Etiket: dersim aleviliği

  • ‘Munzur Baba’nın taşına toprağına, suyuna hiç kimse dokunamaz’ -VİDEO

    ‘Munzur Baba’nın taşına toprağına, suyuna hiç kimse dokunamaz’ -VİDEO

    PİRHA- Dersim Ovacık’taki Munzur Gözeleri’nin koruma statüsünün düşürülmesine tepkiler sürerken, verilen bu kararı Munzur Gözeleri’nin merkezinde köylülere ve ziyaretçilere sorduk. Bu kararın rant amaçlı verildiğini vurgulayan yurttaşlar, Munzur Gözeleri’nin bir inanç merkezi olduğunu ve bu şekilde korunması gerektiğini söylediler.

    2003 yılında “1. Derece Doğal Sit Alanı” olarak tescillenen Dersim’in Ovacık ilçesindeki Munzur Gözeleri, 28 Temmuz 2023’te statüsü düşürülerek, ‘Nitelikli Doğal Koruma alanı’ olarak ilan edilmişti.

    Dersim Alevileri için kutsal sayılan en önemli yerlerden birisi olup son yıllarda doğal güzellikleri nedeniyle turizme de açılan Munzur Gözeleri’nin 1. Derece doğal Sit alanı olmaktan çıkarılıp, statüsünün 2’nci dereceye düşürülmesine karşı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Dersim İl Koordinasyon Kurulu, bu kararının iptali yönünde Erzincan İdare Mahkemesi’ne dava açmıştı. Açılan bu dava kapsamında mahkeme heyeti, 1 Kasım’da Munzur Gözelerinde keşif yaptı.

    Kamuoyunda ciddi tepkilere yol açan bu kararı Munzur Gözelerinde köylülere ve gözeleri ziyarete gelen yurttaşlara sorduk. Ağırlıklı görüş bu kararla birlikte Munzur Gözelerinin ranta açılacağı yönünde. Talep olarak da buranın bir inanç merkezi olduğu ve bu şekilde korunması gerektiği vurgulandı.

    “BÖLGE HALKININ YÜZYILLARDIR KUTSAL SAYDIĞI BİR MEKAN KORUNMALIDIR”

    Verilen bu kararla birlikte şok olduklarını belirten Ovacık Mıkıkan (Tepsili) köyünden Emin Artut, “Neyi amaçladıkları pek bilinmemekle beraber çok olumlu baktığımız bir olay değil. Böyle bir yer sit alanındaysa, böyle bir basit bir şekilde sit alanı olmaktan çıkarılmamalı. Burası bölge halkının, yılların, yüzyılların getirdiği inançla birlikte kutsal saydığı bir mekan. Doğal haliyle korunmasından yanayız. Sit alanı olarak dokunulmazlık özelliği nedeniyle bu şekilde kalmalı diye düşünüyorum” dedi.

    Munzur Gözeleri’nin sit alanı olmaktan çıkarılmasının altında, özel yapılaşmaya doğru bir adım olduğuna dair kuşkuları olduğunun altını çizen Artut, “Bugüne kadar burayı bu noktaya getiren bölge halkıdır. Burada yaşayan genci, yaşlısı, canlısı, hayvanı, kuşu, kedisi, köpeği, dağı, yılanı, hepsi buranın bu hale gelmesinde payı olan canlarımızdır” diye görüş belirtti.

    “MUNZUR BABA’NIN OCAĞINA KİMSE KARIŞAMAZ”

    Gözelerde çıra satarak geçimini sağlayan kadınlardan biri tepkisini, “Munzur Baba herkesin ibadet yeridir, Cenab-ı Allah fırsat vermesin” diyerek dile getirdi.

    Bu karara kesinlikle karşı olduğunu ve kabul etmeyeceğini söyleyen ve yine Gözelerde çıra satan Birgül Ağdoğan, “Burası 1’inci derece sit alanı olarak kalacak. Burası korunacak. Burada bizim ziyaretlerimiz var. Burada bizim lokma dağıttığımız, dua ettiğimiz, çıra yaktığımız yerlerimiz var. Munzur Baba’nın taşına toprağına hiç kimse dokunamaz, karışamaz. Burası bizim inanç ve ibadet yerimiz. Munzur Baba’nın ocağı var burada. Munzur Baba’nın ocağına kimse karışamaz” dedi.

    “GECE GÜNDÜZ DURMAZ ÇAĞLAR SUYUN”

    Gözelerde dedelik yapan Ali Baba, Munzur’un sularının senede bir ay bembeyaz aktığını ve o ayın bu ay olduğuna dikkat çekerek tepkisini dörtlüklerle dile getirdi ve herkesi Munzur Baba’ya davet etti:

    “Her derde dermanmış alabalığın
    Dilerim mevladan şenlensin dağın.
    Gece gündüz durmaz çağlar suyun.
    Hiç mi kesilmiyor senin soluğun.
    Pir Sultan Abdal’ım Ali’dir Munzur,
    Nerede çağırsan orada hazır.
    Onun 366 gözesi nazır,
    Cemali nurdandır ya Munzur Baba.”

    “BİRLİKTE HAREKET EDERSEK MUNZUR KURTULUR”

    Kırmancki konuşan köylü bir kadın da, “Buranın kaderi ve Munzur’un akıbeti insanlarımızın elindedir. Eğer insanlarımız birlikte hareket ederlerse Munzur kurtulur. O kadar gazeteci geliyor, konuşuyor ama bir şey değişiyor mu? Hayır. Ancak birlikte arkasında durursak değişir” değerlendirmesinde bulundu.

    “KORUMA STATÜSÜ ALEVİLERİN İNANÇ MERKEZİ OLDUĞU İÇİN DÜŞÜRÜLÜYOR”

    Kaz Dağları ziyaretinden sonra babasıyla birlikte Munzur Gözelerini görmeye gelen Malatya Arguvanlı İnan Karaca ise, kararı yanlış bulduğunu vurgulayarak şunları dile getirdi:

    “Zaten cemevlerinin ibadethane sayılmaması da buranın birinci derecede sorunu. Dersim dediğimiz yer, çoğunlukla Alevilerin yerleşik olarak yaşadığı bir yer. Durumu böyle değerlendirirsek bu ziyaretler, Munzur Baba, Düzgün Baba buralar daha çok Alevi yurttaşların inanışları doğrultusunda biçim alan yerler. Buranın 1’inci derece sit alanlarından çıkartılmasını ben tamamen buna bağlıyorum.

    Balıkesir’den, Kaz Dağları’ndan geliyorum. Ora gayet güzel korunuyor. Orada da aynı buradaki gibi doğal kaynak suyu var ama orada bir inanç yeri yok. Ora bu şekilde korunurken, ben buranın bir inanç merkezi olması sebebiyle tamamen bilinçli bir şekilde 1’inci derece koruma statüsünden çıkartıldığını düşünüyorum.”

    Bektaş Karaca da kararı doğru bulmadığını belirterek şunları ekledi: “Buraya ilk defa geldim. Bu kararın doğru olmadığının farkındayım. Aslında tüm insanların da bunun farkında olduğunu biliyorum. Buranın koruma statüsünün rant için düşürüldüğüne inanıyorum.”

    “GÖZELERİN DOĞALLIĞININ VE GÜZELLİĞİNİN BOZULMAMASI GEREKİR”

    Yüzyıllardır bedel ödediklerini ve bu bedeli de ödeyeceklerini söyleyen Ziyaret köyünden Huri Ağdoğan, “Munzur’umuza hiçbir zaman dokunamazlar. Munzur’umuz hep özgür akacaktır. Rica ediyoruz. Buralarda sit alanı falan istemiyoruz. Zaten Munzur suyunu kaldırırlarsa buralarda gerçekten yaşanılmaz” şeklinde görüş belirtti.

    Gözeleri turistik olarak ziyarete gelen İbrahim Sarı, Munzur Gözeleri’nin doğallığının, güzelliğinin bozulmaması ve insanların yaşamına müdahale edilmemesi gerektiğini vurguladı.

    “BÖYLE BİR DOĞAL GÜZELLİK BAŞKA HİÇBİR YERDE YOK”

    Böyle bir doğal güzelliğin başka hiçbir yerde bulunmadığını ifade eden Gazeteci Serdar Duman, “Burası Munzur’un ana kaynağı. Tam tersine her zaman 1’inci derece sit alanı olarak korunması ve üzerinde daha da durulması gerekiyor. Hatta sadece buranın değil Munzur Vadisi’nin, vadisiyle, dağlarıyla birlikte çok iyi bir şekilde korunması gerekiyor. Hepimiz biliyoruz ki, buradaki bitki çeşitliliği ve florasına baktığımız zaman çok zengin bir coğrafya” dedi ve şunları ekledi:

    “Hatta burası üzerinde daha ciddi çalışmaların yapılması gerekiyor. Çünkü çok eksikliklerin olduğunu görebiliyoruz.  Mesela hiçbir şekilde piknik yapılmaması gerekiyor. Burada endemik bitki çeşitliliği çok fazla. Onların fotoğraflanıp üzerine isimlerinin yazılması ve açıklamalarının yapılması, tabelalar konularak insanların da bunlara bakarak onların korunması gerektiğini anlamaları gerekiyor.”

    Sadece Munzur Gözeleri’nin değil Türkiye’nin doğusundan batısına, kuzeyinden, güneyine her taraf ranta açıldığını vurgulayan Duman, “Anadolu coğrafyasının, Trakya’nın, Ege’den Karadeniz’e, yaşadığımız coğrafyaya kadar her tarafında muazzam zenginlikler var. Bunların korunması gerekiyor. Her şeyi ranta peşkeş çekmek doğru bir şey değil. Buraları atalarımızdan miras aldık. Çocuklarımıza, torunlarımıza kesinlikle miras bırakmamız gerekiyor” şeklinde ifade etti.

    “ALEVİLERİN KUTSİYET ATFETTİĞİ BU ALANIN TALANINA İZİN VERMEMELİYİZ”

    Hasan Şadoğlu adlı yurttaş, “Munzur’un sit alanından çıkarılmasına ve bazılarına peşkeş çekilmesine karşıyız. Haklarımızı sonuna kadar savunacağız” dedi.

    Gözelerin statüsünün ikinci dereceye düşürülmesinin kesinlikle ranta açılması anlamına geleceğini belirten insan hakları savunucusu Gönül Sonbahar, “Bu talan, bu yağma rantı destekleyecektir. Turizmi destekleyecektir. Burada taş ocakları kurulması, belki ihaleye açılıp Munzur Su dışında başka firmalara verilerek tekrar suyun ticarileştirilmesi söz konusu olacaktır. Biz Dersim’de yaşayanlar olarak, buranın, özellikle Dersim Alevilerinin kutsiyet atfettiği bu alanın asla talanına, yağmasına izin vermemeliyiz, vermeyeceğiz de. Bu alanlar kapitalist sistemin ranta çevireceği alanlar değildir. Türkiye’nin dört bir tarafı, doğası talan edilmekte, kapitalist işletmelere peşkeş çekilmektedir. Munzur Gözeleri’nde de amaçlanan budur. Bunu asla kabul etmeyeceğiz” tespitinde bulundu.

    Gözelerin bulunduğu Ziyaret köyünden Nuray Aydoğan ise, “Ben birlik beraberlik olmamızı istiyorum ama onu yapmıyoruz. Burası eski düzenine gelsin. Sit alanından çıksın, tekrar ibadet yeri olsun. Böyle bir şey olamaz. Böyle giderse biz yarın, öbür gün burada dışarı da çıkamayacağız” diyerek tepkisini gösterdi.

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

  • Kureyşan Ocağında iki dilli cem: Sorunlarımızı asla devlet kapısına taşımadık -VİDEO

    Kureyşan Ocağında iki dilli cem: Sorunlarımızı asla devlet kapısına taşımadık -VİDEO

    PİRHA- Kureyşan Ocağı, Dersim’in Nazımiye İlçesine bağlı Bostanlı Köyü’nde toplandı. Buluşma, sohbet ve müziğin yanısıra Türkçe ve Kırmancki olarak cem erkanı düzenlendi. Sanatçı Kemal Kahraman sözlü aktarımın önemini vurgularken, Pir Hasan Ali İşlek, “Dersim’deki ulularımızın ve ocaklarımızın sayesinde sorunlarımızı asla devlet kapısına taşımadık. Hakimin karşısına çıkmadık” dedi.

    Kureyşan Ocağı, Dersim’in Nazımiye İlçesine bağlı Bostanlı Köyü’nde (Dewa Kuresu, Zevê) 9-10 Ağustos tarihlerinde bir araya geldi. Pir Kureyş Baba İstişare Meclisi tarafından organize edilen buluşmanın bu yıl 8’incisi gerçekleştirildi.

    İki gün süren etkinliklerin ilk gününde, ‘Muhabbet meydanında cemal cemale buluşma’ etkinliği düzenlendi. İkinci günde ise Metin & Kemal Kahraman’ın katıldığı bir sohbet ve dinleti etkinliği düzenlendi. Aynı günün akşamında ise iki dilde (Kırmancki/Zazaca ve Türkçe) Cem erkanı yürütüldü, semah dönüldü. Lokmalar pay edildi.

    “CEMEVLERİYLE YAŞANAN KURUMSALLAŞMA SÜRECİ BİR ŞEYLERİMİZİ GÖTÜRÜYOR”

    ‘Metin & Kemal Kahraman sohbet ve müzik dinletisi’ etkinliğinde konuşan Kemal Kahraman, Dersim Kırmanc Alevi kültüründe sözlü gelenek ve aktarımın önemine vurgu yaparak, İslam yazılı kaynaklarından aktarımlarla güncellenen ritüel ve ibadetlerin, sözlü aktarımla kuşaklar boyu gelen ve mana aleminde farklı karşılıkları olan gerçek ritüel ve ibadetlerde bozulmalara yol açtığını belirtti.

    “Bizde söz ikrardır” diyen Kahraman, “Hakikat hep bu söz üzerinden devredilmiş ve bugüne kadar gelmiştir. Bu anlamda biz aslında her şeyden önce kendi gerçeğimizi anlamak istiyorsak, Aleviliğimizi anlamak istiyorsak ilk önce bize aktarılmış sözlü hafızadan bakmayı kabul etmemiz lazım. Bugün mesela Avrupa’nın ve Türkiye’nin de birçok şehrinde, bu göç süreçleriyle beraber tabii ki Cemevleri kuruluyor. Hepsi iyi niyetle yapılmış çalışmalardır fakat bu kurumsallaşma süreci bir şeylerimizi götürüyor. Tam adını koyamadığımız bir şey var” değerlendirmesinde bulundu.

     “BİZ DAĞA TAŞA TAPMIYORUZ”

    Aleviliği anlatırken sözlü aktarımları dikkate aldıklarını ifade eden Kahraman, şunları kaydetti:

    “Alevi diyor ki kendini bil Hakk’ı bilirsin. Yani bütün alem vahdet-i vücut içindedir. ‘İnsan, 18 bin alem sende’ diyor seyit Süleyman Şahin. Bu tabii ki Alevi öğretisinin bir düsturudur. Diyor ki Allah 18 bin alemi yarattı Adem için, Adem’i yarattı kendi için. Bu anlamda Hakk da sende, şeytan da sende. Sen eğer kendindeki Hakkı takip edersen, Hakk burada, o hiçteki var olarak Hakk burada tecelli eder. Sen kendindeki hırsı nefsi takip edersen, şeytan burada tecelli eder.

    Hakk 18 bin alemi Xızır eliyle yapmış. Yani Xızır yaradılışın başında da o hiçteki varın eli, ayağı ustasıdır. Bütün bu alemi çekip çevirendir. Andaki tecellidir. Yani hem zamanın sahibidir hem de mekanın sahibidir.

    Biz dağa taşa tapmıyoruz. Biz güneşe de tapmıyoruz. Bunların hepsi Hakk’ın varlığının ispatı…”

    İKİ DİLDE CEM YAPILDI, KIRMANCKİ SEMAH DÖNÜLDÜ

    Metin & Kemal Kahraman sohbet ve müzik dinletisi etkinliğinin ardından dergahın önündeki açık alanda, büyük bir katılımla Türkçe ve Kırmancki olarak cem erkanı yürütüldü ve Kırmancki semah dönüldü. Erkanı ocak mensubu pirler ve analar; Hüseyin Altınışık, Murat Dündar, Ali Kızılkan, Fatime Özcan, Ahmet Demir, Ali Ulucan, Hasan Ali İçmek, Ali Tamaç, Aliyar Özcan, İbrahim Doğan, Gülüzar Tonkuş, Bakı Ķumaş, Hacer Güzel ve Düzgün Dağ yürüttü.

    “BU KAPIDAN RIZAYLA GİRMEK İSTEDİK, RIZAYLA ÇIKMAK İSTİYORUZ”

    Bu yolun razılık ve rızalık, ikrar ve itikat yolu olduğunu belirterek Cem erkanının açılışını yapan Pir Hasan Ali İşlek, “Bu kapıdan rızayla, ceddimizin kapısından girmek istedik. Rızayla çıkmak istiyoruz. Olur ya birisi bizle küskünse, birisi bize dargınsa, birisi bizden alacaklıysa, müşkülü varsa, hali varsa, bu Pir meydanında ceddimizin huzurunda hesabımızı vermeye hazırız. Bizlerden Hak Muhammed Ali aşkıyla istekli olan can var ise bu meydanda özünü dar eylesin. Halini hal eylesin. Dilini dil eylesin. Gönül kırmadan, incitmeden, döktüğümüzü dolduralım, küstürdüğümüzü barıştıralım ve biz de hak yoluna gönül birliğiyle, gönlümüzü bağlayıp can baş ile teslim olmaya hazırız” diyerek öncelikle cemaatten rızalık istedi.

    “SORUNLARIMIZI ASLA DEVLET KAPISINA TAŞIMADIK”

    İnsanların yeri geldiği zaman dünya malı için birbiriyle belki de hoşnut olmayan durumlar içerisine girdiklerini vurgulayan Pir Hasan Ali İşlek, şunların altını çizdi:

    “Ama tüm bunlara rağmen biz yüzyıllarca ceddimizin ve pirlerimizin sayesinde, Dersim’deki ulularımızın ve ocaklarımızın sayesinde sorunlarımızı asla devlet kapısına taşımadık. Hakimin karşısına çıkmadık. Savcı bizim hakkımızda mutalaa tutmadı. Devletin sistemi yerine kendi Hakk ve hakikat sistemimizle yönümüzü primimize çevirdik. Dost cemali önünde sorunlarımızı hallettik.

    “DERSİM İNANCINDA İSTİSNAİ OLARAK BİZE YAKIŞMAYAN HAL VE HAREKETLER YAŞANDI”

    Bu nedenden dolayı istisnalar hariç Alevi Kızılbaş inanç toplumunda, hele hele Dersim inancında çok istisna olarak insana yakışmayan hal ve hareketler, davranışlar müşkülatlar yaşandı. Ve bu müşkülatların ağır suçlarına da inancın gereği bedelleri ödendi. Ve bu nedenden dolayı da bizler ecdadımızın sürmüş olduğu o yolun kutsallığı temelinde bugün buradayız. Pirimizle, talibimizle.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

     

     

  • Yazar Doğan Munzuroğlu, imza gününde okurları ile buluştu-VİDEO

    Yazar Doğan Munzuroğlu, imza gününde okurları ile buluştu-VİDEO

    PİRHA-Yazar Doğan Munzuroğlu, ‘Dersim Aleviliği’ ve ‘Koyî Bîyê Xezal’ kitaplarının imza gününde okurları ile buluştu.

    Yazar Doğan Munzuroğlu, ‘Dersim Aleviliği’ ve ‘Koyî Bîyê Xezal’ kitaplarının imza gününde okurları ile buluştu.

    “DERSİM’DE YAŞANMIŞ ALEVİLİK İNANCINI ANLATIYORUM”

    Kırmancki’nin (Zazaca) okuyucusunun az olduğu için kitap basmanın kolay olmadığını söyleyen Doğan Munzuroğlu, “Kitapların basım masrafları çok pahalı olduğu için yazarlar kitaplarını basamıyor. Koyî Bîyê Xezal kitabının basılmasında Mikail Aslan ve Ferhat Tunç’un çok katkısı oldu, onlara teşekkür ederim. Dersim Aleviliği kitabında daha çok Dersim’de yaşanmış Alevilik inancını anlatıyorum. Dersim Aleviliği kitabı en az 60-70 kişiyle görüşerek yaptığım alan çalışmasından oluşuyor” dedi.

    Etkinlik Doğan Munzuroğlu’nun kitaplarını okuyucuları için imzalamasıyla sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • PSAKD’den Tunceli Cemevinde Hızır Cemi: İtikatımıza uyacak bir yönetim seçilmeli-VİDEO

    PSAKD’den Tunceli Cemevinde Hızır Cemi: İtikatımıza uyacak bir yönetim seçilmeli-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Dersim Şubesi, Hızır (Xızır) Cemi gerçekleştirdi. Cemde konuşan PSAKD Dersim Şube Başkanı Ali Ekber Kaya “Tunceli Cemevi’ne itikadımıza göre davranan bir yönetim seçilsin ve halkımız gönül rahatlığıyla buraya gelsin” dedi. Şıxçoban Ocağı pirlerinden Hüseyin Kaykaç ise, “Alevilik büyük bir felaketle yoluna devam ediyor. Rızalık üzerine kurulan bu inanç tam tersi bir yöne doğru yönlendirilmeye çalışılıyor” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şubesi, Tunceli Cemevi’nde Hızır (Xızır) Cemi yürüttü. Yoğun bir katılımla gerçekleşen cem öncesi, gelen konuklara lokma  verildi. Daha sonra ateş başında çıralar yakılıp, gülbenkler okundu.

    Şıxçoban Ocağı pirlerinden Hüseyin Kaykaç, Kureyşan Ocağı pirlerinden Celal Tar, Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Aziz Polat, Kureyşan Ocağı pirlerinden Kadir Bulut cemi yürütürken, Zakir Hüseyin Sorhan deyiş seslendirdi.

    “SAHİP ÇIKALIM Kİ YÖNETİM DEĞİŞSİN”

    “Bu mekana sahip çıkın çünkü burası Hakk’ın mekanıdır” diyerek konuşmasına başlayan PSAKD Dersim Şube Başkanı Ali Ekber Kaya, bu Pazar günü yapılacak olan Tunceli Cemevi’nin kongresine dikkat çekerek, şu çağrıyı yaptı:

    “Her taraftan kulağımıza geliyor, Dersim halkı diyor ki, bu mekanda bizim yolumuz sürülsün, bizim itikadımızla yürünsün. İtikadımıza, dilimize, inancımıza, toprağımıza sahip çıkın diyor insanlarımız. O yüzden diyorum ki bu pazar günü yapılacak olan kongrede, hep birlikte sahip çıkalım ki Tunceli Cemevi’ne itikadımıza göre davranan bir yönetim seçilsin ve halkımız gönül rahatlığıyla buraya gelsin, lokmalarını dağıtsın.”

    “ALEVİLİK, ASİMİLASYONA UĞRAMIŞTIR”

    Aleviliğin, doğruluğun, dürüstlüğün yolu olarak nehaka karşı Hakk’la Hakk olan dosdoğru bir yol olduğunu belirten Şıxçoban Ocağı pirlerinden Hüseyin Kaykaç, “Alevilik felsefesi maalesef günümüzün şartları ve koşulları doğrultusunda Şii tarikatçıların, sol ve sağ jargon siyasetçilerin, ateistlerin, deistlerin tam ortasında kalan bu inancımız, maalesef asimilasyona uğramaktadır. Şu anda Alevilik tam anlamıyla savrulmuş, nereye gittiğini bilmeyecek bir hale gelmiştir” dedi.

    “Su gözede bulanır. Bunu ilk önce Aleviliğin kendi içerisindeki dinamikler bozmaya başladı” diyen Kaykaç, Xızır’ın Dersim’deki önemiyle ilgili de şunları söyledi:

    “Dersim, Mezopotamya, Fırat’ın üst bölümü ve Koçgiri yöresinde Xızır’ın ayrı bir kutsiyeti ve inancımızda yeri vardır. Vahşi bir doğa içerisinde yaşayan toplumumuz, tüm o zorluklarında Xızır’ı çağırmış ve carına Xızır yetiştirmiştir ve bu aylarda Xızır orucunun Dersim’de kadimliği ve kutsiyeti önemli ölçüde yüksek derecededir. Hepimiz bu inanca sahibiz. O yüzden bizim tekrar özümüze dönüp bu inançla Hakk darında dosdoğru olmamız, dilimize, kültürümüze sahip çıkmamız lazım.”

    “KENDİ ÖZÜMÜZE DÖNMEMİZ LAZIM”

    Bugünkü şartlar altında büyük bir savurganlık yaşayan Aleviliğin, nereye gideceğini kendilerinin de bilmediğini ifade eden Kaykaç, “Herkesin tam ortasında kalan bu inanç, büyük bir felaketle yoluna devam ediyor. Rızalık yolu üzerine kurulan bu inanç tam tersi bir yöne doğru birileri veya bazıları tarafından yönlendirilmeye çalışılıyor. Bundan dolayı bizlerin seyitler olarak muhakkak bir araya gelip tekrar bu Yola, bu Xızır’a, bu ziyaretlere yeniden bir manifesto yazmamız lazım. Kendi özümüze dönmemiz lazım. Dinimize, özümüze, kültürümüze sahip çıkmamız lazım” değerlendirmesinde bulundu.

    “PİRLER OLARAK BAYAĞI BİR EKSİK KALIYORUZ”

    Şıxçoban Ocağı pirlerinden Hüseyin Kaykaç, devamında şunları dile getirdi:

    “Bu nedenle bugün Dersim’de, bu kadim topraklarda, eğer bu inancın beşiği, merkezi olan, ocakların bütün pirlerin bulunduğu bu yerde bizim artık bir öze dönüş yapmamız lazım. Bir birliktelik içerisinde bir hoşnutluk içerisinde ve hiçbir zaman bir aksiliğin yaşanmadığı, mahkemelerin olmadığı, herkesin birbirinden razı olduğu bir dönemi, yeniden hep beraber inşa edip talebiyle, diliyle et, tırnak gibi mürşidin peşine giderek, bizim tekrar bu yola, bu erkana dönmemiz lazım. Çünkü su gözede bulanıyor.

    “YENİDEN DERGAHLARA DÖNÜŞÜ SAĞLAMALIYIZ”

    Ben burada bir özeleştiride bulunacağım. Pirler olarak bayağı bir eksik kalıyoruz bu işte. Nedeni kentsel bir Alevilik oluşmaya başlaması. Eskiden hepimiz kendi köyümüzde pirimizi, rehberimizi, mürşidimizi iyi bilir ve onun doğrultusunda hareket ederdik. Şimdi kentsel bir Alevilik oluştuğundan dolayı artık hepimiz bu cemevlerindeyiz. O zaman bunu yönlendirmenin tek yolu yeniden bir oluşum, yeniden bu dergahlara dönüşü sağlamamız lazım.”

    “BİR AN ÖNCE ASİMİLASYON POLİTİKALARININ ÖNÜNE GEÇMELİYİZ”

    Daha sonra söz alan Kureyşan Ocağı pirlerinden Kadir Bulut ise şunları belirtti:

    “Bu Hakk ve hakikat yolunu insan-ı kamillerden, ocaklarından, ziyaretlerimizden getiren pirlerimizin hürmetine herkes kendi inancına, diline, kültürüne, ziyaretlerine, ocaklarına sahip çıksın. Kim ne derse desin bizim Yolumuz kadim bir inançtır ve bu Yol kendini Xızır ile kıble, insan-ı kamille zirve eylemiştir.

    Raya Haq kısaca şudur: Alevilik dediğin zaman kısaca şudur. İnsan-ı kamil yetiştirme inanç programı, inanç sistemidir. Bu kadar. Biz insan-ı kamil yetiştiririz, insan-ı kamili de Hak tecelli eder. Ama ne olur Kırmancki’yi (Zazaca), Kurmanci’yi yani dedeleriniz nineleriniz Hakk’a nasıl zikrediyorsa o dili öğrenin, yaşatın, aktarın. Sizlerden ricamız budur. İnancımızın önündeki bu asimilasyon politikalarının önüne bir an önce hızlı bir şekilde geçelim. Bunun tek sırrı vardır bana göre. Biz kendi dilimizi öğreneceğiz. Pirlerimizi, rehberlerimizi, mürşitlerimizi, ziyaretlerimizi öğreneceğiz ve Harde Dewreş’in (Derviş Toprağı) bütün değerlerini kucaklayacağız.”

    Eyüp HANOĞLU-Nuray ATMACA/DERSİM

  • ‘Yıllardır taviz vermeden Pirlik yapmaya çalışıyorum ama bugün artık takiyye yapmak zorunda kalıyorum’-VİDEO

    ‘Yıllardır taviz vermeden Pirlik yapmaya çalışıyorum ama bugün artık takiyye yapmak zorunda kalıyorum’-VİDEO

    PİRHA- Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Pir Hasan Hayri Şanlı, “Kur’an’ı ezbere okuyorum ama alışamıyorum. Yıllardır taviz vermeden pirlik yapmaya çalışsam da, bugün artık takiyye uygulamak zorunda kalıyorum” dedi. Dedeliğin Muhammet Ali soyundan gelmediğini, soy zincirinin incelenmesi gerektiğini belirten Şanlı, “Ama bunu söylediğim zaman bir tek dayak yemediğim kalıyor” diye ekledi.

    Alevi inancı ve toplumu yüzyıllardır iktidarların kıskacı altında kırıma ve asimilasyonla karşı karşıya kaldı.Bu da inancın yürütülmesinde ciddi sıkıtınlar oluşturuyor. Hakim din anlayışına benzetilmek ve yok edilmek istenen Aleviliğin geldiği noktayı Ovacık Ziyaret (Jare) köyünde yaşayan 1944 doğumlu Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “KUR’AN BİZİM YOLUMUZA HİÇ UYMUYOR”

    Kur’an’ın ilk Türkçe mealini 1964’te okuduğunu ve o zamandan beri yıllardır okumaya devam ettiğini belirten Şanlı, kendisinin bu konudaki hikayesini şöyle anlatıyor:

    “Ben Kur’an okuduğum vakit babama anlatırken, o diyordu değiştirilmiş. Ya baba değiştirilmişse yenisi ne? 1956’da ilkokulu bitirdim. Bir öğretmen, “Okula yazalım” dedi. Babam kabul etmedi, “Yok Kur’an okuyacak”. 1961’de bana yetki verdi. Ondan sonra 1964’te baktım tecvid (Tecvid: Kur’an’ı belli kurallara göre, doğru bir biçimde okumayı öğreten bilim) bilmiyorum, tecvidi de öğrendim. Ondan sonra Kur’an’ın Türkçe anlamına baktığım vakit, bir baktım ki Yolumuza hiç uymuyor. Bıraktım, yapmadım. Hatta amcam Haydar Dede “Oğlum illa yapacaksın” dedi. “Ya amca yanlış olduğuna inandığım bir şeyi ben nasıl yapayım” dedim.

    “KUR’AN’I EZBERE OKUYORUM AMA ALIŞAMIYORUM”

    Bundan 6-7 sene önceydi. Kur’an’ı aldım, baştan sonuna kadar bize uygun ne var diye baktım. Zaten yanlış diyorum ama yanlış dediğim vakit, bugün bile bir dayak yemediğim kalıyor. O zaman seçe seçe bizim dualarımıza, bizim  Yolumuza uygun çok az şey seçtim. Onları bugün bazı yerlerde okuyorum. Kitap koymuyorum önüme, ezbere okuyorum ben. Ama alışamıyorum. Örneğin bir cenaze erkanına gidiyoruz ya, Yol’u erkanı, erkana göre yapıyorum. Bakıyorum sonradan birisi gelmiş. Hani cenaze namazı kılmadın sen diyor. Sen nereden biliyorsun diyorum. Ha yani bugün insan mecbur kalıyor. Takiyye uygulamak zorunda kalıyorum.”

    “İLK PİRLER MÜSLÜMAN DEĞİL ALEVİYDİ”

    Şimdi artık pir, ağzıyla kuş tutsa bile talibin buna itibar etmediğini, hatta Irak’a gidip Şii eğitim görüp dönenlerin olduğunu anlatan Şanlı, “Nefes Dergisi’nin 21. sayısında ilk ‘soy zinciri sorgulanmalı’ yazısını ben yazdım. Hani babadan oğula geçen dedelikten bahsediyorum. Benim, babaannem Kürt kızı, anneannem Kürt kızı, büyük nenem o da Kürt kızı. Pirlik ne zaman başladı? Pirlik mesela diyorlar ki Muhammed Ali’den hayır değil. Pirlik Nasır-ı Hüsrev’in Bedehşan’a gitmesinden sonra başladı. Alamut sonrası her şey dağılınca, Baba Seyit İnan (?)‘ın yani görevlendirdiği kişiler de bitince, Nasır-ı Hüsrev, kendisiyle birlikte gelen arkadaşının soyundan pir atadı oraya. O pirler yönlendiriyorum, ama o pirler Müslüman değildi. Onlar Alevi’ydi” dedi.

    “EN BÜYÜK ENGELİM YİNE KENDİ HALKIM”

    Dedelik için zaten yıllardır erkan yürütülmediğini söyleyen Şanlı, dedelik yaparken yaşadıklarını, örnekler vererek şöyle ifade ediyor:

    “Yıllardır taviz vermeden dedelik yapmaya çalışıyorum ama bir tek dayak yemediğim kalıyor. Mesela Çakmaklı köyünden Pir Seyfi Gülatar Dede’nin cenazesinde, cenaze namazı kılmak istemiyorum diye bir sürü insanın içinde tehdit ettiler, arkadan vurdular. Zeynel Dede’yi çağırıp cenaze namazı kıldırdılar. Halbuki biz yolcumuzu cennete göndermiyoruz ki. Seyfi Dede’nin günahı mı vardı? Cennete gitmenin yolu Sünni İslam’da namaz kılmaktır ama biz Sünni değiliz ki. Ben taviz vermem. Asla. Ama benim önümde en büyük engel yine kendi halkım. Gerektiğinde onlar bana karşı çıkıyor. En çok da akrabalarım.

    “BAHÇELİ’YE ZÜLFİKAR VERDİLER, BİZİ DAHA İYİ KESSİN DİYE”

    Şimdi Ali Arif Özzeybek Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı oldu. Bu adam Kılıçdaroğlu’nun danışmanıydı. Ondan ayrıldı. Soylu’nun danışmanı oldu. O zaman başlamıştı köyleri geziyordu. Cemevlerini geziyordu. Hatta o dönemde Ali Kenanoğlu bu konuyu meclise taşıdı. Cevap da alamadı. E şimdi bakıyorsun, en gözde dedeler onun yanında.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -‘Bugün sürdürülen yola Alevilik diyemem, Sünniliğin bir kolu gibi’
    ‘Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’

  • ‘Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’-VİDEO

    ‘Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’-VİDEO

    PİRHA- Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Hasan Hayri Şanlı, cemevlerinde bilinmeyen ve doğru bilinen yanlışların uygulandığını belirterek, “Bizim görevimiz onlardan vazgeçmek. Doğruya gelmek, bilimsel bakmak. Doğruya dönmemiz, gerçeğe yönelmemiz lazım” dedi. İçimizdeki hocaların Sünni İslam anlattığını belirten Şanlı, Şiiliğin pirler ve toplum üzerinde yarattığı tahribata dikkat çekti.

    Alevi inancı ve toplumu yüzyıllardır iktidarların kıskacı altında kırıma ve asimilasyonla karşı karşıya kaldı. Bu da inancın yürütülmesinde sıkıntınları beraberinde getiriyor. Hakim din anlayışına benzetilmek ve yok edilmek istenen Aleviliğin geldiği noktayı Ovacık Ziyaret (Jare) köyünde yaşayan 1944 doğumlu Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “İNSAN BİRBİRİNİN YÜZÜNDE HAKK’IN CEMALİNİ GÖRÜR”

    Talipin, mürşit tarafından yola kabul edilmesi sürecine değinen Şanlı, “Bu süreç içerisinde mürşit, eğitimin sonunda talibe bir bade verir. O badeyi içer, mest olur ve o süreç içerisinde Hakk’ın cemalini görür. Hakk dediğin; evren, ağaç, insan. Yani insan birbirinin yüzüne baktığı vakit Hakk’ı görür” dedi.

    “ŞİA’NIN ALEVİLER ARASINA SOKTUĞU NİFAK BUGÜN HALA SÜRÜYOR”

    Babasının pirlik dönemlerinden örnekler veren Şanlı, Şia’nın dedelerde ve toplumda yarattığı asimilasyonu şu şekilde ifade etti:

    “Babam yolu, erkanı, cemi yapıyordu. Kuralları uyguluyordu ama isimler Arap’tı. Talipleri kavga ettiği vakit mahkemeye gitmiyordu, babama geliyordu. Babam gidiyordu, barıştırıyordu. Aynı babam kadınların kestiğini yemiyordu, bu yanlıştı. Demek ki oraya baktığımız vakit Şia’nın Alevi Kızılbaşların arasına soktuğu nifak, bugün aynı şekilde sürdürülüyor. Bugün gerek cemevlerinde, gerek başka yerlerde, bilinmeyen ve doğru bilinen yanlışlar uygulanıyor. Bizim görevimiz onlardan vazgeçmek. Doğruya gelmek, bilimsel bakmak. Ama bunu yapamıyoruz. Neden? Çünkü belli sorunlar var. Mesela dede kendisini kutsallaştırıyor. Olduğu yerde ‘çıralığımı ver gideyim. Hakkımı ver gideyim’ diyor. Dede böyle yapınca talip ne yapabilir. Dedeler bilinçisiz. Eğer dedelerin bilinçsizliğinden kaynaklanmasaydı, o gerçeği öğrenebilselerdi, böyle olmayacaktı.”

    “İMAM CAFER ALEVİ DEĞİLDİR”

    Eskiden dedeliğin babadan oğula geçen bir şey olmadığının altını çizen Şanlı, dedelik ve Şia bağlamında tarihsel referansları da vurgulayarak şunları söyledi:

    “Dedeliğin kuralları var. Birincisi nesl-i sade olmak diyorlardı, ben ona katılmıyorum. İkincisi ilim ve irfan sahibi olmak. Üçüncüsü eline, beline, diline sahip olmak. Eğer bilgiliyse ama eline beline, diline sahip değilse, onun pirlik yapması mümkün değil. Ona rehberlik verilir, pirlik verilmez. Orada babanın oğulları arasında bir yetkiliyi seçmesi gerekir. Ama ben şimdi onları suçlayamam ki. Neden? Çünkü bu dağ başında eğitim yok ne yapabileceklerdi? Ondan sonra bir de hocalara, gerçek hocalara bakıyorsun. Sünni İslam anlatılıyordu. İmam Cafer Buyruğu diyelim. Ama o imam Cafer Buyruğu değil ki. O Şeyh Safi buyruğudur. İmam Cafer Alevi de değildir.

    “DOĞRUYA DÖNMEMİZ, GERÇEĞE YÖNELMEMİZ LAZIM”

    Bir din var ki sonu gelmez. Başlangıcı da yok. O doğal dindir. Doğal dinin başı yok ki sonu olsun. Yazılı olmayan, doğal ahlak kurallarını uygulayan Alevidir. Doğruya dönmemiz, gerçeğe yönelmemiz lazım. Pirin de okuması lazım. Mesela Hristiyan papazlar gidip eğitim veriyor. Bizim pirlerimiz niye eğitim görmüyorlar. Bazı kitaplar var. Okuyoruz. Onları okuduğum vakit bakıyorum ki tam tersi, demek ki asimilasyonu en fazla o kitaplar yapıyor. Mesela keramet gösterdi, havadan uçtu, bilmem ne yaptı. Bunlar asimilasyonun birinci sebebidir. Günümüzde asimilasyon yapmak için gelenlerin, içimize gelmesi için ayaklarının altına kırmızı halı sermişler. Bunun üzerine yürüyorlar.”

    (Yarın 3. bölüm yayınlanacak)

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    -‘Bugün sürdürülen yola Alevilik diyemem, Sünniliğin bir kolu gibi’-VİDEO

    -‘Pirlik Nasır-ı Hüsrev’in Bedehşan’a gitmesinden sonra başladı’-VİDEO

  • ‘Bugün sürdürülen yola Alevilik diyemem, Sünniliğin bir kolu gibi’-VİDEO

    ‘Bugün sürdürülen yola Alevilik diyemem, Sünniliğin bir kolu gibi’-VİDEO

    PİRHA- Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Pir Hasan Hayri Şanlı, “Biz varlık ötesi bir şeye inanmıyoruz. Bizim varlık dediğimiz bilimseldir, görünen varlıklardır. İnsanın gerçek bilgiye ulaşabilmesi için soyut ile somutu birbirinden ayırması lazım” dedi. Allah ile Hakk’ın farklı mana içerdiğini belirten Şanlı, Alevi inancında kurban kesmek olmadığını da ekledi.  

    Alevi inancı ve toplumu yüzyıllardır iktidarların kıskacı altında kırıma ve asimilasyonla karşı karşıya kaldı.Bu da inancın yürütülmesinde sıkıtınları beraberinde getiriyor. Hakim din anlayışına benzetilmek ve yok edilmek istenen Aleviliğin geldiği noktayı Ovacık Ziyaret (Jare) köyünde yaşayan 1944 doğumlu Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “BİZİM YOLUMUZ SEMAVİ DİNLERDEN FARKLIDIR”

    Öncelikle yol erkanın ne için yapıldığını anlamak ve çok eski zamanlardan günümüze gelen ilkelerin bilinmesi gerektiğini belirterek söze başlayan Şanlı, “Bizi diğer semavi dinlerden veyahut başka dinlerden ayıran, vahdet-i mevcutta, tasavvuf felsefesinde, doğanın iki özelliği var. Düşünce özelliği, düşünce sistemini kurarken, nitelik özelliği de fiziksel nesneler sistemini kurar. Birincisi Allah düşünce sistemi. İkincisi Hakk. Birincisindeki Allah cismani değil, görünmezdir, hayali diyebiliriz. İkincisinde cismanidir. Cismani dediğimiz, yer kaplayan. O da nedir. Tüm evren. İşte biz bu evrenin tümüne Hakk diyoruz. Bu söylediklerimiz diğer dinlere göre batıldır. Fakat biz kimseye batıl demiyoruz” dedi.

    Bu bilgileri öğrenilebilmesi ve yolun sürdürülebilmesi için, Pirlerin belli kurallar koyduğunu, bunun da eğitimle mümkün olduğunu söyleyen Pir Şanlı, “Bu erkan nedir? Yol erkan sürüyoruz ya, görgü gibi. Onu niye yapıyoruz? Onu yapmamızın nedeni yemine vurdurarak yola almak. Yola alındığı vakit o sırrı başkalarına faş etmemek içindir, yani anlatmamak içindir. Çünkü her taraftan düşmanlık var. Her taraftan saldırıyorlar” ifadelerine yer verdi.

    “BİZ EVRENİN TÜMÜNE HAK DİYORUZ”

    Hakk’ın bütün evreni, doğayı kapsadığını söyleyen Şanlı, evrenle ilgili şunları ifade etti:

    “Evrende mesafe ışık hızı ile ölçülüyor. Işığın saniyedeki hızı dünyamız ile ayın mesafesi kadar. Bizim galaksimizin bir ucundan bir ucuna mesafe 90 bin ışık yılı. Evrende bizim galaksimiz gibi bir milyon galaksi var. Hatta bazıları daha fazla diyor. Uçsuz bucaksız, önsüz, sonsuz. Bize en yakın Andromeda takım yıldızlarıyla bizim aramız bir milyon ışık yılı.

    Bugün geliştirilmiş elektronik aletlerle insanlık, 20 milyar ışık yılı ötedeki bir gezegeni görüntüleyebiliyor. Ondan geriye gidemiyoruz. Gerisi kaostur. Kaos dediğimiz, Big Bang (Büyük Patlama) öncesi gibi milyar derecelik fırın gibidir. İşte biz Batıniler, bu önsüz, sonsuz, uçsuz, bucaksız evrenin tümüne Hakk, doğa, tabiat, kainat diyoruz.

    Biz de yine o doğanın bir parçasıyız. Doğayı bizim eskilerimiz üçe bölmüş; Cematat, Nebatat, Hayvanat. Cematat cansız varlıklardır. Nebahat bitkiler, otlardır. Hayvanat da bizim de içinde bulunduğumuz canlı varlıklardır. Bu canlı varlıkların en görkemlisi insandır. İnsan düşünen beyniyle tüm evreni bilebilir, sırlarını çözebilir. En mükemmel varlıktır.”

     “DİNLER KURULDUĞU GİBİ KALMIYOR, DEĞİŞİME UĞRUYOR”

    Pir Hasan Hayri Şanlı, başlayan her şeyin bir sonu olduğunu, bir şey başlamışsa mutlaka sonunun da geleceğini belirterek, “Semavi dinler, kurucu peygamberlerin kurduğu dinlerdir. Dinler kurulduğu gibi kalmıyor, her şey değişime uğruyor. Büyük patlamanın arkasında toz bulutu var. Bizim evrenimiz de bir gün patlayacak. Daha Hazreti Muhammed sağlığında ‘Ümmetimin 73 bölüğünden 72’si cehennemliktir demişti. Demek ki farkındaydı ki kendi kurduğu yol devam etmeyecek. O da biliyordu. Ne olacak? Big-bang öncesine döneceğiz. Kaos bir gün patlayacak. Yeni bir evren, yeni galaksiler doğacak. Sonra insanlar gelecek. İnsanların içinde çeşitli dinler oluşacak. Ve bu dinlerin içerisinde haham, papaz, imam ve bizim gibi dedeler olacak” diye konuştu.

    Kendisini “Ben Batıniyim” diyerek tanımlayan Şanlı,yola bağlı olmanın önemine işaret etti.

    “CENNETE-CEHENNEME İNANMIYORUZ; BİZİM VARLIK DEDİĞİMİZ BİLİMSELDİR, GÖRÜNENDİR”

    Semavi dinlerin düşünce sistemini kurarken Allah’a görünmezlik verildiğinin, soyut olduğunun, cismi olmadığının altını çizen Şanlı, “Cismani olmadığı için toplum ne yapıyor? Görmediği Tanrıya, Allah’a görmeden tapıyor kendisine. Yani cismi yok, olmayan bir şey. Ama Hakk dediğimizde cismi var. Görünüyor. Musa, Tur Dağı’na giderken, Turda ararken, Tanrı’yla konuşurken, Tanrı, ‘siz beni asla göremezsiniz’ demiş. Yani varlık ötesi ama biz varlık ötesi bir şeye inanmıyoruz. Mesela cennet cehennem. Biz ona inanmıyoruz. Bizim varlık dediğimiz bilimseldir, görünen varlıklardır. Melekler de aynı düşünce sisteminin içinde. Yani soyut. İnsanın gerçek bilgiye ulaşabilmesi için soyut ile somutu birbirinden ayırması lazım. Melekelerin yeri yok ama bugün sürülen yollarda bugünkü duruma baktığımız vakit ben buna Alevilik diyemem asla. Bunlar Sünniliğin bir kolu gibi. Bunlar toplumun içinde doğru bilinen yanlışlardır” şeklinde dile getirdi.

    “BİZDE CENAZE NAMAZI YOK, KURBAN YOK”

    Alevilerde cenaze namazı olmadığını, namaz kılmadıklarını ama bunu söylediği zaman diğer dedelerin kendisine karşı çıktığını anlatan Şanlı, şunları aktardı:

    “Çünkü eğitim yok. Gerçek yok. Bilimle gidilmeyen yolun kesinlikle karanlık olduğunu söyleyebiliriz. Bizim inancımızda peygamberin yeri yok. Kurbanın yeri de yok. 2001 yılında kurban kitabım çıkmıştı. Orada aynen şöyle yazmıştım: Cematat, Nebatat ve Hayvanat diye bir ayrım yapıyorduk ya. Mesela hayvanat cüzünde hayvanla insan aynı cüzde. Tabiatın bir varlığı. Semavi dinlere göre bakarsak, eğer Allah’a kurban kesiyorsak kurbanı kesip yiyince el açıyor. Sana kurban kestik. Ben Allah’ın yerinde olsam derim, ben seni de dünyada yaşamaya gönderdim onu da. Sen onu öldürdün. Sen katilsin diyeceğim. Ben olsam öyle derim.Bizim yol erkanımızda, Seyit Seyfi’nin dediği gibi, ‘Kıyamazsan baş u cana. Ağır dur girme meydana. Bu meydanda nice baş, kesilir de soran olmaz.’

    “ASIL KURBAN HAYVAN BOĞAZLAMA DEĞİL”

    Geçmişte ‘Musahiplik Erkanı’ yapıldığını vurgulayan Şanlı, “Ben de yaptırıyordum. O erkan yapılırken bir tane kurban tığlıyorlardı. Etini pişirip yiyorlardı. Orada asıl kurban hayvan boğazlama değil. Asıl kurban cananı tarafından öz canı sızdırılan talibin kendisi. Kendisine sorulmuşsa, gelme, gelme. Dönme, dönme. Gelenin malı, dönenin başı.” şeklinde konuştu.

    (Yarın devam edecek)

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’

    ‘Pirlik Nasır-ı Hüsrev’in Bedehşan’a gitmesinden sonra başladı’