Etiket: dersim gazetesi

  • 83. yılında İnsan-ı Kamiller için yapılacak anmaya çağrı-VİDEO

    83. yılında İnsan-ı Kamiller için yapılacak anmaya çağrı-VİDEO

    PİRHA- 15 Kasım 1937’de Elazığ Buğday meydanında idam edilen Seyid Rıza ve arkadaşları için her yıl olduğu gibi bu yıl da Dersim başta olmak üzere Alevilerin yaşadığı her mekanda anma etkinlikleri yapılacak. Dersim Araştırmalar Merkezi ve Dersim Gazetesi Dersim Emek ve Demokrasi Platformunun bugün yapacağı etkinliklere katılım çağrısında bulundu.

    Haberin videosu;

    Dersim Araştırmalar Merkezi ve Dersim Gazetesi yazılı bir çağrıda bulunarak Dersim Emek ve Demokrasi platformunun bugün gerçekleştireceği Seyit Rıza ve arkadaşlarını anma etkinliklerine katılım çağrısında bulundu.

    Çağrı içerikli açıklamanın tamamı şöyle:

    “Ma kilıtê kou kerd vindi”

    Seyid Rıza, Uşenê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesenê İvraime Qıji, Hesen Ağa, Fındık Ağa, Resik Uşen u 37/38 Xo vira méke, Jı bir neke, Çıla xo roşti ke…

    83. YILINDA İNSAN-I KAMİLLERİMİZİ ANIYORUZ

    15 Kasım 1937’de Elazığ Buğday Meydanında idam edilen Seyid Rıza, Uşenê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesenê İvraime Qıji, Hesen Ağa, Fındık Ağa, Resik Uşen’i idamlarının 83. yıl dönümünde Dersim’de, Dersim Emek ve Demokrasi Platformunun düzenleyeceği etkinliklerle anacağız.

    Onlar büyük felaket öncesi Dersim adına yargılandılar. Binbir hileye ve entrikaya rağmen Dersim’in bu insani kâmilleri, diz çökmeden değerleri uğruna ipi göğüslediler. İdam edilen bu insani kamillerimizi ve 37/38 katliamında yitirdiklerimizi bir kez daha saygıyla ve özlemle anıyoruz.

    15 Kasım 2020 Pazar günkü anma programı;
    -Saat 13.00’da Seyid Rıza meydanında basın açıklaması.
    -Saat 15.00’da Pax Köprüsünde Harçik Çayına karanfil bırakma.
    -Saat 19.37’de Seyid Rıza Meydanında çerağ uyandırma, mum yakma ve lokma pay edilecektir.

    Halkımızı anmalara katılmaya ve saat 19.37’de evlerinin ışıklarını söndürerek, balkonlarında çıla / mum yakmaya çağırıyoruz.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim Gazetesi, “Zonê ma zonê xızırîyo wayîr vecîme” başlığıyla çıktı

    Dersim Gazetesi, “Zonê ma zonê xızırîyo wayîr vecîme” başlığıyla çıktı

    PİRHA – Dersim Gazetesi’nin Şubat/Mart 2020 tarihli 86. Sayısı “Zonê ma zonê xızırîyo wayîr vecîme” manşetiyle çıktı. 

    Uzun süredir periyodik olarak yayın hayatına devam eden Dersim Gazetesi’nin 86’ıncı sayısı okuyucularıyla buluştu. 21 Şubat Uluslararası Dünya Anadil  Günü vesilesiyle çağrıda yapılan 86. sayıda, “Gelin Kırmancki’yi (Zazaki), UNESCO’nun ‘yok olma tehlikesi altındaki diller’ grubundan çıkaralım. Gelin Dünya Anadil Günü olan 21 Şubatı buna bir milat sayalım ve yüzümüzü dilimize, anadilimize, dillerimize dönelim” denildi.

    Gazetenin 86. sayısında hem Kırmançki hemde Türkçe 21 Şubat Uluslararası Dünya Anadil Günü’ne ilişkin şunlar paylaşıldı:

    “Sarê Desimî Xizir ra, Duzgı ra, Jelê ra, Muzur Babayî ra hez keno. Ma vanîmê o ki hênîyo zonê cerçegu zonê Kimancîyo, zonê xo re wayîr vecîmê Çê dê, cade de veyvu de, cınaza wederdenê de , cem u cemat de bêrê zonê xo de qeseykîmê. Kîlito kı ma xo destîya sano zonê xo, bêrê têpîya ebi xo deştî yakîmê, mobetê ma mobetê Kirmancîye bo. Mevindîmê mektebu ra zonê ma de wendenê biwajîmê

    Zonê ma  roz ebi rozê beno vînd. Roz ebi rozê ma ebi xo deşt kenîmê vînd. Fêlê sarê teberî belîyo. Vanê  no zon qesey mebo. Pekî î hênî vanê ma sekenîmê? Ma ebi nî hal u usuliya  xo deştî ra  haletê danîmê hukumatê Tirkî. Na rozê en  zaf î  halê  mawa sabenê. Çayê ke cêncê ma,  domanê ma êndî  nî zonî qesey nêkenê.  Her ca de, mobet de Tirki qesey beno. Ma ebi nî haliya miradê  tayîna rind anîmê hurendî en zaf  kî dewletê sa bena. A zana kı  hem zon hemî kî îtîqat  ma dest ra guret hemî çî yê ma dest ra vecîna sona. Sêy serî ra raver Herde Dêwrêşî de zonê Tirkî çiqa qeseybîyênê, çend tênî yê Kirmancu, Kurmancu mabênê xo de Tirkî qesey kerdênê? Gumanê ma hênîyo ke zaf senik bî. O waxt kî zonê ma yasax bî hama keşî gos ro nênênê ser oncinay kî zonê xo qesey kerdênê. Sarê Desimî Xizir ra, Duzgı ra, Jelê ra, Muzur Babayî ra hez keno.  Ma vanîmê  o ki hênîyo zonê cerçegu  zonê  Kimancîyo,  zonê xo re wayîr vecîmê Çê dê, cade de veyvu de, cınaza wederdenê de , cem u cemat de bêrê zonê xo de qeseykîmê.  Kîlito kı ma xo destîya sano zonê xo, bêrê têpîya ebi xo deştî  yakîmê, mobetê ma mobetê Kirmancîye bo. Mevindîmê mektebu ra zonê ma de  wendenê  biwajîmê

    HER AĞAÇ KENDİ KÖKLERİ ÜZERİNDE BÜYÜR

    Mezopotamya diller ve halklar bahçesidir. Bu kültürel zenginlik tüm insanlığın ortak değerleri olarak kabul görür. Ama ne yazık ki bu topraklarda yüz yıllardır konuşulan diller, devletler eliyle ya yasaklandı ya da asimilasyoncu politikalarla yok edilme noktasına getirildi. Türkiye ise bu inkâr ve asimilasyoncu politikaların yoğun uygulandığı bir ülke oldu. ‘’Tek dil, tek din, tek millet’’ şiarı, halklar bahçesi Anadolu’yu çoraklaştırdı; kültürel erozyon devam etmektedir. Cumhuriyetin kuruluşundan başlamak üzere, uzun yıllar, başta Kürdi diller olmak üzere bölgede konuşulan bütün dilleri yasakladılar. Oysa dil bir toplumun hafızası, tarihi, sanatı ve halk olma gerçeğidir. Dahası dil bir halkın sosyal harcı ve onu bir arada tutan kültürel tutkalıdır. Ulus devletler bu çoklu bileşkeleri asimilasyona tabi tutup, kendi tekçi ulus anlayışı kalıplarına oturtmaya çalıştı. Yaratılan tekçi ulus paradigması, resmi dilin dışında bir başka dile tahammül göstermedi. Coğrafyamızda konuşulan dillere ve inançlara karşı gösterilen tahammülsüzlüğün somut örneklerinden biri hiç kuşkusuz Dersim’dir. 1938 Soykırımında jenosid (soykırım) uygulanan yöreye, akabinde de yoğun bir etnosid (kültürel kırım) programı uygulandı. Dersime sel seferleriyle gelenler, insanına ömür biçtikleri gibi diline de ömür biçmişlerdi. Dersimlilerin dilini (Kırmancki ve Kurmanci) konuşamaz hale getiren sistem, onun yerine kendi dilini tahkim etme uğraşını verdi, veriyor.

    Dil bir insanın doğuştan sahip olduğu temel bir insan hakkıdır. Dil için icazet alınmaz. İnsan kendi doğallığında yaşadığı sürece de var olur. Bu varoluş o dilin sanatını, edebiyatını, mitolojisini zinde tutar ve kültürel olarak zenginleştirir. Ama bugün Dersim de anadil konuşulamaz hale gelmiştir. Sokağın dili tamamen Türkçeye evirilmek üzere. Öyle ise kaybolmaya yüz tutmuş olan dilimizi yaşatmak adına evde, sokakta, alışverişte, kısacası yaşamın her alanında dilimizi konuşalım.

    Gelin Kırmancki’yi (Zazaki), UNESCO’nun ‘yok olma tehlikesi altındaki diller’ grubundan çıkaralım. Gelin Dünya Anadil Günü olan 21 Şubatı buna bir milat sayalım ve yüzümüzü dilimize, anadilimize, dillerimize dönelim.”

    Dersim Gazetesi’nin Şubat/Mart sayısında;

    Muzaffer ORUÇOĞLU  “Papağan (Öykü)”

    Ferhat TUNÇ “Umudu Yeni Yıla Taşıyoruz”

    Esra ÇİFTÇI  “Sevmekten Korkmamak…”

    Hüseyin OZAN  “ZALiMÊ ZULUMATÎ…”

    Hamza AKSÜT “Dıréjan Aşireti Tarihi”

    Daimi DOĞAN  “ROŞANÊ GAĞANΔ

    Bırahım QIJIKAREŞ “Dereden deryaya, Derguştan Dervişe Kırmanccanın Uzamı ve Aurası…”

    Hüsnü GÜRBEY & Mahsuni GÜL “Doğu Dersim Aşiretlerinin Sevr Antlaşmasına Karşı Aldıkları Tavır”

    Nesimi ADAY “Dersim’de Neler Oluyor?”

    Umur Hozatlı “Dersim’in Güney Kardeşleri – 3 Diana’da Bir Dersim”

    Yılmaz BAYEZİT “Madencilik ve Dersim”

    Ergin DOĞRU  “Resmi İdeolojinin Dersim İnancına Bakışı”

    Özgün E. BULUT “Umumi HES Müfettişleri”

    Hıdır İŞIK “Gülümsemeyi Hatırlayanlar”

    Kadir ŞİMŞEK “Dersim’de Tarım” yazıları yer aldı.

    Ayrıca, İsmet Yüce’nin Araştırmacı Yazar Erdoğan Yalgın ile Alevilik üzerine yaptığı, “Bu Yolun Vicdanlı Bir Talibi; “Muhammed’i, Ali’yi, Ehlibeyt’i Sevmekle Müslüman Olunmayacağını” Çok İyi Bilir!” söyleşisi ve arka kapağında “Sılo Qız Doğduğu Yerde Veda Etti” yazısı yer alıyor.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Dersim Gazetesi, ‘Türkiye halkları savaşa dur demeli’ manşetiyle çıktı

    Dersim Gazetesi, ‘Türkiye halkları savaşa dur demeli’ manşetiyle çıktı

    PİRHA- Dersim Gazetesi’nin Ekim/Kasım 2019 tarihli 85. sayısı, “Türkiye halkları savaşa dur demeli” manşetiyle çıktı.

    Uzun süredir periyodik olarak yayın hayatına devam eden Dersim Gazetesi’nin 85’inci sayısı okuyucularıyla buluştu.

    “Türkiye halkları savaşa dur demeli” manşetiyle çıkan gazetenin kapağında şunlar paylaşıldı:

    “Türkiyeli aydınlar, sanatçılar ve demokrasi güçleri bu savaşa karşı tutum almalıdır. Suriye macerası Türkiye’ye yarar değil, hep zarar verdi. Atalarımız ‘zararın neresinden dönersen kardır’ demiş ama şer atına binenler zararın topraklarında nal eskitiyor. Hatırlansın, Esad rejimini ‘devirip’, Emevi Caminde namaz kılacaklardı. Bunun için ‘MİT tırları’ ile insani yardım ismi altında çetelere silah taşıdılar. Ama Süleyman Şah Türbesini bile IŞİD’ten koruyamadılar. Türbeyi ‘terörist’ dedikleri PYD/YPG desteğiyle taşıdılar. Başta ‘dost’ olan Kürtleri bir süre sonra ‘düşman’ ilan ettiler. ‘Zeytin Dalı Harekâtı’ ismiyle Afrin’e girdiler ve cihadist çeteler bütün dünyanın gözleri önünde Kürtlerin evini barkını yağmaladılar, zeytinlerini çaldılar. Yapılan her iş, atılan her adım gözyaşı biriktirmekten öteye gitmedi. Bugün Türkiye’de dört milyona yakın Suriyeli göçmen var. İktidar göçmenleri dış politika ‘malzemesi’ yapıyor. Oysa savaş mağduru bu insanlar büyük bir insani dram içindeler. Geçtiğimiz günlerde, dokuz yaşındaki Vail El Suud isimli çocuk ırkçılığa maruz kaldığı için intihar etti. Akdeniz ve Ege Denizleri, savaştan kaçan masum insanların mezarlığına dönüşmüş. Bu yıkımlar yetmemiş olacak ki yeni bir savaş süreciyle karşı karşıyayız. Savaş ölüm ve yıkım demek, göç yollarında yeni Alan Kurdî bebeklerin ölümünü onay vermektir. Dolayısıyla Türkiye halkları bu savaşa rızalık göstermemelidir. DAİŞ gibi barbar bir örgütün saldırısı karşısında, destansı bir mücadele vererek ülkesini savunan Kuzey Suriye halkları şimdilerde kirli bir pazarlığa kurban edilmek isteniyor. Emperyal güçler çıkar dalaşında ve halkların kaderiyle oynuyor. Silah tüccarları ellerindeki yeni nesil silahları Ortadoğu halkı üzerinde deniyor. İktidar, siyasal açmazını savaş çığırtkanlığı ile aşmak istiyor. AKP ve küçük ortağı MHP, savaşı oya tahvil ederek ömrünü uzatmaya çalışıyor. Yandaş medya ise her zaman olduğu gibi, iktidarın payandası olarak savaşın borazanlığını yapıyor. Suriye toprakları üzerinde, yeni bir savaşa, yeni bir trajediye karşı sesimizi yükseltmeliyiz. Binlerce yıl medeniyete ev sahipliği yapmış, dillerin ve dinlerin topraklarında yeni bir savaş istemediğimizi haykırmalıyız. Kobanî örneğinde olduğu gibi, büyük bedeller ödenerek yeni ve ortakçı bir yaşam sürdüren Rojava kantonları, ‘çağ dışı’ örgütlerin insafına bırakılmamalı. Kadın özgürlükçü ekolojik yaşam alanları yaratan bölge insanının tercihine saygı gösterilmeli. Şengal’e yapılan barbarlığın hesabının sorulamaması vicdanları kanatmaya devam ediyorken, çağdaş dünya, IŞİD barbarlığına karşı tavrını net olarak ortaya koymalı artık. Ezîdî kadınların köle pazarında satılmasının utancını taşıyan her insanın Rojava halklarının barbarlara karşı verdiği mücadeleyi desteklemesi gerektiğini düşünüyor, yeni bir yaşamın oluşumunda büyük kahramanlık gösteren Kuzey Suriye halklarıyla dayanışma içinde olmalıyız.”

    Dersim Gazetesi’nin Ekim/Kasım sayısında;

    Muzaffer ORUÇOĞLU  “68”
    Ferhat TUNÇ  “Savaşa Hayır”
    Celalettin CAN “Kayyım Darbesine Hayır, Dayanışmaya Devam”
    Hüseyin AYRILMAZ “Maden Şirketlerinin Göz Diktiği Topraklar”
    Hamza AKSÜT “Şeyh Hasan Aşiret Federasyonu ve Şeyh Ahmet Tavil Ocağı”
    Hüsnü GÜRBEY “Kimyasal Silah Kullanımı Hakkında”
    Umur HOZATLI “DERSİM’İN GÜNEY KARDEŞLERİ- 2
    ‘Çöldeki Dersim’liler’ ve Yedi Köyün Dergâhı”
    Haydar OĞUR “Qırrayisé Yabani”
    Hüseyin ALAN “Munzur Vadisi Neden Jeopark Olmalı!”
    Erdoğan YALGIN “Alevilikteki Kutsal 12’ler!”
    Can KASAPOĞLU “Her yer Yeşilçam, her yer Film seti”
    Nesimi ADAY “Çorum’da Kürt Alevi Köyleri / Röportaj”
    Doğan HALİS “Sorunların Çözülemediği Tarımda Neo Liberal Saldırı”
    Hasan Ali KILIÇ “Dersim’de Bir Yaşam Mücadelesi”
    Hüseyin OZAN “Raştîya Xora ke Birîya ra”
    Yeşim ÇOŞKUN “Nefesimde Kızıl Kement”
    Hıdır İŞIK “Tanrı Hanesine Düşen Ah: BALIŞNA KIRMANCIYÊ” yazılarıyla Dersim Gazetesi’nin Ekim/Kasım sayısında.

    Ayrıca Gazetenin arka kapağında “Munzur Gözeleri Kutsal Mekândır, piknik alanı olmaktan çıkarılmalıdır” manşetiyle Munzur’daki kirliliğe dikkat çekti. (HABER MERKEZİ)

  • Dersim Gazetesi’nin 84. sayısı çıktı: Her şey çok güzel olsun artık

    Dersim Gazetesi’nin 84. sayısı çıktı: Her şey çok güzel olsun artık

    PİRHA-Dersim Gazetesi’nin Temmuz/Ağustos 2019 tarihli 84. sayısı “Her şey çok güzel olsun artık!” manşetiyle çıktı.

    Uzun süredir periyodik olarak yayın hayatına devam eden Dersim Gazetesi’nin 84’üncü sayısı okuyucularıyla buluştu.

    “Her şey çok güzel olsun artık!” manşetiyle çıkan gazetenin kapağında şunlar paylaşıldı:

    “İstanbul belediye seçimi, yerel seçimden öte, iktidarla muhalefet arasında bir güç hesaplaşmasına dönüştü. İktidar partisinin bakış açısına göre, İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi de kaybeder şeklindeydi. Bu argümandan yola çıkan AKP, seçimi kazanmak için denenmedik yol bırakmadı. 31 Mart’ta kazanılan seçimi hile ve entrika ile erteledi. Ancak o da derde derman olmadı. Aksine halklar arası dayanışmayı büyüttü ve nihayet 23 Haziran’da ilk kez ciddi bir yenilgi aldı. Bu seçimde kilit rolü oynayan HDP seçmeni oldu ve kirli siyasete itibar etmeyerek, birliğin yaratıcı gücünü kendi eliyle taçlandırmış oldu. Yıllardır Kürt halkının boynuna asılan ‘terörist’ yaftasını, Türkiyeli seçmen de ilk kez kapısında gördü. Bir empati söz konusu olur mu? Bunu zaman gösterecek. Zira bu seçim zaferinin övgüsü tüm ötekilerin iktidar karşısında birleşmesinde yatıyor. Umarız bu duygu birlikteliğinin kıymeti bilinir ve demokratik bir Türkiye özlemi üzerinden ortak mücadeleye dönüşür.

    İstanbul seçimi bir gerçeği daha ortaya koydu. O da halkların demokrasi özlemine olan inancı, zorun karşısında yığınların birleşmesi ve ortak mücadelesiydi. İnsan yaşamına dokunmaktı. Yaşadığı kentin yağmalanmasına artık ‘dur’ demekti. Yolsuzluktan hırsızlığa kadar gelen her türlü kayırmacılığın son bulmasıydı. En önemlisi de saltanatın varlık nedeni olan ırkçılığın iflas etmesiydi. Temennimiz, Ankara partilerinin bundan böyle halkın gerçek gündemi üzerinden hareketle, daha birleştirici ve barışçıl bir siyasetin çabası içinde olmalarıdır. İnsan, haklarıyla insandır. Bu toprakların özlemi olan eşitlik inkarla değil, ötekilerin haklarını tanımakla olur. Sandıkta sağlanan duygu birlikteliği umarız ki kalıcı bir hale gelir ve tekçi zihniyet karşısında demokratik bir cepheye evrilir.”

    Dersim Gazetesi’nin Temmuz/Ağustos sayısında;

    Muzaffer ORUÇOĞLU  “68 Hayalimizin Çığlığı”
    Ferhat TUNÇ  “Dönüşü Muhteşem Oldu”
    Ergin DOĞRU  “Kerbela’yı anlamak Hz. Hüseyin ve Ehlibeyt’i Anmak”
    Esra ÇİFTÇİ “Entelektüellik ve Ebu Cehil Aydınlar…”
    Hüseyin AYRILMAZ “Dersim ve Tunceli”
    Umur HOZATLI “DERSİM’İN GÜNEY KARDEŞLERİ – 1 Ninova’da Ölmek”
    Mehmet ÇETİN “Ve Daha”
    Hasan Ali KILIÇ “Zone Mayé”
    Ahmet Can AKYOL “Hala Yanıyor MADIMAK”
    Hıdır IŞIK “Ferhat Tunç’tan Zamanın Belleğini Tazeleyen Albüm”
    Erdoğan YALGIN “Takvimsel Bağlamda RÊYA/RAA HEQİ inancında Kutsal Günlere Kısa Bir Bakış”
    Hüsnü Gürbey “Coğrafik Yer İsimleri, Yerli Halkların Tapularıdır;”
    Özgün E. BULUT  “Beni Oğlumdan Önce Asın”
    Hamza AKSÜT “Gıni (Kanlı) Aşireti”
    Nesimi ADAY  “Dersim Katliamında Kimyasal Bombalar Kullanılmış”
    Bahadır ALTAN “Yarpuz…”
    Can KASAPOĞLU  “‘Dersim İnşa Kongresi’ ilanı ve Dersim tartışmaları üzerine”
    Mediha GÜRGÖZE “Adres Soran Kız”
    Selman YEŞİLGÖZ “Munzur Kültür ve Doğa Festivali”
    başlıkları ile yazdı.

    Ayrıca Dersim Araştırmaları MerkEzi’nin hazırladığı “DERSİM 2017-2018 ORMAN YANGINLARI RAPORU” da gazetede yer alıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim Katliamı’nda zehirli gaz kullanımı uluslararası platforma taşınıyor

    Dersim Katliamı’nda zehirli gaz kullanımı uluslararası platforma taşınıyor

    PİRHA- Dersim Katliamı’nda kimyasal gaz kullanıldığına dair yeni belgelerin ortaya çıkmasına ilişkin Dersimli kurumlar ortak bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Belgeler bir kez daha göstermiştir ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1937-38-39 yılları arasında Dersim’de planlı-programlı bir şekilde yukarıda adı geçen zehirli gazları da kullanarak soykırım amaçlamış ve gerçekleştirmiştir” denildi.

    Dersim Katliamı’nda kimyasal gaz kullanıldığı yeni çıkan belgelerle kanıtlandı. Dersim Gazetesi’nin yayınladığı ‘gizli’ ibareli Mustafa Kemal Atatürk imzalı belgelere göre Almanya’dan 20 ton zehirli gaz, Amerika’dan da bombardıman uçakları satın alındığı ortaya çıktı. Konuya ilişkin Dersim Yeniden İnşa Cemiyeti, Dersim Araştırmaları Merkezi, Dersim Soykırım Karşıtı Derneği ortak bir açıklama yaptı.

    Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Dersim 1937-38-39 yılları arasında sivillere karşı zehirli gaz kullandığı ve toplu katliamlara yol açtığı daha önce açıklanan belgelerle ortaya çıktığı belirtilen açıklamada Dersim Katliamı’na ilişkin daha önce yayınlanan şu materyallere yer verildi:

    “Bilindiği üzere eski Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı Vekili İhsan Sabri Çağlayangil, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na verdiği mülakatta, ‘Mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içinde bunları fare gibi zehirledi. Yediden yetmişe o Dersim Kürtleri’ni kestiler. Kanlı bir hareket oldu. Dersim davası da bitti. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Dersim böyle bitti.’ diye belirtmişti.

    Eski Başbakan Refik Saydam, dönemin Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’a hitaben 19 Şubat 1942’de yazdığı bir mektupta ise yine Dersim’de zehirli gazların kullanıldığı ifadelerini kullandı.

    Dr Nuri Dersimi de Kürdistan Tarihi kitabında, ‘Bölgeyi top ve uçakların saçtığı zehirli gaz bombardımanları yoğun bir sis tabakası altına almış, yaşayan hiçbir mahlûk kalmamıştı. Yanan evler ve ormanlardan, cehennemi bir görüntü yansıyordu.’ diye yazar.”

    “KULLANILAN GAZLARLA SOYKIRIM AMAÇLANMIŞTIR”

    Açıklamanın tamamı şöyle:

    “Yeni ortaya çıkan belgeler bir kez daha göstermiştir ki; Türkiye Cumhuriyeti Devleti 1937-38-39 yılları arasında Dersim’de planlı-programlı bir şekilde yukarıda adı geçen zehirli gazlarıda kullanarak soykırım amaçlamış ve gerçekleştirmiştir.

    1926 başlayıp, 1946 yılına kadar devam eden soykırım programında on binlerce insan vahşice katledilmiş, bir o kadarı ise yerinden yurdundan edilmiştir. Son yıllarda Dersim soykırımı ile ilgili yapılan belgesel ve benzeri çalışmalar sonucu ortaya çıkan belgelerde ise bombalama dahil, karadan ve sonrasında ‚Kara vagon’lara doldurularak batıya sürgüne gönderilenlerin sayısı belirsizdir.

    Bu soykırım uygulandığında Mustafa Kemal Atatürk’ün de imzasıyla Nazi programlarının yürütüldüğü dönemin Almanya Devletinden zehirli gaz, ABD’den bu gazların kullanılması için bombardıman uçakları satın alınmıştır.

    “DERSİMDE İNSANLIK SUÇLARI SÜRDÜRÜLMEYE DEVAM ETTİRİLMEKTEDİR”

    Şunu özellikle vurgulamak isteriz ki 1937/38 ve 1939’da Dersim’de gerçekleştirilmiş bu vahşetle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve ona bu suçta yardım etmiş devletler yüzleşmediğinden dolayı Dersim’de halen bu insanlık suçları sürdürülmeye devam ettirilmektedir. BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırmasına Dair Sözleşme ile BM Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesinin kurucu Sözleşmesi BM Roma Statüsüne göre Soykırım ve insanlık suçlarının tanımı, sorumluluk sahipleri ve failleri hiçbir tartışmaya yer verilmeden tanımlanmıştır. Dersimli Kurumlar olarak bir yandan Dersim Soykırımı ile ilgili çalışmalarımızla o dönem ile yüzleşilmesini sağlamaya çabalarken öte yandan halen Dersim coğrafyasında devam eden insanlık suçları ve kültürel soykırımın sonlandırılması için çabalamaktayız. Bu amaçlarla ortaya çıkan veya çıkacak yeni belgelerle birlikte tüm komisyonlarımız çalışmalarını etkin olarak sürdürmeye devam etmektedir.

    Bu temelde biz Dersimli kurumlar olarak;

    Türkiye, Federal Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri nezdinde en uygun, demokratik ve hukuki adımları atacağız.

    Meseleyi yeniden Birleşmiş Milletler, Uluslararası yargı, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Konseyi, Federal Almanya Parlamentosu, Eyalet Parlamentoları ve ABD’nin ilgili kurularının gündemine taşıyacağız…” (HABER MERKEZİ)

     

  • Dersim Katliamı ile ilgili yeni belgeler ortaya çıktı: Dersim’de Nazi gazları

    Dersim Katliamı ile ilgili yeni belgeler ortaya çıktı: Dersim’de Nazi gazları

    PİRHA- Dersim Katliamı’nda kimyasal gaz kullanıldığı yeni çıkan belgelerle kanıtlandı. Dersim Gazetesi’nin yayınladığı ‘gizli’ ibareli Mustafa Kemal Atatürk imzalı belgelere göre Almanya’dan 20 ton zehirli gaz, Amerika’dan da bombardıman uçakları satın alındığı ortaya çıktı. 

    Dersim’de zehirli gazların kullanıldığını ilk olarak, Koçgiri ve Dersim’in önemli siyasi aktörlerinden biri olan M.Nuri Dersimi yazmıştı. Daha sonra Türk Dışişleri Bakanlığı da yapmış olan İhsan Sabri Çağlayangil, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na verdiği bir röportajda açıklamıştı. Fakat tüm bu bilgilere rağmen olayın gerçekliğini kanıtlayacak bir belge bulunamamıştı. Dersim Katliamı’nda zehirli gazların kullanıldığına dair ilk belgeyi 2014 yılında Dersim Araştırmaları Merkezi (DAM) kamuoyu ile paylaşmıştı.

    19.02.1942 tarihli bu belgeye göre, eski başbakanlardan İbrahim Refik Saydam, dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’a yazdığı telgrafta, Dersim’de kullanılan gazların toplu sivil ölümlere yol açtığını yazmıştı. Aynı zamanda hekim de olan Saydam, bu zehirli gazlar için “düşmana karşı bile kullanılmasına karşıyım” diyerek tepki göstermiş. Yazar Nesimi Aday ise geçtiğimiz yıl PİRHA’ya “Dünya kan akan Munzur’un sesini duymadı” başlığıyla verdiği demecinde, Dersim Katliamı’nda kullanılan zehirli gazların İngiltere’den mi, Almanya’dan mı alındığına dikkat çekip “Türkiye, Dersim Soykırımı’nda kullandığı gazları Almanya’dan almış olabilir mi? Naziler bu zehirli gazları Türkiye aracılığıyla mı test ettiler?” diye sormuştu.

    Araştırmacılar Hüsnü Gürbey ve Mahsuni Gül’ün Dersim Gazetesi’nde yayımladığı belgeler ise zehirli gazların 1937 yılında Almanya’dan alındığını kanıtlıyor. İlk belge Dördüncü Umumi Müfettişliğine ait. Müfettişlik Tayyare Alay Kumandanı”ndan yangın, Milli Müdafaa Vekalet’inden de yakıcı ve boğucu gaz bombaları istiyor. Dördüncü Umumi Müfettişi General Alpdoğan, resmi yazışmaların dışına çıkacak şekilde oldukça samimi ve duygusal bir telgrafı Başvekalete (Başbakana) çekiyor ve şunları yazıyor:

    “C: 27/3/937 gün ve 263 sayılı yüksek buyruklarına:

    1-Tayyare Bölüğü bu gün Elaziz’e(Elâzığ’a) geldi. Çanakkale’den tertibine emir buyrulmuş olan jandarmaların Balıkesir’den bindikleri trenin dün hareket ettiği haberi de alındı. Her sıkıntılı zamanlarda vazifelerimizi kolaylaştırıcı ve bizleri kuvvetlendirici yüksek eli, yardımı yetiştirmekle minnetimizi artıran Hükümetimizin kudretli başı siz büyüğümüzü arzı şükrana müsaraat ederim.

    2-Tayyare Alay Kumandanından yangın ve Milli Müdafaa’dan yakıcı ve boğucu gaz bombaları istedim.”

    Bu talep üzerine Milli Müdafaa Vekilliği (Milli Savunma Bakanlığı) Hükümet ve Maliye Bakanlığı nezdinden harekete geçer ve aşağıdaki gizli kararname çıkartılır. 

                                                                     Kararname

    Hava Silahlanma Programının tahakkukunu temin maksadile muhtelif cins Tayyare bombaları için muhtelif evsaftaki -Chloracetophenon, İperit ve saire gibi- gazlardan yirmi tonunun ve bunları bombalara koymağa mahsus Komple otomatik doldurma tesisatının Berlin Büyük Elçiliğimiz emrinde Vekalet Gaz Mütahassısı ile Ateşemiliter veya hava ateşemiz tarafından yapılacak inceleme üzerine verilecek kararla tayin edilecek. Almanya’daki firmalarından, tahmini tutarları olan 150.000 lirayı geçmemek üzere Almanya ile aramızda mevcut Kliring Mukavelesi hükmüne göre Kliring Volile tediye edilmek şartı ile ve mahremiyet ve hususiyetine binaen 2490 sayılı Artırma, Eksiltme ve İhale Kanunu’nun 46’ıncı maddesinin (K) fıkrası mucibince gizli pazarlıkla satın alınmasına izin verilmesi; Milli Müdafaa Vekilliğinin 26/ 7/ 1937 tarih ve 871 sayılı tezkeresi ile yapılan teklif ve Maliye Vekilliğinin 5/ 8/ 1937 tarih ve 3930 sayılı mutalaanamesi üzerine İcra Vekilleri Heyetince 7/ 8/ 1937 de onanmıştır. 

    7/ 8/ 1937

    ATATÜRK İMZALI BELGELERDE ZEHİRLİ GAZ NAZİ ALMANYA’SINDAN

    Reisicumhur Kemal Atatürk, Nazi Almanya’sından 20 ton Chloracetophenon ve İperit vs. gazları ve bu gazları bombalara koymaya yarayacak otomatik tesisatları almak için Maliye Bakanlığı’na 26/7/1937 tarihinde 871 sayılı tezkere ile başvurur. Maliye Bakanlığı, o zamanlar ticari ilişkilerin oldukça iyi olduğu Almanya’dan, 150 bin Türk lirasını geçmemek ve takas (klering) usulü ile ve eksiltme ve artırma yoluyla bu gazın alınmasına 5/8/937 tarihinde onay verir.

    Ayrıca Milli Müdafaa Vekilliği hükümetçe bir karar alınması için 27/7/1937 tarihinde Başbakanlığa’ da başvurur. 7/8/1937 tarihinde Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in başkanlığından toplanan hükümet Nazi Almanya’sından 20 ton Chloracetophenon ve İperit vs. gazları ve bu gazları bombalara koymaya yarayacak otomatik tesisatları almayı hükme bağlar. Maliye Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı’nın istediği 150 bin Türk lirasının kullanmasını serbest bırakır.

    Tabii bu gazı kullanacak uçaklara da ihtiyaç duyulacaktı. İlk uçaklar Marten cinsi olup ABD’den 1937 yılında 200 bin dolara satın alınacaktır. Bu konuda Milli Savunma Vekilliği, Hava Müsteşarlığı 2’ci Şube Müdürlüğü 20/10/1937 tarihinde Başvekalete yazdığı yazıda:

    “Amerika’dan satın alınan Marten Bombardıman Tayyareleri son partisi müsteana diğerleri yurdumuza gelmiştir. Bu tayyarelerle yakında uçuşlara başlanacaktır. Bu Tayyareler için lazım olan bir yıllık malzeme cetvelleri tanzim edilmiştir. Bu listeler tutarı 200 bin Amerikan dolarıdır. Bu miktar paradan 90 bin dolarının [1]937 takvim yılında, mütebaki 110 bin dolarının da [1]938 takvim yılında serbest döviz olarak sarf edilmesi ve bu malzemenin Vaşington Büyük Elçiliği tarafından alınması hususunda gereken Vekiller Heyeti kararının alınmasına müsaade ve yüksek buyruklarınızı arz ederim.  

    M.M. V./Kazım Özalp”

    Belgede kaç uçağın satın alındığı belirtilmiyor. 12 Mayıs 1938 tarihli Reisicumhur Atatürk’ün ve Vekiller Heyeti’nin imzasını taşıyan kararnamede, Heinkel bombardıman uçakları için muhtelif cins ve ebatta ve bedeli 300.000 Lirayı geçmemek üzere, İstanbul Zeytinburnu’nda kâin Nuri Killioğlu demir eşya fabrikasından pazarlıkla satın alınması için onay veriliyor. 12 Mayıs 1938 tarihli, Reisicumhur Atatürk ve Vekiller Heyeti’nin (Hükümet üyelerinin) imzasını taşıyan kararnamede şunlar yazılı:

    “Heinkel bombardıman tayyareleri için lüzum olan muhtelif cins ve ebatta Heinkel tayyare bombasının bedeli 300 bin lirayı geçmemek kaydıyla 2490 sayılı arttırma, eksiltme ve ihale kanununun 46’ıncı maddesinin K fıkrasına tevfikan İstanbul’da Zeytinburnu’nda kain Nuri Killioğlu demir eşya fabrikasından pazarlıkla satın alınması; Milli Müdafaa Vekilliğinin 20/4/938 tarih ve 151/470 sayılı teklifi ve Maliye Vekilliğinin 11/5/938 tarih ve 13163/251/2595 sayılı mütalanamesi üzerine İcra Vekilleri Heyetince 12/5/938 tarihinde onanmıştır.

    12/5/1938

    Reisicumhur/Atatürk  ve Vekiller Heyeti”

    OLAYLAR GERÇEKTEN BÖYLE Mİ GELİŞMİŞTİ? ATATÜRK’ÜN DERSİM HADİSESİNDEKİ ROLÜ NEYDİ?

    İlk başta böyle bir sorunun sorulması bile abesle iştigaldir. Nedeni ise o sıralar ülke tek parti rejimi ile yönetiliyordu, partinin ve rejimin başında ise Atatürk bulunuyordu. Ülkenin hakim-i mutlakı olan Atatürk’ten izinsiz ülkede kuş bile uçmazdı. Dersim hadisesinde Atatürk sadece haberdar değildi, bu katliam için bizzat emir veren, planlar yapan kişiydi. Trabzon’daki müzede, Atatürk’ün üzerinde çalıştığı harekat planını rahatlıkla görülebilir. Atatürk harita üstünde birliklerin gideceği yerleri belirlemişti. Bunun öncesi de var. En net açıklaması 1 Kasım 1936 tarihinde TBMM açılışında yaptığı konuşmadır. Atatürk 1 Kasım 1936’da Meclisin açılışında yaptığı konuşmasında şunları diyecekti:

    “Dâhili işlerimizden en mühim bir safha varsa o da Dersim meselesidir. Dahilde bulunan iş bu yarayı, bu korkunç çıbanı, ortadan temizleyip koparmak ve kökünden kesmek işi her ne pahasına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil kararların alınması için hükümete tam geniş salahiyetler verilmelidir.”

    Arşivde bulunan 4 Mayıs 1937 tarihli bir ek (ek 4) belge aynen şöyle:

    1937 YILINDA YAPILAN TUNCELİ TENKİL HAREKÂTINA DAİR BAKANLAR KURULU KARARI

    Başvekâlet Kararlar Müdürlüğü/Sayı:                        4 Mayıs 1937

    Son günlerde Tunceli’de vukua gelen hadiselere dair raporlar 4.5.1937 tarihinde Atatürk’ün ve Mareşal’in huzurları ile tetkik ve mütalaa edilerek aşağıdaki sonuca varılmıştır:

    1.Toplanan kuvvetlerle Nazimiye, (okunmadı), Aşağı (okunmadı), Sin, Karaoğlan hattına kadar, şedit ve müessir bir taarruz hareketi ile varılabilir.

    2. Bu defa isyan etmiş olan mıntıkadaki halk toplanıp başka yere nakil olunacaktır. Ve bu toplanma ameliyesi de köylere baskın edilerek hem silah toplanacak, hem bu suretle elde edilenler nakledilecektir. Şimdilik (2000)kişinin nakli tertibatı hükümetçe ek alınmıştır.

     

    Mülâhaza:

    Sadece taarruz hareketiyle ilerlemekle iktifa ettikçe isyan ocakları daimi olarak yerinde bırakılmış olur. Bunun içindir ki, silah kullanmış olanları ve kullananları yerinde ve sonuna kadar zarar veremeyecek hale getirmek, köyleri kâmilen tahrip etmek ve aileleri uzaklaştırmak lüzumlu görülmüştür.

    Not: Malatya’dan ve Ankara’dan gönderilen kuvvetlerin cepheye vasıl olmaları ve cephedeki kuvvetlerin ufak tefek talimleri ve istirahatleri ve bundan başka Diyarbakır’dan gelecek taburun tavzifi, bütün bunlar düşünülerek bir hafta sonra yani 12 Mayısta ileri harekete başlanabileceği anlaşılmaktadır.

    Not: Paraya acımaksızın içlerinden çok adam kazanıp kullanmaya çalışmak lazımdır.

    Atatürk’ün son başbakanı ve Dersim hadisesinin önemli mimarlarından Celal Bayar şunları anlatır:

    “Şimdi, Mareşal Erkan-ı Harbiye Reisi (Genelkurmay Başkanı), ben başbakanım, Atatürk malum….Üçümüz Dersim’de yapılan büyük ordu manevralarındayız. Manevranın da sonuna gelmek üzereyiz. Üçümüz bir arada ‘ordunun emniyeti bakımından strateji ne olmalıdır?’ onu görüşüyoruz. Oradaki her şeyi biliyorlar. Hatta şahsen casusları bile biliyorlar. Dersim’in o halde kalırsa her zaman ordunun emniyeti bakımından tehlikeli olacağını görüyorlardı. O sırada biz konuşurken, Dersimlilerin jandarma karakollarımızdan üç-dört tanesini bastıkları haberi geldi. Atatürk’le göz göze geldik. Birbirimizi anlıyorduk. Atatürk benim yüzüme baktı ‘ne olacak?’ dedi. Anlıyorum, orada emniyet tesis edilecek. Ne olursa olsun bana hitap edecekler. Hükümet reisi benim. ‘Anlıyorum bana hitap edişinizin manasını’ dedim. Atatürk; ‘sorumluluğu üzerime alıyorum, vuracağız Dersim’i dedi ve vurduk” (Tercüman 17 Eylül 1986)

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Dersim Gazetesi’nin 83. sayısı okuyucuyla buluştu

    Dersim Gazetesi’nin 83. sayısı okuyucuyla buluştu

    PİRHA- Dersim Gazetesi’nin Mayıs/Haziran 2019 tarihli 83. sayısı ‘Zehirli Gaz Belgelerini Açıklıyoruz/Gazlar Almanya’dan, Uçaklar Amerika’dan’ manşetiyle çıktı.

    Uzun süredir periyodik olarak yayın hayatına devam eden Dersim Gazetesi’nin 83’üncü sayısı okuyucularıyla buluştu.

    “Zehirli Gaz Belgelerini Açıklıyoruz/Gazlar Almanya’dan, Uçaklar Amerika’dan” manşetiyle çıkan gazetede, Dersim Katliamı’nda kullanılan zehirli gazın kimlerden alındığına dair yeni bilgiler paylaşıldı.

    Dersim’de zehirli gaz kullanıldığını ilk Nuri Dersimi yazmıştı. Daha sonra Türk Dışişleri Bakanlığı, Senato üyeliği ve 12 Eylül 1980 darbesinden önce Cumhurbaşkanlığını vekâleten yürüten İhsan Sabri Çağlayangil de verdiği bir röportajda itiraf etmişti. Bugün de Dersim Gazetesi Hüsnü Gürbey ve Mahsuni Gül’ün araştırmalarına dayanarak, Dersim Katliamı öncesi (1937) Türkiye’nin Almaya’dan zehirli gaz ve ABD’den de bombardıman uçakları alındığının belgelerini yayınlayarak tarihe not düştü.

    Dersim Gazetesi’nin Mayıs-Haziran sayısında;

    Hüsnü GÜRBEY ve Mahsuni GÜL “Dersim’de kullanılan zehirli gazlar nazi Almanya’sından satın alındı”
    Muzaffer Oruçoğlu “İbo’nun öldürülmesine giden yol”
    Ferhat TUNÇ “Yaşadığımız karanlığın izahı”
    Alper TAŞ “31 Mart sonrası muhalefet ne yapmalı?”
    Ergin DOĞRU “İnsan tükenirken tüketiyor”
    Nesimi ADAY “Şeyh Said Dersim’e geldi mi?”
    Umur HOZATLI “Misafir ve tarih öncesi köpekler”
    Can KASAPOĞLU “Dersim, özledikçe sızılayan yara gibisin yüreğimde…”
    Ahmet Can AKYOL “Gezi’deki Paris ruhu”
    Haydar OĞUR “Uzak gökler altında bir yol serencamı”
    Bahadır ALTAN “Kan korkmaktansa soğan kokalım!”
    Mehmet ÇETİN “Dara tek ê… verind bi: verd ra şi…”
    Daimi DOĞAN “Tayê edetê veyveyi”
    Hamza AKSÜT “Divriği yerleşimlerinin tarihi üzerine”
    Hüseyin OZAN “Roza şiyaye”
    Özgün E. BULUT “Dertlerimi kendime anlatıyorum”
    Demir TULGA “Hizmet aşkı gönül yağıyla”
    Yusuf GÜRSUCU “5 Haziranlarda akıtılan timsah gözyaşları!”
    başlıkları ile yazdı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim Gazetesi’nin 82. sayısı ‘Baharın coşkusu Newroz ateşi ile şenlenecek’ manşetiyle çıktı

    Dersim Gazetesi’nin 82. sayısı ‘Baharın coşkusu Newroz ateşi ile şenlenecek’ manşetiyle çıktı

    PİRHA- Dersim Gazetesi’nin Mart/Nisan 2019 tarihli 82’inci sayısı “Baharın coşkusu Newroz ateşiyle şenlenecek” manşetiyle çıktı. 

    Uzun süredir periyodik olarak yayın hayatına devam eden Dersim Gazetesi’nin 82’inci sayısı okuyucularıyla buluştu.

    “Baharın coşkusu Newroz ateşi ile şenlenecek” manşetiyle çıkan gazetenin bu sayısında yine birbirinden ilginç yazarlar, haberler ve fotoğraflar yer alıyor.

    Manşetinde Newroz ile yeni umutların doğacağına vurgu yapan gazetenin bu sayısının tanıtım yazısında şu ifadeler yer alıyor:

    “TOPLUMUN ÖNÜNE NEDEN SANDIK KONULUR?”

    Newrozla Hayat Umuda Dönüşecek…
    Beş yılda bir toplumun önüne getirilen bir seçim sürecinden geçiyoruz. Ne kadar demokratik bir seçim olduğu tartışması bir yana, beş yılda bir de olsa toplumun önüne sandığın konulması önemlidir. Ancak her seçimde olduğu gibi bu seçimde de Ankara merkezli propaganda hedefinde demokrasi talebiyle yola çıkanlar var. HDP özgülünde somut ifadesini bulan düşmanlaştırıcı dil konusunda adeta birbirleriyle yarışır durumdalar. Dert belli, sessiz sedasız 31 Mart seçimlerini zaferle taçlandırmak niyetindedirler. Parti yöneticilerine ülke aramalarının nedeni de bu olsa gerek. Zira 31 Mart akşamı ortaya çıkacak bir iradeyi ne görmek nede duymak istiyorlar. CHP’nin sessizliği ve omurgasız siyaset tarzı HDP üzerinde var olagelen baskıyı ne yazık ki daha da artırmaktadır. Toplumun önüne neden sandık konulur? Elbette yaşadıkları kentin kimler tarafından yönetileceğini iradesiyle belirlemek içindir. En azında buna tahammül gösterilmelidir. Kendi istedikleri siyaset tarzında bir ülke istiyorlarsa, neden toplumun önüne sandık konulur ki? Burada meşruluk tartışması kimsenin hakkı olmamalı. Çünkü meşru olan irade halkın kendi iradesidir. Zira adaletsizlik hayatın her alanında hüküm sürmektedir. Birileri medya ve devlet olanaklarını sonsuz kullanırken, demokratik muhalefete gösterilen tahammülsüzlük ülke seçimlerinin ne kadar demokratik bir ortamda yapıldığının açık göstergesidir. Ne yazık ki eşit olmayan bir seçim kampanyasıyla yüz yüzeyiz. Açıktır ki Kürt illerinde ortaya çıkacak iradenin tecelli etmesinden korkuyorlar. Medya ekranlarının ve basının HDP’ye kapatılması bu sebepledir. Ancak halk kayyumları gördü, çalışmalarını yakından takip ediyor ve kendisine ait olanla olmayanın farkında. Anket verileri de bunu doğruluyor. Bölge halkı, merkez siyasetinin aksine, atanmışı değil, seçimle gelecek yöneticileri istiyor. Görünen o ki Kürt halkı 31 Mart seçimlerini Newroz coşkusuyla karşılayacak ve kayyumları Ankara’ya iade edecek.

    YAZARLAR VE KONU BAŞLIKLARI

    Muzaffer ORUÇOĞLU “Sınır Ötesi”
    Ferhat TUNÇ “Karanlıkta kalmaya niyetli değilsek…”
    Ergin DOĞRU “Dersim vicdandır”
    Esra ÇİFTÇI “Mazlum mu zalim mi”
    Hamza AKSÜT “1518 yılında Çemişgezek livasında ad vurma geleneği, mali ve ekonomik durum”
    Hüseyin AYRILMAZ “Her seçimde mutlak bir düşman bulunur”
    Daimi DOĞAN “PÎRÊ ŞUAREWÛ: UŞÊN DOGANAY”
    Hakan KERİMOĞLU “Howtemal”
    Musa ÖZUĞURLU “Sonu belli terörist”
    Bahadır ALTAN “Cemreler güneşe dolunaya…”
    Dizgûnê DEWRÊSH “HILBIJARTINA 31Ê ADARÊ Û HELWEST”
    Doğan MUNZUROĞLU “Saksağanın gördüğü”
    Can KASAPOĞLU “Dersim’e sefer olur zafer olmaz”
    Mediha GÜRGÖZE “Bekleyen”
    Hasan Ali Kılıç “31 Mart seçimleri ve Dersim”
    Ahmet Can AKYOL “Aydın tavrıyla sanatçı olmak”
    Hüseyin OZAN “LÛZUMÎYA TEXTÎ ÇÎNA, BÊXTÊ XO MERİZNÊ…”
    Hıdır İŞIK “Maddenin ve zihnin uçsuzluğundan imge’ye bakış”
    Ahmet GÜDEN “Maraş’ta Truva atı: Terolar kampı”

    Ayrıca ölüm oruçlarının ele alındığı “Sessizlik öldürür” haber dosya, Avrupa boks şampiyonu, insan hakları aktivisti boksör İsmail Özen’le yapılan “Barış ve demokrasiyi savunmak bedel ister” röportajı ve arka kapağında “Dersim’i bekleyen tehlike maden şirketleri” adlı yazı ve fotoğrafları da yer alıyor. (HABER MERKEZİ)

  • Dersim Gazetesi’nin 81. sayısı ‘Şimdi Birlik Zamanıdır’ manşetiyle çıktı

    Dersim Gazetesi’nin 81. sayısı ‘Şimdi Birlik Zamanıdır’ manşetiyle çıktı

    PİRHA- Dersim Gazetesi’nin Ocak/Şubat 2019 tarihli 81’nci sayısı, ‘Şimdi Birlik zamanıdır’ manşetiyle çıktı.  

    Uzun süredir aylık olarak periyodik şekilde yayın hayatına devam eden Dersim Gazetesi’nin 81. sayısı okuyucu ile buluştu.

    “Şimdi birlik zamanıdır” manşetiyle çıkan gazetenin bu sayısında yine birbirinden ilginç yazılar, haber ve fotoğraflar yer alıyor.

    Manşette dil ve inanç üzerindeki yasak ve asimilasyonunun anlatıldığı ifadelerin yer aldığı yazı ile birliği temsil eden fotoğraf yer alıyor.

    Tanıtım yazısında şu ifadelere yer verildi:

    “Her vas koke xo ser rewino,
    Her theyr zone xo ra waneno!
    ‘Dersimli okşanarak kazanılmaz’ ile ‘Dersimli okşanarak kazanılır’ arasında gidip gelen devlet yöneticileri Dersim’de eski bir uygulamayı yeniden keşfetmiş görünüyor. 12 Eylül Darbesi’nden  sonra özel yetkilerle Dersim’e vali olarak atanan Kenan Güven, irşat konferansları düzenleyerek Dersimlileri Horsan’dan gelmiş öz Türk olduklarına ikna etmek için hayli çaba harcamıştı. Alevi köylerine cami yapmakla işe koyulan Vali Güven, 5 bine yakın Dersimli çocuğu, asimilasyon amacıyla Kuran kurslarına ve İmam Hatip okullarına göndermişti. Darbe Valisi Kenan Güven, devletin bütün olanaklarını seferber etmesine rağmen, bu programda çokta başarılı olamamıştı.

    Dersim’in üzerinden hiç kalkmayan asimilasyon çalışmaları günümüzde de başka biçimlere bürünerek devam ediyor. Dersim şehir merkezini neon ışıklara giydirilmiş bayrak ve Osmanlı motifleri ile aydınlatmaya çalışanlar, bu naylon zihniyetleriyle büyük bir karanlık yaratmak üzereler.

    Dersimin kayyım valisi şehrin tanıtımı için hazırladığı klipte, neon ışıklar ile aydınlanmış görüntülerde ‘Aç gözlerini dinle! Benim Adım Tunceli’ mesajı ile adeta subliminal mesaj veriyor.

    Şu an faaliyete geçmiş 8 adet baraj olmasına rağmen kentte günlerce elektrik kesintisi yaşanıyor. Birçok mahalle ve köy karanlıkta hayat sürerken, otobüs duraklarının klimalı olması kimileri için övünç kaynağı olmaktadır. Yine bu duraklara konulan mini kitaplıklar ve hemen yanına iliştirilen, ‘Nutuk’ söylevli büyük kitap süslemeleri de Dersim’e dayatılan başka bir şarkiyatçılık örneği olarak duruyor önümüzde.

    “HİÇBİRİMİZ GÜVENDE DEĞİLİZ”

    Genişletilmiş yolları, neon ışıklar ile aydınlatılmış caddeleri, klimalı durakları ile bir imaj yaratılmak istenirken Dersimlinin anadilleri, inancı üzerinde bitmeyen asimilasyon devam etmektedir. Elbette ki Dersimli gözlerini açıp görmektedir bütün bu olan biteni.

    Dersim’in hali böyleyken, siyaseten parçalı olan bir duruş, bütün mevzileri  merkez siyasetine eliyle armağan edecektir. Dolayısıyla Dersim halkı için siyaset yaptığını söyleyen her anlayış ve her kurum durumunu bir kez daha gözden geçirmeli ve birlik içinde 31 Mart seçimlerini karşılamalıdır.

    Hiçbirimiz güvencede değiliz. Demokratik bir seçim oyunu ile karşı karşıyayız. Şartların eşit olmadığı açıktır. Bu şartları demokratik bir yarış gibi göstermek Türkiye siyasetinden bihaber olmak demektir. Çağrımız Dersim’in tüm demokratik siyasetlerinedir. Tarihi bir sorumluluk ile karşı karşıya olduğumuz asla unutulmamalıdır. Oylarımızla seçtiğimiz belediye yönetimi hukuksuz bir şekilde görevden el çektirilip hapse atıldığında gösteremediğimiz birlikteliği şimdi gösterelim. Birlikte hareket etmek kendimize ve halkımıza yapacağımız en anlamlı davranış olacaktır.”

    YAZARLAR VE KONU BAŞLIKLARI

    Dersim Gazetesi’nin Eylül/Ekim sayısında ise;

    Muzaffer Oruçoğlu “Sol Yumruk”
    Ferhat Tunç “2019’da karanlığı yırtacak ses: Nahif bir çığlık”
    Nesrin Nas “Çoğunluk ve otoriter popülist liderlik”
    Hamza Aksüt “Koçgiri aşiretinin yapısı ve kökeni”
    Recep Maraşlı “Rojava’da ABD desteğinin sunu mu?”
    Musa Özuğurlu “Suriyelileri ne yapalım?”
    Ergin Doğru “Korku imparatorluğuna karşı geleceği savunmak”
    Daimi Doğan “Memad Çapan”
    Can Kasapoğlu “Dersim’i vur Tunceli’yi yaşat anlayışını kırmak”
    Ahmet Can Akyol “Hayata üç sıfır yenik başlamak”
    Eyüp Hanoğlu “Bir Anka kuşu hikâyesi”
    Dilşa Deniz “Dersimde çevre kırım, kültür kırım toplamında, hafızasızlık ve asimilasyon”
    Ferhat Yılız “Diksilama”
    Nesimi Aday “Alevi katliamları kimin oyunu”
    Hayal Hanoğlu “İttihat ve Terakki’den Cumhuriyete Aleviler: Asimilasyon, eliminasyon ve laiklik”
    Hüseyin Ayrılmaz “Dersime biçilen kıyafet”
    Hüseyin Ozan “Weçintayiso de bin yeno”
    Haydar Oğur “Bir Yusuf masalı”
    Vehbi Timuroğlu “Sey Weliye Kemaneci”
    Hıdır Işık “İnsan insanın bilgisidir”
    Özgün E. Bulut “Yazı insanın kalbidir” başlıkları ile yazdı.
    Ayrıca gazetenin arka kapağında Dersim’de her türlü avcılık yasaklansın başlığıyla çıktı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim Gazetesi Seyit Rızalara atfen ‘Hakikat biziz haklı olan da biziz’ manşetiyle çıktı

    Dersim Gazetesi Seyit Rızalara atfen ‘Hakikat biziz haklı olan da biziz’ manşetiyle çıktı

    PİRHA: Dersim Gazetesi’nin Kasım/Aralık 2018 tarihli 80. Sayısı ‘HAKİKAT BİZİZ HAKLI OLAN DA BİZİZ’ manşetiyle çıktı. Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamının 81. yıl dönümüne denk gelen sayıda Seyit Rıza ve arkadaşları saygıyla anılıyor. Çok sayıda araştırmacı ve yazarın imzasını taşıyan bu sayıda Dersim 38 ve idamların yanı sıra birçok konu işleniyor.

    Dersim Gazetesi’nin Kasım/Aralık 2018 tarihli 80. Sayısı Seyit Rıza, Resik Uşen, Hesenê İvraime Qıji, Uşenê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Fındık Ağa’nın bundan 81 yıl önce Elazığ Buğday Meydanında idam edilişlerinin yıl dönümüne denk getirilecek şekilde “HAKİKAT BİZİZ HAKLI OLAN DA BİZİZ” manşetiyle çıktı.

    “DİLLERİNİ BİLMEDİKLERİ BİR MAHKEMEDE DERSİM ADINA YARGILANDILAR”

    Seyit Rıza, Resik Uşen, Hesenê İvraime Qıji, Uşenê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Fındık Ağa’yı idamlarının 81. Yılında saygıyla anıyoruz ifadeleriyle başlayan tanıtım yazısı şöyle:

    4 Mayıs 1937’de bakanlar kurulu kararıyla Dersim’de başlatılan askeri hareket devamında bir çoğu davet üzerine çağrılarak hapis edilen Dersim ileri gelenleri idam ve müebbetle cezalandırıldılar. 1937 Eylül ayı sonlarında görülmeye başlanılan dava yetmiş iki sanıktan oluşuyordu.Türk yargı sistemine “Dersim Davası” olarak geçen bu tarihi yargılamanın sanıkları önemli oranda yaşlı ve Cumhuriyet kanunlarından bi haber insanlardı.

    “Tunceli Kanunu” çerçevesinde yapılan yargılamada sanıkların avukat tutma, savunma yapma ve üst mahkemeye itiraz hakları da yoktu. Dillerini bilmedikleri bir mahkemede Dersim adına yargılanıyorlardı. Savcı Hatemi Semihi hazırladığı iddianamede hükmünü zaten vermişti. Ne diyor Savcı Hatemi bu dava Tuncelinin Dersim’e açtığı tarihi bir davadır. Yani yetmiş iki sanık, “işledikleri suçlardan” ziyade tarihsel bir kin ve intikamla karşı karşıyaydılar. Savcı iddianamesini şu sözlerle perçinliyordu. “Dersim eşkıyalık ve çapul, Tunceli medeniyete açılan kapı demektir. Dersim mağara ve derebeyi, Tunceli feodal gericiliğin pençesinden kurtulmak demektir.”

    “HÜKMÜ ÖNCEDEN VERİLMİŞ BİR DAVAYDI”

    İdam kararının yargılama aşamasından çok önce verildiğine işaret edilirken mezarların yerinin hala bilinmemesinin altı da çizilerek şöyle denildi.

    “Düşman hukukuyla hazırlanan iddianame ile sürdürülen bu davanın baştan itibaren hükmü verilmiş bir dava olduğu aşikârdır. Sonuç itibarıyla bu dava iki ay gibi kısa bir sürede sonuçlanır ve yedisi idam geri kalanların çoğu müebbet hapse mahkûm edilerek çeşitli ceza evlerine nakledilirler. Serbest bırakılan birkaç kişinin dışında bu insanların hiç biri geri dönemez ve mezar yerleri hala belirsizdir.”

    81. SAYIDA YER ALAN YAZARLAR VE KONU BAŞLIKLARI İSE ŞÖYLE

    Daimi DOĞAN: “DAVUT SULARΔ
    Ferhat TUNÇ:  “Seyit Rıza’dan öğrendiğimiz gibi vedalaşacağız”
    Gülseren YOLERİ: “Ohal’den, herhal’e insan hakları”
    Esra ÇİTÇİ: “Hayat güzel olsun diye kendini feda edenler”
    Selman YEŞİLGÖZ: “İstanbul Demokratik Kitle Örgütleri Platformu, Bir tanıklığın 24. yılı”
    Mehmet Celal BAYKARA: “Üniterizim birleşmenin değil, ayrışmanın unsuru”
    Hıdır IŞIK: “Dağılan Nar’a Rivayaetler”
    Haydar OĞUR: “Yita Kırmanciya”
    Doğan MUNZUROĞLU: “Turna”
    Hasan Ali KILIÇ: Hıdır ÇİÇEK’LE Röportaj “CİVE KEJΔ
    Hüseyin OZAN: “SERVERÊ DÎYANETÎ ŞÎ DERSÎM”
    İbrahim KARAKAYA: “Dersim…. KISSADAN HiSSELER”
    Can KASAPOĞLU: “Aleci(ci)lik ve Tunceli(ci)lik kol kola”
    Hüseyin DENİZ: “Dersim’de ‘üçüncü mevsim’”
    Hasan SAĞLAM: “Venge diaspora”
    Ergin DOĞRU: “Ben yerine biz diyen çocuklar”
    Vehbi TİMUROĞLU: “Mahali seçimler”
    Pakrat ESTUKYAN: “Helikopterle işim bitti”
    Özgün E. BULUT: “Bir ezgi gibi yüreklere düşen kitaplar”
    Ali BARAN: “Dersimli halk ozanı NEBOĞLU”
    Ayrıca arka kapağında 38 katliam yerlerinden dere laç fotoğrafı da yer almakta.

  • Dersim Gazetesi’nin 79. sayısı okuyucuyla buluştu

    Dersim Gazetesi’nin 79. sayısı okuyucuyla buluştu

    PİRHA- Dersim Gazetesi’nin Eylül/Ekim 2018 tarihli 79. sayısı ‘Ormanlarımız yakılmasın’ manşetiyle çıktı.  

    Uzun süredir aylık olarak periyodik şekilde yayın hayatına devam eden Dersim Gazetesi’nin 79. sayısı okuyucusu ile buluştu.

    “Ormanlarımız Yakılmasın” manşetiyle çıkan gazetenin bu sayısında yine birbirinden ilginç yazılar, haber ve fotoğraflar ye alıyor.

    Manşette Dersim’deki orman yangınını simgeleyen bir fotoğraf yer alıyor.

    Yazıda ise şu ifadelere yer verilmiş:

    “Vane darekı vese, mırcolik dare caneverdano, tey veseno vatene kırmanciya.”

    Zalimlerin kurda, kuşa, börtü böceğe, karıncaya ayıracakları zamanları yok. Sahip oldukları saltanatın hükmü gereği, yaşamın her alanını harap ediyorlar. Ne ormanın çığlığı, ne de yabanıl hayatın feryadı umurlarında değil. Ülkede bir güç zehirlenmesi yaşanıyor. İnsana dair ne varsa her şeyin ayaklar altına alındığı bir dönemden geçiyoruz. Dersim ormanlarının çığlığı arşı alada duyuldu ama hemen yanı başımızda bulunan muhatapları duymadı. Ekosistemimize yapılan bu vahşi saldırılar karşısında hiç bir insanın susmaması gerektiğini hatırlatarak;
    Endi Beso!
    Endî bese!
    Artık yeter!”

    Dersim Gazetesi’nin Eylül/Ekim sayısında ise;

    Daimi Doğan “AŞIK DAÎMÎ Reseyena Heqî de însonû rê qilawuzo pîl vîjdan o.”
    Ferhat Tunç “Cayır cayır mı, Işıl ışıl mı? DERSİM”
    Can Kasapoğlu “Yanan Nedir?”
    Hüseyin Ayrılmaz “Bu topraklar neler görmedi ki”
    Özgün E. Bulut, “Yazıklar olsun sana ey zaman!”
    Esra Çiftçi, “Ceylanın ardından…”
    Sema Peynirci “Yasaklanan ve yakılan geleceğimiz ve düşlerimizdi”
    Yüksel Mutlu “Ekoloji ve kadın”
    Nesimi Aday “Eşitlikçi bir toplum modeli, Rıza şehri”
    Hüseyin Ocak “Beni bul anne”
    Hıdır Işık “Arifler sözü”
    Hasan Ali Kılıç “ZERA KiRNiGÊ (ANiK WAYE)
    Ergin Doğru, “Cesaretin kızı; Ahed Tamimi”
    İbrahim Karakaya “Dersim’de orman yangını rutin hale!”
    Hüseyin Ozan “WEÇÎNTAYÎSO DE, BÎN ViRAJÎYA!”
    Kejé Bêmal “Kardeşlik ve yardımlaşma dini, KAKAİLER”
    Ali Baran “Ölümünün 43. yılında Dersim dengbejlerinden Mahmut Baran”
    başlıklarıyla yazdı.
    Ayrıca gazetede Pertek Dere Nahiyesi’nde açılan değirmen, Avrupa’daki Dersim kurumları doğasına sahip çıkıyor haberleri ve “Munzur Gözeleri’ni kirletmeyin” çağrısı yer alıyor. (HABER MERKEZİ) 

  • Dersim Gazetesi’nin 77. sayısı, ’25 yıldır dinmeyen acı: 2 Temmuz’

    Dersim Gazetesi’nin 77. sayısı, ’25 yıldır dinmeyen acı: 2 Temmuz’

    PİRHA- Dersim Gazetesi’nin Temmuz/Ağustos 78. Sayısı ’25 yıldır dinmeyen acı: 2 Temmuz’ manşetiyle çıktı.

    Uzun süredir aylık olarak periyodik şekilde yayın hayatına devam eden ‘Dersim Gazetesi’ 78. sayısı okuyucusu ile buluştu.

    ’25 yıldır dinmeyen acı: 2 Temmuz’ manşetiyle çıkan gazetenin bu sayısında yine birbirinden ilginç yazılar, haber ve fotoğraflar ye alıyor.

    Manşette, “Sivas Madımak Oteli, 2 Temmuz 1993 akşamüzeri, şeriat isteyen kişilerin ‘’Kanımız aksa da zafer İslam’ın” sloganı eşliğinde yakılmıştı. Aziz Nesin’i bahane eden fanatik İslamist yığınlar, Anadolu’da çokça yaptıkları gibi Alevilerin katlini kendilerine farz görmüşlerdi. Sivas’ta, Pir Sultan’ın asılmasından yüzyıllar sonra, devletin gözleri önünde dünyanın en büyük aydın ve sanatçı katliamı yapılmıştı. Sivas’ta Nesimi Çimen, Asım Bezirci, Muhlis Akarsu, Behçet Aysan, Metin Altıok, Asaf Koçak, Uğur Kaynar, Hasret Gültekin’in de aralarında olduğu 33 aydın ve sanatçı katledildi. 25 yıl önce, yetmiş iki millete bir nazardan bakmayı düstur edinen Alevilerin dünyaya barış ve kardeşlik gelsin diye döndüğü semah, ateşle imtihana tutuldu. Yarası yıllardır sarılmıyor ve acısı dinmiyor. Alevileri tarihsel düşman belleyen ‘odaklar’, tüm ısrarlara rağmen Madımak’ı müze yapmadılar. İnsanların yakıldığı oteli önce kebapçı sonra da işlevsiz bir kültür merkezine çevirdiler. Duvarlarına da öldürülen aydın ve sanatçıların yanına, yangında kazara ölen iki saldırganın fotoğrafını astılar. Zalimi ve mağduru aynı çatı altında, aynı karede gösteren devlet, Alevilerin yarasını kanatmaktan imtina etmiyor hâlâ” ifadeleri ile 2 Temmuz anlatılıyor.

    Dersim Gazetesi’nin bu sayısında ise;

    Erdoğan Yalgın “Kürt Düşmanı Cemal Gürsel; Kürt Alevisi, Dersimli ve Pilvenk Aşiretindendi”

    Ferhat Tunç “24 Haziran: Onlar Hileyle Biz Hakikatle”

    Yusuf Gürsucu “AKP İktidarı Son Bulmalı Ancak Yetmez!”

    Hüseyin Ayrılmaz “Ömrü Sandıkla Sınırlı Olan Demokrasi”

    Hamza Aksüt “xv-xvı. Yüzyıllarda Çemişgezek (Dersim) Coğrafyasında Aşiretler”

    Esra Çiftçi “Düşmanlık Hukuku ve Disiplini”

    Dr Nuri Dersimi “Kürt Aydını Alişer” (Kürdistan Tarihinde Dersim kitabından)

    İbrahim Karakaya “Bir Festivalin Oluşum Öyküsü Üzerine: Munzur Kültür ve Doğa Festivali”

    Ahmet Can Akyol “Acılarımız Acıtır Sizi”

    Hasan Ali Kılıç “Kırmancıya Virene”

    Nesimi Aday “Kuş Ekmeği Madımak Ya Da Ateşle Semah Dönenler”

    Doğan Munzuroğlu “Sıdıka Avar’ın Dağdan Kopardığı Çiçekler”

    Can Kasapoğlu “İçimizdeki Öldüren Gurbet”

    Daimi Doğan “Budelaye Dersımi”

    Ferhat Yıldız “Zerda Zerd Qaqıyie”

    Gülsüm Kav “Türkiye’de yeni Rejimin Kadınlar İçin Sembolü: Femicid”

    Hıdır Işık “Özgün E. Bulut ile Kuşların Kanadına Sarılmak ve Şiir Üstüne”

    Eyüp Hanoğlu “Aydın’dan Seçim İzlenimleri”

    Başlıklarıyla Dersim Gazetesi Temmuz/Ağustos sayısı için yazdılar.

    Ayrıca gazetenin arka kapağında 9 Ağustos 1937 yılında katledilen Koçkiri ve Dersim halk hareketleri önderlerinden Alişer Efendi ve Zarife Hatun’un fotoğrafı da yer alıyor.

    Dersim Gazetesi’ni başta Dersim ve İstanbul ile Marmara bölgesi olmak üzere, Dersim Araştırmalar Merkezi, (DAM) İzmir, Ankara, Adana, Mersin vb bir çok merkezde bulunan Dersim dernekleri ve kurumları ile Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) gibi kurumlarda elde etmek mümkün.
    Ayrıca ‘Abone’ sistemi ile okuyucularına ulaştırılan Dersim Gazetesi, Almanya ve İsviçre dahil Avrupa’nın bir çok ülkesine gönderiliyor. (HABER MERKEZİ)

  • Dersim Gazetesi’nin 77. Sayısı ‘Endî Beso Bay Başkan’ manşetiyle çıktı

    Dersim Gazetesi’nin 77. Sayısı ‘Endî Beso Bay Başkan’ manşetiyle çıktı

    PİRHA – Dersim Gazetesi’nin Mayıs/Haziran 77. Sayısı “Endî Beso Bay Başkan” manşetiyle çıktı. Birinci sayfasında Sefer Selvi’nin “Yeni dönemde daha çok özgürlük, daha çok demokrasi” karikatürüne yer ver Dersim gazetesi’nde “Basın yayın, Abdülhamid devrini arar oldu Bay Başkan!” ifadelerine de yer verildi. 

    Dersim Gazetesi’nin Mayıs/Haziran 77. Sayısı “Endî Beso Bay Başkan” manşetiyle çıktı. Birinci sayfasında Sefer Selvi’nin Erdoğan’ın miting meydanlarındaki vaatlerine atıfta bulunularak “Yeni dönemde daha çok özgürlük, daha çok demokrasi” karikatürüne yer veren Dersim Gazetesi “Yeter Artık Bay Başkan” anlamına gelen Kirmanckî “Endî Beso Bay Başkan” denildi.

    “NİSA SURESİ ADALETLE HÜKMETMENİZİ EMREDER”

    Dersim Gazetesi’nin baş sayfasında yer alan yazının tamamı şöyle:

    “Şiir okuyup cezaevine girdiğiniz günden bu güne hayatınızda çok şey değişti. Müslüman demokrat olarak devir aldığınız iktidar koltuğuna, otoriter bir başkan olarak oturmaya başladınız. Nisâ suresi ‘insanlara hükmettiğiniz zaman, adaletle hükmetmenizi emreder.’ Dindar bir Müslüman olarak lütfen bu sureyi hatırlayınız.

    Zaman durağan değildir Bay Başkan, insanlar değişir elbet. Ama ahlak, adalet ve toplumsal ilkeler, zamanla sınandıkları için çoğunlukla statiktir, pek değişmezler. Ahlak ve adaleti sağlayan değerler bütünü, toplumlar ve devletler tarafından ortak kabul görürler.

    İnsanlık tarihinin en kıymetli coğrafyasında yaşadığımızı, bu toprakların bin bir çiçekli halklar bahçesi olduğunu elbette biliyorsunuz. Ama OHAL kararnameleriyle yönetildiğimizden beri, farklı kültür ve inançlara karşı anti demokratik uygulamalar başladı.

    “BASIN YAYIN ABDÜLHAMİD DÖNEMİNİ ARAR OLDU”

    Basın yayın organları iktidarınız hegemonyası altında tarafgir bir yayın faaliyeti sürdürüyor. Farklı ses ve fikirlere karşı tahammülsüzlük baş gösterdi. Basın yayın, Abdülhamid devrini arar oldu Bay Başkan!

    Büyük umutlar vaat ederek iktidara geldiniz. Sizden önceki iktidarların despot olduğunu söyleyip, insanları mağdur olduğunuza ikna edip, iktidar koltuğuna oturdunuz. Kürtler, Romanlar, Aleviler gibi halklara ve topluluklara dair sorunları “biz çözeriz” deyip, çözmeden ortada bıraktınız.

    “ÜLKE YAŞANMAZ HALE GELDİ BAY BAŞKAN”

    Türkiye ekonomik ve siyasal çalkantılarla yaşanmaz hale geldi Bay Başkan!

    İşçilere, emekçilere batı standartlarında bir yaşam vaat ettiniz. Ama ne yüzümüzü döneceğimiz batı ne de yüzümüzü döneceğimiz bir doğu kaldı. İktidara geldiğinizde komşularla sıfır problem anlayışınızdan eser kalmadı maalesef.

    Kürtlerin hak ve adalet taleplerini çözmek için ‘çözüm süreçleri’ başlattınız ama barış için oturduğunuz masadan kalkarak yeni bir şiddet ortamına geri döndünüz.

    “DERSİM’E SEFER OLUR, ZAFER OLMAZ BAY BAŞKAN”

    Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde olan kentler uçaklarımız tarafından bombalandı.
    Taybet İnan örneğinde olduğu gibi sivil insanların cesetleri günlerce sokaklarda kaldı.
    Diyarbakır’ın Sur ilçesi başta olmak üzere, bölgede yüzbinlerce insan yerlerinden göçertildi.
    Dersim’e sayısız askeri harekat yapan komutanlardan biri “Dersim’e sefer olur, zafer olmaz’’ demişti Bay Başkan!
    Kürtlerin hak ve adalet arayışlarına şiddetle karşılık vermek meselenin kendisini ortadan kaldırmıyor maalesef.

    “EFRİN’DE OLUŞAN ORTAK YAŞAM ALANLARI YOK EDİLDİ”

    Dünyaya demokratik bir yaşam önermesi sunan Rojava Kürtlerine savaş açıldı. İnsanların barış içinde ortak yaşam alanları oluşturduğu, ortak yönettiği Efrin’e el konuldu, yüzbinlerce Efrin Kürdü çöllere düştü, evsiz, yurtsuz kaldı.

    Şu günlerde, haber ajanslarına Efrin’in demografik yapısını değiştirmek için Kürtlerin evlerine çetelerin yerleştirildiği haberleri düşüyor.

    “YUVASI YIKILANIN YUVASINA KONMAK VİCDAN MIDIR BAY BAŞKAN?”

    Geçtiğimiz yüz yılda bu topraklarda kırıma uğrayan Ermenilerin evlerine, barklarına el konulmuştu. Bu vahşetin hüznünü hala hep birlikte yaşamıyor muyuz?
    Yuvası yıkılanın yuvasına konmak vicdan mıdır Bay başkan?!

    “TÜRKİYE YARI AÇIK CEZAEVİNE DÖNMÜŞ BAY BAŞKAN”

    Türkiye yarı açık bir cezaevine dönmüş ve size muhalefet eden binlerce insan hapishanelere konulmuş durumda. Bu insanların büyük bir kısmı eğitimli, kültürel ve sosyal seviyeleri Türkiye’ye gelecek perspektifi sunacak donanımdadır. Akademisyenler, bilim insanları, gazeteciler ve yazarlar dahil büyük bir sosyal katman dört duvar arasındadır. İktidarınızın oklarından kurtulabilen binlerce insan dünyanın dört bir yanına göçmek zorunda kaldı.

    “CEMEVİ’NE CÜMBÜŞ EVİ DEDİNİZ BAY BAŞKAN”

    İktidara geldiğiniz ilk yıllarda Alevi milletvekilleri eliyle Alevi kurultayları toplayıp “Cemevlerini inanç kurumu olarak tanıyacağız” dediniz ama sonra ‘’Cemevi’ne  cümbüş evi’’ dediniz.

    16 yıldır yönettiğiniz bu ülkede, insanların çoğu mutsuz ve gelecek kaygısı taşıyorlar. Hiç birimiz kendimizi güvende hissetmiyoruz. Toplumun tüm sinir uçlarıyla oynandı, toplum gergin. Kaygılıyız Bay Başkan! Sizi de kaygılı görüyoruz. Gergin bir yay hepimizi vurabilir.
    Gelin tez elden barışı ve demokrasiyi tesis edelim. Barıştan ve barışmaktan korkmayalım Bay Başkan!

    “ARTIK YETER/ENDİ BESO”

    Artık Yeter / Endi Beso!

    “Beraber yürüdük biz bu yollarda” dediğiniz dava arkadaşlarınızı yollarda bıraktınız Endi Beso!

    “Kadın-erkek eşit değildir” diyerek kadınların metalaştırılmasını ve kadın kırımını kabul etmiyoruz Endi Beso!

    Üniversitelerin bölünüp parçalanmasını, bilim yuvalarının ‘kindar ve dindar’ nesillere dönüştürülmesini istemiyoruz Endi Beso!

    Doğamızın, barajlarla ve HES’lerle talan edilmesini ve yerleşim yerlerimizin güvenlik gerekçesiyle yasak bölge statüsüne çevrilmesini istemiyoruz Endi Beso!

    Savaş çığırtkanlığı yapıp, kendi çocuklarınızı çürük raporları ile korumaya alırken, yoksul halkın çocuklarının ölüme gönderilmesini kabul etmiyoruz Endi Beso!

    Yaşadığımız şu zulumat günlerinin size de bize de faydası yoktur; gelin vaz geçin bu uygulamalardan. Toplumun dayanacak gücü kalmadı; Artık Yeter/Endi Beso!”


    Dersim Gazetesi’nin Mayıs/Haziran sayısında yer alan yazarlar ve konu başlıkları ise şöyle:

    Gülsüm Kav “Seçim Sadece Erkeklerin İşi Değil”

    Ferhat Tunç “Zor Ama İmkansız Değil Başaracağız Hep Birlikte’’

    Kemal Bülbül “Aşk Olsun Sana Pirim, Aşk Olsun Sana Dersim’’

    Yusuf Gürsucu “Tüm Orman ve Su Varlığı Sermayeye Teslim Ediliyor’’

    Şükran Lilek Yılmaz “Ben Bir Alzhiemer Hastasıyım’’

    Daimi Doğan “Qiymetinûnê Xo, Tenekedarû Medê Bidê Sarrafû’’

    Hüseyin Ayrılmaz “Bir Kentin Işıkları O Kenti Aydınlatmaya Yetmez’’

    Can Kasapoğlu “Seçim Savaşı Başladı’’

    Hıdır Işık “Edebiyatta Trajedi ve Toplumsalcılık’’

    Nesimi Aday “Dünya Kan Akan Munzur’un Sesini Duymadı’’

    Hüseyin Ozan “Tenga Kirmancu Hona Nê Qedîya’’

    Esra Çiftçi “Dostlar Şehit, Biz Gazi’’

    Rojda Yeşilgöz “23 Yıldır Kendi Dilimle Ağlıyorum’’

    Ergin Doğru “Baskın Seçim Anlayışına Demokratik Bir Bilinçle Karşı Çıkmak’’

    Türkan Güneri “Ayşe Şawaî’nin ‘Şîr û Kef’ Albümü çıktı’’

     

    Ayrıca Sanatçı Ali Baran ile Mîre Kevokan Üstüne bir söyleşi ve 1937 yılında yapılan Tunceli ‘TENKİL’ Harekâtına Dair Bakanlar Kurulu Kararı Belgeleri yer almaktadır. (HABER MERKEZİ)

  • ‘Tunçeli’nin Dersim düşmanlığı devam ediyor’

    ‘Tunçeli’nin Dersim düşmanlığı devam ediyor’

    PİRHA– Dersim coğrafyası kimlik, dil, kültür ve inanç boyutu her zaman ‘öteki’ olarak algılandı. Coğrafyasına HES’ler yapılmaya, kalekollar inşa edilmeye, seçilmiş vekilleri, belediye başkanları ve temsilcileri gözaltına alınıp tutuklandı. Dersim medyası ve sanatçısı, aydını, yazarı-çizeri baskı altına alındı” diyen Can Kasapoğlu, Tunçeli’nin Dersim kindarlığının devam ettiğini vurguladı.
    Can Kasapoğlu, “Tunçeli’nin Dersim (kindarlığı) düşmanlığı” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Dersim gazetesindeki yazısında, “Tunçeli’nin Dersim’e olan (kindarlığının) düşmanlığının temelinde genel anlamda İlk kez 24 Eylül 1925 tarihli ve “Gayet mahremdir” ibaresi taşıyan Şark Islahat Planı Kararnamesi ile uygulamaya konuluyor” dedi.

    Dersim’e yönelik diğer bir kindarlığın ise şöyle başladığını söyledi:

    “Düşmanlığın ve kindarlığın özel olarak Dersim’i kapsayan resmi olarak başladığı ikinci ve önemli bir ayağı ise 1934’te çıkarılan İskan Kanunu ile İsmet Paşa’nın 1935 tarihli ‘Kürt Raporu’ doğrultusunda çıkarılan soykırım eksenli bir katliamın açık habercisi olan ‘Tunceli Kanunu’nun olduğu görülmektedir.”

    Bu kanun ile birlikte Dersim Jenosidi, soykırımın taşlarının döşendiğini ifade eden Kasapoğlu, “Buna ek olarak TBMM’sin de 4 Mayıs 1937 tarihinde toplanan Bakanlar Kurulu ‘Dersim Vurulacak’ kararı ile pratik olarak harekete geçiyor ve tertelenin startını veriyordu. 1937’de başlayan soykırım harekatı 1938 yılının sonlarına kadar sürdü” ifadelerini kullandı.

    “DERSİM DÜŞMANLIĞI BİTMEDİ”

    Kasapoğlu’nun yazısının devamı ise şöyle:

    Bölgeye yapılan operasyonlarda Yüz bine yakın insan hayatını kaybetti. On binlercesi bölgeden sürüldü. Dersimin üzerine bomba yağdıran Sabiha Gökçen 1956 yılında Halit Kıvanç’a verdiği bir röportajda, “Canlı ne görürseniz ateş edin! emrini almıştık. Halkın gıdası olan keçileri dahi ateşe tutuyorduk” derken, 30 Mart 1937’de, Umumi Müfettiş Abdullah Alpdoğan’ın Başbakanlığa yazdığı yazının 2. maddesinde “Tayyare Alay Kumandanından yangın ve Milli Müdafaa’dan yakıcı ve boğucu gaz bombaları istedim” diyecektir. Harekatı yöneten ve harekatın içinde olan bu iki görevlinin ifadeleri 1937-38 yıllarında bölgede neler yaşandığını gözler önüne sermektedir.

    Bu konuda (Dersim Soykırımı) çok yazıldı, dile getirildi, uluslararası konferanslar, podyumlar, paneller gerçekleştirildi ve Dersim’de yaşananların bir soykırım olduğu vurgulandı.

    Ancak Tunçeli’nin Dersim’e olan (kindarlığı) düşmanlığı durmak, bitmek bilmedi ve hala devam etmektedir.

    HESLER, KALEKOLLAR, GÖZALTILAR, TUTUKLAMALAR…

    Dersim coğrafyası kimlik, dil, kültür ve inanç boyutu her zaman ‘öteki’ olarak algılandı. Coğrafyasına HES’ler yapılmaya, kalekollar inşa edilmeye, devşirilmiş sözde inanç önderleri(!) aracılığı ile ise inancı kuşatmaya alınmak istendi.

    Seçilmiş vekilleri, belediye başkanları ve temsilcileri gözaltına alınıp tutuklandı. Dersim medyası ve sanatçısı, aydını, yazarı-çizeri baskı altına alındı.

    En son Tunceli Adliyesi 1. Ağır Ceza Mahkemesi DBP İl Başkanı Ergin Doğru, DBP Pertek İlçe eski Başkanı Erdal Kotan, parti yöneticisi Deniz Kazan ve Sinan Kırmızıçiçek hakkında açılan ‘örgüt üyeliği’ ve ‘örgüt propagandası’ davasında toplam 36 yıl 1 ay hapis cezası verdi.

    Aynı zamanda ‘Dersim Gazetesi’ kurucularından olan Ergin Doğru, DBP Dersim il eşbaşkanlığı yaptığı 2013-2015 yılları arasında Munzur Nehri üzerinde yapımı planlanan baraj ve HES projelerini protesto açıklamasına katılmak, HES projesini protesto açıklamasına katılmak, 1 Eylül Dünya Barış Günü mitingine gibi 50 farklı eylemlere katıldığı gerekçe gösterilerek tutuklanan gazeteci, yazar ve siyasetçi Ergin Doğru  örgüt üyeliğinden 10 yıl, propagandadan 1 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.

    DÜŞMANLIĞI SEBEBİ; HAKLI DURUŞU

    Dersim’de bırakalım yürüyüş, miting vb aktiviteleri, bir basın açıklaması yapmak, katılmak, bir nefes dillendirmek, Kirmanciki bir ıslık çalmak, dinlemek ve bu konuda görüş belirtmek dahi ‘suç’ unsuru olarak yorumlanıyor ve hemen hakkınızda işlem başlatılıyor.

    Sonuç olarak, Tunçeli’nin Dersim (kindarlığı) düşmanlığı devam ediyor..

    Dersim’e karşı dinmeyen ve kudurtan bu düşmanlığın sebebi ise diz çökmeyip, ‘dert olmaya devam’ olan meşru, haklı duruşu olduğu kesindir.  (HABER MERKEZİ)

     

  • Dersim Gazetesi kurucularından Ergin Doğru örgüt üyeliğinden 10 yıl ceza aldı

    Dersim Gazetesi kurucularından Ergin Doğru örgüt üyeliğinden 10 yıl ceza aldı

    PİRHA- DBP Dersim il eşbaşkanlığı yaptığı 2013-2015 yılları arasında Munzur Nehri üzerinde yapımı planlanan baraj ve HES projelerini protesto açıklamasına katılmak, HES projesini protesto açıklamasına katılmak, 1 Eylül Dünya Barış Günü mitingine gibi 50 farklı eylemlere katıldığı gerekçe gösterilerek tutuklanan gazeteci, yazar ve siyasetçi Ergin Doğru  örgüt üyeliğinden 10 yıl, propagandadan 1 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.

    Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasına  SEBGİS’le bağlanan BDP Dersim eski İl Başkanı ve Dersim Gazetesi kurucularından Ergin Doğru, örgüt üyeliğinden 10 yıl, propagandadan 1 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.

    Ayrıca yine Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada DBP Pertek eski İlçe Başkanı Erdal Kotan örgüt üyeliğinde 7 yıl, örgüt propagandasından ise 1 yıl 10 ay ceza aldı. DBP Pertek eski İlçe Yöneticisi Deniz Kazan  8 yıl ceza alırken, DBP eski Pertek İlçe Yöneticisi Sinan Kırmızıçiçek’in tutuksuz yargılanmasına devam edilecek.

    “İSTANBUL OHAL’İN DE SUÇSUZ, DERSİM OHAL’İN DE Mİ SUÇLU”

    Dersim Gazetesi ve Dersim Araştırmalar Merkezi (DAM), BDP Dersim eski İl Başkanı ve Dersim Gazetesi kurucularından Ergin Doğru’nun tutukluluk sürecinde, serbest bırakılmasını talep ederek şu açıklamada bulunmuştu. “DBP il Eşbaşkanlığı yaptığı 2013-2015 yılları arasında yaptığı konuşmalar ve katıldığı etkinlikler tutuklanma gerekçesi olarak gösterilmiş, bu gerekçelerden bazıları Munzur Nehri üzerinde yapımı planlanan baraj ve HES projelerini protesto açıklamasına katılmak, Ana Fatma olarak bilinen kutsal mekânda yapımı planlanan HES projesini protesto açıklamasına katılmak, 1 Eylül Dünya Barış Günü mitingine katılmak, Anadilde eğitim talep etmek, siyanürle altın arama ve maden ocağı çalışmasının protestosuna katılmak, Dersim 38 katliamının anma etkinliğine katılmak, Roboski katliamı yıldönümü protestosuna katılmak, 1990’lı yıllarda boşaltılan köylerine geri dönen köylülerin yapmış olduğu köprünün açılışına katılmak gibi benzeri 50 fiilli içeriyor.”

    Açıklamada ayrıca “İstanbul OHAL’inde suçsuz bulunan Ergin Doğru, Dersim OHAL’inde mi suçlu bulundu” denilerek tepki gösterilmişti.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • İstanbul’daki Dersimlilerin köyü Akpınar’a ziyaret

    İstanbul’daki Dersimlilerin köyü Akpınar’a ziyaret

    Dersim Gazetesi, Dersim Araştırmaları Merkezi ve Pertekliler Derneği yöneticileri ile Alevi Dedesi Aziz Güler, İstanbul Göktürk’teki Akpınar Köyü’nü ziyaret etti. Ziyarette Dersimliler yaşadıkları sıkıntıları anlattı ardından da gelenlere zerefet ikram ettiler.

    İstanbul Göktürk’te Akpınar Köyünde yaşayan Dersimlileri ziyaret eden Dersim Gazetesi, Dersim Araştırmaları Merkezi ve Pertekliler Derneği yöneticileri ile Alevi Dedesi Aziz Güler büyük bir ilgiyle karşılandı.

    Eskiden göçmenlerin yaşadığı küçük bir köy olan Akpınar, 1960’ların başında kömür ocağında çalışmaya gelen Dersim Pertekli Haydar Akçelik’in ardından maden ocağı işletip 1960’dan itibaren hemşehrilerini, maden bölgesine taşıması sonucu Dersimlilerin yaşam alanı haline geldi.
    Dersimlilerin gelip kömür ocaklarında çalışması sonucu hızla büyüyen köyün nüfusunu şimdilerde Dersimliler oluşturuyor.

    DERSİM’DEN AKPINAR’A

    Ziyaret sırasında görüştükleri köylülerden Hasan Taze, zor şartlarda çalışıp, düzen kurduklarını söylüyor. Pertek’in Dere Nahiyesi’ne bağlı Ağzunik köyünden gelip buraya yerleşen 1938 doğumlu Taze, hikayesini şöyle anlatıyor:
    “1961’de Almanya işçi alıyordu. Ben de başvurdum. Babam ‘Almanya’da adam kesiyorlar’ deyince, korktum ve vazgeçtim gitmekten. Haydar Ağa’nın son hanımı bizim akrabaydı, babam, benim için ona söylemiş ve buraya geldik. Çok zor şartlarda kömüre girdim. O ara Zonguldak’tan işçiler gelmişti, tünel sistemiyle kömür çıkarılıyor. Haydar Ağa’da makine yoktu daha. Sonra makine girdi madene. Tünel yöntemi bitti. Açık işletme başladı. İşletme açılınca duyan geldi memleketten. Hiç ayrımcılık görmedik yerlilerden. Burada bizi dışlayanlar olmadı.”

    “ÇOCUKLARIMIZ ASİMİLE OLUYOR”

    1999 yılından beri muhtar ve aslen Pertek’in Gülbari köyünden olan Ali Genç’in verdiği bilgiye göre toplam köy nüfusu 1936 kişi. Dersimlilerin tahmini nüfusu ise 450-500 kadar. Dersimliler normalde daha çok ama göç vermişler.
    Dersimlilerden biri “En büyük sorunumuz çocuklar. Çocuklarımıza kültürümüzü veremediğimiz için asimile oluyorlar” diyerek, Pir Aziz Güler’e dert yanıyor.

    “DERSİMLİLER GİTTİĞİ HER YERİ GÜZELLEŞTİRİYOR”

    Yoğun bir ilgiyle karşılanan sanatçı Ferhat Tunç da yaptığı açıklamada; “Dersimliler gittiği her yeri güzelleştiriyor. Görüyorum ki sizler de bu maden sahasını emektar ellerinizle, emeğinizle güzelleştirmişsiniz, sizinle gurur duyorum” diyor.

    Kurum temsilcileri, Dersimlilerin yoğun gittiği kahvehane ziyareti ve köy gezisi sonunda; Hıdır ve Selvi Genç’in evine konuk oldular. Ev sahiplerinin geleneksel Dersim yemeği olan Zerefet ikramından sonra, köyden ayrıldılar.

    Ziyarete Ahmet Doğru, Aziz Güler, Esra Çiftçi, Ferhat Tunç, Hüseyin Ayrılmaz, Murat Onay, Muzaffer Kocaman, Nesimi Aday, Nihat Öz ve Selman Yeşilgöz katıldı. (HABER MERKEZİ)