Etiket: Dersim Dernekler Federasyonu

  • İzmir’deki Dersimliler coşkulu dayanışma gecesinde buluştu-VİDEO

    İzmir’deki Dersimliler coşkulu dayanışma gecesinde buluştu-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de çalışmalar yürüten Bornova, Menemen, Aktepe Dersimliler Derneği ve DEDEF’in ortaklaşa organize ettiği dayanışma gecesinde Dersim’e yönelik ekolojik yıkım, asimilasyon ve soykırım politikalarına karşı bir arada mücadele çağrısında bulunuldu.

    İzmir’in farklı bölgelerinde çalışmalarını yürüten Menemen Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği, Bornova Dersimliler Kültür  ve Dayanışma Derneği, Aktepe Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği ile birlikte Dersim Dernekler Federasyonu, dayanışma gecesi düzenledi.

    Bayraklı ilçesinde gerçekleşen dayanışma yemeğine Alevi kurumları, yöre dernekleri, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum örgütlerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    Dayanışma yemeğinin gerçekleştiği salona ‘İnancımıza Saldırı Toplumsal Varlığımıza Saldırıdır’, ‘Her Vas Kokê Xo Ser Rewino, Her Teyr Zonê Xo De Woneno’, ‘Maden Şirketlerine, Madenciliğe Hayır’ ve ‘Munzuruma Dokunma’ pankartları asıldı.

    “DERSİM TÜKENİŞE GÖTÜRÜLMEK İSTENİYOR”

    Dayanışma gecesinde ilk söz alan Bornova Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Barış Çelik, Dersim’e yönelik her saldırının politik olduğunu ve Dersim’in tükenişe götürülmek istendiğini vurguladı. Çelik yaptığı konuşmada “Çevresel ve ekolojik krizlerin derinleşerek yaşam alanlarımızı tehdit ettiği, kültürel dokumuzun mayası olan ana dilimizin giderek soluklaştığı bir dönemde Dersimde doğaya yapılan her saldırı planlı ve politiktir. Doğaya karşı saldırı kültürel kimliğe saldırıdır, hafızaya saldırıdır, toptan yok etmeyi amaçlamaktadır. Bizler doğamıza sahip çıkarak sermayeye peşkeş çektirmeyeceğiz. Dersime baktığımızda; sistematik şiddet ve asimilasyon politikalarıyla tükenişin eşiğine getirildiği gerçektir. Yüzbinlerce insanımız çeşitli biçimlerde göçertilerek dünyanın dört bir yanına savrulmuş, dilimiz Kırmancki ve Kurmanci yok oluşun eşiğine getirilmiş, yerel ekonomi çökertilerek halkımız bağımlılık ilişkileri içine çekilmiş, ormanlarımız her yıl ateşe verilerek, nehirlerimiz barajlarla katledilerek, topraklarımız vahşi madencilik projeleriyle yağmalanarak doğamız bir bütün olarak tahrip edilmiştir” dedi.

    “DERSİMLİLERİN TALEBİ BARIŞ İTTİFAKIDIR”

    Çelik, ülkenin içinde bulunduğu krizlere karşı güçlü bir barış ittifakının Dersimlilerin talebi olduğuna değinerek, “Kadınları, gençleri değerlerimizden uzak tutarak bu dirilişi yakalayamayız. Bunu sağlamak güvenle, samimiyetle olur. Değerlerimize utangaç değil cömertçe yaklaşmalıyız. Anamızdan utanmadığımız gibi, ana dilimizden utanmayacağız. Tarihsel hadiselere karşı verdiğimiz reaksiyon haklılığımızın resmidir. Aleviliğin mitolojik hikayesi önemli oranda Dersim’de mayalanmıştır. Biz Alevileri bir torbanın içine sığdıramazsınız. Yurdumuzun içinde bulunduğu süreçte ekonomik ve siyasi olarak yönetilmediği toplumsal barıştan uzak savaşçı bu iktidara karşı güçlü bir barış ittifakının kurulup ötekileştirmeden var olan iktidardan kurtulmak biz Dersimlilerin talebidir. Sol bir birliktelik kurulup bu ülkeyi demokratik ve barışçıl bir sürece taşımalıdır” diye konuştu.

    “TEK ÇIKIŞ YOLU YAN YANA GELEREK MÜCADELE ETMEKTİR”

    Menemen Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Gamze Yentür de ülkedeki hak gaspları ve krizlere karşı yan yana gelerek mücadele etmenin asıl vurgulanması gereken olduğuna işaret ederek, “Tüm dünyada ve ülkemizde savaşlar, katliamlar, ekonomik, siyasal krizler var. Bütün bunların yanında mücadele eden, karşı duranlar var. Asıl vurgulanması gerekenin mücadele ederek örgütlenmenin ve buradan da tek çıkış yolunun yan yana gelmek olduğunu söylemek gerekiyor. Ülkemizde her türlü hak ve özgürlükleri yok sayan, ağır ekonomik sosyal hak gaspının olduğunu, burjuva yasaların rafa kalktığını görüyoruz. Bunlar ancak fiili meşru mücadeleyle aşılabilir. Bunun yolu da bulunduğumuz her alanda yan yan gelerek, mücadele etmenin yoludur” ifadelerini kullandı.

    “DERSİM ELİMİZDEN ALINMAK İSTENİYOR”

    Dersim Dernekler Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Ali Rıza Bilir ise, tekçi anlayışın Dersim’e yönelik saldırılarının devam ettiğini ifade ederek şöyle konuştu:

    “Krizin faturası halklara kesiyor. Buna karşı halkların mücadelesi aynı kararlılıkla devam ediyor. Bu faşist sistem baskı, dayatma ve  tekçiliğini devam ettiriyor. Kurumlarımız kolektif emek ederek çalışmalarını yürütüyorlar. Tarihin her sürecinde Dersimliler sürgün edilmiş, asimilasyon görmüş bir toplumdur. Ama şu iyi bilinmeli ki; onlar Dersim halkına bir adım dahi geri attıramayacak. Bizlerin daha güçlü örgütlenmeye, bir araya gelmeye ihtiyacımız var. Dersimliler kendi küllerinden geriye dönecektir. Coğrafyamızda binlerce dönüm arazi maden alanı ilan edilmekte ve maden şirketleri coğrafyamızda cirit atmaktadır. Ormanlarımız, hayvanlarımız, börtü böceğimiz yok ediliyor. Buna tavır geliştirmek zorundayız. Yoksa Dersim elimizden alınacaktır. Dersim elimizden alınmak isteniyor. Buna karşı bir araya gelerek mücadele etmeliyiz ve çalışmalar yürüten kurumlarımız, derneklerimizi yalnız bırakmayarak destek olmalıyız.”

    25 ARALIK ALEVİ KURULTAYINA KATILIM ÇAĞRISI

    Dersim Dernekler Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Hediye Zengin de Alevi kurumlarının torba yasa ve Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na karşı 25 Aralık’ta İstanbul’da düzenleyeceği ‘Büyük Alevi Kurultayı’na katılım çağrısında bulundu.

    Dayanışma yemeği söz alan siyasi parti temsilcilerinin konuşmaları sonrasında çekilen halaylar ile son buldu.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • Seyit Rıza İzmir’de anıldı: Katliamla yüzleşilsin, mezar yerleri açıklansın-VİDEO

    Seyit Rıza İzmir’de anıldı: Katliamla yüzleşilsin, mezar yerleri açıklansın-VİDEO

    PİRHA- İdam edilişlerinin 85’inci yılında Seyit Rıza ve arkadaşlarını anan İzmir Dersim Dernekleri ve Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi, soykırımın başlıca sorumlusu olan ırkçı ideolojinin aynı uygulamayı 85 yıldır sürdüren mevcut devlet aklıyla sürdürdüğüne vurgu yaparak, yüzleşme ve adalet talebinde bulundu.

    İdam edilişinin 85. yılında Seyit Rıza ve yoldaşları İzmir Dersim Dernekleri, Dersim Dernekler Federasyonu ve Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi öncülüğünde Karşıyaka İskelesi’nde anıldı.

    Attıkları “Devlet Dersim Tertelesi ile yüzleşsin”, “Dersim onurdur, onuruna sahip çık”, “Tertele Dersim Xo Vîra Meke” sloganları ile soykırıma dair tepkilerini dile getiren kitle, taleplerini ise taşıdıkları “Devletin Dersim katliamı arşivleri açılsın” dövizi ile gösterdi.

    Anmada mumlar yakılarak niyaz ve lokmalar dağıtıldı. Siyasi parti, yöre dernekleri ve Alevi kurum temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaşın katıldığı anmada kitle adına açıklamayı Menemen Dersimliler Derneği Başkanı Gamze Yentür okudu.

    Yentür, katliam ile yüzleşilmesi, Seyit Rıza ve yoldaşlarının cenazelerinin teslim edilerek nakline engel olunmaması, cezaevine atılan Dersimliler ve kayıp çocukların akıbetinin açıklanması, toplumsal kimliklerinin tanınarak asimilasyona ve şiddete son verilmesi çağrısında bulundu.

    “TARTIŞMASIZ BİR TERTELE UYGULANDI”

    Dersim toplumunun kanaat önderleri, 1935’te TBMM’de çıkarılan ‘Tunceli Kanunu’nun tahakkümcü uygulamalarına direndikleri için tutuklanarak idam edildiklerini söyleyen Yentür, “Bu katliam, Dersimlilerin belleğinde tesellisi olmayan ve kabul edilemez bir yara olarak günümüzde dahi kanamaya devam etmektedir. Dersim kimliğinin ve kültürünün temel taşıyıcısı konumundaki başta Seyid Rıza olmak üzere kanaat önderlerimiz, Alîyê Mirzê Silî, Fındık Ağa, Hesen Ağa, Hesenê Îvraîmê Qijî, Resik Uşen ve Uşenê Seydî’ yi hileyle katlettikten sonra devlet, başsız ve çaresiz kalan Dersim halkına karşı eşine az rastlanılır bir kırım, müsadere ve saldırganlıkla tartışmasız bir tertele uygulamıştır” ifadelerini kullandı.

    “SOYKIRIMIN IRKÇI İDEOLOJİSİ DEVLET AKLIDIR”

    Yentür, Dersim’de gerçekleştirilen soykırımın başlıca sorumlusu olan ırkçı ideolojinin aynı uygulamayı 85 yıldır sürdüren mevcut devlet aklı olduğuna işaret ederek, “Tek tipleştirici devlet iradesi, 1937’den başlayarak Dersim kimliğini yok etmeye çalışmış ve bunu başarabilmek için de yerel önderliklerin imhasına yönelmiştir.  Mağaralara sığınan kadın ve çocukların zehirli gazlarla katledilmesinin yanı sıra, köylerinden toplanan masum insanlar ayırım gözetilmeksizin kurşuna dizilmiş, süngülenmiş, uçurumlardan atılmıştır. Bu eylemler ile sadece Dersim’e karşı değil aynı zamanda tüm insanlığa karşı suç işlemiştir. Bugün başta bizlere ve bütün demokratik kamuoyuna; insanlığa karşı işlenmiş bu suçun teşhir edilmesi ve bütün insanlık huzurunda lanetlenmesini sağlama sorumluluğu düşmektedir” dedi.

    “DERSİM 85 YILDIR ATALARININ MEZAR YERİNİ BULMAYA ÇALIŞIYOR”

    Dersim’in 85 yıldır yaralarını sararak eşit yurttaşlık hakkını kazanmaya ve atalarının mezar yerlerini bulmaya çalıştığını kaydeden Yentür, “Tarihi hatırlamanın ve katledilenlerin anıları önünde saygıyla eğilmenin, ülkemizde ileride benzeri kitlesel katliamların engellenmesi; insan haklarına saygılı, barışı sağlamış demokratik bir toplumun kurulabilmesi için çok önemli olduğuna inanıyoruz. Tarihi hatırlamanın ve katledilenlerin anıları önünde saygıyla eğilmenin, ülkemizde ileride benzeri kitlesel katliamların engellenmesi; insan haklarına saygılı, barışı sağlamış demokratik bir toplumun kurulabilmesi için çok önemli olduğuna inanıyoruz” şeklinde konuştu.

    TALEPLER

    Yentür, taleplerini şöyle sıraladı

    “*Arşivler Açılsın.

    *Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın.

    *Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesi açıklansın.

    “Dersim” ismi iade edilsin.

    *Dersim halkından özür dilensin.

    *Dillerimize ve inancımıza özgürlük tanınsın.

    *Dersim’de Ekolojik ve Kültürel tahribata yol açacak projeler iptal edilsin.

    *Eşit yurttaşlık hakkımız tanınsın.”

    PİRHA/İZMİR

  • DEDEF’ten Dersim’de askeri operasyona ve Diyanet’in cemevi ziyaretine tepki-VİDEO

    DEDEF’ten Dersim’de askeri operasyona ve Diyanet’in cemevi ziyaretine tepki-VİDEO

    PİRHA-Dersim Dernekleri Federasyonu, Dersim’in Ovacık ilçesi Kakper köyü kırsalına dönük devam eden askeri operasyonlara ve Diyanet İşleri Başkanı’nın Tunceli Cemevi’ni ziyaret etmesine tepki gösterdi. Bir basın açıklaması yapan federasyon, “Dersim’e ve onu var eden her şeye düşman olanlar ormanımızı yakıyor. Bilcümle geleceğimizi yakıyor. Bu beyhude çabalarınızdan vazgeçin. Elinizi ‘Harde Dewreşten’ çekin” dedi. 

    Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı Kakper köyü kırsalına yönelik geçen hafta başlatılan askeri operasyon kapsamında gerçekleştirilen bombardımana ilişkin basın açıklaması yaptı. İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde düzenlenen açıklamada ayrıca Dersim’de Alevi inancına dönük devam eden asimilasyon çalışmalarına da değinilerek, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Tunceli Cemevi’ne ziyaretine tepki gösterildi.

    “ZOR BİR COĞRAFYANIN İNSANLARI VE KURUMLARIYIZ”

    Dersim’de yaşanan sorunlara değinen Munzur Koruma Kurulu Sözcüsü Hasan Şen, “Zor bir coğrafyanın insanları ve kurumlarıyız. Son dönemlerde Dersim’i bir kuşatma planı var. Ona karşı sokaklara çıkıyoruz. Bir tarafta madenler, HES’ler, barajlar, orman yakmaları diğer tarafta Diyanet aracılığıyla Dersim’in asimile edilme çabası, bir diğer tarafta ise Munzur Üniversitesi’nin bir cemaat ve tarikat merkezi haline dönüştürülmesi. 40-50 yıl önce yapılmış camilerden her gün beş vakit yüksek sesli ezan okutulması. Yaşadığımız sorunlar ile ilgili basın açıklaması yapıyoruz” dedi.

    “KAKPER KÖYÜ SAVAŞ UÇAKLARI TARAFINDAN BOMBALANIYOR”

    DEDEF Genel Başkan Yardımcısı Ali Rıza Bilir‘in okuduğu “Dersim’de baskı ve asimilasyon saldırıları devam ediyor” başlıklı basın metninde ise şu ifadelere yer verildi:

    “Geçtiğimiz hafta Dersim’de başlatılan askeri operasyon kapsamında Hozat ve Ovacık arasında bulunan Kakper köyü kırsal alanında havadan başlatılan yoğun bombardıman devam etmektedir.  Yerel kaynaklardan edinilen bilgiye göre Kakper köyünün etrafı savaş uçakları tarafından bombalanarak köye giriş ve çıkışlar yasaklanmıştır. Yerleşim yerlerine yakın ormanlık alanların bombalanması sonucu yükselen dumanlar, köylüler tarafından cep telefonu ile kaydedildi.

    Dersim-Ovacık-Hozat ilçeleri arasındaki Kakper, Zoğar, Tanzi, Kızıl Kilise ve Çamurek köylerinin bulunduğu bölgede operasyon köylere yakın alanda 6 gündür bombardımanla devam etmektedir. Geçtiğimiz yıl askeri operasyonlardan sonra haftalarca ormanlarımız yanmış ve uzun süre müdahale edilmemişti. Bu yangınlar doğal afet değil, devlet eliyle gerçekleşen bir afettir. Geleceğimiz yakılıyor. Buna hep birlikte dur diyelim. Dersim’de ve bölge illerde “terörle mücadele” adı altında uzun yıllardır binlerce hektar orman yok oldu ve aynı düşünce yapısıyla devam ederse yok olmaya da devam edecek görünüyor. Biz Dersimliler orman yakmakla hiçbir sorun çözülmeyeceğini çok iyi biliyoruz. Dersim’e ve onu var eden her şeye düşman olanlar ormanımızı yakıyor. Bilcümle geleceğimizi yakıyor. Gerekçe bildiğimiz hikaye; terör, asayiş…

    “BÖLGEDEKİ ASİMİLASYON SALDIRILARI DA HIZ KESMEDEN SÜRÜYOR”

    Ağaçlarımızı yakıyorsunuz ya, hani meşelerimizi. Sadece onları yakmıyorsunuz, umutlarımızı yakıyorsunuz mu diyeceğimizi sandınız? Asla umutlarımız hiç yok olmadı. Ağaçlarımızı yakarken onların üzerindeki börtü böceği, gölgesinde boy veren çiçeği, mantarı, sincapları, tavşanları, tilkileri, sakız yaptığımız kengerleri, kuşları ve sayısız mikro organizmayı yakıyorsunuz, topyekûn yaşam alanlarımızı bombalıyor ve yıkıyorsunuz, ne kadar baskı yapsanız da ne kadar bombalayıp yıksanız da Dersimlileri özgürlük, hak ve adalet mücadelesinden vazgeçiremezsiniz. Dersim de her ay yasaklı bölgeler oluşturulmasına ve köylülerin köylerine gitmesine izin verilmemesine rağmen, maden şirketleri Otlubahçe köyünde kolluk kuvvetlerinin kontrolünde hukuksuz ve izinsiz istedikleri çalışmaları yapmaktadırlar.

    Orman yangılarıyla, maden arama çalışmalarıyla yapılan baskıların yanında bölgedeki asimilasyon saldırıları da hız kesmeden devam ediyor. Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Dersim’e gelerek Hz. Fatma Gençlik Merkezi, Hz. Ali Gençlik Merkezi, Ehlibeyt Kuran Kursu, hafızlık icazet merkezi adı altında asimilasyon merkezlerinin açılışını yaptı. Dersime ve Aleviliğe dair değer vermeyenler, halkın inanç değerleriyle oynayıp Alevi kutsallarını kendi inkarcı ve asimilasyoncu emellerine alet eden bir yaklaşım görüyoruz. boş camilerde yüksek sesle merkezi yayınla ezan okutulması, Alevi kutsallarını değersizleştirmeye çalışan bu yaklaşım yüz yıllardır sürmektedir. Geçmişten bugüne Alevi halkımızı sünnileştirme, olmadıysa şiileştirme çabaları aralıksız çeşitli yol ve yöntemlerle sürdürüldü ve sürdürülmektedir.

    “HARDE DEWREŞ’TEN ELİNİZİ ÇEKİN”

    Bugün jaru diyarlarımızı yok sayan, Munzur Bava’yı mesire yeri yapan, her biri halkımızın yüreğini fetheden kutsallarımız olan dağlarımızı maden şirketlerine açan, Düzgün Bava’da silahlarla fotoğraf çektiren bir yaklaşımla karşı karşıyayız. Alevilerin vergisinden maaş alıp, Alevileri yok sayan, cemevlerimizi inanç merkezi olarak kabul etmeyen, İslam’ı, İslamiyet’i kendi siyasi çıkarları doğrultusunda kullanan bu anlayışı reddediyoruz. Bu beyhude çabalarınızdan vazgeçin. Elinizi ‘Harde Dewreşten’ çekin.”

    “TOPLUMSAL MÜCADELEYİ BÜYÜTMEYE İHTİYACIMIZ VAR”

    İnsan haklarına dönük gerçekleştirilen her türlü saldırıya karşı mücadele ettiklerini kaydeden İHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri ise “İnsan haklarına yönelik ihlal oluşturan politikalara karşı sürekli mücadele ediyoruz. Devletin son dönemlerde güvenlikçi, savaş ve çatışma, asimilasyon politikaları insan haklarını bir bütün olarak doğasıyla birlikte tehdit ediyor. Bu uygulamaların bir an evvel sonlandırılması için çeşitli girişimlerde bulunduk. Ama toplumsal mücadelenin zorlayıcı etkiyi devleti yönetenlere yönlendirmesine olan ihtiyacı bir kere daha görüyoruz burada. Toplumsal mücadeleyi büyütmeye ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.

    “DOSTLARIMIZI DERSİM’E SAHİP ÇIKMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    DEDEF üyesi Yusuf Ziya Demirçivi ise konuya ilişkin şunları söyledi:

    “Yüzyıllardır egemenlerin özelde Dersim genelde ise Kürdistan’ın bütün coğrafyasında uygulamaya koyduğu insansızlaştırma, kıyım ve yok etme politikaları Dersim üzerinde her geçen gün artmakta. Baharın en güzel ayında insanların yöresine dönük özlemlerini gidermek, yeniden yaşam kurmak adına yönelimlerinin her dönem orman yakmaları, maden arama faaliyetleri, yasak bölge ilanları ile engellemesiyle karşı karşıyayız. Bu sistemli bir şey. Her sene aynı şeyleri yaşıyoruz. Gerçekten canımız yanıyor. Buna karşı ortak ses olmanın gerekliliğine inanıyoruz. Tüm dostlarımızı Dersim’e sahip çıkmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • DEDEF VE ADEF: Anadilimiz yaşama açılan kapımızdır

    DEDEF VE ADEF: Anadilimiz yaşama açılan kapımızdır

    PİRHA- 21 Şubat Dünya Anadil Günü dolayısıyla ortak açıklama yapan Dersim Dernekleri Federasyonu ve Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu, Kırmancki’nin korunması ve geliştirilmesi için gerekli tedbirlerin acilen alınması çağrısında bulundu.

    Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) ve Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan Kırmancki’nin gelişiminin bütün çalışmaların üstünde tutularak geleceğe taşıma görevi ile karşı karşıya olunduğuna vurgu yaptı.

    “Anadilimiz yaşama açılan kapımızdır” başlığıyla yayınlanan açıklamada,  anadile sahip çıkılmasının gerekliliğinin altı çizilerek, “Ana Dilimizin Ruhi şekillenmemizde en önemli etkenlerden birisi olduğunu unutmayalım. Dersimlilerin, Dersim dostlarının ve tüm Dersim Kurumlarının ana görevlerinden biriside buna uygun bir planlama ve çalışma içerisinde bulunmalarıdır” denildi.

    Açıklamanın devamında şunlar belirtildi:

    “DERSİM KURUMLARI VE HALKIMIZA BÜYÜK GÖREV DÜŞÜYOR”

    Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF) Kırmancki (Zazaca) okullarda seçmeli ders olarak tercih edilmesi konusunda daha önceden çağrıda bulunmuştuk.

    Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) tarafından “Tehlike Altındaki Diller” arasında görülen Kırmancki(Zazaca) ile ilgili DEDEF ve ADEF, okullarda ders olarak tercih edilmesi için seferberlik başlatılmasını istemiştik.

    21 Şubat Dünya Anadiller Günü vesilesiyle Ana Dilimiz olan Kırmancki’nin(Zazaca) geliştirilip, toplumumuzda kök salması için Dersim Kurumlarımız başta olmak kaydıyla halkımıza büyük görevler düşüyor.

    Ana dili bir kimsenin anasından doğduğu evin insanlarından, soyca bağlı olduğu topluluktan öğrendiği, duygu düşünce ve isteklerini en iyi anlatabildiği dil demektir”. Yani kişinin kimliğinin oluştuğu en iyi konuştuğu temel iletişim dilinin öğretilmesini kast ederiz ana dilinden.

    “ANADİLDE EĞİTİM BİR HAKTIR VE SAĞLANMALIDIR”

    Dil kurucu işlevi olan bir unsur ve bireyler dış dünyayı dil aracılığıyla algılıyorlar, kendilerini keşfediyorlar, yeteneklerini açığa çıkarıyorlar. Doğal olarak anadilinde eğitim tartışmasının kendisi basit bir şekilde eğitimin hangi dilde verileceğinin ötesinde, bir bireyin kendisini nasıl gerçekleştireceği ve hangi araçlarla gerçekleştireceği ile birlikte kritik bir tartışma konusu. Öğrencilerin örgün eğitim içerisinde kendi anadilinde eğitim almalarına karşın kendi ana dili olmayan ikinci bir dil ya da yabancı dil olarak kabul edilecek dillerde eğitim almaları çok ciddi sıkıntılar yaratıyor. Bu nedenle dünya genelinde eğitim emekçileri, anadilinde eğitimi evrensel bir ilke olarak savunuyor. 21 Şubat Birleşmiş Milletler tarafından Unesco’nun tavsiyesi ile dünya anadili günü olarak kabul edilen bir gün ve bugün özellikle açığa çıkarılmak istenen şeyde anadilinde eğitim alma şansı olmayan çocukların burada yaşamış oldukları sıkıntılara dikkat çekmek ve burada bir farkındalık yaratmaktır

    UNESCO ya göre yeryüzünde 7097 farklı dil var çocuklar çoklu dil ile büyüyorlar. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun 18 Aralık 1992 tarih ve 47 /135 sayılı kararı ile yayınlanan Türkiye’nin de Onayladığı Birleşmiş Milletler Ulusal veya Etnik Dinsel ve Dilsel Azınlıklara Mensup Kişilerin Haklarına Dair Bildiride, anadili konusunda taraf devletlere sorumluluk yüklerken, anadilinde eğitimin bir hak olduğu, anadilinde eğitimin sağlanması sorumluluğunu da vermektedir.

    “KIRMANCKİ’Yİ SEÇMELİ DERS OLARAK SEÇMELİYİZ”

    Çocukların kimliklerinin ve kişiliklerinin bir parçası olarak ana dillerinin değersizleştirilmesi yok sayılması özgüvenlerini ve öz saygılarını olumsuz etkilemekle kalmıyor, var olan eşitsizliklerin derinleşmesine neden oluyor. Anadili birleştirir ve paylaşılanı artırır. Bu özellikleri ile de sosyal içerme, yenilikçi düşünme ve hayal gücünün gelişimini sağlar. Bu bağlamda bireyin kendi anadili dışındaki dillerde eğitim alması hem eğitim sürecinde sorunlara hem de eşitsizliklere neden olmaktadır.

    Bu nedenle, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan Ana dilimizin gelişimini bütün çalışmalarımızın üstünde tutarak geleceğe taşıma görevi ile karşı karşıyayız. 2021-2022 Eğitim-Öğretim yılı için daha Önce yapmış olduğumuz çağrıya bağlı olarak, Çocuklarımızın seçmeli ders olarak anadilini doğrudan veya elektronik ortamda bulunduğu yerin eğitim kurumu müdürlüklerine başvurarak, Kırmancki (Zazaca)dersini seçmeli ders olarak seçerek, dilimize karşı sorumluluğumuzu göstermek zorundayız.

    Ders açılmaz, öğretmen tahin edilmez diye düşünmeyelim. Çocuklarımız (Biz) tercih edince eğitim kurumu o dersi verebilmek için gerekli koşulları sağlamak durumundadır. Ve bunu sağlamak bizim en demokratik hakkımızdır. Ana Dilimizin Ruhi şekillenmemizde en önemli etkenlerden birisi olduğunu unutmayalım. Dersimlilerin, Dersim dostlarının ve tüm Dersim Kurumlarının ana görevlerinden biriside buna uygun bir planlama ve çalışma içerisinde bulunmalarıdır.

    Buna uygun pratik mücadele seferberliği ile Anadilimize sahip çıkalım. Anadilimiz yaşama açılan kapımızdır.

    (HABER MERKEZİ)

  • Munzur Kültür ve Doğa Festivali korona nedeniyle yapılmayacak

    Munzur Kültür ve Doğa Festivali korona nedeniyle yapılmayacak

    PİRHA- Dersim Belediyesi ve Dersim Dernekler Federasyonu, her yıl düzenlenen Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin koronavirüs nedeniyle bu yıl gerçekleştirilmeyeceğini duyurdu. 
    Dersim Belediyesi ve Dersim Dernekler Federasyonu, her yıl düzenlenen Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin dünyayı etkisi altına alan koronavirüs (Covid-19) nedeniyle gerçekleştirilemeyeceğini açıkladı.
    Yapılan yazılı açıklamada, Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin Dersimlilerin tarihine, kültürüne, inancına, diline ve doğasına sahip çıkma çabası olduğu belirtilerek, şöyle denildi:
    “Müzikten ekolojiye, felsefeden güzel sanatlara, tiyatrodan sinemaya, kadın atölyesinden çocuk atölyesine kadar birçok etkinlikle 20’nci Munzur Kültür ve Doğa Festivaliyle sizlerle buluşmayı planlıyorduk. Yakın zamanda Munzur Özgür Aksın Meclisi bileşenleriyle yapılan toplantıda, ortaya çıkan eğilim doğrultusunda bu yıl dünyayı etkisi altına alan pandemi koşullarından kaynaklı, festivalimizi halk sağlığını gözettiğimiz ve yeni risklerin ortaya çıkmasını engellemek adına bir yıl sonra 20’nci yılın coşkusuyla gerçekleştireceğimizi ilan ediyoruz. Bu bağlamda festivalimiz bu sene zorunlu nedenlerden kaynaklı ertelense de Dersim’de planlanan yıkım projelerine karşı alanlarda olacağımızı belirtmek istiyoruz.”                                            (HABER MERKEZİ)
  • ‘Ebru ve Aytaç’ı yaşatıp Munzur’dan sularımızı özgürce içelim’-VİDEO

    ‘Ebru ve Aytaç’ı yaşatıp Munzur’dan sularımızı özgürce içelim’-VİDEO

    PİRHA – Dersim Dernekleri Federasyonu, adil yargılanma talebi için ölüm orucunda olan Av. Aytaç Ünsal ve Av. Ebru Timtik için Munzur Gözeleri’nde açıklama yaptı. Açıklamada, “Avukatlar, adil yargılanma talepleri sağlanarak derhal serbest bırakılsın. Ebru ve Aytaç’ı yaşatıp hep birlikte Munzur’dan sularımızı içeceğiz” denildi. 

    Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), adil yargılanma talebi için ölüm orucunda olan avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal için Munzur Gözeleri’nde açıklama yaptı.

    Açıklamada konuşan DEDEF Genel Başkanı Ali Haydar Ben, “Adil yargılanma ve adalet talebi için ölüm orucunda olan Av. Aytaç Ünsal ve Av. Ebru Timtik için Munzur Gözeleri’nde çılalarımızı yakıyoruz. Avukatların adil yargılanma talepleri sağlanarak derhal serbest bırakılsın” dedi.

    Ali Haydar Ben, “Helin’i ziyarete gittiğimizde bize “Direniş zaferle bitecek ve siz beni Munzur’a götüreceksiniz, Munzur’dan su içeceğim”demişti. Helin’i Munzur’a getirip su içiremedik bugün onun anısına mumlarımızı yaktık. Fakat Ebru ve Aytaç’ı yaşatıp hep birlikte Munzur’dan sularımızı içeceğiz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • DEDEF: Gezi yolumuzu aydınlatmaya ve bize ışık tutmaya devam edecek

    DEDEF: Gezi yolumuzu aydınlatmaya ve bize ışık tutmaya devam edecek

    PİRHA – Dersim Dernekleri Federasyonu(DEDEF), Gezi Direnişi’ne dair açıklama yayımladı. Açıklamada, “Gezi direnişi, ekoloji mücadelesinin daha görünür hale gelmesini sağladı. Emek, demokrasi ve ekoloji mücadelesinin ve kadın hareketinin bir arada oluşunun gücünü gösterdi. Bugün Gezi’den aldığımız güçle bir aradayız” denildi. 

    Gezi Direnişi’nin 7. yıl dönümüne dair açıklama yapan Munzur Koruma Kurulu(DEDEF), mücadeleyi yükseltme çağrısı yaptı.

    Açıklamada, “Yedi yıl önce Taksim Gezi Parkı’na Topçu Kışlası yapmak için ağaçların kesilmek istenmesine karşı başlayan direniş, demokrasi mücadelesine dönüşerek ülkenin dört bir tarafına yayıldı. 2013 yılı Mayıs ayının son günlerinde başlayan eylemler emniyet güçlerinin saldırısıyla kırılmak istendi. Buna rağmen direniş daha da büyüdü ve her yer “Gezi” oldu. Ekoloji, emek, demokrasi güçleri ve kadınlar sokakları doldurdu ve tek yürek olarak yaşam alanlarına sahip çıkma mücadelesi yükseldi” denildi. 

    “GEZİ DİRENİŞİ, EKOLOJİ MÜCADELESİNİN DAHA GÖRÜNÜR HALE GELMESİNİ SAĞLADI”

    “Gezi direnişi, ekoloji mücadelesinin daha görünür hale gelmesini sağladı. Emek, demokrasi ve ekoloji mücadelesinin ve kadın hareketinin bir arada oluşunun gücünü gösterdi. Bugün Gezi’den aldığımız güçle bir aradayız” denilen açıklamada şu ifadeler yer aldı:

    “Kapitalizmin saldırısı gün geçtikçe daha da artıyor. Dağlar, dereler, ormanlar, tarım arazileri maden-enerji-turizm şirketleri ve onları destekleyen iktidarlar tarafından talan ediliyor. Altın/metalik madencilik, termik santrallar, nükleer santrallar, HES’ler, RES’ler, JES’ler, taş ocakları, biyokütle santralleri, balık çiftlikleri, deniz dolguları, yanlış dere ıslahları, korunan alanların yağmalanması, aşırı yapılaşma, katil mega projeler, Kanal İstanbul, duble yollar gibi projeler durmuyor. Kapitalizmin doğaya saldırısı, iklim krizine ve korona gibi virütik krizlere neden oluyor. Bir yandan koronavirüs nedeniyle EvdeKal çağrıları yapılırken diğer yandan yaşam alanlarının yağma ve talan edilmesine devam edildi.

    Artık “Her Yer Taksim, Her Yer Gezi, Her Yer Direniş” oldu. Köylülerin tarım alanlarına, derelerine, ormanlarına sahip çıkma mücadelesi büyüdü. Direniş çadırları gelenekleşti. Karadeniz’den Kazdağları’na; Munzur’dan Murat Dağı’na, Ege’den Akdeniz’e; Hasankeyf’ten Salda Gölü’ne, Sinop’tan Akkuyu’ya, Muğla’dan Madra’ya, adını sayamadığımız daha onlarca yerde mücadele sürüyor. Bu mücadeleler enerjisini haklılıktan ve Gezi Direnişi’nden alıyor.

    “GEZİ ONURUMUZDUR, GELECEĞİMİZDİR”

    İktidar hala Gezi ile yatıp Gezi ile kalkıyor. Gezi, halka umut; iktidarlara korku oldu. Ülke çapında emek, demokrasi, ekoloji ve kadın hareketinin birlikte vereceği mücadelenin kazanımla sonuçlanacağını “Gezi” bize bir kez daha gösterdi. Farklılıkların zenginliğini birlikte yaşadık ve gördük.

    Gezi yolumuzu aydınlatmaya ve bize ışık tutmaya devam edecek. Gezi onurumuz, umudumuz, geleceğimizdir.”

    PİRHA/DERSİM

  • İstanbul’da Dersimliler Derneği’nden erzak kampanyası: Dayanışma yaşatır

    İstanbul’da Dersimliler Derneği’nden erzak kampanyası: Dayanışma yaşatır

    PİRHA – Dersim Dernekleri Federasyonu bileşeni olan Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği Kağıthane, Eyüp, Göktürk şubeleri,  koronavirüs salgınında ihtiyaç sahibi ailelerle dayanışmak için erzak kampanyası başlattı.

    Dersim Dernekleri Federasyonu koronovirüs salgını nedeniyle ekonomik olarak zor günler yaşayan yurttaşların yanında olamak ve destek vermek amacıyla erzak kampanyaları düzenliyor.

    İstanbul’da bulunan Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği Kağıthane, Eyüp, Göktürk şubeleri koronavirüs salgını nedeniyle ihtiya sahibi ailelerle dayanışmak için erzak kampanyası başlattı.

    Salgın sürecinde ekonomik olarak zor dönemden geçildiğini belirten Dernek Başkanı Cafer Güneş, ihtiyaç sahibi ailelerle dayanışmak için erzak kampanyası başlattıklarını söyledi. Yaklaşık on gündür devam eden kampanyada şu ana kadar 70 aileye erzak yardımı yapıldı.

    “EMEKÇİ KESİMİN YAŞAM MÜCADELESİ GİTTİKÇE ZORLAŞTI”

    Kağıthane Eyüp Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği,  ‘Dayanışma Zamanı’ denilerek başlatılan kampanyada ihtiyaç sahibi üyelerine ve ailelere erzak yardımında bulunulduğu açıkladı.

    Dayanışma kampanyasına ilişkin konuşan Kağıthane Eyüp Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Cafer Güneş , “Ekonomik olarak zor bir süreçten geçiliyor. Yaşanan koronavirüs salgınıyla birlikte emekçi kesimin yaşam mücadelesi gittikçe zorlaştı. Ücretsiz işten çıkarmalar ve ücretsiz izine ayırmalar dolayısıyla birçok insan ciddi bir geçim sıkıntısı ile karşı karşıya.
    Özellikle yoksul, çalışan emekçi kitlelere iki ucu ölüm olan evde kalırsan açlık, dışarıya çıkarsan virüs, adeta ölüm dayatılmış oldu” dedi.

    “DAYANIŞMA YAŞATIR”

    İlk olarak üyeleri ve dostlarıyla irtibata geçilerek ihtiyaç sahibi ailelerin belirlendiğini kaydeden Güneş, derneğin kendi gücü, üyelerin ve dostlarının katkılarıyla da 70 aileye kuru erzak yardımı sağlandığını belirtti.

    Koronavirüs salgın sürecinde dayanışmanın önemine vurgu yapan Güneş, yönetim kurulu olarak “Bu süreçte ihtiyaç sahibi ailelerin yanında olmaya ve kampanyanın bu süreç atlatılana kadar devam edeceğini belirtiyoruz . Bu zorlu süreçte hayatını kaybeden insanlarımızın ailelerine başsağlığı, tedavisi devam eden insanlarımıza acil şifalar diliyoruz. Herkesi evde kalmaya çağırıyoruz. Dayanışma yaşatır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Sanatçılarımız derhal serbest bırakılmalı, saldırılara son verilmelidir’

    ‘Sanatçılarımız derhal serbest bırakılmalı, saldırılara son verilmelidir’

    PİRHA- Dersim Dernekler Federasyonu (DEDEF), sanatçı Yılmaz Çelik’in tutuklanmasına dair açıklama yaptı. Açıklamada, “Sanatçının doğduğu, büyüdüğü toprakların dilini, kültürünü, inancını ve doğasını yaşatmaya çalışması suç değildir. Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalı ve saldırılara son verilmelidir” denildi.

    Dersim Dernekler Federasyonu, Dersimli sanatçı Yılmaz Çelik’in tutuklanmasına dair Anadolu Yakası Dersimliler Dayanışma ve Kültür Derneği’nde basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamaya HDP, SMF, EMEP, Dersim Araştırmaları Merkezi, Munzur Çevre Derneği, Bingöl Derneği, Karakoçan Dernekler Federasyonu, Manekrag Derneği, Mercanlar Derneği, Doğu Güneydoğu Derneği temsilcilerinin yanı sıra sanatçılar Doğan Çelik, Nesimi Aday, Songül Bulur, Vedat Aldemir, Aşık Berbati, Aydın Yağan, Nurettin Güleç, Vedat Baran, Enver Çelik, Ozan Yağan ve Şükran Lilek Yılmaz katıldı.

    Dersimli sanatçılar üzerinde sindirme ve susturma politikalarının yoğunluk kazandığını belirten DEDEF Yönetim Kurulu üyesi Hasan Şen, sanatçıların doğduğu, büyüdüğü toprakların dilini, kültürünü, inancını ve doğasını yaşatmaya dair çabalarının suç sayılamayacağını vurguladı. Şen, sanatçılara yönelik gözaltı ve tutuklamaları kınayarak Yılmaz Çelik’in bir an önce serbest bırakılmasını istedi.

    “SANATÇILAR ÜZERİNDE SİNDİRME HAREKATI YOĞUNLAŞTI”

    Yoksulluğun, adaletsizliğin, hukuksuzluğun hüküm sürdüğü, emeğin haklarının yok sayıldığı ve doğanın talan edildiği bu düzene itiraz eden başta Dersimli sanatçılar olmak üzere dostlarımız üzerinde sindirme ve susturma harekatı yoğunluk kazanmıştır” diyen Şen, demokratik eylem ve düşünce ifadesinin yasadışı olarak gösterilmeye çalışıldığına dikkat çekti. Şen, “Dersimli sanatçılara yönelik baskılar, Onur Yanardağ ile başlayıp, Ferhat Tunç’un sürgüne gitmesine neden olmasıyla devam etti. Ardından Mikail Aslan ifadeye çağrıldı, Çayan Demirel çektiği belgeselden dolayı ceza aldı, Kazım Öz’e soruşturma açıldı, Şenol Akdağ tutuklandı. 8 Aralık gecesinde ise sanatçı dostumuz Yılmaz Çelik Dersim de gözaltına alındı.  Dosyasında ise gizlilik kararı olmasına tabi ki şaşırmıyoruz.Aylardır üyelerimiz ve yöneticilerimiz gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Demokratik eylem ve etkinliklere katılımları yasadışı faaliyetlermiş gibi sunuluyor; iş ve ikamet adresleri belli olan, ifade vermekten kaçmayan yönetici ve üyelerimiz şafak baskınları ile gözaltına alınıyor” dedi.

    “SANATÇILARA YÖNELİK SALDIRILARA SON VERİLMELİ”

    Şen, operasyonların tamamının demokratik kamuoyunu baskı altında tutmayı ve OHAL’i kalıcılaştırmayı hedeflediğini vurguladı. Sanatçılara yönelik baskı, gözaltı ve tutuklamaları kınayan Şen, saldırılara son verilerek Yılmaz Çelik’in bir an önce serbest bırakılması çağrısında bulundu.

    Şen, “Bu operasyonların ve baskıların tamamının gösterdiği iki şey vardır. Birincisi iktidarın direnen tüm demokratik kamuoyunu baskı altına tutmaya devam etmek istediği ve OHAL’in kalıcılığını devam ettirmeye çalıştığıdır. İkincisi ise demokratik mücadeleden vazgeçmediğimizdir. Sanatçının doğduğu, büyüdüğü toprakların dilini, kültürünü, inancını ve doğasını yaşatmaya çalışması suç değildir. Sanatçı dostlarımıza yönelik baskıları, gözaltına alınmalarını ve tutuklanmalarını kınıyoruz. Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalı ve saldırılara son verilmelidir. Dersim Dernekleri Federasyonu olarak şiddetin, baskının sona erdirildiği, hiç kimsenin demokratik talepleri, düşünceleri nedeniyle cezalandırılmadığı bir ülke talebini ısrarla yürüteceğiz. Ülkemizde yaratılmak istenen kuşatmaya, saldırılara karşı; doğa, emek ve demokrasi mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.   Bir kez daha altını çiziyoruz. “Hak verilmez mücadeleyle alınır” şiarını ilke edinerek baskılara karşı mücadeleyi daha da yükselterek cevap verecek, haklı ve meşru mücadele çizgisinden taviz vermeyecek, artan baskı düzenine boyun eğmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Öte yandan Dersimli Sanatçılar İnisiyatifi de tutuklamalara “Sanat ve sanatçılar susturulamaz. Şarkılarımızı ve klamlarımızı en yüksek sesle söylemeye devam edeceğiz” açıklamasıyla tepki gösterdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

     

     

     

  • DEDEF: Savaşa hangi nedenle olursa olsun karşı çıkmamak ikiyüzlülüktür

    DEDEF: Savaşa hangi nedenle olursa olsun karşı çıkmamak ikiyüzlülüktür

    PİRHA- Dersim Dernekler Federasyonu, “Bizler, barışa uzanan yolun asla savaşmaktan geçmediğini biliyoruz. Bu uğurda her gün ölsek, yaralansak, cezalandırılıp hapislerde çürümeye bırakılsak da barış istemekten vazgeçemememiz gerektiğinin farkındayız.” dedi.

    Dersim Dernekleri Federasyonu DEDEF, 10 Ekim Ankara katliamının 4. yıldönümü ve Suriye’deki operasyona ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada,

    Açıklamanın tamamı şöyle:

    “Bugün, 10 Ekim 2015’de sadece ‘barış’ talebiyle Ankara Garı önünde toplananların ortasına atılan bomba ile yaşama veda eden 103 canımızı anarken Türkiye’nin iki gün önce Suriye’ye karşı başlattığı yeni savaşa tanıklık ediyoruz. Adı ‘Barış Pınarı’ olan bir savaş bu. Ve ne yazık ki bu ülkenin tarihi barış adının kirletildiği savaşlarla dolu. Bu ne yaman bir çelişkidir ki ‘barış’ sözcüğünü andıkları, barışı talep ettikleri için binlerce bilim insanının terör suçundan yıllarca yargılandığı, bazılarının hüküm giydiği bu ülkede, ‘barış’ sözünü savaşmak için kullanmak suç olmadığı gibi bir kahramanlık işareti. Bizler, barışa uzanan yolun asla savaşmaktan geçmediğini biliyoruz. Bu uğurda her gün ölsek, yaralansak, cezalandırılıp hapislerde çürümeye bırakılsak da barış istemekten vazgeçemememiz gerektiğinin farkındayız. Üstelik bugün tanıklık ettiğimiz savaş, o bildiğimiz, emperyalist kapitalizmin masa başında sömürmek amacıyla paylaşamadığı alanlar için uzlaşamama halinde başvurduğu bir seçenek olmanın bile çok uzağında. İki gün önce terör bahanesiyle Suriye’deki yerleşimleri bombalayarak başlatılan bu savaşın asli hedefi pastadaki payı büyütmek bile değil. Asıl hedef ülkedeki farklılıkları görünür hale getirerek milliyetçilik rüzgarını bir fırtınaya dönüştürmek, halkları birbirine düşürmek ve bu yolla oy devşirmek.

    “VALİLİĞİN AÇIKLAMASI BM KARARLARINA AYKIRI”

    Savaşı çıkaranlar ‘milli-ulusal’ değerlerden söz ediyorlar. Gençlerin, kadınların, erkeklerin, sivillerin, çocukların, masumların öldüğü, toprakların, suların zehirlendiği savaşlar hangi milletin hangi ulusun çıkarına olabilir? Can kayıplarını ve bu muazzam yıkımları milli ve ulusal değer olarak tanımlamak ancak kapitalizm gibi şizofren bir sistemde mümkün olabilir. Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 20. maddesinde savaşı övmenin suç olduğu açık ve anlaşılır bir dille yer alıyor. Ancak buna karşın barış isteyenler her zaman baskı altına alınmaya devam edilirken, İstanbul Valiliği’nin Kuzey Suriye’de başlattığı savaşa karşı olan ve bunu dile getirenler için soruşturma yapılacağını açıklaması BM kararlarına kökten aykırı.

    Dünya Bankası Körfez Savaşı sonrası Irak’ta tarımsal faaliyetlere geçilebilmesi için 11 milyar dolar harcanması gerektiğini açıklamıştı. Vietnam’da 2.2 milyar hektar orman ve tarım arazisi bombalama, mekanik temizleme, napalmlar ile çoraklaştırıldı. Direnişçilerin bulunduğu bölgede 1.5 milyon hektar (Güney Vietnam’ın yüzde 10’u) orman ve ekili alanı yok etmek için 72 milyon litre herbisit (tarım zehri) kullanıldı. Kullanılan herbisit olan ‘Agent Orange’ içindeki dioksin şu anda bile bitkiler, yiyecekler, yaban hayat, insan sütü ve yağ dokusunda teşhis edilebiliyor. Bu müthiş ekolojik yıkımın etkileri henüz tam anlamıyla giderilmiş değil.

    1991’de Körfez Savaşı’nda ‘mükemmel silah’ olarak nitelenen ve bir ülkenin bütün bir nüfusunu yok edebilecek bir silah gündeme gelmişti. Kapitalizmin nükleer santrallerden çıkan ve bertaraf etme yolunu bulamadığı atıklardan elde edilen ‘Seyreltilmiş Uranyum Mermileri’ üretilmişti. Bu mermiler hava ile temasta alev alıp yanar, hedefi vurduğunda ise parçalayıp radyoaktif toza dönüşür. Seyreltilmiş uranyumun yarı ömrü 4.5 milyar yıl. 25 Mart 2003 tarihli UNEP raporunda; Bosna – Hersek’de 1994–1995 yıllarında kullanılmış olan seyretilmiş uranyumlu silahların içme sularını zehirlediği ve 15 yıl sonrasında bile havada toz partikülleri şeklinde bulunduğu belirtilmişti.

    “SAVAŞA KARŞI ÇIKMAMAK İKİYÜZLÜLÜK”

    Doğa savunucuları, çevreciler ve ekolojistlerin savaştan yana olması eşyanın tabiatına aykırıdır. Çünkü doğa için mücadele, kendisi de doğanın bileşenlerinden biri olan insanın ölümünü değil yaşamını savunmayı şart koşar. Çünkü doğa için mücadele, toprakların ve suların silahlarla zehirlenmesini değil, tohumlarla yeşillenmesini, tertemiz, gürül gürül çağlamasını şart koşar. Çünkü doğa için mücadele, toprağı kendi anası olarak kabul eder ve verdiği savaş hem anaların gözyaşlarını durdurmayı hem toprak anasını gözü gibi korumayı gerektirir. Bu bağlamda, 12 Ekim’de Çanakkale’de Kaz Dağları’nda altın madenlerini ve en son 200 bin ağacın kesilmesi ve kalan ağaçların korunması amacıyla gerçekleştirilmek istenen mitingin iptal edilmesi manidar bir durumdur. Üstelik bu, savaş çığırtkanlarının tam da hedefledikleri bir şeydir. Zira savaşlar, savaşı çıkaran ülkedeki ekonomik, sosyal, ekolojik yıkımların üstünü bir şal gibi örtmenin de aracıdır. Ağaçları korumak istediğini iddia edenlerin Suriye’ye yönelik operasyonu milli birlik ve bütünlük hassasiyetiyle iptal etmeleri utangaç bir tutumla savaşı desteklediklerini gösteriyor. Su ve Vicdan Komisyonu’dan, aynı ‘milli duygular’ı yarın öbür gün Alamos Gold’un lisansını yenileme sürecinde de göstermesi istendiğinde nasıl bir cevap verilecek? Doğal yaşamı savunmanın olmazsa olmazı insan hak ve özgürlüklerini savunmaktır. Savaşa hangi nedenle olursa olsun karşı çıkmamak ikiyüzlülük.” (HABER MERKEZİ)

  • ‘Dersim’in sermaye için fırsat olmasına izin vermeyeceğiz’

    ‘Dersim’in sermaye için fırsat olmasına izin vermeyeceğiz’

    PİRHA- Munzur Korumu Kurulu ve Dersim Dernekler Federasyonu, Dersim’de ‘Üniversite-Sanayi buluşması’ adı altında gerçekleştirilecek toplantının üniversiteleri sermaye hizmetine koşulmasının bir parçası olduğuna dikkat çektiler. 

    Munzur Koruma Kurulu ve DEDEF Dersim’de, Munzur Üniversitesi, Tunceli Ticaret ve Sanayi Odası, Fırat Kalkınma Ajansı ve İzmir Sanayici ve İşadamları Derneği katkılarıyla düzenlenen Üniversite-Sanayi buluşmasına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    Üniversitelerin sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda yeniden organize edildiği günümüzde, üniversitelerin sermayenin arka bahçesi değil, bilimin üretildiği birer aydınlanma alanları olduğu hatırlatılan açıklamada, “Türkiye’de mevcut iktidar tüm alanları yeniden şekillendiriyor. İktidar, sermayenin genişlemesine, yatırımının tüm alanlara serbestçe girip çıkmasına fırsat verirken aynı zamanda bu alanlara doğrudan müdahaleye de zemin hazırlıyor” ifadeleri kullanıldı.

    “SERMAYE HİZMETİNDE OLAN ÜNİVERSİTELER”

    Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “AKP’nin geçen yıl meclisten geçirdiği Üretim Reform Paketi’nde üniversiteleri sermayenin ucuz ve nitelikli işgücü deposu haline getirmek amacıyla, üniversitelerin sermaye yararına düzenlenmesine ve şirketleştirilmesine dair önemli değişiklikler yapıldı. Üniversitelerde rektörlük seçimleri kaldırıp, muhalif akademisyenler KHK marifetiyle üniversitelerden uzaklaştırıldı. Tüm bu adımların hedefi, üniversitelerin sermaye hizmetinde birer kurum haline getirilmesi içindi.”

    Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü tarafından başlatılan ve Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından sürdürülen ‘biyolojik çeşitliliğin kayıt altına alınarak bu bilgilere erişimin düzenlenmesi’ amacıyla 2 yıldır süren ve 60 ilde bitmiş olan ve 2018 yılı sonunda 76 il, 2019 yılında ise 81 ilde tamamlanacak olan bu çalışma da Dersim’de yer alıyor.

    “CANLILAR SERMAYE YAĞMASINA AÇILACAK”

    Açıklamada bu çalışma ile canlıların sermaye yağmasına açılacağı belirtilen açıklama şöyle devam ediyor:

    “Bu çalışmayla neyi hedeflediklerini Samsun Vali Yardımcısı Hakan Kubalı Samsun’da yapılan çalışma sırasında ortaya koymuştu. Kubalı, ‘Sahip olduğu tabii kaynaklar bakımından oldukça zengin bir ülke olan Türkiye’nin, bu kaynaklardan verimlilik ve sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda faydalanabilmesi ‘biyolojik çeşitliliğin ekonomiye kazandırılması’ ve ‘genetik kaynaklarımıza dayalı sınai mülkiyet hakları’ndan ülkemizin faydalanmasına katkıda bulunulması hedeflenmekte’ olduğunu belirtmişti. Bu yapılan işlemin bir koruma işlemi olmadığını açıkça gösteren bu açıklama, biyoçeşitliliğin tespiti ile canlıların sermaye yağmasına açılacağını açıkça gösteriyordu.”

    DÜNYADAKİ ÜNİVERSİTELERDEN ÖRNEKLER VERİLDİ

    Halen dünyanın değişik ülkelerinde sermaye çıkarına eklemlenmemiş üniversitelerin örnek gösterildiği açıklamada, “Avusturalya’nın Sydney Üniversitesi ve Queensland Üniversitesi tarafından yönetilen uluslararası bir bilim insanı grubu, veri yayıncılığının birçok türe yardımcı olmak için önemli olduğunu ancak birçok tehlike barındırdığını açıklamıştı. Çalışmaya katılan bilim insanlarında bir olan Dr. Tulloch’un, ‘Buradaki zorluk, yerel türlerin sömürülmesine yol açacak biçimde verileri paylaşmaktır. Bazı durumlarda yaban hayatı ticareti amacına hizmet için bu verileri kullandıkları inkâr edilemez’ sözleri biyoçeşitlilik verilerinin açıkça ortaya konmasının ticarileştirmeye hizmet ettiğini göstermektedir. Birçok bilim insanının türlerin korunmasına yardımcı olmak için doğa fotoğraflarında konum verilerini gizlemek gerektiğine işaret ediliyor. Türkiye’de ise bu durum açıkça ifade ediliyor.” denildi.

    “DOĞA YAĞMASI VE İNSANSIZLAŞTIRMA POLİTİKASI”

    Dersim’de ‘Üniversite-Sanayi buluşması’ adı altında gerçekleştirilecek olan toplantının üniversiteleri sermaye hizmetine koşulmasının bir parçası olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Dersim’de hangi yatırım fırsatlarından söz ettiklerine ise yabancı değiliz. Dersim coğrafyasının HES’ler, madenler ve büyük barajlarla kuşatılma hedefleri henüz bitmiş değil. Fırsat olarak sunacakları her şey doğa yağması ile bölgenin insansızlaşması hedefine hizmet edileceğini ve bunlara ek olarak Dersim zengin ve endemik biyoeşitliğinin teşhir edilerek ticarileştirilmesinin amaçlandığı anlaşılabilmektedir” ifadeleri kullanıldı. (HABER MERKEZİ)

     

  • DEDEF’ten Ovacık’ta ‘yeşeren umudu büyütmek için dayanışma’ etkinliği

    DEDEF’ten Ovacık’ta ‘yeşeren umudu büyütmek için dayanışma’ etkinliği

    PİRHA- Dersim Dernekler Federasyonu’nun (DEDEF) organize ettiği, “Ovacık’ta yeşeren umudu büyütmek için dayanışmaya” etkinliği gerçekleşti. 

    Dersim Ovacık belediyesi ile dayanışma gecesi coşkulu bir şekilde gerçekleşti. Gazi, Bağcılar ve Ovacık Dersim Dernekler Federasyonu’nun ortak bir dayanışma gecesi düzenlendi.

    İstanbul Bağcılar Olimpik Spor Salonu’nda gerçekleşen gecede, “Taleplerimiz, arşivler açılsın hesap verilsin. Dersim ismi iade edilsin. Dersim halkından özür dilensin. Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın. Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük istiyoruz. Munzur’daki baraj projeleri iptal edilsin. Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocuklar listesi açıklansın” ve “Tecavüzlere, katliamlara, keyfi tutuklamalara son verilsin” pankartlar asıldı.

    Gule Mayera ve Erdal Yıldırım’ın sunuculuğunu yaptığı gecede Zazaca ve Türkçe sunumlar yapıldı. ilk olarak Sanatçı Nurettin Güleç’in sahneye çıktığı gecede, Gazi, Bağcılar ve Ovacık dernekleri adına söz alan Ali Ekici, Zazaca, bölgedeki sorunları ve dayanışmanın neden gerektiği üzerine konuşmalar yaptı. 

    Sahneye Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Ali Haydar Ben, Dersim’deki doğa katliamına, kültürel asimilasyona ve bu süreçte dayanışmanın önemine vurgu yaptı.

    Ovacık Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu da yaptığı konuşmada, “Sağlıklı gıda bulamayan insanlar arayış içinde. Biz de bunun adımlarını atıyoruz. Özgür, bireysel ve köylü üretimi geliştirmemiz lazım” dedi. Kooperatifçiliğin önemine değinen Maçoğlu, dayanışmayı büyütme çağrısı yaptı. 

    HALAYLAR VE HORONLARLA GECE COŞKUYLA DEVAM ETTİ

    Konuşmaların yanı sıra Rojda’nın söylediği Kürtçe ezgiler eşliğinde halaylar çekildi. 

    Karadenizli sanatçı Fuat Saka ise Lazca Kürtçe eserleri seslendirirken, horonlar çekildi.

    ‘Munzur özgür akacak’ sloganları ile sahneye yürüyen çocuklar renkli görüntüler oluşturdular.

    Sanatçı Yılmaz Çelik’in ardından son olarak özgün müziğin güçlü seslerinden “And olsun ki milyonların korosu ile söyleyeceğiz” diyen Grup Munzur sahneye çıktı. Salondakilere coşkulu anlar yaşatan grubun ezgileri ile dayanışma konseri sona erdi. (HABER MERKEZİ)

  • Dersimli Fatma Kelebek: Muhalif herkes susturulmaya çalışılıyor-VİDEO

    Dersimli Fatma Kelebek: Muhalif herkes susturulmaya çalışılıyor-VİDEO

    PİRHA – Dersim Dernekler FEderasyonu (DEDEF) üyelerinin gözaltına alınmasını değerlendiren Dersimli Fatma Kelebek, “Bu tür baskı politikaları sürekli yapılıyor. Bu baskı politikalarının genel nedeni insanların kendi doğalarını ve haklarını korumalarını istememeleridir” diye konuştu.

    Haberin Videosu

    Alevi kurumlarının üyelerine yönelik gözaltılara tepkiler gelmeye devam ediyor. Dersimli Fatma Kelebek, Dersim Dernekler Federasyonu (DEDEF) üyelerinin gözaltına alınmasını Pir Haber Ajansına değerlendirdi.

    “TARİH TEKERRÜRDEN İBARETTİR”

    Dersim halkı üzerinde geçmişten beri bir baskı yaşandığını vurgulayan Kelebek, “Yakmaları, yıkmaları köy boşaltmalarını Dersim halkı 1994’de yaşadı. Bugün yine aynı şeyleri yaşıyoruz. Tarih tekerrürden ibarettir” dedi.

    “GEÇMİŞTE ATALARIMIZIN YAŞADIKLARINI YAŞIYORUZ”

    Kelebek, “Biz genç nesiller olarak geçmişte atalarımızın yaşadıklarını yaşamaya başladık. Ziyaretlerimize gidemiyoruz ve ibadetlerimizi yapamıyoruz. Doğa bizim için çok kutsaldır. Ancak doğamıza karşı bir tahribat ve yakma, yıkma başladı. Tüm bunlar bölgeyi insansızlaştırma politikasından kaynaklanıyor” dedi.

    “İNSANLARIN KENDİ HAKLARINI SAVUNMALARINI İSTEMİYORLAR”

    Bugün ise Alevi kurumlarına ve Dersim Dernekleri’ne yönelik gözaltı ve tutuklamaların yapıldığını belirten Kelebek, “Alevi kurumlarına ve Dersim Dernekleri’ne bu tür baskı politikaları sürekli yapılıyor. Bu baskı politikalarının genel nedeni insanların kendi doğalarını ve kendi haklarını korumalarını istemiyorlar. Bunlar geçmişten bu yana bir devlet politikasıdır. Muhalif olan herkes susturulmaya çalışılıyor” şeklinde konuştu.

    İsmet SEFER/İSTANBUL

  • ‘Dersim dört dağ içinde, dört dağ ateş içinde’-VİDEO

    ‘Dersim dört dağ içinde, dört dağ ateş içinde’-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de son dönemlerde yaşanan askeri operasyonlarda helikopterler tarafından bombalanan bölgelerde çıkan ve giderek yayılan orman yangınlarına ilişkin Dersimli çevre dernekleri, Alevi kurumları, sanatçılar ile kitlesel katılımlı basın açıklaması yapıldı. Açıklamada, çıkartılan bu sistematik orman yangınlarında çok yönlü bir felaketin yaşandığına dikkat çekilerek mücadele vurgusu yapıldı. Toplantının ardından görüş ve önerilerin ardından, Pazar günü saat 19.00’da “Dersim için yastayız” şiarıyla Tünel Meydanı’nda açıklama yapma kararı alındı. 

    Dersim’deki yangınlara ilişkin  İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi’nde yapılan basın açıklamasına Dersim Dernekler Federasyonu, Munzur Koruma Koruma Kurulu, KARDEF, Peri Suyu Koruma Platformu, Doğu ve Güneydoğu Dernekleri Platformu, Munzur Çevre Derneği, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, Demokratik Alevi Dernekleri, HDK Ekoloji Meclisi, Yeşil Öfke Ekoloji Meclisi, Senoz Vadisi Koruma Platformu üyelerinin yanı sıra CHP, HDP yöneticileri ve Alevi sanatçılar da katıldı.

    Açıklamada “Dersim dört dağ içinde, dört dağ ateş içinde”. “Peri Vadisinde orman yangınlarına barajlara kalekol-karakollara hayır”, “Bu ormanlar bizim yakan el devletin! Sorumlular yargılansın”, “Dersim yanıyor” dövizlerinin açıldı.

    “DERSİM’DE ORMAN YANGINLARI GİDEREK ARTIYOR”

    İnsan Hakları İstanbul Şubesi’nde Dersim’de çıkan yangınlara ilişkin yapılan basın açıklaması öncesi yangınlarla ilgili yeni gelişmeler aktarıldı. Ovacık’ın Yaylagünü’nde de basına daha sızmayan bir yangının başladığı belirtilerek Ovacık Belediyesi ve halkı oraya doğru yola çıktığı aktarıldı. Askerlerin kısmen ‘güvenlik’ gerekçesiyle halkı engellediği belirtildi. Nazimiye’nin Boytaş diye bir bölgesinde yangının bir kısmının dindirildiği, Kutuderesi’nde ise yangının yayılarak devam ettiği aktarıldı.

    Açıklamayı kurumlar adına Dersim Dernekleri Fedarasyonu Merkez Kurulu Üyesi Hasan Şen yaptı. Şen, “Dersim’de son dönemlerde yaşanan askeri operasyonlarda helikopterler tarafından bombalanan bölgelerde orman yangınları giderek artıyor. Yangınlara ise ‘güvenlik’ gerekçesiyle müdahale edilmeyen bölgede köylüler kendi çabalarıyla yangını söndürmeye çalışıyor” dedi.

    “HEKTARLARCA ORMAN ALANI KÜLE DÖNDÜ”

    Dersim’de operasyonlarda rüzgarında etkisiyle hektarlarca büyüklükteki ormanlık alanın külle döndüğünü belirten Şen, ” Pülümür ilçesinde bulunan Meçi, Rabat Tepesi karşısındaki Mezra Köyü, Uzun Evler Mahallesi ve Kaymaz Tepe, Dere Boyu köyü civarı, Hozat’ın Boydaş mevkii ve Ali Boğazı bölgeleri, Dersim’in Nazimiye ilçelerinde ve merkeze bağlı Sarıtaş, Doğantaş mevkileri, keza Ovacık ilçesi ve Elazığ Karakoçan’da yangınlarda hektarlarca büyüklükteki ormanlık alan yok olma tehlikesi ile karşı karşıya” şeklinde konuştu.

    “BASIN BU FELAKETİ GÖRMEZDEN GELİYOR VE YAZMASI ENGELLENİYOR”

    “Biz Dersimlilerin yüreği yanıyor çünkü bir kez daha başlatılan askeri operasyonlarla ormanlarımız yakılıyor” diyen Şen şunları ifade etti:

    “Geniş ormanlık alanları yaygınlaştırılarak devam eden operasyonlarla birlikte genişleyerek yakılıyor, imha ediliyor. Daha önce defalarca yapıldığı gibi bir kez daha ormanlarımız yakılarak coğrafyamız yaşanılamaz hale getirilmeye çalışılıyor. Yine öncekilerde olduğu gibi basın bu felaketi görmezden geliyor veya yazması engelleniyor.”

    “DERSİMLİLER’İN YANGINI SÖNDÜRMESİ ENGELLENİYOR”

    ‘Güvenilk’ gerekçesiyle müdahale edilememesini de değerlendiren Şen  sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yine öncekilerde olduğu gibi devletin güvenlik güçleri Dersimlilerin yangınları söndürmeye gitmesini engelliyor.  Dersim coğrafyası, “güvenlik” gerekçesiyle yapılan ve yapılması planlanılan baraj HES projelerinin tehdidi yetmezmiş gibi bir de artık sistematik hal alan orman yangınlarıyla tahrip ediliyor.”

    “PEK ÇOK ENDEMİK BİTKİ YOK EDİLDİ”

    “Devlet ve rantçı sermaye elbirliği halinde Dersim’i öldürüyorlar” diyen Hasan Şen, Bu yangınlarla Dersim sadece insanlar için değil aynı zamanda hayvanların yaşam alanı ve hakları yanı sıra pek çok endemik bitki türü de yok edildiğine dikkat çekti.

    Şen, Geçmişten günümüze her çatışmanın ya da operasyonun ardından sürekli orman yangınları çıkarılarak sözde ”terörle mücadele” edildiği ileri sürülüyor. Oysa yapılan şey, Anadolu’nun binlerce yılda oluşmuş olan bu önemli orman ekosisteminin tükenmesine yol açacaktır. Biz Dersim’liler olarak orman yakmakla hiç bir sorunun, hele ki toplumsal sorunların çözülmeyeceğini çok iyi bilmekteyiz. Çözüm, kendi doğasını tahrip edecek denli büyük bir akıl tutulmasıyla sosyolojik gerçeklerle savaşma inadını sürdürmek değil, barışı ve evrensel hukuku sağlamaktır. Ancak barış ve hukukla uyuşmaz hayallerini Türkiye’ye dayatanlar tam aksini yapıyor. Bu kapsamda Dersim halkı; ormanları yakılarak, barajlarla kuşatılarak, siyanürlü altın faaliyetleri geliştirilerek ve köyleri boşaltılarak terbiye edilmek isteniyor. Böylece istiyorlar ki, Dersim yaşanılmaz hale gelsin, insansızlaşsın, çaresizlikten Dersim’de yaşamaya devam edenler de kimliğine, haklarına, doğasına sahip çıkmak yerine boyun eğsin!

    BEYOĞLU TÜNEL’DE “DERSİM İÇİN YASTAYIZ” EYLEMİ YAPILACAK

    Esasen bu yangınlarla ilgili olarak devletin hiçbir kurumunun açıklama yapmaması, ve toplumun konuya ilişkin bilgilenmesinin engellenmesi de, bu işteki sorumluları göstermektedir diyen Dersim Dernekleri Federasyonu Merkez Kurulu Üyesi Hasan Şen son olarak şu çağrıda bulundu:

    “Bu kapsamda biz Dersimliler, gerilim politikalarının, doğanın tahribinin, inançsal ve etnik asimilasyonun ve operasyoncu siyaset tarzının derhal durdurulmasını talep ediyoruz. Orman yakmalara, köy boşaltmalara, barajlara, HES’lere, ormanların ev sahibi hayvanların kovulmasına HAYIR diyor ve tüm Türkiye’den bu konularda dayanışma istiyoruz. Çünkü Dersim Türkiye’nin bütünü, geleceğinin aynasıdır.”

    Açıklamanın ardından kurum temsilcileri kısa birer konuşma yaptı. Konuşmaların ardından orman yangınlarına ilişkin görüş ve önerilerin alındığı iç toplantı gerçekleşti. Toplantıdan pazar günü Beyoğlu Tünel’den saat: 19.00’da “Dersim için yastayız” şiarıyla kitlesel açıklama yapma kararı alınarak tüm duyarlı kesimlerin katılımı istendi. (HABER MERKEZİ)