Etiket: dersim inancı

  • Kureyşan Ocağında iki dilli cem: Sorunlarımızı asla devlet kapısına taşımadık -VİDEO

    Kureyşan Ocağında iki dilli cem: Sorunlarımızı asla devlet kapısına taşımadık -VİDEO

    PİRHA- Kureyşan Ocağı, Dersim’in Nazımiye İlçesine bağlı Bostanlı Köyü’nde toplandı. Buluşma, sohbet ve müziğin yanısıra Türkçe ve Kırmancki olarak cem erkanı düzenlendi. Sanatçı Kemal Kahraman sözlü aktarımın önemini vurgularken, Pir Hasan Ali İşlek, “Dersim’deki ulularımızın ve ocaklarımızın sayesinde sorunlarımızı asla devlet kapısına taşımadık. Hakimin karşısına çıkmadık” dedi.

    Kureyşan Ocağı, Dersim’in Nazımiye İlçesine bağlı Bostanlı Köyü’nde (Dewa Kuresu, Zevê) 9-10 Ağustos tarihlerinde bir araya geldi. Pir Kureyş Baba İstişare Meclisi tarafından organize edilen buluşmanın bu yıl 8’incisi gerçekleştirildi.

    İki gün süren etkinliklerin ilk gününde, ‘Muhabbet meydanında cemal cemale buluşma’ etkinliği düzenlendi. İkinci günde ise Metin & Kemal Kahraman’ın katıldığı bir sohbet ve dinleti etkinliği düzenlendi. Aynı günün akşamında ise iki dilde (Kırmancki/Zazaca ve Türkçe) Cem erkanı yürütüldü, semah dönüldü. Lokmalar pay edildi.

    “CEMEVLERİYLE YAŞANAN KURUMSALLAŞMA SÜRECİ BİR ŞEYLERİMİZİ GÖTÜRÜYOR”

    ‘Metin & Kemal Kahraman sohbet ve müzik dinletisi’ etkinliğinde konuşan Kemal Kahraman, Dersim Kırmanc Alevi kültüründe sözlü gelenek ve aktarımın önemine vurgu yaparak, İslam yazılı kaynaklarından aktarımlarla güncellenen ritüel ve ibadetlerin, sözlü aktarımla kuşaklar boyu gelen ve mana aleminde farklı karşılıkları olan gerçek ritüel ve ibadetlerde bozulmalara yol açtığını belirtti.

    “Bizde söz ikrardır” diyen Kahraman, “Hakikat hep bu söz üzerinden devredilmiş ve bugüne kadar gelmiştir. Bu anlamda biz aslında her şeyden önce kendi gerçeğimizi anlamak istiyorsak, Aleviliğimizi anlamak istiyorsak ilk önce bize aktarılmış sözlü hafızadan bakmayı kabul etmemiz lazım. Bugün mesela Avrupa’nın ve Türkiye’nin de birçok şehrinde, bu göç süreçleriyle beraber tabii ki Cemevleri kuruluyor. Hepsi iyi niyetle yapılmış çalışmalardır fakat bu kurumsallaşma süreci bir şeylerimizi götürüyor. Tam adını koyamadığımız bir şey var” değerlendirmesinde bulundu.

     “BİZ DAĞA TAŞA TAPMIYORUZ”

    Aleviliği anlatırken sözlü aktarımları dikkate aldıklarını ifade eden Kahraman, şunları kaydetti:

    “Alevi diyor ki kendini bil Hakk’ı bilirsin. Yani bütün alem vahdet-i vücut içindedir. ‘İnsan, 18 bin alem sende’ diyor seyit Süleyman Şahin. Bu tabii ki Alevi öğretisinin bir düsturudur. Diyor ki Allah 18 bin alemi yarattı Adem için, Adem’i yarattı kendi için. Bu anlamda Hakk da sende, şeytan da sende. Sen eğer kendindeki Hakkı takip edersen, Hakk burada, o hiçteki var olarak Hakk burada tecelli eder. Sen kendindeki hırsı nefsi takip edersen, şeytan burada tecelli eder.

    Hakk 18 bin alemi Xızır eliyle yapmış. Yani Xızır yaradılışın başında da o hiçteki varın eli, ayağı ustasıdır. Bütün bu alemi çekip çevirendir. Andaki tecellidir. Yani hem zamanın sahibidir hem de mekanın sahibidir.

    Biz dağa taşa tapmıyoruz. Biz güneşe de tapmıyoruz. Bunların hepsi Hakk’ın varlığının ispatı…”

    İKİ DİLDE CEM YAPILDI, KIRMANCKİ SEMAH DÖNÜLDÜ

    Metin & Kemal Kahraman sohbet ve müzik dinletisi etkinliğinin ardından dergahın önündeki açık alanda, büyük bir katılımla Türkçe ve Kırmancki olarak cem erkanı yürütüldü ve Kırmancki semah dönüldü. Erkanı ocak mensubu pirler ve analar; Hüseyin Altınışık, Murat Dündar, Ali Kızılkan, Fatime Özcan, Ahmet Demir, Ali Ulucan, Hasan Ali İçmek, Ali Tamaç, Aliyar Özcan, İbrahim Doğan, Gülüzar Tonkuş, Bakı Ķumaş, Hacer Güzel ve Düzgün Dağ yürüttü.

    “BU KAPIDAN RIZAYLA GİRMEK İSTEDİK, RIZAYLA ÇIKMAK İSTİYORUZ”

    Bu yolun razılık ve rızalık, ikrar ve itikat yolu olduğunu belirterek Cem erkanının açılışını yapan Pir Hasan Ali İşlek, “Bu kapıdan rızayla, ceddimizin kapısından girmek istedik. Rızayla çıkmak istiyoruz. Olur ya birisi bizle küskünse, birisi bize dargınsa, birisi bizden alacaklıysa, müşkülü varsa, hali varsa, bu Pir meydanında ceddimizin huzurunda hesabımızı vermeye hazırız. Bizlerden Hak Muhammed Ali aşkıyla istekli olan can var ise bu meydanda özünü dar eylesin. Halini hal eylesin. Dilini dil eylesin. Gönül kırmadan, incitmeden, döktüğümüzü dolduralım, küstürdüğümüzü barıştıralım ve biz de hak yoluna gönül birliğiyle, gönlümüzü bağlayıp can baş ile teslim olmaya hazırız” diyerek öncelikle cemaatten rızalık istedi.

    “SORUNLARIMIZI ASLA DEVLET KAPISINA TAŞIMADIK”

    İnsanların yeri geldiği zaman dünya malı için birbiriyle belki de hoşnut olmayan durumlar içerisine girdiklerini vurgulayan Pir Hasan Ali İşlek, şunların altını çizdi:

    “Ama tüm bunlara rağmen biz yüzyıllarca ceddimizin ve pirlerimizin sayesinde, Dersim’deki ulularımızın ve ocaklarımızın sayesinde sorunlarımızı asla devlet kapısına taşımadık. Hakimin karşısına çıkmadık. Savcı bizim hakkımızda mutalaa tutmadı. Devletin sistemi yerine kendi Hakk ve hakikat sistemimizle yönümüzü primimize çevirdik. Dost cemali önünde sorunlarımızı hallettik.

    “DERSİM İNANCINDA İSTİSNAİ OLARAK BİZE YAKIŞMAYAN HAL VE HAREKETLER YAŞANDI”

    Bu nedenden dolayı istisnalar hariç Alevi Kızılbaş inanç toplumunda, hele hele Dersim inancında çok istisna olarak insana yakışmayan hal ve hareketler, davranışlar müşkülatlar yaşandı. Ve bu müşkülatların ağır suçlarına da inancın gereği bedelleri ödendi. Ve bu nedenden dolayı da bizler ecdadımızın sürmüş olduğu o yolun kutsallığı temelinde bugün buradayız. Pirimizle, talibimizle.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

     

     

  • ‘RA’ Belgesel Filmi Dortmund’da izleyecileriyle buluştu -VİDEO

    ‘RA’ Belgesel Filmi Dortmund’da izleyecileriyle buluştu -VİDEO

    PİRHA-Almanya’nın Dortmund şehrinde Dersim Alevi inancını anlatan RA (Yol) belgesel filminin gösterimi yapıldı.

    Dortmund Alevi Kültür Merkezi (DAKME), tarafından Almanya’nın Dortmund şehrinde RA filmi gösterim etkinliği düzenledi. Dersim’in kültürel ve inançsal yaşamını ele alan filme birçok kişi katıldı. Filmin gösterimi öncesinde türküleriyle konuklara müzik dinletisi veren Cemil Qoçgiri, duygusal anlar yaşattı.

    Yönetmenliğini Devrim Tekinoğlu, yapımcılığını Dersim Araştırmaları Merkezi, yapım koordinatörlüğünü Hüseyin Ayrılmaz ve müziklerini Cemil Koçgiri’nin yaptığı Ra/Yol isimli belgesel büyük ilgi gördü. Yapım koordinatörlüğünü yapan Hüseyin Ayrılmaz, belgesel hakkında bilgi verdi. Ayrılmaz, film tanıtımının ardından izleyicilerden gelen soruları cevapladı.

    “İNANÇ ÜZERİNDEKİ BASKIYI ELE ALMAK İSTEDİK”

    Dersim tarihi üzerindeki baskıların inanç yönünden eksik kaldığını ve buna yönelik bir çalışmanın yapılması gerektiğini söyleyen Ayrılmaz, “Biliyorsunuz ceberut bir devletle yüz yüzeyiz. Köylerimizin yakıldığı dönemlerde çok uğraştık, çok didindik ama o arada da kendi tarihimize yüzümüzü çevirdik. İlk defa 38 soykırımını gündeme getirmeye çalıştık. Yıllardır bu inanç üzerindeki baskıyı bir de inanç boyutuyla ele almaya çalışıp bir şeyler yapmaya karar verdik. Bu aslında bizim kültürel yaşamımızdır” değerlendirmesinde bulundu.

    “DERSİM’DEKİ CEMEVLERİ DEVLETİN DENETİMİNDE”

    Toplumda inanç yönüyle de böyle bir talebin olduğuna dikkat çeken Ayrılmaz, “Dersimdeki Cemevlerinin büyük bir bölümü devletin denetiminde. Orada bize ait bir şey yok. Dolayısıyla buna karşı bizi götürmek istedikleri noktaya gitmemiz ve itiraz sürecini başlatmamız gerekiyordu. Bunu da ancak toplumun kültürel hafızasından yola çıkarak yapabilirdik” şeklinde konuştu.

    “AVCILARIMIZIN YAZDIĞI TARİHLE YETİNMEMELİYİZ”

    Dersim bölgesi halkının çabuk değiştiğini ve çok çabuk unuttuğuna değinen Ayrılmaz, devamında şu noktaya dikkat çekti: “Dersimliler olarak çabuk değişiyoruz, çabuk unutuyoruz, önümüze konanı çabuk kabulleniyoruz. Bundan dolayı bir itiraz ve bu itirazı başlatırken de toplumun en çok yoğunlaştığı alana el atmamız gerekiyordu. Kendimizce böyle bir şey düşündük ve bu filmin çalışmalarına başladık. Biz aslında bir göç toplumuyuz. O yolda yürürken bir şeyleri hep unuttuk. O unutulanı günümüz gençliğine taşımak istedik. Köksüz değilsiniz, siz çok köklü bir kültüre sahipsiniz. Dolayısıyla sonradan önümüze konan ve avcılarımızın yazdığı tarihle yetinmemeliyiz, kendimiz olmalıyız” dedi.

    Ayrılmaz, tarihimizin başkaları tarafından yazıldığını bunun önüne geçmek için de gelecek nesillere aktarılması gerektiğinin önemini vurgulayarak, “Halkımız adına küçük bir adım attık ama bunun mutlaka arkası gelmeli. Biz bunları ne kadar kendi gençliğimize, çocuklarımıza anlatırsak, bize anlatılan avcı öykülerinden o kadar uzaklaşırız. Bizim tarihimizi ne yazık ki avcılarımız yazdı ve önümüze ne koydularsa o şekilde gitti” diye ifade etti.

    Film gösterimi, Ayrılmaz’a yöneltilen sorularla son buldu.

    PİRHA/DORTMUND

     

     

  • Hozat’taki ‘Geçitler Ziyareti’nde lokmalar pay ediliyor, küsülüler barışıyor  -VİDEO

    Hozat’taki ‘Geçitler Ziyareti’nde lokmalar pay ediliyor, küsülüler barışıyor -VİDEO

    PİRHA- Hozat’ın İn köyündeki Geçitler Ziyareti, hem yöre halkının ibadetini yapıp lokmalarını pay ettikleri kutsal bir ziyaret yeri hem de dağın eteğinden doğan gözesiyle bir doğa harikası. İn köyü doğumlu Gülabi Gök, Geçitler Ziyaretinin hikayesini PİRHA’ya anlattı.  

    Doğayı, toprağı, dağı, taşı, suyu, ağacı, börtü böceği kutsal gören Dersim Alevi inancının en önemli özelliklerinden biri, ‘jar u diyar’ dedikleri kutsal ziyaret yerleri ve nişangahlarıdır. Kent genelinde bilinen ve herkesin uğrak yeri olan Munzur Baba, Düzgün Baba gibi ziyaret yerleri dışında, hemen hemen her köyün de birkaç özel ziyaret yeri ve her ziyaret yerinin de bir hikayesi var. Hozat’ın İn köyündeki Geçitler Ziyaret yeri de bunlardan biri. Kırmancki’de (Zazaca) köylülerin adına ‘Deshawt Male Pili’ dedikleri bu yer, hem yöre halkının ibadetini yapıp lokmalarını pay ettikleri kutsal bir ziyaret yeri hem de dağın eteğinden doğan gözesiyle bir doğa harikası.

    32 sene İstanbul’da çalıştıktan sonra emekli olup temelli köye dönüş yapan 1962 İn köyü doğumlu Gülabi Gök, Geçitler Ziyaretinin hikayesini PİRHA’ya anlattı.

    GEÇİTLER ZİYARETİNİN HİKAYESİ

    Köylülerin Newroz zamanı, Mart’ın 21’i ile 24’ü arasında buraya gelip ibadetlerini yaptıklarını, lokmalarını pay ettiklerini belirten Gülabi Gök, Geçitler Ziyaretinin hikayesini şöyle anlattı:

    “Burada mağarada garibanın biri kalıyormuş. Susuz kalmış. Sonra burada bir su sesi duymuş. Gelmiş bakmış ki su çıkıyor. Kendisine ayan olmuş. Bir iki taşı kaldırmış taşın altından su çıkmış. Büyüklerimizin bize anlattığına göre bu onun eseri. Köylülerimizin burada ibadet etmesinin nedeni de bu hikayedir. O zat için, gelip burada susuz kaldığı için, gelip onu da anıyorlar.”

    “KÜS OLANLARIN BİRBİRİYLE BARIŞARAK GELMELERİ GEREKİYOR”

    Gülabi Gök, ziyaret yerine gelen herkesin birbiriyle küs olmamları gerektiğini belirterek şunları kaydetti:

    “Köylüler lokmasını evde pişiriyor. Kömbesini, yağlı ekmeğini pişiren bütün köylüler burada toplanıyor. Kendileriyle beraber bez çıralarını getiriyorlar. Mum kullanmıyorlar. Gelip burada çıralarını yakıyorlar, ibadetlerini yapıyorlar ve lokmalarını birbirine dağıtıyorlar.

    Köylülerin toplu olarak buraya gelmesinin, herkesin bir arada olmasının asıl sebebi, herkesin buraya birbiriyle barışık olarak gelmeleri gerektiği içindir. Buraya küs gelmemeleri lazım. Çünkü ibadet yerlerine geldikleri zaman küslerin birbiriyle barışık olmaları lazım. Ama şimdi buna bakıyorlar mı bakmıyorlar mı o da muamma. Herkes birbirinin omzunu öpüp, ibadetini yapıp gidiyor.”

    Eyüp Hanoğlu-Nuray Atmaca/DERSİM

  • Dersimli yurttaşlar: Tunceli Cemevi yönetiminin değişmesini istiyoruz -VİDEO

    Dersimli yurttaşlar: Tunceli Cemevi yönetiminin değişmesini istiyoruz -VİDEO

    PİRHA- Alevi inancına uymayan faaliyetleriyle uzun zamandır tepkilerin odağında yer alan Tunceli Cemevi’nde 28 Ocak’ta yönetim seçimleri var. PİRHA’ya konuşan yurttaşların çoğunluğu Ali Ekber Yurt yönetiminin değişmesini ve Dersim inancına uygun yeni bir yönetim seçilmesini istiyorlar.

    Hacı Bektaş-ı Veli Kültürünü Yayma ve Yardımlaşma Derneği’ne bağlı Tunceli Cemevi yönetiminin, Alevi inancına uymayan faaliyetleri uzun zamandır tepki çekiyordu. Dersim toplumunu dışlayan ve buradaki Alevi inancına uymayan keyfi tutumlarıyla tepkilerin odağında yer alan Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un AKP’den belediye başkanlığı için aday adayı olmasının ardından Cemevinde başlayan tartışmalar da sürüyor.

    Hacı Bektaş-ı Veli Kültürünü Yayma ve Yardımlaşma Derneği-Tunceli Cemevi yönetim kurulu üyesi ve Kureyşan Ocağı pirlerinden Ali Önal, 28 Ocak’ta yapılacak genel kurulda yönetime aday olacağını açıklamıştı.

    Cemevi yönetiminin halkın ihtiyaç ve taleplerine göre değil, kendilerine göre kural ve uygulamalar geliştirmesini Dersimli yurttaşlara sorduk. PİRHA’ya konuşan yurttaşların görüşleri şöyle:

    “CEMEVİNE MEVKİ-MAKAM İÇİN GİDİLMEZ”

    Avukat Kenan Çetin:

    Cemeviyle ilgili genel anlamda halkta bir şikayet var. Sebebi şu; orası neticede bir inanç merkezi ve daha çok ocakzadelerin temsilen bulunması gereken bir yer ama oranın şu anda daha çok bir cenaze evine döndüğü söyleniyor. Yani birincisi sosyal, kültürel anlamda saz kursu ve diğer anlamda faaliyetlerin olmadığını duyuyoruz. Pir dediğimizde Zazaca ‘pır’, yani ‘dolu’ anlamında, dolu olan insan anlamındadır. Ama bu noktada şunu görebiliyoruz. Gerçekten inanç noktasında çok dolu olmayan insanların orayı bir sıçrama tahtası olarak kullanması hele hele sonradan da siyasete atılması eleştirilen bir konu.

    Tunceli Cemevi o kadar eleştirildi ki insanlar kendi üç günlüklerini, kırk yemeklerini lokantalarda vermeye başladı. Neredeyse cenazesini götürmemeye başladı.

    Çözüm noktasının da şöyle olması gerekiyor. Dersim, ocakzadelerin coğrafyasıdır. Felsefesi eşitlik, cevheri mertlik üzerine kurulu, hazinesi bilgi, meyvesi sevgi olan bir toplumdan bahsediyoruz. Bu saydığımız dört unsurun da orada yaşatılması gerekiyor. Burayı Alevi Kızılbaş inancının öğrenilmesi gereken bir merkez olarak da görmek gerekiyor. Eşitlik makamıdır orası. Oraya mevki makam için gidilmez. Mevki makamı olanlar da oraya üniformayla gidemez, mevkisiyle de gidemez.

    “DAHA DÜRÜST, DAHA ŞEFFAF BİR YÖNETİM LAZIM”

    Muzaffer Arslan:

    Bölgenin değerlerine, kültürüne uygun bir yönetimin gelmesi gerekiyordu. Şimdiye kadar böyle bir Cemevine yakışır bir yönetim olmadığını herkes söylüyor. Ben de aynı kanıdayım. Mutlaka yönetimin değişmesi lazım diye düşünüyorum. Daha dürüst, daha açık, daha şeffaf çalışacak bir yönetimin gelmesini öneriyorum. Halka güven verecek bir yönetimin olmasını istiyorum.

    Alişan Tütenk:

    Cemevine insanlar eskisi gibi gitmiyor pek. Cem tutmuyorlar. Şu anda bu cemevi var. Ayın 28’inde seçim olacak, yönetim değişecek. Değişmesi iyi olur. Herkes memnun değil. Gitmiyorlar. Orada yönetimde bir eksiklik var. Halkın seviyesine inmiyorlar. Yönetimde eksiklik olduğu için insanların çoğu gitmiyor.

    “DERSİM KÜLTÜRÜNE GÖRE YÖNETECEK BİR BAŞKAN İSTİYORUZ”

    Veli Akyol:

    Yıllardır Tunceli Cemevi’nden halkımız gerçekten şikayetçi, hepimiz şikayetçiyiz. Ali Ekber Yurt orada bizim kültürümüze yakışacak uygulamalar gerçekleştirmiyor. Buradaki halkın fikirlerini, sözlerini, düşüncelerini hiçbir şey yapmadan yani tamamen kendi düşüncelerini, tamamen devletçi bir politika sergiliyor. Bunu da halk olarak biz istemiyoruz. Gerçekten artık oranın başkanının değişmesini istiyoruz. Biz kaç sefer gittik, oraya başvurduk, üye olmak istedik. Kesinlikle bizim üyeliğimizi kabul etmiyorlar. Orada belli birkaç kişiyle beraber, mevcut üyelerle orayı yürütmeye çalışıyorlar. İnsanlar oraya gitmek istiyor ama maalesef ki oradaki yönetimden dolayı gitmek istemiyorlar. Biz artık oranın değişmesini istiyoruz. Dersim’in kültürüne uygun yönetecek, halkla iç içe olacak bir başkan istiyoruz. Bunun için oranın değişmesi gerekiyor.

    İlyas Tunç:

    İnsanları bu şekilde karalamak doğru değil. Biraz da çok abartıyorlar. El alemin de Cemevleri var. El alemin de camileri var ve kimsede bu tarz şeyler yok ama ne hikmetse bizim Tunceli’de ufak bir şeyler yapıldı mı dünyayı ayağa kaldırıyorlar. Hoş şeyler değil bence. Halk niye gitmiyor? Halk eskiden de gitmiyordu. Çoğu zaman da gitmiyordu.

    “BU YÖNETİM DERSİM’İ TEMSİL ETMİYOR”

     Bülent Yüksel:

    Tunceli Cemevi uygulamalarını hiç beğenmiyorum. Dersim dediğin zaman dik onurlu, onurlu bir şekilde ayakta duran kişiler demektir. Bunlar Dersim’i temsil etmiyor ki. Ben 40 yaşındayım, engelliyim ve o kadar bilgili olmama rağmen hiç kimseden bir kuruş menfaat beklemiyorum, kimseye de eyvallah etmiyorum. Sokaklarda seyyar satıcılık yapıyorum. Onlar onurlu insanlar olmuş olsalardı beş kuruşa kendilerini satmazlardı. Bu kadar.

    Pir Sultan Abdal, Hınzır Paşa’yla demiş ki benim köpeklerim haram yemez. Hınzır paşanın valileri çalınmış tavukları yemişler. Pir Sultan Abdal’ın köpekleri ise çalınmış tavukları yememişler, kuru ekmek yemişler. Dersim halkı öyledir.

    İsmini açıklamayan bir yurttaş:

    Mazlum Arslan’ın belediye başkanlığı sırasında kendi aramızda para toplayıp Cemevini yaptırdık. Oraya gitmiyorlar bazıları. Cenazesini cemevine götürüyorlar ama yemeklerini gidip içkili yerde veriyorlar.

    “DERSİM’İN OCAK KÜLTÜRÜNE YAKIN DURMASINI İSTİYORUZ”

    Erdoğan Çakar:

    Cemevi bazı kurumlara peşkeş çekiliyor. Dolayısıyla Dersim halkının buna karşı çok yoğun bir tepkisi vardı. Yakın zamanda Cemevi içerisinde belli bir kesimin de bundan rahatsız olduğu görüldü ve kamuoyuna bununla ilgili bir açıklama yapıldı. Biz de bundan dolayı Dersim’de yaşayan Raya Haq Alevi inancına yakın duran insanlar olarak Cemevinin tekrar bu yola girmesini, Dersim halkına gerçek anlamda hizmet etmesini, Raya Haq Alevi inancına, Desim’in ocak kültürüne, ocak inancına yakın durmasını bekliyoruz. Umarım bu gelişmeler olumlu olur ve biz de bundan memnuniyet duyarız. Sahip çıkarız cemevine ve elimizden geldiğince destek oluruz.

    Gülseren Gündüz:

    Çok uzun süre olmuyor burada yaşayalı. Bildiğim tek şey var, burada yönetimsel çeşitli problemler olduğu. Bu toplumun kendi emekleriyle oluşturduğu bir kuruma müdahale etmek, kendi iradeleriyle müdahale etmek ne için bu kadar zorlayıcı bir noktada? Halkın iradesi dediğimiz bir durum var ve orası da ibadethane. Duruma müdahale edilebilecekken şu anda sadece dillendirmekle sınırlı kalan bir tepki var. Bu da ayrıca bir eleştiri noktası diye düşünüyorum.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    “Tunceli Cemevi, Hakk’a ve halka hizmet vasfını yitirmiştir”

    Pirlerden açıklama: Tunceli Cemevini özüne döndürmek zorundayız

    Tunceli Cemevi’nin, Alevi inancına aykırı davranması tepki çekiyor

  • Pirlerden açıklama: Tunceli Cemevini özüne döndürmek zorundayız -VİDEO

    Pirlerden açıklama: Tunceli Cemevini özüne döndürmek zorundayız -VİDEO

    PİRHA- Tunceli Cemevi’nin Alevi inancına uymayan uygulamalarından Dersim halkı hayli zamandır rahatsızdı. Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un AKP’den belediye başkanlığı için aday adayı olmasının ardından başlayan tartışmalar da sürüyor. Bu duruma tepki gösteren pirler, yönetimde değişimin şart olduğunu belirttiler.

    Tunceli Cemevi yönetiminin, Alevi inancına uymayan faaliyetleri uzun zamandır tepki çekiyordu. Dersim toplumunu dışlayan keyfi tutumlarıyla tepkilerin odağında yer alan Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un AKP’den belediye başkanlığı için aday adayı olmasının ardından Cemevinde başlayan tartışmalar da sürüyor.

    Hacı Bektaş-ı Veli Kültürünü Yayma ve Yardımlaşma Derneği-Tunceli Cemevi yönetim kurulu üyesi ve Kureyşan Ocağı pirlerinden Ali Önal, Cemevinde hizmet veren diğer pirlerle birlikte dün bir basın açıklaması yaparak, Cemevine dönük toplumdaki rahatsızlıkların farkında olduklarını ve bu sorunları çözmek için 28 Ocak’ta yapılacak genel kurulda yönetime aday olacağını açıklamıştı.

    Basın açıklamasından sonra Cemevi çalışanları ve Pirleri de mevcut yönetime tepkilerini ve değişim arzusunu dile getirdiler.

    “EĞER BAŞKANLIĞI YİNE KAZANIRSA CEMEVİNDEKİ BÜTÜN HİZMETLERİ DURDURACAĞIZ”

    Cemevi yönetiminin toplumu dışarıda bırakan uygulamalarından kaynaklı yaşanan sorunlara karşı ses olacaklarını belirten Cemevi yönetim kurulu üyesi Pir Ali Önal, “Bu ilk adımı büyüterek bir kar topuna, oradan da bir çığa dönüştürüp mutlaka ama mutlaka bu Cemevini halkın hizmetine sunacağız. Bundan emin olabilirsiniz. Sonuna kadar mücadelemiz sürecek” dedi.

    Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un üyelik işlemlerinde hile yaptığını, seçimlere az gün kala bir anda 27 üye kaydetmesiyle, bu yarışı kazansa bile artık kaybettiğinin farkına varması gerektiğinin altını çizen Önal, “Kaybettiği bu yarışta eğer başkanlığı kazanırsa biz burada ikinci adımda tüm hizmetleri durduracağız. Hocalarımız cenaze hizmetlerini yapmayacaklar. Cemler tutulmayacak. Burası sadece yalnız onun mekanı olarak kalacak. Ta ki gelip yönetimi halka iade edene kadar” diyerek tepkisini dile getirdi ve önümüzdeki günlerde halkı da davet ederek daha kitlesel ve geniş çaplı bir açıklama yapacaklarını duyurdu.

    “BU YARIŞ CEMEVİNİ ÖZÜNE DÖNDÜRME YARIŞIDIR”

    Önal, Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un AKP’den belediye başkanlığı için aday adayı olmasına ilişkin ise şunları belirtti:

    “Bizler insanların siyasal görüşlerine saygı gösteriyoruz ama şunu söylemek istiyoruz ki inanç, ibadet bunların üzerindedir. Biz inancımızı siyasetle karıştırmak istemiyoruz. Siyasetin her türlüsüne karşıyız. İnanç yerlerimize siyasetle ilişiği olan insanların bulaşmasını istemiyoruz. Bu konuda da tüm halkımızın tepkisini, desteğini bekliyoruz. Bu yarış bir başkanlık yarışı değildir. Bu yarış sadece Cemevini özüne döndürme yarışıdır. Biz bu değişimin önünü açmaya kararlıyız.”

    “YOLUMUZUN, ERKANIMIZIN GEREĞİ NEYSE ONU YAPMALIYIZ”

    Dört yıldan beri Cemevinde olduğunu belirten Babamansur Ocağından Pir Baki Aydın, şunları dile getirdi:

    “İlk izlenimim Tunceli halkının ve buradaki diğer inanç temelindeki derneklerin cemeviyle ilişkilerinin soğuk olduğunu, bir bütünleşmenin olmadığını dile getirdim. Onlar da dediler ki keyfiyet bir zorunluluk şeklini almış. Kendi bildiğince bir yönetim var. Kendi bildiğince yönetiyor ve biz bu durumu bir türlü değiştiremedik. Bu sıkıntı geldiğim günden beri devam ediyor. Kimse toplumdan üstün değildir. Toplum üstündür. Biz yolumuzun, erkanımızın gereği neyse onu yapmalıyız. Birliğimizi devam ettirmek için mutlaka ve mutlaka değişim gereklidir. Değişime saygı duymalıyız.

    MUTLAKA HALKLA BÜTÜNLEŞMEK ZORUNDAYIZ

    İncitmeyiz yol adına kimseyi ama yol incinmesin. Bizim derdimiz budur. Herkes kendisini bilmeli, ona göre hareket etmeli. Alevilerin mekanı, yeri, ana yurdu olan Tunceli halkının bu mekana soğuk davranması, gelmemesi ve halkın şikayetçi olması yönetimden kaynaklanmaktadır. Bunun için bunun mutlaka ve mutlaka değişmesi gerekmektedir. Burada alınacak ya da kasıt aranacak bir durum yok. Bu bir kavga gerektirmiyor. Bu yönetim 20 yıldır burayı yönetiyor. Müsaade etsinler de bir de başka dostlarımız, başka canlarımız, başka pirlerimiz, dedelerimiz gelsinler, yolu yürütsünler. Bundan gocunmanın veyahut da şahsi bir mesele haline getirmenin bir anlamı yoktur. Mutlaka halkla bütünleşmek zorundayız ve bu sorun devamlı dile getirilmeli halkla birlikte. Bunun çaresi neyse yollar aranıp bulunmalıdır.”

    “TOPLUMUMUZUN İNANÇ VECİBELERİ YERİNE GELMİYOR”

    Mevcut yönetime muhalif olan dedelerle aynı görüşte olduğunu ifade eden Kureyşan Ocağından Pir Abdullah Eroğlu şunları kayda geçirdi:

    “Burası yıllardan beri tek taraflı olarak yönlendiriliyor, yönetiliyor. Bu yönetimi sevmedim çünkü bizim halkımızın, toplumumuzun inanç vecibeleri yerine gelmiyor. Sanki ibadethane değil bir cenaze kaldırma yeri olmuş. Bundan dolayı hiç kimse buraya adım atmak istemiyor. Buraya gelmek istemiyor. İnsanlarımız derinden üzülerek şunları söylüyor; bizim bir cemevimiz vardı, giderdik ibadet ederdik, cem yapardık ama onu da kaldırdılar. Kaldık ortada. Onun için herkes bu konuda mağdur.”

    “CEMEVİNE GELEN HERKES RAHATSIZ”

    Daha önce yönetimde olduğunu ama sonra bu görevini bıraktığını belirten Kureyşan Ocağından Pir Mehmet Ocak şunları söyledi:

    “Bizim bu yönetim şeklimiz çok yanlıştır çünkü tek taraflı çalışıyor. Eğer benden değilse kesinlikle üye yapılmıyor. İllaki benden olacak. Üye yapılanların hepsi şahsın kendi akrabalarıdır. Onun için başkaları girse de girmese de o kazanıyor. 20 yıldan beri o yürütüyor bu durumları. Onun için Cemevine gelen canlarımız hepsi rahatsızdır. Bu yönetimin değişmesini istiyoruz.”

    “GÖNÜLLERİ ISITIP YARINA DAHA GÜZEL BAKMALIYIZ”

    Kureyşan Ocağından Pir Ali Polat ise şunları kaydetti:

    “Gönül ister ki biz Alevi olarak, Alevi toplumu olarak, bir pir olarak, pire niyaz olduğumuz zaman bir ışık gibi bakmalıyız ve gönlümüzü aydınlatmalıyız ki buna göre gönülleri ısıtıp yarına daha güzel bakmalıyız.”

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    “Tunceli Cemevi, Hakk’a ve halka hizmet vasfını yitirmiştir”

    Tunceli Cemevi’nin, Alevi inancına aykırı davranması tepki çekiyor

    Dersimli yurttaşlar: Tunceli Cemevi yönetiminin değişmesini istiyoruz

     

  • Pir İncesu: Seyit Rıza ve yoldaşları bir inanç adına darağacına gittiler ve bedelini ödediler -VİDEO

    Pir İncesu: Seyit Rıza ve yoldaşları bir inanç adına darağacına gittiler ve bedelini ödediler -VİDEO

    PİRHA- 15 Kasım 1937’de Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilmesinin 86. yılı. PİRHA’ya konuşan DAD Adana Şubesi Eş Başkanı Pir Hüseyin İncesu, darağacına giderken bile biat etmeyen, boyun eğmeyen bir inancı, bir kültürü sonraki kuşaklara aktarmanın önemini vurguladı. İncesu, ekledi: Bugün biz kendi gerçekliğimizle yüzleşerek, sisteme entegre olmadan, sistemin karşısında yeni bir yol bulmamız gerekiyor.

    Dersim’de 15 Kasım 1937’de Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının Elazığ Buğday Meydanı’ında idam edilmesinin üzerinden 86 yıl geçti.

    Seyit Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Fındık Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan mahkeme sonucunda kendilerine savunma hakkı verilmeden Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.

    “BİR İNANÇ, BİR TOPLUMSALLIK ADINA GİTTİLER VE BEDELLERİNİ ÖDEDİLER”

    Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idam edilmesinin 86. yılına dair PİRHA’ya konuşan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Adana Şubesi Eş Başkanı Pir Hüseyin İncesu, “Geçmişten, tarihten bugüne gelen sürece baktığımızda tekçi zihniyetin bize dayattığı asimilasyoncu, katliamcı sistemle birlikte bütün pirler, seyitler şahsında yoldaşları ve dava arkadaşları darağacına gittiler. Bir inanç, bir toplumsallık adına gittiler ve bedellerini ödediler” dedi.

    “BİZ KENDİ HAKİKATİMİZE DAHA YENİ ULAŞIYORUZ”

    Şimdi kendilerine düşen görevin, bu toplumsallığı darağacına giderken bile biat etmeyen, boyun eğmeyen bu inancı, kültürü sonraki kuşaklara aktarmak olduğunu vurgulayan ve ‘bu konuda yeterli miyiz’ sorusunu yönelten İncesu, sözlerini şöyle sürdürdü;

    “Kendi adıma söyleyeyim, biz bugüne kadarki süreç içerisinde kendimizi tanıdıktan sonra hep resmi ideolojinin bize verdiği şeylerle eğitildik. Tabi bu bizim suçumuz mu? Eğitim politikasından ekonomisine kadar devletin bütün aygıtları bize bu resmi ideoloji temelinde yaklaştı. Bizim kimliğimizi, kişiliğimizi, dilimizi dahi unutturarak getirdi bize. Ne zaman ki bu konuda gözümüz açıldı, Alevi canların geçmişten bugüne kadar verdiği mücadeleye dokunup hissettiğimiz andan itibaren, tarihsel gerçekliğin bu olmadığının farkına vardığımızda da, biz kendi gerçek Raa Haq dediğimiz bu yola; evet biz yanlış yapmışız, yanlış yerdeymişiz. Biz kendi hakikatimize daha yeni ulaşıyoruz.”

    “TOPLUMSAL HAFIZAMIZ TAPTAZE DURUYOR”

    Bu hakikate ulaşmaya geç kalındığını ama bunun sadece kendilerinin suçu olmadığını, devlete de, ebeveynlere de bu konuda doğru eleştiri yapmak gerektiğini ifade eden İncesu, “Evet kendilerini gizlediler. Kimliklerini gizlediler. ‘Oğlum Türkçe öğren’ yani şehre gideceksin lazım olacak, dendi. Bunun gibi bir sürü şey” dedi.

    İlkokul’da evlerinde Zazaca (Kırmancki) konuştukları için ertesi gün sınıfta meşe ağacıyla dayak yediklerini hatırlatan İncesu, “Biz böyle süreçlerden geliyoruz. Dolayısıyla toplumsal hafızamız taptaze duruyor. Yaşadıklarımızın hepsi gözümüzde bir şerit gibi gidip geliyor. Onun için biz kendi tarihsel köklerimize, tarihsel gerçekliğimize dönmeliyiz ve bu tarihsel gerçekliğimizin peşrevinde de doğru soruyla, doğru yerde, doğru zamanda söz kurarak bu mücadeleyi yürütmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “İNANCINI KAYBEDEN TOPLUMLAR BAŞKALAŞIRLAR”

    İncesu, Dersim’in kendisi için ne ifade ettiğini ise şöyle dile getirdi:

    “Eğer bir can girdiği toprağı bilmezse, kültürü bilmezse o can süreç içerisinde kendini de, kimliğini de, doğasını da unutur. Her can bulunduğu, doğduğu, büyüdüğü topraklara dönmelidir. Oranın kültürüyle, oranın inancıyla, doğasıyla haşir neşir olursa geçmişini unutmaz. Dilini kurtaran toplumların geleceği vardır. İnancını kaybeden toplumlar ise başkalaşırlar, başka bir topluluğa dönüşürler.”

    “ONLAR BU YOLUN HAKİKATİNİ SÜRDÜLER”

    Dersim’in Alevi Raa Haq inancının kutsal yeri ve 12 ocağın burada örgütlü olduğunu, onlar bu mücadeleyi vermemiş olsaydı bugün kimsenin kendine Alevi diyemeyeceğini söyleyen İncesu, “Onlar ki bu yolun hakikatini sürdüler, bedellerini ödediler, geri dönmediler ve biz de bugün onların mirası üzerinden kendimizi var etmişiz. Onun için Dersim coğrafyası bu anlamda önemlidir, değerlidir. Yeter ki bunu bilelim. Biz bunların tüm bu tekçi anlayışlarına, asimilasyoncu, katliamcı politikalarına bugüne kadar nasıl direndiysek, bugün de kendi gerçekliğimizle yüzleşerek, sisteme entegre olmadan, sistemin karşısında bizim yeni bir yol bulmamız gerekiyor” diye belirtti.

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    DAD Adana Şubesi Dersim’i ziyaret etti: Ziyaretlerimize ikrar vererek yola çıkmak istedik

  • ‘Topraklarımıza sahip çıkalım, 7 bin kişi göç etti, 7 bin kişi geldi; kim bunlar?’-VİDEO(3)

    ‘Topraklarımıza sahip çıkalım, 7 bin kişi göç etti, 7 bin kişi geldi; kim bunlar?’-VİDEO(3)

    PİRHA-Mazgirt Kültür ve Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı Doğan Halis, Dersim’de toprakların ekilip biçilmediğini, insanların üretici pozisyonunu giderek kaybettiğini, nüfusun dışarıya yoğun göç verdiğini ve dışardan da yeni insanların gelip el altından toprak satın aldığını söyledi.  Alevi ocaklarının devlet egemenliğinden kurtarılması gerektiğini de vurgulayan Halis, “Kaymakama kuzu keserek cemevi yönetilemez” dedi.

    Dersim birçok sorunu olan bir kent. Altyapının, lojistik desteğin ve kente yapılan yatırımların yetersizliği, iş sahalarını daraltıp büyük oranda geri dönüş taleplerine rağmen kentin sağlıklı büyümesini ve gelişme potansiyelini engelliyor. Bu durum işsizliği tetiklerken zaten yoksul olan kentin ve kent halkının ekonomik açmazlarını da çoğaltıyor.

    DERSİM: DÖRT DAĞIN İÇİNDE YALNIZ BİR KENT

    Karayolları dışında ulaşım olanağı olmayan Dersim’e, sadece Elâzığ ve Erzincan üzerinden kurulabilen mevcut yol bağlantıları hem dışarıya açılma olanaklarını kısıtlıyor hem de ulaşım ve nakliye maliyetlerini çoğaltıyor. Bu durum kentte üretilen tüm ürünlerin girdi maliyetlerini yükselttiği için kent dışındaki pazarlarda fiyat rekabetine olumsuz yansıyor. Elazığ’da yaşanan teknik bir sorun birkaç saatte çözülebiliyorken, Dersim’de bu süre birkaç haftayı bulabiliyor.

    Doğal güzellikleri, kendine özgü farklı bir kültürel iklime ve tek Alevi kenti kimliğine sahip olması nedeniyle son yıllarda artan ilgi, altyapı yetersizliği ve plansızlık yüzünden kente gelir sağlamak yerine, doğa daha fazla tahrip oluyor ve asimilasyon ilerliyor, güvenlik odaklı devlet politikaları da kentin dışarıya yansıma şekline zarar veriyor.

    Dersim’deki yerel yönetimler, siyasi otoriteler, sivil toplum örgütleri, yöre dernekleri ve kanaat önderleri, bırakın çözüm üretmeyi tüm bu sorunları gündem bile yapmazken, çözümsüz ve çaresiz kalan halkın birlik ve dayanışma inancı günden güne azalıyor, motivasyonu düşüyor, gelecek kaygısı artıyor. Tüm bu nedenlerle Dersim, son yıllarda dışarıya göç veriyor.

    Mazgirt Kültür ve Dayanışma Derneği Başkan Yardımcısı Doğan Halis’le bu konuları görüştük. Halis, bu üçüncü bölümde ise

    “KÜRT SORUNU ÇÖZÜMSÜZ BIRAKILIYOR, ROJAVA BOMBALANIYOR”

    Cumhuriyetin, baştan insansız ve halksız bir Cumhuriyet olarak kurulduğunu belirten Halis, şimdi ki yeni yüzyılın yüzünü kendine döndürme yüzyılı olduğunu ekleyerek şunları anlattı:

    “Cumhuriyet evet ama Cumhuriyeti kendimize özel yaratıcı tarzda uygulamak kendi kültürümüzle bunu birleştirmek durumundayız. Peki yeni yüzyılda biz tekrar nasıl ilişkileneceğiz? O tarihten beri gelen Kürt sorunu çözümsüz halde bırakılıyor. Şu anda bunun üzerine operasyonlar başlatılıyor. Bunun üzerinden yerel yönetimleri tekrar almak için savaş politikaları sürdürülüyor. Bunun üzerinden evlere baskın yapılarak insanlar toplanıyor. Bunun üzerinden Rojava gibi bölgede temsil için yerel yönetim oluşturmuş, suyunu, elektriğini, ortamını sağlamış insanları bombalayarak onların altyapısını tahrip ediyorsunuz. Sizin ne işiniz var Suriye’de? Suriye’de niye bunları yapıyorsunuz. İşin garibi iktidarın öne aldığı bu politikalara muhalefetim veya ana muhalefetim diyenler de teşne oluyor. Neredeyse bize niye bilgi vermedin oraya saldırırken, İHA’mız düşerken niye Amerika’dan öğreniyoruz da sizden öğrenemiyoruz deniyor. Serzeniş bu hale geldi. SİHA’nızın, İHA’nızın o bölgede ne işi var denilmiyor.

    “KÜRTLER İÇİN DERSİM, VİCDAN SORUMLULUĞUNUN ÖTESİNDE TARİHSEL BİR SORUMLULUKTUR”

    Bu ancak Dersim’de derinleşmekle mümkündür, parçalı yapılarla değil. Kürtler için Dersim, vicdan sorumluluğunun ötesinde tarihsel bir sorumluluktur. Çünkü sizin Kürt olup olmamanızla ilgili değil. Burada da yaygın, ‘Biz Aleviyiz, Kürt değiliz. Şuyuz, buyuz, bizim ibadetimiz budur.’ Bunun ötesinde Biz hiç Kürt olmasaydık bile, burası sosyalistlerin bedel ödediği bir yer, tarihsel olarak da önderlerimiz bu bedeli ödemişler. O zaman ben sosyalistlere sesleniyorum. Dersim’in yeni yüzyılı sizin ellerinizdedir. Bu burjuva siyasetlerin arkasından gidilecek yer yoktur.”

    “KOMÜNİST PARTİDEN ADAY OLMAKLA DERSİM’E KOMÜNİZM GELMEDİ”

    Komünist partiden aday olmakla Dersim’e komünizm gelmediğini, bunun bir yanılsama olduğunu ifade eden Halis, “Bu bir yanılsama. Onlar da biliyor, bizim arkadaşlarımız, dostlarımız. Ama bu, işlerine geliyor gibi yorumluyorlar. Bu anlamlı değil” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yeni yüzyılda halka gerçekleri söylemeliyiz. Çünkü biz gerçeği söylediğimiz için bedel ödemiş bir toplumuz. Bu bedel nedeniyle ne Osmanlı bizi sevdi ne Cumhuriyet dönemi bizi benimsedi. Oysa biz Cumhuriyeti benimsemiştik. Cumhuriyetle neyimiz vardı? Ama bizim kimliğimizin götürülüp sıkıştırılıp sonra da yok edileceği kimin aklına gelirdi! Şimdi o acının kabulü gerekli. Bu da yeni yüzyılın artık ortak mücadelesinin temeline oturmak zorundadır. Dersim Tertelesi, bir derneğin 100-200 kişi bir araya gelerek anmasıyla olmaz. O anma günlerinde, o acı günlerinde Sanat Sokağı’nda bir etkinlik yapılıyor. Kürsülerde oturup çay-kahve içenler yerlerinden bile kalkmıyor. Bu anlayış devam edemez, kendini sürdüremez. O yüzden yapmamız gereken bu ortak duygunun beslenip geliştirilmesidir. Ancak bu şekilde yol alabiliriz”

    “KAYMAKAMA KUZU KESEREK CEMEVİ YÖNETİLEMEZ”

    Yeni dönemde Dersim’deki Alevi ocaklarının ve cemevlerinin durumuna da değinen Halis, “Peki ocaklarımız ne olacak? Onları derleyip toparlamayacak mıyız? Devlet egemenliğinden çıkarmayacak mıyız? Hayır çıkarabiliriz. Ama onu ocaklara bırakmak lazım. Onlara ortam hazırlamak lazım. Güvenlik sağlamak lazım. Geçmişte, Hacı Bektaş döneminde nasıl ki, kazanlarıyla bütün bölgenin imece usulü tarım yaparak üretip sonra kazanlarını kaynatarak, Moğol istilasına karşı orada hayat kurmuşlarsa ve Ahilik Kurumu bu imecenin bir başka dönemdeki kooperatifleşmenin bir ürünüyse, biz de pekala burada üretimi destekleyip aynısını yapabiliriz. Mesela Muxundu (Darıkent) Ocak merkezi, güzel ama orası kültür merkezi, orası üretim merkezi, orası cem merkezi, orası ibadet merkezi haline gelmeli ve bunu önderleri yapmalı. Hükümetlerle bağlantılı kaymakama kuzu keserek cemevi yönetilemez. Onların vesayeti altına girmiş bir cemevinin benim açımdan karşılığı yok. Peki bunu bilmiyorlar mı insanlar? Bu durum bizim yarattığımız boşluktan kaynaklanıyor. Başta sol, sosyalist, demokrat, vicdanlı Dersimlilerin ayağa kalkma zamanı. Burada doğru bir hareket, karşılık bulur” diye konuştu.

    “DERSİM’DE EN BÜYÜK SORUNLARDAN BİRİ BARINMA”

    Dersim’deki en büyük sorunlardan birinin barınma olduğunu, kent içinde lüks konutların yapıldığını ama halkın barınabileceği sosyal konutların olmadığının altını çizen Halis, “Barınma sorunu temel bir insan sorunu değil mi? Belediye yapacaksa bunu yapmalı. Belki benim kaynağım yok ama şu projem var. Kamu yapar veya yapmaz ama biz kamuya karşı programımızın arkasında durarak, ortak Dersimi bir program etrafında kamuyu sıkıştırabiliriz. Halkın gücünü toparlarsak, parçalamazsak hangi vali bizim karşımızda durabilir? Çünkü onlar bizim bu parçalı yapımızdan müthiş derecede memnunlar. Onların kaburgaları eriyor” dedi.

    “ÇOCUKLARIMIZI, DERS YERİNE KURAN OKUMAYA GÖTÜRÜYORLAR”

    “Kayyumun iradesine karşı hangi irade yetebilir? Bir parti tek başına kayyum iradesine karşı çıkabilir mi” diye soran Halis, “Karşımızdaki devlettir, bir kamu idaresidir. Onun karşısına toplumsal dayanışma temelinde bütün bir güç yığılmazsa kimse başa çıkamaz bunlarla. Çünkü giderek terörize edilmiş, baskıcı, iç dokularımıza nüfuz eden bir devlet anlayışı var. Dincileştirmenin her türlü imkanını kullanmaktan geri durmuyorlar. Okullara imam atama ve arka planda çocuklarımızı okul kapılarından ders yerine Kur’an okutma adı altında dincileştirmeye götürüyorlar. Bütün bu tehlikeler bizi etkiliyor” dedi.

    “TOPRAKLARIMIZA SAHİP ÇIKMAZSAK SURİYELİLERİ YERLEŞTİREBİLİRLER”

    Suriyelilerin gelişiyle beraber 587 bin çocuk doğduğunu, bu çocukların bu toplumda kalacağını belirten Halis, Dersim’i bekleyen bir tehlikeyi şöyle dile getiriyor:

    “Bu çocuklar bu toplumda kalacak. Öyle söylendiği gibi Suriyeliler kolay kolay gitmez. Peki bu insanlar nerede yaşayacak? Bu toprakları biz sahiplenmezsek, ekip içmezsek, bunun daha da öte bir tehlikesi var. Elinizdeki toprakların mülkiyeti sizde olabilir, tapusu elinizde olabilir ama bu toprakları, Maraş’ta olduğu gibi Elazığ Havaalanı’na indirilmiş ve otobüslerle Dersim’e getirilmiş Suriyelilere pekala verebilirler.

    Peki onlara düşmanlık temelinde mi yaklaşacağız. Hayır, biz Dersim’e sahip çıkalım. Dersim’i sevmek demek Dersim’in toprağına sahip çıkmak demektir. Sadece yerinde kürsüde durup biz şuyuz, buyuz, Dersim’i seviyoruz demekle değil, somut göstergesi bu toprakların sahiplenilmesidir.

    Bu toprakları ekip biçmek zorundayız, sevgi budur. Ekilmemiş toprak cansızdır. Orada canlı yaşıyor. Toprağın içinde bakteriler, solucan var. Bir metreküp toprakta devasa milyonlarca canlı var. Siz onu sürerseniz, o canlılık kalır, değilse canını yitirir.”

    “KENTTEN 7 BİN KİŞİ GÖÇ ETTİ VE YERİNE DIŞARIDAN 7 BİN KİŞİ GELDİ”

    Dersim’de yakın zamanda 7 binden fazla insanın yurtdışına göç ettiğini ve 7 binin üzerinde insanın da kente geldiğinin altını çizen Halis, “Bu yeni gelenler kim, Allah’ın bir kulu bunların analizini, bir envanterini çıkardı mı? Çünkü buraya kent dışından hem sermaye olarak hem de insan gücü olarak nüfuz ediliyor. Topraklarımızın çoğu kapatılmış, biz sanıyoruz bize ait. İnsanlar üretici olma özelliğini yitirince, el altından satıyorlar. Peri topraklarının çoğu Kovancılar’dan gelenlerin elinde şu an. Çemişkezek, Elâzığ sermayesi de başka bir taraftan geliyor ve biz aslında varız diyoruz ama aslında bir yanımız da sallantılı. Yani artık neyi bekliyoruz? Bu duruma ancak halkın gücüyle, inançlarımızı tazeleyerek, kendi kültürümüze ve topraklarımıza sahip çıkarak karşı koyabiliriz. Bugün bu halkın buna ihtiyacı var. Yeni kuşakları üretici kılmanın yolunu bulmalıyız.
    Sonuç olarak aşağıdan, sanki kent yeniden kuruluyormuş edasıyla, kültürel, siyasal dayanışma temelli, bütün bunları Dersim’in geleceği ve hukuku için, suyunu içtiğimiz o ziyaretlerimiz, dua ettiğimiz ağaçlarımız, dağlarımız ve suyumuzun, göllerimizin hatırı için bizim bir birleşme ve adım atma sürecini başlatmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    Eyüp HANOĞLU/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:

    ‘Dersim’e çok yönlü saldırı var; güçlerimizi birleştirmeli, kooperatifçiliği geliştirmeliyiz’-VİDEO

    ‘Dersim, sanayi ile kalkınmayacağına göre hizmet sektörü geliştirilmelidir’-VİDEO

  • Tunceli Cemevi’nin Alevi inancına aykırı davranması tepki çekiyor

    Tunceli Cemevi’nin Alevi inancına aykırı davranması tepki çekiyor

    PİRHA- Tunceli Cemevi’nin Alevi inancına uymayan uygulamaları Dersim halkını bezdirmiş durumda. Cemevi yönetiminin halkın ihtiyaç ve taleplerine göre değil, kendilerine göre kural ve uygulamalar geliştirmesi, camilerden hoca getirip cenaze namazı kıldırması halkın tepkisine yol açıyor.

    Hacı Bektaş Veli Kültürünü Yayma ve Yardımlaşma Derneği /Tunceli Cemevi yönetiminin, Alevi inancına aykırı kimi faaliyetleri tepki çekiyor.

    Geçen sene Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın ziyareti ve sonrasında ise cemevi başkanı Ali Ekber Yurt’un MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’yle görüşüp kendisine Zülfikar hediye etmesi ile tepkilerin odağı haline gelen Tunceli Cemevi, başına buyruk uygulamalarıyla Dersim halkını bezdirmiş durumda.

    CEMEVİ, CAMİDEN HOCA GETİRİYOR

    Alevilerin yoğun yaşadığı Dersim’de, Alevi inancına uymayan uygulamalardan biri camilerden hoca getirtilip cenaze namazı kıldırılması. Kimi acılı aileler bunu o an farketmezken bazı aileler ise bu duruma maruz kalmamak için cenaze erkanlarına, dışarıdan Dersim’in geleneksel merasimini sürdüren melleleri getiriyorlar.

    Bir diğer sorun da cemevinde verilen üç gün ve 40 yemeklerinde ortaya çıkıyor. Daha cenaze sahipleri gelip yetişmeden cemevinin, yemeğin bir kısmını önceden başkalarına dağıttığı iddia ediliyor. Cemevinin bu tarz uygulamalarından rahatsız olan Dersimli yurttaşlar ise artık üç gün ve 40 yemeklerini dışarıda özel mekanlarda vermek zorunda kalıyorlar.

    DERSİM HALKI YENİ BİR CEMEVİNE İHTİYAÇ DUYUYOR

    Tunceli Cemevi yöneticileri kendilerine göre kurallar geliştirirken, cenaze sahipleri, merasimler için cemevine çay, şeker götürdükleri halde, kendilerinden çay parası istendiğini iddia ediyorlar.

    Dersim gibi bir yerde Alevi inancına göre biçim alması gereken bir cemevinde, yönetimin halkın ihtiyaç ve taleplerine göre davranmaması tepkilere yol açıyor. Bütün bunlardan dolayı Dersim halkı, kendi ritüellerini rahatça yapabilecekleri yeni bir cemevine ihtiyaç duyuyor.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    “Tunceli Cemevi, Hakk’a ve halka hizmet vasfını yitirmiştir”

    Dersimli yurttaşlar: Tunceli Cemevi yönetiminin değişmesini istiyoruz

  • ‘Yıllardır taviz vermeden Pirlik yapmaya çalışıyorum ama bugün artık takiyye yapmak zorunda kalıyorum’-VİDEO

    ‘Yıllardır taviz vermeden Pirlik yapmaya çalışıyorum ama bugün artık takiyye yapmak zorunda kalıyorum’-VİDEO

    PİRHA- Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Pir Hasan Hayri Şanlı, “Kur’an’ı ezbere okuyorum ama alışamıyorum. Yıllardır taviz vermeden pirlik yapmaya çalışsam da, bugün artık takiyye uygulamak zorunda kalıyorum” dedi. Dedeliğin Muhammet Ali soyundan gelmediğini, soy zincirinin incelenmesi gerektiğini belirten Şanlı, “Ama bunu söylediğim zaman bir tek dayak yemediğim kalıyor” diye ekledi.

    Alevi inancı ve toplumu yüzyıllardır iktidarların kıskacı altında kırıma ve asimilasyonla karşı karşıya kaldı.Bu da inancın yürütülmesinde ciddi sıkıtınlar oluşturuyor. Hakim din anlayışına benzetilmek ve yok edilmek istenen Aleviliğin geldiği noktayı Ovacık Ziyaret (Jare) köyünde yaşayan 1944 doğumlu Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “KUR’AN BİZİM YOLUMUZA HİÇ UYMUYOR”

    Kur’an’ın ilk Türkçe mealini 1964’te okuduğunu ve o zamandan beri yıllardır okumaya devam ettiğini belirten Şanlı, kendisinin bu konudaki hikayesini şöyle anlatıyor:

    “Ben Kur’an okuduğum vakit babama anlatırken, o diyordu değiştirilmiş. Ya baba değiştirilmişse yenisi ne? 1956’da ilkokulu bitirdim. Bir öğretmen, “Okula yazalım” dedi. Babam kabul etmedi, “Yok Kur’an okuyacak”. 1961’de bana yetki verdi. Ondan sonra 1964’te baktım tecvid (Tecvid: Kur’an’ı belli kurallara göre, doğru bir biçimde okumayı öğreten bilim) bilmiyorum, tecvidi de öğrendim. Ondan sonra Kur’an’ın Türkçe anlamına baktığım vakit, bir baktım ki Yolumuza hiç uymuyor. Bıraktım, yapmadım. Hatta amcam Haydar Dede “Oğlum illa yapacaksın” dedi. “Ya amca yanlış olduğuna inandığım bir şeyi ben nasıl yapayım” dedim.

    “KUR’AN’I EZBERE OKUYORUM AMA ALIŞAMIYORUM”

    Bundan 6-7 sene önceydi. Kur’an’ı aldım, baştan sonuna kadar bize uygun ne var diye baktım. Zaten yanlış diyorum ama yanlış dediğim vakit, bugün bile bir dayak yemediğim kalıyor. O zaman seçe seçe bizim dualarımıza, bizim  Yolumuza uygun çok az şey seçtim. Onları bugün bazı yerlerde okuyorum. Kitap koymuyorum önüme, ezbere okuyorum ben. Ama alışamıyorum. Örneğin bir cenaze erkanına gidiyoruz ya, Yol’u erkanı, erkana göre yapıyorum. Bakıyorum sonradan birisi gelmiş. Hani cenaze namazı kılmadın sen diyor. Sen nereden biliyorsun diyorum. Ha yani bugün insan mecbur kalıyor. Takiyye uygulamak zorunda kalıyorum.”

    “İLK PİRLER MÜSLÜMAN DEĞİL ALEVİYDİ”

    Şimdi artık pir, ağzıyla kuş tutsa bile talibin buna itibar etmediğini, hatta Irak’a gidip Şii eğitim görüp dönenlerin olduğunu anlatan Şanlı, “Nefes Dergisi’nin 21. sayısında ilk ‘soy zinciri sorgulanmalı’ yazısını ben yazdım. Hani babadan oğula geçen dedelikten bahsediyorum. Benim, babaannem Kürt kızı, anneannem Kürt kızı, büyük nenem o da Kürt kızı. Pirlik ne zaman başladı? Pirlik mesela diyorlar ki Muhammed Ali’den hayır değil. Pirlik Nasır-ı Hüsrev’in Bedehşan’a gitmesinden sonra başladı. Alamut sonrası her şey dağılınca, Baba Seyit İnan (?)‘ın yani görevlendirdiği kişiler de bitince, Nasır-ı Hüsrev, kendisiyle birlikte gelen arkadaşının soyundan pir atadı oraya. O pirler yönlendiriyorum, ama o pirler Müslüman değildi. Onlar Alevi’ydi” dedi.

    “EN BÜYÜK ENGELİM YİNE KENDİ HALKIM”

    Dedelik için zaten yıllardır erkan yürütülmediğini söyleyen Şanlı, dedelik yaparken yaşadıklarını, örnekler vererek şöyle ifade ediyor:

    “Yıllardır taviz vermeden dedelik yapmaya çalışıyorum ama bir tek dayak yemediğim kalıyor. Mesela Çakmaklı köyünden Pir Seyfi Gülatar Dede’nin cenazesinde, cenaze namazı kılmak istemiyorum diye bir sürü insanın içinde tehdit ettiler, arkadan vurdular. Zeynel Dede’yi çağırıp cenaze namazı kıldırdılar. Halbuki biz yolcumuzu cennete göndermiyoruz ki. Seyfi Dede’nin günahı mı vardı? Cennete gitmenin yolu Sünni İslam’da namaz kılmaktır ama biz Sünni değiliz ki. Ben taviz vermem. Asla. Ama benim önümde en büyük engel yine kendi halkım. Gerektiğinde onlar bana karşı çıkıyor. En çok da akrabalarım.

    “BAHÇELİ’YE ZÜLFİKAR VERDİLER, BİZİ DAHA İYİ KESSİN DİYE”

    Şimdi Ali Arif Özzeybek Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı oldu. Bu adam Kılıçdaroğlu’nun danışmanıydı. Ondan ayrıldı. Soylu’nun danışmanı oldu. O zaman başlamıştı köyleri geziyordu. Cemevlerini geziyordu. Hatta o dönemde Ali Kenanoğlu bu konuyu meclise taşıdı. Cevap da alamadı. E şimdi bakıyorsun, en gözde dedeler onun yanında.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -‘Bugün sürdürülen yola Alevilik diyemem, Sünniliğin bir kolu gibi’
    ‘Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’