PİRHA – Kanada Demokratik Kürt Topluluğu Merkezi ve Dersim Canada Dayanışma Platformu, Seyit Rıza ve arkadaşları için anma yapıldı.
Kanada Demokratik Kürt Topluluğu Merkezi ve Dersim Canada Dayanışma Platformu, idam edilişlerinin 88. yıldönümünde Seyit Rıza ve arkadaşları için anma düzenledi.
Anma programı, yaşamını yitirenler için yapılan saygı duruşu ve gülbeng okunmasıyla başladı.
Anma programı, Dersim Soykırımı’nda hayatını kaybedenler ve devrim şehitleri için saygı duruşuyla başladı. Programda Dersim Katliamı’nı anlatan sinevizyon gösterimi de yapıldı. Program kapsamında Sanatçı Mervan Tan da ağıtlar okudu.
Kanada Demokratik Kürt Toplum Merkezi Eşbaşkanları, 88 yıl önce Seyid Rıza ve yoldaşlarının başlattığı adalet ve özgürlük mücadelesinin torunları tarafından sürdürüldüğünü vurgulayarak, “Bu soykırım asla unutulmayacak. Yapılanlar gelecek nesillere aktarılacak, unutulmasına asla izin verilmeyecek. Bu katliam soykırımdır ve dünya, bu katliamı ‘soykırım’ olarak kabul etmek zorundadır” dedi.
Eşbaşkanlar ayrıca, “Bizler Kürdistanlılar, Seyid Rıza’yı ve yoldaşlarını unutmayacağız. Aynı zamanda Dersim’de insanlık dışı katliamı unutmayacağız ve bunun unutulmasına, çarpıtılmasına izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.
“BELGELER KAMUOYUNA AÇIKLANMADIKÇA ADALET TESİS EDİLEMEZ”
Dijital bağlantı ile anmaya katılan araştırmacı-yazar Ali Güler, Dersim katliamının açığa çıkarılması ve soykırım olarak kabul edilmesi gerektiğini belirterek, kültürel, dil ve doğa soykırımına karşı öze dönüşün zorunluluğuna dikkat çekti. Güler, “Yapılanlar açığa çıkmadıkça, belgeler kamuoyuna açıklanmadıkça adalet tesisi edilemez” dedi.
Güler ayrıca, “Dersim 38 katliamının 1925’ten beri hazırlandığını, Dersim’de her şeyin kayıt altına alındığını; kimin silahı olduğu ve hatta kimin kaç keçisi olduğu bile kayıt altına alındığını, akabinde katliamların başlatıldığını açığa çıkan belgelerden öğrendik” diye konuştu.
Soykırımın bitmediğini, dil ve doğa üzerinden devam ettiğini vurgulayan Güler, Dersim’de konuşulan Kürtçenin Zazaca lehçesinin kaybolma tehlikesine dikkat çekerek şöyle konuştu: “Bizden sonraki nesil Zazaca konuşmazsa Zazaca kaybolacak. Hatta UNESCO kaybolacak diller arasında Zazaca lehçesinin olduğunu, bir an önce Zazaca’nın kaybolmaması için çocuklarımızla konuşmalı ve Dersim’de yapılan doğa soykırımına karşı mücadele edilmelidir” dedi.
Anma töreni, Dersimlilerin hazırladığı lokmaların dağıtılmasıyla sona erdi.
PİRHA- Dersim Tertelesi’nin 88. yılında Almanya’nın Kuzey Ren-Vestfalya (NRW) Eyalet Parlamentosu’nde katledilenler için anma töreni düzenlendi.
Kuzey Ren-Vestfalya (NRW) Parlemantosu’nda düzenlenen anmada yaşamını yitirenler anıldı, konuşmalarda insanlık suçunun gelecek kuşaklara nasıl aktarılacağı, Almanya’da nasıl tanıtılacağı üzerine konularına dikkat çekilerek fikir alışverişindne bulunuldu.
Dersim Tarih ve Kültür Merkezi adına Hüseyin Kenan Aydın, Dersim Soykırım Mağdurları İnisiyatifi adına Alişan Tekin ve SPD adına Jochen Ott selamlama konuşmaları yaptı.
Prof. Dr. Hans Lukas Kieser ve Dr. Christian Gudehus birer sunum yaptılar.
Tertelede yaşamını yitirenler anısına gülbengler eşliğinde çerağların uyandırılması sonrasında ise Sanatçı Lale Koçgün’ün Kırmancki ve Kurmanci ağıtlar seslendirdi.
PİRHA- İzmir’de, Dersim Soykırımı’nın 88. yılında katledilenler için yapılan eylemde, katliamla yüzleşilmesi çağrısı yapıldı.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, İzmir Dersim Dernekleri, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) İzmir Bileşenleri, Dersim Tertelesi’nin 88. yıldönümünde Karşıyaka İskele karşısında yaptığı eylemle katledilenleri andı.
Eylemde ‘Dersim İqrare Ma Wo, İqrar Xo, Xo Vira Meke’, ’37-38’i Unutma Unutturma’ pankartı açılırken sık sık “Tertela Dersim xo vira meke”, “Sırrı’ya sözümüz barış olacak”, “Dersim, Maraş, Koçgiri unutulmaz hiçbiri” sloganları atıldı.
ÇERAĞLAR UYANDIRILDI
Anma öncesinde katledilenler anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu, Kureyşan Ocağı Pirlerinden İsmail Alkanın verdiği gülbeng ile çerağlar yakıldı.
Açıklamanın Kirmancki olan kısmını İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Eş Başkanı Hasan Ali Kılıç, Türkçesini ise Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi Eş Başkanı Nebat Çelik okudu.
“4 MAYIS İLE DERSİM VURULMUŞTUR”
Nebat Çelik, 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu Kararı ile Dersim’de bir halkın tarihi ve kültürünün yok ediliş sürecinin başlatıldığına işaret ederek, “Dersim soykırımı insanlık suçlarından birini teşkil etmektedir. İttihatçı zihniyet ve hegomonya, kapitalist vahşetin bu topraklarda ki tek tipçi versiyonu ve kadim halklara karşı işlenen insanlık suçlarının failidir. Tek tip iktidar alanı inşa hedefiyle ve Hristiyan halklardan başlayarak bu toprakların birçok kadim halkı trajik biçimlerde tasfiye edilmiştir. Gerek Osmanlı, gerekse Cumhuriyet döneminde tutulan ve Dersim’in tasfiyesini esas alan raporlarda zihniyet ve pratik anlamda bir devamlılık vardır. Buna göre Dersim önce fiziki katliama uğratılacak, bu soykırım göçertme ve asimilasyonla tamamlanacaktır. Tek tip ulus inşası kapsamında sıra Müslüman Kürt kardeşe gelmiş, hak talepleri ve direnişler ezilmiş, Koçgiri direniş ve kıyımıyla başlayan Dersim’in tasfiye süreci ise kapsamlı hazırlıkların ardından 1937 ve 38 süreçlerinde İç Dersim’in vurulmasıyla sürdürülmüştür” dedi.
“DERSİM İNSANSIZLAŞTIRILMIŞ DURUMDA”
Dersim Katliamı’nın ardından kültürel asimilasyon sürecinin devreye konulduğunu dile getiren Nebat Çelik, “Sekasor örneğinden de bilindiği gibi, Yolumuzun Rehberliğini yürütmekte olan Ocak evlatları katledilerek ve Ocaklar sistemi vurularak halkımız hem toplumsal çözülüşe hem de inanç kimliğinden koparılma sürecine konulmuştur. Yasaklar ve asimilasyonu esas alan politikalar ve eğitim müfredatlarıyla halkımızın tüm birikimlerinin ifadesi anlamına gelen dilimiz de yok oluş sürecine sokulmuştur. Dersim, 16.yüzyılın başlarından beri kesintisiz ve sistematik biçimde kuşatma ve tecrit altında tutulmuş olup, toplumsal varlığımızı yok etmeye odaklı bu kuşatma ve tecrit günümüze kadar ve halen daha da derinleştirilerek sürdürülmektedir. Öyle ki asimilasyon ve göçertme politikaları tavan yapmış, sistematik bir şiddet sarmalıyla Dersim adeta insansızlaştırılmış durumdadır” ifadelerini kullandı.
YÜZLEŞME ÇAĞRISI
Nebat Çelik, Bakanlar Kurulunun 88’inci yıldönümünde, Dersimde katledilen yurttaşları andığını ve yaşatılan vahşetle yüzleşilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Bu toprakların kadim halklarından biriyiz, saygı ve kabul görmek istiyoruz. Ve dünyada ki benzer örnekleri üzerinden tarihle yüzleşme çağrısında bulunuyor, diyoruz ki: Seyit Rıza ve idam edilen Dersim ileri gelenlerinin mezar yerleri açıklanmalı, cenazeleri ailelerine teslim edilmeli, Dersim’e nakline engel olunmamalıdır. Arşivler açılmalı, Dersim ismi iade edilmelidir” diye belirtti.
PİRHA-Araştırmacı-Yazar Fikret Başkaya, Dersim Katliamı’nın 88. yıldönümünde konuştu. Cumhuriyetin kuruluşundan bu süreye kadar Kürtlere olan yaklaşımlarında bir değişikliğin söz konusu olmadığını ifade eden Başkaya, “Sadece Kürt varlığını inkâr etmiyor, Türk olmayan bütün kesimi inkar ediyordu. Fakat Kürt toplumunda çok kayda değer bir aydınlanma, bir politikleşme var. Bu rejimin Kürt sorunuyla yüzleşme yeteneği bugüne kadar olmadı. Ama şartlar eni sonunda o yüzleşmeyi zorluyor diyebiliriz” dedi.
1925 yılında çıkarılan Şark Islahat Planı, 1936 yılında çıkarılan Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun, Şark Islahat Planına dayanılarak kurulan ve Dersim’in de içinde yer aldığı 4. Umumi Müfettişlik ‘in kurulması ile adım adım “ulus devletin” inşası önünde engel olarak görülen Dersim’in öncelikle kanaat önderlerinin yok edilmesi, karşı çıkanların soykırımdan geçirilerek yöre halkının sürgüne tabi tutulması hedeflendi.
25.12.1935 tarih ve 2884 sayılı Tunceli Kanunu çerçevesinde 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile Dersim’e yönelik askeri operasyonlar başlatıldı ve bu operasyonlar sırasında on binlerce Dersimli katledildi. Askeri operasyonlar 1938 yılı boyunca devam etti ve katliam ile birlikte sürgün politikası devreye konulup Dersim coğrafyası büyük oranda insansızlaştırıldı.
15 Kasım 1937 yılında Dersim’in Kürt Alevi kanaat önderi Seyit Rıza, oğlu Resik Hüseyin ve Dersim’in 7 ileri geleni Elâzığ Buğday Meydanı’nda idam edildi.
1937-38’de yaşanan Dersim Soykırımı’nda ‘Dersim’in Kayıp Kızları’ olarak bilinen bir kuşağın ise ailelerinden koparılarak tanımadıkları, bilmedikleri ailelere evlatlık olarak, eş olarak verildiği gerçeği de soykırımın bir başka boyutunu oluşturuyor.
Dersim Tertelesi’nin 88. yıldönümünde ajans olarak katliamın öncesini ve sonrasını ele aldık. Dosyamızın bugünkü konuğu Araştırmacı-Yazar Doç. Dr. Fikret Başkaya olacak.
“KÜRTLERE YÖNELİK SİSTEMATİK SALDIRI DEVAM EDİYOR”
PİRHA-Osmanlı’dan sonra nasıl bir cumhuriyet kuruldu?
Fikret Başkaya: Eğer Türkiye’deki herhangi bir politik sorunu anlamak gibi bir niyetin varsa bir kere bu bağnaz resmî ideoloji ile bir hesaplaşman gerekiyor. Aksi halde yapacağın tahlillerin bir kıymeti harbiyesi olması mümkün değil. Şimdi Osmanlı İmparatorluğu çok kültürlü, bir sürü halkın bir arada yan yana yaşadığı bir topluluk. Osmanlı İmparatorluğu kendi iç çelişkilerinden olsun, gelişen kapitalizmin dayatmasından olsun güç kaybına uğrarken diyorlar ki ‘biz bu ihtişamı nasıl koruyabiliriz, nasıl restore edebiliriz?’ Sonra diyorlar ki ‘bir ittihad-ı anasır ol olsun. Bütün unsurları yaşatacak bir statü oluşturalım.’ Ama bunun imkânı yok. Daha sonra Sultan II. Abdülhamit İttihad-ı İslam diye bir proje denemesine girişiyor ama o da imkânsız.
Jön Türkler’in, İttihatçılar’ın Türk ırkına dayalı bir devlet kurma projeleri var. Türk dışında olanların denklemin dışına atılması anlamına geliyor. Şimdi 1. emperyalist savaş, resmi tarih bunu es geçiyor ve Kurtuluş Savaşı dönemini esas alıyor. Halbuki oradan başlatsa İttihatçıların Alman Emperyalizmi’nin nasıl hizmetinde bir şeyler yaptığı anlaşılacak. Bu durumu gözden uzaklaştırmak için 19 Mayıs 1919’dan başlatıyorlar hikâyeyi anlatmaya. Yani böyle bir köşeli bir resmî ideoloji oluşturuyorlar.
Osmanlı İmparatorluğu’nun taraf olduğu blok kaybedince imparatorluğun birçok yeri işgal ediliyor ve Mondros Mütarekesi ile barış süreci oluşuyor. Fakat 1917’de Sovyet Devrimi olunca bu emperyalist hesaplar altüst oluyor. Ondan sonra emperyalist çıkarlar, Türkiye’deki rejimin nasıl olacağından ziyade komünizmin yayılmasına karşı bir strateji oluşturmaya çalışıyor. Esas itibariyle İngilizlerin teşvikiyle Yunanlılar Anadolu’ya çıkıyor fakat orada kalmaları o kadar kolay değil. Bir süre sonra İngilizler burada geleneği olan bir Türk devletinin bulunmasının daha iyi olacağını düşünerek bir anlaşma zemini arıyorlar. Millî mücadele hareketi başlıyor, Yunan Savaşı’na karşı. İlk defa 23 Temmuz’da başlayan 7 Ağustos’ta devam eden bir Erzurum Konferansı var. Orada Türk kimliğine gönderme yapılmıyor. Anasır-ı İslamiye yani İslam milletlerinden geriye kalan ne var? Kürtler var, Türkler var. Ermeniler büyük ölçüde tasfiye edilmiş. Keldaniler, Süryaniler tasfiye edilmiş. Yani Hristiyan o azınlıkların tasfiye edildiği bir durum var.
Erzurum Kongresi’nde Kürtlerle Türklerin ortak devleti projesi var. Daha sonra Sivas Kongresi var, orada da aynı şey var. Toplanan Büyük Millet Meclisi’nde de Kürt milletvekilleri var esas itibariyle Osmanlı’nın devamı gibi bir şey çıkıyor ortaya.
Fakat İngilizlerle anlaşıldıktan sonra Kürtlere yönelik tavırda değişiklik ortaya çıkıyor ve güç dengeleri kendi lehlerine dönmesi itibariyle Türk ırkına dayalı bir cumhuriyet kurma şeklinde devam ediyor. Bidayetten itibaren Kürt varlığı inkâr ediliyor, dili yasaklanıyor, kültürü yasaklanıyor.
Kürtlere verilen sözler tutulmayınca Kürtler de haklı olarak ayaklanıyor. Önce Şeyh Said ayaklanması var. Fakat o dönemde Dersim’e fazla dokunulmuyor. Öbür taraflar halledildikten sonra sıra Dersim’e geliyor fakat Dersim’de bir isyan başladı denilemez. Dersim’deki durum bir savunma durumu olarak gelişiyor. Ondan sonra işte bildiğimiz gibi Kürtlere yönelik sistematik saldırı devam ediyor.
“GERÇEK YÜZLERİNİ AVANTAJLI DURUMU GELDİKLERİNDE GÖSTERİYORLAR”
PİRHA-Ankara’daki ilk dönemde temsiliyet nasıldı, nasıl değişti?
Osmanlıcılık üzerinden gidiliyor başlarda. Anasır-ı İslamiyet diyorlar kuruluş sürecinde. Türklerin başta lafı geçmiyor, Osmanlıcılık devam edecek diyorlar. Fakat; Jön Türkler, İttihatçılar; ırkçı, Turancı bunlar. Dolayısıyla esas durum lehlerine döndüğünde yani avantajlı duruma geldikleri andan itibaren de gerçek yüzlerini gösteriyorlar ve diyorlar ki burada Kürt Mürt diye bir şey yok ve bunu da sürdürdüler, sürdürüyorlar. Tabii emperyalist güçlerin de devletler arasındaki ilişkiler devlet çıkarlarına dayanıyor. Kürtlerin haklı davasına herhangi bir kesimden yeterince ilgilenilmiyor, desteklenmiyor. Böyle de bir yalnızlıkla yüz yüzeler.
Kürt hareketi bidayetten itibaren diplomatik uluslararası planda da bir şanssızlıkla malul diyebiliriz. Buna rağmen de hiçbir zaman davalarından vazgeçmediler. Israrla kendi varlıklarını, haysiyetlerini korumak için her fırsatta bunu açık ettiler.
Artık şu anda dünyada görünür olan bir Kürt hareketi var. Kürt politikası var. Dolayısıyla Kürtler açısından umut verici bir dönemdeyiz. Hala Türkiye’deki rejim ne yaparsam bunu uzatabilirim gibi bir oyalama taktiği sürdürüyor.
“80’LERDEN İTİBAREN KÜRT HAREKETİ FARKLI BİR ROTAYA GİRİYOR”
PİRHA-Dersim neden hedef seçildi?
Kürtlere yönelik sistematik saldırı devam ediyordu. Dersimdeki Kürtlerin Alevi bir yanı da vardı. Dolayısıyla onlara yönelik akıl almaz bir saldırı söz konusu oluyor. Ondan sonra Kürt sorunu bir çözümsüzlük halinde devam ediyor. Bu rejim cumhuriyetten itibaren Kürt düşmanı. 1980’lerin başına kadar Kürt varlığını sürekli inkâr ediyor. 80’lerden itibaren Kürt hareketi farklı bir rotaya giriyor ve bunun sonucunda PKK kuruluyor. Kürt dernekleri, Kürt sivil toplumu oluşuyor. Fakat hala o bağnazlık ve inkâr devam ediyor. Tabii çok esneme olduğunu söyleyemeyiz çünkü bu rejim mantığında anti özgürlükçü bir cumhuriyettir. Fakat şöyle bir şey var; Kürtlerde önemli bir aydınlanma, örgütlülük performansı yükseliyor. Bir taraftan silahlı mücadele bir taraftan parlamentoda bir direniş oluyor. Şu an itibariyle de hala bir çözümsüzlük hali devam ediyor.
“PAZARDA KÜRTÇE KONUŞTUKLARI İÇİN PARA CEZASI VERİLİYORDU”
PİRHA-Dersim Soykırımı’ndan sonra bölgede ve toplumda neler değişti?
Dersim kırımından sonra yasaklamalar başladı, Kürtlerin dili de yasaklandı. 1930’larda bir Kürt pazara gittiği zaman devletin halk üzerinde bir baskısı vardı. O süreçte pazarda memurlar, pazarda keçisini koyunu satmak için gelenlere Kürtçe konuştukları için ceza veriyorlardı. Her konuştukları Türkçe kelime başına ceza yazıyorlardı. Yani böyle bir akıl almaz bir baskı vardı, akıl almaz bir terör vardı. Ondan sonra da devam ediyordu bu tür durumlar.
“HİÇBİR ZAMAN KÜRT SORUNUYLA YÜZLEŞME OLMADI”
PİRHA-Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne Türkiye’de neler değişti?
Türkiye’deki rejim aslında adı konulmamış ırkçı bir rejim. Sadece Kürt varlığını inkâr etmiyor, Türk olmayan bütün kesimi inkar ediyordu. Zaten Ermeniler üzerinden bir saldırı gerçekleşiyor. Hiçbir zaman Kürt sorunuyla yüzleşme olmadı, tarihinde de yok. Mesela son günlerde bile diyorlar: “Kürt sorunu diye bir sorun yok.” Bu varlığı baştan itibaren inkâr ediyor. Hiçbir zaman kabul etmiyor, ırkçı bir temel üzerinde varlığını sürdürüyorlar.
Fakat Kürt toplumunda çok kayda değer bir aydınlanma var, kayda değer bir politikleşme var. Şu anda mesela bu sınırlar içindeki en bilinçli kesim Kürtler diyebiliriz. Çok iyiler, politikayı yakından takip ediyorlar. Bu rejimin Kürt sorunuyla yüzleşme yeteneği bugüne kadar olmadı. Ama şartlar eni sonunda o yüzleşmeyi zorluyor diyebiliriz.
“REJİM DEĞİŞİKLİĞİ OLMADAN YÜZLEŞME OLASILIĞI YOK”
PİRHA-Devlet bu sorunla neden hala yüzleşmek istemiyor?
Bu “jenosit” kavramı 2.emperyalist savaşından sonra gündeme geliyor. Ermenilere yapılan bir katliam. İşte devamında Kürtlere yapılan ayrımcılıklar vesaire… Dolayısıyla bu yıkımla, bu ırkçılıkla, bu kırımla bu rejimin hiçbir katliamla yüzleşeceğini söyleyemeyiz. Rejim değişikliği olmadan böyle bir yüzleşme olasılığı yok.
PİRHA-Araştırmacı-yazar Mehmet Bayrak, 1924 Anayasasıyla devletin Türk-İslam sentezi etrafında şekillendiğinin altını çizerek, “Cumhuriyet, önce Ermenilere, sonra Koçgiri’ye ve son olarakta 1937’de ‘Tunç eli’ adıyla başlattığı harekatla Dersim’e yöneldi ve onbinlerce insan katledildi. Dersim Harekat Planı’nın üç ayağı var; etno dinsel temizlik, tek tipleştirme, Türk İslamlaştırma” dedi.
1925 yılında çıkarılan Şark Islahat Planı, 1936 yılında çıkarılan Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun, Şark Islahat Planına dayanılarak kurulan ve Dersim’in de içinde yer aldığı 4. Umumi Müfettişlik ‘in kurulması ile adım adım “ulus devletin” inşası önünde engel olarak görülen Dersim’in öncelikle kanaat önderlerinin yok edilmesi, karşı çıkanların soykırımdan geçirilerek yöre halkının sürgüne tabi tutulması hedeflendi.
25.12.1935 tarih ve 2884 sayılı Tunceli Kanunu çerçevesinde 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile Dersim’e yönelik askeri operasyonlar başlatıldı ve bu operasyonlar sırasında on binlerce Dersimli katledildi. Askeri operasyonlar 1938 yılı boyunca devam etti ve katliam ile birlikte sürgün politikası devreye konulup Dersim coğrafyası büyük oranda insansızlaştırıldı.
15 Kasım 1937 yılında Dersim’in Kürt Alevi kanaat önderi Seyit Rıza, oğlu Resik Hüseyin ve Dersim’in 7 ileri geleni Elâzığ Buğday Meydanı’nda idam edildi.
1937-38’de yaşanan Dersim Soykırımı’nda ‘Dersim’in Kayıp Kızları’ olarak bilinen bir kuşağın ise ailelerinden koparılarak tanımadıkları, bilmedikleri ailelere evlatlık olarak, eş olarak verildiği gerçeği de soykırımın bir başka boyutunu oluşturuyor.
Dersim Tertelesi’nin 88. yıldönümünde ajans olarak katliamın öncesini ve sonrasını ele aldık. Dosyamızın bugünkü konuğu Dersim ve Alevilik üzerine araştırmalarıyla tanınan Araştırmacı-Yazar Mehmet Bayrak olacak.
Araştırmacı-Yazar Mehmet Bayrak, Dersim Soykırımı’nın öncesini ve sonrasında yaşananları Pir Haber Ajansı’na (PİRHA) anlattı.
“AVRUPA’YA GİTMEK BENİM İÇİN BİR ŞANS OLDU”
PİRHA: Yazarlık geçmişinizi ve yaptığınız çalışmalar hakkında bilgi verebilir misiniz?
Mehmet Bayrak: Büyük bir bölümü kendi alanının ilk çalışması olan birçok kitap çıkardım. 1988 sonu 89’un ortalarına kadar Özgür Gelecek adında Kürt kimlikli bir dergi yayınladım. Bu daha çok Kürt sorunun demokratik çözümünü ve Kürt kültürünü bilince çıkarmayı hedefliyordu. Toplam 8 sayı çıkardım. Bu dergiden dolayı hakkımda 36 civarında dava açıldı. Aynı zamanda iki kez tutuklandım. Daha sonra kitap yayınına başladım. Bu kitap yayını sürecinde de o günden bugüne sanıyorum 35 dolayında Kürdoloji yayını yaptım. Türkoloji ile birlikte toplam 40 kitap çıkardım.
1994 yılının sonunda yurt dışına çıkmak zorunda kaldım. 2000 yılında ilk defa döndüm. Bugüne kadar 40 kitap çıkarmamda bu Avrupa’daki yaşamım ve çalışmalarım son derece etkili oldu. Türkiye’de ulaşamayacağım birçok kaynağa Avrupa’da ulaştım.
“DEVLET AKLI, GİZLİ PLANDA İTİRAFÇI VE KABULCÜ AÇIK PLANDA RED VE İNKARCIDIR”
Osmanlıdan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti nasıl bir ideolojik yapı üzerine kuruldu?
Tarih yazımında hatıratlar önemli yer tutar. Kürt aydınları maalesef hatıralarını çok fazla yazmamışlar. Yazanlardan biri Kadri Cemil Paşa ve kitabı ‘Doza Kürdistan’ adlı ünlü hatıratıdır. Bir tanesi de Nuri Dersimi’nin hatıratıydı. Nuri Dersimi’nin hatıratı Dersim konusunda da ayrıca çok önem taşıyor. Çünkü kendisi de Dersimli. Gerek Koçgiri katliamını, gerekse Dersim katliamını bizzat gören, yaşayan önemli bir aydın Nuri Dersimi. Onu da sadeleştirerek, notlayarak, resimleyerek ilk defa yayınladım. Kadir Cemil Paşa’nın hatıratını da ilk defa aynı yöntemle yayınladım. İkisi de önemli çalışmalar.
İlk defa sizinle paylaşacağım; Nedir bu doküman? Zazalar hakkında sosyolojik tetkikler. Ben bunu hem Kürdoloji belgelerinin 1. cildinde, 1994’de yer verdim ki ondan dolayı da 2 yıl ceza aldım. Yine benzeri devletin gizli aklını ortaya koyan, 1993’te yayınlanan ‘Kürtler ve Ulusal Demokratik Mücadeleleri’ kitabında da devletin gizli aklına yer verdim. Şunu her zaman söylüyorum: Devlet aklı, gizli planda itirafçı ve kabulcü açık planda red ve inkarcıdır. Başka bir söylemle kendilerinin kurguladığı bir resmi ideoloji politikası ve resmi kültür politikası var.
KEMALİST KADROLARIN YÜZDE YÜZDE 95’İ İTTİHATÇI KADROLARDAN OLUŞUYOR
Oradaki gizli raporlarından başlayarak 1960 İhtilali, akabinde kendisine hazırlatılan Kürt raporuna kadar belgeleri birçok önemli raporunu, on dolayında gizli raporunu ilk kez ben yayınladım ki bunlardan bir tanesi de ilk defa gün yüzüne çıkan Zazalar hakkında sosyolojik tetkikler. Bu doğrudan Dersim üzerinde yoğunlaşan bir gizli rapor. Mesele şu, Kemalist hareket bilindiği gibi esas itibariyle İttihat hareketinin bir devamıdır. Kemalist kadroların %95’i eski İttihatçı kadrolardan oluşur. Nitekim olayı anlayabilmek özellikle Dersim soykırımını doğru anlayabilmek için şunu bilmemiz gerekiyor. İttihatçılar 1913’te işbaşına geçtikten sonra dönemin başvekili Talat Paşa, Ziya Gökalp’ı çağırıyor. Mehmet Ziya Bey diyor “Şimdi biz bütün yönetimi ele geçirdik. Bizim bir politikamız var, bunu en iyi bilenlerden biri sensin. Dolayısıyla uygulayacağımız politikaya ideolojik altyapı oluşturmak amacıyla gerekli çalışmaları yürütün” diyor.
Ziya Gökalp kolları sıvıyor, komisyonunu oluşturuyor. O tarihten itibaren ortaya koydukları politika şu: Etno, dinsel temizlik, tek tipleştirme, Türk İslamlaştırma.
Bu politikanın üç ayağı var. Yıl 1913, komisyon kuruluyor, raporlar hazırlanmaya başlanıyor. Bunları daha devlet katında da eskiden Milli Emniyet Teşkilatında görevli olan şahısları da dahil etmek suretiyle Osmanlı muhaciri Müdürlüğü Umumiyesi, Göçmen İşleri Genel Müdürlüğü diye bir müdürlük kuruluyor. Bunun başına ünlü ırkçı Şükrü Kaya getiriliyor. Şükrü Kaya Mustafa Kemal döneminde 10 yıl İçişleri Bakanlığı yapan bir kişi. O dönemde hazırlanıyor bu raporlar.
ETNO DİNSEL TEMİZLİK İLK OLARAK ERMENİLERDEN BAŞLIYOR
Yine söylüyorum etno dinsel temizlik 1914’te I. Dünya Harbi başlıyor. I. Dünya Harbi’ni de fırsat bilerek 1914-1916 yılları arasında etno dinsel temizlik hareketine girişiliyor. Nedir bu etno dinsel temizlik? “Hanefi Müslüman’ı ve Türklüğü kabul etmeyen diğer unsurları önce tasfiye etmek. Ermeni soykırımı öyle gerçekleşiyor, Süryani soykırımı öyle gerçekleşiyor, Ezidi Kürt soykırımı öyle gerçekleşiyor. Rumlar belli ölçüde dağılmış vaziyette. Rumlara karşı da önlemler, tedbirler alınıyor, fakat esas olarak Lozan’la birlikte Rum konusu da çözülüyor.
NACİ İSMAİL KÜRT HALKI DİYE BİR HALKIN OLMADIĞI TEZİNİ ÖNE SÜRÜYOR
Dikkat edilirse her iki kimlikte de Türk resmi ideolojisine, kimliklerine aykırı olan unsurlar. Bunların tamamı geriye kalan en önemli unsurlardan biri Kürtler. Kürtlerle ilgili en önemli yine ilk devletin yaptığı yayınlardan biri 1918’de yayınlanan ve Arnavut kökenli ittihatçı Naci İsmail’e hazırlatılan bir raporda görüyoruz. Burada, işte ilk defa Kürt halkı diye bir halkın olmadığı, bunların ‘Dağ Türk’ü’ olduğu, bunların kar kütleleri üzerinde yürürken ayaklarını çıkardığı kart kurt seslerinden dolayı adlarının Kürt olduğu, yoksa bunların dağ Türkü olduğu gibi düzmece tezi ilk ortaya atan kitap budur. 1918’de ittihatçılar bunu devlet yayını olarak çıkarıyorlar.
SYKES-PİCOT ANTLAŞMASI BUGÜNKÜ KÜRTLERİN BÖLÜNMESİNİ GETİREN ANLAŞMA
Keza Kızılbaşlar, Aleviler konusu Dağıstanlı, Çerkez, Sünni Baha Said’e veriliyor. Ermeni konusu Esat Durak’a veriliyor. Yani tasfiye edilmesi gereken önemli kimliklerle ilgili ön raporlar hazırlanıyor. Fakat o aşamada Kürtlere muhtaç olunduğu için harekete geçilmiyor.
1916’da İngiliz ve Fransız Dışişleri Bakanları Sykes-Picot Antlaşması’nı yapıyorlar. Adeta bugünkü Kürt coğrafyasının bölünmesini getiren anlaşmanın kendisidir. Zaten Sevr’e götürülen de odur. Sevr’de yine Kürtler temsil edildiği için Sevr Antlaşması’nda Kürtlere belli haklar veriliyor. Fakat Kemalistlerin teşviki ile Şerif Paşa Kürtler tarafından geri çekiliyor. Buna rağmen çeşitli haklar akabinde o çok önemli Mustafa Kemal’in kurtarıcı olarak padişah tarafından gönderildiği süreçte Samsun’a gidiyor. Samsun’dan Erzurum’a. Erzurum’da kongre oluyor. Kongre sonrası Kürt aydınlarıyla Kemalistler arasında Amasya Protokolü imzalanıyor. Arkasından Sivas Kongresi. Çok önemli. Sivas Kongresi CHP’nin kuruluş kongresi kabul edilir aynı zamanda. Sivas Kongresi’nde çok calibi dikkat bir husus oluyor. Bir olay gerçekleşiyor. İstanbul’da yaşayan daha önce kocasıyla birlikte ajan gazetecilik yapan, kocası öldükten sonra da yalnız başına bu işi sürdüren, Fransız ajan gazeteci Madam Guli Mustafa Kemal’le gizlice görüşüyor. Sivas Kongresi aşamasında ve Ankara’da buluşuyorlar.
KOÇGİRİ’Yİ BİLMEDEN DERSİM’İ BİLMEK MÜMKÜN DEĞİL
-Bu anlaşma ve politikaların Dersim’e yansıması nasıl oldu?
Zaten Batı Dersim olarak nitelendirdiğimiz Koçgiri bölgesi aydınlarıyla Dersim aydınları ve diğer Kürt aydınları bu gizli anlaşmalardan haberdar olup rahatsız oldukları için Mustafa Kemal’e bir muhtıra mektup veriyorlar. Yani siz işte daha Amasya protokolünde hükümler var. Bilmem Erzurum Kongresi’nde var, 1921 Anayasası’nda var. 20. madde ile Kürtlere özerlik vermesine ilişkin. Sonra Mustafa Kemal’in yaptığı açıklamalar var. Siz bu şeye uyuyor musunuz, uyuyacak mısınız verdiğiniz sözlere diye Mustafa Kemal’e bir bildirge veriyorlar. Bunun üzerine Mustafa Kemal’de hem İngilizlerle hem Fransızlarla gizlice anlaştığı ve sözler aldığı için Koçgiri’nin üstüne gidiyor ve Koçgiri’de büyük bir katliam yapılıyor.
Koçgiri Katliamı bilinmeden Dersim’i de soykırımını da anlamak mümkün değil. Büyük bir katliam yapılıyor. 140 Koçgiri köyü yerle yeksan ediliyor.
Mustafa Kemal yola çıktığında yardım istediği kişilerden birisi Ağuçan Piri Seyid. Fakat Türk matbua, Türk basınına bakarsanız hiçbirinde bunun Seyyid Aziz olduğu anlatılmaz, söylenmez ya İslam hocası diyorlar ya İslam Müftüsü diyorlar Seyyid Aziz’e. Keza o tarihte Alevilerden, Bektaşilerden destek istendiği için 1919’da gönüllü Alevi Bektaşi Alayı oluşturuluyor. İçinde benim dedem de var. Benim dedemin de gönüllü süvari olarak katılmıştır. Fakat bunların hepsi sonuçta kullanmakla ilgili olduğu sonradan anlaşıldı ve 1923’e bu koşullarda gidildi. Lozan’a hiçbir zorlukla karşılaşılmadan Lozan’a Antlaşması imzalandı.
BALTA KÜTÜKTEN ÇIKTIKTAN SONRA KEMALİST YÖNETİM GERÇEK YÜZÜNÜ GÖSTERMEYE BAŞLADI
Balta kütükten çıktıktan sonra Lozan Antlaşması ile birlikte Kemalist yönetim gerçek yüzünü göstermeye başladı. Nitekim Alevileri de Dersim’i de yakından ilgilendiren hususlardan bir tanesi Tekke ve Zaviyeler Kanunu’dur. Tekke ve Zaviyeler Kanunu 1925’te çıkarıldı. Çıkarılan bu kanunla tekkeler ve zaviyeler, yani Alevilerin ibadet yerleri yasaklandığı gibi Alevilik yasaklandı.
Alevi, Bektaşi din önderlerinin hepsini muskacılarla biraraya sokup yasaklayan bir kanundur. Zaten Lozan Antlaşması imzalandıktan sonra 1924 Anayasasını çıkardılar. 24 Anayasasında ilk defa Türk ve İslam vurgusu yer aldı. Türk ve İslam açık açık yer aldı ve gazetelerin başlıklarının altında Türk’ün süngüsünün göründüğü yerde Kürtlük biter sloganı yer almaya başladı. Bu tahrik edici slogan ve bu yasaklamalar dolayısıyla zaten 1925 hareketi patlak verdi. Şunu hiçbir zaman unutmayalım. İlki 1898’de olmak üzere 1920’ye gelinceye kadar 15 dolayında Kürt kimlikli gazete ve dergi çıkıyordu. 1901’deki Kürt Azmi Kavmi Cemiyeti ile 1921’e gelinceye kadar 20 Kürt demokratik örgütü kurulmuştu. Bunların içinde 3 tane de parti vardı: Kürt Millet Fırkası, Kürt Serbestliği Fırkası, Kürt Demokrat Fırkası… Bu nedenle bunların hepsi yasaklandı.
TUNÇ ELİ, DERSİM HALKINA HAKARETTİR
Mevcut yönetim kendince Dersim’i çıban başı olarak nitelendiriyor. Dersim’in esas adı Dersim iken bugünkü Tunceli ismini kim koyuyor? Dersim kasabı Abdullah Alpdoğan; hem general, hem vali. Devletin ‘Tunçeli, Tunç yumruğu’ bunların tepesine inecek” diyor. Tunceli hakarettir, o topluma da insanlığa da hakarettir. Düzmece bir şeyler buluyorlar, işin aslı bu. Adamın yaptığı açıklama var. Yani o Dersim kasaba olarak nitelendirilen General Abdullah Alpdoğan ki o da Sakalı Nurettin’in damadıdır aynı zamanda. Koçgiri’yi vuran Sakalı Nurettin’in. O açık açık diyor: “Devletin Tunç eli, tunç yumruğu tepelerine inecek bunların.” İsim oradan geliyor.
DERSİM BÜYÜK BİR EYALETTİR
Şunu bu noktada söyleyeyim. İddia edildiği gibi orada bir isyan söz konusu değil. Çünkü 1934’te Tunceli ili teşkil edilip başına kor vali yani korgeneral rütbesinde askeri vali atanınca bu Elazığ’da da faaliyet yürütüyor. Yoksa Dersim büyük bir eyalettir, Kızılbaş Kürtlerin yoğun olduğu bugünkü Tunceli, Elazığ, Erzurum’un bir bölümü, Erzincan’ın tamamı, Bingöl’ün önemli bir bölümü, Muş’un önemli bir bölümü, Sivas’ın bir bölümü, Malatya’nın bir bölümünü içine alan büyük bir havzadır, Kızılbaş Kürt havzası. İki kimlikle de ters dikkat edelim. Ondan dolayı büyük bir kıyım, katliam gerçekleştiriliyor.
SİLAHLAR TESLİM EDİLDİKTEN SONRA KIYIMLAR BAŞLIYOR
Bu aşiretler listesi dışında Dersim’de silah ve mal durumunu gösteren hangi aşiretlerde ne kadar silah var? Bu devletin elinde. Niye biliyor devlet bunu? Osmanlı döneminde Ruslara karşı kullanmak üzere aşiretlere dağıtılan silahlar. Bu silahları istiyorlar, bu silahları 1936’da götürülüp teslim ediliyor, hepsi teslim ediliyor. Buna rağmen 1937’de bir kıyım, kırım kararlaştırılmış olduğu için 37’den başlayarak büyük bir soykırım yapılıyor. Daha garibi de ne? Eşkıya takibi adı altında köy ve orman yakma kılavuzu çıkarılıyor. O tarihte bir de köy ve orman yakma kılavuzu hazırlanıyor. Bugün neyi anlatıyor? Bu yaşanan birçok şeyin temelini anlatıyor. Düşünsel temelini anlatıyor. Yani o tarihte de hep eşkıya takibi gibi suçlamalarla köy ve orman yakma kılavuzu hazırlanıp bu idarecilerin eline veriliyor. Böyle bir talihsiz olay, insanlık ayıbı bir olay.
7 T!
Bütün mesele şu; askeri yöntemlerle edeplendirme, hizaya getirme, tenkil, tehcir, temdin, Türk İslamlaştırma, temsil, asimile etme ve tasfiye. Sonuçta tasfiye. 7 uğursuz T diyorum. Bunların tamamı uygulanmak suretiyle Kürt kimliği yok edilerek Kürt sorunun çözülmesi hedeflendiği için bütün bu uygulamalar gerçekleştiriliyor. Yani Dersim’deki olay da o, günümüzdeki olay, o tarihten sonra cereyan eden olayların da temelinde bu var. Konu askere havale ediliyor.
Şöyle bir çarpıcı olay var. II. Dünya Harbi’nden sonra Türkiye yönünü batıya çeviriyor ve hükümet toplanıyor. “Dersim İsyanı ile birlikte biz artık Kürt meselesini tarihe attık” deniyor. “Kürt meselesini tarihin çöplüğüne attık” deniyorsa da bu gerçek değil. Kürt meselesi devam ediyor. Devlet bu nedenle “bizim bu konuda rapor hazırlamamız gerekir” diye konuyu tezekkür ediyor, karar alıyor ve bu konuda Ahmet Hasip Koylan adında Mülkiye Başmüfettişi görevlendiriliyor. Bu Kıbrıs Türkü olan bir şahsiyet. Kürdistan’da, Anadolu’da valilik yapmış, birçok dil biliyor ve devlet bütün önemli belgeleri bunun emrine veriyor. Şark İstiklal Mahkemesindeki savunmalar, idam serüvenini, sürecini birçok hassas detayların hepsini veriyor.
Ben çalışmalarımda yararlanırken açıkçası birçok şeyi bu gizli dokümandan öğrendim. Çünkü devlet aklı açık planda red ve inkarcı, gizli planda itirafçı ve kabulcü. Gizli planda Kürtlerin tarihi, coğrafyası, etnolojisi, sosyolojisi Kürt ulusal hareketleri, kültürü, edebiyatı, dili her şey anlatılır, itiraf edilir. Açık alanda ise ‘Dağ Türkü’dür. Bunlar işte kart kurt destanı vesaire vesaire gibi trajikomik şeyler. Bu nedenle bütün bu bilim dışı çağ dışı uygulamaların sonucu olarak bu noktalara gelindi.
PİRHA- Almanya’nın Leverkusen şehrinde, Dersim Soykırım’na ilişkin panel düzenlendi. Panelde Anadolu’da tek bir kimlik yaratılmak istendiğine vurgu yapıldı.
Leverkusen Alevi Kültür Dergahı’nda Dersim Soykırım’ı paneli yapıldı. Çerağ uyandırılması ve saygı duruşunun ardından katılımcılar HDP önceki dönem meclis üyesi Zarife Atik ve Dersim İnşa Kongresi üyesi Hüseyin Çatal konuştu.
“SÜNNİ İSLAM DEVLETİ DERSİME DÜŞMANDIR”
Hüseyin Çatal, Dersim’i anlatırken evreleri ayırmak gerektiğini söyleyerek şunları ekledi:
“Yavuz Sultan Selim’den beri Müslüman, Sünni temsiliyeti Dersime düşmandır. Çaldıran Savaşı’na sefer yapılırken, Şah İsmail ile çatışmaya girilirken Dersimli’ler buna katılamazlar, ‘bu savaş sizin savaşınız’ derler. O gün, bu gündür Sünni İslam devleti, Osmanlı dahil, Türkiye Cumhuriyeti dahil Dersim’e düşmandır. Kürtler direnir, Kürtler Türk olmak istemez. Anadolu’da tek bir kimlik yaratılmak isteniyor.”
“DERSİME İLİŞKİN İNTİKAMCI DUYGULARI VAR”
Zarife Atik ise Dersimlilerin 1915’teki katliamda Ermeni’leri sakladığının altını çizerek, “Cumhuriyet’in ve Osmanlı’nın Dersimle bir derdi vardı. Sadece Cumhuriyet Döneminde değil, Osmanlı Döneminde de Dersime dair yazışmalar var. Osmanlı hep şunu söylüyor; “400 senedir giremedik oraya”. Bir intikamcı duyguları var. Osmanlı Balkanlar’a kadar gitmiş, Orta Doğu’ya gitmiş, Asya’ya kadar gitmiş, Hindistan’a dayanmış ama yanı başında Dersim’e girmemiştir” dedi.
Panel sanatçı Yasin Boyraz’ın mey dinletisi ile sona erdi.
PİRHA-Soykırımlara Karşı Mücadele Platformu adı altında biraraya gelen kurumlar adına yapılan açıklamada, Suriye’de Alevilere, Gazze’de ise Filistinlilere yönelik saldırılara ve katliamlara dikkat çekilerek, “Adaletin sağlanması, mağdurların anılması ve gelecekte benzer trajedilerin yaşanmaması için birleşmek zorundayız” denilerek soykırımlarla yüzleşilmesi çağrısında bulunuldu.
Almanya’da soykırımlara dikkat çekmek ve geçmişte yaşanan soykırımlarla yüzleşmek amacıyla basın açıklaması düzenleyen Soykırımlara Karşı Mücadele Platformu, Suriye’de Alevilere, Gazze’de Filistinlilere işlenen katliamların durdurulmasını talep etti. Platform ayrıca geçmişte Dersim, Koçgiri, Roboski gibi işlenen katliamlarla yüzleşmek için çağrıda bulundu.
Basın açıklamasına, Dersim 38 Soykırım Karşıtı Derneği ( eV ) , Die Linke , SYKP , Becekli – Göktepe Derneği ,Yaşanacak Dünya, Dersim İnşa Kongresi (DİK), Stuttgart Alevi Kültür Merkezi ,Esslingen Alevi Kültür Merkezi, Ludwigsburg Alevi Kültür Merkezi, Kirchheim Alevi Kültür Merkezi, Hatay Adana Mersin Defne Kültür Derneği (HAMD), Demokratik Kültür Merkezi (ADHF), Almanya Göçmen İşçiler Federasyonu (AGİF), Stuttgart Demokratik Kürt Toplum Merkezi, Tohum Kültür Derneği (ATİF) katıldı.
“SOYKIRIM, İNSANLIĞIN ORTAK VİCDANINA, GELECEĞE, UMUDA VE ÖZGÜRLÜĞE YÖNELİK BİR SALDIRIDIR”
Kurumlar adına yapılan açıklamada şunlara yer verildi:
“Tarih, zulmün ve adaletsizliğin karanlığına gömülen halkların çığlıklarıyla doludur. İnsanlık, egemenlerin çıkarları uğruna işlenen soykırımlara, katliamlara, sürgünlere ve imha politikalarına defalarca tanıklık etti. Ancak bizler, bu vahşete sessiz kalmayacak olanlar, tarihin tekerini tersine çevirecek olanlarız! Soykırım; sadece bir halkın, bir ulusun ya da bir kimliğin yok edilmesi değildir. Soykırım, insanlığın ortak vicdanına, geleceğe, umuda ve özgürlüğe yönelik bir saldırıdır. Katliamlar; egemenlerin, zorba düzenlerin, emperyalizmin ve sömürü çarklarının en vahşi yüzüdür. Ama bizler, tarihin sadece kurbanları değil, aynı zamanda direnenleriyiz!
TARİHİ TERS YÜZ EDENLERE KARŞI HAKİKATİN SAVAŞÇILARI OLACAĞIZ
Bu düzen, faillerin cezasız kalmasıyla, katillerin ödüllendirilmesiyle, gerçeklerin karartılmasıyla varlığını sürdürmek istiyor. Ancak biz, adalet mücadelesini büyütmek için buradayız! Tarihin unutturulmasına, suçluların aklanmasına, mazlumların sesinin bastırılmasına asla izin vermeyeceğiz. Tarihi ters yüz edenlere karşı hakikatin savaşçıları olacağız! Mazlum halkların direnişini büyütecek, dayanışmayı yükselteceğiz! Katliamların ve soykırımların hesabını sormadan durmayacağız!
KATLİAMLARLA YÜZLEŞMEK TARİHSEL BİR SORUMLULUKTUR
İşte bu nedenledir ki, biz Stuttgart ve çevresinde yaşayan çeşitli Ulus ve Milliyetlerden, inanç ve düşüncelerden devrimci, demokrat, aydın ve ilerici kişi ve kurumlar olarak bir araya gelerek Soykırım ve Katliamlarla Mücadele Platformunu oluşturduk. Başta 1915 Ermeni soykırımı olmak üzere, Pontus, Koçgiri, 1937/38 Dersim soykırımı gibi İnsanlık suçu kabul edilen olaylarla birlikte, 1956 Rumlara yönelik katliamlar, Maraş, Roboski, 19 Aralık hapishane katliamları ve en son yakın tarihimizde Suriye’de yaşanan Alevi katliamı Şubat-Mart 2025, 2024 ve 2025 Gazze’de yaşanan soykırım ve katliamlarıyla yüzleşmek sadece tarihsel bir gereklilik değil, aynı zamanda bu katliamlara yeni halkalar eklenmemesi için, geleceğe yönelik ertelenemez bir sorumluluğumuzdur.
BİRLEŞMEK ZORUNDAYIZ!
Soykırımlarla ve Katliamlarla Mücadele Platformu olarak, tarihte işlenmiş tüm soykırımları tanımak ve bu suçları önlemek için mücadele ediyoruz. Adaletin sağlanması, mağdurların anılması ve gelecekte benzer trajedilerin yaşanmaması için birleşmek zorundayız.”
“ADALET, DAYANIŞMA VE MÜCADELE ŞARTTIR”
Platform yaptığı açıklamanın ardından taleplerini sıralayarak şunları aktardı:
“-Geçmişte yaşanan soykırım ve katliamların tanınması ve sorumluların yargılanması
– Günümüzde devam eden etnik temizlik ve soykırım girişimlerine karşı Uluslararası
-Toplumun acil adım atması…
– Soykırım kurbanlarının anılması ve hayatta kalanlara destek sağlanması…
– Eğitim ve farkındalık çalışmalarıyla toplumda bilinç oluşturulması…
– Soykırımların ve katliamların olmadığı bir dünya için adalet, dayanışma ve mücadele şarttır. Uluslararası Kamuoyunu, Uluslararası kuruluşları, sivil toplum örgütlerini ve bireyleri bu İnsanlık suçlarına karşı ses çıkarmaya çağırıyoruz. Sessizlik suç ortaklığıdır.”
“SOYKIRIMLARA KARŞI SESİMİZİ YÜKSELTELİM!”
Açıklamanın sonunda ise ortak mücadele edilmesi vurgusu yapılarak şunlar söylendi:
“Soykırımlara, katliamlara ve emperyalist talana karşı mücadele, yalnızca geçmişin hesabını sormak değil, aynı zamanda geleceği inşa etmektir. Bizi ayrıştırmaya, bölmeye, sindirmeye çalışanlara karşı omuz omuza verelim! Halkların, emekçilerin, ezilenlerin ortak mücadelesiyle zulmün karşısına dikilelim! Adalet, sadece mahkeme salonlarında değil, sokaklarda, meydanlarda, yüreklerimizde kazanılacaktır! Tarih, direnenleri yazacaktır! Soykırıma, katliama, zulme karşı sesimizi yükseltelim! Birlikte güçlü, mücadelede yenilmeziz!”
PİRHA- Halkların Köprüsü Derneği’nin etkinliğinde ‘Hey Allah’ın Zalımları’ kitabına dair konuşan Araştırmacı-Yazar Cemal Taş, “Dünyada rastlanır değildir ama ilk defa bir ile özel kanun çıkarılıyor ve raporlarda Dersimlilerin tamamen imha edilmesi belirtiliyor” dedi.
İzmir’de çalışmalarını yürüten Halkların Köprüsü Derneği, Güzel Çarşamba Buluşmaları kapsamında bu hafta Dersim üzerine çalışmalar yürüten Araştırmacı-Yazar Cemal Taş’ ı konuk etti.
Taş’ın, Dersim Soykırımını doğrudan tanıklıklarla ortaya koyduğu, ‘Hey Allah’ın Zalımları’ kitap çalışması ilişkin Alsancak’taki dernek binasında düzenlenen buluşmaya çok sayıda kişi katıldı.
Moderatörlüğünü Nermin Biter’in yaptığı buluşmada 1938 sürecinde Dersim’de yaşananları gerek içerden gerek dışardan doğrudan öznelerin anlatılarıyla ele alan ‘Hey Allah’ın Zalımları’ kitabı konuşuldu.
Taş, tanıklarla yaptığı görüşmeler, fotoğraflar ve mekanlar üzerinden sunumunu gerçekleştirdi.
“DERSİM DEVLET SIRRI OLARAK KALMAYA DEVAM EDİYOR”
Dersim’in bir ‘devlet sırrı’ olarak kalmaya devam ettiğini söyleyen Taş, “Herkes Dersim’de ne olduğunu biliyor, ama bu bir devlet sırrı olarak kalıyor. Osmanlı döneminde Dersim’e ait bir sınır var. Cumhuriyet dönemine geldiğimizde Dersim ismi Tunceli olarak değiştirildi. Dersim’de Emeniler, Kirmanclar vardı. Alevilikte etnik kimlik esas alınmaz, her etnisiteden Aleviler vardır. Bunların musahiplik, kirvelik gibi sosyal kurumları var. Bu kurumlarda pirler ve rayberler vardır. Osmanlı ve Dersim’in yapısı asla birbiri ile uyuşmadı. Dağlık alanı olan Dersim’e o dönem çok sefer düzenleniyor ve sonuç alamıyorlar. Cumhuriyet’e geldiğimizde 1920’de Dersim’den 6 mebus istiyorlar ve bunlar meclise gidiyor” dedi.
OSMANLI-DERSİM İLİŞKİLERİ
Osmanlı-Dersim ilişkilerine de değinen Taş, “Osmanlı, Ruslara karşı savaşa ikna etmek için Cemalettin Çelebi’yi Erzincan’a gönderip Dersim aşiretleriyle bir toplantı alıyor. Sonrasında 2 sene boyunca Ruslara karşı direniyorlar. İlk defa böyle bir ittifak gelişiyor. 1920’ye geldiğimizde meclise 6 vekil verdiklerini biliyoruz. Öncesinde Koçgiri hareketi var ve Dersimliler o dönem yeterli destek sunamıyor. Alevi oldukları için kısmi bir destek gönderiyorlar. Ki Dersim’de o dönem ulus bilinci çok gelişmemiş. Yine Şeyh Sait İsyanında Şafi oldukları için kendilerine destek vermiyorlar. 1907 yılında Koçuşağı isyanına yine destek vermiyorlar, hatta devlet yanında olan kimi aşiretler var” diye belirtti.
“DERSİM RAPORLARI; İMHA EDİLMELERİ GEREKİYOR”
Taş, Dersim’e askeri hareket öncesi hazırlanan istihbarat raporlarından örnekler vererek, ” 1930-1935 yıları arasında Dersim’e yönelik 6 rapor var. Raporun birinde canlı olarak bırakmamak ve Dersim’i bitirme gayesi var. Başka bir raporda ise Dersimlilerin tamamının sürgün olarak götürülebileceği bir yer olmamasından kaynaklı imha edilmeleri gerektiği belirtiliyor. Esas önemli olan İsmet İnönü’nün raporudur. Yeni bir il kurma önerisi var. İsmet İnönü Dersim hareketinin bittiğine dair bir söylemde bulunuyor. Dönemin Başbakanı olan İsmet İnönü görevden alınıyor. Tunceli Valisi olarak Abdullah Alpdoğan meclis yetkisiyle donatılıyor ve kendisine istediğini asıp, keseceği yetki veriliyor” şeklinde konuştu.
Dersim’de inanç ocaklarına mensup kişiler, aşiretler, aileler ve köylerin tespit edilerek katliamın gerçekleştirildiğini ifade eden Taş, “1930-1937 arasında devlet Dersimli ocakları, aşiretleri, köyleri çok iyi çalışıyor ve istihbarat topluyor. Nüfusu, kaç hayvanın ve kaç silahı olduğu resmi kayıtlarla tutuluyor. Bu dönemde isimleri olan kimler varsa ellerine geçtiği gibi katletmişler. Bunların nerede öldürüldüğünü ve mezarlarını biliyoruz. Dünyada rastlanır değildir ama ilk defa bir ile özel kanun çıkarılıyor. 1937’de Bakanlar Kurulu ile Dersim’e askeri operasyon kararı çıkarılıyor. İsyan ettiler denilen tüm kişiler Abdullah Alpdoğan’ın çağırmasıyla Elazığ toplantıya gidiyor ve gözaltına alınıyorlar. Bu mahkemelerde 72 kişi yargılandı ve 7 kişi idam edildi. İdam edilenlerin dışındakilerin tamamı farklı cezaevlerine gönderildi. O günden bugüne hiçbiri sağ olarak dönmedi ve hala mezarları yok” diye vurguladı.
PİRHA- DAD Genel Merkezi, Koçgiri ve Dersim direnişinin öncü simgelerinden olan Alişer Efendi ve Zarife Ana’yı katledilişlerinin 87. yılında anarak asimilasyona karşı mücadele çağrısı yaptı. Açıklamada ayrıca Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın ‘Rayberleştirme’ yönelimiyle Alevi toplumunun değerlerinin gasp edilmek istendiği belirtilerek, “Toplumumuz bu yönelime karşı tavır koymalı ve tarihte olduğu gibi güncelde de maddiyata meyleden ‘rayber’ çizgisini kabul etmemelidir” denildi.
Demokratik Alevi Derneği (DAD) Genel Merkezi, 9 Temmuz 1937’de Dersim’de katledilen Alişer Efendi ve Zarife Ana’yı anmak için yazılı bir açıklama yayınladı.
“KOÇGİRİ’DEN DERSİM’E UZUN SOLUKLU MÜCADELENİN REHBERLERİ OLDULAR”
Dersim Katliamı’nda iç ihanet ile katledilen Alişer ve Zarife’yi anan DAD Genel Merkezi açıklamasında, “Koçgiri ve Dersim’de sevgileri, direnişleri ve öncü kişilikleri ile şarkılara, destanlara konu olan Alişer ve Ana Zarife’nin, 9 Temmuz 1937’de iç ihanet sonucu katledilişlerinin 87. yıldönümünde saygıyla anıyoruz. Alişer ve Zarife Ana; hevallik(arkadaş, yoldaş) ölçüleri temelinde inşa ettikleri sevgilerini, özgürlük ve vatan gerçeği ile bütünleştirerek, Kürt Alevi toplumsallığına yönelik gelişen tekçi, inkârcı ve imhacı yönelimlere karşı omuz omuza mücadele etmiş ve Koçgiri’den Dersim’e uzanan uzun soluklu bir mücadelenin aydınlık saçan rehberleri olmuşlardır” denildi.
“YOLA, TOPLUMSAL BİLİNCE VE KADIN ÖZGÜRLÜK TARİHİNE MİRAS BIRAKTILAR”
Alişer ve Zarife’nin Yola, toplumsal bilince, kadın özgürlükçü tarihe sundukları katkı ve mirasa ayrıca değinilen açıklamada şunlar kaydedildi:
“Alişer direnişe öncülük ettiği kadar, aynı zamanda Alevi Yol itikadını sürdürmek ve toplumsal bilinci yaşatmak adına da önemli yazınsal üretimlerde bulunmuştur. Alişer, Kürtçe yayın yapan Jîn (yaşam) dergisine verdiği emekle, yazdığı şiirler ve toplumumuz arasında cereyan eden çelişkilere aydın kişiliği ile çözümler üretme gibi birçok özelliği ile öne çıkmaktadır. Bu açıdan bir insanı yaşama ve toplumsallığına karşı sorumlu kılan ahlaki-politik ve entelektüel görevlerin hepsini bir arada yapabilme kabiliyetinde bulunduğu söylenebilir.
Ana Zarife ise toplumsal direnişlerde ve yaşamın genelinde kadını ikincil konuma atan geleneksel ataerkil yaklaşımları kendi şahsında mahkum ederek, Rêya Heq coğrafyasının kadın özgürlükçü tarihsel çizgisini karakterinde bütünleştirebilmiş ve devamında edindiği bilinç ile hem bir bütün olarak direnişe öncülük etmiş, hem de temas ettiği tüm kadınlara toplumsal bilinç taşıyarak onları da direnişin öznesi kılabilmiştir.”
“CEMEVİ BAŞKANLIĞI ‘RAYBERLEŞTİRME’ YÖNTEMİ İLE DEĞERLERİMİZİ GASP ETMEK İSTİYOR”
Alişer ve Zarife’yi katleden ‘Rayber’ misyonunun güncelde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın eliyle yeni bir ‘Rayberleştirme’ yönelimine evrildiğine ve Alevi toplumunun değerlerinin gasp edilmek istendiğine dikkat çekilen açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:
“Koçgiri direnişinden sonra, Dersim’de Pir Seyit Rıza’ya mihman ve yoldaş olan Alişer ve Zarife Ana’nın öncü karakterlerinin farkında olan devlet, maddi vaatlerle düşkünleştirdiği Rayber ve arkadaşları eliyle onları katlettirmiştir.
Güncel olarak da “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı” adı altında maddi vaatlerle yeni ‘Rayberleştirme’ yöntemleri toplumumuz üzerinde denenmekte ve tüm değerlerimiz bu vesileyle gasp edilmek istenmektedir. Toplumumuz bu yönelime karşı tavır koymalı ve tarihte olduğu gibi güncelde de maddiyata meyleden ‘rayber’ çizgisini kabul etmemelidir.
Bizler için Alişer ve Ana Zarife yaptıkları, eyledikleri, söyledikleri ve yazdıklarıyla yolumuzu aydınlatan sönmeyen birer çerağdır. 2 Temmuz’da Madımak Katliamı yıldönümünde anmada Sivas’ta haykırdığımız gibi; “Alişer’den Hasret’e, Zarife’den Hasret’e sürüyor, sürecek mücadelemiz. Alişer ve Ana Zarife şahsında Koçgiri ve Dersim’de katledilen tüm canlarımızı saygı ve bağlılıkla anarak mekanları ışık, devirleri daim olsun diyoruz. Anıları önünde dardayız.”
PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri’nin yayın organı olan Zülfikar Dergisi’nin Mayıs-Haziran-Temmuz sayısı, ‘Tertelê Dersîmî Xo Vîra Meke’ başlığıyla çıktı. Yeni sayıda Dersim Soykırımı’nın ilk adımı kabul edilen ve Roza Şaye (Kara Gün) olarak adlandırılan 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararı derginin kapağına taşındı.
Siyasi, kültürel, sanat ve inanç dergisi olan Zülfikar Dergisi’nin Mayıs- Haziran- Temmuz 2024 sayısı okuyucu ile buluştu. Derginin yeni sayısı Dersim Soykırımı’nın 87. yılına atfen, ‘Tertelê Dersîmî Xo Vîra Meke’ başlığıyla çıktı.
Derginin arka kapağına ise 30. yılına giren ve 2 Temmuz’da Alevilerin kitlesel olarak anacağı Sivas Madımak Katliamı taşındı.
ZÜLFİKAR DERGİSİ’NİN BU SAYISINDAKİ SAYILAR
Zülfikar Dergisi’nin yeni sayısında yer alan yazılar ise şöyle:
-Cumhuriyet Modernitesinin Bir Katliam Projesi: Dersim Katliamı / Zeynel KETE
-Dersim’de Revan Olunan Patika / Asil BENLER
-Koç Katımı / Kadriye DOĞAN
-Analık Makamı / Fethiye YILDIRIM
-Osmanlı’dan Günümüze Ateşle Katliam: İhrak-ı Binnar / Mehmet BAYRAK
-Cumhuriyetin 100. Yılında Alevi Konferansına / Rıza KAHRAMAN
PİRHA- İzmir’de, Dersim Soykırımı’nın ilk adımı kabul edilen 4 Mayıs 1937 yılında alınan Bakanlar Kurulu kararının 87. yıl dönümünde katledilenler anılacak.
İzmir Dersim Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi ve Alevi Bektaşi Federasyonu İzmir Bileşenleri, Bakanlar Kurulu kararı ile 4 Mayıs 1937’de imzası atılan Dersim Soykırımı’nın 87. yıl dönümünde anma gerçekleştirilecek.
Anma öncesinde, 4 Mayıs Cumartesi günü saat 15.oo’te Çiğli Belediye Meclis Salonu’nda gerçekleşecek panele Tarihçi Yazar Ayşe Hür, DAD Genel Merkez Yöneticisi ve Araştırmacı Yazar Hüseyin Ozan panelist olarak katılacak. Panelin moderatörlüğünü ise İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Eş Başkanı Hasan Ali Kılıç yapacak.
ANMA GERÇEKLEŞECEK
Panelin ardından ise Dersim Soykırımı’nın 87. yılında kitlesel anma yapılarak, çerağlar uyandırılacak. Karşıyaka İskelesi önünde gerçekleşecek anma saat 18.30’da başlayacak.
PİRHA- 15 Kasım 1937’de Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşları için Dersim merkeze bağlı Ağdad (Baldan) köyünde de bir anma yapıldı. Burada bir konuşma yapan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Bizden çalınan, elimizden alınan Hak meydanıdır, o hakikattir. Kültürümüzdür, dilimizdir, tarihimizdir, geçmişimizdir” dedi.
15 Kasım 1937’de Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşları için bugün Seyit Rıza Meydanı’nda yapılan anmanın ardından Dersim merkeze bağlı Ağdad (Baldan) köyünde de anma gerçekleştirildi.
Seyit Rıza ile birlikte idam edilen 7 kişiden biri olan, Yusufhan (Usıvo) aşireti ileri gelenlerinden Qemerağa’nın oğlu Fındık Ağa’nın köyünde yapılan anmaya, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, HEDEP Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya ve çok sayıda kişi katıldı.
“BİZ YOLUMUZDAN ASLA VAZGEÇMEYİZ”
Mumların yakılması ve çerağ uyandırılmasından sonra bir konuşma yapan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “1937-38 soykırımını yöneten Abdullah Alpdoğan, kırımdan sonra Dersim’in bir yerinde arabasıyla yolda giderken bakıyor yolun altında patikada yürüyen biri var. Bir köylü. Arabayı durduruyor. İniyor aşağıya. Adamı derdest edip getiriyorlar. Soruyor köylüye. Diyor devlet size yol yaptı. Bu yoldan yürümüyorsunuz ama gidip keçi yolunda yürüyorsunuz. Tabi o da Türkçe bilmiyor ve diyor ki, ‘Paşaya söyleyin ki o sizin yolunuz ama bu bizim yolumuz. Biz yolumuzdan asla vazgeçmeyiz.’ İşte hakikatimiz bu. Devlet medeniyet getireyim derken, burası o devletin beyninden de fikrinden de bilgisinden de onlarca fersah daha ilerde idi. Hakkı, hakikati, vicdanı, adaleti kendisi tesis ediyordu. Mahkemesini de yaşamını da paylaşımını da kendisi yapıyordu hiç kimseye ihtiyaç duymadan. Onun için atalarımız derdi ki bizim yolumuz kadı mahkemesine gitmez. Biz, Hak meydanında sözümüzü kurarız. Adaletimizi de her şeyimizi de o meydanda cemal cemale gelerek yaparız. Bizden çalınan, elimizden alınan işte o meydandır, o hakikattir. Kültürümüzdür, dilimizdir, tarihimizdir, geçmişimizdir” dedi.
“HAKİKATİMİZ ELİMİZDEN ALINARAK ESİR EDİLDİK”
Kulu, “On bin yıldan beri bu toprakların en kadim olan halkı, Kürtler, Ermeniler soykırımla karşı karşıya kalarak, haramilerin gelip işgal ettiği topraklar haline geldi” diyerek şöyle devam etti:
“Dinimiz, kültürümüz, inancımız, hakikatimiz elimizden alınarak esir edildik. Şunu bilin ki en son nefesimize kadar en son bireyimize kadar kendi itikadımızdan, toprağımızdan inancımızdan kimliğimizden, dilimizden asla vazgeçmeyeceğiz. Bu böyle biline. Bu Fındık Ağa’nın da isteğiydi, Kamer Ağa’nın da isteğiydi, Seyit Rıza’nın da Resik Hüseyin’in de Uşene Seydi’nin de isteğiydi. Bu Alişer ile Zarife’nin isteğidir. Bu 1925’te Elazığ’da idam edilen Hasan Hayri’nin isteğidir.”
PİRHA-Dersim Soykırımı’nın tanığı ve mağdurlarından olan 92 yaşındaki Hıdır Güneş Hakk’a yürüdü. Gözleri önünde nenesi süngülerle katledilen Hıdır Güneş ve ailesi Manisa’da 9 yıl sürgünde kalmıştı.
1938’de Dersim’de gerçekleştirilen soykırımdan tanığı ve mağdurlarından olan Hıdır Güneş, bu saba saatlerinde Dersim’de bulunan devlet hastanesinde Hakk’a yürüdü. Güneş, çeşitli hastalıklarından kaynaklı 10 gündür yoğunda bakımda tedavi görüyordu.
Hıdır Güneş, Dersim’de 1937-38 yılları arasında gerçekleştirilen katliama 7 yaşında tanık olmuş, köyünden 12 kişi ağır makineli silahlarla kurşuna dizilerek katledilmişti. Ayrıca nenesi gözleri önünde katledilen Hıdır Güneş ve ailesi 3 ay boyunca ormanda kalarak saklanmıştı.
Sürgün edildikleri Manisa’da 9 yıl kalan Güneş ailesi tekrardan dönerek Dersim’e yerleşmişti. Güneş, yarın Ovacık’a bağlı Kızık köyünde toprağa sırlanacak.
“NENEMİ SÜNGÜLERLE ÖLDÜRDÜLER”
Hıdır Güneş, PİRHA‘ya verdiği röportajında Dersim 38’e dair şunları söylemişti:
“Eline geçirdikleri insanları katlettiler. Daha sonra köylülerin hepsini topladılar, iki tane ağır makineli silah kurdular bazı askerler ağlıyordu, daha sonra uçak geldi kâğıt attılar, ağlayan askerler sevindi ‘korkmayın sizi affettiler’ dedi. Aftan sonra Ovacık’ta Sırrı Yüzbaşı, Hozat’ta da Taci yüzbaşı vardı, bunlar keyfi insan öldürüyordu. Bu yüzden halk korkup dağlara kaçıyordu. Bu sefer de rapor yazıp ‘sürgüne gelmiyorlar, dağlara kaçıyorlar, isyan ediyorlar’ diyorlardı. Her şey operasyonu yapan subayın insafına kalıyordu. Yakaladıkları insanları öldürüyorlardı. Biz 3-4 ay ormanlarda kaldık. Kar yağmaya başladığında dağlardan inince yakaladılar, sürgüne götürdüler. Bizi sürgüne götürürlerken nenem beni vermek istemedi. Askerler 90 yaşındaki nenemi yolun altında gözümün önünde süngüyle öldürdüler. Bir asker beni de öldürmek istedi ama başka bir asker izin vermedi.”
PİRHA- Dersim Soykırımı’nın 86. Yılında Dersim İnşa Kongresi delegasyonu, İsviçre Sosyal Demokrat Parti (SP) Federal Parlamento grubuna Dersim Soykırımı ile hazırlanan dosyayı sundu.
Dersim İnşa Kongresi’ni, İsviçre Bern’deki Federal parlamentoda Sosyal Demokrat Parti (SP) Dış İlişkiler Başkan Yardımcısı Jon Pult ve beraberindeki heyet ağırladı. Delegasyon tarafından heyete Dersim Soykırımı’na dair sunum yapılarak dosya sunuldu.
Dersim İnşa Kongresi delegasyonunda Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) Eş Başkanı Demir Çelik, FEDA İsviçre temsilcisi Songül Çelik ve Dersim İnşa Kongresi genel meclis üyesi Hüseyin Berkan Alpar yer aldı.
PİRHA- Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idamının 85. yılında, Berlin Cemevi ve Berlin Dersim Cemaati Derneği tarafından organize edilen ‘Dersim Tertelesi’ başlıklı panelde Dersim soykırımının öncesi-sonrası süreçleri konuşuldu.
Berlin Cemevi ana salonunda gerçekleştirilen panele Berlin Cemevi Yönetim, Kadın, İnan ve Gençlik Kurulu temsilcileri, Berlin Dersim Cemaati Yönetim Kurulu ve Avrupa Dersim Dernekleri (FGD) temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
Panelde moderatörlük yapan Berlin Cemevi Yönetim Kurulu Üyesi Asiye Atakan Şenkaya, idam edilen Alevi önderleri anarak Dersim 1937-38 yıllarında yapılanların bir soykırım ve asimilasyon politikası olduğuna dikkat çekti. Konuşmaların ardından sözü konuk panelist tarihçi yazar Erdoğan Aydın aldı.
1937’de Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının idamı ve 1938’de yaşanan katliam zorunlu göç politikalarına gelinmeden önce Cumhuriyetin kuruluş sürecinde yaşanan gelişmelere dikkat çeken Yazar Erdoğan Aydın, 1921-23 yılları arasında farklı etnik ve inanç kimliklerinin tanındığını, mecliste bu kimliklerin yer aldığını fakat Cumhuriyetin ilanından sonra ise başta Alevi inançlı ve Kürt etnik kimlikli topluluklarına yönelik ‘inkar ve imha ve asimilasyon’ politikalarına başladığını, buna yönelik tüm planların 1938’den yıllar önce hazırlanmaya başlandığını ifade etti.
1937 ve 38 süreçlerine gelindiğinde yaşanan soykırımın ‘Tekçi, Türk-İslamcı Sünni kodlarını resmi ideoloji olarak tercih eden cumhuriyet rejimin politikalarının sonucu olduğunu altını çizen Aydın bu soykırım politikaların altında Cumhuriyet kurucu kadrolarının imzalarının olduğunu, Cumhuriyet’in farklı etnik ve inanç kimliklerini tanıyan laik demokratik bir rejim olmadığını ve Türkiye’nin yüz yıldır kanayan bu sorunun demokratik özgürlükçü bir anayasayla çözüleceğini ifade etti.
Aydın’ın konuşmasının ardından panel soru-cevap bölümüyle son buldu.
Ankara Dersimliler Derneği, Ankara Vartolular Derneği, Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şube, Karakoçan ve Yöresi Dernekleri, Dersim Katliamı’nın 85. Yılı sebebiyle panel gerçekleştirecek.
“85. Yılında kefensiz yatanlarımızı anıyoruz” başlıklı panel, 7 Mayıs Cumartesi saat 13:00’te TÜMBEL-SEN Genel Merkezinde yapılacak.
Saat 13:00’te başlayacak panelin konuşmacıları arasında Araştırmacı Yazar Mesut Özcan, Siyasetçi Yüksel Mutlu ve Pir Seyfettin Elaldı bulunuyor.
PİRHA- İzmir’de, Dersim Soykırımı’nın 85. yılında katledilenler için yapılan eylemde, soykırımın tarihte kalan süreç olmadığı ve çok yönlü şiddet sarmalıyla anı anına sürdüğü belirtilerek, katliamla yüzleşme çağrısı yapıldı.
Dersim Soykırımı’nın ilk adımı kabul edilen 4 Mayıs 1937 yılında alınan Bakanlar Kurulu kararının 85’inci yıl dönümünde İzmir’ de katledilenler için anma düzenlendi.
İzmir Dersim Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi ve Dersim Dernekleri Federasyonu, soykırımda yaşamını yitirenleri andı. Karşıyaka İskele önünde yapılan basın açıklamasına HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, siyasi parti temsilcileri ile sivil toplum örgütleri temsilcileri katıldı.
Açıklamada “Zulme karşı direnmeyi senden öğrendik”, “1937-38 Dersim katliamı içimizde kanayan yaradır”, “Dersim Ana’nın yaraları var kapanmalı, iyileşmeli. Dil kültür ve inanç toprağı gibi geliyor. Say ki bir avuç toprak üstüne serptim korusun” yazılı pankartlar taşınırken sık sık “Savaşa hayır barışa hemen şimdi”, “Dersim, Maraş, Koçgiri unutulmaz”, “Dersim ilk değildi son da olmayacak” sloganları atıldı. Anma yaşamını yitirenler anısına saygı duruşu ile başladı.
“TEKÇİ, İNKARCI ZULÜM DEVAM EDİYOR”
Dersim Soykırımı’nda yaşamını yitirenlerin anısına bir dakikalık saygı duruşunun ardından kurumlar adına ortak açıklamayı DAD İzmir Şubesi Eş Başkanı Nebahat Çelik okudu. Çelik, Dersim Katliamı’nın ülkedeki etnik ve inançsal farklılıkları yok etmeyi amaçladığını ifade ederek, tekçi inkarcı, herkesi Türk, Hanefi Müslüman yapmak için Şark Islahat planını uygulamaya konduğunu belirtti. Çelik, “Türk Dil teorisi, Turan fikriyatıyla tenkil, tedib, asimilasyon uygulamaları bütün kurumları ile topyekûn bir savaşa girmiş ve Koçgiri ile başlayıp Şeyh Sait, Ağrı, Zilan, Dersim soykırımıyla günümüze kadar devam etmektedir. Bu tekçi, inkârcı, asimilasyoncu zulüm AKP-MHP Türkçü İslamcı zihniyet ön çekiminin devamı olarak sürüp gitmektedir” diye konuştu.
“REYA HAQ KÜRT ALEVİLER OLARAK SÖZÜMÜZ OLMALI”
Aradan geçen 85 yılda katliamı unutmadıklarını ifade eden Çelik, “Soykırımın Meclis’te kabul edildiği bugün yaşanan soykırımı lanetlerken, kaybettiğimiz canların yüce hatırası önünde saygıyla eğilirken; coğrafyamız, dilimiz, inancımız, hafızamız, varlığımız her gün elimizden parça parça alınıyor ve zulme devam ediliyorsa, Réya haq Kürt Alevi olarak bu yok oluşa ve yok edilişe sözümüz olmalı. Harde Dewreş toprağı ocaklarımız, ziyaretgâhlarımız, dilimiz, kültürümüz, tarihsel hafızamız, varlığımız yok ediliyorsa buna karşı söz ve direncin sahibi olamıyorsak toplumsallığımız tarih karşısında mahcup ve günahkâr olarak anılacağız” dedi.
“MEZAR YERLERİ VE AKIBETLER AÇIKLANSIN”
Çelik, yaşanan soykırıma sesiz kalanların yaşananları onaylamak olduğunu vurgularken, taleplerini şu şekilde sıraladı:
“*Seyitlerimizin mezar yerlerini açıklayın ve ailelerine teslim edin.
*1937 soykırımını kabul edip yüzleşerek Dersim halkından özür dileyin
*Başta Dersim ismi olmak üzere köy ve mezra isimlerini iade edin
*Dersim’in kayıp kızları ve çocukların akıbetini açıklayın
*1937’ de Elazığ İstiklal Mahkemelerinde mahkûm edilen canlarımızın akıbetini açıklayın
*Genelkurmay, TBMM soykırım dönemi arşivlerini açın ve açıklayın.”
“YÜZLEŞMEMEK YENİ KATLİAMLAR ÜRETİYOR”
Ardından HDP Milletvekili Musa Piroğlu ise, “Bu katliamlarla yüzleşilmediği sürece, katliamların failleri ortaya çıkarılmadığı sürece onun arkasındaki politik gerekçeler açığa çıkarılmadığı, hesaplaşılmadığı sürece bu ülke benzer katliamlarla yaşamaya devam edecek. Bugün Dersim’i anmak aslında var olan iktidarın ülke halklarına karşı tehditlerinin ne anlama geldiğini açığa çıkarmaktır” diye konuştu.
PİRHA – HDP Milletvekili Kemal Bülbül, Munzur nehri kıyısından Dersim Katliamı’nı anlattı.Bülbül, “Munzur o dönem kan aktı, o dönem bağrında ne yazık ki çocukların kadınların gençlerin cesetlerini taşıdı” dedi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Dersim Tertelesi’nin 85. yılında yaşamını yitirenleri andı. Bülbül, Munzur nehri kıyısında çektiği videoda duygularını paylaşarak, 4 Mayıs 1937’nin, dönemin hükümeti tarafından Dersim’de ‘Tedip, Tenkil ve Tehcir Harekatı’nın başlangıç tarihi olduğunu belirtti. Milletvekili Kemal Bülbül, “Bu tarih Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı ve askeri harekata dönüştü” diyerek 1935 yılında çıkarılan ‘Tunceli Kanunu’ ile amaçlananlara da işaret etti.
“MUNZUR O DÖNEM KAN AKTI”
Milletvekili Kemal Bülbül, Tunceli Kanunu çerçevesinde Dersim’in dili, tarihi, kültürü, inancı ve doğasının hedefe konulduğunu belirterek şunları kaydetti:
“Dersim’in varlığı yok edilemiyorsa, değiştirmek ve sistemin kendisine benzetmek, hizmetine alınmak istenmiştir. Tunceli Kanunu 1935’ten beri yürürlüktedir ve bu kanun gereği Dersim’in adı ‘Tunceli’ olmuştur. Tunceli kavramı devletin, buradaki insanların tepesine inecek ‘Buradaki insanlar şakidir, sergerdedir’; günümüz tabiriyle ‘Teröristtir. O halde yok edilmelidir’, ‘Yok edilemiyorsa değiştirilmeli, asimile edilmelidir’ gibi barbarca bir yaklaşım ortaya koymuştur. Bu yaklaşım 1935 yılında yasalaşmış 1937 4 Mayıs’ta askeri harekata dönüşmüştür. Şimdi Munzur kıyısından sizlere bunu acı içerisinde ifade ederken Munzur’un tanıklığından da söz etmek lazım. Munzur o dönem kan aktı. O dönem bağrında ne yazık ki çocukların, kadınların, gençlerin, cesetlerini taşıdı. Dersim nice acılara tanık, gark oldu. Buna rağmen tarihi, inançsal, kültürel, doğal varlığını sürdürmek için büyük bir çaba ve mücadele içerisinde oldu. Bu varlığa hizmet etmek için gelip geçen Seyit Rıza’dan Alişer’e, Zarife Ana’dan nice adını sayamadığımız değerli insanlara kadar hepsine sevgi ve saygılar sunuyor 4 Mayıs 1937’nin 85. yıl dönümünde Dersim’in inancı, kültürü, tarihi varlığını sürdürmek için gereken mücadeleyi yürüteceğimizi ifade etmek istiyorum.”
PİRHA- Dersimli Araştırmacı-Yazar Haydar Işık’ın Hakk’a yürümesine ilişkin açıklama yapan FEDA, Işık’ın Dersim Soykırımına karşı siyasi ve diplomatik mücadeleyi örgütleyerek, önemli uluslararası değerli çalışmalara öncülük yaptığının altını çizerek, “Hepimizin öğretmeni, abisi, can yoldaşı ve öncüsü Heyder Işık’ ı saygı ve minnetle anıyoruz” dedi.
Işık’ın Hakk’a yürümesi büyük üzüntü yarattı. Işık’ın Hakk’a yürümesine ilişkin açıklama yapan Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Işık’ın devleti’nin baskı ve zulmü sonucu çok sevdiği Dersim’de öğretmenlik mesleğini sürdürmenin koşulları kalmayınca, yıllar önce Avrupa’ ya göçmek zorunda kaldığını hatırlatarak, “Sürgüne geldiği Almanya’da sisteme entegre olmak yerine, aşığı olduğu Dersim ve özgürlük mücadelesinde onurlu yerini alır. Dersim Soykırımına karşı siyasi ve diplomatik mücadeleyi örgütleyerek, önemli uluslararası değerli çalışmalara öncülük yapmış, ilkeli ve tutarlı kişiliği ile gönlümüzde taht kurmuştur” denildi.
Dersim İnşa Kongresi ve Dersim Soykırım Karşıtı Derneği’ nin Onursal başkanı Heyder Işık’ı kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşadıklarını belirten FEDA, açıklamasında şunlara yer verdi:
“Uzun zamandır kanser hastalığıyla mücadele eden Sayın Işık, 17 Aralık 2021 tarihiden yaşadığı Almanya’nın München kentinde Hakk’a yürümüştür.
Heyder Işık Kürt dili ve kültürü, Raa(Raya)-Rêya Heqî inancı ve inancın sosyal- kültürel değerleri üzerine çok sayıda makale ve kitap kaleme almış, bize değerli bir miras bırakmıştır. Mücadeledeki kararlılığı, Özgür yaşama olan bağlılığı ve duyarlılığı ile hepimizin öğretmeni, abisi, can yoldaşı ve öncüsü Heyder Işık’ ı saygı ve minnetle anıyoruz.
Başta ailesi olmak üzere tüm sevenlerinin başı sağolsun. Devri daim, yıldızlar yoldaşı olsun…Dewrê xo daim bo…Dewrê xwe daim be…”