Etiket: Dersim Araştırmalar Merkezi

  • DAM: İdamlarının 84. yılında Seyit Rıza ve dava arkadaşlarını saygıyla anıyoruz

    DAM: İdamlarının 84. yılında Seyit Rıza ve dava arkadaşlarını saygıyla anıyoruz

    PİRHA-Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) çok yönlü hazırlıkların ardından 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararıyla başlatılan askeri harekâtla Dersim Katliamı’nın kararının verildiğini belirterek, “Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilmelerinin üzerinden 84 yıl geçti ama hala mezar yerleri gizli tutulmakta ve bu talebimize ısrarla cevap verilmemektedir” dedi.

    15 Kasım 1937 tarihinde Seyit Rıza, Uşenê Seydi, Fındık Ağa, Resık Uşen (Seyit Rıza’nın oğlu), Aliye Mırzê Sıli, Hesenê İvraime Qıji ve Hesen Ağa’nın Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilmelerinin üzerinden 84 yıl geçti.

    “84 YIL GEÇTİ AMA MEZAR YERLERİ HALEN AÇIKLANMADI”

    Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) yaptığı yazılı açıklamada, “Çok yönlü hazırlıkların ardından 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararıyla başlatılan askeri harekâtla Dersim Katliamı’nın startı verildi” dedi.

    Açıklamada, “Yaz boyu devam eden askeri harekât sonucunda Alişer ve Zarife Xatun gibi birçok kanat önderi katledilir. Muhalif noktada duran aşiret temsilcilerinden bazıları yakalanır bazıları ise görüşme maksadıyla çağrıldıkları makamlarda derdest edilirler. Soykırımın ilk adımı olan 1937 harekâtı bir nevi dikenleri ayıklama hareketidir. Askeri harekâtın bazı aşiretlere yönelik olduğu yönündeki devlet beyanları bir oyundan ibaretti. Dersim’de bu bölünme bilerek yaratıldı ve belli şahsiyetler bilerek hedefe konuldu. Nitekim bu politikasını tarihsel kazanç sayan devlet aklı, ikinci aşamayı soykırımla tamamlar. 15 Kasım 1937 tarihinde: Seyit Rıza, Uşene Seydi, Fındık Ağa, Resık Usen (Seyit Rıza’nın oğlu), Aliye Mırze Sıli, Hesene İvraimi, Hesen Ağa, Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilirler. Devlete başkaldırmakla itham edilen Dersimli bu şahsiyetlerin idamlarının üzerinden 84 yıl geçti, ama hala mezar yerleri gizli tutulmakta ve bu talebimize ısrarla cevap verilmemektedir” denildi.

    “İDAM KARARI SİYASİYDİ”

    Hukuki normlardan uzak, olağanüstü bir mahkemede yargılama yapıldığı belirtilen açıklamanın devamında şunlar kaydedildi:

    “Dillerini bilmedikleri bu mahkemede savunma hakları olmadığı gibi, üst mahkemeye itiraz hakları da yoktu. Yetmiş iki kişinin yargılandığı bu davanın son duruşması ise kurallara aykırı olarak hafta sonu yapıldı ve o mahkeme eliyle idam kararı verdirildi. Mahkeme başkanı Hatemi Semihi, hazırlamış olduğu iddianamede “Bu dava Tunceli’nin Dersim’e açtığı tarihi bir dava olduğunu söyler. Savcı Hatemi davaya bir de böylesine tarihi bir misyon yüklemektedir. Haksız sayılmaz, zira savcı Hatemi’nin tarihi göndermesi, davanın özeti niteliğindedir. Dolayısıyla idam kararı siyasiydi, Seyit Rıza şahsında bitmek bilmeyen saldırılar da siyasidir.

    O sebeple kimlikleri, kültürel değerleri onlara suç sayıldı ve bir tercüman hakkı dahi tanınmadı. Nihayetinde adına mahkeme denilen bu yargılama sonucunda bazıları bırakıldı. Seyit Rıza ve altı yoldaşına idam, geri kalanlara müebbet verilerek Türkiye’nin değişik cezaevlerine gönderildiler. Ekseriyeti yaşlı olan bu Dersim ileri gelenlerin akıbetleri bilinmez, dahası hiçbiri geri gelemez.

    (HABER MERKEZİ)

  • DAM: 84 yıl geçti ama inkar ve asimilasyon tüm boyutlarıyla sürüyor

    DAM: 84 yıl geçti ama inkar ve asimilasyon tüm boyutlarıyla sürüyor

    PİRHA- Dersim Araştırmaları Merkezi, Dersim Soykırımı’nın 84. yılına yönelik basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Osmanlıdan bu yana otonom varlığını sürdüren Dersim, ‘son kale’ olarak görüldüğü için terörün en şiddetlisine maruz kaldı. 4 Mayıs 1937 tarihinde alınan Bakanlar Kurulu kararıyla bu son kalede, dünyada eşi benzeri az bulunan bir soykırım yapıldı” denildi.

    Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), 4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu’nda Dersim’e bir harekat düzenlemesi kararı alınması sonrasında gerçekleşen soykırımın 84. yılında katledilenleri anarak, katliamcıları kınadı.

    Açıklamada, Dersim’in, Osmanlı İmparatorluğu’ndan Cumhuriyet Türkiye’sine çözümlenmeyen bir sorun olarak kaldığı ifade edilerek, “Kürtlerin tüm hak, hukuk mücadeleleri ‘isyan’ olarak görülüp, şiddet ile bastırıldı ve Osmanlıdan bu yana otonom varlığını sürdüren Dersim ‘son kale’ olarak görüldüğü için terörün en şiddetlisine maruz kaldı; 4 Mayıs 1937 tarihinde alınan Bakanlar Kurulu kararıyla bu son kalede, dünyada eşi benzeri az bulunan bir soykırım yapıldı” denildi.

    Kurulacak yeni Cumhuriyet’in halklara bir yenilik ve tanınma hakkı vaat ettiğinin ama bunun yerine getirilmediğinin vurgulandığı açıklamada, “Kürdistan halkların temsilcileri bu umutla savaşa katılıp, yeni kurulan devletin kurucu kadroları arasında yer aldılar. Çünkü kurulmakta olan yeni devlet, Kürtlerin ve Türklerin ortak devleti olacaktı. Fakat Lozan’dan sonra verilen sözler unutuldu. İtiraz edenlere de, ya sürgün ya da darağacı reva görüldü. Kürdistan halkı bu aldatılmışlığı kabul etmedi. Koçgiri’de dillendirilen statü edinme isteği başta Şeyh Said, Ağrı ve Zilan olmak üzere birçok yerde devam etti” ifadeleri yer aldı.

    “TÜRKİYE’NİN YAŞANANLARLA YÜZLEŞMESİ GEREKİYOR”

    Yapılan basın açıklamasının devamında şunlar kaydedildi:

    “Yakın tarihimize ‘’38 Katliamı’’ olarak geçen Dersim Tertelesi, yüzyıllar boyunca bağımsız yaşamış bir halkın; bu statüsünü koruma çabasından başka şey değildir. Ama bu insani talebe katliam ve sürgünle cevap verildi. 38’den bu yana devralınan inkarcı ve imhacı gelenek bugün de yeni politik versiyonları ile uygulanmaktadır. Aradan 84 yıl geçti ama inkâr ve asimilasyon tüm boyutlarıyla devam etmektedir. Mevcut sistem dünün referansları üzerinden hala yol alıyor. Kürt halkının talepleri söz konusu olduğunda, Ankara partileri anında ‘ulusal’ zırha bürünüyorlar. Dilimize, inancımıza ve coğrafyamıza saygı gösterilmiyor hala. Halkımızın en temel yurttaşlık hakları dahi söz konusu olunca ‘devletin bekası’ gibi soyut bir kavram ile çıkılıyor karşımıza. Dilimiz, inancımız ve coğrafyamız üzerindeki yasaklar hala devam etmektedir. Birlik içinde ve demokratik muhteva yoluyla taleplerimizi sıralamaktan geri durmayacağız. Devleti, topraklarımızda işlenen bu suçlarla yüzleştirme çabamızı sürdüreceğiz. Türkiye’nin gerçek bir barış ve özgürlük yurdu olması için bütün yaşananlarla yüzleşmesi gerekiyor.”

    Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), Dersim Soykırımı’nın 84. yılında, halkın taleplerini bir kez daha kamuoyuna açıkladı:

    • 1937- 38 yıllarında Dersim’de bir soykırım yapıldığı resmen tanınsın ve toplumsal barışımız için gerekli yüzleşme yapılsın.
    • Dersim Soykırımı’nda ne kadar insanın katledildiği resmen açıklansın.
    • Katliamdan sonra; başta evlatlık verilen çocuklar olmak üzere sürgün edilen tüm insanların akıbeti açıklansın.
    • Başta Seyid Rıza ve oğlu olmak üzere idam edilenlerin mezar yerleri açıklansın.
    • Halkımıza soykırımı hatırlatan “Tunceli” isminin yerine coğrafyanın kadim adı olan “Dersim”in kullanılması için yasal düzenleme yapılsın.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Ayrılmaz: Dersim Alevilerinin yeni yılı 21 Mart’tır-VİDEO

    Ayrılmaz: Dersim Alevilerinin yeni yılı 21 Mart’tır-VİDEO

    PİRHA-Newroz’a ilişkin PİRHA’ya konuşan Dersim Araştırmalar Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Ayrılmaz, “Newroz Bayramı bizim halkımıza çok yakışıyor. Onu bir mücadele günü, bir özgürlük günü olarak hayatımızda, evimizde, yaşamımızda bilfiil uyguluyoruz” dedi.

    Araştırmacı kimliğiyle Dersim’de uzun yıllar sözlü tarih çalışması yapan Dersim Araştırmalar Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Ayrılmaz, Newroz’u anlattı.

    Ayrılmaz Newroz’un tarihsel anlamının oldukça derin olduğunu ifade ederek “O derinliğin yüzyıllar boyu yarattığı etki bugün hala halkımızın gündeminde. Yeni dehaklara yeni zalimlere karşı bu halk çok çetin ve gerçekten yıllara yayılan bir mücadele içerisinde ve adeta bir yarasayla cebelleşir şekilde yoluna devam ediyor” diye konuştu.

    “NEWROZ BAYRAMI KÜRT HALKININ BAĞRINDA YETİŞEN BİR KÜLTÜR”

    “Newroz Bayramı bizim halkımıza çok yakışıyor” diyen Ayrılmaz, “Onu bir mücadele günü, bir özgürlük günü olarak hayatımızda, evimizde, yaşamımızda bilfiil uyguluyoruz. Çünkü o mücadele yüzyıllara yayılan bir mirasın sonucudur ve o mirası bu halk geleneğiyle, mücadelesiyle, özgürlük arayışıyla sürdürüyor. Çokta iyi yapıyor. Kendi adıma bu yanıyla Newroz, en çok biz Kurdi halklara yakışıyor. Bu diğer halkları ötekileştirdiğim anlamına gelmiyor. Ama hakikaten Newroz’un, Kürt halkının bağrında ve onların geleneklerinde yetişen bir kültür olduğunu düşündüğüm için bu cümleyi kullanıyorum” dedi.

    “KÜRT ALEVİLERİN NEWROZ İLE ÇOK İÇLİ DIŞLI BİR YAŞAMI SÖZ KONUSU”

    Dersim’in, Kürt Alevilerin Newroz ile çok içli dışlı bir yaşamının söz konusu olduğunu ifade eden Ayrılmaz şunları söyledi:

    “Söyleyeceğim şey için umarım yadırganmam ama Dersim Alevilerinin yeni yılı 21 Mart’tır. Biz yeni yılı aslında 21 Mart’ta kutluyoruz, yeni yılı 21 Mart’ta karşılıyoruz. Ama tarih değişimi, takvimlerin değişimi, öz itibariyle bunları da değiştirdi. Yani Xızır’la başlayan, Hawtemal ile devam eden 21 Mart o toplumun, yeni günü, bahar gününü karşılama bayramıdır ve bana göre ilk festivalidir. Çünkü o yedi güne yayılan bayram, günlük yaşamları içerisinde hem kendi yaşamları o bayramın içinde şekilleniyor hem de yedi gün içerisinde birlik, dayanışma, bir araya gelme ve o günün önemini anlatma noktasında konuşmalar söyleşiler ve gerçekten komşuluk ilişkileri başlıyor. Dolayısıyla Newroz diğer yanıyla inançsal dünyalarında da şöyle bir anlam ifade ediyor, gece ile gündüzün eşitlendiği gündür. O yanıyla da ayrı bir kutsallığı var. Bir de yaşlılardan duyduğum, onların anlatımıyla 21 Mart’tan itibaren ağaçlara su düşer. Sonbaharda kışın başlamasıyla birlikte her şey o soğuk hava içerisinde gerçekliğinden biraz uzaklaşır. Başka bir iklim, başka bir havaya girer. Baharın müjdecisi 21 Mart’tır ve 21 Mart gecesinden itibaren cemreler ile birlikte ağaçlara su düşer. Onlar kendi inançsal dünyalarında böyle bir yere koymuşlar. Bu asırlar boyudur devam ediyor.”

    “ALEVİLERİN TARİHİNDE O TAHRİBAT HALA DEVAM EDİYOR”

    Newroz’un Kürt halkının benliğinde yüzyıllara yayıldığını, geldiğini ve bugün de canlı bir şekilde yaşadığını, bir mücadele günü olarak kutlandığını belirten Ayrılmaz, şunları kaydetti:

    “Bugünleri, yani bizim tarihsel, önemli, kültürümüzün beşiği sayılabilecek bazı değerleri bizim elimizden bilerek almışlar. Bilerek bize tarih yazmışlar, bilerek belli günleri getirip bizim soframıza koymuşlar ve onları adeta bizim kültürümüz olduğu noktasında bizi bir asimilasyondan geçirmişler. Ama 40 yıllık tarih ya da öncesi, halkımızın özgürlük arayışı bizi yeniden bugünlerle buluşturuyor. Bu bizim için çok değerli. Türkiye’de Aleviliğin tarihini değişik isimler altında yeniden yazmak istiyorlar ve Alevilerin tarihinde o tahribat hala devam ediyor. Ama Newroz’u engelleyemediler, Newroz’u durduramadılar.

    Araştırmacı kimliğimle Dersim’de uzun yıllar sözlü tarih çalışması yaptım. Şunu gördüm ve görüntüler de konuşmalar da elimizde mevcut. Mesela çok ilginçtir, Kureyş Ocağı sahipleri ilk o köye geldiklerinde, ilk cem tuttukları gün Newroz günüdür. Ateşler yakılır, ateşin etrafında semahlar döner. Onun için yıllarca o semah döndükleri yeri yıllar sonra ev haline dönüştürürler. Ama üstünü açık bırakırlar, Newroz Ateşi’nin alevi ordan yükselsin diye. Ateşin etrafında semah döndüklerini biliyorum. Ama o günün hangi güne denk geldiği noktasında elimizde yeterince bilgi yok. Fakat Kureyş Baba Ocağı ile ilgili, bunu kendilerinden dinledim. İlk bölgeye geldiklerinde ilk cem tuttukları gün 21 Mart’a denk geliyor.”

    “İNSANLIK KENDİ GERÇEKLİĞİYLE ENİNDE SONUNDA BULUŞACAK”

    Günümüzde her şeyin tahribata uğradığını söyleyen Ayrılmaz “Günümüzü konuşmaya gerek yok. Bunu tekrar tekrar hatırlatmak ve kültürel değerlerimizle buluşmak için hepimizin çaba sarf etmesi gerekiyor. Ama ibre dönüyor, bu yanıyla umutluyum. Çünkü o tahribat yavaş yavaş kırılıyor, yavaş yavaş bertaraf ediliyor. İnsanlık kendi gerçekliğiyle eninde sonunda buluşacak diye düşünüyorum” dedi.

    Diren SATI / İSTANBUL

     

  • TÜGVA Dersim’de tabelasını indirdi

    TÜGVA Dersim’de tabelasını indirdi

    Dersim halkının ve demokratik kamuoyunun, tarikat ve cemaatlere gösterdiği tepki sonucu TÜGVA Tunceli Temsilciliği tabelasını indirdi. 

     

    Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) tarafından Dersim’de bir süredir gündemde olan tarikat ve cemaatlerin örgütlenme faaliyetlerine ilişkin çeşitli açıklamalar yapıldı. Bu cemaat faaliyetlerinin içinde olduğu iddia edilen  Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Tunceli Temsilciliği, gelen tepkiler üzerine tabelasını indirdi. 

     

    Konuya ilişkin DAM, sosyal medyada yaptığı açıklamada, “Dersim halkının ve demokratik kamuoyunun, Dersimdeki tarikat ve cemaatlere gösterdiği tepki sonucu, (TÜGVA) Tunceli Temsilciliği tabelasını indirdi” denildi. 

     

    (HABER MERKEZİ)

     

  • 83. yılında İnsan-ı Kamiller için yapılacak anmaya çağrı-VİDEO

    83. yılında İnsan-ı Kamiller için yapılacak anmaya çağrı-VİDEO

    PİRHA- 15 Kasım 1937’de Elazığ Buğday meydanında idam edilen Seyid Rıza ve arkadaşları için her yıl olduğu gibi bu yıl da Dersim başta olmak üzere Alevilerin yaşadığı her mekanda anma etkinlikleri yapılacak. Dersim Araştırmalar Merkezi ve Dersim Gazetesi Dersim Emek ve Demokrasi Platformunun bugün yapacağı etkinliklere katılım çağrısında bulundu.

    Haberin videosu;

    Dersim Araştırmalar Merkezi ve Dersim Gazetesi yazılı bir çağrıda bulunarak Dersim Emek ve Demokrasi platformunun bugün gerçekleştireceği Seyit Rıza ve arkadaşlarını anma etkinliklerine katılım çağrısında bulundu.

    Çağrı içerikli açıklamanın tamamı şöyle:

    “Ma kilıtê kou kerd vindi”

    Seyid Rıza, Uşenê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesenê İvraime Qıji, Hesen Ağa, Fındık Ağa, Resik Uşen u 37/38 Xo vira méke, Jı bir neke, Çıla xo roşti ke…

    83. YILINDA İNSAN-I KAMİLLERİMİZİ ANIYORUZ

    15 Kasım 1937’de Elazığ Buğday Meydanında idam edilen Seyid Rıza, Uşenê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesenê İvraime Qıji, Hesen Ağa, Fındık Ağa, Resik Uşen’i idamlarının 83. yıl dönümünde Dersim’de, Dersim Emek ve Demokrasi Platformunun düzenleyeceği etkinliklerle anacağız.

    Onlar büyük felaket öncesi Dersim adına yargılandılar. Binbir hileye ve entrikaya rağmen Dersim’in bu insani kâmilleri, diz çökmeden değerleri uğruna ipi göğüslediler. İdam edilen bu insani kamillerimizi ve 37/38 katliamında yitirdiklerimizi bir kez daha saygıyla ve özlemle anıyoruz.

    15 Kasım 2020 Pazar günkü anma programı;
    -Saat 13.00’da Seyid Rıza meydanında basın açıklaması.
    -Saat 15.00’da Pax Köprüsünde Harçik Çayına karanfil bırakma.
    -Saat 19.37’de Seyid Rıza Meydanında çerağ uyandırma, mum yakma ve lokma pay edilecektir.

    Halkımızı anmalara katılmaya ve saat 19.37’de evlerinin ışıklarını söndürerek, balkonlarında çıla / mum yakmaya çağırıyoruz.

    PİRHA/DERSİM

  • DAM bu akşam Twitter’dan ‘Gülistan Doku 100 gündür nerede?’ diye seslenecek-VİDEO

    DAM bu akşam Twitter’dan ‘Gülistan Doku 100 gündür nerede?’ diye seslenecek-VİDEO

    PİRHA – Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) 5 Ocak 2020’de kaybolan ve o günden bugüne kendisinden hiçbir haber alınamayan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun kayboluşunun 100’üncü günü olan bugün, Twitter’da yetkililere #GülistanDoku100GündürNerede hashtagı ile seslenecek.

    Dersim Araştırmaları Merkezi’nin aylardır kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’ya ilişkin açıklamasında şunlar belirtildi:

    “Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’dan 5 Ocak 2020’den beri haber alınamıyor. O günden bu güne Gülistan’ın akibetini soran ailesine ve kamuoyuna tatmin edici bir bilgi verilmemektedir. Doku ailesinin evladı olduğu kadar, tüm Dersimlilerin de evladı olan GÜLİSTAN DOKU’YA NE OLDU?

    Dersim Araştırmaları Merkezi olarak, Gülistan’ın kaybolmasının 100. günü olan 13 Nisan Pazartesi günü unutturulmak istenen Gülistan olayını kamuoyunun gündemine tekrardan taşımak için bir farkındalık zinciri başlatıyoruz.

    100 gündür kendisinden haber alınamayan Gülistan Doku için ses olmak adına, 13 Nisan Pazartesi günü saat 21.00’da #GülistanDoku100GündürNerede hashtagı ile Twitter’dayız…

    Sizleri Doku ailesinin çığlığına ses katmaya davet ediyoruz. Bu çığlığa ses olur musunuz…”

    (HABER MERKEZİ)

  • DAM: Sanatçıların özgür olmadığı yerlerde demokrasi yeşermez ve hep çorak kalır

    DAM: Sanatçıların özgür olmadığı yerlerde demokrasi yeşermez ve hep çorak kalır

    PİRHA – Dersimli Sanatçı Yılmaz Çelik’in tutuklanmasına tepki gösteren Dersim Araştırmalar Merkezi, “Sanatçıların özgür olmadığı yerlerde demokrasi yeşermez ve hep çorak kalır” açıklamalarında bulundu. 

    Sanatçı Yılmaz Çelik Dersim’de verdiği konserin ardından, gece saatlerinde evinden gözaltına alınmıştı. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hakkında yürütülen bir ‘soruşturma’ kapmasında gözaltı kararı olduğu bildirilmişti. Çelik bugün çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak Elazığ cezaevine sevk edildi.

    Çelik’in tutuklanmasına tepkiler sürüyor.

    Dersim Araştırmalar Merkezi, konuya ilişkin açıklama yaptı.

    “SANATÇILARIN ÖZGÜR OLMADIĞI YERDE DEMOKRASİ YEŞERMEZ”

    Açıklamada, şunlar belirtildi:

    “Dersim’in üretken ve en önemlisi de ana diliyle söylediği kılamlarla, kültürümüze büyük katkılar sunan sanatçı dostumuz Yılmaz Çelik ne yazık ki tutuklanmıştır.

    Sanatçı Yılmaz Çelik Dersim’de verdiği konserin ardından, gece saatlerinde evinden gözaltına alınmıştı. Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hakkında yürütülen bir ‘soruşturma’ kapmasında gözaltı kararı olduğu bildirilmişti. Çelik bugün çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak Elazığ cezaevine sevk edileceğini üzülerek öğrenmiş bulunmaktayız.

    Sanatçılara yapılan bu baskıların kabul edilecek bir tarafının olmadığını ve vicdanlarda kabul görmediğini belirtiyoruz. Sanatçıların özgür olmadığı yerlerde demokrasi yeşermez ve hep çorak kalır.

    Dersim dilinin, kültürünün ve inancının yaşamasına sanatıyla önemli katkıları olan Çelik’in tutuklanmasını kınıyor, biran önce serbest bırakılmasını istiyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim Araştırmalar Merkezi, Seyit Rıza ve yoldaşlarını anacak

    Dersim Araştırmalar Merkezi, Seyit Rıza ve yoldaşlarını anacak

    PİRHA – Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM), 15 Kasım 1937’de idam edilen Seyit Rıza ve yoldaşlarını anacak.

    DAM, 16 Kasım günü Şişli Kent Kültür Merkezi’nde yapacakları etkinlikle; 15 Kasım 1937’de idam edilen Seyit Rıza ve yoldaşlarını anacak.

    Yapılan çağrıda, “Seyyit Rıza ve yol arkadaşları Uşenê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesenê İvrahime Qıji, Hesen Ağa, Fındık Ağa, Resik Uşen’i idamlarının 82. yılında anıyoruz. Unutmamak ve unutturmamak adına 16 Kasım 2019 Cumartesi Saat 18.30’da Şişli Kent Kültür Merkezinde buluşuyoruz” ifadeleri yer aldı.

    Etkinlikte, performans, şiir ve müzik dinletisi gerçekleşecek.

    HABER MERKEZİ

  • DAM: Madenciliğin tümü doğaya zarar veriyor- VİDEO

    DAM: Madenciliğin tümü doğaya zarar veriyor- VİDEO

    PİRHA- Dersim Araştırmalar Merkezi DAM, Dersim’de yapılmak istenen maden faaliyetlerinin bilimin ışığında olması gerektiğini vurguladı. 

    Haberin Videosu

    Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM), bugün Taksim’de bulunan Hill Otel’de “Munzur Dağları madenlerle yok edilmek isteniyor” başlıklı konferans düzenledi.

    Düzenlenen konferansa Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Profesör Dr. Yüksel Örgün Tutay, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yürütme Kurulu Başkanı Hüseyin Alan ve Avukat Murat Cano konuşmacı olarak katıldı. Moderatörlüğü ise DAM yöneticilerinden Hüseyin Ayrılmaz yaptı.

    “BİLİMİN REHBERLİĞİNDE BİR MADENCİLİK YAPILMALI”

    Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Profesör Dr. Yüksel Örgün Tutay, sunumlu olarak yaptığı konuşmasında insan yaşamının oluşumundan başlayarak doğal kaynakların yaşamda ne kadar etkili olduğuna vurgu yaptı.

    Taş devrinden teknoloji çağına kadar olan değişimde şu an tamamen madenciliğe bağımlı bir yaşamla karşı karşıya olunduğunu ifade eden Tutay, “Müthiş bir ham madde bağımlılığıyla karşı karşıyayız. Madenciliğin tümü doğaya zarar veriyor. Çünkü orada bir yok oluş var” dedi.

    Bilimin rehberliğinde bir madencilik yapabilmenin önemli olduğunu kaydeden Tutay, “Risklerin tanımlanması, stratejik plan, çevre planı hazırlanmalı. Üretim sonrası sahanın mükemmel olarak iyileştirilmesi ve sahanın maden şirketi tarafından suyunda havasında toprağında kirlenme oluyor mu? diye 30 yıl boyunca takip edilmesi gerekiyor” dedi.

    Dersim’in hemen hemen her ilçesinde doğal kaynak tespitinin yapıldığını söyleyen Tutay, ‘Neden madencilik?’ sorusuna şöyle cevap verdi:

    “Ülke ekonomilerinin çarklarının dönmesi için metal ve mineral ham madde kaynaklarına erişim hayatidir. Mineral ve metallere erişim ve kullanımın, toplumların refahı ve ekonomik kalkınması, toplumların varlığı için şarttır. Birçok sektörün varlığı mineral hammadde kaynaklarına erişime dayanır. Ancak bu madenler çıkarılırken eksiksiz denetim, mükemmel bilgilendirme, toplumun güveninin kazanılması şart.”

    “KÜLTÜR VE İNANÇ DA TAHRİP OLACAK”

    Tutay’ın ardından TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yürütme Kurulu Başkanı Hüseyin Alan söz aldı.

    Kentlerin çoğunun işsizlik, kırsal ve kentsel göç, yoksulluk gibi sorunları olduğunu ifade eden Alan, “Bugünkü egemen anlayış veya kapitalist sistemin doğayı sadece kaynak deposu olarak gören anlayışla yönetiyor. Halbuki gelişmiş ülkeler bunu 1960 yıllarından sonra yavaş yavaş terk ettiler” dedi.

    Dersim coğrafyasına barajlar ve madencilik yoluyla ağır bir saldırı olduğuna dikkat çeken Alan, Dersim’de yapılması planlanan barajların hiçbirinin iptal edilmediğini ‘yap-işlet’ mantığıyla yapılacağı için talip bulamadığını kaydetti.

    Dersim coğrafyasında halihazırda 17 tane baraj olduğunu ve 1971 yılında Milli Park ilan edilen Munzur Vadisi’nin de faaliyete açılacağını belirten Alan, “Baraj ve maden ruhsat sahalarının yapılması durumunda Tunceli’den Ovacık’a kadar olan yer tahrip edilecek. Munzur Vadisi milli park statüsünü yitirecek. Birçok yerleşim ve tarımsal üretim alanı sular altında kalacak. Bölge insanı için inanç yeri olan vadinin yok edilmesiyle kültür ve inanç da tahrip olacaktır” diye konuştu.

    Türkiye nüfusunun giderek artmasına rağmen Dersim nüfusunun giderek azaldığına vurgu yapan Alan, Dersim nüfusunun düşürülerek Türkiye’nin en küçük kenti haline getirilmesinin planlandığını söyledi.

    MUNZUR VADİSİ JEOPARK PROJESİ

    Jeoloji Mühendisleri Odası olarak Munzur Vadisi’nin Jeopark alanı olması için Jeopark Projesi hazırladıklarını hatırlatan Alan, çok sayıdan mineralin, madenin bir arada bulunduğu alanları korumak için oluşturulan alanlara jeopark dendiğini ifade etti. Munzur Vadisi’nin jeopark alanı olmaya aday alanlardan biri olduğunu söyleyen Alan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bölgedeki araştırmalar yeterli değil. Bütün varlık ve kaynakların tespit edilmesi gerekiyor. Koruma statüsü sınırları belirlenerek teknik rapor hazırlanarak Çevre Şehircilik ve Kültür ve Turizm bakanlıklarına gönderilmesi gerekiyor. Ayrıntılı bilimsel çalışmaların yapılması lazım. Hiçbir kültürel varlığımıza ilişkin doğru düzgün bir araştırma yok. Vadi içerisinde çok sayıda ziyaret yerlerimiz var. Jeopark olarak ilan edilmesi planlanan yerin tanıtılması için gerekli faaliyetler yürütülmeli.

    Bir danışma meclisimiz olsun ‘benim de sözüm var’ diyen herkes gelip burada görev alsın. Bunu sağlamak için bir sekretarya da oluşturduk. Geniş halk kesimlerinin desteğini almak istiyoruz.

    Munzur vadisi ve yakın çevresindeki joelojik, morfolojik ve arkeolojik değerlerin korunarak gelecek kuşaklara aktarılmasını istiyoruz.”

    “KARŞIMIZDAKİ İRADEYE KARŞI BİRLEŞMEMİZ GEREKİYOR”

    Alan’ın ardından söz alan Avukat Murat Cano, “Asıl olan yatırım değil korumaktır. Eğer yatırım oradaki değerleri geri dönülmez bir şekilde yok ediyorsa o yatırımdan vazgeçilmelidir. O yüzden diyorum ki ‘bize dokunmayın’. Bize dokunmak Dersim’e dokunmaktır. Asla yatırıma karşı değiliz, bizim de ekmeğe ihtiyacımız var biz de insanız. Ancak madenlerin kesinlikle çıkarılmaması gereken yerler var. Onların başında Kaz Dağları ve Dersim gelir. Çünkü maden çıkarmak için oraya yol açmanız, makine sokmanız gerekir” diye konuştu.

    “Karşımızda bir devlet iradesi var. O iradeye meşru yollarla karşı durabilmek için birleşmemiz gerekiyor. Birbirimizle çatışarak bir yere varamayız, o zaman coğrafyamızı yok ederler” diyen Cano, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Türkiye’de karşı duran çok sağlam bir kitle yaratmamız gerekiyor. Munzur bizim iliğimiz bütün Dersimliler de onun kemiği gibi Dersim’i koruyacak şekilde kemikleşmelidir. Bunu bütün dünyaya anlatabiliriz. Şurası onun burası benim diye bir şey yok. Herkesin kullandığı yerler vardır. Dünyanın yeri aslında herkesindir. Bu bilinç oluştu dünyada. Siz olmazsanız biz yok olacağız.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dersim Araştırmalar Merkezi aşure dağıttı-VİDEO

    Dersim Araştırmalar Merkezi aşure dağıttı-VİDEO

    PİRHA-Dersim Araştırmalar Merkezi’nde (DAM) bugün aşure dağıtıldı.

    Haberin Videosu

    Aleviler için kutsal kabul edilen Muharrem ayında 12 günlük yas orucunun bitmesinin ardından aşureler dağıtılmaya devam ediyor. Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) de bugün İstanbul Beyoğlu’nda bulunan yerlerinde aşure dağıttı.

    Aşure dağıtımına DAM yöneticilerinin yanı sıra HDP İstanbul Milletvekili Kemal Bülbül, HDP PM Üyesi Nesimi Aday, Sanatçı Doğan Çelik ve birçok kişi katıldı.

    Aşure gülbenginin ardından Kerbela’da şehit olan masumu pakları temsilen ilk aşure bir çocuğa, Zeynep Ananın duruşunu temsilen ikinci aşure bir kadına, üçüncü aşure de orada bulunan en yaşlı kişiye verildi. Ardından aşure ve Dersim yöresine özgü kömbe ikram edildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kadın aktivist Nadire Yoslun için anıt mezar yapıldı

    Kadın aktivist Nadire Yoslun için anıt mezar yapıldı

    PİRHA- Almanya’daki evinde 8 Mart 2018 tarihinde kalp krizi sonucu hayata veda eden kadın aktivist Nadire Yoslun için anıt mezar yapıldı.

    Nadire Yoslun için yapılan anıt mezarın açılışı kapsamında, Yoslun’un çocukluğunun geçtiği Dersim merkez köylerinden Paxe Havig’e bağlı Tulık mezrasında bir tören düzenlenecek. 9 Temmuz Salı günü saat 14:00’te gerçekleşecek törene ailesi, köylüleri ve yoldaşları katılacak.

    FERHAT TUNÇ KATILAMAYACAK

    Nadire Yoslun’un, hakkındaki hapis cezası ve sayısız dava nedeniyle sürgünde bulunan ağabeyi, Sanatçı Ferhat Tunç, törene katılamayacak.

    DAM: TÜM DERSİMLİLERİ BEKLİYORUZ

    Törenin sorumluluğunu üstlenen Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) adına Selman Yeşilgöz, “Bu anıt, mücadeleci bir Dersim kadını olarak Nadire’nin anısını ölümsüzleştirecektir. Nadire’nin ağabeyi ve aynı zamanda DAM – Dersim Araştırmaları Merkezi yöneticimiz, Sanatçı Ferhat Tunç’un yokluğunu hissettirmeyeceğiz. Tüm Dersimlileri bu törene bekliyoruz” açıklamasında bulundu.

    PİRHA/DERSİM

  • DAM, 2017-2018 Dersim Orman Yangınları Raporu’nu açıkladı-VİDEO

    DAM, 2017-2018 Dersim Orman Yangınları Raporu’nu açıkladı-VİDEO

    PİRHA-Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), 2017-2018 yılları arasında Dersim’de yakılan ormanlarla ilgili hazırladığı raporu bugün kamuoyu ile paylaştı. 

    Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) Dersim’de çıkarılan orman yangınlarıyla ilgili bir rapor hazırladı. Hazırlanan rapor DAM’ın Beyoğlu’nda bulunan binasında kamuoyu ile paylaşıldı. Yapılan basın toplantısına DAM üyeleri Hüseyin Ayrılmaz, Selman Yeşilgöz, Muzaffer Kocaman, Nesimi Aday yer aldı.

    Basın metnini okuyan Selam Yeşilgöz, Dersim’de orman yangınlarının güvenlik gerekçesiyle kasıtlı olarak çıkarıldığını ve halkın orman yangınlarını çaresizce izlemek zorunda kaldıklarını kaydetti.

    “YASAK BÖLGE BAHANE EDİLEREK HALKIN YANGINI SÖNDÜRMESİ ENGELLENİYOR”

    Dersim’in Alevi inancında her dağ, ağaç ve canlının insan kadar hak sahibi olduğunu ifade eden Yeşilgöz, “Tüm canlılar doğada eşit haklara sahiptir. İnsanlarımıza bu acıyı yaşatmaya ne devletin ne de bölgedeki idarecilerin hakkı yoktur. Halkımızın inancına ve değerlerine saygı gösterilmesini bekliyoruz” dedi. Orman yangınlarına yasak bölge bahane edilerek halkın müdahalesinin engellendiğine dikkat çeken Yeşilgöz, “Çevre gönüllüleri tarafından Valiliğe yapılan başvurular güvenlik gerekçesiyle ret edilmektedir. Orman Bölge Müdürlükleri mevzuat gereği müdahale hakları vardır. Ancak onlarda Valiliğin kararına uymaktalar.” diye konuştu.

    “YENİ ORMAN YANGINLARI GÖRMEK İSTEMİYORUZ”

    Raporu kamuoyuna sundukları bugünlerde Dersim merkeze bağlı Uzuntarla ve Güleç mevkiinde yeni orman yangınlarının çıktığı haberi aldıklarını söyleyen Yeşilgöz, şunları belirtti:

    “Artık bölgemizde yeni orman yangınları görmek istemiyoruz. Başta mülki amirler ve orman işletme müdürlüğü yetkilileri olmak üzere, dünyamızın nefes kanalları olan ormanlarımızın yakılmasına engel ve yakılmışsa da derhal müdahale etmelerini talep ediyoruz.
    Sizlere 2017 ve 2018 yılları arasında Dersimde yakılan ormanlarla ilgili bir araştırma dosyası sunacağız. Dersim Araştırmaları Merkezi olarak hazırladığımız bu dosya içeriğinde bölgede çıkan orman yangınlarının nedenlerini ve yangını söndürmeye giden insanların hangi gerekçeler ile engellendiğini okuyacaksınız.”

    2017-2018 yılları arasında çıkan orman yangınlarıyla ilgili hazırlanan raporda şu ifadelere yer verildi.

    Türkiye’nin birçok bölgesinde, özellikle yaz aylarında orman yangınları çıkar. Ağırlıkla turizm bölgelerinde yoğunlaşan bu yangınların rant amaçlı çıkarıldığı bilgi dahilindedir. Fakat bu tür yangınların söndürülmesi için seferber olan devletin ve ilgili kurumlarının Kürt illerinde çıkarılan yangınlara aynı yaklaşımı göstermediği gözlemlenmiştir.

    Bölgede yaşayan insanlar bu ayrımcı tutumu siyasal nedenlere bağlamaktadır. Baraj ve HES projeleri gibi, orman yangınlarının da tarihsel bir bağlamı olduğu fikri yaygınlık kazanmıştır.

    1935 yılında çıkarılan Tunceli Kanunu gibi yasa ve kararnamelerle desteklenen Olağanüstü Hal sistemleri bölgenin ayrımcılığa tabi tutulduğunun örnekleri olarak değerlendiriliyor. Bu bağlamda Dersim’e yapılan sayısız seferde ve 1938 yılında yapılan katliamda, insanlarla birlikte ormanlar da yakılmıştı. Bu anlayışın değişmesi bir yana, günümüzde de varlığını doğa katliamıyla güncellediği görülmektedir.

    Yine 1993 – 1994 Köy Yakmaları sürecinde, evlerle birlikte, bağ bahçe, ekili tarla ve ormanlar kasti olarak yakılmış, binlerce insan göç etmek zorunda kalmıştı.

    Doğayı siyasal bir unsur olarak görüp tahrip eden bu anlayış Tansu Çiller hükümeti döneminde zirve yapmıştı. 1996 yılında hazırlanan TBMM Göç Raporu’na göre bu süre zarfında 45.000 insan yurdunu terk etmek zorunda kalmıştır.

    1993-1994 yıllarında yakılan köylerin büyük kısmı hala virane olarak duruyor, köylülerin geri dönüş talepleri siyasal nedenlerle ret ediliyor.

    Günümüzde AKP iktidarlarında, Çözüm Sürecinde ara verilen orman yangınları son bir kaç yıldır kesintisiz olarak devam etmektedir.

    2017 YILI ORMAN YANGINLARI…

    14 TEMMUZ 2017: Dersim Merkez, Pülümür, Hozat, Çemişgezek, Nazimiye, Ovacık ilçelerinin ormanlık alanlarını kapsayan, ve Eylül ayına kadar devam eden orman yangınlarına ilişkin yapılan incelemeler sonucu orman yangınlarının kobra tipi helikopterlerin ve karakollardan açılan ateşler sonucu ortaya çıktığı tespit edilmiştir.

    14-15 TEMMUZ 2017: Dersim’in, Pülümür ilçesine bağlı Rabat tepesi

    28 TEMMUZ 2017: Dereboyu köyü mevkii helikopterlerle bombalanmış, bombardıman sonucu ormanlık alanda yangın çıkmıştır.

    1 AĞUSTOS 2017: Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Mezra köyü, Uzunevler Mahallesi ve Kaymaz Tepe mevkiinde bulunan ormanlık alanda ise Kırmızı Köprü Karakolu’ndan açılan ateş sonucu yangın çıkmış ve günlerce süren yangına yöre halkı kendi imkanları ile müdahale etmiştir.

    1 AĞUSTOS 2017: Dersim’in Çemişgezek Aliboğazı mevkiindeki ormanlık alan kobra tipi helikopterlerle bombalanmış, bombardıman sonucu ormanlık alanda yangın çıkmıştır.

    3 AĞUSTOS 2017: Hozat’ın Amutka bölgesi Beydaşmevki, Çakmaklı Yaylası, Kozluca, Samoşi, Dere Köyü bölgeleri de helikopterlerin bombardımanı sonucu orman yangını çıkmıştır. Bölgede yaşayan ve yaylada olan yurttaşlar için büyük tehlike oluşturan yangına hiçbir şekilde müdahale edilmemiştir.

    6 AĞUSTOS 2017: Dersim merkeze bağlı Sarıtaş, Karşılar, Geyiksuyu, Eğriyamaç, Gökçek köyleri mevkiindeki ormanlık alan kolluk kuvvetleri tarafından ateşe verilmiş, yangına müdahale etmek isteyen halka ise kolluk kuvvetleri tarafından izin verilmemiştir.

    9 AĞUSTOS 2017: Dersim’in Kutudere bölgesinde, jandarma karakolundan atılan havan topu sonucu çıkan yangın bir hafta sürerken, halkın kendi imkanları ile yangına müdahale etmelerine ise jandarma görevlileri tarafından izin verilmemiştir.

    10 AĞUSTOS 2017: Ovacık Yayla Günü köyü, Çayırdüzü mezrası, Kızık Köyü Kara Deresi mezrası, Kuşluca köyü mevkiindeki ormanlık alanda, kolluk kuvvetlerinin açtığı ateş sonucu yangın çıkmış, günlerce süren yangına halk kendi imkanları ile müdahale etmiştir.

    11 AĞUSTOS 2017: Dersim merkeze bağlı Bali deresi mevkii, yine merkeze bağlı Kutu deresi, Özlücan köyü, Roj Vadisinde ki ormanlık alanda, helikopterlerin bombardımanı sonucu yangın çıkmıştır.

    16 AĞUSTOS 2017: Nazımiye, Doğantaş köyü mevkiinde kolluk kuvvetlerinin uygulamaları sonucu çıkan yangın günlerce sürdü.

    24 AĞUSTOS 2017: Dersim merkeze bağlı Geyiksuyu Jandarma Özel Hareket Taburu Komutanlığı tarafından yapılan top atışları sonucu, Geyiksuyu mevkiindeki ormanlık alanda yangın çıkmıştır.

    27 AĞUSTOS 2017: Kolluk kuvvetlerinin açtığı ateş sonucunda Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Hasangazi köyü mevkiindeki ormanlık alanda yangın çıkmıştır.

    3 EYLÜL 2017: Nazımiye ilçesine bağlı Uzuntarla ve Dokuzkayalar, 8 Eylül Nazımiye ilçesine bağlı Büyükyurt mevkilerinde ki ormanlık alanlarda ise kobra tipi helikopterlerin bombardımanı sonucu yangın çıkmıştır.

    17 EYLÜL 2017: tarihinde Dersim Merkeze bağlı Karşılar ve Geyiksuyu karakolları tarafından atılan havan topları sonucu Geyiksuyu, Halvori, Karşılar ve Sin köyleri mevkiindeki orman alanda yangın çıkmıştır.

    2018 YILI ORMAN YANGINLARI…

    26-30 TEMMUZ: Pertek Çataksu Köyü ve Yakabaşı bölgesinde çıkan yangın 5 gün boyunca devam etmiştir.

    ÇIKIŞ NEDENİ: Kesin olmamakla birlikte bir köy korucusunun kasıt veya ihmali sonucu çıktığı belirtiliyor. Dağlık ve ormanlık alana yayılan yangın il orman müdürlüğü ekiplerince söndürüldü. Yaklaşık 50 hektar alan zarar gördü..

    29 TEMMUZ-3 AĞUSTOS: Dersim merkez Çılga köyü, Zargovit orman yangını

    ÇIKIŞ NEDENİ: Askeri operasyon. Güvenlik nedeniyle müdahale edilmesine izin verilmeyen ormanlık alan günler sonra kendiliğinden söndü. Yangından yaklaşık 25 hektar alan zarar gördü.

    AĞUSTOS: Hozat ve Çemişgezek ilçeleri arasında yer alan Aliboğazı ormanlık alanda Ağustos’un ilk haftası itibarıyla çıkan yangın, kısa sürede Değirmendere Köyü, Zağar, Zengi, Koçeri, Bozan ve Kozkuzluca bölgelerini içine alarak geniş bir alana yayıldı. Yangın 22 Ağustos tarihinde gönüllüler ve orman işçilerinin müdahalesi sonucu kontrol altına alındı.

    ÇIKIŞ NEDENİ: Askeri operasyon. Müdahale edilmesine uzun süre izin verilmedi. 16-17-18 Ağustos’ta Dersim Doğa Gönüllüleri ve İl Orman Müdürlüğü’ne bağlı ekiplerce müdahale edildi ve yaklaşık 300 hektar ormanlık alan bu yangında zarar gördü.

    Pülümür vadisi Rabat Yangını. Ağustos’un üçüncü haftası başlayan yangın orman işçilerinin müdahalesi sonucu söndürüldü. Etkilenen alan hesaplanamadı.

    Geyiksuyu Bali Deresi – Müşkirek mezrası ve Bokır Dağı yangını 18 Ağustos tarihinde başlayıp, 22 Ağustos 2018 tarihinde söndürüldü.

    ÇIKIŞ NEDENİ: Askeri operasyon nedeni ile müdahale edilmesine izin verilmeyen yangın, yasağa rağmen doğa gönüllüleri tarafından 22 Ağustos tarihinde tamamen kontrol altına alındı. Ancak 25 Ağustos günü bölgede yapılan ikinci operasyon sonucu tekrar yangın başladı. 2-3 Eylül’de kendiliğinden söndü. Yaklaşık 200 hektar ormanlık alan zarar gördü.

    Dersim merkez Çığ köyü orman yangını. 28 Ağustos’ta başlayan yangının,

    ÇIKIŞ NEDENİ: Bilinmiyor Doğa gönüllüleri ve orman müdürlüğü işçilerinin ortak çalışması ile söndürüldü. Yaklaşık 3 hektar alan zarar gördü.

    1 EYLÜL–7 EYLÜL: Dersim merkez Kutuderesi yangını.

    ÇIKIŞ NEDENİ: Askeri operasyon. Durum: Yangına müdahale edilmesine izin verilmedi. Doğa gönüllülerinin bölgeye gitmeleri çabası sonuçsuz kaldı. Kutudere’de süren yangın 7 gün boyunca devam etti ve yağmurun yağması ile kendiliğinden söndü. Bu bölgede çıkan yangın sonucunda yaklaşık 250 hektar alan zarar gördü.

    5 EYLÜL: Dersim merkeze bağlı Geyiksuyu yangını.

    ÇIKIŞ NEDENİ: Bilinmiyor. Orman işçilerinin müdahalesi ile söndürüldü. Yanan alan yaklaşık 2 hektar.

    5 EYLÜL: Mazgirt Hıran bölgesi yangını.

    ÇIKIŞ NEDENİ: Bilinmiyor. Orman işçilerinin müdahalesi ile söndürüldü.

    16 EYLÜL: Zel Dağı Alacık yangını.

    ÇIKIŞ NEDENİ: Bilinmiyor. Yangın 3 gün sürdü ve kendiliğinden söndü.

    27-29 EYLÜL: Pülümür ilçesi Meydanlar Mahallesi yangını.

    ÇIKIŞ NEDENİ: Bilinmiyor. İlçe orman işletmesi çalışanları ve gönüllüler tarafından söndürüldü.

    20-28 EYLÜL: Munzur vadisi Ahpanos bölgesi yangını.

    ÇIKIŞ NEDENİ: Bilinmiyor. Tunceli Valililiğinin müdahale edilmesine izin vermediği yangın, çıktıktan sekiz gün sonra kendiliğinden söndü.

    27-30 EYLÜL: Mazgirt Kale Köyü yangını.

    ÇIKIŞ NEDENİ: Askeri operasyon. Yangın belediye çalışanları ve gönüllüler tarafından söndürüldü.

    YASAL MEVZUAT

    Hatırlatmak isteriz ki ülkemiz hukuk mevzuatında her ne sebeple olursa olsun bırakalım orman yakmayı seyirci kalmak dahi Orman suçları arasında “Yetişmiş veya yetiştirilmiş fidanları kesmek, sökmek, ekim sahalarını bozmak, yaş ağaçları boğmak, yaralamak, tepelerini veya dallarını kesmek veya koparmak veya ağaçlardan yalamuk, pedavra, hartama çıkarmak; Dikili yaş ve kuru ağaçları kesmek veya bunları kökünden sökmek, veya bunlardan kabuk veya çıra veya katran veya sakız çıkarmak, yatık veya devrik ağaçları kesmek veya götürmek, kök sökmek, kömür yapmak; Palamut, ıhlamur çiçeği, her çeşit orman örtüsü, mazı kozalağı, tıbbi ve sınai nebatları veya orman tohumlarını toplayıp götürmek; Ormanlardaki göl, gölet, baraj, derelerde dinamit atmak veya zehir bırakmak suretiyle avlanmak Ticaret amacıyla olmaksızın kendi ihtiyacı için toprak, kum ve çakıl çıkarmayı” çok yerinde olarak birer yaptırım aracı olarak cezalandırıcı orman suçları olarak kabul eder ve evrensel hukuk dünyası ile uyum sağlar. Anayasa’nın Ormanlar ve Orman Köylü ana başlığı altında Ormanların Korunması ve Geliştirilmesi başlıklı 169. Maddesi de der ki: “Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır.

    Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir. Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.

    Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.

    Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31/12/1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz” şeklinde hiçbir tartışmaya açık olmayan hüküm bulunmaktadır.

    170.maddesi de Orman Köylüsünün Korunması başlığı altında Orman Köylüsünün yaşamını sürdürülmesini ve yine esas olarak ormanların korunması için her türlü kolaylaştırıcı tedbirleri alma sorumluluğunun idarenin alacağını düzenler.

    Ayrıca 6831 sayılı Orman Kanunu; 2872 sayılı Çevre Kanunu hükümleri gereği güvenlik nedeniyle bile olsa orman yangınlarının çıkartılmaması ve çıkmışsa da acilen müdahale edilip söndürülmesini yasal zorunluluk olarak hüküm altına almıştır. Bu hukuki yasal düzenlemeler çok açıktır ve hiçbir şekilde esnetilmeye ve tartışmaya açık değildir.

    ORMAN YANGINLARI VE ÖZEL GÜVENLİK BÖLGELERİ

    Yangınlar genel olarak yerleşim yerlerinden uzak bölgelerde çıkmaktadır. Bu da bize yangınların tedbirsizlik sonucu ya da kazaen çıkmadığını göstermektedir. İkincisi orman yangınlarının yüzde doksanı özel güvenlik (yasaklı)bölgesi olarak tabir edilen mahalde vukû bulmaktadır.

    Sonuç olarak her vatandaş gibi bölgede görev yapan mülki amirlerin ilgili mevzuata ve yasa hükümlerine uyma zorunluluğu vardır.

    Kanun gereği çıkan yangını vatandaşın bildirme zorunluluğu olduğu gibi ilk elden müdahale etme hakkı var. Öncelikle mülkü amirlerin buna mani olmaması mevzuat gereğidir. İkincisi çıkan yangının nedeni ne olursa olsun başta orman bölge müdürlükleri ve kolluk kuvvetlerinin müdahalesi zorunlu olduğu gibi, ilgili kanunun hükmü gereğidir.

    Talebimiz dünya mirası olan doğamıza ve ormanlarımıza, daha fazla zarar vermeden bu ayrımcı ve ötekileştirici faaliyetlerden bir an önce dönülmesidir.

    Umarız 2018 yaz sezonunda cereyan eden orman yangınları 2019 yılında tekrarlanmaz, Dersim’in ormanlarına, doğasına, ve yabanıl hayata daha fazla zarar verilmez, yıllardır tekrarlanan bu yanlışa son verilir.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Almanya’dan alınan zehirli gazlar ile Dersim’de soykırım yapıldı’-VİDEO

    ‘Almanya’dan alınan zehirli gazlar ile Dersim’de soykırım yapıldı’-VİDEO

    PİRHA -Dersim Gazetesi’nin yayınladığı ‘gizli’ ibareli Mustafa Kemal Atatürk imzalı belgelere göre Almanya’dan 20 ton zehirli gaz, Amerika’dan da bombardıman uçakları satın alındığı ortaya çıktı. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Dersim Araştırmalar Merkezi’nden Hüseyin Ayrılmaz, “Bu topraklarda bir soykırım yapıldı. Bu durum Türkiye’yi de aşan bir durumdur” ifadelerini kullandı.

    Dersim Gazetesi, ‘gizli’ ibareli Mustafa Kemal Atatürk imzalı belgelere göre Almanya’dan yirmi ton zehirli gaz, Amerika’dan da bombardıman uçakları satın alındığını ortaya çıkardı.

    “BİLİYORDUK AMA ELİMİZDE BELGELER YOKTU”

    Konuya ilişkin PİRHA‘ya konuşan Dersim Araştırmalar Merkezi’nden Hüseyin Ayrılmaz, “Biz Dersim’de 37-38 yıllarında zehirli gaz kullanıldığını biliyorduk ama elimizde belgeler yoktu. İlk defa 2014 yılında bir belge geçti elimize” diyerek şunları aktardı:

    “1942 yılında dönemin Başbakanı Refik Saydam, Genelkurmay Başkanı’na telgraf çekiyor; aldığım bilgiler Dersim’de zehirli gazın kullanıldığı yönünde. Bir devletin ya da bir insanın kendi düşmanına dahi kullanamayacağı zehirli gazı kendi vatandaşlarımıza karşı nasıl kullandık diyor. Bir başbakan, hekim olarak bundan utanç duyuyorum, tekrarı durumunda olayı meclise taşıyacağıma dair bilgilerinizin olmasını istiyorum mealinde bir belge yayınladı. Biz bu belgeyi televizyonlara verdik. Gerçekten de deklare edildi bu, biliyorduk.”

    “ZEHİRLİ GAZLARIN DERSİM’DE KULLANILDIĞINA EMİNİZ”

    “Refik Saydam’ın Fevzi Çakmak’a çektiği o telgraftan sonra bu sene Dersim Gazetesi’ne altı tane belge geldi. Bu belgeler 3 aydır elimizde. 4 Mayıs’ı bilerek seçtik; Mayıs sayımızda yayınlayacağız dedik. Altı belgenin tamamında o dönemin yöneticileri, Maliye Bakanı, Almanya Konsolosluğu, girilen pazarlıklar, Amerika’dan alınan uçaklar, Almanya’dan alınan 20 ton gaz. Bütün bunların ne amaçla alındığını biliyoruz. Beşinci ayda başlıyor alınmaya. 1937 5-6 ve 7. aylarda satın alınıyor. Akabinde de bunların Dersim’de kullanıldığına eminiz. Sadece bir tanesinde gaz yüklü bombaların Edirne’den kalkacak uçakların Elazığ’a gitmesi yönünde talimat veren belge de onların içerisinde var. Dönemin Nazi Almanya’sından bu gazlar alındı. Deneme amaçlı ilk kez Dersim’de kullanıldı diye düşünüyoruz” ifadeleriyle dönemde yaşananları aktaran Ayrılmaz, olayın hukuksal boyutuna ilişkin aktarımlarda bulundu:

    “Bunları hukukçularla görüşeceğiz. En önemlisi uluslararası ilişkilerde, özellikle Almanya’da bulunan arkadaşlarla görüş alışverişi içerisindeyiz. Türkiye boyutuyla ne yapacağımızı konuşmamız gerekiyor. Ne tür cevap verecek bu devlet bize. Tahmin ediyoruz. Bu topraklarda bir soykırım işlendi. Zehirli gazlar kullanıldı. Bunun mahkeme yoluyla mı, uluslararası ilişkiler boyutuyla mı güzergah izlenecek onu zamanla netleştireceğiz. Türkiye’yi de aşan bir süreç, konuşup birlikte bunu değerlendireceğiz. İzleyeceğimiz güzergahı biraz daha önümüzü görerek ve doğru bir yöntem belirleyerek yürümek istiyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Katliamı’nda kullanılan zehirli gazlar Almanya’dan alınmış- VİDEO

    Dersim Katliamı’nda kullanılan zehirli gazlar Almanya’dan alınmış- VİDEO

    PİRHA- Dersim Katliamı’nda kullanılmak üzere Atatürk ve Bakanlar Kurulu imzalı hazırlanan belgede 20 ton zehirli gaz ve bombardıman uçaklarının Almanya ve Amerika’dan satın alındığı ortaya çıktı. Dersim Araştırmalar Merkezi’nden Yazar Nesimi Aday, ilk defa PİRHA’ya açıkladı.

    4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararı Dersimlilerin başına gelen felaketin “resmi belgesi”.

    Bu belgedeki en önemli cümle ise şu:

    “Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar vermeyecek hale getirmek, köyleri kamilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.”

    Bu karar ile Osmanlı’da çözülemeyen Dersim sorunu kan ile bir kere daha çözülmek istendi. 1938 trajedisi, geride sadece ölü ve yaralılar ve sürgünler değil; Cumhuriyet’e güveni erken bitmiş ve öfkesi artmış bir halk bıraktı.

    Aradan geçen 82 yılda köy boşaltmaları, çatışmalar ise hiç bitmedi. Her yıl katliamın yıldönümünde bir araya gelenler yaşamını yitirenleri anıyor ve ‘yüzleşme’ çağrısında bulunuyor. Dersim Araştırmalar Merkezi’nden Yazar Nesimi Aday da 4 Mayıs 1937’ye ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    4 MAYIS DERSİM KATLİAMI’NA GİDEN SÜREÇ

    Dersim Katliamı’nı doğru okumak için Koçgiri’yi, Ağrı’yı hatırlamanın önemli olduğuna değinen Aday, 4 Mayıs 1937’de katliama ilişkin alınan karara giden sürece ilişkin şunları söyledi:

    “4 Mayıs 1937 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla bir soykırım kararı alınmıştır. Bu karardan sonra 15 Kasım 1937’de Seyit Rıza ve arkadaşları idam edilmişlerdi. 1937-1938 Dersim’de soykırım yapılmıştı. Dersim Soykırımı’nı doğru anlamak için birkaç kritere değinmek gerekiyor. Bunlardan biri 1921 Koçgiri Halk Hareketi’dir. Lozan’dan sonra Koçgirili Kürtler, Cumhuriyete tepki vermişlerdi. Çünkü halkları inkâr edilmişti. Koçgirili Kürtler, 1921’deki halk hareketinden sonra yenilmişlerdi. Yenilgiden sonra Koçgiri liderleri Alişan Bey, Alişer Bey, Nuri Dersimi gibi liderler Dersim’e sığınmışlardı ve Dersim’de siyasal örgütlenme yapmaya başlamışlardı. Bu insanlar Kürdistan Teali Cemiyeti üyeleriydi aynı zamanda. 1925 Şeyh Sait İsyanından sonra, devlet, 1926 yılında da Çemişgezek bölgesinde Kocan (Koçuşağı) üstüne gitmişti. Kocan Direnişi öncesi, Şeyh Sait isyanından kaynaklı Dersim Milletvekili Hasan Hayri Bey asılmıştı. Bunlardan neden bahsediyorum? Çünkü hepsi birbiriyle ilişkili. O aralar çeşitli kanunlar çıktı. Şark Islahat Planı, İskân Kanunu gibi. Dolayısıyla topyekun bölgenin üzerine gidiyorlardı. Bugünkü KHK ve kayyumlara benzer mantık o zaman da vardı. Daha sonra 1930 yılında Pülümür hareketi yapıldı. Çünkü Pülümür hareketi de Ağrı isyanıyla ilişkilendirilmişti. Pülümür’deki Dersimlilerin Ağrı’ya katılmaması için üzerine gidilmişti, orada da bir katliam gerçekleşmişti. 1933 yılına gelindiğinde, Seyit Rıza’nın oğlunun öldürülmesi olayı var. 1935 yılında Tunceli Kanunu ile Dersim Tunceli yapılmıştı. Devlet bir il için özel kanun çıkartılmıştı. Bu bir katliam kanunuydu. 1935’den sonra zaten katliam süreci başlamıştı. 4 Mayıs 1937 tarihli belge de bunun kanıtıdır.”

    ZEHİRLİ GAZLAR ALMANYA’DAN, BOMBARDIMAN UÇAKLARI AMERİKA’DAN

    Dersim Katliamı’na ilişkin günümüze kadar pek çok belge açığa çıkartıldı. Nesimi Aday, Dersim Araştırmalar Merkezi olarak daha önce de dönemin başbakanlarından Refik Saydam’ın sözleriyle buldukları belgede, Dersim’de zehirli gazların kullanıldığını açıkladıklarını hatırlatarak, yeni ulaştıkları bilgiyi de PİRHA ile paylaştı.

    Aday, “Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk ve Bakanlar Kurulu imzalı bu belgeye göre zehirli gazlar Almanya’dan satın alınmıştır. Bunları daha önce defalarca söyledik. Ben de çeşitli defalarca yazılarımda belirtmiştim. Bu gazları Almanlar mı İngilizler mi verdi diye sormuştum. Bu gazların Almanlardan satın alındığı netleşti. 1937 Temmuz’unda 20 ton klor gazı satın alındığının belgesini bulduk. Bombardıman uçakları da satın alınmış yine. Onları Amerika’dan almışlar. Dersim soykırımı için hem klor gazı, hem bombardıman uçakları alınmış. Türk havacılık tarihinin duayeni kabul edilen Nuri Demirağ’ın fabrikasına indirilmiş. Bunların hepsi detaylı olarak belgelerde geçiyor” ifadelerini kullandı.

    “DERSİM’DE ORGANİZE BİR SOYKIRIM YAPILMIŞTIR”

    “Dersim’de organize bir soykırım yapılmıştır.” diyen Aday, bu soykırımlarla yüzleşilmesi gerektiğini kaydetti. Aday sözlerini şöyle sürdürdü: “Daha önce Recep Tayyip Erdoğan başbakan iken özür dilemişti. Kimilerine göre yarım ağız, samimi değildi ama. Ben öyle düşünmüyorum. Bir başbakan sıfatıyla dilediği için önemlidir, kıymetlidir. Fakat bunun arkası getirilmedi. Dersim belgeleri açıklanmadı. 150 bin belge halen duruyor. Bu belgelerin açıklanmasını istiyoruz. Çünkü bu belgelere göre Seyit Rıza ve yol arkadaşları mezarların yerlerini öğrenmiş olacağız. Evlatlık olarak verilenlerin akıbetleri halen bilinmiyor. Sürgüne gönderilenlerin akıbetini bilemiyoruz. Bu sürgüne gidenler 1945’den sonra geri döndüler ama çoğunun akıbetini bilmiyoruz. Bu belgelerin de akıbetinin açıklanmasını ve kamuoyuna duyurulmasını talep ediyoruz. İyileşmek için yüzleşmek gerekiyor.”

    DERSİM, İSTANBUL VE DİYARBAKIR’DA ANMA

    Bu yıl da İstanbul, Dersim ve Diyarbakır’da anmaların yapılacağını da söyleyen Aday, “Diyarbakır’da ilk kez olacak bir anma var. Çeşitli Dersimli kurumlar ve HDP yapacak bu anmaları. Biz de Dersim Araştırmalar Merkezi olarak bu anmalara destek vereceğiz.” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Seyit Rıza ve arkadaşları idamlarının 81’inci yılında anılacak

    Seyit Rıza ve arkadaşları idamlarının 81’inci yılında anılacak

    PİRHA-Seyit Rıza ve arkadaşları idamlarının 81’inci yılında türküler ve şiirlerle anılacak. 

    15 Kasım 1937 yılında Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza, oğlu ve yoldaşları için 11 Kasım Pazar günü saat 17:00 ile 22:00 arası İstanbul Şişli Kent Kültür Merkezi’nde anma etkinliği düzenlenecek.

    Dersim Araştırmalar Merkezi tarafından düzenlenecek olan etkinlikte müzik dinletisi ve şiirler yer alacak. Etkinlikte sanatçılar Ferhat Tunç, Ayfer Düzdaş, Dertli Divani, Hasan Ali Sezer, Musa Baki, Doğan Çelik, Taylan Yıldız türküler seslendirirken Ahmet Can Akyol, Nesimi Aday ve Hıdır Işık da şiirler seslendirecekler.

    Katılımın ücretsiz olduğu etkinlikte sunumu Özgür Enver Bulut yapacak. (HABER MERKEZİ)

  • Dersim Araştırmaları Merkezi’nden orman yangınları açıklaması: Bir damla su olalım

    Dersim Araştırmaları Merkezi’nden orman yangınları açıklaması: Bir damla su olalım

    Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM), Dersim’deki orman yangınlarına ilişkin merkez binasında bir açıklama yaptı.

    DAM adına Sanatçı Ferhat Tunç tarafından yapılan açıklamada, “Yaz boyu belli aralıklarla devam eden orman yangınları, bir hafta önce tekrar başladı. Ağustos’ta yakılan ormanlar doğa gönüllüleri tarafından kontrol altına alınmıştı” hatırlatmasında bulunularak, “Ancak Dersim doğasına hasım gözüyle bakanlar boş durmadılar. Yangın hala Zel Dağı çevresi, Harsi, Areki, Zargovit ve Ahpanos bölgesine yayılarak devam ediyor. 27 Eylül Perşembe günü de Mazgirt Kale köyü ve Geban arası bölgede yeni yangın haberleri alıyoruz” denildi.

    “KASITLI BİR POLİTİKANIN SONUCU”

    Yangınların Dersim’in dağlık alanlarında ve birçok bölgede aynı anda çıktığına dikkat çeken Tunç, bunun kasıtlı bir politika olduğunu söyledi.

    Yapılan açıklamanın devamında ise şu ifadeler kullanıldı: “Açıkçası ormanlarımız operasyon ve güvenlik gerekçesiyle yakılmaktadır. Mülki amirler cemevinde, müftü eliyle Muharrem lokmasını dağıtırken, bölgenin kutsalı sayılan geyiklerin ocaklarına ateş düşüyordu.”

    Ayrıca yapılan açıklamada çevrecilere, aydınlara, sanatçılara ve kamuoyuna, “Bu zulme daha fazla seyirci kalmayalım ve Dersim doğasına bir damla su olalım” çağrısı yapıldı.

  • ‘Dersim’e Devlet eliyle Alevi Akademisi kuruluyor’-VİDEO

    ‘Dersim’e Devlet eliyle Alevi Akademisi kuruluyor’-VİDEO

    PİRHA – Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) yöneticisi Hüseyin Ayrılmaz, Dersim Gazetesi’nin son sayısında “Dersim’de iktidar eliyle bir Alevi Akademisi’nin kurulmasının kararı alınmış ve bunun için bir fon ayrılmış” diyerek bir tehlikeye dikkat çekmişti. PİRHA olarak bunun ne anlama geldiğini, böyle bir Akademi çalışmasıyla neyin hedeflendiğini Ayrılmaz’a sorduk.

    Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) yöneticisi Hüseyin Ayrılmaz Dersim Gazetesi’nin son sayısında “Dersim’de iktidar eliyle bir Alevi Akademisi’nin kurulmasının kararı alınmış ve bunun için bir fon ayrılmış” diye yazmıştı.

    PİRHA olarak bunun ne anlama geldiğini, böyle bir Akademi çalışmasıyla neyin hedeflendiğini Ayrılmaz’a sorduk.

    “REKTÖR VE KÖKEL ‘MÜJDE’ VERİR GİBİ SUNDULAR”

    Ayrılmaz, Birkaç ay önce İstanbul’da Avcılar Barış Manço Kültür Merkezi’nde Derviş Cemal Ocağı ile ilgili bir konferansın yapıldığını ve bu konferansa kendilerinin de davetli olduğunu belirterek şunları aktardı:

    “O konferansta Dersim Üniversitesi’nden gelen rektör ve yardımcısı Coşkun Kökel vardı. Onların konuşmalarında şöyle bir şey geçti ve Hatta Dersimlilere bunu müjde olarak verdiler: Başbakan Binali Yıldırım’ın selamlarını size getirdik. 150 milyon TL bütçe üniversitemize ayrıldı ve ayrılan bu bütçeyle biz Dersim’de üniversite bünyesinde Alevi Akademisi’ni kuruyoruz.”

    “ALEVİ AKADEMİSİ İLE SINIRLI DEĞİL”

    Ayrılmaz, konferansa katılan Tunceli Üniversitesi Rektörü ile yardımcısı Coşkun Kökel’in konferans konuşmalarında Alevi toplumuna ilişkin “Türkiye genelinde de bütün Alevi ocaklarıyla ortak konferanslar, ortak bilgilendirmelerin yanı sıra Alevi tarihiyle ve inancıyla ilgili çalışmalarımız olacak. Bu çalışmalarımızın neticesinde de yaptığımız bu konferanslar ve eğitim çalışmaları ile çalıştaylar sonucunda bunu bir kitaba dönüştüreceğiz” gibi projeler açıkladıklarını belirti.

    “BU AKADEMİYLE YENİ DEDELER ÜRETECEKLERİNİ SÖYLÜYORLAR”

    Hüseyin Ayrılmaz, Dersim’e Alevi Akademisi’ni kurmayı hedefleyen bu kişilerin, ne kadar Alevi inancına değer verdiklerini, Dersim’in buna ihtiyacının olduğunu öne sürdüklerini kaydetti.

    Ayrılmaz rektör ve Coşkun Kökel’in şu gerekçeleri öne sürdüğünü anlattı:

    “Alevi yol erkanı konusunda son yıllarda farklı düşünceler, farklı tezler öne sürenler var. Biz bunun yanlış olduğunu ve Alevi inancını yerli yerine oturtmak için bu çalıştayları yürütüyoruz ve bu çalıştaylar neticesinde de bunu bir esere dönüştürerek Alevi toplumuna sunacağız.”

    Ayrılmaz, “Onların iddiasına göre, ‘Alevi inancıyla ilgili daha bilinçli, daha tarihe ışık tutacak şekilde yeni dedeler, cemevleri üreteceklerini ve bunun üzerinden Alevi Yol-Erkanının yoldan saptırılmasına engel olarak onu yerli yerine oturtacaklarını’ söylüyorlar” diye konuştu.

    “‘ALEVİLİK GELECEKSE BİZ GETİRİRİZ’ DEMEK İSTİYORLAR”

    Bu projelerin başta Dersim olmak üzere tüm Alevi toplumu için yeni tehlikelere işaret ettiğine dikkat çeken DAM yöneticisi Hüseyin Ayrılmaz, şu değerlendirmelerde bulundu:

    “Biz de haklı olarak şunu söylüyoruz: AKP bir dönem bütün Alevileri çağırarak Ankara’da uzun süren çalıştaylar düzenledi. Çok büyük iddialarla Alevi inanç önderleri buna katıldı. Buradan bir umut beklendi. Hakikaten Aleviliğin tanınacağı, yeniden yasal olarak hükümet nazarından da resmi olarak tanınacağı konusunda adımların atılacağını herkes düşünüyordu ve bu beklentilerle katıldı toplantıya. Ancak hüsranla sonuçlandı ve bunu herkes gördü.
    Dersim’i esas alarak böyle bir çalışma yürütüyor olmalarının nedeni kendi açımızdan değerlendirdiğimizde varacak yerin ne olduğunu da biliyoruz. Bununla bize şunu demek istiyorlar: Eğer Alevilik geliştirilecekse, Alevilikle ilgili adımlar atılacaksa bunu da siz değil, biz yaparız’ mantığı var bunun altında. Onun için kendi kontrolleri dışında olabilecek bir gelişmeye engel olmak istiyorlar. Yine ‘resmi din anlayışı üzerinden bir Alevilik tarifi yapılacaksa bunu da bizler yapacağız’ diyorlar. Bize açıkça bunu söylüyorlar.”

    “DAİRENİN DIŞINDA KALAN DERSİM, İÇİNE ALINMAK İSTENİYOR”

    Neden Dersim? sorumuza Ayrılmaz şu yanıtı veriyor:

    “Dersim’i seçmenin kendileri açısından nedeni var. O da; Aleviliğin ülke çapında geldiği nokta itibariyle kendi kontrollerinde olabileceğini düşünerek bunu yapıyorlar. Dersim biraz bu dairenin içine dahil olmadı. Dersim’in bu daireye dahil olabilmesi için orada kurulacak Alevi Akademisi’nin Alevi Yol- Erkanının yol alması noktasında kendi bildikleri, kendi düşündükleri tarzda bir Aleviliğe götürmek istiyorlar bizi. Yani tasfiye edilemeyen bir Kürt Aleviliği var. Onun da bu yola tasfiye edilmesi amaç ediliyor diye düşünüyorum.

    “ALEVİ AKADEMİSİYLE ‘ALEVİLİK İNANCI BUDUR’ DİYECEKLER”

    Dersim Katliamı’nın 81’nci yıl dönümünde sağlam kalan damarların da bu yöntemlerle kesilmeye, çürütülmeye çalışıldığına vurgu yapan Ayrılmaz, “Zaten şu anda Dersim’de mevcut cemevlerinin içinde bulunduğu durumu göz önüne aldığımızda yani cemevlerinin yürüttüğü çabanın, inanç noktasında attığı adımların bizim bildiğimiz Alevilikle ne kadar ilişkili olup olmadığı ayan beyan ortada. Devlet hepsini bir şekilde denetim altına almış vaziyette. Oradaki görevli insanlar eliyle gerek ekonomik destekle, gerekse başka baskı yöntemleri uygulayarak bir şekliyle kontrol altına almışlardır. Şimdi bunu daha büyük bir organizasyonla bir de düşünsel anlamda yani bu daireye dahil olmayanları da Alevi Akademisi eliyle kendilerine göre bir Alevilik yaratarak ve bizim tarihimizi onlar tekrar önümüze koyarak ‘Alevilik inancı budur’ diyecekler. Bunun reddedilmesi gerekiyor, kabul etmememiz gerekiyor” dedi.

    “BİZE ALEVİLİĞİ TARİF ETMESİNLER”

    Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) yöneticisi Hüseyin Ayrılmaz son olarak şunları belirti:

    “Doğal olan şudur; Devlet neden Alevilik konusunda hassas davranıyor? Niye bize bir Alevilik tarifi yapıyor?” sorularını sormaktır. Tarihten beri yaptıkları asimilasyon, Aleviliği ne kadar dışladıkları, Aleviliğe yaptıkları kötülük ortadayken bugün kalkıp bize yeniden Alevilik tarifinin yapılmasına ne Alevilerin ihtiyacı var, ne de Dersim’deki Alevilerin ihtiyacı var. Elimizin tersiyle itmemiz gerekiyor ve gerçek Aleviliğin ne olduğu konusunda bıraksınlar halk kendi inancını nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşasın. Bize Aleviliği tarif etmesinler.”

    Turabi KİŞİN

  • ‘Koçgiri, siyasi ve diplomatik bir hareket’

    ‘Koçgiri, siyasi ve diplomatik bir hareket’

    PİRHA- Koçgiri Katliamı’nın 97’nci yılı nedeniyle düzenlenen panelde Koçgiri hareketinin siyasi ve diplomatik bir hareket oluğu vurgulandı.

    Koçgiri Katliamı’nın 97. yılına ilişkin Dersim Araştırmalar Merkezi DAM’da panel düzenlendi. Panelde konuşmacı olarak yazar Ali Kemal Dolu ve Araştırmacı Cihan Şan yer aldı. Panel sonrası sanatçı Musa Baki tarafından müzik dinletisi gerçekleştirildi.

    Panele başlamadan önce katliamda yaşamını yitirenler anısına bir dakikalık sessizlik oldu.

    “EGEMEN SINIFLAR HER ŞEYİN ÜSTÜNÜ KAPATIR”

    İlk olarak konuşan yazar Ali Kemal Dolu, Koçgiri’ye gelene kadar dünyada yaşananları kısa bir şekilde analiz etti. Dünyada ezilen kesimlere yönelik ne kadar katliam yapılmışsa egemen sınıfın onları ‘vahşi oldukları için’ katlettiklerini söylediklerini belirterek “Egemen sınıflar ne isterse yapar ve her şeyin üstünü kapatır” dedi.

    “KOÇGİRİ SİYASİ VE DİPLOMATİK BİR HAREKET”

    Cihan Şan, Koçgiri hareketinin siyasi ve diplomatik bir hareket olduğuna vurgu yaptı. 1918’den sonra imzalanan Sevr Anlaşması’yla diğer milletlere kendi kaderlerini tayin etme hakkı tanındığını ifade eden Şan, o dönemde Kürt aydınlarının bu siyasi pozisyonu görerek Kürt Teali Cemiyeti’ni kurduklarını, çeşitli devletlerle görüşmeler yaptıklarını ve İngilizlerle yapılan görüşme sonrası Kürdistan devletinin kurulması üzerine mutabakata vardıklarını kaydetti.

    Şan, Ankara Hükümeti’nin oluşmasının ardından Kürt Teali Cemiyeti temsilcilerinin Koçgiri’ye gittiklerini belirtilirken, Koçgiri’de çeşitli siyasi yazışmalar ve görüşmelerin devam ettiğini söyledi.

    İÇERİDEN İHANET

    Şan, 1920 yılında Seyit Abdal Türbesi’nde yapılan bir toplantıda ‘Kürdistan’ı gerekirse silah zoruyla alacağız’ konularının konuşulduğunu ve burada bir oluşum içerisine girildiğini belirtti. Koçgiri’nin kendi başına mukavemete girmesiyle birlikte kış ayı olduğu için hiçbir yerden destek gelmediğini kaydeden Şan, içeriden ihanet olduğunu da ekledi. Topal Osman’ın ‘Şadan aşiret Reisi Paşo ölmezse bu harekat düşmez’ söylemleri üzerine Paşo’nun öldürüldüğünü belirten Şan, Seyit Rıza’nın Atatürk’e gönderdiği telgraflar sonucu 300’e yakın kişinin serbest bırakıldığını Haydar Bey ve Alişan Bey’in 10 yıl İstanbul’da sürgün kaldıklarını söyledi.

    Şan, Dersim’e neden operasyon yapıldığını anlamak için Koçgiri’ye bakmak gerektiğine işaret etti.

    Panel soru cevap ve kısa açıklamalar şeklinde devam etti. (HABER MERKEZİ)

     

  • Fadıl Öztürk’ün gözaltına alınmasına tepki: Artık şairlerden korkmaya başladılar

    Fadıl Öztürk’ün gözaltına alınmasına tepki: Artık şairlerden korkmaya başladılar

    PİRHA- Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM) yöneticisi, Şair-Yazar Fadıl Öztürk’ün Artı Gerçek’teki yazıları dolayısıyla gözaltına alınmasına tepki gösteren yazar Nesimi Aday, “Hükumet şairlere kadar indi artık şairlerden de korkmaya başladılar” dedi. 

    Artı Gerçek yazarı, şair ve yazar Fadıl Öztürk sabah saat 06.30’da evine yapılan baskınında gözaltına alındı. Hakkında yakalama kararı olduğu belirtilerek gözaltına alınan Öztürk’ün, yazılarında “Örgüt propagandası” yaptığı ileri sürüldü.

    “İKTİDAR ŞAİRDEN VE ŞİİRDEN KORKAR DURUMA GELMİŞSE DURUM VAHİM”

    Öztürk’ün gözaltına alınmasına tepki gösteren Dersim Araştırmalar Merkezi üyesi Nesimi Aday, hükümetin şairlerden korkmaya başladığını ifade ederek  “Şiir okuduğu için hapse giren bir cumhurbaşkanının ülkesinde şairler gözaltına alınıyor. İktidar eğer şairden ve şiirden korkar duruma gelmişse gerçekten durumlarının vahim olduğunu düşünüyorum.” dedi.

    “ŞİİR CENAHINA İLK KEZ OLUYOR”

    Öztürk’ün gözaltına alınma sebebi olarak gösterilen Artı Gerçek’te yazdığı yazıların lirik metinler olduğuna dikkat çeken Aday, şöyle konuştu:

    “Tabi ki güncel konjonktürle siyasete değiniyordu ama  daha çok şiirsel metinlerdi. Bu anlamda tedirgin edici yazdığı yazılardan dolayı bir şairi gözaltına almaları. İktidar ve iktidar yandaşları milletvekilleri, siyasi parti liderleri siyasetin her alanında faaliyet gösteren insanlara zaten orantısız bir güç kullanıyor ve saldırıyorlar bu anlamda. Ama edebiyat, şiir cenahına ilk kez oluyor sanırım. Bu yeni bir başlangıç mı acaba diye de düşünmüyor değilim. Fadıl Öztürk’ün bu gözaltısı başka boyutlara, başka insanlara ulaşır mı ondan emin değilim. Ama bir şaire yönelmeleri edebiyat açısından da üzücü.”

    “TOPLUMDA ŞOK ETKİSİ YARATMIYOR”    

    Bu gözaltılara karşı toplumsal duyarlılık oluşturmaya çalıştıklarını kaydeden Nesimi Aday, özellikle sosyal medyada bir takım duyuru çalışmalarına başladıklarını belirtti. Toplumun her kesiminin bu anlamda saldırı altında olduğunu ifade eden Aday, “Bütün ötekiler, ötekileştirilenler, farklı dünya görüşünde olan insanlar, farklı etnik kimliklerde olan insanlar buna Kürtler, Aleviler dahildir, herkes saldırı altında olduğu için toplumda bir şok etkisi yaratmıyor bu tür gözaltılar ya da tutuklamalar.” dedi.

    “FADIL’A GÜÇLERİ YETMEYECEKTİR”

    Yazar Nesimi Aday son olarak şunları belirtti:

    “Fadıl Öztürk, 12 Eylül süreçlerinden geçmiş bir devrimci arkadaşımızdır. Uzun yıllar hapis yattı. Bu süreçleri yaşadı geçti. Buna da direnecektir. Fadıl’a güçleri bu anlamda yetmeyecektir. İktidarların hiçbir zaman sanatçılara gücü yetmemiştir. Tarih boyunca böyle olmuştur onlar hep yenilmiştir, sanatçılar yazarlar, şairler kazanmıştır hep.” (HABER MERKEZİ)

  • İstanbul’daki Dersimlilerin köyü Akpınar’a ziyaret

    İstanbul’daki Dersimlilerin köyü Akpınar’a ziyaret

    Dersim Gazetesi, Dersim Araştırmaları Merkezi ve Pertekliler Derneği yöneticileri ile Alevi Dedesi Aziz Güler, İstanbul Göktürk’teki Akpınar Köyü’nü ziyaret etti. Ziyarette Dersimliler yaşadıkları sıkıntıları anlattı ardından da gelenlere zerefet ikram ettiler.

    İstanbul Göktürk’te Akpınar Köyünde yaşayan Dersimlileri ziyaret eden Dersim Gazetesi, Dersim Araştırmaları Merkezi ve Pertekliler Derneği yöneticileri ile Alevi Dedesi Aziz Güler büyük bir ilgiyle karşılandı.

    Eskiden göçmenlerin yaşadığı küçük bir köy olan Akpınar, 1960’ların başında kömür ocağında çalışmaya gelen Dersim Pertekli Haydar Akçelik’in ardından maden ocağı işletip 1960’dan itibaren hemşehrilerini, maden bölgesine taşıması sonucu Dersimlilerin yaşam alanı haline geldi.
    Dersimlilerin gelip kömür ocaklarında çalışması sonucu hızla büyüyen köyün nüfusunu şimdilerde Dersimliler oluşturuyor.

    DERSİM’DEN AKPINAR’A

    Ziyaret sırasında görüştükleri köylülerden Hasan Taze, zor şartlarda çalışıp, düzen kurduklarını söylüyor. Pertek’in Dere Nahiyesi’ne bağlı Ağzunik köyünden gelip buraya yerleşen 1938 doğumlu Taze, hikayesini şöyle anlatıyor:
    “1961’de Almanya işçi alıyordu. Ben de başvurdum. Babam ‘Almanya’da adam kesiyorlar’ deyince, korktum ve vazgeçtim gitmekten. Haydar Ağa’nın son hanımı bizim akrabaydı, babam, benim için ona söylemiş ve buraya geldik. Çok zor şartlarda kömüre girdim. O ara Zonguldak’tan işçiler gelmişti, tünel sistemiyle kömür çıkarılıyor. Haydar Ağa’da makine yoktu daha. Sonra makine girdi madene. Tünel yöntemi bitti. Açık işletme başladı. İşletme açılınca duyan geldi memleketten. Hiç ayrımcılık görmedik yerlilerden. Burada bizi dışlayanlar olmadı.”

    “ÇOCUKLARIMIZ ASİMİLE OLUYOR”

    1999 yılından beri muhtar ve aslen Pertek’in Gülbari köyünden olan Ali Genç’in verdiği bilgiye göre toplam köy nüfusu 1936 kişi. Dersimlilerin tahmini nüfusu ise 450-500 kadar. Dersimliler normalde daha çok ama göç vermişler.
    Dersimlilerden biri “En büyük sorunumuz çocuklar. Çocuklarımıza kültürümüzü veremediğimiz için asimile oluyorlar” diyerek, Pir Aziz Güler’e dert yanıyor.

    “DERSİMLİLER GİTTİĞİ HER YERİ GÜZELLEŞTİRİYOR”

    Yoğun bir ilgiyle karşılanan sanatçı Ferhat Tunç da yaptığı açıklamada; “Dersimliler gittiği her yeri güzelleştiriyor. Görüyorum ki sizler de bu maden sahasını emektar ellerinizle, emeğinizle güzelleştirmişsiniz, sizinle gurur duyorum” diyor.

    Kurum temsilcileri, Dersimlilerin yoğun gittiği kahvehane ziyareti ve köy gezisi sonunda; Hıdır ve Selvi Genç’in evine konuk oldular. Ev sahiplerinin geleneksel Dersim yemeği olan Zerefet ikramından sonra, köyden ayrıldılar.

    Ziyarete Ahmet Doğru, Aziz Güler, Esra Çiftçi, Ferhat Tunç, Hüseyin Ayrılmaz, Murat Onay, Muzaffer Kocaman, Nesimi Aday, Nihat Öz ve Selman Yeşilgöz katıldı. (HABER MERKEZİ)