersim halkına karşı eşine az rastlanılır bir saldırganlıkla, tartışmasız bir soykırım uygulamıştır.
Ulus yaratıcı Türki iradenin en yetkin ideolojik formu olarak dönemin sistem temsilcileri ve onların faşist aygıtlarınca Dersim’in yaşam kaynakları insanı ile birlikte ‘yerinde ve sonsuza kadar’ etkisiz kılınmak kaydıyla ateşe verilmiştir. Ele geçirilenler göçertilmiş ve topraklarına dönüşleri yine kanunla yasaklanmıştır. Çocuklar, bilhassa da kız çocukları ailelerinden kopartılarak başta subay olmak üzere çeşitli ailelere ataerkil, ganimetçi Türk geleneklerine uygun olarak ‘pay’ edilmişlerdir. Mağaralara sığınan kadın ve çocukların zehirli gazlarla katledilmesinin yanı sıra, köylerinden toplanan masum insanlar kurşuna dizilmiş, uçurumlardan atılmışlardır.”
“ARŞİVLER AÇILSIN; DERSİM İSMİ İADE EDİLSİN”
Yigit, “Bizler Dersim halkı olarak daha önce de birçok kez dile getirdiğimiz taleplerimizi bir kez daha ifade ederek bu taleplerinizin karşılanabilmesi için Dersimliler başta olmak üzere, her inanç ve ulustan halklarımızı birlikte ortak mücadeleye çağırıyoruz” diyerek şu talepleri sıraladı:
“Arşivler Açılsın Dersim ismi iade edilsin!
Dersim halkından özür dilensin!
Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın!
Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın!
Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük tanınsın!
Munzur’daki baraj projeleri iptal edilsin!”
“HAK VE HAKİKAT YOLUNDA YÜRÜYECEĞİZ”
Açıklamada konuşan HDP Diyarbakır Milletvekili Musa Farisoğulları, “Bugün Pir Seyit Rıza’nın mekanında, Seyit Rıza ve yoldaşlarının yürüdüğü hak ve hakikat yolunda yürüyeceğimizi ifade etmek istiyoruz. 82 yıl önce Seyit Rıza ve yoldaşları, on binlerce insanımız katledildi. Aynı politikaların yürürlükte olduğunu görüyoruz. Şunu herkes bilmeli ki; belediye binalarına atılan kayyımlar, gasp edilen bu binalardır. Halkımızın iradesini hiçbir güç kıramayacaktır. Halkımız demokratik mücadelesini, direnişini sürdürmüştür, sürdürecektir” dedi.
Farisoğulları, Seyit Rıza’nın ‘Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun’ sözlerini hatırlatarak mücadele çağrısı yaptı.
Anma, Seyit Rıza heykeline karanfiller konulup çılalar yakılmasıyla sona erdi.
PİRHA – 1938 Dersim Katliamı tanıklarından Bako Çetinkaya Dersim merkezde bulunan cemevinde hakka uğurlandı. 92 yaşında olan Çetinkaya, köyü Bor’da sırlandı.
Geçtiğimiz gün Hakka yürüyen Bako Çetinkaya, Dersim merkezde bulunan cemevinde ağıtlarla hakka uğurlandı. Hakka uğurlama erkanının ardından köyü Bor’a götürülen Çetinkaya, toprağa sırlandı. Hakka uğurlama erkanına siyasi parti ve kurum temsilcileri, HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ve çok sayıda yurttaş katıldı.
“KEÇİDEN AKAN KANIN ÖNÜNE TAS KOYUP BİZE VERDİLER”
“Keçiden akan kanının önüne bir tas koydular ve o kanı ateşe koyup pişirerek bize verdiler. “Et oluncaya kadar bunu yiyin” dediler. Biz, kana yumulduk. Demek ki karnımız çok açmış ki, kan bizi çarptı ve orada bayılmışız” sözlerini Dersim Katliamı tanıklarından Bako Dede, Kazım Gündoğan’a verdiği röportajda dile getirmişti.
‘Biz delikteydik, yani mağarada. Laç Deresi’nde. Askerin geldiğini duyduğunda, büyüklerimiz bizi ve davarlarımızı (hayvanlar) toplayıp köyden alıp gittiler o deliklere, o mağaralar. Herkesle orada kalıyorduk, o dar vadide. Davarlar için yer yaptılar, yaprakla otla besliyorlardı. Sonradan asker dereyi aldığında (çevirip işgal ettiğinde), o davarı toplayıp alıp gitti. Ganimet gibi. A, biz de o deliklerdeydik. Daha asker mağaraları almadan Hesê Gewê (Demenanların silahşörü) diyorlardı, o arkadaşlarıyla askerle çatışıyordu. Epey devam ettiler. Sonra sabaha doğru; amcam vardı ona yardım ediyordu, malzeme fişek falan taşıyordu ona. Gelip haber verdi. Dediler; “Asker çok, etrafımızı çevirmiş, ağır makineli, top, tüfekleri var; baş edemiyoruz. Hazırlığınızı yapın; mağaraları hemen terk ediyoruz. Hepimiz bir tarafa gittik. Hesê Gewê’nin küçük bir kızı vardı. Onu omzuna alıp, tüfeğiyle bizden daha erken ayrılıp ayrı gitti. Meğerse gidip yanlışlıkla askerin içine kuşatmaya düşmüş. Bunun üzerine asker kendilerine ateş ediyor ve kızı omzundan vuruyor. Kız yaralıydı. O da (babası) elinden yara almıştı; kurşun yarası. Sonra, tekrar dönüp geldi; kaldığımız o mağaraya…’ sözleriyle anlatmıştı yaşadıklarını Bako Dede.
‘Dersim’in Kayıp Kızları’ belgeseline de yaşamı konu olmuş ve yer almış olan Huriye Aslan köyünde ağıtlarla sırlandı. Tüm ailesini Dersim Katliamı’nda kaybeden Aslan geçtiğimiz günlerde İstanbul’da Hakka yürüdü.
Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Salördek Köyü’nde yürütülen Hakka uğurlama erkanının ardından sırlandı. Sırlama erkanına CHP Milletvekili Polat Şaroğlu, Maltepe Belediye Başkanı Ali Kılıç, Pülümür Belediye Başkanı Müslüm Tosun, siyasi parti ve sivil toplum örgütü temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.