PİRHA- Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik gerçekleştirdiği saldırıları protesto etti. Platform adına açıklamayı Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Eş Başkanı Ergin Tekin okudu.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, 28 Şubat’ta İran’a yönelik yapılan ABD ve İsrail saldırılarını kınadı. Sivil yerleşim alanları, hastaneler ve okulların hedef alınmasını protesto eden Platform, bir okulun bombalanması sonucu çok sayıda çocuk ve sivilin yaşamını yitirdiğine dikkat çekti. Açıklamada, saldırıların Orta Doğu’yu kana bulayan emperyalist politikaların yeni bir halkası olduğu vurgulandı.
“İNSANLIK TRAJEDİLERİNE BİR YENİSİ EKLENDİ”
Yapılan açıklamada, saldırılarda sivil yerleşim birimlerinin, hastanelerin ve okulların hedef alındığı, bir okulun bombalanması sonucu çok sayıda çocuk ve sivilin yaşamını yitirdiği vurgulandı. Tekin, saldırıların, yakın zamanda Filistin ve Suriye’de yaşanan insanlık trajedilerinin bir yenisi olabileceği uyarısında bulundu.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Gazze’de yarattığı yıkımın üstünde konuşan İsrail yönetimi temsilcileri ve ABD emperyalizminin sözcüleri; savaş gerekçesi olarak ‘ABD ve İsrail’in kendini savunma hakkını’, ‘Molla rejiminin nükleer ve füze programlarını’ ve ‘İran halkının özgürlük mücadelesine destek olmayı’ gösteriyor. Bu söylemler, barbar saldırganlığa kılıf giydirmekten, İran halkının molla rejimine karşı mücadelesini istismar etmekten başka bir şey değildir”
ABD ve İsrail’in İran’ın yeraltı ve yerüstü kaynaklarını yağmalamayı hedeflediğini belirten Ergin Tekin, saldırıların Orta Doğu’yu kana bulayan emperyalist politikaların yeni bir halkası olduğunu ifade etti.
Ekonomik ambargolar ve askeri müdahalelerle halkların yoksulluğa ve ölüme sürüklendiğini vurgulayan Tekin, ABD’nin geçmişte Venezuela müdahalesi sonrası sarf ettiği “Venezuela Petrolü artık bizimdir” sözlerinin, emperyalizmin gerçek niyetini ortaya koyduğu hatırlattı ve İran’a yönelik hamlelerin, bölgeyi emperyalist çıkarlar doğrultusunda yeniden dizayn etme hedefi taşıdığına dikkat çekti.
“ABD EMPERYALİZMİ HALKLARIN DOSTU DEĞİLDİR”
Ergin Tekin, açıklamanın devamında şunları dile getirildi: “ABD hiçbir zaman halkların dostu olmamıştır. Gittiği her coğrafyaya demokrasi değil, yıkım ve bağımlılık götürmüştür. İran halkı bir yandan emperyalist kuşatma, diğer yandan sömürücü ve baskıcı molla rejimiyle karşı karşıyadır. Ocak ayında binlerce insanın katledilmesiyle bastırılmaya çalışılan halk hareketi, rejimin halk düşmanı karakterini bir kez daha göstermiştir”
Tekin, açıklamanın sonunda antidemokratik ve baskıcı rejimlerin yalnızca halk kitlelerinin örgütlü mücadelesiyle yıkılabileceğini vurgulayarak, dış müdahalelerin yıkım ve bağımlılıktan başka bir sonuç getirmediğini ifade etti.
PİRHA- Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, 22 Şubat Dünya Anadili Günü dolayısıyla bir basın açıklaması yaptı. Açıklamayı platform adına, DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş okudu.
Açıklamada, tüm halkların anadillerinin yaşamın her alanında özgürce kullanılabilmesi gerektiğini vurguladı. Açıklamada, barışın ve özgürlüğün anadillerle mümkün olacağı ifade edilerek şu ifadelere yer verildi:
“HERKES KENDİ DİLİNDE OKUYUP, YAZMALI”
Ateş, “Barış anadilsiz olmaz, özgürlük anadilimizle olur. Öncelikle özgürlük varoluş dilleriyle olur. Bir halk kendi diliyle okuyup yazmazsa o halk özgür değildir. Dillerin mücadelesi her halkın hakkıdır. Bir halk dilinden koparsa, tarihi, kültürü ve kimliği de koparılır” dedi.
Türkiye’de başta Kürtçe olmak üzere birçok dilin asimilasyon politikalarıyla yok sayıldığı belirten Ateş, açıklamada şunları kaydetti: “Türkiye devleti Kürt halkının diline inkar politikası uyguluyor. Sadece Kürtçe değil, Laz, Ermeni, Süryani, Hamşince, Abazaca, Çerkezce gibi diller de asimilasyonla yok sayıldı ve kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya. Artık asimilasyon uygulaması son bulmalı; bütün halklar kendi anadilleriyle eğitim görebilmeli, okuyabilmeli, konuşabilmeli” dedi.
Özcan Ateş, halklara çağrıda bulunarak, çocuklarla anadilde konuşmanın ve kültürün aktarılmasının önemine dikkat çekti:
“Dillerimiz inancımızdır, kimliğimizdir, kültürümüzdür, tarihimizdir. Anadiller evde, sokakta, yaşamın her alanında serbest olursa varlığını korur ve yaşar. Halkımıza çağrımızdır: Çocuklarınızla anadille konuşun, öğretin, sohbet edin.”
Açıklama, “Dünya Anadili Günümüz kutlu olsun” mesajıyla sona erdi.
PİRHA- Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Rojava’da gerçekleşen katliamlara dur demek için Seyit Rıza Meydanı’nda çerağ uyandırdı. Rojava’ya uygulanan saldırıların günümüz Kerbelası olduğuna dikkat çeken DEM Parti Milletvekili Ayten Kordu, “Bugün Rojava’da internet dahil, su, yiyecek, her türlü yardıma kapatılmış ve bu coğrafyada bir soykırım planlaması devrede” dedi.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, “Kerbela’dan Rojava’ya Yaşanan Karanlığa Karşı Çerağlarımızı Yakıyoruz” şiarıyla Seyit Rıza Meydanı’nda toplanarak, Rojava için çerağ uyandırdı.
Seyit Rıza Meydanı’na ‘Biji Berxwedana Rojava’, ‘Qoma Rojava Teyna Nî Yo’, ‘ Yekê Yekê Gelê Kurd Yekê’ sloganlarıyla gelen yurttaşlar, meydanda ‘Rojava Vicdandır, Direniştir, Özgürlüktür Teslim Alınamaz’ pankartı etrafında toplandı. Eyleme DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu’nun yanı sıra, bir çok kurum ve kuruluş katıldı.
“MÜRŞİTPINAR SINIR KAPISI DERHAL AÇILMALIDIR”
Yakılan çerağların Rojava’daki karanlığı yok edeceğini belirten DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş, “Rojava halkı yalnız değildir. Biran önce Mürşitpınar sınır kapısı açılmalı ve Rojava’ya gereken yardımlar geciktirilmeden ulaştırılmalıdır” dedi.
Eylemde konuşan Emek Partisi (EMEP) Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Orhan Kurul, Rojava’da insanlık ayıbının işlendiğini belirtti ve devamında şunları dile getirdi: “Rojava’da çok açık bir savaş suçu işleniyor. Rojava’da kadınlar, çocuklar bile bile ölüme mahkum ediliyor. Göz göre göre Rojava’daki halkımız, kardeşlerimiz ölüme sürükleniyor” dedi
Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın derhal açılması gerektiğine dikkat çeken Kurul, “Bugüne kadar yaptığımız çağrıları bir kez daha tekrar ediyoruz. En son söylenmesi gereken lafı en başta söylüyorum. Mürşitpınar Sınır Kapısı derhal açılmalı, insani koridor sağlanmalıdır” dedi ve bu talebin Dersim halkı tarafından çok acil bir şekilde yerine getirilmesi istendiğini vurguladı.
“Rojava’yı kendi çıkarlarının bir oyun aletine, oyun aracına dönüştürmeye çalışıyorlar. Ancak Rojava’daki halkımız bugüne kadar yaptığı gibi bugün de kendi kaderini tayin edebilmenin koşullarını zorluyor. Bunun için mücadele ediyor” diyen Kurul, “Emek Partisi olarak buradan bir kez daha tekrar ediyoruz. Rojava halkı kendi kaderini tayin edebilme hakkına sahiptir. Bunun koşulları sağlanmalıdır” dedi ve insani koridorun biran önce açılması gerektiğine dikkat çekerek konuşmasını sonlandırdı.
“ROJAVA’DA BUGÜN BİR KERBELA YAŞANIYOR”
Rojava’ya uygulanan inkar ve imha politikasının güncel bir Kerbela olayı olduğuna dikkat çeken DEM Parti Milletvekili Ayten Kordu, “Bugün Rojava’da internet dahil, su, yiyecek, her türlü yardıma kapatılmış ve bu coğrafyada bir soykırım planlaması devrede. Biz bu zihniyeti çok iyi tanıyoruz. Dersim’den biliyoruz. Dersim katliamından biliyoruz” dedi. Devamında ise şunları söyledi:
“Yıllardır inkarla imha ile yürüyen, Alevilere, Kürtlere, başta olmak üzere farklı inançlarla gösterilen katliam planlamalarından çok iyi biliyoruz. Dolayısıyla Suriye’de biricik tek yol Suriye’nin demokratik bir ülkeyi inşa edilmesinden geçiyor. Ve Türkiye ve iktidar bu sorumluluğa sahiptir. İktidarın, Türkiye’nin politikası Suriye’de demokratik bir yaşamın inşa edilmesi üzerine kurulmalıdır.”
Kordu, Hızır ayı içerisinde olduklarını belirterek, “Dersim’deyiz, Hızır ayındayız. Hızır’da tüm mazlumların yanında olan Dersim halkı, Alevi toplumu, Hızır’da bugün burada lokmalarını tutarken, dualarını yaparken önce insanlık için duasını eder, sonra kendisi için duasını eder. Dersim halkı bugün darda olan Rojava halkı için dualar ettiğini” söyledi.
Ayten Kordu, konuşmasının sonunda Rojava halkının yanında olduklarını belirterek, “Dolayısıyla biz bu coğrafyadan seslenen Kürtler, Aleviler, devrimciler, sosyalistler, demokratlar, kendisine insanım diyen herkes buradan sesleniyoruz. Gerek kendi coğrafyamızda ya da Suriye’de, Ortadoğu’da demokratik bir yaşam barışçıl bir yaşam zor değildir. Mümkündür. Yeter ki bu kolektif akıl işlesin. Yeter ki bu kolektif politika hayata geçsin” dedi ve konuşmasını sonlandırdı.
PİRHA- “Uyuşturucuyla mücadele” bahanesiyle Karayipler’e donanma yığan, Venezuela’ya ait ticaret gemilerini hedef alan bu saldırının gerçek amacının; Venezuela’nın petrolüne, doğal kaynaklarına ve halkın iradesine el koymak olduğunu belirten Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, “Emperyalist savaşlara karşı halkların ortak mücadelesini büyüteceğiz! Tüm halkımızı emperyalizme karşı birleşmeye, dayanışmayı büyütmeye ve mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz!” dedi.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, ABD’nin Devlet Başkanı Nicolas Maduro’nun kaçırılmasıyla sonuçlanan Venezuela’ya yönelik askeri saldırısını protesto etti.
Dersim Emek Ve Demokrasi Platformu adına açıklama yapan EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, ABD emperyalizmi, yılın ilk günlerinde bir kez daha saldırgan ve yayılmacı yüzünü göstererek Venezuela’ya yönelik açık bir askeri ve siyasi saldırı gerçekleştirdiğini söyledi.
“VENEZUELA’YA YÖNELİK MÜDAHALE, EMPERYALİST PAYLAŞIM SAVAŞININ GÜNCEL BİR HALKASIDIR”
“Uyuşturucuyla mücadele” bahanesiyle Karayipler’e donanma yığan, Venezuela’ya ait ticaret gemilerini hedef alan bu saldırının gerçek amacının; Venezuela’nın petrolüne, doğal kaynaklarına ve halkın iradesine el koymak olduğunu belirten Tekin, “Bu saldırı ne anlıktır ne de tesadüfidir. ABD emperyalizmi uzun süredir Amerika kıtasını kendi arka bahçesi ilan etmekte, ülkeleri baskı, tehdit ve askeri güç yoluyla teslim almaya çalışmaktadır. Panama Kanalı üzerindeki nüfuz arayışları, Grönland’ın yeraltı zenginliklerine dönük tehditler ve Latin Amerika genelinde artan askeri yığınaklar bu saldırgan politikanın parçalarıdır. Venezuela’ya yönelik müdahale, emperyalist paylaşım savaşının güncel bir halkasıdır” dedi.
“Emperyalist savaşların kazananı halklar değildir! Kazananlar silah tekelleri, enerji şirketleri ve küresel sermayedir. Kaybedenler ise emekçiler ve ezilen halklardır. Bu savaşlar yoksulluk, güvencesizlik, yıkım ve ölüm üretmektedir. Doğal kaynaklar yağmalanmakta, kamusal varlıklar sermayeye devredilmekte, halkların yaşam alanları savaş politikalarıyla yok edilmektedir.
Venezuela’ya yönelik bu saldırı, halkların kendi kaderini tayin hakkına yönelik açık bir saldırıdır. Hiçbir ülkenin geleceği, dış güçlerin zoruyla belirlenemez. Hiçbir halk, emperyalist planlara boyun eğmek zorunda değildir. Halkların siyasal, ekonomik ve toplumsal tercihleri ancak kendi iradeleriyle şekillenir. Emperyalist müdahaleler bu iradeyi yok saymaktadır. Bugün Venezuela hedef alınmıştır; yarın başka bir ülke hedef alınacaktır. Bu nedenle Venezuela haritada göründüğü kadar uzak değildir.”
“HALKLARI HEDEF ALAN SAVAŞ POLİTİKALARINA ALET EDİLMEMELİDİR”
Emperyalist savaşın sarsıntılarının Türkiye’nin dört bir yanında da hissedildiğini vurgulayan Tekin, “Venezuela’ya yapılan saldırı, aynı zamanda Türkiye emekçilerine yönelmiş bir saldırıdır. Çünkü emperyalist savaşların bedeli her zaman halklara ödetilmektedir. Türkiye’nin bu saldırganlığa ‘sessiz kalması’ emperyalist suça ortak olmak anlamına gelir. Emekçilerin görevi, kendi hükümetlerinin bu savaş politikalarına dahil edilmesine karşı durmak ve emperyalizme karşı mücadeleyi büyütmektir. Bu topraklar emperyalist savaşların atış ve lojistik rampası değildir. Yabancı askeri üsler kapatılmalıdır. Türkiye emperyalist askeri ittifaklardan çıkarılmalı, halkları hedef alan savaş politikalarına alet edilmemelidir” şeklinde ifade etti.
“MÜCADELEYİ YÜKSELTMEYE ÇAĞIRIYORUZ!”
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu olarak, ABD emperyalizminin barbarlığına boyun eğmeyeceklerinin altını çizen Tekin, “Venezuela halkın kendi kaderini tayin etme hakkına sahiptir bunun mücadelesi de meşrudur! Emperyalist savaşlara karşı halkların ortak mücadelesini büyüteceğiz! Tüm halkımız emperyalizme karşı birleşmeye, dayanışmayı büyütmeye ve mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz!” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Maraş ve Roboski Katliamı ile 19 Aralık ‘Hayata Dönüş Operasyonu’nun yıl dönümüne dair açıklama yapan Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, katliamların, hukuken etkili biçimde soruşturulması ve failleri yargılanması gereken insanlığa karşı suçlar kapsamında olduğuna dikkat çekerek, “Biliyoruz ki bu ülkede gerçek bir yüzleşme, ancak devletin işlediği bu suçlarla hesaplaşılması, sorumluların yargı önüne çıkarılması ve cezasızlık rejiminin dağıtılmasıyla mümkündür” dedi.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Maraş Katliamı, Roboski Katliamı ve 19 Aralık ‘Hayata Dönüş Operasyonu’nun yıl dönümüne dair açıklama yaptı.
Sanat Sokağı’nda yapılan açıklamaya kurum temsilcilerinin yanı sora yurttaşlarda katıldı. Açıklamayı okuyan ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi, Aralık ayının, Türkiye’de devletin yaşam hakkına yönelik ağır ve sistematik ihlallerin yoğunlaştığı bir dönem olduğunu ifade etti.
“ETKİLİ BİR SORUÇTURMA VE YARGILAMA YÜRÜTÜLMEMİŞTİR”
Aralık ayında yaşanan katliamların, hukuken etkili biçimde soruşturulması ve failleri yargılanması gereken insanlığa karşı suçlar kapsamında olduğunun altını çizen Çelebi, “Maraş, hapishaneler ve Roboski’de işlenen bu suçlar, devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünü bilinçli biçimde ihlal ettiğini ortaya koymaktadır. Devlet, yurttaşlarını korumak yerine Kürtleri, Alevileri ve devrimcileri hedef alan ve süreklilik gösteren bir şiddet politikası uygulamıştır. Bu suçlara ilişkin yürütülmesi gereken etkili soruşturma ve yargılama süreçleri bilinçli biçimde işletilmemiştir” dedi.
“SUÇTUR!”
Orhan Çelebi, 19–26 Aralık 1978 tarihlerinde Maraş’ta Alevi yurttaşlara yönelik olarak gerçekleştirilen katliamda, 19 Aralık 2000 tarihinde hapishanelerde gerçekleştirilen müdahalelerde, 28 Aralık 2011 tarihinde Roboski’de, çoğu çocuk 34 Kürd’ün savaş uçaklarıyla bombalanarak öldürülmesinde, devletin yaşam hakkını koruma yönündeki pozitif yükümlülüğünü açık biçimde ihlal ettiği kitlesel bir suç olduğunu vurguladı.
“CEZASIZLIK REJIMI DAĞITILMALI”
Katliamların ardından etkili, bağımsız ve tarafsız bir soruşturma yürütülmediğine dikkat çeken Çelebi,şunları söyledi:
“Bugün de Aleviler inançları nedeniyle kamusal alanda dışlanmaya, eşit yurttaşlık talepleri karşılıksız bırakılmaya devam edilmektedir. Kürtler, siyasal kimlikleri ve demokratik talepleri nedeniyle güvenlikçi politikaların ve kolektif cezalandırma pratiklerinin hedefi olmaktadır. Devrimciler ise başta hapishaneler olmak üzere sistematik baskı, tecrit ve hak ihlallerine maruz bırakılmaktadır. Özellikle kuyu tipi hapishaneler, bu cezasızlık rejiminin güncel ve kurumsallaşmış bir uzantısı olarak, insan onuruyla bağdaşmayan tecrit koşullarıyla ağır ve süreklilik arz eden bir hak ihlali alanına dönüştürülmüştür.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu olarak, hakikat ve adalet arayışımızı sürdürmeye; toplumsal hafızayı canlı tutarak bu karanlık tabloyu görünür kılmaya devam edeceğiz. Biliyoruz ki bu ülkede gerçek bir yüzleşme, ancak devletin işlediği bu suçlarla hesaplaşılması, sorumluların yargı önüne çıkarılması ve cezasızlık rejiminin dağıtılmasıyla mümkündür.”
PİRHA-Dersim Belediyesi’ne atanan kayyımın 1. yılında Dersim Emek ve Demokrasi Platformu Yeraltı Çarşısı üstünde basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Demokratikleşme adı altında yürütülen müzakere görüşmelerinde eğer somut adımlar atılacaksa; başta Kürt halkının demokratik talepleri güvence altına alınmalı, buna bağlı olarak kayyumlar derhal geri çekilerek halkın iradesi teslim edilmelidir” denildi.
22 Kasım 2024 tarihinde Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan’ın yerine kayyım atanmıştı. Dersim Belediyesi’ne atanan kayyımın 1. yılında Dersim Emek ve Demokrasi Platformu Yeraltı Çarşısı üstünde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı platform adına yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak okudu.
‘Kayyumlar gidecek halk kalacak, halkın iradesi gasp edilemez’ pankartının açıldığı açıklamaya DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Karakoçan Belediyesi Eş Başkanı Cafer Oğur, yerlerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan ile Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri katıldı.
“HALKIMIZIN SEÇME VE SEÇİLME HAKKI ELİNDEN ALINMIŞTIR”
Açıklamada ilk sözü alan yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Başkan Yardımcısı Mustafa Taşkale, konuşmasında şunları ifade etti:
“Tam bir yıl önce 22 Kasım’da güvenlik güçleri tarafından belediye işgal edildi ve halkın iradesi gasp edildi. Kayyım bir yıldır halkımızın iradesini gasp etmiş ve halkımızın en demokratik hakkı olan seçme ve seçilme hakkı, özgürlük hakkı elinden alınmıştır.”
“HALKIN İRADESİ TESLİM EDİLMELİDİR”
Tek adam iktidarının sandıkta kazanamadığı belediyeleri kayyım atayarak ele geçirme tutumunu artık bir yönetme tarzı haline getirildiğini belirten yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak, “İktidar, devlet baskısıyla halkın iradesine, seçme ve seçilme hakkına ipotek koymuş ve bu uygulamadaki ısrarına da devam etmektedir. Hukuki olmayan gerekçelerle halkın iradesinin gasp edilmesi dayanağı bugün artık boşa çıkmıştır. Bir hukuksuzluktan bahsedilecekse bu hukuksuzluk halk iradesinin gasp edilmesinin ta kendisidir. Dersim’den bir kez daha sesleniyoruz; Demokratikleşme adı altında yürütülen müzakere görüşmelerinde eğer somut adımlar atılacaksa; başta Kürt halkının demokratik talepleri güvence altına alınmalı, buna bağlı olarak kayyumlar derhal geri çekilerek halkın iradesi teslim edilmelidir” dedi.
“KAYYIMLAR HALKIN İRADESİNİN GASP EDİLMESİDİR”
Halkın yönetime ortak olmasını tehdit olarak gören anlayış nedeniyle belediyelere kayyım atandığını vurgulayan Dersim Belediyesi Meclis Üyesi Mehmet Yüksel, “Halkın içinde olmadığı, halkın iradesinin olmadığı bir anlayışı kabul etmiyoruz. Kayyımlar, halkın iradesinin gasp edilmesidir. Biz kayyımların bir an önce geri çekilerek halkın iradesi ile seçilen kişilerin yine demokrasi gereği sandıkla gitmesini savunuyoruz” diye belirtti.
“KAYYIM DÜZENİ TÜRKİYE’NİN DEMOKRATİK İTİBARINI ZEDELEYEN BİR UYGULAMADIR”
Halkın iradesini gasp eden her uygulamanın karşısında olduklarını ifade eden CHP Dersim İl Başkanı Berkay Gündoğan, “Kayyım atamaları demokratik bir ülkenin kabul edilebileceği bir durum değildir. Halkın seçtiği belediye başkanlarını görevden almak demek demokratik yönetimi yok saymak, yerel yönetim hakkına müdahale etmek ve hukukun üstünlüğünü zedelemektir. Halkın iradesi asla gasp edilemez. Kayyım düzeni Türkiye’nin demokratik itibarını zedeleyen bir uygulamadır. Dersim halkının iradesi hiçbir zaman sahipsiz kalmamıştır, bundan sonra da kalmayacaktır. Atanan kayyumlar halkın seçme ve seçilme hakkını yok saymakta, yerel demokrasiyi boğmaktadır” şeklinde konuştu.
“KAYYIM SİYASETİ GÜVENSİZLİĞİ ÖREN BİR SİYASET BİÇİMİDİR”
Kayyım politikalarının ülkenin demokrasisine yapılmış bir darbe olduğunu söyleyen DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise konuşmasında şunları dile getirdi:
“Dersim coğrafyası sol ve sosyalist bir coğrafya olduğu için bugüne kadar çok bedeller ödemiştir. Bu yüzden de Dersim’e yönelik daha özel politikalar uygulanmaktadır. Belediyeye kayyım atanması da bu politikaların bir parçasıdır. Bu süreçte bu topraklarda barışın ve demokrasinin inşa edilmesi için çalışma yürütmemiz gerekiyor. İşte o zaman bu topraklarda kayyım siyaseti son bulacak. Kayyım siyaseti çözümü ören değil, güvensizliği ören bir siyaset biçimidir.”
PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 10. yılında Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. 10 Ekim katliamının üzerinin örtülmesine, unutturulmak istenmesine izin vermeyeceklerini vurgulayan Sinan Ulu, “10 Ekim davası biz bitti demeden bitmeyecek. Bedeli ne olursa olsun emek, barış ve demokrasi mücadelemizden geri adım atmayacağız” dedi.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, 104 kişinin hayatını kaybettiği 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 10. yılında Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Dersim Emek ve Demokrasi Platformu adına KESK Dönem Sözcüsü Sinan Ulu okudu.
“HUKUK DEVLETİ İDDİASI 10 EKİM KATLİAMI DAVASINDA BİR KEZ DAHA İFLAS ETMİŞTİR”
10 Ekim Gar Katliamı ile bu toprakların halen en temel ihtiyacı olan barış ve kardeşlik sesinin susturulmak istendiğini belirten Sinan Ulu, ” 5 Haziran’da Diyarbakır’da, 20 Temmuz’da Suruç’ta istedikleri korku dalgasını yaratamayınca bu kez devletin kalbi sayılan, en korunaklı il olarak bilinen, adeta kuş uçurtulmayan Ankara’da başarmak istediler. Bombaları patlatmayı başardılar ama aradan geçen 10 yıl bir kez daha gösterdi ki umudumuzu, emek, barış ve demokrasi talebimizi, gelecek güzel günlerin özlemini bastıramadılar, yok edemediler, edemeyecekler. Görüyoruz ki, yargı 10 Ekim Katliamı davasında da görevini yerine getirmemekte, tuğlayı çekmek istememekte, siyasal erkin etkisinde karar almaktadır. Adalet Bakanının diline pelesenk ettiği “hukuk devleti” olma iddiası 10 Ekim Katliamı davasında bir kez daha iflas etmiş, karşılık bulmamıştır” dedi.
“BEDELİ NE OLURSA OLSUN MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Gerçek suçlular açığa çıkarılıp yargılanıncaya kadar adalet mücadelelerinin devam edeceklerini vurgulayan Ulu, “Yüreğimiz kanamaya devam ediyor, acımız hala tazeliğini koruyor. Ancak acımızı kararlılığa dönüştürerek katliamın hesabını sormaya devam edeceğiz. Gerçekler ortaya çıkıncaya kadar, gerçek suçlular hesap verinceye kadar bir an olsun durmayacağız. Katillere ve katliamlara inat; yılmayacağız, sinmeyeceğiz, geri çekilmeyeceğiz. Bıkmadan, usanmadan tüm ülkeye gerçekleri anlatacağız. 10 Ekim Katliamı’nın üzerinin örtülmesine, unutturulmak istenmesine izin vermeyeceğiz. 10 Ekim davası biz bitti demeden bitmeyecek. Bedeli ne olursa olsun emek, barış ve demokrasi mücadelemizden geri adım atmayacağız” diye konuştu.
PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Filistin’de saldırıların yeniden başladığı 7 Ekim 2023 tarihinin ikinci yıldönümünde basın açıklaması yaptı. Okunan metinde, “Gazze soykırımı sadece soykırımcı Netanyahu’nun sorumluluğunda değil. Ortadoğu’nun yeniden paylaşılması için sıraya girmiş Batı emperyalizminin amaçlarına ulaşmak için sınır tanımaz şiddetinin konusudur” denildi.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Filistin’de saldırıların yeniden başladığı 7 Ekim 2023 tarihinin ikinci yıldönümünde Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı.
‘Barbarlık yenilecek, Filistin halkı kazanacak’ pankartının açıldığı açıklamanın basın metnini Emek Partisi Dersim İl Başkanı Ergin Tekin okudu.
“GAZZE SOYKIRIMI SADECE SOYKIRIMCI NETENYAHU’NUN SORUMLULUĞUNDA DEĞİL”
İki yılda savunmasız 70 bine yakın Filistinlinin katledildiğini belirten Ergin Tekin, “Yaşamını yitirenlerin 20 bini çocuk. Yardımların engellenmesi nedeniyle, 154 ü çocuk olmak üzere 460 kişi açlıktan hayatını kaybetti. Hastaneler, okullar, yadım konvoy ve filoları vuruldu, Gazze halkı sadece açlığa terk edilmekle kalmadı, yüzbinlerce insan yerinden edildi. Netanyahu’nun ABD emperyalizminin işbirlikçisi olarak yürüttüğü ve bölgedeki karışıklıktan kendilerine düşecek payın peşinde olan diğer emperyalist devletler, Gazze operasyonunu desteklediler. Kendi ülkelerindeki protestoları ve barış eylemlerini de bastırmaya çalışıyorlar. Ortadoğu’daki ABD işbirlikçisi yönetimler sürece sessiz kaldıkları gibi bölgeden çıkmak zorunda kalan Filistinliler’e kapılarını açmadılar. Gazze soykırımı sadece soykırımcı Netanyahu’nun sorumluluğunda değil. Ortadoğu’nun yeniden paylaşılması için sıraya girmiş Batı emperyalizminin amaçlarına ulaşmak için sınır tanımaz şiddetinin konusudur” dedi.
“GAZZE ÜZERİNDEKİ ABLUKA TAMAMEN KALDIRILMALIDIR”
BM toplantısında Gazze için sunulan planın Ortadoğu’ya “barış değil daha fazla kaos” getireceğini vurgulayan Tekin, “Barış ve demokrasi mücadelesi verenler, İtalya’da, Belçika’da, İspanya’da, Yunanistan’da, Hindistan’da, Malezya’da ve daha birçok ülkede limanlarda ve tedarik zincirindeki emekçilerin protestosu, sokağa dökülen halklar, genel grev yapan işçilerdir. Soykırıma karşı dayanışma ve mücadele gösteren halklar bize örnektir. Soykırımcı Siyonist İsrail devletine, ABD’nin yağma politikasına, saray rejiminin işbirlikçiliğine karşı mücadele, savaşı durdurmanın ön koşullarından biridir. Filistin’de süren soykırıma, Ortadoğu halklarına dayatılan karanlığa karşı, Türkiye’de derinleşen yoksulluk ve hak gasplarına karşı emek ve özgürlük mücadelesi yükselmelidir. İsrail’in Gazze’deki soykırımı derhal durdurmalı, Gazze üzerindeki abluka tamamen kaldırılmalıdır. Türkiye, İsrail rejimiyle tüm siyasi, ekonomik ve askeri ilişkilerini sonlandırılmalıdır” diye konuştu.
PİRHA-İstanbul Bayrampaşa’da bir ailenin Kürtçe müzik dinledikleri için darp edilip gözaltına alınması Dersim’de protesto edildi. Yapılan açıklamada, “Artık yeter Kürt halkını tanıyın ve dilimiz, kültürümüz üstündeki bu baskıyı bir an önce sonlandırın” denildi.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, İstanbul Bayrampaşa’da bir ailenin Kürtçe müzik dinledikleri için darp edilip gözaltına alınmasını protesto etmek için Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı.
Açıklamaya yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri katıldı.
Açıklamada Kirmançki “Zonê ma komîya mawa, zonê ma haştîya û ozadiya zonê ma sera, destunexo bionce“ (Dilimiz kimliğimizdir, dilimiz barış ve özgürlüğümüzdür. Ellerinizi dilimizin üstünden çekin) pankartı açıldı. Basın metnini Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi ( DEM Parti) Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş, Kirmançki olarak okudu.
“KÜRTÇEYE TAHAMÜLSÜZLÜK DEVAM EDİYOR”
Devletin Kürt diline düşmanca tavrının devam ettiğini vurgulayan Özcan Ateş, “İstanbul’da bir araç içerisinde bulunan bir aileyi Kürtçe müzik dinledikleri için durdurup kaba şiddetle gözaltına aldılar. Gözaltında kadın çocuk yaşlı demeden işkence uyguladılar. Bunların içerisinde hamile bir kadın da vardı. Kadın hamile olduğunu söylemesine rağmen polis şiddeti devam etti. Çünkü bilinç altında Kürt diline karşı düşmanca tutum devam ediyordu. Onun için şiddet devam etti. Biz Dersimliler bu zihniyeti çok yakından biliyoruz. Bu zihniyet 1938’de yaşanan katliamları yapanlarla aynı zihniyeti taşıyor. 1938’de de hamile kadınların karnındaki bebeklerin sürgülerle öldürülmüştü. Artık bu zulme son verin. Halkın bilinç altına öyle bir düşmanlık yerleştirilmiş ki Kürt diline tahammül edilemiyor” dedi.
“KÜRT HALKI ÜZERİNDEKİ BASKIYI BİR AN ÖNCE SONLANDIRIN”
Yapılan saldırının Kürt halkına yönelik bir saldırı olduğunu belirten Ateş, “Biz Dersimliler diyoruz ki kirli ellerinizi halkımızın, gençlerimizin üstünden çekin. Artık yeter Kürt halkını tanıyın ve dilimiz, kültürümüz üstündeki bu baskıyı bir an önce sonlandırın. Kürt halkı bu ülkeye yük değildir aksine barışı getirmeye çalışıyor. Kürt halkı vardır ve bu halkın dili de Kürtçedir” diye konuştu.
PİRHA-Dersim’de, ‘Uyuşturucuya, çeteleşmeye ve her türlü şiddete hayır diyoruz’ şiarıyla yürüyüş yapıldı. Yürüyüşte sık sık ‘Dersim’de çete istemiyoruz’ sloganı atıldı. Dersim’de artan şiddet olaylarında devlet politikasına bakılması gerektiğini vurgulayan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Gençliği değersizleştirmeye çalışan bu sisteme karşı bizlerde gençlerin daha fazla örgütlenebileceği, söz kurabileceği alanları yaratmak zorundayız” diye konuştu.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu öncülüğünde ‘Uyuşturucuya, çeteleşmeye ve her türlü şiddete hayır diyoruz’ şiarıyla Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş düzenledi.
Yürüyüşe DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri ile yüzlerce yurttaş katıldı.
Yürüyüş sonrası basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş okudu.
“HERKES BİLMELİDİR Kİ DERSİM SAHİPSİZ DEĞİLDİR”
Dersimliler olarak bu toprakların ruhuna ve kültürüne aykırı olan gelişmeleri asla kabul etmediklerini vurgulayan Özcan Ateş, “Bu gelişmelerin kökeninde Dersim’in tarihsel kimliğine yönelik uzun süredir devam eden saldırıların olduğunun farkındayız. Herkesin bildiği gibi Dersim yalnızca bir coğrafya değil; bir ruhtur, bir bilinçtir, bir duruştur. Herkes bilmelidir ki Dersim sahipsiz değildir. Atalarımızın ağır bedellerle bize emanet ettiği bu toprakları onurla koruyacak; ikrarımız ve sevdamız olan Dersim’i gelecek nesillere tertemiz teslim edeceğiz. Dersim Emek ve Demokrasi Platformu olarak, çeteciliğe, şiddete ve yozlaşmaya karşı çocuklarımızı ve gençlerimizi koruyacağımızı, bu kötülüklere karşı asla sessiz kalmayacağımızı ilan ediyoruz” dedi.
“GENÇLERİN SÖZ KURABİLECEĞİ ALANLARI YARATMAK ZORUNDAYIZ”
Dersim’de artan şiddet olaylarında devlet politikasına bakılması gerektiğini vurgulayan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise, “Dersim’deki özel güvenliği devrimcilere uyguladınız. Slogan attığımızda etrafımıza yüz tane polisi yığdınız ama şehrin ortasında çatışma olduğunda, sokaklarda uyuşturucu satıldığında sadece seyrediyorsunuz. Gençliği değersizleştirmeye çalışan bu sisteme karşı bizlerde gençlerin daha fazla örgütlenebileceği, söz kurabileceği alanları yaratmak zorundayız” diye konuştu.
PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, ‘Uyuşturucuya, çeteleşmeye ve her türlü şiddete hayır diyoruz’ şiarıyla halkı 10 Temmuz’da yapılacak yürüyüşe davet etti.
Dersim’de son zamanlarda şiddet olayları artarken, halk bu durum karşısında endişeli.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu öncülüğünde yarın saat 18.00’de ‘Uyuşturucuya, çeteleşmeye ve her türlü şiddete hayır diyoruz’ şiarıyla Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş düzenlenip, basın açıklaması yapılacak.
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak ve Dersim Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri, Moğultay Mahallesi’nde halka bildiri dağıtarak yarın yapılacak yürüyüşe davet etti.
PİRHA- Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, 15-16 Haziran Direniş’inin yıldönümü ve kayyım tarafından işten atıldıktan sonra greve başlayan işçilerle dayanışma yürüyüşü gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada, “15-16 Haziran, işçi sınıfının kendi gücünü keşfettiği, birleştiğinde önünde hiçbir engelin duramayacağını kanıtladığı bir başkaldırı ve hak arayışı günüdür. Dersim Belediyesinden atılan işçiler olarak kayyumların geri çekilmesini, işten atılan emekçilerin bir an önce işe iade edilmesini talep ediyoruz” denildi.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Dersim Belediyesine kayyım atandıktan sonra işten atılan işçiler için “Kayyımlar geri çekilsin işçiler işe iade edilsin” şiarıyla yürüyüş düzenledi.
Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yapılan yürüyüşte sık sık “Kayyım gidecek biz kalacağız”, “Dersim’de kayyım istemiyoruz”, ”Birleşe birleşe kazanacağız”, “ İşçilerin birliği sermayeyi yenecek” sloganları atılırken “15-16 Haziran’ı selamlıyoruz emeğimize sahip çıkıyoruz“ yazılı pankart taşındı.
Açıklama saygı duruşuyla başlarken basın metnini kayyım tarafından işten atılan işçi Ali Mükan, okudu.
İlk olarak sözü alan DİSK Emekli-Sen Dersim Şube Başkanı Yaşar Yamaç, DİSK Genel Başkanları’nın işçilerin yapmış olduğu direnişe karşı sessiz kaldığını bu konuda bir açıklama yapmamalarını talihsizlik olarak niteledi.
“15-16 HAZİRAN’LA İŞÇİLER KENDİ GÜCÜNÜ KEŞFETTİ”
Ali Mükan, bugünün Türkiye işçi sınıfı tarihinin önemli dönüm noktalarından biri olan 15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi’nin 55’nciyıl dönümü olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
“15-16 Haziran’da emekçilerin zincirleri kıran öfkesi sel olup meydanlara aktı. Fabrikalarda şalter indi, sokaklar ‘Yaşasın sınıf mücadelesi’ sloganlarıyla yankılandı. İstanbul’un, Kocaeli’nin, Ankara’nın fabrika bacalarından yükselen dumanlar, isyanın kıvılcımına dönüştü. Yüz binler, ‘Haklarımız için, onurumuz için’ diyerek sokağa döküldü. 15-16 Haziran, işçi sınıfının kendi gücünü keşfettiği, birleştiğinde önünde hiçbir engelin duramayacağını kanıtladığı bir başkaldırı ve hak arayışı günüdür. Son yıllarda ülkedeki anti demokratik uygulamalar, baskı ve zulüm politikalarından işçiler de payına düşeni almıştır.”
“EMEKÇİLERİN BİR AN ÖNCE İŞE İADE EDİLMESİNİ TALEP EDİYORUZ”
Gelinen süreçte yoksulluğun had safhada olduğunu ifade eden Ali Mükan, “Bizler Dersim Belediyesinden atılan işçiler olarak 165 gündür her türlü zorluğa karşı yaşam mücadelesi veriyoruz. TÜİK’in resmi verilerine göre Dersim’de son iki yılda yaklaşık 2.700 kişilik net göç yaşanmıştır. Ancak gerçekte bu rakam daha da fazladır. Dersim’in göç vermesinin temel nedenleri arasında ekonomik yetersizlikler ve işsizlik yer almaktadır. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de halkın seçilmiş iradesini gasp edip, işçileri işten çıkarmak bu kentte yaşamaya çalışan emekçileri adete sürgüne göndermek demektir. Kayyum sadece, halkın iradesini gasp etmek değil, o bölgenin dilini, kültürünü, kimliğini ve emekçilerin alın terini de yok etmektir. Bizler Dersim Belediyesinden atılan işçiler olarak kayyumların geri çekilmesini, işten atılan emekçilerin bir an önce işe iade edilmesini talep ediyoruz” şeklinde konuştu.
Ardından söz alan CHP Dersim İl Başkanı Kemal Özcan, emek mücadelesinin yanında olduklarını belirtti. Özcan, şunları ekledi:
“Çünkü biliyoruz ki emek olmadan üretim, kalkınma, demokrasi olmaz. Burada bir araya gelişimiz sadece geçmişi anmak için değil. Aynı zamanda geleceğe sahip çıkma kararlılığımızdır. Bugün burada farklı siyasi görüşlerinden gelen dostlarımızla sendika temsilcilerimizle, sivil toplum kuruluşlarımızla ve yurttaşlarımızla kol kola olmamız bu topraklarda emeğin dayanışmanın ve demokrasinin hala ne kadar güçlü bir değer olduğunu göstermektedir. CHP olarak emeğe ve onun örgütlü mücadelesine inancımız tamdır. Biz mücadeleyi ne yalnızca kendi adımıza ne de sadece bugün hesabıyla yürütüyoruz. Biz çocuklarımız için, geleceğimiz için daha adil bir Türkiye için bu mücadeleyi veriyoruz. Bugün burada bulunan emekçi dostlarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Bu birliktelik emek tarihimiz için yeni bir umut olacaktır” diye konuştu
“MÜCADELEYİ BÜYÜTMEKTEN BAŞKA ÇAREMİZ YOK”
Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Başkanı Ergin Tekin ise açıklamada mücadele etmekten başka çağrı olmadığını belirterek şunları konuştu:
“Ortak mücadeleyi yürüttüyse aynı şekilde onlardan öğreneceğimiz birleşik mücadeleyi büyütmekten başka çaremizin olmadığını görmemiz lazım. Emek Partisi olarak bugün 15-16 Haziran direnişinin yıl dönümünde Ocak ayında başlattığımız barajsız sendika, yasaksız grev, güvenceli iş kampanyasını işçileri meclise çağırarak işçiler kendi yasasını yapıyor diyerek kampanyasını büyüterek orada bugün sonlandırdık. Bu on binlerce işçinin, emekçinin, kadının, gencin verdiği imzalarla siyasi partilerin, sendikaların, kitle örgütlerinin desteğiyle büyüyen bir kampanyaydı. Bu sadece bir imza metni değil, temel amacı ortak mücadeleyi, birleşik mücadeleyi, yasaksız grevi ve işçilerin özgürce istedikleri sendikaya üye olması için ortak mücadeleyi için yapılmış bir çağrı için. Bundan sonra da bu çağrıyı büyüteceğimizi belirtmek istiyoruz. 2024 yılı 31 Mart seçimlerinden sonra burayı biliyorsunuz Dersim ittifakı kazandı. O günden bugüne 7 ay sonra kayyum geldi. Kayyumların en çok yaptığı şeylerden biri rant ve talanla birlikte ekmeğini buradan emeğiyle karşılamaya çalışan işçileri çıkarmakta olsun. Burada da aynı şeyi işçi arkadaşlarımız yaşadı. Günlerdir direnişlerini, mücadelelerini sürdürüyorlar. Ve onların yanında olduğumuzu bir tek bir daha dile getirmek istiyorum.”
“KAYYIMLAR SADECE BELEDİYELERİ GASP ETMİYOR, HALKIN KİMLİĞİNİ GASP EDİYOR”
Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak, kayyımların sadece belediyeleri gasp etmediğini aynı zamanda halkın kimliği ve kültürünü de gasp ettiğini vurguladı. Konak, “Emekçi arkadaşlarımızı iş alanlarında, verimli olamayacakları alanlarda görevlendirdiler. İşte adama göre iş yarattılar. Ve yaklaşık 58 tane arkadaşımız 42’si emekli olmak üzere resmen emekliyi ayırmak üzere 16 kişiyi de işten çıkarttılar. Ekonomik krizin yaşandığı bu süreçte hangi arkadaşımız 14 bin 22 bin lirayla geçimini yapar sağlar arkadaşlar? Mümkün mü? Değil. Ve sadece işten çıkarılan arkadaşlarımızı psikolojik sorunları yaşanmayacak. Ailelerinde sosyal sorunlar da yaşamaya başlayacak. Çünkü işsizliğin çığ gibi büyüdüğü ildeyiz. Bu anlamda arkadaşlarımızın üzerindeki psikolojik baskıların kaldırılması bizim talebimizdir. Kayyımların irade gaspına dün karşı olduğumuz gibi bugün ve bundan sonra da mücadelemiz devam edecektir. İşten uzaklaştırılan arkadaşlarımızı işe alınmaları bizim en büyük talebimizdir. Ve ayrıca da 55 yıl önce 15-16 Haziran’da mücadelede bedel ödeyen ve bu 55 yıllık süre içerisinde hak, adalet ve hukuk için mücadele ederken zindanlarda duran zindanlarda olan arkadaşlarımıza da buradan Dersim’den selamlarımızı gönderiyoruz. Bedel ödeyen arkadaşlarımız da saygıyla, hürmetle, minnetle anıyoruz” diye kaydetti.
“SOSYALİZM MÜCADELESİNİ BÜYÜTMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Son olarak söz alan ESP MYK Üyesi Orhan Çelebi de şunları konuştu:
“Emek ve sermaye çelişkisinin olduğu bir ortamda, iktidar eğer sermayeden yana tutum alıyorsa işçi direnişlerin de işçilere saldırıyorsa patronu koruyorsa bu mücadele de devam edecek. Yani 55 yıl da geçse, yüz yıl da geçse bu çelişki ortadan kalkmadığı sürece bizler işçiler, emekçiler olarak mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. Sömürüsüz, baskısız, adaletin eşitliğin, kardeşliğin olduğu, iş gücünün, sermayeye peşkeş çekilmediği bir toplumu bir dünyayı yaratmak için mücadele edeceğiz. Sınıfsız, sömürüsüz bir dünya için sosyalizm mücadelesini büyütmeye devam edeceğiz. 15-16Haziran’ı yaratanlar bugün Trendyol’da, Metal-İş’te bugün İzmir Belediyesi’nde Dersim Belediyesi’nde ve birçok iş kolunda direnişlerini sürdürüyorlar. Tüm direniş alanlarına buradan binlerce selam gönderiyorum.”
PİRHA- Dersim’de Emek ve Demokrasi Platformu, 12 Mart 1995’te yaşanan Gazi Katliamı, 16 Mart 1978’de ki Beyazıt Katliamı ve 16 Mart 1988’de yaşanan Halepçe Katliamlarına dair basın açıklaması yaptı. Açıklamada konuşan DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş, “Ezilen halklara ve toplumsal muhalefete yöneltilen devlet şiddetine karşı koyacak en güçlü direniş araçlarından biri hafızadır. Devletin şiddet ve cezasızlık düzenine karşı, hafızamız bizim en büyük direnişimizdir” dedi.
Dersim Emek Ve Demokrasi Platformu, Gazi Mahallesi, Beyazıt ve Halepçe katliamlarını lanetledi, hayatını kaybedenleri andı ve katliamcı zihniyetlere karşı birlikte mücadele çağrısı yaptı.
Sanat Sokağı’nda gerçekleşen açıklamayı kurumlar adına DEM Parti Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş okudu.
“HAFIZANIN SİLİNMESİNE İZİN VERMEK SUÇA ORTAK OLMAKTIR”
Tarih boyunca yaşanan katliamlarda devletin cezasızlık politikasının sürekliliğine işaret eden Ateş, “Beyazıt’ta, Halepçe’de, Gazi’de, Qamişlo’da yaşananlar, faillerin korunması ve adaletin sağlanmamasıyla bir “devlet geleneği” hâline getirilmek istenmiştir. Mart ayında gerçekleşen bu katliamlar, farklı coğrafyalarda yaşanmış olsa da, ezilen halklara ve toplumsal muhalefete yöneltilen devlet şiddetinin ortak bir parçasıdır. Bu nedenle, bu katliamları anmak yalnızca geçmişi hatırlamak değil, bugün ve yarın için ortak bir mücadeleyi büyütmektir. Ancak biliyoruz ki hafızanın silinmesine izin vermek, suça ortak olmak demektir. Unutulan her katliam, tekrar yaşanma riskini içinde barındırır. Katliamları unutmamak, unutturmamak ve sorumluların yargılanmasını talep etmek, geçmişin olduğu kadar bugünün ve geleceğin de mücadelesidir” dedi.
“HAFIZAMIZ EN BÜYÜK DİRENİŞİMİZDİR”
Ateş, “Devletin şiddet ve cezasızlık düzenine karşı, hafızamız bizim en büyük direnişimizdir” diyerek şöyle devam etti:
“Katliamların sorumluları tetiği çekenler ya da bombayı yerleştirenlerle sınırlı değildir. Onları koruyan, davaları sürüncemede bırakan, delilleri karartan, toplumun hafızasını yok etmek için çabalayan tüm mekanizmalar bu suçun bir parçasıdır. Adaletsizlik yalnızca mahkemelerde değil, medyada, siyaset sahnesinde ve eğitim sisteminde de örgütlü bir biçimde yeniden üretilmektedir. Bu yüzden adalet arayışımız hukuki olduğu kadar toplumsal bir mücadeledir. Ezilen halklara ve toplumsal muhalefete yöneltilen devlet şiddetine karşı koyacak en güçlü direniş araçlarından biri hafızadır. Unutmayı reddetmek, yalnızca geçmişin değil, geleceğin de mücadelesini vermektir. Devletin şiddet ve cezasızlık düzenine karşı, hafızamız bizim en büyük direnişimizdir.”
Katliam faillerinin korunması ve adil yargılamaların yapılmamasının yeni katliamların önünü açtığını ifade eden Ateş, “Maraş, Çorum ve Sivas’ta cezasız bırakılan katiller, Gazi başta olmak üzere birçok katliama zemin hazırlamıştır. Gerçek sorumlular yargılanıp hesap verene kadar mücadelemiz sürecektir. Bir kez daha vurguluyoruz: Adalet, unutmayanların ve unutturmayanların mücadelesiyle kazanılır. Hafızayı korumak, yalnızca geçmişin acılarını hatırlamak değil, aynı zamanda adil ve özgür bir geleceği inşa etmenin en önemli adımıdır. Unutmak, faillerin yeniden güç kazanmasına ve adaletsizliğin kök salmasına hizmet eder. Ancak bizler, halkların hafızasını, ortak mücadelesini ve dayanışmasını büyüterek bu düzene karşı koymaya devam edeceğiz” diye belirtti.
PİRHA-Son zamanlarda artan gözaltılar, tutuklamalar ve kayyımlara tepki göstermek için Dersim’de açıklama yapıldı. Yapılan açıklamada, “Kayyum politikalarına, sendikal baskılara, basın üzerindeki sansüre ve tüm anti-demokratik uygulamalara karşı ortak mücadeleyi büyütelim” denildi.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, AKP iktidarının son zamanlarda artan gözaltılar, tutuklamalar ve kayyımlara tepki göstermek için Yeraltı Çarşısı üstünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, ‘Kayyumlara, yasaklara ve tutuklamalara asla boyun eğmeyeceğiz’ pankartı açıldı. Açıklamayı platform adına Emek Partisi Dersim İl Başkanı Ergin Tekin okudu.
“TEK ADAM İKTİDARI TOPLUMSAL MUHALEFETİ BASTIRMAYA ÇALIŞIYOR”
Baskı rejiminin derinleştiği bir sürecin içinden geçtiklerini belirten Ergin Tekin, “Tek adam iktidarı toplumsal muhalefeti bastırma, yerel yönetimleri etkisiz hale getirme ve emek hareketlerini yok etme amacıyla devlet aygıtını bir baskı mekanizmasına dönüştürmüştür. Son günlerde yaşanan gelişmeler, bu sürecin rastlantısal ya da geçici değil, aksine kurumsallaşmış bir otoriterleşme rejiminin inşasına yönelik olduğunu göstermektedir. İstanbul’da sosyalist siyasetçilere, sanatçılara ve gazetecilere yönelik gerçekleştirilen, 52 kişinin gözaltına alınmasıyla başlayıp giderek büyüyen operasyonlar, iktidarın toplumsal muhalefeti bastırma stratejisinin bir parçasıdır. Saldırılar, yalnızca bireysel gözaltılarla sınırlı kalmamakta, aksine halkın kolektif hafızasını, kültürel direnişini ve örgütlü mücadele geleneğini hedef almaktadır” diye belirtti.
Son zamanlarda yaşananlarla birlikte Türkiye’nin hukuk devleti olmaktan tümüyle çıktığını gösterdiğini vurgulayan Tekin, “Hukukun üstünlüğü ilkesi yerini iktidar lehine işleyen bir keyfiyet rejimine bırakmış, yasalar yalnızca baskıyı meşrulaştırmanın araçları haline getirilmiştir. Ancak unutmamak gerekir ki, zorbalığın ve baskının artması, iktidarın güçlendiğini değil, aksine zayıfladığını ve çaresizleştiğini göstermektedir. Toplumun geniş kesimlerinin iradesini yok sayan, demokratik mekanizmaları felç eden, emek hareketlerini baskı altına alan ve muhalif tüm sesleri susturmaya çalışan bir iktidar, ancak kendi sonunu hızlandırmaktadır. Tarih göstermektedir ki, otoriter rejimler en zayıf oldukları anlarda en sert baskı politikalarına yönelirler. Ancak zorbalıkla ayakta durmaya çalışan her yönetim, eninde sonunda halkın örgütlü mücadelesi karşısında çökmeye mahkûmdur” dedi.
“BASKININ OLDUĞU HER YERDE DİRENİŞ TALEBİ YÜKSELECEKTİR”
Ülkenin içinde bulunduğu karanlık sürecin sadece emek, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin büyümesiyle aşılabileceğini dile getiren Tekin, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Baskının olduğu her yerde direniş, zorbalığın olduğu her yerde özgürlük talebi yükselecektir. Dersim Emek ve Demokrasi Platformu olarak, ülkenin dört bir yanında yükselen baskılara karşı emekçileri, halkları, kadınları, gençleri ve tüm ezilenleri bu zulme karşı mücadeleye çağırıyoruz. Kayyum politikalarına, sendikal baskılara, basın üzerindeki sansüre ve tüm anti-demokratik uygulamalara karşı ortak mücadeleyi büyütelim. Mücadeleyi yükseltmeye, dayanışmayı büyütmeye ve direnişi sürdürmeye kararlıyız.”
PİRHA- Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki göstererek Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Kayyımı, halkın iradesine yönelik saldırı olarak görüyoruz. İktidar, seçimle alamadığı yerleri kayyım darbesiyle almak istiyor” denildi.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atanmasına tepki göstererek Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamada, ‘Van Büyükşehir Belediyesi, Van halkının iradesidir’ , ‘Kayyım gasptır, kabul edilemez’ pankartı açıldı. Açıklamayı Dersim Emek ve Demokrasi Platformu adına ESP PM Üyesi Orhan Çelebi okudu. Açıklamaya DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni, yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Eş Başkanı Birsen Orhan, Dersim’deki siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.
“KAYYIMA KARŞI MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
Kayyımı, halkın iradesine yönelik saldırı olarak gördüklerini söyleyen Orhan Çelebi, “İktidar seçimle alamadığı yerleri kayyım darbesiyle almak istiyor. Belediyelerimizin mülkleri milyonlarca borç bırakılarak yandaşlara peşkeş çekiliyor. Kayyım atanan bir kent ve Dersim Emek ve Demokrasi Platformu olarak kayyıma karşı mücadele etmeye devam edeceğiz” diye belirtti.
“KAYYIM, HIRSIZLIKTIR”
AKP’nin belediyelere baktığında rant gördüğünü belirten ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni, ” Biz ise belediyelere baktığımızda halkın demokratik iradesini görüyoruz. Belediyelere yönelik geliştirilen kayyım gaspı hırsızlıktır. Bizler belediyelerde halkımızın siyasi iradesini temsil ediyoruz. AKP’nin kayyım politikası ise darbe siyasetini temsil ediyor. Beton binaları ele geçirebilirsiniz ama halkın iradesini asla teslim alamazsınız” dedi.
“HALK SİZE BOYUN EĞMEZ, DİRENİR”
AKP iktidarının suç işlediğini bildiği için Van Büyükşehir Belediyesi’ne gece yarısı baskın yapıldığını vurgulayan HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, “Önce kayyım kararı alınıyor daha sonra yargı kararı veriyor. Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’ndan AKP’ye kayyım meselesini çözme çağrısında bulunuyoruz. Ülkeyi halka rağmen yönetmek istiyorsanız bu halk da size boyun eğmez ve direnir” diye konuştu.
PİRHA- Dersim Emek ve Demokrasi Platformu’nun yaptığı açıklamada, “Ne DDK yasaları ile aldığınız özel yetkiler ne basına uyguladığınız ambargo ve gözaltılar, ne grev yasaklarınız ne kayyum politikalarınız ne siyasetçilere kurduğunuz kumpaslarınız ne seçim, sandık oyunlarınız ne de gerici faşist rejim hevesleriniz sökmeyecek. Asla başaramayacaksınız” denildi.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, “Halk iradesi gasp edilemez, grev yasakları kabul edilemez. Direnen işçilerin ve Van halkının yanındayız” diyerek basın açıklaması yaptı. Açıklamayı platform adına Mustafa Taşkale okudu.
“Olağan sayılmayacak bir dönemden geçiyoruz. Son dönemde yaşanan ekonomik ve siyasal gelişmeler de bunu gösteriyor” diyen Taşkale şunları ekledi:
“Ne DDK yasaları ile aldığınız özel yetkiler ne basına uyguladığınız ambargo ve gözaltılar, ne grev yasaklarınız ne kayyum politikalarınız ne siyasetçilere kurduğunuz kumpaslarınız ne seçim, sandık oyunlarınız ne de gerici faşist rejim hevesleriniz sökmeyecek. Asla başaramayacaksınız.
Gaziantep Başpınar OSB’de işçilerin düşük ücret dayatmasına karşı verdikleri mücadele giderek yayılıyor. Birçok fabrikada sayısı binleri bulan işçiler, patronların yüzde 30 zam dayatması karşısında direnişlerini birleştireceği günün gecesinde Gaziantep Valiliği tarafından özellikle işçilerin yapabileceği her türlü eylem ve etkinliğe yasak kararı getirildi. Bizler bu yasaklamalara yabancı değiliz! Saraydaki tek adam iktidarı, 21 grev yasağı ile grev yasağı şampiyonu olarak tarihe geçmiş bir iktidardır. Antep Valisi de onun yolunda yürüyor. En son 2 bin metal işçisinin grevini yasakladı. Ama 2.000 metal işçisi bu emperyalist tekellere hizmet eden grev yasağını tanımadı ve fiilen grevlerini sürdürdüler.
Tek adam iktidarı izlediği ekonomi programı ile ülke adeta ekonominin ağır yükünü işçilerin, emekçilerin, emeklilerin, üretici köylünün sırtına yüklendiği; patronlara da daha çok teşvikler verildiği, onların ihya edildiği bir hale getirildi. Bugün Gebze’den İzmir’e, İstanbul’dan Ankara’ya, Batman’dan Bursa’ya birçok şehirde işçiler bu sefalete karşı sesini yükseltiyor, eylemler yapıyor, greve çıkıyor.”
“SEÇİM SONUÇLARINI TANIMAYAN BİR İKTİDARIN DEMOKRATİK MEŞRUİYETİ OLAMAZ”
Van Büyükşehir Belediye Başkanı Abdullah Zeydan’a verilen 3 yıl 9 ay hapis cezasının, AKP’nin kayyum atama sürecini işletmek için attığı bir adım olduğunu söyleyen Taşkale, “İktidar, önce cezai süreçleri kullanarak seçilmiş yerel yöneticileri hedef almakta, ardından bu cezaları gerekçe göstererek kayyum atamaktadır. Böylece seçim sonuçları işlevsiz hale getirilmektedir. Halkın iradesini yok sayan bu müdahaleler, seçimlerin yalnızca bir meşruiyet aracı olarak kullanıldığını, ancak sonuçlarının iktidarın çıkarlarına göre şekillendirildiğini gösteren otoriter bir yönetim anlayışını ortaya koymaktadır. Bu süreçte yargı tamamen araçsallaştırılarak merkezi otoritenin güçlendirilmesi sağlanmakta, yerel yönetimler ise sistematik şekilde zayıflatılmaktadır. Kayyum atamalarını halkın iradesine yönelik açık bir saldırı olarak görüyor ve reddediyoruz. Bu uygulamalar, seçme ve seçilme hakkını ortadan kaldırarak demokrasiyi fiilen işlevsiz hale getirmekte, yerel yönetimlerin özgünlüğünü yok etmektedir. Seçim sonuçlarını tanımayan bir iktidarın demokratik meşruiyeti olamaz” dedi.
PİRHA-Dersim’de geçtiğimiz günlerde Munzur Gözeleri ile ilgili yayınlanan kararnameye ilişkin açıklama yapıldı. Açıklamada “Munzur Gözeleri’nin bir kısmı kesin korunacak hassas bölgeye dahil edilmiş, geri kalan birçok göze ise nitelikli koruma statüsü altında bırakılmıştır” denildi.
3 Şubat’ta Resmi Gazete’de yayımlanan karar ile Munzur Gözeleri’nin belirli bir kısmı “Munzur ve Pülümür Vadileri Kesin Korunacak Hassas Alanı”na dahil edilmişti. Dersim Emek ve Demokrasi Platformu karara ilişkin basın toplantısı düzenleyerek söz konusu kararnameye ve kamuoyundaki yanlış bilgilere ilişkin açıklamalarda bulundu.
Açıklamayı TMMOB Dersim İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Uğur Beycan okudu.
KARARNAMENİN TÜM GÖZELERİ KORUMAYA ALDIĞI DOĞRU DEĞİL
Beycan, Munzur ve Pülümür Vadileri’nin bütün olarak birinci derece kesin korunacak hassas alan ilan edildiği şeklinde kamuoyunda bir algı oluştuğu belirterek, “3 Şubat 2025 tarihinde yeni bir kararname yayınlandı. Bu kararnameden önce 2023 tarihinde bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi daha yayınlanmıştı. Bu kararnameye göre, Munzur Gözeleri ve Munzur Gözeleri’ni takip eden Ziyaret köyü, Koyungölü, Yeşilyazı alanını kapsayan bölgelere kadar alanlar kesin korunacak hassas bölge statüsünden nitelikli korunacak hassas bölge statüsüne düşürülmüştü. Bunun akabinde 2023 tarihinde TMMOB olarak bu durumla ilgili konuya ilişkin bir dava süreci başlattık” dedi.
“KARARNAME HUKUKA AYKIRILIĞI TESCİLLEDİ”
“Kapsam dışında kalan gözelerin bilimsel olarak kapsama içine alınan gözelerden nitelik olarak ne farkı var?” diye soran Beycan sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kararname bazı bölgeleri kesin korunacak hassas alana dahil etmiş ve kapsamı son kararnameye göre genişletmiştir. Bu açıdan olumludur ama yaklaşık kırk gözeyi barındıran Munzur Gözeleri’nin bir kısmı kesin korunacak hassas bölgeye dahil edilmiş, geri kalan birçok göze ise nitelikli koruma statüsü altında bırakılmıştır. Kırk tane göze 2023 kararnamesinde birinci derece kapsamı dışında bırakan, iki yıl sonra tekrardan bir kısmını bu kararnamenin içine alan anlayış aslında hukuki aykırılığını tescillemiş oldu. TMMOB olarak iki gün önce idari mahkemeye tekrardan beyanımızı sunmuş durumdayız.”
“KAPSAM DIŞI KALAN MUNZUR GÖZELERİ’NİN İLK HALİNE GETİRİLMESİ KONUSUNDA ISRARCIYIZ”
Beycan, konuşmasının devamında Munzur Gözeleri’nin hem ekolojik önemine hem de Alevi inancındaki yerine vurgu yaparak “Mevcut idareyi bilime, hukuka, tekniğe ve yörenin bütün inançsal ritüellerine saygı duymaya davet ediyoruz. Eğer samimiyetle Munzur Gözeleri’ne ve ekolojisine dair bir koruma kapsamı genişletmek isteniyorsa, hem ekolojik boyutuyla ele alınması gerektiğini, hem inanç boyutuyla ele alınması gerektiğini tekrar söylüyoruz. Munzur Gözeleri ve Munzur Vadisi Milli Parkı için Dersim halkının net talebidir: Devletin en üst düzeyde koruma statüsünü alması gerekmektedir. Dersim’deki demokrasi güçleri olarak kapsam dışı kalan Munzur Gözeleri’nin ilk haline getirilmesi ısrarımızın devam ettiğini burdan ifade ediyoruz” dedi.
PİRHA- Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye’de inançları ve kimlikleri nedeniyle hedef alınanlara ilişkin Dersim’de basın açıklaması yaptı. Açıklamada konuşan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, selefi örgütlerin katliamlarına karşı uluslararası güçleri sorumluluk almaya çağırdı.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu Sanat Sokağı’ndan Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş düzenledi. Yürüyüşte sık sık ‘Katil IŞİD Ortadoğu’dan defol’ , ‘Yaşasın halkların eşit, özgür birliği’ sloganları atıldı.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu adına basın açıklamasını PSAKD Dersim Şube başkanı Ekber Kaya okudu. Açıklamada, ‘Suriye’de katliamlara, emperyalist ve siyonist saldırganlığa hayır’ pankartı açıldı. Açıklamaya DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak, Dersim’deki siyasi parti, demokratik kitle örgütleri ve inanç kurumlarının temsilcileri ile yüzlerce yurttaş katıldı.
“SURİYE’DE HALKLARA VE İNANÇLARA DÖNÜK KATLİAM YAŞANIYOR”
Basın açıklamasından önce kısa bir konuşmaya yapan EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, Suriye’de halklara ve inançlara dönük katliam yaşandığını belirterek, “Halkların ve inançların katledilmesi katli vaciptir deniyor. Bunu kabul etmiyoruz” dedi.
“ALEVİLER SİSTEMATİK BİR ŞEKİLDE BASKILARA VE İŞKENCELERE MARUZ KALMAKTADIR”
Suriye’de kaos ve çatışmaların yaşandığını ifade eden PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya, “Suriye’de iktidarı ele geçiren ve Türkiye’nin de desteklediği radikal dinci gruplar, farklı inanç ve kimliklere karşı acımasız baskı ve şiddet uygulamakta; Aleviler, Kürtler, Hristiyanlar, Dürziler ve şeriata dayalı bir yaşam tarzını benimsemeyen herkes sistematik zulme, ağır baskılara, işkencelere ve ölümlere maruz bırakılmaktadır. Bu insanlar, herhangi bir suç işledikleri için değil; kimlikleri, inançları veya etnik kökenleri nedeniyle hedef hâline gelmektedir” diye belirtti.
Benzer nefret politikalarının yol açtığı katliamları daha önce Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da ve Sivas’ta da yaşadıklarını vurgulayan Kaya, “O dönem de insanlar, eylemlerinden ötürü değil; salt doğdukları kimlik ve inançla var oldukları için katledilmiştir. Bir insanın en temel varoluşunun “suç” olarak görülmesi, insanlık onuruna vurulmuş en ağır darbedir. Bugün Suriye’de yaşananlar, bu tarihsel acıların tekrarı niteliğindedir. Suriye’de yaşananlar temel insan haklarına, evrensel hukuka ve ortak vicdana yönelik ağır bir saldırı niteliğindedir. Aleviler başta olmak üzere tüm farklı inanç gruplarının güvenliğini sağlamak ve onurlarını korumak, yalnızca bölgesel bir mesele değil; insan hakları ve adalet adına evrensel bir sorumluluktur” dedi.
“ULUSLARARASI GÜÇLERİ SORUMLULUK ALMAYA ÇAĞIRIYORUZ”
Suriye’de Alevilerin katledilmesine yabancı olmadıklarını belirten DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Biz bu zihniyeti Dersim Katliamı’nda yaşadık. Dolayısıyla ırkçı zihniyetin kendisinin farklılıklara tahammülü yoktur. Irkçı zihniyete karşı Kürtler ve Aleviler olarak özgürlük ve eşitlik için mücadelemizi sürdürmeye devam ediyoruz. Suriye’de Alevilerin canına ve malına kast eden çeteler sırtını Türkiye’deki iktidara dayıyor. Biz Aleviler olarak Yezit, Muaviye anlayışına diz çökmedik bundan sonra da diz çökmeyeceğiz. Bu çeteler sosyal medyada Alevi düşmanlığı yaratıyor. Her şeye anında soruşturma açan savcılar Alevilere karşı saldırılara karşı tek bir soruşturma açmadı. Başta Aleviler, Kürtler her yerde kenetlenmeliyiz. Örgütlü bir toplum olduğumuz sürece kazanacağız. Eşit, adil, onurlu bir yaşamı hep birlikte sağlayacağız. Selefi örgütlerin katliamlarına karşı uluslararası güçleri sorumluluk almaya çağırıyoruz” diye konuştu.
PİRHA-Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, yaptığı basın toplantısında Suriye’de HTŞ’ye bağlı çeteler tarafından Alevilerin katledilmesine tepki göstermek için 3 Ocak’ta Yürüyüş yapılıp Seyit Rıza Meydanı’nda açıklama yapılacağını duyurdu.
Suriye’yi yönetimini ele geçiren HTŞ’ye bağlı çeteler, Alevilerin yaşadığı bölgelerde insanlık dışı uygulamalar ve infazlar gerçekleştiriyor. Cihatçı çetelerden oluşan HTŞ’nin Lazkiye, Humus ve Tartus gibi Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgelerde hak ihlali gerçekleştirdikleri haberleri gelmeye devam ediyor. İnsanlık dışı uygulamaların merkezi olan Alevi coğrafyasında görüntü çekip, kamuoyuyla paylaşanların infaz edildiği aktarılıyor.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, yaptığı basın toplantısında Suriye’de HTŞ’ye bağlı çeteler tarafından Alevilerin katledilmesine tepki göstermek için 3 Ocak’ta saat 12.30’da Sanat Sokağı’nda bir araya gelip Seyit Rıza Meydanı’na yürüyüş yapılarak basın açıklaması yapılacağını duyurdu. Açıklamayı platform adına Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Başkanı Ergin Tekin okudu.
“SURİYE’DE FARKLI İNANÇ VE ETNİK KİMLİKLERE KATLİAM UYGULANIYOR”
Suriye’de farklı inanç ve etnik kimliklere yönelik katliam yapıldığını belirten Ergin Tekin, “Suriye’de iktidarı ele geçiren Türkiye destekli radikal dinci gruplar kendi diktatörlükleri kurma hedefiyle farklı inanç ve kimliklere acımasız baskı ve şiddet uyguluyor. Aleviler, Kürtler, Hristiyanlar, Dürziler ve şeriata dayalı bir yaşam tarzını benimsemeyen herkes sistematik zulme, ağır baskılara, işkencelere ve ölümlere maruz bırakılıyor. Bu insanlar, suç işledikleri için değil, yalnızca kim oldukları, hangi inanca sahip oldukları veya hangi etnik kökene mensup oldukları için hedef alınıyorlar. Bu durum, insanlık tarihi boyunca tanık olduğumuz en vahşi ayrımcılık ve nefret politikalarının günümüzdeki yansımasıdır” dedi.
“DAYANIŞMAYI BÜYÜTMEK İÇİN HERKESİ BASIN AÇIKLAMASINA DAVET EDİYORUZ”
Tekin, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Benzer vahşi ayrımcılık ve nefret politikalarının neden olduğu katliamlar, geçmişte Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da ve Sivas’ta da yaşandı. O dönem de insanlar, eylemlerinden ötürü değil; sırf doğdukları kimlik ve inançla var oldukları için katledildi. Bir insanın en temel varoluşunun “suç” sayılması, insanlık onuruna vurulmuş en ağır darbedir. Bugün Suriye’de yaşananlar, bu tarihsel acıların tekrarıdır. Kimlikleri yüzünden baskıya uğrayan, susturulan ve öldürülen insanların acısı, hepimizin vicdanında derin yaralar açmaktadır. Bu trajedilerin bir daha yaşanmaması, inançları ve kimlikleri nedeniyle hedef alınanların sesini yükseltmek ve dayanışmayı büyütmek için herkesi yapacağımız basın açıklamasına davet ediyoruz.”