PİRHA- Halk ozanı Dertli Divani, Varto’daki jeotermal santral projesi ve Amasya’daki maden arama girişimlerine tepki göstererek, halkın rızalığı alınmadan bu alanların açılmaması gerektiğini vurguladı ve ortak mücadele çağrısında bulundu.
Halk ozanı Dertli Divani, Muş’un Varto ilçesinde 16 Alevi köyünü etkileyecek olan Jeotermal Enerji Santrali (JES) projesi ve Amasya’da hayata geçirilmek istenen maden arama faaliyetlerine ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
Çok bilinçli ve ileriye yönelik farklı hesapların yapılarak jeotermal ve benzeri maden arama şirketlerine bu alanların izni verildiğini belirten Halk ozanı Dertli Divani, “Gerek Kaz Dağlarında, gerek Varto bölgesinde gerek bugün Gümüşhacıköy bölgesindeki ve Anadolu’nun yarın bir başka bölgesine açılacak belki ki böyle devam edecek gibi görünüyor” diye belirtti.
TOPLUMSAL DOKUYU AYRIŞTIRARAK YOK ETMEK İSTİYORLAR”
Maden aranan alanların sosyal demokrat tabanlı ya da Alevi toplumunun çoğunlukta olduğu bölgeler olduğunu vurgulayan Divani, “Bu çalışmalara özellikle izin veriliyor. O toplumsal dokuyu orada yok etmek, ayrıştırmak istiyorlar, oysa yerin üstü altından daha değerlidir” diye belirtti.
Anadolu’nun kadim geleneklerinde, kültürlerinde doğaya karşı kayıtsız şartsız bir saygı olduğunu hatırlatan Divani, “Can hakkı diye adlandırdığımız Alevi Bektaşi Kızılbaş öğretisinde sadece bu insan kastedilmiyor. Bitkide de can, çiçekte de can var, böcekte de can var, kurtta, kuşta, kedide de köpekte de can var” diye tarif etti.
“YERYÜZÜNDE VAR OLAN ZENGİNLİKLER HEPİMİZE FAZLASIYLA YETER”
Bütün varlık aleminde bulunan bir can olduğunu vurgulayan Divani, “O yüzden doğayı olduğu gibi kendi doğal haliyle korumak esastır. Yeryüzünde var olan zenginlikler ve doğal güzellikler hepimize fazlasıyla yeter. Biz bu var olanla yetinmemiz ve bunu zenginleştirmemiz gerektirir değil mi?” diyerek hatırlatmada bulundu.
Doğanın tahrip edilerek kimyasıyla oynandığını belirten Divani, “Yerin altından ne çıkaracaksın? Çıkanın sana ne faydası olacak? Yani bu hak, hukuk, adalet kavramlarının dışında toplumsal iradenin, toplumsal rızalık düşünüldüğünde zaten bu söz konusu değil” dedi.
Avrupa’da kendi mülkiyetinde olan bahçe de bir ağacın izinsiz dahi kesilmediği bilgisini paylaşan Divani, “Onun bile iznini alıyorsun. Bir mahallede bir park yapılacaksa o mahallede oturan o halka soruluyor ya da bir bina yapılacaksa üç katlı beş katlı orada oturan insanlara soruluyor” dedi.
İnsanların çoğunluğu rızalık verirse inşaatın başladığını, hiçbir şeyin oldu bittiye getirilmediğini belirten Divani, “O yüzden burada yapılan bu tabiata, bu doğaya ve bu canlılara düşmanlıktan başka türlü bir eylem değil . O yüzden biz bu konuda ciddi manada rahatsızız. Doğanın görünen doğal güzellikleri bozulmasın” diye belirtti.
“MADEN ŞİRKETLERİNE BU ALANLAR AÇILMASIN”
Maden ocaklarına alanlar açılmaması gerektiğini belirterek ortak mücadele çağrısında bulunan Halk Ozanı Dertli Divani konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Maden ocaklarına, şirketlerine bu alanlar açılmasın. Orada yaşayan insanlar ‘hayır’ diyorsa buna saygı duyulması gerekir. Hele hele yerel yönetimlerin buna karar verme yetkisinin de olmaması gerekir. Bu konuda sesimizi yükseltmemiz lazım. Demokratik kitle örgütlerinin, kurum ve kuruluşların, doğadan yana olan bütün çevreci derneklerin, ortak bir noktada seslerini yükselterek bütün halk kesimlerine ve bütün yönetim erkine bu sesimizi daha gür bir şekilde duyurmamız gerekir diye düşünüyorum.”
PİRHA- Dertli Divani “Aşkın “Pazarı” ismini verdiği özel konserleri ile 20 Mayıs’ta Dersim’de dinleyicileri ile buluşuyor.
Dertli Divani “Aşkın “Pazarı” ismini verdiği özel konserleri ile dinleyicisiyle buluşuyor. Aşıklık-Zakirlik geleneğinde yaptıkları çalışmalardan dolayı Birleşmiş Milletlerin Kültür Kuruluşu UNESCO tarafından “Yaşayan İnsan Hazinesi” olarak ilan edilen Dertli Divani 20 Mayıs Salı 20.00’da Tunceli Kültür Merkezi’nde dinleyicileri ile buluşacak.
Dertli Divani, Dersim’de ilk defa yapacağı konsere çağırarak şunları söyledi:
“Eski Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasında tarih boyunca insanları aydınlatan sayısız düşünür, bilge, er ve pir gelmiş geçmiş. Bugün yurdumuzun Dersim bölgesinde Babamansur, Ağuçhan, Üryan Hızır ve Derviş Cemal gibi daha nice pirlerin yanında Düzgün Baba, Munzur Baba gibi dervişan da yaşamıştır. Naçizane Güneydoğu Anadolu bölgesinde dünyaya gelmiş biri olarak çocukluğumdan beri dersim’in gönlümde yeri hep ayrı olmuştur.”
Biletler buradan temin edilebilir ayrıca biletletler girişten de temin ediliyor.
PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesi tarafından yürütülen ‘Çorum Rıza Şehri Projesi’ için Antalya’da dayanışma etkinliği yapılacak.
Alevilerin Çorum’da Rıza Şehri Projesi için 28 Ekim’de Antalya’da dayanışma etkinliği düzenlenecek. Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Çorum Şubesi tarafından yürütülen projeye, vakfın Antalya’daki bileşeni ve yöre derneklerinden de destek eli uzatıldı.
İnşaatı süren Rıza Şehri Projesi dahilinde 48 yataklı huzur evi için dayanışma çağrısı yapıldı.
Antalya’da, 28 Ekim saat 19.00’da yapılacak dayanışma etkinliğine Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy da katılacak. Düzenlenen gecede Sanatçı Dertli Divani ve Mustafa Özarslan da ezgilerini seslendirecek.
“Himmet pirden, gayret erenlerden” çağrısıyla yapılan dayanışma etkinliğinde toplanan gelirler, Rıza şehri projesi dahilinde kullanılacak.
PİRHA- Halk Ozanı Dertli Divani, Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın Aleviliği yok etmeye dönük bir politikanın ayağı olduğunu belirterek, Alevilerin kendi içerisinde çatıştırılmak istendiğini söyledi. Divani, “İktidar artık kendisi de biliyor ki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Büyük bir kan kaybı var ve yok olmamak için can çekişiyor ve manevralar yapıyor. Bu konularda kendimizi bilinçli bir hale getirip, bir duruş sergileme noktasında pozisyon almamız lazım” dedi.
Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.
Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.
9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.
Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri de kesin bir dille reddediyor. AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.
Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, dinci vakıfların etkili olması.
Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli? Bu sorulara yanıt aradık.
Yeni bir dosya haber dizisi başlatıyoruz. Alevi toplumunun önde gelen aydınları, yazarları, akademisyenleriyle, dedeler/pirlerle görüştük.
Dosyamızın ilk konuğu Dertli Divani.
“ALEVİLERİ YOK ETMEYE YÖNELİK BİR POLİTİKA!”
PİRHA: AKP hükümeti, 9 Kasım 2022’de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?
DERTLİ DİVANİ: “Kültür elçisi olarak bu konuya ilişkin düşüncelerimi zaman zaman birçok platformda dile getirmeye çalıştım. Bir defa devlet, hiçbir inanca, dine kendince bir bakış açısı, bir yorum getirmemeli ve hiçbirisinin yanında olmamalı. Devlet, bütün inanç ve dinlere eşit mesafede duracak ve hiçbir inancı, dini tanımlamaya kalkışmayacak. Devlet, kendine göre inançları formüle etmeyecek; insanlar hangi inanca hangi dine mensupsa, o topluluklar kendilerini nasıl ifade ediyorsa devletin, onları o şekilde kabul etmesi ve bütün inançlara eşit mesafede durarak hiçbirinin bir diğerine saygısızlık yapmaması için yasal zemin oluşturması gerekiyor. Bizim laik devletten anladığımız budur zaten. Bir defa Diyanet, laik devlet yapısına ters bir yapı. Diyanetin öncelikle lağvedilmesi gerekiyor. Sünni dostlarımız, kendi inançlarının gerekleri ne ise ihtiyaçlarını kendileri finanse edebilir. Aleviler olarak biz de devlete hiçbir şekilde ‘bizim şu ihtiyacımızı karşıla’ dememeliyiz. Aleviler yüzyıllar boyu kendi yağında kavrulmuş, ‘rıza lokması’ dediğimiz özünden, gönlünden kopan maddi katkılarla pirini, mürşidini, ozanını muhannete muhtaç etmemiş ve rıza alıp temel Yol hizmetlerini bugüne kadar yürütmeye çalışmış. Ama şimdi bizim içimizde de sanki masumane bir söylemmiş gibi ‘Bu ülkenin üçte biriyiz ve Diyanete şu kadar para ayrılıyor, bunun bu kadarı da bizim hakkımız’ deniliyor. Böyle bir hakkımız yok! Ermeniler, Ezidiler, Süryaniler, Rumlar, başka inanç mensubu insanlar da var. Tüm bunlarla birlikte hatırı sayılır oranda deist ve ateistler de var. O nedenle bu yapılanlar olmaz. Bir başkasının verdiği vergilerle neden ben kendi inancımı yaşatabilmek için nemalanayım? Bir defa rızalıksız hiçbir şey bizim inancımızda doğru değil. Devletin oluşturmaya çalıştırdığı Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı, Alevileri yok etmeye yönelik bir politikadan başka bir şey değil.”
-MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Ali Rıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?
“Bir defa yapı sakat bir yapı. Cemevi Başkanlığına yönelik eleştiriler konusunda isimler üzerinden hareket etmiyoruz. Buranın başında çok iyi insanlar da olabilirdi, bizim Alevi dünyasından birilerini de getirip başına koyabilirlerdi. O zaman biz buna iyi mi diyecektik? Devletin bünyesinde hiçbir inancın yapılanmaması gerekiyor. Hiçbir siyasi gölgenin, inançların üzerine düşmemesi gerekiyor.
Benim köyüme de o görevli insanlardan gidenler olmuş. Birçok Alevi yöresine, özellikle de örgütlü yapıya daha uzak olan köylere gidip işte ‘bize isim verin, ona maaş bağlanacak’ gibi şeyler söylenmiş. Saf, temiz duygulu insanların, bunu iyi niyetle karşılayıp kabul edip şimdi maaş almaya başladıklarını biliyorum. Bunlar ileride çok daha ciddi manada sıkıntı yaratacak durumlardır. İş daha da büyük bir çıkmaza doğru gidecek ve Aleviler kendi içinde bu defa çatışacaktır. Birisi çıkıp ‘Bırakın gariban bir adam, bir parça ekmek yesin. Niye engel oluyorsun? Burada bir görevli olsun’ diyecektir ve bu defa toplum kendi içinde birbiriyle tartışmaya başlayacak. Camideki hoca ya da müezzin, devletten nasıl besleniyorsa o zaman sen de cemevinden bir kişiyi orada gösterdiğin zaman o da devletin elemanı olacaktır.Eğer bir toplum, kendi cemevini inşa etmiş ve oradaki bir görevlinin belli masraflarını karşılayamayacak durumda ise o zaman o cemevini yapmasına da gerek yok. Bizim bu konuda toplumu ikna etmemiz gerekiyor.
“BUGÜNKÜ İKTİDARI EMEVİ ZİHNİYETİNİN DEVAMI OLARAK GÖRÜYORUZ”
Kısacası hükümet, kendini garantiye alabilmek için her tarafa şirin gözükmeye çalışıyor. Şimdiki cumhurbaşkanı, düne kadar ‘Alevilerin niye başbakanı olayım demişti? Şimdi bakıyorsunuz başka türlü projeler üretip sürekli bir kafa karışıklığı yaratmak, ortalığı bulandırmak ve oradan kendi istediklerini elde etme çabası yürütüyor. Asimilasyon eskiden vurarak, kırarak, zindanlara kapatarak, asarak yapılıyordu, şimdi baktılar ki bu olmuyor o zaman Alevilere içten ve daha esnek bir üslupla yaklaşarak, işte ‘siz iyisiniz, hoşsunuz, bu ülke siz olmazsanız ayakta durmaz’ gibi sözler söyleniyor. Süleyman Demirel de ‘Aleviler, laikliğin, demokrasinin, cumhuriyetin sigortasıdır’ demişti ya hani ama hiçbir zaman Alevilere sıcak bakılmadı. Hala daha bu inanç yasaklı ve cemevleri halen yasal statüye kavuşmuş değil. Hala daha Alevilik devlet nezdinde kendine özgü bir inanç olarak kabul edilmiyor ama Avrupa’daki bütün ülkeler Aleviliği bir inanç olarak kabul etti ve bu durumdan da bizim ülke yöneticileri rahatsız oluyor. Çünkü Aleviliğin kendilerinin güdümünde olmasını istiyor. Biz de böyle bir şey olmayacağını dile getiriyoruz. Bizler gerçek manada laiklik ve demokrasinin hayat bulması için var gücümüzle çabamızı hiç esirgemedik ama yok etmeye çalışan şu anki iktidarın kendisi. Bugünkü iktidarı Emevi zihniyetinin devamı olarak görüyoruz.”
“NE PİRLERİ NE MÜRŞİTLERİ GÖRÜYORLAR, BÖYLE OLMAZ VE BU TUTMAZ”
-Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, aralarında bir- iki kendi belirledikleri Alevi olsa da ağırlıklı olarak İslamcı akademisyenlere ve ilahiyatçılara Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlatıyor. Buna Alevi örgütleri yazılı bir açıklamayla tepki verdi. Sizce Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli bu çalışmaya karşı?
“Ansiklopedi konusunda çok geç kalındı. Bu konuda Avrupa örgütleri en azından elle tutulur, gözle görülür derecede güzel şeyler yaptı. Okullardaki ders kitaplarından tutun, birçok ciddi çalışmalar yapıldı. Türkiye’de de 20 yıl öncesinden böyle bir çalışma çok rahatlıkla yapılabilirdi. Bu sıkıntıları yıllar önce öngördük ve dergahta birlik toplantıları süreci oldu. Yok olmamamız için, Aleviliğe karşı inançsal noktada yön vermeye çalışılmaya kalkışılırsa en azından kendi inandığımız değerleri elle tutulur, gözle görülür bir yapıya büründürüp bunu topluma sunalım diye bir kaygı içerisindeydik. 2011 yılında postnişin Veliyettin Ulusoy pirimiz öncülüğünde yapılan toplantılar sonrasında Hakk’a yürüme erkanları, ikrar, görgü, müsahip ve dar nikahı erkanları, ulu ozanların, pirlerin, aşıkların dizeleri doğrultusunda güncellendi ve yazıya geçirildi. O dönem 6 kitapçık çıkarıldı ve 2015 yılında da toplum hizmetine bu kitapçıkları sunduk. Şimdi eğer Alevilikle ilgili bir çaba sarf edeceklerse eğer Alevi dünyasının inançsal noktada temsil makamları bellidir. Dergahlar, ocaklar var. İyi kötü toplumun hizmetine sundukları erkanları var. Önce gelsinler bizlerle bunu bir konuşsunlar. ‘Siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?’ diye bir sorsunlar. ‘Biz Alevilere hizmet için kurulduk sizin için ne yapabiliriz?’ diye bir yaklaşsınlar ama bizi, dergahın çalışmalarını yok sayarak, kendi kafalarına göre müfredat hazırlıyorlar. Ama ne kanaat önderlerini ne kültür elçilerini ne de pirleri, mürşitleri görüyorlar. Böyle olmaz ve bu tutmaz.
Ben hala toplumun bu enerjisine inanıyorum. Her şey bitmiş değil. Bir duruş sergilenebilir. Kimse kusura bakmasın, ‘böyle gelmiş böyle gider’ diye bir şey yok. Biraz da bizim belirleyici olmamız gerekiyor.”
“İKTİDARIN UYGULAMALARINDAN RAHATSIZ OLAN KESİMLER ORTAK HAREKET ETMELİ”
-Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim-öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?
“Aklın yolu bir; ortak akılla hareket edilirse mutlak surette doğru bir noktada buluşulur diye düşünüyorum. Yapılması gereken çok açık; laik ve demokratik bir eğitim sisteminde hiçbir inancın, dinin olmazsa olmaz kuralları ya da onun bakış açısı öğrencilere aktarılmamalı. Din ve Ahlak Kültürü dersi verilecekse eğer ilkel doğa dinlerinden başlanacak, bugüne kadar bütün semavi dinler de içerisinde dahil olmak üzere tarihsel süreçteki duruşları eşit oranda bir bilgi çerçevesi içerisinde ders olabilir. Ama sadece bir dini anlatıp başka inançları da ifade ediyorsan, onu da kendine göre yorumluyor ve tanımıyorsan bu kabul edilecek şey değil. O zaman Alevi örgütleri ve bu konuda hatırı sayılır akademisyenler, yazarlar, bilim insanları zaman zaman bir araya gelip, derli toplu bir fikir alışverişinde bulunur bir ortak metin hazırlanır. Bu ülkede iktidar, sadece kendi dünya görüşü, inanç ve ibadet anlayışı neyse bunu ülke geneline kabul ettirmeye çalışıyor, böyle bir çabası var. İktidarın, dünya görüşünün, inancının dışında daha büyük bir çoğunluk var bu ülkede. En az onlar kadar ateist ve deistler de var. Onlar kadar olmasa da farklı inanç gruplarına mensup topluluklar da var. Bu toplumsal muhalefetle bir araya gelerek ortak akılla hareket edilirse mutlak surette bu yanlış gidişata dur denilebilir ve doğru bir yön verilir diye düşünüyorum. Ama bu durum yalnız başımıza olmaz. İktidarın bu uygulamasından rahatsız olan bütün kesimlerin ortak hareket etmesi gerekiyor.”
“AŞIĞIN SÖZÜ KURAN’IN ÖZÜ, AŞIKLARIN KELAMI BİZİM İÇİN YETERLİ”
-Aleviler yıllardır çocuklarının zorunlu din dersine girmemesi için mücadele ediyor. Mahkemelere taşındı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de gidildi ve davalar kazanıldı. Hükümet kararları uygulamadı. Öte yandan, zorunlu din dersi mücadelesini boşa düşürecek bir sorun var. Bazı cemevlerinde yıllardır Kuran kursu veriliyor. Bunlardan biri Kartal Cemevi. Ne yazık ki hem mahkeme kararlarının uygulanması için hem de Kuran kursu veren cemevi/derneklere yeterli baskı, tepki, örgütlenme yapılamadı. Cemevlerinde Kuran kursu verilmesinin önüne nasıl geçilebilir?
“Alevi toplumunun bir kesimi cemevlerinde Kur’an kursu vermeye kadar getirildi. Yıllar önce ‘Diyanet’in aldığı paranın üçte birisi de bizim hakkımız’ diyen içimizden bir takım dedeler, böyle ifadelerde bulundu. Devlet de şimdi diyor ki ‘Tamam o zaman, madem öyle gel’ diyor. ‘Size de bir kurum açtık. Cemevlerinizdeki görevlilerin maaşlarını da verelim, şunu da yapalım’ demeye başladı. Bizim içimizden de bir takım saf, temiz duygulu insanlar, neyin ne olduğunu bilmeden bir takım uygulamalar yapıyor ve ne yazık ki bazı cemevlerinde Kur’an kursu da verilmeye başlandı. Anlamadığımız bir dilde bir şey öğrenmemize gerek yok. Aşığın sözü Kuran’ın özü. Aşıkların kelamı bizim için yeterli. Örneğin şu anda Ozan Der’de ‘Ozanların Dili’ muhabbeti yapmamızın nedeni de budur. Bizim de inandığımız kutsal değerlerimiz var, biz de bunları yapacağız.”
-Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?
“Akademisyenler, yazarlar, kanaat önderleri, sanatçılar, toplum tarafından sevilen saygı duyulan ocakların dedeleri, finansal noktadaki tüm bireylerin fikir ve düşünceleri alınacak, bir arada derli toplu konuşulacak, tartışılacak ve bu gidişata nasıl bir duruş sergileyebiliriz diye gereğinin bir an önce yapılması noktasında karar alınmalı. Ama şunu da ifade etmek istiyorum; iktidar artık kendisi de biliyor ki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Büyük bir kan kaybı var ve yok olmamak için onlar da can çekişiyor ve manevralar yapıyor. Nereden ne koparırım, nereyi nasıl karıştırırım, her şeyi nasıl lehime dönüştürürüm yönünde sinsi politikası var. Biz buna tarihte ‘Muaviye siyaseti’ deriz. Hükümet, o siyaseti yapmaya çalışıyor ama bu da tutmayacak. Naçizane 2005 yılında söylediğim bir deyiş var;
Zaman her şeyin ilacı, kendine gel imanım
Boz bulanık akan sular durulacak, bilesin
Böyle gelmiş, böyle gider diye bir şey yok canım
Kokuşmuş düzenin çarkı kırılacak, bilesin
Kötü söz sahibinindir, bunu iyi anla, bil
Bu yol çok çetin bir yoldur, bildiğin gibi değil
Ne kimseyi aşağıla, ne de kimseye eğil
Kişi kendi vicdanından sorulacak, bilesin
Gel bre, Dertli Divani yar olalım yarsıza
Bir yerine bin yuh olsun onursuza, arsıza
Duygu, emek sömürene, talancıya, hırsıza
Dur diyecek ulu divan kurulacak, bilesin.
“DEVLETİN SAMİMİ OLMASINI BEKLİYORUZ”
Umudu hiçbir zaman yitirmememiz gerekiyor. Eninde sonunda hak hakikat toplum tarafından görülecek ve toplumun ferasetine, sağduyusuna inananlardanım. Biz umudu yitirmeden onu büyüterek, toplumdan kopmadan, toplumun yanında olarak, korkutan şeylere karşı dik durarak pozitif enerjiyi yayabilir, bunu büyütebiliriz. Biz aşıklık, ozanlık geleneğinde ya da Alevi Bektaşi geleneğinde olsun ırk, din, dil, renk, cinsiyet ayrımının olmadığını her fırsatta dile getiririz. Ağzımızdan çıkan neyse yaşam tarzımız da o. Biz Ezidi’ye de Ermeni’ye de Süryani’ye de Sünni’ye de Alevi’ye de bizden olsun olmasın farklı da düşünüyor olsa her can eşittir ve kimseyi düşüncesinden dolayı horlamak, ayıplamak bir defa insan olma özelliğine aykırıdır. Bu çerçeve içerisinde herkesin birbirine karşı saygılı olması gerekiyor. Biz de isteriz ki bizi kimse kendine benzetmeye çalışmasın. Bizi kimse tanımlamasın, bir elbise giydirmeye kalkışmasın. Eğer kültürel manada bize katkı sunmak isteyenler varsa önce bizimle konuşması ve rızalığımızın alınması gerekir. Kendi kafasına göre işte ‘bu Aleviler şöyle oluyorlar, böyle oluyorlar, dinsizleşiyor, ateistleşiyorlar. O zaman biz bunları bir kalıba oturtalım’ gibi politika ile devlet gelirse en büyük yanlışı yapar. Bizler devletin de samimi olmasını bekliyoruz.
Ülke sınırları içerisinde yaşayan, dinliye de dinsize de eşit oranda olacaksın. Ateşe, ağaca, taşa inanana da, hiçbir şeye inanmayana da eşit mesafede duracaksın. Kimseyi tanımlamaya kalkışmayacaksın. Kimseye kendi biçtiğin kaftanı giydirmeye kalkışmayacaksın. Bizim meselemiz bu. Bizim de kendimizi bu konularda bilinçli bir hale getirip, bir duruş sergileme noktasında pozisyon almamız lazım.”
PİRHA – Klaros Dergisi’nin son sayısında sanatçılar, şairler ve müzisyenlerle yapılmış söyleşilerin yanı sıra, yazarların dosya kapsamında makalelerine de yer veriliyor. Derginin bu sayısında, Alevi kültürünün, yaşamın birçok alanında nasıl karşılık bulduğuna dair kapsamlı okumalar yapmak mümkün.
Klaros Dergisi son sayısında Alevi inancının derinliğine, günümüzdeki temsiliyetine ve karşılaştığı baskılara dair çok sayıda söyleşi ve makaleye yer verdi.
Klaros’un “Sanat ve Alevilik” dosya çalışmasında Osman Namdar, “Ortodoks İslam ve Alevilik Üstüne” başlıklı yazısı, İslam içindeki farklı mezhepler ve Alevilik arasındaki farkları ele alıyor. Heterodoks ve Ortodoksilik kavramları ile Alevilik inancı ve Aleviliğin tarihsel süreç içindeki mağduriyetini konu ediniyor.
7 ULU OZANDAN GÜNÜMÜZ DEMOKRASİ MÜCADELESİNE!
Klaros’un 10. sayısında “Boşa Koydum Dolmadı, Doluya Koydum Almadı” başlıklı yazısıyla Korkut Akın, Anadolu’nun kültürel yapısını ve bu yapının içindeki Aleviliğin mağduriyetini, sanat-siyaset ilişkisinin kaçınılmazlığını, Alevilerin barış ve demokrasi mücadelesini, sözlü kültür ve “boş-dolu” metaforu da irdeleniyor.
Dergide ayrıca şair-yazar Ali Galip de “7 Ulu Ozan” başlıklı yazısı ile Alevilikteki “7” sayısının sembolik değerine ve “7 Ulu Ozan” anlayışına dair önemli aktarım yapıyor.
Cemal Atay Genç, “Alevi Ontolojisi Üzerine Üç Kısa Tez” başlıklı yazısıyla Alevi Tinselliği’nin temel yapı taşlarını Spinoza’dan hareketle kategorilendiriyor.
DERTLİ DİVANİ’DEN ‘İNSAN OLMANIN ÖNEMİ’ VURGUSU
Dertli Divani, gerçek adıyla Veli Aykut, Aşık Büryani’nin oğlu olarak büyümüş ve 12 yaşında babasının curasını çalmaya başlamış bir ozan. 1978’de Emrullah Ulusoy ve Bektaş Ulusoy’un katıldığı bir cemde “Dertli” ve “Divani” mahlaslarını almış. Divani, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancını en iyi ulu ozanların deyişleriyle ifade edildiğini belirtiyor. Şair, Alevi sanatçı olmanın zorluklarından ve cahil insanların önyargılarından bahsediyor ve insan olmanın önemini şu sözlerle vurguluyor:
“Alevileri, cahil ve yobaz insanların tarih boyunca öcü gibi göstermeleri, bilinçaltına yerleşen önyargılar kadar acı ve sancılı daha ne olabilir ki… Bunun da çözümünün yolu, Yunus Emre’nin “gelin tanış olalım / işi kolay kılalım / sevelim sevilelim / dünya kimseye kalmaz…” dizelerinin hayat bulmasından geçiyor. Önce insan olmak gerekiyor. Asıl önemli olan budur.”
SANATÇILARLA SÖYLEŞİLER!
Şair Zeynep Kurada ise Klaros dergisinin son sayısında Zeynep Karababa ile söyleşi gerçekleştirdi. Karababa, Alevi tarihinin zenginliği ve yaşanan acılar üzerine hüznünü ifade etti. Zeynep Karababa, tarihsel olayların ve aile geleneğinin sanatındaki yansımalarına da dikkat çekti.
Karababa, “Hüznüm tabii ki tarihseldir. Bu coğrafyadaki Alevi tarihine baktığımızda Pir Sultan’a kadar giden tarihsel zenginlik, derinlik, katliamlar, ötekileştirmeler, dışlanmışlık, yok edilmeye çalışılan, hala günümüzde bile katliamlara uğrayan bir kuşağın bireyleri olarak bunlardan etkilenmemek mümkün değil tabii ki” diye de belirtti.
Zeynep Kurada, Alevi sanatçılardan Muharrem Temiz’le de kültürel bir sohbet gerçekleştirdi. Zeynel Abidin Ocağı’na mensup Muharrem Temiz, sanatına, Alevi tarihinin zenginliğine dair birçok aktarımda bulundu. Söyleşide, Muharrem Temiz’in yaşamı, sanatı ve Alevi kültürüne olan bağlılığı üzerine derinlemesine bir bakış da yer alıyor.
Zeynep Kurada, üçüncü bir isim olarak sanatçı Cengiz Özkan’la da röportaj yaptı. Özkan, söyleşisinde müziği, sazı ve sözü, Alevilik kültürünün yanı sıra usta-çırak ilişkisinin ve muhabbet kültürünün önemine de vurgu yapıyor. Söyleşi, Cengiz Özkan’ın sanat hayatını, müzikal geçmişini ve Alevi kültürüne olan bağlılığını da detaylandırıyor.
Ayrıca bu sayıda Zeynep Kurada, Cihan Saltuk ile cemevlerinin işlevlerini, Aleviler ve Alevilik için önemini, Aleviliğin ve Bektaşiliğin temel ilkelerini, geçmişten günümüze yaşadığı mağduriyetleri, Aleviliğin temel inanç sistemini konu edinen bir söyleşi de gerçekleştiriyor.
TOPLUM İÇERİSİNDE ÖTEKİLEŞTİRİLENLER!
Klaros Dergisinde “Ötekileştirmek” başlığı da Kemal Çalgan tarafından ele alınıyor. Ötekileştirmenin tarifini “toplumsal yapı içinde şiddetin bir biçimi” olarak tanımlayan Çalgan, sınıfsal ve ulusal baskıların, ötekileştirmenin temel nedenlerinden olduğunu ifade ediyor. Kemal Çalgan’ın “Ötekiliğin Özelleştirilerek Nesneleştirilmesi” başlıklı yazısı, ötekileştirmenin toplumsal yapılar ve bireyler üzerindeki etkilerini ve bu durumun üstesinden gelme yollarını ele alıyor.
TARİHE İZ BIRAKMIŞ ALEVİ ŞAİRLER!
“Ben De Bu Yayladan Şah’a Giderim: Pir Sultan Abdal” başlıklı Aydan Yalçın imzalı yazıda Aleviliğin, Pir Sultan Abdal’ın şiirlerine yansımasını ve Pir Sultan’daki Şah sevgisini ele alıyor.
Derginin yazarlarından Sabit Kemal Bayıldıran, ise “Alevi-Bektaşi Şiirinin Kapısına Anahtar” başlıklı yazısında edebiyatta heterodoksi olgusunu Yunus Emre’den başlatarak Alevi-Bektaşi şiirinin edebiyata yansıyan temel temalarını ele alıyor.
Klaros Dergisinde 1835-1916 yıllarında yaşamış, Bektaşi inançlarını işleyen ve nefesleriyle tanınan şair Edip Harabi’ye de yer verildi. Hece ve aruz vezinlerinde yazdığı şiirlerde döneminin şair ve bilginlerince övülmüş olan Harabi, Bektaşi tekkelerinde okunarak yaygınlık kazanmıştır. Harabi’nin Divan’ındaki en önemli şiirlerden olan Vahdetname, tasavvufi felsefeyi kısa ve yoğun bir biçimde anlatır ve tasavvuf edebiyatına yeni bir soluk getirir. Celal İnal, “Bir Tasavvuf Şairi Olarak Edip Harabi”yi Klaros okurları için tanıtıyor.
Dergide ayrıca İlhami Yazgan, “Bir Bektaşi Hikâyesi” başlıklı yazısında, Ömer Seyfettin’in yazdığı bir Bektaşi hikâyesi olan Deli Murat’ın Sünnileştirilerek değiştirildiğini, Kissling’in iddialarını destekleyerek açıklıyor ve bu hikâyenin Bektaşi dünyasına ait olduğunu savunuyor.
SİNEMANIN ‘KENDİ DÜNYASI’ VE ALEVİK!
Klaros’un bu sayısında sinema sektörünün Aleviliğe açıl(a)mayan perdesi de irdelenen konu başlıklarından biri oldu.
Medet Dilek’in “Sinemada Birkaç Damla Alevilik”, Mehmet Utku Şentürk’ün “Türkiye Sinemasının Alevilerle İmtihanı” ve Mesut Kara’nın “Bu Ülkede Aleviler De Varmış: Türkiye Sineması’nda Alevilik” başlıklı yazıları da derginin ilgi çeken bölümlerinden oldu. Mesut Kara, 1980’den bugüne sinemamızın Alevilere yönelik temsiliyeti olan başlıca filmleri (O Da Beni Seviyor, Başka Semtin Çocukları ve Saklı Hayatlar, Bir Ses Böler Geceyi vd.) konu edinerek “Alevilik-Sanat-Sinema” ilişkisine dikkat çeken yazılarıyla öne çıkıyor.
PİRHA – Halk Ozanları Kültür Derneği (Ozan-Der), 50. yıl etkinlikleri kapsamında “Deyişlerin Dili” adlı atölye çalışmasına başladı. Derneğin Başkanı Kenan Şahbudak, genç kuşağın, deyişlerdeki birçok kelimenin anlamını bilmediğine işaret ederek “Edep ve erkanla ilgili bir eğitim çalışması gibi düşünebiliriz” diye konuştu.
Halk Ozanları Kültür Derneği (Ozan-Der) 50. yıl etkinlikleri kapsamında “Deyişlerin Dili” isimli atölye çalışmasının ilkini yaptı. Yoğun talebin oluştuğu programda aşıklık, zakirlik ve ozanlık üzerine söyleşiler gerçekleştirilecek.
Derneğin Ankara’daki adresinde yapılan çalışmalarının başında 2010 yılında UNESCO tarafından “Yaşayan insan hazinesi” ilan edilen Ozan-Der üyesi Dertli Divani yer alıyor.
“EDEP VE ERKANLA İLGİLİ BİR EĞİTİM”
10 hafta boyunca her pazartesi saat 19.00 ile 21.00 saatleri arasında yapılacak çalışmaların detaylarına dair Ozan-Der Başkanı Kenan Şahbudak bilgi verdi. Halk Ozanları Kültür Derneği’nin 50. kuruluş yıldönümü sebebiyle böyle bir çalışmaya imza attıklarını söyleyen Şahbudak, şu bilgileri verdi:
“Derneğimizin 50. yılı sebebiyle birçok etkinliğe başladık. Bunlardan bir tanesi de UNESCO tarafından ‘Yaşayan insan hazinesi’ ilan edilen ve çalışmalarını bu yönde faydalı bir şekilde sürdüren, aynı zamanda Ozan-Der’in de üyesi olan Dertli Divani’ye daha önce yapmış olduğu Mekteb-i İrfan çalışmalarından kaynaklı teklif götürdüm. ‘Bir benzer çalışmayı mutlaka Ozan-Der’de yapmalıyız’ dedim. Farklı olan yanı ise şu: ‘Ozanlık, aşıklık geleneği ve deyişlerin tasavvuf dilinin özellikle çözümlenmesinde deyişler ne anlatıyor’ konuları ile ilgili bir nevi eğitim, yani atölye çalışması olarak bunu düşünebiliriz.
“HER HAFTA 50 KİŞİYLE MUHABBET”
Her pazartesi günü 19 ile 21 saatleri arasında yaklaşık 50 kişi ile muhabbet yapacağız. Toplamda bu çalışma 10 hafta sürecek. Bu muhabbetin arkasından da büyük bir konser yapacağız. Konserde her hafta Dertli Divani ve saz ekibi ile çalıştığımız deyişlerin yer aldığı halka açık bir konser yapacağız. Buradaki esas amacımızı bir tür hizmet içi eğitim olarak düşünün. Ozanların, aşıkların, bu Yol’a gönül vermiş olan kişilerin kendini yetiştirmesiyle; edep ve erkanla ilgili bir eğitim çalışması gibi düşünebiliriz. Bu büyük vakıflar neden bu işi yapmazlar diye hep aklımda bir düşünce vardı. İşte dedeler, aşıklar, ozanlar, kendi kendini neden geliştirmez anlamında bir düşünceydi bu. Bir erkan bütünlüğü neden olmuyor diye düşüncelerim vardı ve sonuçta biz bunu Ozan-Der’de yapabiliriz dedik.”
“AŞIK VE OZANLARA YÖNELİK HİZMET İÇİ EĞİTİM”
Derslerin içeriğine dair de konuşan Ozan-Der Başkanı Kenan Şahbudak, şunları kaydetti:
“Örneğin Aşık Veysel’in bir deyişini satır satır inceleyeceğiz. Aşık Veysel o dizelerde ne demek istemiş? Genç kuşak, türkülerin, özellikle de tasavvuf dili ile yazılmış olan deyişlerdeki birçok kelimenin anlamını bilmiyor. Hatta yanlış söylemler de oluyor. Bunları açıklayıp, saz ekibimizle icra ederek hem anlatacağız hem slayt gösterisi yapılacak hem de saz ekibimiz en sonda o deyişi icra etmiş olacak. Ama bunun içinde sadece bunu saz söz anlamında değil, bir bütün olarak düşünmemiz gerekiyor. Bir örnek verecek olursam; Vahdet-i vücut ya da vahdet-i mevcut ne demektir? Enel Hakk ne demektir? Kabe ne demektir? Şairler, ozanlar bunları yazıyor ama yazılan kelimenin manasını bilmiyor. Mesela ‘levh-i kalem’ diye yazılmış. ‘Nedir bu?’ diye soruyorum ama anlamı yok. Dolayısıyla hedefimiz yazan, çizen aşık ve ozanlara yönelik hizmet içi bir eğitim olacak. Bu geleneği, bu Yol’u öğrenmek isteyen gençlerimiz de çok, sadece Alevi-Bektaşilerin geldiği bir etkinlik de olmayacak bu. Bu felsefeye inanmış herkese açık bir çalışma diyebiliriz.”
PİRHA – Halk Ozanları Kültür Derneği (Ozan-Der), 50. yıl etkinlikleri kapsamında “Deyişlerin Dili” adı altında atölye düzenleyecek. Dertli Divani’nin yürüteceği çalışmada, deyiş ve nefes türleri, Vahdet-i mevcut-Vahdet-i vücut kavramları ile aşıklık, zakirlik ve ozanlık geleneği üzerine sohbetler yapılacak.
Halk Ozanları Kültür Derneği (Ozan-Der) 50. yıl etkinlikleri kapsamında “Deyişlerin Dili” başlığı altında aşıklık, zakirlik ve ozanlık üzerine atölye çalışmaları başlatacak.
Derneğin Ankara’daki adresinde yapılacak muhabbet ve atölye çalışmalarının başında 2010 yılında UNESCO tarafından “Yaşayan insan hazinesi” ilan edilen Ozan-Der üyesi Dertli Divani yer alacak.
Atölye çalışmasının 25 Mart 2024 itibariyle başlayacağını duyuran Ozan-Der, 10 hafta boyunca her pazartesi saat 19.00 ile 21.00 saatleri arasında iki saatlik program yapılacağını açıkladı.
Sohbetler dahilinde ‘Deyiş ve nefes türleri, batini inanç ve değerler açısından Vahdet-i mevcut-Vahdet-i vücut kavramı, cemlerde aşıklık, zakirlik ve ozanlık hizmetleri’ üzerine görüşler sunulacağı duyuruldu. Yapılacak muhabbetlerin, öncelikle dernek üyelerine yönelik olduğunu açıklayan Ozan-Der, “Derneğimiz dışından da ilgi duyan müzisyen, yazar, şair ve bilgilenmek isteyen her can katılabilecektir. Katılan dostlar, bizi arayıp kesintisiz olarak bütün muhabbetlere katılacak şekilde kaydını yaptırabilirler. Muhabbetler, belirtilen saatlerde kesin olarak başlayıp bitecektir. Geçerli mazereti olup herhangi bir muhabbete gelemeyen, o muhabbetin kaydını bir sonraki muhabbete gelmeden önce izleyip, dinleyecek ve sonraki muhabbete öyle katılabilecektir. Katılım elli kişiyle sınırlı olup ücret talep edilmeyecektir” uyarısında da bulundu.
PİRHA- Halk müziği sanatçısı Kıvırcık Ali’nin 13 yıl önce bir trafik kazasında yaşamını yitirmesinin 13. yıldönümü dolayısıyla sanat ve siyaset dünyasından birçok isim sosyal medya hesaplarından anma mesajları yayınladı.
Halk müziği sanatçısı Kıvırcık Ali’nin 13 yıl önce bir trafik kazasında yaşamını yitirmesinin 13. yıldönümü dolayısıyla sanat ve siyaset dünyasından birçok isim sosyal medya hesaplarından anma mesajları yayınladı.
1968 Tokat, Turhal, Erenli köyü doğumlu olan müzisyen Kıvırcık Ali veya asıl adıyla Ali Özütemiz, 1995’te Grup Turnalar’ı kurdu. 1998’de ilk solo albümü ‘Gül Tükendi, Ben Tükentim’ yayımlandı. Devamında 2000’de ‘Isırgan Otu’, 2004’te ‘Üçüncü Gurbet’ albümleri önemli bir halk müziği dinleyici kitlesi ile buluştu. 2003’te Arzu Şahin ile ortak yaptığı Düet albümünden sonra ‘Geriye Dönün Seneler’ ve ‘Hepimize Yeter Dünya’ albümleri yayımlandı.
Sanatçı 11 Ocak 2011’de, İstanbul Büyükçekmece’de kendi aracıyla geçirdiği bir trafik kazasında henüz 42 yaşında hayatını kaybetti. Bugün sanatçının ölüm yıldönümü dolayısıyla sosyal medyada yayımlanan mesajlardan bazıları şöyle:
DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat: ‘Hayat bir akşam güneşi, battıkça baktım ağladım.’ Sesiyle, nefesiyle milyonların yüreğine dokunan sevgili Kıvırcık Ali’yi aramızdan ayrılışının yıldönümünde saygı ve özlemle anıyorum. Türküleri her daim bizimle olacak.
Halk ozanı Dertli Divani: 13 yıl önce, bu dünyadan göçüp gittin. Bütün türkü severler gözü yaşlı, bağrı ateşli /eli bağlı, yüreği dağlı /olarak seni firkatli avazınla hep anımsayacaktır Ali kardeşim… Devrin daim, mekanın gönüller olsun.
Sanatçı Ferhat Tunç: Mütevazı, saygılı ve dayanışmacı kişiliğiyle hep hatırlayacağız. Besteleri ve yorumuyla milyonların yüreğinde haklı bir yer edindi. Bir Türkü aşığı olarak sevgili Kıvırcık Ali’yi aramızdan ayrılışının 13. yıldönümünde özlemle ve sevgiyle anıyoruz.
Müzisyen Kutsal Evcimen: Devrin daim olsun Ali abim. Seni özlüyoruz. Gönüllerdesin.
PİRHA- Dertli Divani, Ali Sizer ile Mektebi İrfan Zakirleri’nin katıldığı ve ilki Maraş’ın Çokyaşar köyünde yapılan muhabbet ceminde, kültürümüzde her şeyin muhabbetle başladığı ve muhabbetle kavrandığı vurgulandı.
Halk ozanları Dertli Divani, Ali Sizer ve Mektebi İrfan Zakirleri’nin katıldığı muhabbet cemlerinin ilki Maraş’ın Çokyaşar köyünde yapıldı. Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF), Paris Alevi Kültür Merkezi (PAK Merkez) ve Pazarcık-Elbistan Halk Evi’nin desteğiyle organize edilen muhabbet cemine halkın yoğun katılımı dikkat çekti.
“MUHABBET KAPININ KİLİDİDİR”
Dertli Divani ve Adıyaman’daki canlarla birlikte muhabbetlerini ve yola olan ikrarlarını tazelemek için Maraş köylerine geldiklerini belirten halk ozanı Ali Sizer, “El ele el Hakk’a düsturuyla güzel dostlar bir araya gelmişler. Biz de Alikot Baba’nın, Elif Ana’nın yaktığı çerağın ışığında kalabilmek için, bunların nurundan nasiplenebilmek için buradayız. Sizleri de bekliyoruz. Gelin ki yolumuz yerini bulsun. Gelin ki itikatımız itikat olsun” dedi.
Muhabbet ceminin açılışında bir konuşma yapan Dertli Divani ise şunları söyledi:
“Bu kültürün sürdürücüsü olan canlar olarak bu muhabbet, bu erkân, sizin talebiniz üzerine bugün burada yapılıyor. Öncelikle yapacağımız cemin içeriğine dair bir muhabbet kapısı açalım. Kapı nedir, muhabbet nedir diyeceksiniz. Nasıl ki her evin, her binanın bir kapısı var, bizim öğretimizin, yolumuzun, inancımızın ve inandığımız değerlerin de ne olduğunu anlayabilmemiz için eşikten içeriye girmemiz gerekiyor. Yani bir kapı gerekiyor. İşte o kapının kilidi muhabbettir. Her şey muhabbetle başlıyor ve muhabbetle kavranıyor.”
“KAİNATIN SIRLARI ANCAK MUHABBETLE ANLAŞILIR”
Konuşmasında muhabbetin insandan başka bir yerde aranamayacağını belirten ve halk ozanlarının muhabbetle ilgili deyişlerinden dizeler okuyan Dertli Divani, 18. yüzyıl Alevi ozanlarından Genç Abdal’ın bir deyişini şöyle tercüme etti:
“Ey kardeşim. Hakkın cemali muhabbetle perdelendi, sırlandı. Hakkın bilgi hazinesinde evrenin, kainatın keşfedilmeye muhtaç olan sırları da ancak muhabbetle anlaşılır ve bilinir olur.”
Daha sonra muhabbet cem erkanının yürütülmesiyle devam etti.
PİRHA- Usta ozan Ali Ekber Çiçek’in mezarı Dertli Divani ve Mektebi İrfan Zakirleri tarafından ziyaret edildi. Çiçek’in mezarı başında deyişler okundu.
Usta ozan Ali Ekber Çiçek’in Balıkesir Edremit’te bulunan mezarı, Dertli Divani ve Mektebi İrfan Zakirleri tarafından ziyaret edildi.
Alevi-Bektaşi müziğinde çığır açan, nefes, deyiş, devriye, şathiye ve mersiyeleri topluma kazandırıp ölümsüzleştiren büyük usta Ali Ekber Çiçek, 1935’te Erzincan’ın Ulular Köyü’nde doğdu.
Babasını 1939 Erzincan depreminde yitirdi. Çok küçük yaşlarda rençberlik yapmaya başlayan Çiçek, bu arada bağlama çalmayı öğrendi. İlkokuldan sonra öğrenimini sürdüremeyen Çiçek, 1961 yılında İstanbul Radyosu’na ses ve bağlama sanatçısı olarak girdi. Sanat yaşamı boyunca 400’den fazla türküyü derleyip Halk Müziği’ne kazandıran Çiçek, halk müziğini geniş kitlelere ulaştırarak unutulmazlar arasına girdi.
Halk Müziği’nin en önemli isimlerinden Ali Ekber Çiçek, 26 Nisan 2006 yalında 71 yaşında İstanbul’da Hakk’a yürüdü. Sanatçının cenazesi, Balıkesir’in Edremit İlçesi’nde Tahtakuşlar köyünde toprağa sırlandı.
Dertli Divani ve Mektebi İrfan Zakirleri, Usta ozan Ali Ekber Çiçek’i Tahtakuşlar köyündeki mezarında ziyaret etti. Çiçek’in mezarı başında deyişler okundu.
PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri’nin 9-13 Ağustos tarihleri arasında düzenlediği 2.Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali Sasa, Dertli Divani ve Gülcihan Koç’un seslendirdikleri deyişlerle son buldu.
Alevi Kültür Dernekleri’nin (AKD) Balıkesir’in Altınoluk ilçesinde düzenlediği 2. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali biterken, AKD Altınoluk semahçılarının semahlar döndü. Ardından Sasa sahneye çıktı.
Dertli Divani ve Mektebi İrfan Zakirleri’nin söyledikleri deyişler ve muhabbetin ardından 2. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali, Gülcihan Koç konseri ile son buldu.
PİRHA- AKD’nin 9-13 Ağustos tarihleri arasında düzenlediği 2. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali başladı.
Alevi Kültür Dernekleri(AKD)’nin Balıkesir’in Altınoluk ilçesinde bu yıl ikincisini düzenlediği Alevi Kültür ve Sanat Festivali 2 Temmuz Parkı’nda okunan basın açıklaması ile başladı. Açıklamayı komite adına Dilek Aygün okudu. Aygün’ün okuduğu açıklamada şu ifadeler yer verildi; “Biz Aleviler, Türkiye’de nefret söylemine maruz kalan toplumsal kesimlerden biri. Evleri işaretleniyor ve zorunlu din derslerinde olduğu gibi nefret söylemlerine maruz kalıyorlar. Sevgili canlar, bugün burada adını Madımak Katliamı’ndan alan 2 Temmuz Parkı’nda 33 güzel insanımızın 8 saat boyunca yakılmasını nefretle kınarken düşenlerimizin adına, anısına olan bağlılığımızı, dosta ve düşmana ilan ediyoruz. Biz bitti demeden bu dava bitmez. Onun için 2. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin ‘Yol ve Erkan Aşkına’ uyandıracağımız çerağımızın işaret fişeğini buradan ateşliyoruz.”
2 Temmuz Parkı’nda gerçekleşen basın açıklamasının ardınsan yurttaşlar festival alanına geldi. Programın devamında ‘Basında ve Ustaların Objektifinden Aşık Veysel’ sergisinin açılışı Altınoluk Belediye Başkanı Selman Hasan Arslan, AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, AKD Altınoluk Şube Başkanı Veli Doğan’ın katılımıyla gerçekleştirildi. Festival, Ahmet Aykut Dede’nin çerağ uyandırması ve semahlar ile devam etti.
“SANAT İNSANIN DOĞAYA KATTIĞI ÇABADIR”
Gecede açılış konuşması yapan AKD Altınoluk Şube Başkanı Veli Doğan, “Sanat insanın doğaya ve yaşama kattığı bir çabadır. Toplumsal gelişmeyle etkileşimi sanatın toplumsal bir çaba olmasını da getirir. Bugün Alevi toplumu, kendini yenilemek, kültürünü ve sanatını yaşatabilmek için bilim dallarının hepsine kök salmaya başladı. Alevilik tüm dünyaya kendini tanıttı. Alevilerde vazgeçilmez olan saz, söz ve semah belleklerini devamlı yeniler. Aynı zamanda sürekli bir yenilikle eskiliğin, aydınlıkla karanlığın, ezilenle ezenin sömürülenle sömürenin savaşımı olan insanlık tarihindeki sanatın yeri, insan yaşamının birikimini geleceğe taşıyanların yanıdır” dedi.
” TEK TALEBİMİZ EŞİT YURTTAŞLIK HAKKIMIZ”
Festivalde konuşan AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ise şunları söyledi; “Ayrıştıran değil birleştiren, ötekileştirmeden hak ve özgürlüklerin eşitlendiği, hak ve hakikat mücadelesinden asla ve asla geri adım atmadan yolumuzu erkanımızı sürdüreceğiz. Esas olan sorunlarımıza ve eşit yurttaşlık talebimizle asimilasyona, zorbalığa, adaletsizliğe, doğa ve ormanlarımızın yağmalanmasına, yoksulluğa ve yolsuzluğa, gericiliğe, ırkçılığa, faşizme ve şeriata karşı insanca yaşam mücadelesinin bir parçası ve örgütleyicisi olacağız. Zulüm neredeyse kerbela oradadır. Şah Hüseyin gibi direnenlere selam olsun. Bunca zulüm karşısında tek talebimiz eşit yurttaşlık hakkımız”
“ALEVİLERİN UĞRADIĞI HAKSIZLIKLARI HER YERDE DİLLENDİRMEMİZ GEREKİYOR”
Gecede son olarak Halkların Demokratik Partisi (HDP) önceki dönem vekili Ali Kenanoğlu konuştu. Kenanoğlu, Türkiye’de cumhuriyetin demokratikleşmesi gerektiğini ifade ederek, “Bugün okullarda imam atamalarının sebebi demokratik bir cumhuriyet olmamasıdır. Bu işin mücadelesi doğru yerden verilmiş olsa bütün bu sorunlar ortadan kalkar. Çanakkale’de birlikte savaştık ama namaz kılanlar birinci sınıf vatandaş oldu, cem yapanlar yasaklandı. Bu duruma, eşitlik için itiraz edeceğiz. Alevilerin uğradığı haksızlıkları her yerde dillendirmemiz gerekiyor. Biz ancak bu mücadeleyle kendimizi duyurabiliriz. Bu ülkede 600 tane milletvekili varsa bırakın 2-3 kişi Alevilik konuşalım. Bu topraklarda yaşayan insanların üçte biri Alevi diyorsunuz ama parlamento temsiliyetine gelince bundan rahatsız oluyorsunuz. Böyle olmaz.” dedi.
Festivalin ilk günü Dertli Divani ve Mektebi İrfan Zakirleri’nin muhabbetiyle son buldu.
PİRHA – Büyük halk ozanı Aşık Veysel, Hakk’a yürüyüşünün 50. yıldönümünde Ankara ve Muğla’da anıldı.
Halk ozanı Aşık Veysel, Hakk’a yürüyüşünün 50’nci yılında Çankaya Belediyesi’nin düzenlediği törende anıldı.
‘Aşık Veysel Yılı’ olarak düzenlenen anma programları kapsamında MEB Şura Salonu’nu dolduran Ankaralılar, Veysel’i türküleriyle andı.
Halk müziği sanatçıları Dertli Divani ve Ender Balkır, “Muhabbet Bendi” anma konserinde, büyük halk ozanı Aşık Veysel imzası taşıyan eserleri seslendirdi.
Halkın yoğun ilgi gösterdiği konserde Dertli Divani ve Ender Balkır’a divan bağlamada Ferhat Karaca, curada Mert Kılıç, basgitarda Serkan Güneyi, gitarda Giray Akçay ve perküsyonda Burak Çınar eşlik etti.
AŞIK VEYSEL İÇİN DATÇA’DA ANMA TÖRENİ
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi de Aşık Veysel’i 50. yılında unutmadı.
21 Mart gecesi Bülent Ecevit Kültür Merkezinde gerçekleşen programda Aşık Veysel’in hayatından kesitlerin yer aldığı sinevizyon gösterimi yapıldı.
Zeki Şimşek, Gülay Bahar, Kubilay Akman, Maşide Yalın, Gülden Çiçek ve Bahattin Akbulut tarafından Aşık Veysel ezgileri seslendirildi.
Anma programı sonrasında katılımcılar ile lokmalar paylaşıldı.
PİRHA – Halk ozanı Aşık Veysel, Hakk’a yürüyüşünün 50. yıldönümünde Ankara’da yapılacak konserlerle anılacak.
Hakk’a yürüyüşünün 50’nci yıldönümünde büyük ozan Aşık Veysel, halk müziği sanatçıları Dertli Divani ve Ender Balkır’ın sahneye çıkacağı “Muhabbet Bendi” konseriyle anılacak.
Çankaya Belediyesi tarafından yapılan anma konseri, 23 Mart’ta Milli Eğitim Bakanlığı Şura Salonu’nda gerçekleşecek.
Büyük ozanı anma konserinin yer fişleri 17 Mart’tan itibaren Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Yılmaz Güney Sahnesi’nden temin edilebilecek.
PİRHA-Dertli Divani, AKP’nin dedelere maaş bağlanması yönündeki planına tepki gösterirken, “Dedelere devlet tarafından maaş verilmeye başlandığı andan itibaren ‘Alevilik katledildi’ demektir. Dedeler o zaman Alevilerin dedesi değil, devletin dedesi olurlar. Herkes kendi inancının gereklerini kendi rıza lokmalarıyla karşılasın” dedi.
Aleviliği ve cemevlerini tanımayan AKP’nin, ‘Alevi açılımı’ adı altında dedelere maaş verilmesi yönünde adım atacağının dillendirilmesi tepki çekmeye devam ediyor. Yol yürütücüsü Ozan Dertli Divani de konuya ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.
“ÇOK TEHLİKELİ”
AKP’nin böyle bir hamlesinin Alevilik inancına büyük zarar vereceğini belirten Dertli Divani, “Dedelere devlet tarafından maaş verilmeye başlandığı andan itibaren ‘Alevilik katledildi’ demektir. Dedeler o zaman Alevilerin dedesi değil, devletin dedesi olurlar. Biz Diyanetin dahi kaldırılması gerektiğini düşünürken ayrıca yeni bir Diyanetin oluşturmasını istemiş oluyoruz. Bu doğru değil. Dedelere maaş verilmesi hiç hoş bir şey değil. Bu söylemi artık unutalım. Hiçbir şekilde devlet tarafından inançsal anlamda hizmetlerimizi yürütebilmemiz için Alevi dedelerine, zakirlerine, aşıklarına bir maddi ödeneğin ödenmesini talep etmemize gerek yok. Bu çok tehlikeli” dedi.
“HERKES KENDİ İNANCININ GEREKLERİNİ KENDİ RIZA LOKMALARIYLA KARŞILASIN”
Dertli Divani, devlet bir şey verdiği zaman senden bir şeyler alacaktır” diyerek konuşmasına şöyle devam etti:
“Bunu bilmemiz gerekiyor. Alevilerin inanç ve ibadetleri kendilerine özgüdür. İbadet yerleri de cemevlerdir. Kanaat önderleri; dedeleri, pirleri, rehber, pir, mürşit kavramları da bu toplumun inancını temsil eden makamlardır. Bu kabul edilsin. Zaten belediyelerin yasasında bile ‘cemevleri ibadet yeri’ denildiği zaman elektriği, suyu birtakım giderleri bedava. Bütün inanç, ibadet yerleri aynı statüde. Bu şekilde kabul edilsin. Ama onların ne hocaları ne müftüleri ne dedeleri ne pirleri ne papazları ne hahamları maaş aldın. Maaş almasına gerek yok. Herkes kendi inancının gereklerini kendi rıza lokmalarıyla karşılasın. Temennimiz, yaklaşımımız budur bizim.”
PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesi Eşit Başkanı Zakir Süleyman Demir için Antalya’da örgütlü bulunan Alevi bileşenleri, dayanışma etkinliği yaptı. Demir’in kalp rahatsızlığı nedeniyle kalp kapakçığının altına konması gereken destek cihazının maliyet bedeli devlet tarafından karşılanmayınca etkinlik düzenlendi.
Kalp rahatsızlığı nedeniyle kalp kapakçık altına yerleştirilecek kalp destek cihazı maliyeti devlet tarafından karşılanmayan Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Antalya Şubesi Eşit Başkanı Zakir Süleyman Demir için Kalp kapakçık destek cihazı alınması için Antalya’da örgütlü bulunan Alevi bileşenleri, Antalya Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi konferans salonunda dayanışma etkinliği gerçekleştirildi.
Alevi kurumlarının 30 yıllık kültürel çalışmalarının yer aldığı slayt gösterisinin ardından HBVAKV Hacı Bektaş Veli Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Antalya Şubesi Başkanı Nurettin Erdoğan, dayanışmaya katkı sunanları, emek verenleri selamlayarak başladığı konuşmasında Aleviliğe yıllarca hizmet etmiş olan Süleyman Demir’i yaşatacaklarını söyledi.
Yeni bir döneme girildiğini aktaran Erdoğan, “Bu yeni dönemde tüm canların daha rahat ve huzur içeresinde yaşaması için bir sistem oluşturup ülkemizin huzur ve barışı sağlamaya çalışacağız. Dayanışma içinde yaşamak, birlik olmak demektir. Bugün de olduğu gibi birlik ve beraber içerisinde olacağız. Karşılıklı dayanışma olmazsa toplumlar var olamaz” dedi.
Ardından Şah Ahmet Sultan Ocağı Yol Hizmetkarı Dede Mehmet Turan çerağ uyandırarak, Süleyman Demir’in Hızır’ı olunması çağrısında bulundu.
Ardından İlke Türkdoğan, İhsan Güvercin, Nilüfer Akbal, Dertli Divani ve Yasemin Göksu’nun seslendirdiği nefesler, deyişler ve şarkıların ardından cerağın sıralanmasıyla etkinlik sonlandırıldı.
PİRHA- “Hacı Bektaş Veli Dergâhı bizim Serçeşmemizdir” diyen Yol yürütücüsü Ozan Dertli Divani, dergahın müze statüsünden kurtarılıp Alevi toplumunun iradesine teslim edilmesi gerektiğini söyledi. Alevilerin kutsal mekanlarının siyasete alet edilmemesini vurgulayan Dertli Divani, “Alevi öğretisine hiçbir siyasetin gölgesi düşmemeli” dedi.
Yol yürütücüsü Ozan Dertli Divani, Hacı Bektaş Veli Türbesinin Alevilere iade edilmemesine ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
“Hacı Bektaş Veli Dergâhının bizim Serçeşmemizdir” diyen Dertli Divani, “Orası bizim hem inanç merkezimiz, hem de bütün müşküllerimizi çözdüğümüz en üst kurulumuz, gönülleri birleyip cem olduğumuz, erkanları yürüttüğümüz kutsal bir mekân” dedi.
Dertli Divani, Hacı Bektaş Veli Dergâhı’nın müze statüsünden kurtarılıp Alevi toplumunun iradesine teslim edilmesi gerektiğinin altını çizdi.
Alevilerin kutsal mekanlarının siyasete alet edilmemesini vurgulayan Dertli Divani, “Alevi öğretisine hiçbir siyasetin gölgesi düşmemeli. Zaten etik siyaset yapanlar da böyle düşünürler, olaylara böyle yaklaşırlar. İnançlar, kültürler, halkın yarattığı değerlerdir, buna toz kondurmamamız gerekiyor. Bugün sizin en yakın durduğunuz siyasi yapıda yarın yan çizebilir size hak ettiğiniz değeri vermeyebilir, sizin kabul görmeniz gerektiği noktada sizi reddedebilir. Bundan dolayı inanç yapılanmaları özerk olmalı” diye belirtti.
“1, 2 CEMEVİ YAPIP KULLANIMIMIZA SUNMALARI BİR İHSAN DEĞİL”
Dertli Divani, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Toplumun önde gelen canları, insanları, rehberleri, piri, zakiri, ozanı, aşığı kılı kırk yararak, attığı her adımı ölçerek, biçerek hesap etmesi gerekir. Politik sözler, vaatler bu kültürel değerleri imhaya yöneliktir. Bizim paraya pula ihtiyacımız yok. Düşünsel ve inançsal anlamda kendimizi ifade ettiğimiz biçimde kabul görelim, başka hiçbir şeye ihtiyacımız yok.
Yüzyıllar boyu dedelerini, pirlerini, aşıklarını, sadıklarını, hizmet ehillerini bu toplum rıza lokmalarıyla muhannete muhtaç etmemişler, bugün de etmiyorlar. Onların bize 1,2 cemevi yapıp kullanımımıza sunmaları bir ihsan değil. Bunun kat kat fazlası bizim hakkımız ama bizler laik ve demokratik sistemin o hassas dokuları zedelenmesin diye bunların da artık yapılmasına gerek yok diye düşünmemiz gerekiyor.”
PİRHA- Ozan Dertli Divani, AKP iktidarının son süreçte Alevilere yönelik uyguladığı politikaların sinsice olduğunu söyledi. Divani, “İktidarı samimi bulmuyoruz. Sinsi politikalar yürütülüyor. Etik siyasetin dışında başka siyaset yaptıklarının farkındayız. Bu girişim kendilerine benzetme çabalarıdır. Bu oyunlara düşmeyelim aklımızı başımıza devşirelim” dedi.
Yol yürütücüsü, Ozan Dertli Divani, AKP iktidarının son süreçte Alevilere yönelik uyguladığı politikalara dair PİRHA‘ya konuştu.
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevine yaptığı ziyareti ve Diyanet aracılığıyla Alevi dedelerin Kerbela’ya götürülmesi ile gençlik kampı düzenlemesini eleştiren Divani, iktidarın bu konuda samimi olmadığını vurguladı.
AKP iktidarının her seçim döneminde farklı kesimlere yönelik sinsi politikalar izlendiğini de belirten Divani, Alevilerin taleplerinin çok açık ve net olduğunu, eşit yurttaşlık talebinin karşılanmasıyla sorunların çözüleceğini söyledi.
Seçim öncesindeki her dönem siyasi partilerin ve partilerin genel başkanlarının her kesime yönelik ziyaretler gerçekleştirdiğini belirten Divani, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cemevi ziyaretinin de siyasi içerikli olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 20 yıldır iktidarı yönettiğini hatırlatan Divani, “AKP iktidarları süresince Alevilerin eşit yurttaşlık talepleri karşısında bugüne kadar en küçük bir adım atmadılar ve hep yok saydılar. Alevilerin talepleri çok net ve çok açık. Geçmişten bugüne kadar toplumun önde gelen isimlerinin defalarca dile getirmesine rağmen bunların hepsine kulaklarını tıkadılar. Biz laik ve demokratik bir yaşam tarzının bu ülke sınırları içerisinde yaşayan herkes için gerekli olduğuna inanıyoruz. Laik ve demokratik bir ülkede de Diyanet diye bir teşkilatın olmaması lazım. Evet Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda zorunluluktan dolayı bir Diyanet teşkilatı oluşturmuş ama artık bugün gereksiz bir yapı. Devlet bütün inançlara, ibadet anlayışlarına, farklı yaşam tarzı olanlara eşit mesafede olmalı. Her toplumun, farklı grupların kendisini özgür bir şekilde ifade edebileceği ve inancını yaşayabileceği ortamı devletin oluşturması gerekiyor” diye konuştu.
“DEMOKRASİ VE LAİKLİK KAĞIT ÜZERİNDE YAZILI, PRATİKTE UYGULANMIYOR”
Hiçbir inancın, ibadet anlayışının, yaşam tarzının kendisinden farklı olana müdahale etmemesi, kendine benzetmek gibi bir politika izlememesi gerektiğini vurgulayan Divani, sözlerine şöyle devam etti:
“Devletin kontrolör görevi var burada. Hiçbir dine, hiçbir inanca maddi anlamda bir yardımda da bulunmasına gerek yok. Her toplum kendi inancının gereklerini kendisi finanse etmeli. Şu dindenim, bu dindenim demeyen ateistler de var, deistler de var, farklı yaşam tarzı olanlar var. Bunların hepsine de saygı duymamız gerekiyor. Ezidi’si, Ermeni’si, Laz’ı, Çerkez’i, Arap’ı, Kürt’ü, Türk’ü var. Bunların hepsini olduğu gibi kabul etmek gibi asli bir görevi vardır bu devlettin. Ama iktidarlar ne yapıyorlar? Hayır, diyor. Demokrasi ve laiklik sadece kâğıt üzerinde yazılı. Gerçekte bunlar uygulanmıyor. Güçlü olan, egemen olan kimse yasaları da hukuk sistemini de kendilerine göre düzenliyorlar. Bu ülke içerisinde yaşayan aydınlar, aklı başında olan vicdanlı insanlar bunun farkında, herkes biliyor. Alevi Bektaşi Kızılbaş toplumu olarak yerkürede bizim dışımızda ne kadar farklı inanca, ibadet anlayışına, yaşam tarzına sahip olan varsa hepsi bizim için kendine özgüdür, değerlidir. Bunların varlığını kabul edeceğiz.”
Cumhurbaşkanının Hüseyin Gazi Cemevine ziyaretini samimi bulmadıklarını ifade eden Divani, “Dedeleri ziyaret amaçlı Kerbela’ya götürme yaklaşımlarını da samimi bulmuyoruz. Gençlik kampları adı altında gençleri toparlayanları da samimi bulmuyoruz. Sinsi politikalar yürütülüyor. Etik siyasetin dışında başka siyaset yaptıklarının farkındayız, samimi değiller. Bu girişim kendilerine benzetme çabalarıdır. Bu oyunlara düşmeyelim aklımızı başımıza devşirelim” dedi.
Dertli Divani şöyle devam etti:
“Bu ülkede sadece Aleviler ve Sünniler yaşamıyor. Farklı milliyeti, inancı olanlarda var. Onların da varlığını kabul edeceğiz ama ülkenin yapısını bozmadan, demokratik zeminde herkes varlığını ifade edecek. Evet laik, demokratik Cumhuriyetin değerleri, bu ülke sınırları içerisinde yaşayan her kesim için vazgeçilmezdir. Bugüne kadar arzu edilen düzeyde yürümedi ama bundan sonra demokrasiye inanan, kendini farklı ifade eden herkes gücünü birleştirirse bu Yezit zihniyetini boşa çıkarmış oluruz. Bütün ırkların, renklerin, milliyetlerin, farklılıkların kısacası bir arada kardeşçe yaşaması mümkündür. Biz buna inanıyoruz. Alevi kurum yöneticilerinin, dedelerinin, dergâhının başında olan postnişinlerinin aklı başında, vicdanlı, insaflı olan bütün aydınların yanında karınca kararınca bizlerde sazımızla, sözümüzle mücadele etmeye çalışıyoruz.”
Dertli Divani sözlerine şu dörtlüklerle ve sözlerle son verdi:
“Ne yazık dostlar geçip giden zamana,
Karanlıktan aydınlığa bir yol alınmaz oldu,
Madem her şey insan için her şey insandan yana,
Hani hak, hukuk, adalet nerede bulunmaz oldu.
Ezen ezilen sınıflar karışmış birbirine,
Riyakâr olanlar geçmiş aklı selim yerine,
Önünü sonunu görmeyenler gider körü körüne
Ehli irfan olmayınca karar kılınmaz oldu.
Asalet kişide yoksa, soydan boydan ne gelir,
Arifler gerçek erenler onu hep böyle bilir.
Der Dertli Divani canlı cansız tüm kâinat bir,
Varlık aleminde varız neden bilinmez oldu.
“MADIMAK UTANÇ MÜZESİ OLMALI”
Alevilerin talepleri çok net, çok açıktır. Aleviler eşit yurttaşlık talebi kapsamında, ‘cemevleri bizim ibadet yerimizdir’ diyor. Bunun kabul görmesi lazım. Madımak’ta kültür elçileri yakıldı. Oranın utanç müzesi olması gerekiyor. Kısacası bu ülkede birbirinden farklı olan bütün grupların olduğu gibi kabul edilmesi hepimizin ortak söylemi ve ortak talebidir. Demokrasi, demokrasi, demokrasi diyoruz.”
Ozan Dertli Divani, bakanlıklarca yürütülen projelerin “iyi niyetten uzak” girişimler olduğunun altını çizdi. Tarih boyunca Alevi toplumunun “baskı, zulüm ve kıyımlar” yaşadığını ifade eden Dertli Divani, “Emevi geleneğinin devamı olan zihniyet, artık kesmekle, biçmekle yok edemeyeceklerini anladı ki şimdi sinsi bir şekilde Alevi toplumuna şirin görünerek, bir şeyler yapıyormuş gibi özünden koparıp asimile etmeye çalışıyor” yorumunu yaptı.
“ALEVİLİĞİ BAŞKA İNANÇLARA BENZETME ÇALIŞMASINA GEREK YOK”
Ozan Dertli Divani, “Hala Alevilik yok sayılıyor” diyerek iktidarın Alevi politikalarını şu sözlerle eleştirdi:
“Alevi inancının kendine özgü ‘olmazsa olmazları’ dediğimiz, inançsal açıdan baktığınız zaman A’dan Z’ye yaptığı ritüellerin hiçbir dine, ibadet anlayışına benzemeyen, kendine özgü bir derinliği, öze yönelik bir ibadet anlayışı var. Alevi inancına mensup insanlar bütün inançlara son derece saygılıdır. İnancın özünde zaten pirimiz Hünkar Hacı Bektaş ne diyor ‘73 millete bir nazardan bakın.’ Yani ne kadar farklı inanç varsa hepsi kendine özgü bir değerdir. Bizim de kendimize özgü bir değerimiz var. Bizi de herkes böyle kabul etsin. İnsanlığın varoluşundan bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün kültürel yapıların, inanç ve ibadet anlayışlarının benzeşen yanları olabilir. Alevi inancında da Hakk, Muhammed, Ali kavramı, 12 imam inancı vardır. Başka inançlarda da buna benzer değerler var. Ama birini diğerine benzetme çalışmasına gerek yok. Hele ki laik ve demokratik bir ülkede devletin hiçbir inancı, dini tanımlama hakkı yoktur. Bütün din ve inançlara eşit mesafede olacak ve her toplumun kendi inanç ve ibadet anlayışını özgür bir şekilde yapabilecek olanağı sağlayacak. Ve hiçbir ibadet anlayışının da bir diğerine baskı kurarak kendine benzetmeye çalışarak politikalar üretmesine müsaade etmeyecek. Yani devlet dinliye de dinsize de eşit oranda olacak. Her toplum kendi inancının gereklerini kendisi finanse etsin. Devletin ne Alevilere ne Sünnilere ne Ezidilere ne Ermenilere ne Süryanilere hiçbir inançlı topluma maddi anlamda katkı aktarmasına gerek de yok. Biz zaten bunu doğru bulmuyoruz. Her toplum kendi inancının gereklerini kendisi finanse etsin. Bizim duruşumuz söylemlerimiz bu çerçeve içerisinde.”
Ozan Dertli Divani, Aleviliğin Sünni inancı içerisinde eritilmek istendiğini söyleyerek şu cümlelerle devam etti:
“Mutlak suretle amaçlanan bu. Yani Emevi geleneği dediğimiz, Muaviye siyaseti dediğimiz işte bu. Kendi potasında eritip, yok etmek ve kendine dönüştürmek… Tarih boyunca bu yapıldı. Bütün dünya alem biliyor ki birçok Ermeni kökenli vatandaşımız başka bir kimliğe dönüşmüş durumda. İnancını, dilini, milliyetini farklı bir şekilde ifade eder bir durumda bugün. Güneş balçıkla sıvanmaz. Bir bahçeye girdiğinizde rengarenk çiçeklerle karşılaşırsanız içiniz açılır. Bırakın insanların ırkı, milliyeti, inancı, ibadeti birbirinden farklı olsun. Farklılık zenginliktir. Hiçbir ibadeti, inancı, bir başka düşünceye benzetmeye çalışmak gibi bir yaklaşım içerisinde olmamak gerekiyor. Ne yazık ki bugün Emevi geleneğinin uzantısı olan iktidar, bunu yapıyor. Ben bir kültür elçisi kimliğimle bu konudan rahatsızım. Sadece Aleviliğe yönelik yapılan bir asimilasyon yok. Bütün farklılıkları kendine benzetmek için yüzyıllar boyu Emevi geleneğinin yaklaşımı tarih boyunca bu oldu ne yazık ki.
Ozan Dertli Divani, son olarak ailelere de çağrı yaparak çocuklarını AKP’nin Hacıbektaş’taki kampa göndermemeleri konusunda uyardı. “Bu devletin işi değildir” diyen Dertli Divani sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Bir halk ozan ve kültür elçisi kimliğim ile şunu söyleyebilirim; hiçbir inancı, dini, kültürel değeri kendi öngördüğü şekilde biçimlendirerek kendine dönüştürme çabası içinde olanlar, kim olursa olsun; ister devletin içerisinde olan bir birim, ister İçişleri Bakanlığı, ister Diyanet olsun. Bunlara hiçbir şekilde eyvallah demememiz gerekiyor. Bu oyuna gelmememiz gerekiyor. Bu işler devletin işi değil. Bu toplumun örgütlü yapısı, ocakları, dergahları, pirleri, mürşitleri, ozanları var. Eğer gerçekten samimiler ise bu toplumun kanaat önderlerine müracaatta bulunur, yapmak istedikleri niyetlerini açıklarlar. Neticesinde yapılmak istenen değerlendirilir uygun bulursa ‘eyvallah’ der uygun bulmazsa da ‘kusura bakmayın’ der. Biz kendi yağımızda kavrulan, hiç kimseden bir şey istemeyen bir toplumuz. Yüzyıllar boyunca dedelerini pirlerini, rehberlerini, aşıklarını, sadıklarını bu toplum kendi rıza lokmaları ile muhannete muhtaç ettirmediler. Biz yine kendi imkanlarımızla kendi değerlerimizi yaşatmaya yeteriz. Bu asimilasyon politikası kokan çalışmaların içerisine kimse katılmasın, kimse de evladını göndermesin derim.”
PİRHA- Malatya’da yaşayan ve SMA hastası olan Emine Asya için Mersin’de dayanışma konseri düzenlendi.
SMA hastaları için bir gün bile çok önemli. Sağlık Bakanlığı tarafından tedavi masrafları karşılanmayan hastalar için aileleri ve gönüllüler seferber olmuş durumda.
Yüzlerce SMA hastasından biride Malatya’da yaşayan 10 aylık Emine Asya Kaya. Gen tedavisiyle yaşama tutunacak olan Emine Asya için Mersin’de dayanışma konseri düzenlendi.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Mersin Şubesi tarafından düzenlenen konsere Dertli Divani, Derdi Pervane Grubu, Ozan Açıkalın ve Turhan Alıcı deyiş ve türküleriyle destek oldu.