Etiket: dersim

  • ‘Ben yemek yerken ayılar dut yerdi’-VİDEO

    ‘Ben yemek yerken ayılar dut yerdi’-VİDEO

    PİRHA- 1994 yılında boşaltılan Dersim’in İksor köyüne 27 yıl sonra dönen Ali Haydar İpekoğlu, yeniden yaşam kurduğu köyünda doğayla kurduğu bağı, yaban hayvanlarıyla iç içe geçen yaşamını, köyün sorunlarını ve barışa dair düşüncelerini PİRHA’ya anlattı.

    İksor, adını İksor Vadisi’nden alan, sırtını Tujik Dağı’na yaslayan bir köy. Tarihi boyunca iki kez boşaltıldı. İlki Dersim Tertelesi’nde, ikincisi ise 1994 yılında. Aradan geçen yılların ardından başlayan bireysel dönüşler, köyde yaşamı yeniden yeşertmeye çalışıyor.

    Bu dönüşlerden biri de Ali Haydar İpekoğlu’na ait. 2021 yılında köyüne yerleşen İpekoğlu, bugün hayvancılık, arıcılık ve tarımla yaşamını sürdürüyor. Bir yandan yıllardır çözülemeyen altyapı sorunlarıyla mücadele ederken, diğer yandan doğayla kurduğu yaşamı koruyor.

    Yıllarca sessiz kalan köyünde bugün yeniden yaşam kurmaya çalışan İpekoğlu’nun hikâyesi, yalnızca bir köye dönüşü değil; insanla doğa arasında yeniden kurulan güvenin de hikâyesi.

    “SAĞLIK AÇISINDAN BULUNMAZ BİR YER”

    1994 yılında köyün boşaltıldığını, 2021 yılına kadar köyde yaşam olmadığını belirten İpekoğlu, son yıllarda köye kısmi dönüşlerin başladığını söyledi.

    Hayvancılık, arıcılık ve tarımla uğraştıklarını belirten İpekoğlu, tüm eksikliklere rağmen köy yaşamını “sağlık açısından bulunmaz bir yer” olarak tanımladı.

    Ancak yıllarca boş bırakılan köyde altyapı sorunlarının hala çözülemediğini belirterek şunları söyledi:

    “Köyde yaşam var, güzellik var ama yolumuz bozuk, elektriğimiz yok. 5 ev var ve elektriğimizi güneş panelinden alıyoruz. Çünkü köy boş göründüğü için resmi olarak elektrik verilmiyor. Yazın idare ediyoruz ama kışın güneş dağların arasından geç çıktığı için panellere yetmiyor. Elektriksiz kalıyoruz.”

    DOĞAYLA KURDUĞU GÜVEN

    İpekoğlu’nun köye dönüşüyle birlikte en dikkat çekici değişimlerden biri yaban hayvanlarıyla kurduğu ilişki oldu. İki yıl boyunca köyde tek başına yaşayan İpekoğlu, zamanla dağ keçilerinin, ayıların ve diğer yaban hayvanlarının kendisine alıştığını anlattı.

    “Ben köye geldikten sonra ne kadar dağ keçisi varsa hepsi yanıma geldi. Eskiden insanları gördüğü zaman kilometrelerce uzağa kaçarlardı ama 2021’de ben buraya geldiğimde bütün yaban hayvanları etrafıma toplandı. Ben iki yıl burada yalnız kaldım. Gündüzleri dağ keçileri geliyordu, akşamları ayılar etrafıma toplanıyordu.

    Ayılar dut yerdi, alıç yerdi, mamuk yerdi, armut yerdi. Benim hiçbir zaman onlarla bir sorunum olmadı. Ben kapımın önünde yemek yerken onlar dut yerdi. Ben öğlen yemek yerken onlar ceviz yerdi. Şimdi demek ki, insanlarla doğanın ne kadar iç içe olduğunu o zaman daha iyi anladım.”

    “İNSAN DOĞAYA EN FAZLA ZARAR VEREN VARLIKTIR”

    Doğaya, coğrafyaya ve diğer canlılara en büyük zararı insanın verdiğini söyleyen İpekoğlu, yıllardır doğayla iç içe yaşamanın kendisine bunu açıkça gösterdiğini ifade etti.

    “Ayıları, keklikleri, geyikleri, tilkileri vuran demek ki insanlarmış, yaşamı zehir eden insanlarmış. Ben tilkilerle, ayılarla, geyiklerle iç içe yaşadığım için, beni şikâyet ettiler. Şimdi bu hayvanlar ne zaman canavarlaştı ki biz insanlaştık? İnsan doğaya en fazla zarar veren varlıktır. Hayvanlar hiç bu doğayı kirletmedi.”

    “MEGA KENTLER ÖLÜMDÜR!”

    Doğayla iç içe üretmenin insanı özgürleştirdiğini söyleyen İpekoğlu, büyük kentlerdeki yaşamın insanı üretimden ve doğadan kopardığını savundu. Kent yaşamını eleştiren İpekoğlu, şunları söyledi:

    “Mega kentlerdeki insanlar ayakta yaşayan ölülerdir. Geceleri çalışırlar, gündüzleri de uyurlar ve de tramvaylarda uyuyarak işe giderler. Büyükşehirler aslında ölümdür. Ama buralar insanlar için yaşam alanıdır. Burada yaşayanların düzenli bir hayatı olur. Hayvancılık yaparlar, arıcılık yaparlar, tarımcılık yaparlar. Çok iyi geçinirler. Çünkü dünyanın kuruluşundan beri sıcak para olmadığı zaman yüzlerce aile hayvancılık yaparak yaşadı.

    Şimdi insanlar en büyük yoksulluğu ve açlığı yaşıyor. Çünkü asgari ücret demek ayakta yaşayan ölü demektir. Buradayken zenginlerdi. Büyük kentlere gittiler, yoksul aileler oldular. Üretmeyen bir toplum yoksul bir toplumdur. Asgari ücretle çalışacaklarına, garsonluk yapacaklarına gelsinler köylerinde meyvelerini, bahçelerini eksinler. Hayvancılığını yapsınlar. Zengin olsunlar.”

    BARIŞ VE BİRLİKTE YAŞAM VURGUSU

    Dağların arasında kurduğu yaşamı anlatırken ülkenin geleceğine ilişkin düşüncelerini de paylaşan İpekoğlu, barışın ve birlikte yaşama kültürünün güçlenmesi gerektiğini söyledi.

    “Ülkemizde ne yazık ki uzun süredir büyük sıkıntılar yaşandı. Umarım Barış Süreci devam eder. Ülkemizin sorunları daha da rahat çözülür. Bu toplum ön yargılarını ne zaman kıracak? Birlikte nasıl yaşayacak? Birlikte nasıl bir ülkenin zenginliklerinin farkına varacak, birlikte yaşamını nasıl fark edecek? Toplum eğer birbirine düşman edilirse, toplum birbirine ön yargılarla bakarsa bu ülke insana zor olur, yaşamı zor olur, harap olur. Toplum birbirine güvenirse, toplum birbirini anlayabilirse, ülkesinde nasıl özgürce yaşanır anlayabilirse bu ülke çok huzurlu bir ülke olur.”

    “FARKLILIKLAR BİR ARADA YAŞARSA GÜZEL OLUR”

    İnsanın diliyle, kültürüyle ve inancıyla yaşamasının önemine vurgu yapan İpekoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Farklılar bir arada yaşanırsa güzel olur. İnançlar bir arada yaşanırsa güzel olur. Ama farklılıklar tekleştirilirse, inançlar tekleştirilirse yaşam güzel olmaz. Baskıyla hiçbir şey yürümez, şiddetle hiçbir şey yürümez. Herkes kendisini inandığı gibi yaşarsa, herkes kendisini konuştuğu gibi yaşarsa, kendi tarihini yaşarsa güzel olur.”

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Dersim’de aşure barış için paylaşıldı-VİDEO

    Dersim’de aşure barış için paylaşıldı-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Dersim İl Örgütü Yası Kerbela Orucu’nun tamamlanmasının ardından aşure pay etti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (Dem Parti) Dersim İl Örgütü, Yası Kerbela Orucu dolayısıyla Sanat Sokağı’nda aşure lokması pay etti.

    Aşurenin pay edilmesine DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve yerine kayyım atanan Dersim Belediyesi Eşbaşkanları Birsen Orhan ve Cevdet Konak da katıldı.

    Aşure lokmasının paylaşılmasında konuşan DEM Parti İl Örgütü Eşbaşkanı Özcan Ateş, lokmalarının barışa ve özgürlüğe vesile olmasını diledi. Ardından Baba Mansur Ocağı’dan Ana Narin’in çeraxları uyandırması ve lokma gulabangının vermesinin ardından aşure pay edildi.

    PİRHA/DERSİM

  • Munzur Suyu, doğayla ikrarlı olana selam duruyor!-VİDEO

    Munzur Suyu, doğayla ikrarlı olana selam duruyor!-VİDEO

    PİRHA- Akışının şarkılara, romanlara, öykülere, şiirlere ilham olmuş Munzur Suyu, doğayla ikrarlı insana selam duruyor.

    Kapitalizmin kök salmaya çalıştığı, insanı ve doğayı kirlettiği, suyu zehirlediği, yerin altını üstüne getirdiği dünyamızda suyunun berraklığı, direniş ezgilerine ilham olan akışıyla Dersim’in sembol yeri: Munzur Suyu.

    Alevi toplumunun doğduğu yeri ziyaret kabul edip, niyaz olup, yalın ayak yürüdüğü Munzur Gözeleri’ni “kirletmeyin, etrafa şişe atmayın, piknik alanı olarak kullanmayın” uyarısı yapılmaya devam ediliyor.

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • ‘Dersim ortak yaşamın adıdır! Doğamızı, suyumuzu ve inancımızı sermayeye teslim etmeyeceğiz!’-VİDEO

    ‘Dersim ortak yaşamın adıdır! Doğamızı, suyumuzu ve inancımızı sermayeye teslim etmeyeceğiz!’-VİDEO

    PİRHA- Dersim Doğa Yaşam ve Çevre Platformu, Pülümür’de yaptığı açıklamada, altın, bakır, krom ve diğer madenler adına yürütülen faaliyetler, “kalkınma”, “yatırım” ve “istihdam” söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışıldığına dikkat çekerek, “Bağır Dağı da, Hel Dağı da, Munzur da satılık değildir” dedi.

    Dersim, yüzyıllardır doğayla uyum içinde kurulmuş bir yaşamın adıdır. Munzur’un berrak suları, Pülümür Vadisi, Bağır Dağı, Hel Dağı, kutsal ziyaret yerleri, ormanları ve meraları yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların ortak mirasıdır. Bugün bu miras, uluslararası madencilik tekelleri ile onların yerli ortaklarının yağma politikalarıyla kuşatma altında.

    Dersim Doğa Yaşam ve Çevre Platformu, Pülümür’de maden projelerine karşı açıklama yaptı. DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu’nun destek verdiği açıklamayı Engin Tekin okudu.

    Altın, bakır, krom ve diğer madenler adına yürütülen faaliyetler, “kalkınma”, “yatırım” ve “istihdam” söylemleriyle meşrulaştırılmaya çalışıldığının altını çizen Tekin, “Oysa yaşanan deneyimler bunun tam tersini göstermektedir. Maden şirketleri geldikleri her yerde geriye kuruyan dereler, kesilmiş ormanlar, kirlenmiş topraklar, göç etmek zorunda kalan köylüler ve yoksullaşan halk bırakmaktadır” dedi.

    “DERSİM YAŞAMDIR, TARİHTİR, KÜLTÜRDÜR, İNANÇTIR”

    Dersim’in önemli bir bölümünün maden ruhsatlarıyla kuşatıldığını belirten Tekin, “Yaklaşık 150’yi aşkın ruhsat ve ruhsat başvurusu, bu kadim coğrafyayı uluslararası sermayenin kâr alanına dönüştürme planının bir parçasıdır. Sermaye için Dersim yalnızca çıkarılacak maden rezervidir; bizim için ise yaşamdır, tarihtir, kültürdür, inançtır” diye konuştu.

    “DERSİM’İ SAVUNMAK; HERKESİN ORTAK SORUMLULUĞUDUR”

    “Bağır Dağı’nı dinamitlemek yalnızca bir dağı parçalamak değildir; Alevi inancına, Dersim’in ortak hafızasına ve halkın kutsallarına yönelmiş bir saldırıdır” diyen Tekin sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hel Dağı’na, Karagöz’e, Karagöl’e, Pülümür Vadisi’ne uzanan her kepçe, yalnızca toprağı değil; geleceğimizi de hedef almaktadır. Dersim, Türkiye’nin en zengin biyolojik çeşitlilik alanlarından biridir. Yüzlerce endemik bitki türü, dağ keçileri, boz ayılar, vaşaklar ve sayısız canlı bu coğrafyada yaşamaktadır. Munzur ve Pülümür yalnızca Dersim’in değil, bütün Anadolu’nun en önemli su havzalarındandır. Bir kez kirletilen suyu, yok edilen ormanı ve bozulan ekolojik dengeyi geri getirmek mümkün değildir. Doğa bir meta değildir. Dağlar, dereler ve ormanlar alınıp satılacak ticari mallar değildir. Bunlar bütün canlıların ortak yaşam alanlarıdır. Su yaşamdır; yaşam alınıp satılan bir meta değildir. Bugün doğayı savunmak, aynı zamanda yaşamı, emeği, kültürü ve halkın geleceğini savunmaktır. Dersim’i savunmak; yalnızca Dersimlilerin değil, temiz suya, sağlıklı gıdaya ve yaşanabilir bir geleceğe sahip çıkmak isteyen herkesin ortak sorumluluğudur.

    “MÜCADELEYİ BÜYÜTELİM”

    Dersim’i maden şirketlerine teslim etmeyeceklerini vurgulayan Tekin, Bağır Dağı da, Hel Dağı da, Munzur da satılık değildir. Kutsallarımızı, derelerimizi, ormanlarımızı ve yaşam alanlarımızı sermayenin kâr hırsına kurban etmeyeceğiz. Bütün Dersim halkını, köylüleri, gençleri, kadınları, emek ve demokrasi güçlerini, çevre örgütlerini, meslek odalarını ve yaşam savunucularını ortak mücadeleyi büyütmeye çağırıyoruz” ifadelerine yer verdi.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu da, ekolojik kıyımla karşı karşıya olduklarını ifade ederek, “Sermayeye açılan bir doğa var. Önümüzdeki süreçte geleceğimizle ilgili tehlike var. Aynı zamanda Dersim coğrafyası Reya Haq coğrafyasıdır. Coğrafyamıza, inancımıza, ziyaretgahlarımıza dokunulmasına izin vermeyeceğiz” dedi.

    PİRHA/DERSİM 

     

     

  • CHP Tunceli İl Başkanı Berkay Gündoğan: Örgüt iradesi yok sayılamaz-VİDEO

    CHP Tunceli İl Başkanı Berkay Gündoğan: Örgüt iradesi yok sayılamaz-VİDEO

    PİRHA- CHP Tunceli İl Başkanı Berkay Gündoğan, genel merkez tarafından seçilmiş il yönetiminin görevden alınmasının ardından düzenlenen yürüyüşün ardından yaptığı açıklamada, alınan kararın örgüt iradesine yönelik antidemokratik bir müdahale olduğunu belirterek, “Bu kararın Tunceli örgütü nezdinde hiçbir meşruiyeti yoktur” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Tunceli İl Başkanı Berkay Gündoğan, genel merkez tarafından seçilmiş il yönetiminin görevden alınmasının ardından parti örgütünün düzenlediği yürüyüşün ardından basın açıklaması yaptı.

    İl Başkanlığı önünde toplanan partililer, Yeraltı Çarşısı’na kadar yürüdü. Yürüyüşün ardından konuşan Gündoğan, görevden alma kararının yalnızca il yönetimine değil, Tunceli örgütünün iradesine yönelik bir müdahale olduğunu söyledi.

    “KARARIN MEŞRUİYETİ YOK”

    Göreve CHP üyelerinin, delegelerinin ve Tunceli örgütünün iradesiyle geldiklerini belirten Gündoğan, “Seçilmiş il başkanlığımızın ve il yönetim kurulumuzun görevden alınması açık bir siyasi müdahaledir. Bu kararın Tunceli örgütü nezdinde hiçbir meşruiyeti yoktur” ifadelerini kullandı.

    Görevlerini hiçbir zaman kişisel bir makam olarak görmediklerini söyleyen Gündoğan, partinin değerlerine ve örgütün emeğine bağlı kalarak çalıştıklarını dile getirdi.

    “HEDEF ÖRGÜT İRADESİDİR”

    Alınan kararın asıl hedefinin Tunceli örgütünün kendi iradesiyle siyaset yapma hakkı olduğunu ifade eden Gündoğan, hiçbir idari kararın örgütün yıllara dayanan mücadele geleneğini ve birikimini ortadan kaldıramayacağını belirtti.

    Dersim’in tarihsel ve siyasal duruşuna da vurgu yapan Gündoğan, “Bu topraklar kendisine dayatılan iradeleri hiçbir zaman kabul etmemiştir. Bu kentin iradesi masa başı hesaplarla ya da geçici güç dengeleriyle teslim alınamaz” dedi.

    “MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    CHP’nin gücünü örgütlerinden ve halktan aldığını belirten Gündoğan, seçilmiş il yönetimlerinin görevden alınmasının örgüt iradesine yönelik bir tasfiye girişimi olduğunu savundu.

    Açıklamasının sonunda parti üyelerine ve Dersim halkına seslenen Gündoğan, hiç kimsenin umutsuzluğa kapılmaması gerektiğini belirterek, örgütlü mücadeleyi büyütmeye ve halkın iradesini savunmaya devam edeceklerini söyledi.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’de Jorge Luis Borges edebiyat kampı düzenlenecek!

    Dersim’de Jorge Luis Borges edebiyat kampı düzenlenecek!

    PİRHA- Wêjegeh Amed ile Dêrsim Araştırmalar Merkezi tarafından 3-5 Temmuz tarihleri arasında düzenlenecek Jorge Luis Borges Edebiyat Kampı kapsamında, 4 Temmuz’da gerçekleştirilecek halka açık oturumlarda Borges’in benlik, gerçeklik, mitoloji, düşler ve kurmaca evreni farklı yönleriyle ele alınacak.

    Wêjegeh Amed ile Dêrsim Araştırmalar Merkezi, Arjantinli yazar Jorge Luis Borges’in edebiyatını odağına alan üç günlük bir edebiyat kampı düzenliyor. 3-5 Temmuz tarihleri arasında Dêrsim’de yapılacak kampın halka açık programı 4 Temmuz’da gerçekleştirilecek.

    Etkinliğin çağrı metninde, Borges’in uzam, zaman, gerçeklik ve benlik gibi insan düşüncesinin temel kavramlarını sorgulayan edebiyat anlayışının Dêrsim’in çok katmanlı kültürel ve tarihsel birikimiyle birlikte yeniden okunmasının amaçlandığı belirtildi. Açıklamada, Borges’in felsefi, bilimsel, mitolojik ve mistik birikimi kurmaca evreninde buluşturan bir yazar olduğuna dikkat çekilerek, onun görünen ve görünmeyen evrenleri, kimlikleri, dilleri, tarihleri, mitleri ve sembolleri üzerinden ortak bir okuma ve tartışma zemini oluşturulmasının hedeflendiği ifade edildi.

    Türkçe ve Kırmanckî  hazırlanan program kapsamında ilk oturumda Borges’in “Alef” öyküsü üzerinden benlik, hakikat ve anlatı arasındaki ilişki ele alınacak. Söyleşide, “Her şeyi görmek mümkün olsaydı yine de anlatmaya ihtiyaç duyar mıydık?” sorusu etrafında Borges’in metinleri değerlendirilecek.

    İkinci oturumda ise “Düşsel Varlıklar Kitabı” merkeze alınarak farklı kültürlerin mitolojik ve hayali varlıkları, kurmaca ile gerçeklik arasındaki ilişki ve okurun anlatının kuruluşundaki rolü tartışılacak.

    Programın son bölümünde ise Borges’in düşler, aynalar, labirentler ve sonsuzluk kavramları etrafında kurduğu edebi dünya konuşulacak. Söyleşide, yazar ile okur arasındaki sınırların, kimliklerin ve kurmaca-gerçeklik ilişkisinin Borges’in eserleri üzerinden yeniden düşünülmesi amaçlanıyor.

    Üç gün sürecek edebiyat kampında Borges’in eserleri, edebiyatın yanı sıra felsefe, mitoloji ve kültürel hafıza ekseninde farklı yönleriyle tartışmaya açılacak.

    HABER MERKEZİ

  • Pülümür Karagöl-Bağır Dağı’nda maden tepkisi: Festival mücadele alanına taşınmalı-VİDEO

    Pülümür Karagöl-Bağır Dağı’nda maden tepkisi: Festival mücadele alanına taşınmalı-VİDEO

    PİRHA- Pülümür Karagöl-Bağır Dağı bölgesinde maden şirketlerinin çalışmalarına tepki gösteren yöre sakinleri ve yaşam savunucuları, bölgenin ekolojik, ekonomik ve inançsal açıdan büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, festivallerin panel salonları yerine maden sahalarında yapılacak yürüyüş ve eylemlerle desteklenmesini önerdi.

    Dersim’in Pülümür ilçesine bağlı Karagöl-Bağır Dağı bölgesinde maden şirketlerinin yürüttüğü çalışmaların doğaya zarar verdiğini belirten yaşam savunucuları, bölgenin ekolojik ve kültürel değerlerinin korunması için kamuoyuna duyarlılık çağrısı yaptı.

    Yapılan açıklamada, Erzincan merkezli bir maden şirketinin bölgede çalışmalarını sürdürdüğü belirtilerek, Karagöl-Bağır Dağı’nın uzun yıllardır madencilik faaliyetlerinin hedefinde olduğu ifade edildi.

    Açıklamada, bölgenin geçmişte yaşanan deprem, yoksulluk ve 12 Eylül askeri darbesi sonrasında zorunlu göç nedeniyle büyük ölçüde boşaldığı hatırlatıldı. Bu durumun, bölgenin büyük maden şirketlerinin faaliyet alanı haline gelmesini kolaylaştırdığı savunuldu.

    “BÖLGE ÜRETİM VE YAŞAM ALANIDIR”

    Karagöl-Bağır Dağı’nın Pülümür’ün hayvancılık ve arıcılık açısından en önemli üretim alanlarından biri olduğuna dikkat çekilen açıklamada, Elazığ, Karakoçan ve Çemişgezek’ten gelen göçerlerin de uzun yıllardır bölgede hayvancılık yaptığı ifade edildi.

    Munzur Dağları ile Hel Dağı silsilesinin devamı niteliğinde olan bölgenin, geniş meraları ve doğal yapısıyla yöre ekonomisine önemli katkı sunduğu belirtildi.

    Açıklamada, Karagöl-Bağır Dağı’nın zengin biyolojik çeşitliliğe sahip olduğu vurgulanarak, bölgede dağ keçisi, ayı, tilki, vaşak ve çok sayıda göçmen kuş türünün yaşamını sürdürdüğü kaydedildi.

    Ayrıca ters lale, salep, Arap sümbülü (üzüm salkımı) gibi çok sayıda endemik ve soğanlı bitki türünün de bölgede bulunduğuna işaret edildi.

    “KUTSAL BİR ZİYARET ALANI”

    Bölgenin yalnızca doğal yaşam açısından değil, Dersim Aleviliği inancı bakımından da önemli bir ziyaret alanı olduğu belirtilen açıklamada, Bağır Dağı’nın (Bağıra Sipiyî) yöre halkı tarafından kutsal kabul edildiği ifade edildi.

    Açıklamada, geçmişten bu yana bölgenin ziyaret edildiği, adakların adandığı, kurbanların kesildiği ve ibadetlerin gerçekleştirildiği belirtilerek, yüksek rakımı nedeniyle güneşin doğuşunun izlendiği kutsal mekânlardan biri olarak görüldüğü dile getirildi.

    “FESTİVAL MADEN SAHALARINA YAPILMALI”

    Yaşam savunucuları, bölgede yürütülen madencilik faaliyetlerine karşı daha güçlü bir toplumsal mücadele çağrısı yaparak, festivallerin yalnızca panel ve söyleşilerden ibaret kalmaması gerektiğini belirtti.

    Açıklamada, “Festival kapsamında düzenlenecek yürüyüş ve etkinliklerin doğrudan maden şirketlerinin çalışma yürüttüğü alanlarda gerçekleştirilmesi gerekir. Mücadelenin sahada görünür olması, hem festivalin içeriğini güçlendirecek hem de kamuoyunda farkındalık yaratacaktır. Konserler ve diğer etkinlikler de bu mücadeleyi destekleyecek şekilde planlanmalıdır” denildi.

    Yaşam savunucuları, Karagöl-Bağır Dağı’nın doğal, kültürel ve inançsal mirasının korunması için tüm kamuoyunu duyarlı olmaya çağırdı.

    PİRHA/DERSİM

  • Hüseyin Eriş: 4 Mayıs’ta Dersim’de “Dedeler Zirvesi” yapılması toplumun sinir uçlarıyla oynamaktır-VİDEO

    Hüseyin Eriş: 4 Mayıs’ta Dersim’de “Dedeler Zirvesi” yapılması toplumun sinir uçlarıyla oynamaktır-VİDEO

    PİRHA- Abdal Musa Dergâhı Postnişini Hüseyin Eriş, 4 Mayıs’ta Dersim’de düzenlenen “Dedeler Zirvesi”ne tepki göstererek, bunun Dersim Katliamı’nın yıldönümünde toplumun hassasiyetlerini yok sayan bir adım olduğunu söyledi. Eriş, “Hiçbir zaman devletin istediği gibi bir Alevi-Bektaşi olmadık, bundan sonra da olmayacağız” dedi.

    Abdal Musa Dergâhı Postnişini Hüseyin Eriş, 4 Mayıs’ta Dersim’de düzenlenen “Dedeler Zirvesi”ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Zirvenin tarihine tepki gösteren Eriş, bunun Alevi toplumunun hafızasını ve hassasiyetlerini görmezden gelen bir yaklaşım olduğunu ifade etti.

    “TOPLUMUN SİNİR UÇLARIYLA OYNANIYOR”

    4 Mayıs’ın Dersim açısından taşıdığı tarihsel öneme dikkat çeken Hüseyin Eriş, bu tarihte “Dedeler Zirvesi” düzenlenmesini doğru bulmadıklarını belirterek şunları söyledi:

    “4 Mayıs’ta Dersim’de Dedeler Zirvesi yapılması toplumun sinir uçlarıyla oynamaktır. En hassas olduğumuz konular üzerinden bizi asimile etmeye, Dersim Katliamı’nı unutturmaya çalışıyorlar. Biz bunu kabul etmiyoruz. Hiçbir zaman devletin istediği gibi bir Alevi-Bektaşi olmadık, bundan sonra da olmayacağız. Bizim yolumuz da duruşumuz da bellidir.”

    “ALEVİLER BİAT ETMEDİ, ETMEYECEK”

    Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na yönelik eleştirilerde bulunan Eriş, Alevilerin tarih boyunca baskılara rağmen inançlarından ve duruşlarından vazgeçmediğini söyledi.

    Eriş, “Hiçbir zaman Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na biat etmeyeceğiz. Eğer biat etmiş olsaydık, Kuyucu Murat Paşa’dan Maraş’a, Çorum’dan Sivas Katliamı’na kadar yaşanan acıları yaşamazdık. Alevi-Bektaşi yolunun bir duruşu vardır. Bu yol zalimin değil, her zaman mazlumun yanında olmuştur” diye konuştu.

    “DEVLETTEN BEKLENTİMİZ YOK, İNANCIMIZA DOKUNULMASIN YETER”

    İnançlarını kendi erkânları doğrultusunda yaşamaya devam edeceklerini vurgulayan Eriş, devletten herhangi bir ayrıcalık talep etmediklerini ifade etti.

    “Biz her zaman İmam Hüseyin gibi başı dik durduk. Bundan sonra da Pir Sultan Abdal’ın, Abdal Musa Sultan’ın ve Hacı Bektaş Veli’nin öğretisi doğrultusunda yolumuzu sürdüreceğiz. Devletten çok bir beklentimiz yok. İnancımıza ve yolumuza dokunulmasın yeter.”

    Yol erkânının bedeller ödenerek bugüne taşındığını belirten Hüseyin Eriş, mücadele kararlılıklarını şu sözlerle dile getirdi:

    “Biz bu yola ‘ateşten gömlek, demirden leblebi’ deriz. Bu yolun dönüşü yoktur. Bir kez ikrar verdin mi eğilmezsin. Pirlerimizden ve mürşitlerimizden zalimler karşısında eğilmemeyi öğrendik. Başımızı da veririz, canımızı da veririz ama yolumuzdan dönmeyiz. Aynı inanç ve kararlılıkla bu yolu gelecek kuşaklara taşımaya devam edeceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Gomılgana Ziyareti’nde Muharrem Cemi yürütüldü-VİDEO

    Gomılgana Ziyareti’nde Muharrem Cemi yürütüldü-VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri ile Pertek Alevi kurumları ve köyleri, Gömülgen (Gomılgana) Ziyareti’nde Muharrem Cemi yürüttü. Cem erkanında konuşan Şıx Çoban Ocağı Piri Zeynel Kete, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi kurumlarına atanmış bir “kayyım” olduğunu belirterek, Alevi kurumlarının her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğunu söyledi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ile Pertek Alevi kurumları ve köyleri tarafından Gömülgen (Gomılgana) Ziyareti’nde, “Yolda birlik inancıyla cem oluyor, Hüseyni duruş ile ikrarlaşıyoruz” şiarıyla Muharrem Cemi gerçekleştirildi. Çok sayıda talibin katıldığı cem erkanı öncesinde getirilen lokmalar pişirilerek pay edildi.

    Cem erkanını Şıx Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete, Şıx Delil Berxecan Ocağı’ndan Ahmet Doğan, Axuçan Ocağı’ndan İnanç Dolu, Kureyşan Ocağı’ndan Fethiye Yıldırım, Şıx Delil Berxecan Ocağı’ndan Sultan Haydaroğlu ve Şıx Çoban Ocağı’ndan Sultan Korkmaz yürüttü. Zakirliği ise Hasan Yavuz yaptı.

    “ZİYARETLERİMİZ ÜZERİNDE KARAKOLLAR YAPILIYOR”

    Şıx Çoban Ocağı Piri Zeynel Kete, Gömülgen (Gomılgana) Ziyareti‘nin binlerce yıllık geçmişine dikkat çekerek, Zeycan Ziyareti üzerine karakol yapılmasına tepki gösterdi.

    Reya Heq Yol’unun kadim bir inanç olduğunu vurgulayan Kete, “Bizim Yol ulularımız, pirlerimiz, analarımız ve dervişlerimiz inancımızı anlatırken ‘Biz Reya Heq evladıyız’ derlerdi” dedi.

    Kete, “Düzgün Baba, Gömülgen (Gomılgana) gibi kutsal mekanlarımız binlerce yıldır evrensel düzeyde doğayla, havayla, suyla, ateşle ve toprakla ikrarlaşan bir inancın merkezleridir. Ne yazık ki bugün inancımız, birçok yürütücüsü de dahil olmak üzere hak ettiği yerde değildir. Bizler binlerce yıldır bu kutsal mekanlarda bir araya geliyoruz. Bizi buraya çeken kutsalın kendisidir. Bu inancın yürütücüleri hiçbir zaman arsızın, hırsızın, pirsizin kapısına gitmedi. Bugün burada pay edilen lokma hepimizin helal lokmasıdır. Hepiniz emek verdiniz, ikrarınızla buraya geldiniz. Bu emek ve aşka saygı duyuyoruz” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİLERİN EŞİTLİK VE ÖZGÜRLÜK TEMELİNDE TALEPLERİ VAR”

    Birçok Alevi dergahının bu yoldan gelenler eliyle peşkeş çekildiğini söyleyen Kete, buna izin vermeyeceklerini belirtti.

    “Bugüne kadar pirlerimiz, analarımız ve yol ulularımız taliplerini kadılara götürmedi. Talip de pirini devlet kapısına götürüp maaş istemedi” diyen Kete, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevi kurumlarına atanmış bir kayyım olduğunu ifade etti.

    Pirlerin ve mürşitlerin yüzyıllardır taliplerinden hakullah aldığını hatırlatan Kete, Alevi kurumlarının bugün her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğunu söyledi.

    Kete, “Biz Alevi toplumu olarak eşitlik ve özgürlük temelinde taleplerimizi dile getiriyoruz. Kutsal mekanlarımızdan ellerinizi çekin. Bu mekanlar bu Yol’un yürütücülerine aittir. Biz hiçbir zaman başka bir inancın kutsal mekanlarını işgal etmedik. Bugün birçok kutsal mekanımız Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı. Kendi dergahlarımıza adeta bilet keserek giriyoruz” dedi.

    “ALEVİ İNANCI KİŞİSEL ÇIKARLARA ALET EDİLİYOR”

    Şıx Çoban Ocağı Piri İbrahim Kete de yaptığı kısa konuşmada Reya Heq Yol’unun bir edep ve erkan Yol’u olduğunu belirterek, “Hakk birdir diyerek yolunu yürüten pirler vardır. Bu yol paylaşımcı, eşitlikçi, özgürlükçü ve hakikatçi bir yoldur” dedi.

    Alevi inancının kişisel çıkarlara alet edildiğini söyleyen Kete, “Biz kendi pirimizden, mürşidimizden, rayberimizden ve müsahibimizden uzaklaştırılmış bir Alevilikle karşı karşıyayız. Aleviler neden özüne benzemekten kaçıyor?” diye sordu.

    Reya Heq Yol erkanının bugünlere pirlerin sazı ve sözüyle ulaştığını vurgulayan Kete’nin konuşmasının ardından cem erkanı yürütüldü. Zakir Hasan Yavuz’un gülbengleri eşliğinde semah dönüldü.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Avukat Ali Çimen, Gülistan Doku dosyasındaki 49 kişilik ‘Örtbas Ağı’nı paylaştı!

    Avukat Ali Çimen, Gülistan Doku dosyasındaki 49 kişilik ‘Örtbas Ağı’nı paylaştı!

    PİRHA- Gülistan Doku’nun ailesinin avukatı Ali Çimen, Gülistan Doku’nun katledilmesinde sorumluluğu olduğunu düşündüğü 49 ismi bir şema ile paylaştı.

    5 Ocak 2020 tarihinden bu yana kendisinden haber alınamayan Gülistan Doku’nun bedenine geçen süreye karşın ulaşılamadı. Dönemin kayyımı ve valisi Tuncay Sonel, oğlu Mustafa Türkay Sonel’in içinde olduğu isimler tutuklanırken, yürütülen dosyanın Erzurum’a taşınarak üstünün örtülmesinden endişe ediliyor.

    Gülistan Doku’nun ailesinin avukatı Ali Çimen, Gülistan Doku’nun katledilmesinde sorumluluğu olduğunu düşündüğü 49 ismi bir şema yaparak paylaştı: “Gülistan Doku dosyasındaki 49 kişilik örtbas ağını şimdilik anonim paylaşıyoruz! 5 gün sonra listenin perde arkası isim isim aralanacak.”

    Şemanın merkezinde dönemin kayyımı ve valisi olan Tuncay Sonel bulunurken, adli makamlardan, üniversiteye kadar bir çok konumda bulunan isimler yer alıyor.

    PİRHA/DERSİM

  • Çetin Arkaş: Sıdıka Avar köklere yetişti, asimilasyonun izleri hala sürüyor-VİDEO

    Çetin Arkaş: Sıdıka Avar köklere yetişti, asimilasyonun izleri hala sürüyor-VİDEO

    PİRHA- İmralı Sekretarya Üyesi Çetin Arkaş, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi’nde yöneticiler ve üyelerle bir araya geldi. Buluşmada Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile Alevilerin süreçteki yeri ele alındı.

    Dersim’de bulunan DAD Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen buluşma, gulbang verilmesi ve çeraxların uyandırılmasıyla başladı.

    Toplantının açılış konuşmasını yapan DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Muharrem Ayı’nın Alevi inancındaki anlamına dikkat çekti. Muharrem’in paylaşımın, yüzleşmenin ve barışın ayı olduğunu belirten Kete, Dersim’in tarihsel ve inançsal hafızasına vurgu yaptı.

    Ardından söz alan İmralı Sekretarya Üyesi Çetin Arkaş, Muharrem orucu tutan canların oruçlarının hak katında kabul olmasını dileyerek konuşmasına başladı.

    Dersim’in tarih boyunca yoğun politikaların hedefi haline getirildiğini belirten Arkaş, Cumhuriyet’in kuruluş sürecinden sonra tekçi bir anlayışın hâkim kılındığını söyledi.

    Arkaş, “Cumhuriyetin kuruluşunda tekçi bir politika vardı. 1923’e kadar birçok kesim bir nevi dönemin demokratik ulus fikriyatı olarak değerlendirilebilecek bir anlayışla ulusal kurtuluş mücadelesi gerçekleştirdiler. Daha sonra tekçi bir anlayış hakim oldu. Birileri yaratılan birtakım travmalarla doğru olanın tekçi olduğunu düşündü. Bu zihniyet aslında önemli oranda dışardan da pompalanmıştı” dedi.

    Tekçi anlayışa karşı toplumun doğal bir direnç geliştirdiğini ifade eden Arkaş, Kürtlerin yaşadığı tarihsel sürece ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

    “Kürtlerin varlığına yönelik bu kadar saldırılar olmasaydı belki de isyan olmazdı. O nedenle tartışılır, Dêrsim’de yaşanan bir isyan mıydı yoksa direniş miydi?” diyen Arkaş, yeni dönemde Kürtlerin, Alevilerin ve Cumhuriyet’in dışında bırakılmış tüm kesimlerin demokratik cumhuriyetin inşasında yer almasının dönemin ruhuna uygun olduğunu söyledi.

    “SIDIKA AVAR KÖKLERE YETİŞTİ”

    Konuşmasının devamında Dersim’deki asimilasyon politikalarına değinen Arkaş, Sıdıka Avar’ın faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Arkaş, “Mustafa Kemal Sıdıka Avar’a ‘o topraklara gideceksin, katliamdan kalan kız çocuklarını toplayacaksın ve onları misyoner bir Türk evladı gibi yetiştireceksin’ diyor. Sıdıka Avar köylere gider katliamdan kalan kız çocuklarını toplar ve Elazığ’daki kız enstitüsüne götürür” ifadelerini kullandı.

    Bu uygulamaların Dersim’de kültürel ve inançsal kopuşlara yol açtığını savunan Arkaş, şunları söyledi:

    “Dêrsim’in köylerini bombalayan Sabiha mı yoksa tek bir mermi atmayan Sıdıka mı daha zararlı? Bir coğrafyayı bombalarsanız ağaçlar yakılır ama kökleri halen yerin altındadır. Sabiha böyle yaptı, köklere yetişemedi ama Sıdıka köklere yetişti onları kopardı. Dersim’in Türkleştirilmesinde, Reya Heq inancının sistem içi Aleviliğe dönüştürülmesinde Sıdıka’nın rolünü soykırım zihniyetinin etkileri üzerinde iyi bilinmelidir.”

    Toplantı, basına kapalı bölümde devam etti. Bu bölümde Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin geldiği aşama ile Alevilerin süreçteki rolüne ilişkin değerlendirmeler yapıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’de görevli uzman çavuş 18 yaşından küçük kız çocuğunu alıkoydu!

    Dersim’de görevli uzman çavuş 18 yaşından küçük kız çocuğunu alıkoydu!

    PİRHA-Dersim’de A.Ç adlı uzman çavuş, 18 yaşından küçük kız çocuğunu Tunceli Öğretmenevi’nde alıkoydu. Olayın üzeri uzman çavuşun ceza almaması için kapatıldığı iddia edildi.

    Dersim’de görev yapan uzman çavuş 18 yaşından küçük kız çocuğuna istismar girişiminde bulundu. Olay 19 Haziran tarihinde yaşandı. Öğretmenevinde yer ayıran Dersim’de görevli bir uzman çavuş, 18 yaşından küçük kız çocuğunu odaya aldı. Durumu fark eden görevliler askeri personeli uyarmasına rağmen, uzman çavuş odayı görevlilerin üzerine kapattı.

    Öğretmenevi yetkililerinin müdahalesiyle kız çocuğu odadan çıkarılırken, öğretmenevine çağrılan polis ekibi tutanak tutmadan olay yerinden ayrıldığı ortaya çıktı.

    Olayın üzeri uzman çavuşun ceza almaması için kapatıldığı iddia edildi.

    PİRHA/DERSİM

  • Avukatı Ali Çimen: 25 kişilik şüpheli listesi hazırladık!

    Avukatı Ali Çimen: 25 kişilik şüpheli listesi hazırladık!

    PİRHA- Gülistan Doku soruşturmasının dosya avukatı Ali Çimen, 25 kişilik şüpheli listesi hazırladıklarını açıklayarak, O. Yıldız’ın soruşturmaya eklenmesi için gerekli şikayetlerde bulunduklarını belirtti.

    5 Ocak 2020’de kaybettirilen Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasının dosya avukatı Ali Çimen, 25 kişilik şüpheli listesi hazırladıklarını açıkladı.

    Çimen, sosyal medya platformu X’den yaptığı paylaşımda, şunları belirtti:

    “Gülistan Doku dosyası kapsamında Örtbas ekibinde yer alan 25 kişilik şüpheli listesi tarafımızca hazırlanmıştır. Bu kişiler baştan suçlu ilan edilmeyecek olup Baş şüpheli T. SONEL tarafından yanlış yönlendirilenlerde muhakkak vardır. Malum şüpheli T. SONEL dönemin en üst düzey kamu görevlisidir. Yine dosyamız maktulüne yönelik cinsel saldırı olayının yaşandığı ve Uyuşturucu içilen yer olan Gençlik Merkezini valilikten sözleşmeli olarak suç tarihinde İşleten O. YILDIZ’ ın soruşturmaya eklenmesi için gerekli şikayetimizi yaptık.”

    HABER MERKEZİ

  • Onur Sefer’in ailesi: Oğlumuzun katillerini bulun! -VİDEO

    Onur Sefer’in ailesi: Oğlumuzun katillerini bulun! -VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Hozat ilçesinde 2017 yılında aracında göğsünden vurulmuş halde ölü bulunan 25 yaşındaki Onur Sefer’in anne ve babası adalet çağrısında bulunarak, “Oğlum 9 sene önce silah ile vurulmuş. Oğlumun katilleri daha yakalanmamış. Oğlumun katillerinin bir an önce yakalanmasını istiyorum” dediler.

    Dersim’in Hozat ilçesinde 2017 yılında aracında göğsünden vurulmuş halde ölü bulunan 25 yaşındaki Onur Sefer’in şüpheli ölümü, aradan geçen 9 yıla rağmen aydınlatılmadı.

    “ADALET İSTİYORUM”

    Onur Sefer’in annesi Sultan Sefer ve babası Süleyman Sefer, çocuklarının intihar etmediğini vurgulayarak, katillerin bulunmasını istedi.

    KIZ ARKADAŞINA DİKKAT ÇEKTİ

    Anne Sultan Sefer, Onur’un kız arkadaşına dikkat çekerek, “Çocuğumuz sabah kalktı, kızın yanına gitti ve bir daha gelmedi. Kız yaptı. Korkudan söylemiyorlar” iddasında bulundu.

    “ONUR’U ÖLDÜRDÜLER”

    Onur Sefer’in öldürülmeden bir gün önce arkadaşları olduğunu söyleyen bir kaç kişinin evlerine geldiğini ve Onur’u sorduğunu belirten anne Sultan Sefer, o günü şöyle anlattı:

    “Onlar gitti. Şüphelendim. Arkalarından gittim. ‘Korkma, bir şey yok,’ dediler. Akşam Onur geldi. Sordum: “Gelip, gitsinler. Bir şey olmaz,” dedi. Sonra oğlum intihar etmiş dediler.

    Onur’u öldürüp, tüfeği yanına koymuşlar. Bir ayakkabı ayağında yokmuş. Gidenler görmüşler. Çocuğun ayakkabısı bir tane yokmuş.

    Bizi çürüttüler. Ne oldu? Biz kime ne yaptık? Zor bir acı. Öyle kolay değil. En sevgili çocuğumuzdu.”

    “ÇOCUĞUMA SAHİP ÇIKIN”

    Çocuğunun cinayetinin üzerinden 9 yıl geçtiğini, ancak dosyada bir ilerleme olmadığının altını çizen anne Sultan Sefer, “Ne gecemiz var, ne gündüzümüz” diyerek kamuoyunu Onur Sefer dosyasına sahip çıkmaya çağırdı: “Siz sahip çıkın. Ne olur? Siz sahip çıkın.”

    “KATİLLERİ BULUN”

    Baba Süleyman Sefer de, oğlunun katillerinin bir an önce bulunmasını istedi. Baba Süleyman Sefer, “Oğlum toprağın altında çürüdü, katilleri ise dışarıda volta atıyorlar. Katillerin bir an önce yakalanmasını istiyorum.Adalet istiyorum” diye konuştu.

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • ‘Saldırı ve asimilasyon politikalarına karşı asla geri adım atmayacağız!’ – VİDEO

    ‘Saldırı ve asimilasyon politikalarına karşı asla geri adım atmayacağız!’ – VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şube Başkanı ve Akdeniz Bölge Sorumlusu Adnan Arslan, iktidarın Alevileri asimile etmek için çeşitli plan ve projeleri devreye koyduğunu vurgulayarak saldırılara ve asimilasyon politikalarına karşı Aleviler ve kurumları olarak mücadeleden geri adım atmayacaklarını belirtti.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Altınova Şube Başkanı ve Akdeniz Bölge Sorumlusu Adnan Arslan, Alevi inancına ve sembol alanlarına yönelik saldırılara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “ALEVİLERİ ASİMİLE ETMEK İÇİN ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜRÜ VE CEMEVİ BAŞKANLIĞINI KURDULAR”

    Geçmişte Alevileri yok etmek için çok projelerin hayata geçirildiğini belirten Arslan, “Katliamlarla başladılar ama ne yaptılarsa bitiremediler. Şimdi ülkeyi yönetenler politikalarını değiştirdi. ‘Asimilasyon belki bunları bitiririz’ dediler. Alevileri asimile etmek için Alevi Bektaşi Kültürü ve Cemevi Başkanlığını kurdular. Bizden de oraya bağlanmamızı talep ettiler. ‘Buraya bağlanın her şeyiniz karşılansın’ dediler. Alevi ve kurumlarının bu tür yerlere bağlanmasının söz konusu olmaz. Çünkü Alevi inancı özgün bir inanç. Kendisine has bağımsız bir inançtır” dedi.

    “ALEVİLERİ ASİMİLE ETMEK İÇİN ÇEŞİTLİ PLAN, PROJELER UYGULUYORLAR”

    4 Mayıs Dersim Katliamı’nın yıl dönümünde Dersim’de 130 dede ile toplantı yapıldığını hatırlatan Arslan, “Niye Dersim’de yapıyorlar? Çünkü Dersim Aleviler için çok kıymetli, çok değerli bir yerdir. Bizim ocaklarımız Dersim’den her yere dağıldı. Bizim ocaklarımız oradan geliyor. Birçok ocağın Dersim’den çıktığını bildikleri için, Alevileri asimile etmek için çeşitli plan, projeler uyguluyorlar” şeklinde ifade etti.

    “MÜCADELEMİZDEN GERİ ADIM ATMAYACAĞIZ”

    Saldırılara ve asimilasyon politikalarına karşı Aleviler ve kurumları olarak gerekeni yapacaklarını vurgulayan Arslan, şunları dile getirdi:

    “Bize teslim olun diyorlar. Ama biz teslim olmayacak direnecek mücadelemizi yapacağız. Biz mücadelemizden geri dönmeyeceğiz. Bu ülkede Aleviler vardır. Aleviler haktır ve teslim olmazlar, teslim alamazlar diyoruz. Bu yanlış kararlarından da vazgeçsinler. Biz toprak, memleket isteme derdimiz yok. Biz ‘Eşit Yurttaşlık’ istiyoruz. Bu ülkenin kaynaklarından eşit bir şekilde yararlanalım istiyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Karmezli yurttaşlar: Aylardır logar patlamış ilgilenen yok!-VİDEO

    Karmezli yurttaşlar: Aylardır logar patlamış ilgilenen yok!-VİDEO

    PİRHA-3 Aydır logarı patlayan ve hastalık saçan Karmezli yurttaşlar isyan etti. Gerekli başvuruları yapmalarına karşın köyle ilgilenilmediğini belirten köylüler, sadece kepçe istediklerini, yetkililerin ise kepçeyi dahi köye ulaştırmadığını ifade etti.

    Dersim merkeze bağlı Hosor (Kopuzlar) Köyü’nün Karmez (Karyemez) Mezrası’nda yaşayan yurttaşlar sorunlarının giderilmemesinden ve seslerinin duyulmamasından şikayetçi.

    DERSİM MERKEZE 20 KM UZAKLIKTAKİ KÖYE KEPÇE ULAŞMIYOR

    3 Aydır logarı patlayan ve hastalık saçan Karmezli yurttaşlar isyan etti. Gerekli başvuruları yapmalarına karşın köyle ilgilenilmediğini belirten köylüler, sadece kepçe istediklerini, yetkililerin ise kepçeyi dahi köye ulaştırmadığını ifade etti.

    “NEDEN KÖYÜMÜZÜN YOLU YAPILMIYOR?”

    Köylerindeki yol sorununa da dikkat çeken köylüler, “14 yıldır buradayız. Vali köylere yol yaptığını söylüyor. Yapıyor da biz neden görmüyoruz. Bizimki yol değil mi? Neden köyümüzün yolu yapılmıyor? Biz insan değil miyiz?” diye sordu.

    PİRHA/DERSİM

     

  • Dersim’de Madımak anması: Acılar arasında köprü kurmak zorundayız-VİDEO

    Dersim’de Madımak anması: Acılar arasında köprü kurmak zorundayız-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD tarafından Dersim’de düzenlenen “33 Can 33 Bağlama” anmasında, Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı. Anmada konuşan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, toplumsal hafızanın canlı tutulmasının yanı sıra adalet mücadelesinin de büyütülmesi gerektiğini belirterek, “Unutmamak yetmez, hesap da sormak gerekir” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Madımak Katliamı’nın 33’üncü yılı dolayısıyla Seyîd Rıza Meydanı’nda “33 Can 33 Bağlama” şiarıyla anma programı gerçekleştirdi.

    Meydanda katliamda yaşamını yitiren 33 aydının ve sanatçının fotoğrafları sergilenirken, etkinliğe Madımak, Ankara Gar, Suruç ve Roboskî katliamlarında yakınlarını kaybeden ailelerin yanı sıra Alevi kurumları, siyasi parti temsilcileri, demokratik kitle örgütleri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Anma, yaşamını yitirenler anısına yapılan saygı duruşuyla başladı.

    “HAKİKATİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Programın açılış konuşmasını yapan PSAKD Dersim Şube Başkanı Aynur Şengezer, Madımak Katliamı’nın üzerinden geçen yıllara rağmen adaletin sağlanmadığını vurguladı.

    Anmaların yalnızca geçmişi hatırlamak için değil, adalet talebini diri tutmak amacıyla gerçekleştirildiğini belirten Şengezer, katliamla birlikte insanların yanı sıra düşüncenin, inancın ve hakikatin de hedef alındığını söyledi. Şengezer, eşit yurttaşlık ve özgürlük mücadelesini sürdürmeye devam edeceklerini ifade ederek, Madımak Oteli’nin utanç müzesine dönüştürülmesi taleplerini yineledi.

    “BÜTÜN ACILAR ARASINDA ORTAK BİR HAFIZA KURMALIYIZ”

    Daha sonra söz alan PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ise Dersim’den Madımak’a, Maraş’tan Roboskî’ye kadar yaşanan tüm toplumsal kırımların ortak bir hafızayla ele alınması gerektiğini söyledi.

    Türkiye’de yaşanan acılar arasında yeterince bağ kurulamadığını dile getiren Erçe, farklı dönemlerde yaşanan katliamların aynı zihniyetin ürünü olduğunu belirtti. Dersim’de yaşananlarla Madımak’ta yaşananların birbirinden ayrı değerlendirilemeyeceğini ifade eden Erçe, toplumsal barışın ancak geçmişle yüzleşme ve ortak mücadeleyle mümkün olacağını kaydetti.

    Demokratik bir cumhuriyetin inşasının benzer acıların tekrar yaşanmaması için önemli olduğunu vurgulayan Erçe, “Maraş’tan Roboskî’ye, Sivas’tan Dersim’e uzanan bütün acılar arasında köprü kurmak zorundayız. Geçmişin yaralarını ancak ortak bir adalet mücadelesiyle sarabiliriz” dedi.

    21 Haziran’da birçok kentte eş zamanlı anma etkinlikleri düzenleyeceklerini belirten Erçe, “33 canı unutmayacağız, unutturmayacağız. Ancak hafızayı canlı tutmak tek başına yeterli değil. Aynı zamanda bu karanlıkla yüzleşilmeli ve hesap verilmelidir” diye konuştu.

    Program, deyişlerin seslendirilmesi ve semah dönülmesinin ardından kurulan adalet kürsüsünde yapılan konuşmalarla sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Kordu: Rektör Peker’in hadsiz cevabını kınıyorum!-VİDEO

    Kordu: Rektör Peker’in hadsiz cevabını kınıyorum!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Munzur Üniversitesi Rektörü Kenan Peker’in “Kampüse gelenler dağdan inen eşkıyalar değildir” sözlerine tepki göstererek, “Rektör Peker’in hadsiz ifadelerini kınıyorum” dedi.

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 2 Nisan 2026 tarihinde Munzur Üniversitesi kampüsünde “deprem hazırlığı” gerekçesiyle kütüphane ve bazı fakülte alanlarının hükümet konağı ve adliye binası olarak kullanılmasına yönelik öğrencilerin protestolarına soruşturma açılmasına ilişkin yazılı soru önergesi vermişti.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduğu önergesine Munzur Üniversitesi Rektörü Kenan Peker’den cevap geldi. Kenan Peker, verdiği resmi yanıtta “Kampüse gelenler dağdan inen eşkıyalar değildir” dedi.

    KORDU’DAN CEVAP!

    DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Peker’in yanıtını Meclis Genel Kurulu’na taşıdı.

    Kordu, “Rektör Peker’in hadsiz ifadelerini kınıyorum. Üniversiteler kışla ya da soruşturma odaları değil; bilimin ve özgür düşüncenin merkezidir. Rektörü ve onun bu ciddiyetsiz cevabın Meclis’e iletmeye imtina etmeyen yetkililerin de, bu lakayıt ve ayrımcı dili görmezden gelmeleri de kurumun ciddiyetine yakışmamaktadır” diyerek gerekli girişimlerde bulunacağını söyledi.

    HABER MERKEZİ

     

  • Işıl Kurt: Nafaka bir lütuf ve ayrıcalık değildir, nafaka bir haktır!-VİDEO

    Işıl Kurt: Nafaka bir lütuf ve ayrıcalık değildir, nafaka bir haktır!-VİDEO

    PİRHA- Barışa İhtiyacım Var Kadın İnsiyatifi’nden Işıl Kurt, nafaka hakkının siyasi iktidarın kamuoyu yaratmaya çalıştığı gibi bir düzenleme olmadığının altını çizerek, “Anayasa Mahkemesi kararıyla da nafaka hakkımızdan vazgeçecek değiliz. Nafaka bir lütuf değildir, bir ayrıcalık değildir, nafaka bir haktır” şeklinde konuştu.

    Antalya 12. Aile Mahkemesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesi kapsamında yoksulluk nafakasının “süresiz olması”na ilişkin düzenlemenin iptali için başvuru yaptığı Anayasa Mahkemesi (AYM), boşanan eşlere verilen yoksulluk nafakasının süresiz uygulanmasına ilişkin düzenlemeyi oy çokluğuyla iptal etti. Kararın gerekçesi daha sonra açıklanacak. İptal hükmünün dokuz ay sonra yürürlüğe gireceği belirtiliyor.

    AYM’nin verdiği karar kadınlar ve kurumları tarafından tepkiyle karşılandı. AYM’nin yoksulluk nafakasını iptal kararına dair Barışa İhtiyacım Var Kadın İnsiyatifi’nden Işıl Kurt ajansımıza konuştu.

    “NAFAKA SADECE KADINLARA VERİLMİYOR”

    Nafaka meselesinin uzun zamandır, iktidarın gündeminde olduğunu belirten Işıl Kurt, “Yargı kararlarının da gündeminde. Biz çok uzun yıllardır, böyle bir iptal kararı çıkmasa da böyle bir iptal kararına zemin hazırlayacak,  propagandaların yapıldığının farkındaydık. ‘Bir yıl evli kalıyorsun ve yıllarca bir kadına bakıyorsun’, ‘Bu erkekler yoksullaşıyor’ , ‘Erkekler nafakaları ödemediği için hapse giriyor’ şeklinde propaganda yapıldı. Bunlar, İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284 sayılı kanunun da tartışmaya açılmasına sebep olan belli konulardı. Siyasi iktidar bizim yıllardır tırnaklarımızla kazıyarak kazanmış olduğumuz belli haklarımızı ve bir bütün olarak Medeni Kanunu tartışmaya açmaktan hiçbir şekilde çekinmiyor” dedi.

    “NAFAKA BİR ÇOCUĞUN BESLENME MASRAFINI KARŞILAMIYOR”

    Nafaka hakkının siyasi iktidarın kamuoyu yaratmaya çalıştığı gibi bir düzenleme olmadığının altını çizen Işıl Kurt, şunları belirtti:

    “Örneğin bir kadın yeniden evlendiğinde nafaka zaten kaldırılıyor. Veya bir kadın ilk evlilik bittiği zaman yoksulluğa düştüyse ama sonrasında bir şekilde işe girdiyse veya farklı bir yolla bir gelir elde ettiyse ve artık yoksul değilse yine o nafaka kaldırılıyor.

    Bunun dışında da nafaka miktarları zaten hiçbir şekilde kamuoyunda yansıtıldığı gibi değil. Evet, belli birkaç isim var. Emekçilerin, işçilerin hayatında görmediği gelirleri kazanan belli ünlü isimler var ve onların verdiği nafakalar da gelirleriyle orantılı olarak yüksek miktarlar ama bunlar milyonlarca insanın yaşadığı ülkede birkaç münferit davadan ibaret. Onun dışında Türkiye’de asgari ücret 28.075 TL ve kadınların aldığı nafakalar bırakın onları zengin edip erkekleri yoksullaştırmayı bu kadınların birkaç temel özel ihtiyacı gidermeye veyahut bakımı kendisine kalan bir çocuğun beslenme masrafını, çarşı pazar masrafını dahi gidermeye yeterli nafakalar değiller.”

    “NAFAKA HAKKI SADECE KADINLARA TANINAN BİR HAK DEĞİL”

    Nafaka hakkının sadece kadınlara tanınan bir hak olmadığına dikkat çeken Işıl Kurt, “Nafaka evlilik birliği bittikten sonra yoksul kalan tarafa hükmedilen bir hak. Yoksul taraf lehine hükmedilen bir hak. Ama şöyle bir gerçek var. Evet büyük oranda nafaka kadınlara ödeniyor. Asıl burada tartışılması gereken, neden boşanmalar sonrasında hep kadınlar yoksulluğa düşüyor da böyle bir nafaka düzenlemesine ihtiyaç oldu. Bunu aslında Anayasa Mahkemesi de biliyordu ve gelen dosyaları şimdiye kadar reddetti” diye konuştu.

    “YARGI KARARLARINI ETKİLEYEN SİYASİ ATMOSFER VAR”

    “Peki şimdi ne değişti?” sorusunun cevaplanması gerektiğini vurgulayan Işıl Kurt, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Artık yargı kararlarını etkileyen siyasi atmosfer var. Anayasa Mahkemesi kararını bu 12. yargı paketi düzenlemesinin de ön ayağı gibi düşünebiliriz. Çünkü çok uzun zamandır bir aile arabuluculuğu gündemde biliyorsunuz. Bu aile arabuluculuğu ile birlikte 12. yargı paketinde boşanmaların hızlandırılması konusu gündeme gelecek. Ama biz her zaman bu tarz yargı paketleriyle kadınların kazanılmış haklarının düzenlenemeyeceğini söylüyoruz. Çünkü her ne kadar iktidar ve bakanlıklar veri tutmasa da biz kadınlar olarak veri tutuyoruz ve kadınların verilerine göre kadın cinayetlerinde en çok %60 oranda ve daha fazlasında diyebiliriz ki ya boşanmaya çalıştıkları erkekler tarafından ya da evli oldukları ya da daha önce evli oldukları boşandıkları erkekler tarafından öldürülüyor. Bu demektir ki ortada eşitsiz bir ilişki var. Yani boşanmayı, boşanma hukukunu, aile hukukunu, herhangi bir özel hukuk düzenlemesi gibi bir borçlar hukuku konusuymuş gibi ele almak mümkün değil.

    Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklı çok büyük eşitsizlikler var ve kadınların o hanelerde şiddete uğradığı, öldürüldüğü evlerde kendisine şiddet uğrayan erkekle birlikte bir arabulucu masasına oturup gelin anlaşın demek devlet tarafından kadınlara yönelik yapılan tüm bu şiddetin ve baskının aslında devlet tarafından meşrulaştırılması bir yargısal yasal düzene oturtulması demek olacaktır ki biz buna da zaten yıllardır karşıyız.”

    “NAFAKA BİR HAKTIR”

    Yıllardır kadınların bakım yükü üzerinde istihdamdan dışlandığını dile getiren Işıl Kurt, “Esnek ve güvencesiz çalışma koşullarına mahkum ediliyorlar. Dolayısıyla da evlilik birliği sona erince yoksul kalıyorlar. Bu şu demek oluyor. Artık ya ölecekler ya cinayet işlenecek, ya da aç kalacaklar. Ülkedeki yargısal sistem ve devletin bu politikalarıyla kadınları üçünden birisine mahkum ediyor. Dolayısıyla da nasıl İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldıktan sonra Danıştay da İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararını hukukuna uygun görmüştü. Bir Anayasa Mahkemesi kararıyla da nafaka hakkımızdan vazgeçecek değiliz. Nafaka bir lütuf değildir, bir ayrıcalık değildir, nafaka bir haktır” şeklinde konuştu.

    Nafaka hakkının Türkiye’ye özgü bir düzenleme olmadığının altını çizen Işıl Kurt, dünyanın her yerinde bnezer düzenlemelerin olduğunu belirtti.

    “MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Kadınların hak kaybına uğramaması adına mücadele edeceklerini vurgulayan Işıl Kurt, “Tabi ki Anayasa Mahkemesi kararı çıktı diye nafaka hakkımızdan vazgeçecek değiliz. Her türlü hukuki ve politik yolu zorlayarak, mücadele ederek nafaka hakkımızı tekrardan kazanmaya ve orada da ayrıca ek düzenlemeler yapmaya uğraşacağız. Çünkü nafaka zaten iptal edilmeden önce de kadınları öyle ölümün pençesinden çekebilen veya o yoksulluktan kurtarabilen bir şey değildir. Bu nedenle mücadelemiz de hem bu iptal kararına karşı hem de mevcut düzenlemeleri iyileştirmeye dönük olacaktır” ifadelerini kullandı.

    Nuray ATMACA/DERSİM

     

     

  • Semiha Arı: Savaşa ayrılan bütçe kadınların yaşamına ayrılabilirdi-VİDEO

    Semiha Arı: Savaşa ayrılan bütçe kadınların yaşamına ayrılabilirdi-VİDEO

    PİRHA- Barışa İhtiyacım Var Kadın Girişimi üyesi Semiha Arı, Gülistan Doku dosyası kapsamında Dersim’de yaptıkları temaslarda savaş politikalarının kadınlar üzerindeki etkilerini bir kez daha gördüklerini belirtti. Arı, güvenlikçi politikaların kadınlara yönelik şiddet, yoksulluk ve sömürü mekanizmalarını derinleştirdiğini söyledi.

    Barışa İhtiyacım Var Kadın Girişimi’nin Gülistan Doku dosyası kapsamında Dersim’de gerçekleştirdiği ziyaret ve görüşmelerde kadınlar, öğrenciler ve kadın kurumlarıyla bir araya gelen heyet, savaş politikalarının kadınların yaşamına yansımalarını tartıştı. Girişimin üyelerinden Semiha Arı, savaşın yalnızca çatışma ortamı yaratmadığını, kadınlara yönelik şiddet, yoksulluk ve güvencesizliği de büyüttüğünü ifade etti.

    “ERKEK ŞİDDETİ BURADA SAVAŞ POLİTİKALARIYLA İÇ İÇE GEÇİYOR”

    Kadınların yıllardır barış mücadelesinin en güçlü öznelerinden biri olduğunu belirten Arı, geçmiş çözüm sürecinde de kadın örgütlerinin aktif rol üstlendiğini hatırlattı. Arı, “Savaşın kadınlar üzerinde çok boyutlu etkileri var. Bu nedenle barış talebini en güçlü biçimde dile getiren kesimlerden biri kadınlar” dedi.

    Dersim’de yapılan forumlarda kadın öğrenciler ve kadın kurumlarından dinledikleri aktarımların çarpıcı olduğunu belirten Arı, kadınlara yönelik şiddetin bölgede savaş politikalarından bağımsız ele alınamayacağını söyledi.

    Kadına yönelik şiddetin dünyanın her yerinde patriyarkal sistemin sonucu olduğunu ancak Kürt kentlerinde bunun güvenlikçi politikalarla birleştiğini ifade eden Arı, “Kadınlara yönelen erkek şiddetinin aynı zamanda devlet şiddeti biçiminde de karşımıza çıktığını görüyoruz. Askerlerin, polislerin ve kamu görevlilerinin adının geçtiği çok sayıda olay tesadüf değildir” diye konuştu.

    “KADIN ÖĞRENCİLER HEDEF HALİNE GETİRİLİYOR”

    Görüşmelerde genç kadınların çeşitli vaatlerle istismar edildiğine dair anlatımlar dinlediklerini belirten Arı, özellikle yoksul ailelerden gelen kadın öğrencilerin hedef alındığını söyledi.

    Arı, “İş bulma, işe yerleştirme ya da ekonomik destek vaatleriyle kadınların istismar edildiğini görüyoruz. Bu yalnızca bireysel suçlar olarak değerlendirilemez. Burada savaş politikalarının yarattığı zeminde gelişen bir sömürü ve istismar ağıyla karşı karşıyayız” dedi.

    “GÜVENLİKÇİLİK KADINLARA KARŞI BİR SİLAHA DÖNÜŞÜYOR”

    Bölgede yoğun güvenlik politikalarının sürdüğünü vurgulayan Arı, bunun kadınların yaşamını doğrudan etkilediğini ifade etti.

    “On binlerce güvenlik görevlisinin bulunduğu bir ortam normalleşmiş bir barış ortamı değildir” diyen Arı, güvenlikçi yaklaşımın kadınlara yönelik sistematik hak ihlallerine zemin hazırladığını belirtti.

    Arı, “Barış demek yalnızca silahların susması değildir. Kadınlara yönelmiş bu güvenlikçi mekanizmaların da ortadan kalkması gerekir. Kolluk güçlerinin kadınlara yönelik işlediği suçların açığa çıkarılması, soruşturulması ve bunlarla yüzleşilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “SAVAŞIN FATURASI KADINLARA YOKSULLUK OLARAK DÖNÜYOR”

    Savaş politikalarının ekonomik sonuçlarına da dikkat çeken Arı, Kürt kentlerinde yoksulluğun ve işsizliğin daha ağır yaşandığını söyledi.

    1990’lı yıllardaki zorunlu göç süreçlerini hatırlatan Arı, özellikle kadınların göç sonrası yaşamı yeniden kurmak için çok daha fazla emek harcadığını belirtti.

    Bölgede yatırımların yetersizliği ve istihdam alanlarının oluşturulmamasının kadınları daha kırılgan hale getirdiğini söyleyen Arı, “Genç kadınlar geçinebilmek için çalışmak zorunda kalıyor. Bu durum da onları çeşitli sömürü mekanizmalarına açık hale getiriyor. Kadın yoksulluğu önümüzdeki dönemde daha fazla konuşulması gereken bir başlık” dedi.

    Barışa İhtiyacım Var Kadın Girişimi’nin kuruluşundan bu yana savaş harcamalarına dikkat çektiğini belirten Arı, kamu kaynaklarının farklı alanlara yönlendirilmesi halinde kadınların yaşam koşullarının iyileşebileceğini vurguladı.

    “Savaşa ayrılan bütçelerle kreşler açılabilir, sosyal hizmetler güçlendirilebilir, kadınlar için istihdam alanları yaratılabilirdi” diyen Arı, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Barışın inşa edilmesi kadınların daha güvenli, daha eşit ve daha özgür bir yaşam sürmesi anlamına geliyor. Bu nedenle barış talebi aynı zamanda kadınların yaşam hakkı talebidir.”

    Nuray ATMACA/DERSİM