Etiket: derviş cemal ocağı

  • Sivas Zara’da Yol’da Birlik Cemi etkinliği düzenlendi-VİDEO

    Sivas Zara’da Yol’da Birlik Cemi etkinliği düzenlendi-VİDEO

    PİRHA- Sivas Zara ilçesine bağlı Yeşildere Köyü’nde bulunan Derviş Cemal Ocağı’nda Yol’da Birlik Cemi etkinliği düzenlendi.

    Lokmaların paylaşıldığı, deyişlerin ve nefeslerin okunduğu, semahların dönüldüğü etkinlikte yapılan konuşmalarda kültürün, inancın önemine vurgu yapılarak, birlik ve barış mesajı verildi.

    Sanatçılar Ali Sizer, Kutsal Evcimen ve Cihan Çelik Kürtçe ve Türkçe deyiş ve nefesler seslendirdi.

    PİRHA/SİVAS

  • ‘Aleviler ayrımcılığa uğruyor, herkese eşit haklar verilmesini istiyoruz- VİDEO

    ‘Aleviler ayrımcılığa uğruyor, herkese eşit haklar verilmesini istiyoruz- VİDEO

    PİRHA- Derviş Cemal Ocağı evladı Ali Ekber Yetkin, Alevilere yönelik ayrımcılığı eleştirerek, herkese eşit haklar verilmesini istediklerini belirtti.

    Derviş Cemal Ocağı evladı Ali Ekber Yetkin, Alevilerin yaşadığı ayrımcılıklara ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “BİZ HERKESE EŞİT HAKLAR VERİLMESİNİ İSTİYORUZ”

    Köylerindeki cemevini devletin hiçbir yardımı olmadan kendi imkanlarıyla yaptıklarını söyleyen Ali Ekber Yetkin, “Devletin herkese eşit bir şekilde yardım etmesi lazım. Yavuz Sultan Selim döneminden itibaren Alevilere büyük baskılar yapılmaya başlandı, büyüklerimiz öldürüldüler ama yolumuzu bugüne kadar getirdiler. Gençlerimiz okuyor ama atanmıyor, iktidar kendi yandaşlarını atıyor. 65 puan alan kişi atanıyor ama 100 puan alan gencimiz atanamıyor. Aleviler vergiler veriyor, askerlik yapıyor ama bize ayrımcılık yapılıyor. İnsan olmadıktan sonra hangi inançtan olduğun fark etmez. Şu anda tek millet, tek din politikası uygulanıyor ama bu memlekette sadece Sünniler ve Türkler mi yaşıyor? Biz de devlete vergi veriyoruz, askerlik yapıyoruz. Biz herkese eşit haklar verilmesini istiyoruz” dedi.

    Nuray ATMACA/ERZİNCAN

  • Yıldırım: Derviş Cemal Köyü’nde yapılmak istenen maden ocağı derhal iptal edilmeli-VİDEO

    Yıldırım: Derviş Cemal Köyü’nde yapılmak istenen maden ocağı derhal iptal edilmeli-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Hozat ilçesine bağlı olan ve Derviş Cemal Ocağı’nın bulunduğu Derviş Cemal Köyü’nde maden ocağı yapılmak isteniyor. Avukat Barış Yıldırım, “Maden projesinin yapılmak istendiği alan ekolojik, kültürel ve inançsal miras sahası olmasından kaynaklı projenin iptal edilmesi gerekiyor” dedi. 

    Dersim’in Hozat ilçesine bağlı, Derviş Cemal Ocağı’nın bulunduğu Derviş Cemal Köyüne 800 metre yakın bir alanda mermer ocağı yapılmak isteniyor.

    Nama Grup Metal A.Ş., mermer ocağı yapımı için Erzincan İdare Mahkemesi’ne ÇED başvurusunda bulundu. Bilirkişi raporunda; ocağın yapılmak istendiği alanın Derviş Cemal Kültür Merkezi ve Cemevi’ne yakın olduğu belirtildi.

    Ayrıca ocağın su, enerji ve ulaşım yerine yakın olduğu, arıcılık ve hayvancılığın maden ocağından olumsuz etkileneceği uyarısı yapıldı. Raporda, Derviş Cemal Ocağı’nın Aleviler için önemli bir inanç merkezi olduğuna işaret edilerek, mermer ocağının buranın manevi ortamına zarar vereceği görüşü bildirildi.

    Avukat Barış Yıldırım, Derviş Cemal Ocağı’nın bulunduğu Derviş Cemal Köyü’nde yapılması planlanan maden ocağı projesine ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “PROJENİN İPTAL EDİLMESİ GEREKİYOR”

    Maden projesinin, yapılması planlanan yerde yürütülmemesi gerektiğini belirten Barış Yıldırım, “Proje yapılması planlanan yerde yapılırsa çevresel etkileri son derece olumsuz bir sürece yol açacak. Bölgede tarım ve hayvancılık temel geçim kaynağı. Mermer ocağı faaliyete geçerse gürültü ve oluşacak tozdan kaynaklı bölgedeki faaliyetler sekteye uğrayacak. Hozat Alevi ocaklarının kültürel olarak kendini çok fazla hissettirdiği bir bölge. Bu ocaklardan bir tanesi de Derviş Cemal Ocağı. Derviş Cemal Ocağının bulunması sebebiyle her yıl on binlerce insan orayı ziyaret ediyor. Orada mermer ocağı projesi yürütüldüğünde oraya gidecek ziyaretçileri hem kültürel hem de manevi açıdan oldukça rahatsız edecek. Maden projesinin yapılmak istendiği alan ekolojik, kültürel ve inançsal miras sahası olmasından kaynaklı projenin iptal edilmesi gerekiyor” dedi.

    “PROJE, BİRLEŞMİŞ MİLLETLER SÖZLEŞMELERİNE AYKIRI”

    Derviş Cemal Ocağı’nın inançsal ritüeller nedeniyle Birleşmiş Milletler’in somut olmayan mirasın korunması sözleşmesi kapsamında koruma altında olduğunu vurgulayan Yıldırım, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Mermer ocağı projesi Birleşmiş Milletler sözleşmelerine, anayasaya ve kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanunu, çevre kanunu, toprak koruma ve arazi kullanma kanununa da aykırı. Dolayısıyla yapılması planlanan proje birçok mevzuat hükmüne ve düzenleyici işleme aykırı. O yüzden bu projenin derhal idari işlemlerinin tümünün iptal edilmesini bekliyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Derviş Cemal Köylüleri: 800 metre mesafede maden ocağı olur mu, ziyaretimiz var-VİDEO

  • Derviş Cemal Köylüleri: 800 metre mesafede maden ocağı olur mu, ziyaretimiz var-VİDEO

    Derviş Cemal Köylüleri: 800 metre mesafede maden ocağı olur mu, ziyaretimiz var-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Hozat ilçesine bağlı olan ve Derviş Cemal Ocağı’nın bulunduğu Derviş Cemal Köyü’nde kurulmak istenen maden ocağına tepki gösteren köylüler, “Köyümüze 800 metre mesafede olan bir yer, bu kadar yakın bir yerde maden ocağı olur mu? Biz köylüler olarak köyümüzde maden ocağı istemiyoruz” dedi.

    Dersim’in doğasına, kültürüne, diline, inancına yönelik saldırılar devam ediyor. Dersim’de her geçen gün yeni maden sahaları açılıyor. 145 maden projesinin bulunduğu Dersim’de, şimdi de 60 kilometre uzunluğundaki Munzur Dağları’nın tamamı maden sahası ilan edildi.

    Dersim’in Hozat ilçesine bağlı olan ve Derviş Cemal Ocağı’nın bulunduğu Derviş Cemal Köyü’ne 800 metre yakın bir alanda kurulmak istenen mermer ocağı projesine köylüler tepkili.

    Nama Grup Metal A.Ş., mermer ocağı yapımı için Erzincan İdare Mahkemesi’ne ÇED başvurusunda bulundu. Bilirkişi raporunda; ocağın yapılmak istendiği alanın Derviş Cemal Kültür Merkezi ve Cemevi’ne yakın olduğu belirtildi.

    Ayrıca ocağın su, enerji ve ulaşım yerine yakın olduğu, arıcılık ve hayvancılığın maden ocağından olumsuz etkileneceği uyarısı yapıldı. Raporda, Derviş Cemal Ocağı’nın Aleviler için önemli bir inanç merkezi olduğuna işaret edilerek, mermer ocağının buranın manevi ortamına zarar vereceği görüşü bildirildi.

    “MADEN OCAĞI İSTEMİYORUZ”

    Köylerinde maden ocağı istemediklerini belirten Mehmet Karataş, “Köylüler olarak geçimimizi hayvancılıkla sağlıyoruz maden ocağı çalışmaya başlayınca toz içerisinde kalacağız. Köyümüze 800 metre mesafede olan bir yer, bu kadar yakın bir yerde maden ocağı olur mu? Halkın malını hazineye çevirmişler şimdide maden şirketlerine vermişler. Maden ocağına yakın yerde bizim Derviş Cemal Ocağımız var, bütün toz ziyaretimize gidecek. Eğer köyümüzde maden projesi yapacaklarsa bize başka bir yer bulsunlar biz de köyümüzü terk edelim. Biz köylüler olarak köyümüzde maden ocağı yapılmasını istemiyoruz” dedi.

    “TOZ İÇERİSİNDE KALACAĞIZ”

    Kamber Lavci ise “Köyümüzde maden ocağını istemiyorum. Köyümüz maden çalışması nedeniyle toz içerisinde kalacak.”

    PİRHA/DERSİM

  • Pir Buga: Hakk’a uğurlamada Yol’un kurallarına uymak her canın vicdan borcudur

    Pir Buga: Hakk’a uğurlamada Yol’un kurallarına uymak her canın vicdan borcudur

    PİRHA – Pir Haydar Buga, Hakk’a uğurlama erkanlarının Alevi inancına aykırı biçimde yürütülmesini eleştirdi. Pir Buga, “Yaşarken bir kere bile namaz kılmamış canların, cansız bedenlerine cenaze namazı kıldırmak Yol’a da vicdana da ahlaka da sığmaz” dedi. 

    Alevi toplumunda uzun yıllardır tartışılan bir konu da Hakk’a yürüdükten sonra uğurlama biçimi.

    Alevi köylerine cami yapılması, çocuklara zorunlu din derslerinin dayatılması, Alevi inancının tanınmaması sorunlarının yanında Alevi Hakk’a uğurlama erkanındaki asimilasyon tartışılıyor. Alevi bir kişi Hakk’a yürüdükten sonra genellikle inancının kuralları doğrultusunda toprağa sırlanamıyor. İşte tam da bu noktada pirlerin itirazı yükseliyor.

    “ALEVİCE YAŞANIYORSA ALEVİCE SIRLANMALI”

    Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga, ‘Hakk’a uğurlama erkanı’ konusunu “Kanayan yaramız” olarak nitelendirerek, yapılması gerekenleri anlattı. “Yol’un kurallarına uymak her canın vicdan borcudur” diyen Pir Buga, şunları ifade etti:

    “Dünyanın en modern toplumundan en ilkel kabilesine kadar tüm insanlar bir canlarını Hakk’a uğurladıklarında bağlı bulundukları inanç ve de yaşadıkları coğrafik koşullar doğrultusunda çeşitli tören ve merasimler düzenlerler.

    Kadimden gelen yasaklı bir inancı yaşamaya ve de yaşatmaya çalışan biz Aleviler de yörelere göre bazı farklılıklarımız olsa da ‘Yol bir sürek bin bir’ anlayışı içerisinde Hakk’a yürüyen canlarımızın ardından ‘Hakk’a uğurlama erkanı’ yürütürüz.

    Örneğin bir Hıristiyan anne ve babadan doğan çocuk önce papaz tarafından kilisede vaftiz edilir, ardından yaşamı boyunca inancı doğrultusunda her pazar kilisede papazın yürüttüğü ayin ile ibadetini gerçekleştirir. Hakk’a yürüdüğünde de yine kilise papazının yürüttüğü bir ayin ile Hakk’a uğurlanır.

    Yine imam öncülüğünde camide günde üç veya beş vakit namaz kılan Müslümanlardan bir can Hakk’a yürüdüğünde cami imamının kıldırdığı cenaze namazıyla Hakk’a uğurlanır.

    Bu camide de havrada da sinagogta da kilisede de tapınakta da böyledir. Cemevinde de böyle olmalıdır. Çünkü kişi, canı tende iken (yaşarken) kendi özgür ifadesiyle nasıl ibadet ediyorsa Hakk’a uğurlanınca da o ibadet şekline benzer uygun bir tören, merasim veya erkan ile Hakk’a uğurlanır. Aleviler de Alevice yaşıyorsa Alevice sırlanmalıdır.

    Yaşarken pir, mürşid, rehber, talip ile birlikte meydan açıp rızalık alarak, çerağı uyandırıp deyiş, duaz, nefes, gülbang, semah, lokma vs. on iki hizmet yürütülerek Hakk meydanında özlerini dar eyleyip, aklanıp paklanan, toplumsal uzlaşı ve barışı inşa edenler, elbette ki Hakk’a yürüdüklerinde de bu ibadet şekline uygun bir erkan ile Hakk’a uğurlanmalıdırlar.

    “YAŞARKEN NAMAZ KILMAMIŞ CANLARIN CANSIZ BEDENLERİNE NAMAZ KILDIRMAK YOL’A, VİCDANA SIĞMAZ”

    Yaşarken bir kere bile namaz kılmamış canların, cansız bedenlerine cenaze namazı kıldırmak Yol’a da, vicdana da ahlaka da sığmaz. Kaldı ki bu iki yüzlülüktür, iki milyara yakın Müslüman camiasına da hakarettir. Bari onlara saygınız olsun.

    Yol cümlemizden uludur. Gönül rızalığı ile yürünen yolda Yol’un kurallarına uymak her canın vicdan borcudur.

    Aşk ile…

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Yıllardır taviz vermeden Pirlik yapmaya çalışıyorum ama bugün artık takiyye yapmak zorunda kalıyorum’-VİDEO

    ‘Yıllardır taviz vermeden Pirlik yapmaya çalışıyorum ama bugün artık takiyye yapmak zorunda kalıyorum’-VİDEO

    PİRHA- Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Pir Hasan Hayri Şanlı, “Kur’an’ı ezbere okuyorum ama alışamıyorum. Yıllardır taviz vermeden pirlik yapmaya çalışsam da, bugün artık takiyye uygulamak zorunda kalıyorum” dedi. Dedeliğin Muhammet Ali soyundan gelmediğini, soy zincirinin incelenmesi gerektiğini belirten Şanlı, “Ama bunu söylediğim zaman bir tek dayak yemediğim kalıyor” diye ekledi.

    Alevi inancı ve toplumu yüzyıllardır iktidarların kıskacı altında kırıma ve asimilasyonla karşı karşıya kaldı.Bu da inancın yürütülmesinde ciddi sıkıtınlar oluşturuyor. Hakim din anlayışına benzetilmek ve yok edilmek istenen Aleviliğin geldiği noktayı Ovacık Ziyaret (Jare) köyünde yaşayan 1944 doğumlu Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “KUR’AN BİZİM YOLUMUZA HİÇ UYMUYOR”

    Kur’an’ın ilk Türkçe mealini 1964’te okuduğunu ve o zamandan beri yıllardır okumaya devam ettiğini belirten Şanlı, kendisinin bu konudaki hikayesini şöyle anlatıyor:

    “Ben Kur’an okuduğum vakit babama anlatırken, o diyordu değiştirilmiş. Ya baba değiştirilmişse yenisi ne? 1956’da ilkokulu bitirdim. Bir öğretmen, “Okula yazalım” dedi. Babam kabul etmedi, “Yok Kur’an okuyacak”. 1961’de bana yetki verdi. Ondan sonra 1964’te baktım tecvid (Tecvid: Kur’an’ı belli kurallara göre, doğru bir biçimde okumayı öğreten bilim) bilmiyorum, tecvidi de öğrendim. Ondan sonra Kur’an’ın Türkçe anlamına baktığım vakit, bir baktım ki Yolumuza hiç uymuyor. Bıraktım, yapmadım. Hatta amcam Haydar Dede “Oğlum illa yapacaksın” dedi. “Ya amca yanlış olduğuna inandığım bir şeyi ben nasıl yapayım” dedim.

    “KUR’AN’I EZBERE OKUYORUM AMA ALIŞAMIYORUM”

    Bundan 6-7 sene önceydi. Kur’an’ı aldım, baştan sonuna kadar bize uygun ne var diye baktım. Zaten yanlış diyorum ama yanlış dediğim vakit, bugün bile bir dayak yemediğim kalıyor. O zaman seçe seçe bizim dualarımıza, bizim  Yolumuza uygun çok az şey seçtim. Onları bugün bazı yerlerde okuyorum. Kitap koymuyorum önüme, ezbere okuyorum ben. Ama alışamıyorum. Örneğin bir cenaze erkanına gidiyoruz ya, Yol’u erkanı, erkana göre yapıyorum. Bakıyorum sonradan birisi gelmiş. Hani cenaze namazı kılmadın sen diyor. Sen nereden biliyorsun diyorum. Ha yani bugün insan mecbur kalıyor. Takiyye uygulamak zorunda kalıyorum.”

    “İLK PİRLER MÜSLÜMAN DEĞİL ALEVİYDİ”

    Şimdi artık pir, ağzıyla kuş tutsa bile talibin buna itibar etmediğini, hatta Irak’a gidip Şii eğitim görüp dönenlerin olduğunu anlatan Şanlı, “Nefes Dergisi’nin 21. sayısında ilk ‘soy zinciri sorgulanmalı’ yazısını ben yazdım. Hani babadan oğula geçen dedelikten bahsediyorum. Benim, babaannem Kürt kızı, anneannem Kürt kızı, büyük nenem o da Kürt kızı. Pirlik ne zaman başladı? Pirlik mesela diyorlar ki Muhammed Ali’den hayır değil. Pirlik Nasır-ı Hüsrev’in Bedehşan’a gitmesinden sonra başladı. Alamut sonrası her şey dağılınca, Baba Seyit İnan (?)‘ın yani görevlendirdiği kişiler de bitince, Nasır-ı Hüsrev, kendisiyle birlikte gelen arkadaşının soyundan pir atadı oraya. O pirler yönlendiriyorum, ama o pirler Müslüman değildi. Onlar Alevi’ydi” dedi.

    “EN BÜYÜK ENGELİM YİNE KENDİ HALKIM”

    Dedelik için zaten yıllardır erkan yürütülmediğini söyleyen Şanlı, dedelik yaparken yaşadıklarını, örnekler vererek şöyle ifade ediyor:

    “Yıllardır taviz vermeden dedelik yapmaya çalışıyorum ama bir tek dayak yemediğim kalıyor. Mesela Çakmaklı köyünden Pir Seyfi Gülatar Dede’nin cenazesinde, cenaze namazı kılmak istemiyorum diye bir sürü insanın içinde tehdit ettiler, arkadan vurdular. Zeynel Dede’yi çağırıp cenaze namazı kıldırdılar. Halbuki biz yolcumuzu cennete göndermiyoruz ki. Seyfi Dede’nin günahı mı vardı? Cennete gitmenin yolu Sünni İslam’da namaz kılmaktır ama biz Sünni değiliz ki. Ben taviz vermem. Asla. Ama benim önümde en büyük engel yine kendi halkım. Gerektiğinde onlar bana karşı çıkıyor. En çok da akrabalarım.

    “BAHÇELİ’YE ZÜLFİKAR VERDİLER, BİZİ DAHA İYİ KESSİN DİYE”

    Şimdi Ali Arif Özzeybek Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanı oldu. Bu adam Kılıçdaroğlu’nun danışmanıydı. Ondan ayrıldı. Soylu’nun danışmanı oldu. O zaman başlamıştı köyleri geziyordu. Cemevlerini geziyordu. Hatta o dönemde Ali Kenanoğlu bu konuyu meclise taşıdı. Cevap da alamadı. E şimdi bakıyorsun, en gözde dedeler onun yanında.”

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -‘Bugün sürdürülen yola Alevilik diyemem, Sünniliğin bir kolu gibi’
    ‘Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’

  • ‘Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’-VİDEO

    ‘Bugün içimize, asimilasyon yapmak için gelenlerin önüne kırmızı halı seriliyor’-VİDEO

    PİRHA- Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Hasan Hayri Şanlı, cemevlerinde bilinmeyen ve doğru bilinen yanlışların uygulandığını belirterek, “Bizim görevimiz onlardan vazgeçmek. Doğruya gelmek, bilimsel bakmak. Doğruya dönmemiz, gerçeğe yönelmemiz lazım” dedi. İçimizdeki hocaların Sünni İslam anlattığını belirten Şanlı, Şiiliğin pirler ve toplum üzerinde yarattığı tahribata dikkat çekti.

    Alevi inancı ve toplumu yüzyıllardır iktidarların kıskacı altında kırıma ve asimilasyonla karşı karşıya kaldı. Bu da inancın yürütülmesinde sıkıntınları beraberinde getiriyor. Hakim din anlayışına benzetilmek ve yok edilmek istenen Aleviliğin geldiği noktayı Ovacık Ziyaret (Jare) köyünde yaşayan 1944 doğumlu Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı PİRHA‘ya değerlendirdi.

    “İNSAN BİRBİRİNİN YÜZÜNDE HAKK’IN CEMALİNİ GÖRÜR”

    Talipin, mürşit tarafından yola kabul edilmesi sürecine değinen Şanlı, “Bu süreç içerisinde mürşit, eğitimin sonunda talibe bir bade verir. O badeyi içer, mest olur ve o süreç içerisinde Hakk’ın cemalini görür. Hakk dediğin; evren, ağaç, insan. Yani insan birbirinin yüzüne baktığı vakit Hakk’ı görür” dedi.

    “ŞİA’NIN ALEVİLER ARASINA SOKTUĞU NİFAK BUGÜN HALA SÜRÜYOR”

    Babasının pirlik dönemlerinden örnekler veren Şanlı, Şia’nın dedelerde ve toplumda yarattığı asimilasyonu şu şekilde ifade etti:

    “Babam yolu, erkanı, cemi yapıyordu. Kuralları uyguluyordu ama isimler Arap’tı. Talipleri kavga ettiği vakit mahkemeye gitmiyordu, babama geliyordu. Babam gidiyordu, barıştırıyordu. Aynı babam kadınların kestiğini yemiyordu, bu yanlıştı. Demek ki oraya baktığımız vakit Şia’nın Alevi Kızılbaşların arasına soktuğu nifak, bugün aynı şekilde sürdürülüyor. Bugün gerek cemevlerinde, gerek başka yerlerde, bilinmeyen ve doğru bilinen yanlışlar uygulanıyor. Bizim görevimiz onlardan vazgeçmek. Doğruya gelmek, bilimsel bakmak. Ama bunu yapamıyoruz. Neden? Çünkü belli sorunlar var. Mesela dede kendisini kutsallaştırıyor. Olduğu yerde ‘çıralığımı ver gideyim. Hakkımı ver gideyim’ diyor. Dede böyle yapınca talip ne yapabilir. Dedeler bilinçisiz. Eğer dedelerin bilinçsizliğinden kaynaklanmasaydı, o gerçeği öğrenebilselerdi, böyle olmayacaktı.”

    “İMAM CAFER ALEVİ DEĞİLDİR”

    Eskiden dedeliğin babadan oğula geçen bir şey olmadığının altını çizen Şanlı, dedelik ve Şia bağlamında tarihsel referansları da vurgulayarak şunları söyledi:

    “Dedeliğin kuralları var. Birincisi nesl-i sade olmak diyorlardı, ben ona katılmıyorum. İkincisi ilim ve irfan sahibi olmak. Üçüncüsü eline, beline, diline sahip olmak. Eğer bilgiliyse ama eline beline, diline sahip değilse, onun pirlik yapması mümkün değil. Ona rehberlik verilir, pirlik verilmez. Orada babanın oğulları arasında bir yetkiliyi seçmesi gerekir. Ama ben şimdi onları suçlayamam ki. Neden? Çünkü bu dağ başında eğitim yok ne yapabileceklerdi? Ondan sonra bir de hocalara, gerçek hocalara bakıyorsun. Sünni İslam anlatılıyordu. İmam Cafer Buyruğu diyelim. Ama o imam Cafer Buyruğu değil ki. O Şeyh Safi buyruğudur. İmam Cafer Alevi de değildir.

    “DOĞRUYA DÖNMEMİZ, GERÇEĞE YÖNELMEMİZ LAZIM”

    Bir din var ki sonu gelmez. Başlangıcı da yok. O doğal dindir. Doğal dinin başı yok ki sonu olsun. Yazılı olmayan, doğal ahlak kurallarını uygulayan Alevidir. Doğruya dönmemiz, gerçeğe yönelmemiz lazım. Pirin de okuması lazım. Mesela Hristiyan papazlar gidip eğitim veriyor. Bizim pirlerimiz niye eğitim görmüyorlar. Bazı kitaplar var. Okuyoruz. Onları okuduğum vakit bakıyorum ki tam tersi, demek ki asimilasyonu en fazla o kitaplar yapıyor. Mesela keramet gösterdi, havadan uçtu, bilmem ne yaptı. Bunlar asimilasyonun birinci sebebidir. Günümüzde asimilasyon yapmak için gelenlerin, içimize gelmesi için ayaklarının altına kırmızı halı sermişler. Bunun üzerine yürüyorlar.”

    (Yarın 3. bölüm yayınlanacak)

    Eyüp HANOĞLU/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:

    -‘Bugün sürdürülen yola Alevilik diyemem, Sünniliğin bir kolu gibi’-VİDEO

    -‘Pirlik Nasır-ı Hüsrev’in Bedehşan’a gitmesinden sonra başladı’-VİDEO

  • Pir Hasan Hayri Şanlı: Hawtemal bizim değerimiz, devam ettirilmeli-VİDEO

    Pir Hasan Hayri Şanlı: Hawtemal bizim değerimiz, devam ettirilmeli-VİDEO

    PİRHA- Baharın gelişini müjdeleyen Hawtemal’e ilişkin PİRHA’ya konuşan Derviş Cemal Ocağı’ndan Hasan Hayri Şanlı, “Bizim köyde toplu olarak Munzur Baba’ya gidiyorlardı. Bazen köylüler ortak bir kurban alıp, orada kesiyordu. Ondan sonra herkes kendi pirinin evine gidip, cem yapıyordu. O günler güzeldi. Hawtemal bizim değerimiz. Bırakılmamalı, devam ettirilmeli” dedi.

    Aleviler için kutsal kabul edilen Hawtemal, mart ayının ilk haftasında başladı. Hawtemal, Dersim toplumunda önemli bir yere sahiptir. Gaxan ile başlayan Dersim toplumunda Hızır ayı ve ardından da Hawtemal ile devam eder. Baharın gelişini müjdeleyen Hawtemal yeni yılın da başlangıcı kabul edilir.

    “HAWTEMAL ARYAN KÖKENLİ BİR İNANIŞ”

    Hawtemal’e ilişkin PİRHA‘ya konuşan Derviş Cemal Ocağı’ndan Pir Hasan Hayri Şanlı, “Mart ayının ilk haftasında başladığı için Hawtemal deniliyordu. Hawtemal Aryan kökenli bir inanış. İslam öncesi yıllık bayramlar vardı. O bayramların en sonuncusu ve ilki mart ayına denk geliyor. 11 Mart’ta başlayan inanış 21 Mart’a kadar sürüyor. O günlere göre Tanrı insanları 16 Mart’ta yaratmaya başlamış, 21 Mart’ta tamamlamış deniliyor. 21 Mart aynı zamanda gece ile gündüzün eşit olması, gündüzün geceyi geçmesi, aydınlığın karanlığı yenmesidir. 21 Mart gecesi atalarının evlerine geleceklerine inanıyorlardı. O gün yemek yaparlardı, sabaha kadar uyumazlardı. Güya atalarının ruhları gelip, yemeği yesin, eğlensin diye. 21 Mart gecesinin ateşin yaratıldığı gün kabul edilir. Ateş için atalarımız, “Tanrının ruhudur” derdi. Ateş ısıtır, ışıtır. Isıtır ama insanı yakmaz. Işıtırken de evreni karanlıktan kurtarır. İnsanın gönül gözünü açar, gönül çerağını yaktırır. İnsanın kendi gönül çerağı yanmadıkça, mum yakmak hiçbir şey değil” dedi.

    “HAWTEMAL BİZİM DEĞERİMİZ, UNUTULMAMALI”

    Eskiden Hawtemal zamanı yapılan ritüellere de değinen Şanlı, şunları söyledi:

    “Babam 15 gün oruç tutardı. 21 Mart haftasının perşembeye gelen günü kurban keserdi. Aynı akşam cem yapıyordu. Zaten o dönemde her perşembe cem vardı. Hawtemal’de en çok ‘bıçka şiri’ pişirilirdi. Yenildikten sonra gülbeng okunurdu. Gülbeng yeterliydi ama onu aşarak kuran okutuyorlardı. Kuranı niçin okuyorlardı? Bazıları Muhammed’in ölümü, bazıları da Ali’nin doğum günü diyorlardı. Halbuki ne Muhammed o ay vefat etmişti, ne de Ali o ay doğmuştu. Yani Şia’nın uzantısı. Bizim köyde toplu olarak Munzur Baba’ya gidiyorlardı. Bazen köylüler ortak bir kurban alıp, orada kesiyordu. Ondan sonra herkes kendi pirinin evine gidip, cem yapıyordu. O günler güzeldi. Hawtemal bizim değerimiz. Bırakılmamalı, devam ettirilmeli. Mart’ın yedisinden başlayıp, yirmi birine kadar sürüyor.”

    ŞANLI’DAN CEMEVİ BAŞKANLIĞINA TEPKİ

    Pir Hasan Hayri Şanlı, Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan Cemevi Başkanlığı’na da değinirken, “Alevi Bektaşi Cemevi Başkanlığı kuruldu. Başkanı da Ali Arif Özzeybek. Kayyum atayacaklar, aylığa bağlayacaklar, istedikleri gibi yönlendirecekler. Yani o zaman Hawtemal verdiğimiz zaman da gidip Özzeybek’ten izin alalım. Özzeybek “Bu yanlıştır” diyecek. Niye yanlış olsun ki? Toplumu bir araya getiren, kaynaştırandır” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • CHP’li Şaroğlu, Derviş Cemal Ocağı’nın da etkileneceği taş ocağı projesini Meclis’e taşıdı

    CHP’li Şaroğlu, Derviş Cemal Ocağı’nın da etkileneceği taş ocağı projesini Meclis’e taşıdı

    PİRHA-CHP Tunceli Milletvekili Polat Şaroğlu, Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Derviş Cemal köyü yakınlarında bulunan Derviş Cemal Ocağı Kültür Merkezi ve Cemevi’ni de kapsayan bölgede yapılması planlanan taş ocağı projesini Meclis gündemine taşıdı. Şaroğlu, “Alevilerin inanç yerlerinin bu gibi projelerle hedef alınması ile amaçlanan nedir?” diye sordu. 

    CHP Tunceli Milletvekili Polat Şaroğlu, Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Derviş Cemal köyü yakınlarında bulunan Derviş Cemal Ocağı Kültür Merkezi ve Cemevi’ni de kapsayan bölgede yapılması planlanan taş ocağı projesini Meclis gündemine taşıdı.

    “TAŞ OCAĞI PROJESİ BÖLGE HALKI TARAFINDAN TEPKİYLE KARŞILANMAKTADIR” 

    Enerji projeleri ve yatırım amaçlı bu tür projelerin, hayata geçirildiği bölgede ekolojik denge ve doğa üzerinde geri dönüşü olmayan ağır bir tahribat yarattığı gibi bölge halkının inancı gereği kutsal saydığı ziyaret ve ocakların da yok olmasına sebep olduğunun geçmişte acı bir şekilde deneyimlendiğine değinen Şaroğlu, “Tunceli’nin Hozat ilçesine bağlı Derviş Cemal köyü yakınlarında bulunan Derviş Cemal Ocağı Kültür Merkezi ve Cemevi’ni de kapsayan bölgede yapılması planlanan taş ocağı projesi, bu konudaki endişeleri bir kat daha arttırmakta ve bölge halkı tarafından tepkiyle karşılanmaktadır” dedi.

    “ALEVİ İNANÇ YERLERİNİN BU GİBİ PROJELERLE HEDEF ALINMASI İLE AMAÇLANAN NEDİR?”

    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Fatih Dönmez tarafından yazılı olarak yanıtlanması istemiyle TBMM Başkanlığı’na soru önergesi sunan CHP’li Şaroğlu, şu sorulara yanıt istedi:

    1-Tunceli’nin Hozat ilçesine bağlı Derviş Cemal köyü civarında yapımı planlanan taş ocağı projesi hangi firmaya aittir? Taş ocağı projesi için ilgili firmaya ruhsat verilmiş midir? Verilmiş ise ruhsatlandırılan alanın büyüklüğü ne kadardır?

    2-Tunceli’nin Hozat ilçesine bağlı Derviş Cemal köyünde yapımı planlanan taş ocağı projesiyle ilgili olarak Çevresel Etki Değerlendirme raporları hazırlanmış mıdır? Bu konuda bölge halkını bilgilendirme toplantıları gerçekleştirilmiş midir?

    3-Söz konusu taş ocağı projesi, Derviş Cemal Ocağı Kültür Merkezi ve Cemevi’ni de kapsayan Ziyaretgah bölgesini de tehdit etmektedir. İnsanların kutsal saydığı değerlerin zarar görmesi, Bakanlığınızın kurumsal politikaları ile örtüşmekte midir? Bu konunun denetimi ve önlenmesi için herhangi bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?

    4-Hükümetiniz tarafından Meclis gündemine getirilen son torba yasa ile cemevlerinin yapım, bakım ve onarımının yapılması ve malzeme desteği sağlanması yasal güvenceye alınıyor iken Alevilerin inanç yerlerinin bu gibi projelerle hedef alınması ile amaçlanan nedir? Bir toplumun inançsal değerleri yandaş bir firmanın ticari kazancından daha mı az değerlidir?

    5-Bir taraftan Alevilere dönük düzenlemeler yaptığınızı iddia ediyor, diğer taraftan taş ocağı gibi talan projeleri ile Alevilerin kutsal değerlerini yok ediyorsunuz. Alevi yurttaşları devlet kurumları ile karşı karşıya getirmemek adına söz konusu projeyi iptal etmeyi düşünüyor musunuz?

    PİRHA/DERSİM

  • Hozat’ta 20’nci Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde Alevi ocakları ziyaret edildi-VİDEO

    Hozat’ta 20’nci Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde Alevi ocakları ziyaret edildi-VİDEO

    PİRHA-Hozat’ta gerçekleştirilen 20’nci Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında Derviş Cemal, Sarı Saltuk ve Ağuçan Ocakları ziyaret edildi.

    Pandemi sebebiyle son iki yıldır gerçekleştirilemeyen Munzur Kültür ve Doğa Festivali, Dersim Merkez’de Tunceli Valiliği’nin yasakları nedeniyle yapılmazken, Ovacık ve Pertek’in ardından festival programı Hozat’ta devam ediyor.

    Hozat’ta gerçekleştirilen 20’nci Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde Derviş Cemal Ocağı, Sarı Saltuk Ocağı ve Ağuçan Ocağı ziyaret edildi.

    “OCAKLARI ZİYARET EDERKEN ÇOK DUYGULANDIM”

    İnsanların bir araya gelmesinin iyi bir şey olduğunu söyleyen Elmas Demir, “Keşke böyle organizasyonlar sürekli olsa ve topraklarımızı tanıtsalar diye belirtti. Ocakları ziyaret ederken çok duygulandığını ifade eden Demir, “İnsanın kanı kıpır kıpır oluyor, ocakları ziyaret ettiğim için çok mutlu oldum” dedi.

    Festival için heyecanla Dersim’e geldiğini söyleyen Sebahat Özbaskıcı ise, “Festival iptal edildiği için çok üzüldüm ama ilçelerde yapılan festivaller çok coşkulu geçti. Munzur’a hayran kaldım. Lütfen doğayı katletmeyelim, doğamızı koruyalım” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Gözaltına alınan Pir Haydar Buga çıkarıldığı mahkemece serbest bırakıldı

    Gözaltına alınan Pir Haydar Buga çıkarıldığı mahkemece serbest bırakıldı

    PİRHA-Gözaltına alınan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Yol Erkan İnanç Kurulu Üyesi ve Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga çıkarıldığı mahkemece serbest bırakıldı. 

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Yol Erkan İnanç Kurulu Üyesi ve Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga ile eşi Belçika’dan Türkiye’ye giriş yaparken İstanbul’da gözaltına alındı.

    Savcılığın yurt dışı çıkış yasağı ile kefalet talebini reddeden mahkeme, hiçbir tedbir kararı uygulamadan Buga’yı serbest bıraktı.

    PİRHA / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    >AABK Yol Erkan İnanç Kurulu Üyesi Pir Haydar Buga gözaltına alındı

  • Pir Hasan Hayri Şanlı: Hızır kurtarıcıdır, barıştırıcıdır, yol göstericidir

    Pir Hasan Hayri Şanlı: Hızır kurtarıcıdır, barıştırıcıdır, yol göstericidir

    PİRHA-Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Hasan Hayri Şanlı, Hızır ayına ilişkin yazı kaleme alarak, Hızır’ın barıştırıcı ve yol gösterici olduğunu vurguladı.

    Hızır ayı Alevi inancında kutsaldır. Bu ayda oruçlar tutulur, cemler bağlanır. Ayrıca zorlu kış günlerinin geride kalması anlamına da gelen bu ayda lokmalar dağıtılır, ziyaretler ve türbeler ziyaret edilerek iyi dileklerde bulunulur. Hızır Aleviler için bir kurtarıcıyı temsil eder.

    Hızır günlerinde pirler talipleriyle buluşur, cem erkânları kurulur. Hızır orucu tarihleri Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde değişiklikler gösterse de Ocak ayının sonlarından itibaren başlayarak Şubat ayı ortalarına kadar devam eder.

    Derviş Cemal Ocağı’na bağlı Pir Hasan Hayri Şanlı, Hızır ayına ilişkin bir yazı kaleme aldı. Hızır’ın barıştırıcı ve yol gösterici olduğunu vurgulayan Şanlı yazısında, Hızır’ın tüm dünya halklarına barışı ve dostluğu getirmesini temenni etti.

    “HIZIR ÖĞRETMENDİR, ÖĞRETİCİDİR”

    Pir Hasan Hayri Şanlı’nın Hızır ayına ilişkin kaleme aldığı yazı şöyle:

    “Hızır, kendisine inanan toplumlarla et ve tırnak gibidir. O kadar insanlarla iç içe yaşıyor ki,  yalnız darlıkta değil, barıştırıcıdır da. İki düşmanın arasında barışı sağlamak için,  düşmanlardan birinin kılığında diğerinin rüyasına girer.

    Kendisine yardımcı olur. Zor durumda ise kendisine kurtarıcı olur. Sabah uyandığında ise vicdanı onu rahat bırakmaz sorgular. Öyle durumlar olur ki aynı rüyayı diğer taraf da görür. Ve her iki düşman elini vicdanına koyar ve birbirini ziyaret ederek barışırlar.

    Genç kızlar ve erkekler, üç gün oruçtan sonra iftar sonrası şu içerler. Rüyasında evleneceği kız-oğlan kim olursa onun bir yakınının veya annesinin kılığında Hızır kendisine su verir.

    Uzatmayalım, Hızır kurtarıcıdır. Hızır barıştırıcıdır. Hızır yol göstericidir. Hızır öğretmendir öğreticidir.

    Hızır petekte arıdır, bal üretir. İnsanları koruyan Veli’dir. Biri dua ederken, “Xizır hadaré sima bo” derler. Hızır sizi korusun derler. “Hadar”  kelimesi,  kendine dikkat et anlamındadır. Haydar kelimesi Hadar’dan türetilmiştir. Hadar koruyan, kollayan, sığınacak limandır.

    Hızır kelimesi, Alevi Bektaşi bireyin, beyin ve ruh aynasında gönülleri aydınlatan, kış aylarında soğuktan koruyan, ısıtan Meşe ağacıdır sobada yanar. İnsanları ısıtan ve insanları muhabbet meydanında toplayarak, pirinin mürşidinin yetiştirmesine vesile olur.

    Meşe ağacı Derviş Cemalin ve düzgün babanın elinde asadır. Kışın iki metre kar üzerinde ormanı yeşertip keçilerini doyurur. XIZIR tüm dünya halklarına barışı dostluğu nasip etsin.”

    PİRHA/DERSİM

  • Pir Haydar Buga yazdı: Aleviler niçin niyet eder?

    Pir Haydar Buga yazdı: Aleviler niçin niyet eder?

    PİRHA-Pir Haydar Buga, Alevilikte oruç tutma geleneğinin temelini sorguladı. Buga, “Aleviler niçin niyet eder?” sorusuna “İnsan-i kamil olabilmek için nefse hükmedebilmek” konusuna işaret etti.

    Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga, ‘Alevilikte Niyet (oruç)’ başlığı ile kaleme aldığı yazıda oruç tutma ritüelini yorumladı. Buga, “Hakka yürüdükten sonra Huri, Nuri veya Gılman ile ödüllendirilmeyeceksek veya cehennem ateşinde tanrının işkence hanesinde cayır cayır yanmayacaksak, varlığın bir parçası isek, her şey şu alemde, evrende ise, günah ve sevap yerine iyilik ve kötülüğü benimsemiş Alevi bir can, niçin niyet edip oruç tutar ki?” sorularına cevap aradı.

    “ALEVİLER NİÇİN NİYET EDER?”

    Haydar Buga’nın ilgili yazısı şöyle:

    Kadimden gelen Yol süreği içerisinde en önemli ritüellerden biridir, niyet etmek, yani oruç tutmak, aç kalanın halinden anlamak, nefsi köreltmek, içindeki yedi merhaleyi (çakrayı, basamağı) aşarak özündeki Hakk ile buluşabilmek.

    Kutsal hilal olarak bilinen bereketli topraklar üzerinde adeta insanlığın hafızasını oluşturan Alevi Kızılbaş ana erk toplumu, binlerce yıldır bu yas ve şükran geleneğini sürdürmektedir. Her ne kadar özünden uzaklaştırılmış, köklerinden kopartılmaya çalışılmış olsa da binlerce yıldır sürdürülen bu gelenek, inançsal ritüel, sonradan tarih sayfasına çıkmış olan semavi dinlere de ilham kaynağı olmuştur.

    Yola verdikleri ikrar doğrultusunda her baskıya, zulme ve asimilasyon çabasına rağmen, düzenli olarak Matem, Xızır, Gaxan, Nevroz günlerinde niyet edip özlerini Dar’a çekip toplumsal rızalık içerisinde yolun gereğini yerine getirerek aklanıp paklanmışlardır.

    İçinde yaşadığımız coğrafyadaki baskıcı İslam toplulukların, dini uygulamalarını, ritüellerini, dinin onlara vadettiklerini görünce, birçok canımızın merak ettiği asıl sorularsa doğal olarak şunlar oluyor:

    Cennet, cehennem diye başka bir dünya yok ise, öldükten (Hakka yürüdükten) sonra Huri, Nuri veya Gılman ile ödüllendirilmeyeceksek veya cehennem ateşinde tanrının işkence hanesinde cayır cayır yanmayacaksak, varlığın bir parçası isek, her şey şu alemde, evrende ise, günah ve sevap yerine iyilik ve kötülüğü benimsemiş Alevi bir can, niçin niyet edip oruç tutar ki?

    Cennet arzusu veya cehennem korkusundan dolayı mı?

    Huri, Gılman arzusundan mı?

    Kıldan ince kılıçtan keskin, sırat köprüsünün korkusundan mı?

    Günahtan arınıp, sevap kazanma arzusu için mi?

    Olmayan öteki dünyada rahat etme sevdası için mi?

    Cehennemde cayır cayır yanma veya cehennem zebanilerinin korkusundan mı?

    Sırf bütün bunlardan dolayı, Alevi bir can, niyet (oruç tutuyor) ediyor olabilir mi?

    Elbette hiç biri değil.

    ‘Sofilere sohbet gerek

    Ahilere ahiret gerek

    Mecnunlara Leyla gerek

    Bana seni gerek seni’ demiyor mu Pir Yunus?

    Cenneti parasız zahide veren, cehennem korkusunu gönlünden silen Alevi toplumu içerisinde olmayan bir cehennem korkusu veya cennet sevdası olabilir mi?

    Dini sevgi olanın kıblesi aşktır.

    “ALEVİLİK İNSAN-İ KAMİK OLABİLMEYİ HEDEFLER”

    Peki Aleviler niçin niyet eder öyleyse?

    Çünkü Alevilikte insan; yaşam denilen süreç içerisinde önce insan olabilmeyi, insan kalabilmeyi, ardından kainattaki cümle varı özümseyerek yola verdiği ikrar bağı ile hal ve hareketlerini kendi akıl süzgecinden geçirerek, vicdan terazisiyle tartarak, olgunlaşmayı, olgunlaşarak kemalete ermeyi, yani insan-i kamil olabilmeyi hedefler.

    O bilir ki aslolan kemalettir, buna varabilmek için de öncelikle ‘nefs’ denilen illete hükmedebilmek, yani nefsini bilmekten benlikten kurtulmaktan geçer.

    Çünkü o bilir ki ‘ben’ diyen biz olmaktan uzaktır ve bencillik nefsin insana kurduğu en büyük tuzaktır.

    İşte toplumsal ahlak çerçevesinde ‘Eline, Diline, Beline’ sahip çıkarak yaşam boyu bu üç kutsal mührü üzerinde taşıyarak, Dört kapı kırk makam aşamasından geçebilmek, ikrarına bağlı bir yaşamı sürdürebilmek, Hakk’a göçtükten sonra da cümle canların Hakk hanelerinde, Hakk ile anılıp aşk ile yad edilebilmekten öte değildir. Bundan dolayıdır ki Her Alevi can, yılda en az bir kere halk huzurunda, Hakk meydanında bağlı olduğu ocağın pirinin darına durarak özünü yoklar, kendini aklar, yıktığını kaldırır, döktüğünü doldurur, dost gönüllerini hoş tutar. Her hesabını bu ulu divanda görür, sorgusunu ve sualini başka bir diyara, dünyaya bırakmaz.

    Niyet’in (orucun) yegâne amacı; nefsten arınıp, olgun yani ‘kâmil’ insan olabilmektir. Erdemli ve ahlaklı olabilmek.

    Adaletli ve merhametli olabilmek.

    Doğru ve dürüst olabilmek.

    Eşit ve paylaşımcı olabilmek.

    Hak ve hakikatten yana olabilmek.

    Sevgiyi özümseyerek saygılı olabilmek.

    Cümle varı hoşgörü içerisinde kucaklayabilmektir.

    Her şeyden önemlisi vicdan sahibi olabilmek ve de ‘Eline, diline, beline, eşine, işine aşına, özüne, sözüne, gözüne sahip çıkmak’ tan geçer.

    Niyet ettiğinizde eliniz, diliniz, beliniz, gözünüz, ayağınız; yani bir cümle azanız niyet etmiyor ise; diliniz yalandan, riyadan, fitne-fesattan uzaklaşmamış ise, eliniz size ait olmayanı almaktan geri durmuyorsa, başkasının hakkını gasp ve talan ediyorsa, beliniz namahrem içinde, Yol’a ve eşitine verdiği ikrara bağlı değil ise gözünüze, sözünüze, özünüze sahip değilseniz o günün yegâne kazanımı aç kalmaktan öte gitmez.

    Unutmayın ki niyeti (orucu) unutkanlık içinde bilmeden aldığınız bir yudum su, ağzınıza attığınız sakız, yediğiniz bir lokma ekmek veya almak zorunda olduğunuz ilaç bozmaz.

    Niyeti /Orucu;

    Ahlaksızlık bozar.

    Onursuzluk bozar.

    Yalancılık bozar.

    Hırsızlık bozar.

    Hillekarlık bozar.

    Arsızlık bozar.

    Edepsizlik bozar.

    Başkasının hakkını gasp etmek bozar

    Bir cana kıymak bozar.

    Nefsine hakim olamamak bozar.

    Kısacası niyeti, vicdansızlık bozar.

    Alevi bir can sadece Matemde, Gağanda veya Xızır da değil, bir yaşam boyunca o üç kutsal mührü (eline, diline, beline) üstünde, özünde taşıyarak, içinde yaşam sürdürdüğü bu evrenin bütün canlıların ortak yaşam alanı olarak görmesi, birlikte yaşadığı toplumun tüm fertleriyle müsahip olma zorunluluğu vardır. Ancak böyle olunur ise hak yemeden, hak yedirmeden alemde yaşayan her canlının hakkına ve hukukuna riayet ederek, hiç kimseyi dilinden, ırkından, renginden veya cinsiyetinden dolayı ayırt etmeden barış ve hoşgörü içerisinde yaşayabilir insan.

    Şayet bunlar yaşamda karşılık buluyorsa, bilin ki o can Hakk yolunun yolcusu olmuş, deryalara doğru yelken açmış olur. O deryaya yelken açan cana Aşk-ı niyazımız ola.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Dersim’in büyük bilgesi Fırik Dede’nin aramızdan ayrılışının 14. yılı

    Dersim’in büyük bilgesi Fırik Dede’nin aramızdan ayrılışının 14. yılı

    PİRHA- Sözlü geleneğin son temsilcilerinden olan Dersim Ovacık’lı Fırik Dede, 106 yaşında, 11 yıl önce kendi yıkık evinde hayata gözlerini yumdu. 1980 askeri darbe günlerinde; Ovacık’ta işkence yapılarak diri diri yakılarak öldürülen Behzat Fırik’in de babası olan Fırik Dede, o günden beri, oğlunun acısıyla yas tuttu. Acısı da gözyaşları da hiç dinmeyen Fırik Dede o günden sonra bir daha hiç konuşmadı.

    Aslen Dersim Ovacık’lı ve Devreş Cemal ocağının bir bireyi, asıl adı Seyfi Firik Dede olan Firik Bava yaşamı boyunca Alevi Kızılbaş geleneğine, yol’una, ritüellere ve öğretisine göre yaşayan ve bu öğretiyi topluma da sözleriyle, şiirleriyle ileten bir bilge.

    1909’da Qeredereşi’de doğdu. Küçük yaşta babasıyla birlikte Dersim’i diyar diyar dolaştı, sazıyla coştu, sözde ise ustalaştı. Kendi deyimiyle bu meşakkatli yolun ilk desturunu çok sevdiği babasından almıştı. O, Kırmanc cemaatleri içinde pişti ve “ocak” kültürünün deryalarından beslendi, o yaşta İnsan-ı Kamil sırrına erdi. Baba oğul bir gün olsun Qeredereşi’de durmadılar. Çünkü Dersim’in başında dolanan kara bulutları görmüşlerdi, yavaş yavaş Dersim’in birliği bozuluyordu. Öyle ki ikrar bile ikrarını tanımıyordu. Bu durumun farkında olan baba oğul Dersim’in başında dolanan büyük felakete karşı aşiretlerin birliği için dört bir yana fikir taşıdılar.

    Baba oğlun özellikle Hozat ve Ovacık aşiretleri arasında saygınlıkları tartışılmazdı. Öyle ki toplumsal adaletin terazisinde onlar, toplumun ortak vicdanı olmuşlardı. En amansız aşiret kavgalarında onlar hep hakkaniyeti söylediler ve doğrudan yana oldular. İşte bu sebepledir ki baba oğul, bu toplum nezdinde tartışmasız olarak haklı bir saygınlık kazanmışlardı…

    TÜM BASKILARA RAĞMEN GİZLİ GİZLİ CEM TUTARLAR

    Firik Dede ve babası, 1925 yılındaki “Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu” ile sadece Alevi Dergâhlarının kapatıldığı, Alevi Kızılbaş “Ana”, “Baba”, “Dede” ve “Pir”lerinin üfürükçü, muskacılarla aynıymış gibi kabul edildiği, bu yol önderlerinin yakalanıp gözaltına alındığı, mahkemelerde yargılandığı, Cem törenlerinin yasaklandığı dönemlerde de Cem düzenlediler. Defalarca gözaltına alınırlar. Ama asla kararlılıklarından, yol’dan ödün vermezler.

    1933 yılında Ovacık’ın Çexperi köyünde “Xızır Cemi” tutarlar. Ama cem yeri yine ihbar edilir. İkisi yakalanır Sırrı Yüzbaşı’ya teslim edilirler. Pirlerinin bu durumuna oldukça üzülen Kurno, İbrahim Sırrı Yüzbaşı’ya gider, sıkı bir pazarlığa oturur. Bu pazarlığın sonucunda on beş kilo bal, bir teneke yağ, bir kısır keçi ve yirmi kilo peyniri yüzbaşıya vererek pirlerini geri alır, ama olaylar peşini bırakmaz. Sonunda Firik Dede her yerde aranır duruma düşer. 1937’de Hozat Zankirek muhtarı olan amcası Çıla’dan Firik Dede’yi teslim etmesi istenir. Çıla bu ihaneti kabul etmeyince eşi ve çocuklarıyla birlikte kurşuna dizilir. Çıla’nın başına gelenleri duyan Firik Dede Zankirek’e koşar, belki aileden birini bulurum diye, ama nafile, sadece Çıla’nın kaynını bulur. Amcasından geriye kimsenin kalmamasına çok üzülür, ağıtlar yakar, boş konakta dövünür durur ve sonra da bir köşeye yığılır kalır. Firik Dede bu haldeyken aynı gece “Palancı Qumas” (milis) Peyik karakoluna haber vererek Firik Dede’yi yakalatır.

    FIRİK DEDE’DEN SEYİT RIZA’YA MEKTUP

    Yapılan üst aramasında Firik Dede’nin cebinden Seyit Rıza’ya ait bir mektup çıkar. Seyit Rıza cezaevindedir. Bu mektupta yazılı olan bazı deyimleri çözemezler ve ne anlama geldiğini söylemesi için de Firik Dede’ye günlerce işkence yaparlar. En çok da kime yazıldığını merak ederler, ama o inkar eder ve kendisinin de bilmediğini söyler.

    Firik Dede’nin gözaltı haberi Ovacık’a ulaşır. Bunun üzerine babası, Hozat’a gelir ve oğlunu kurtarmak ister. Derken, Baba Firik askeriyeyle ilişkileri iyi olan bazı insanları devreye koyar. Bu arada bir gelişme olur. Hozat’ta zalimliğiyle nam salmış Tacim Yüzbaşı gitmiş, yerine daha ılımlı olduğu söylenen “Şevki Yüzbaşı” gelmiştir. Şevki Yüzbaşı da bu hatırlı dostlarını kırmaz, bir süre sonra Fırik Dede’yi sürgün kafilesine dahil edilmek üzere serbest bırakır. Herkes onları Balıkesir Dursunbey’de zannederken, baba oğul kaçarak Ovacık’a dönerler ve ölüme meydan okuyarak dervişane dolaşmaya devam ederler. Mahmut Ağa bakar ki bunlar durmuyor, hem sürgünde görünmek hem burada olmak zaten ölüm kararı anlamına geliyor, bu iki bilgenin ölümüne gönlü razı olmaz. Sonra eski Pulur Köprüsü’ne epey bir uzaklıkta Munzur suyunun kenarında bunlara yer altında gizli bir mahzen yapar ve ikisini de oraya gizler. Bu mahzenin yerini de ailesi dahil kimseye söylemez. Otuz sekiz biter, ama onlar 1941 yılına kadar gizli yaşamaya devam ederler. İhanetin kol gezdiği bir ortamda kimseye görünmezler. Sonra kaçak yaşayanlarla ilgili bir emir gelir; Bu durumda olanların haklarında her hangi bir yasal işlem yapılmayacaktır diye. Onlar da bu vesile ile meydana çıkmış olurlar.

    OĞLU İŞKENCEDE DİRİ DİRİ YAKILIR

    1980 askeri darbe günlerinde; Ovacık’ta askerler tarafından işkence yapılarak diri diri yakılarak öldürülen Behzat Fırik’in de babası olan Fırik Dede, o günden beri, oğlunun acısıyla yas tuttu. Acısı da gözyaşları da hiç dinmeyen Fırik Dede o günden sonra bir daha hiç konuşmadı.

    Oğlu Behzat Fırik’in acısıyla yas tutan Fırik Dede’nin son sözleri şunlar olmuştu:

    “Başımıza geleni sorma oğul, bir karanlık dönemdi. Harami sofralarında yer kapma yarışına girdiğimiz gün zaten kaybetmiştik her şeyi. Cellada kılavuz olma halimizi evliyalarımız da kabul etmemişti. Kabul etmediği içindir ki bize “gidin ne haliniz varsa görün” demişlerdi… Bil ki oğul, bütün karanlıklar kötüdür, ömrüm boyunca şafağa secde etmem bu sebepledir. Çünkü, seherin vakti ilk ışığın habercisidir ve bil ki ışıkta leke yoktur. Bilir misin oğul, toprak evlerimizin kapısı neden hep güneşe açılır? Sence bu bir tesadüf müdür? Unutma ki Tunceli’in bütün ulu ağaçları gövdelerinde bize yer açmıştı, dağlarımız ise mazlumun sığınma eviydi. Onların kerametinden bir gün olsun şüpheye düşmedim. Ama gel gör ki her sabah kapımızın eşiğini ısıtan o yüce varlığa önce biz sırtımızı döndük, sonra da yol ve erkanı kaybettik. Unutma ki harami sofralarındaki kan lokmasını biz hazmettik, ama onlar asla hazım etmedi. Kendi gerçeğine hep sadık kaldılar kısacası. Tunceli’in tılsımını biz bozduk oğul ve bedelini de ağır ödedik, şimdi anlıyor musun neden küstüğümü?”

    Fırik Dede son yarım asırda ne cem tuttu ne de taliplerini gezdi. Sanki dili lal olmuştu. Kolay değildi, onun yaşadıklarını yaşamak; çünkü otuz sekiz, yaralarına yeni yaralar eklenmişti ve bu son hesaplaşmaya da o, bir oğul ve bir de torun vermişti. Bundandır ki bir asırlık ömrünün son yıllarından hakka yürüdüğü güne kadar kimse onun güldüğüne tanık olmamıştı.

    İNSAN-I KAMİL BELGESELİ

    Dersimli yönetmen Buket Aydın, Firik Dede’nin hayatı özelinde, bölgedeki yaşamı aktaran ‘İnsan-i Kamil’ belgeselini çekmişti. Firik Dede için “İnsan-ı Kamil” adında bir belgesele imza atan yönetmen Buket Aydın, Firik dedeyi anlatırken “Bir kat yatak, bir kuzine, bir saz ve dört duvar” tanımını yapar. 10 Temmuz 2007 tarihinde Hak’ka uğurlanan Fırik Dede, koskoca, görkemli, aynı zamanda hüznün, acının, direnişin hiç eksilmediği bir tarihin tanığı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Pir Haydar Buga: Cemevleri minaresiz camiye dönüştürülmeye çalışılıyor

    Pir Haydar Buga: Cemevleri minaresiz camiye dönüştürülmeye çalışılıyor

    PİRHA- Pir Haydar Buga, bazı cemevlerinin “minaresiz cami”ye dönüştüğünü ifade ederek “Kur’an Alevilerin ise o zaman Kur’an’ın şer-i hükümlerine göre yaşam sürmeleri gerekiyor. İslam’ın hiçbir şartını yerine getirmeyip ‘İslam’ın özü biziz’ diyorsunuz. İkiyüzlü davranmanın anlamı yok. Maalesef asimilasyoncu zihniyet, Yezitliğini yapmaya devam ediyor” dedi. Buga, görkemli cemevleri yaptırılarak bir yere varılamayacağını da sözlerine ekledi. 

    Derviş Cemal Ocağı evlatlarından Pir Haydar Buga, cemevlerinin İslami dayatma altında olduğuna işaret etti. Buga, Alevi toplumunun özellikle Hakk’a uğurlama erkanlarında büyük bir ayrışma içerisinde olduğunu söyleyerek, Cem Vakfı’na bağlı cemevlerinde “yozlaşmanın” sürdüğünü savundu.

    Belçika’da yaşam süren Pir Haydar Buga, KALAN Müzik’in kurucusu Hasan Saltık’ın Cem Vakfı’na bağlı Kartal Cemevindeki uğurlama törenini işaret ederek şunları dile getirdi:

    “Bizlerin Hakk’a uğurlama erkanları ile Kartal Cemevinde yapılanlar çok farklı. Her erkanda şu konulara dikkat çekiyoruz; Hristiyanların, Müslümanlarının, Yahudilerin ya da Hinduların nasıl ibadet ettiklerini, ibadet şekillerine uygun bir biçimde Hakk’a uğurlandıklarını, Alevilerin de cem yapıp, çerağ uyandırdıkarını, gülbeng ve duvaz ile Hakk’a ibadet ettiklerini, dolayısı ile inanç ritüeline uygun Hakk’a uğurlanmaları gerektiğini sık sık anlatıyoruz. Ama yetersiziz.”

    ALEVİLERİ ERİTME POLİTİKASI: KUR’AN

    Pir Haydar Buga, iktidara yakın cemevlerinin birer İslami mekana dönüştürüldüğünü ifade ederek cemevlerinde Kur’an kursu verilmesini de eleştirdi. Buga, Kartal Cemevinde Kur’an kursu verilmesi sebebiyle “minaresiz cami” yakıştırması yaparak şöyle devam etti:

    “Böylesi yerler ‘cemevi’ olarak anılmamalı. Bizlerin, sadece bize ait olana sahip çıkma, bize ait olmayana da saygı duymak gibi yükümlülüğümüz var. Kur’an, Alevilerin ise o zaman Kur’an-ı eline alıp ya da Kur’an kursu veren kişilerin Kur’an’ın şer-i hükümlerine göre yaşam sürmesi gerekiyor. İslam’ın hiçbir şartını yerine getirmeyip ‘İslam’ın özü biziz. Asıl Müslümanlık bizimki. Bu Kur’an değiştirilmiş’ diyeceksiniz ve yine o Kur’an’a sarılıp çocuklarınıza ders vereceksiniz… İkiyüzlü davranmanın hiçbir anlamı yok. Aleviler ya oldukları gibi görünmeliler ya da göründükleri gibi olmalıdırlar. Bu, sistemin kirli şartları içerisinde Alevileri eritme politikasıdır. Ve maalesef o Yezit, asimilasyoncu zihniyet Yezitliğini yapmaya devam ediyor. Ama asıl olan şu; biz Aleviler olarak bunun karşısında ne yapıyoruz? Evet karşınızda devlet, Diyanet var. Onun eli çok güçlü ama bizler de binlerce yıldır bu baskıcı sistemlere direnen topluluk olarak bugün ne yapabiliriz? Maalesef birçok konuda sisteme teslim olunmuş durumda.”

    HAKK’A UĞURLAMA ERKANI MI YOKSA CENAZE NAMAZI MI?

    Pir Haydar Buga, ‘Hakk’a uğurlama erkanı ile cenaze töreni’ arasındaki farkın iyi bilinmesi gerektiğini söyleyerek sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Kartal Cemevinden geçmişte bir bacımız ile muhabbet etmiştim. Orada cenaze yıkıyormuş. ‘Bir can Hakk’a yürüdüğünde onun cansız bedenine abdest aldırıyor musunuz?’ diye sormuştum. ‘Tabi ki de aldırıyoruz dedem. İslam’ın şartıdır’ demişti.

    ‘Peki siz yaşarken, kendi özgür iradeniz ile abdest alıyor musunuz? Yetmiyormuş gibi bir de cenaze namazı kıldırıyorsunuz! Yaşamı boyunca bir kere bile namaz kılmamış insana namaz kıldırıyorsunuz’ demiştim.

    Bizim bu konuda altyapımız, yeterli bilgilendirmemiz yok. Bizler yeterli bilgilendirmeyi yapamadığımız için maalesef bu tür durumlarla karşılaşıyoruz. Alevilerin tüm kurumları, bunu gerçekten ele alıp erkanlar ile cenaze namazlarını birbirinden ayırt etmeleri gerekiyor.

    Siz, erkana eli Kur’an’lı bir dedeyi çağırırsanız o elbette ki canı, İslam inancına göre kaldıracaktır. O anne ve babanın ya da kardeşlerinin bunu bilmesi gerekiyordu. Bu konuda onların herhangi bir ilgileri yok muydu? Yani tamamen tesadüf mü oldu bunlar?”

    “DEVLET ŞU ANDA MİNARESİZ CAMİ PEŞİNDE”

    Pir Haydar Buga’nın üzerinde durduğu bir diğer konu ise devlet eliyle Alevi köylerine yapılmak istenen cemevleri oldu. Devlet asimilasyon tekniğinin değiştiğine işaret eden Buga, konuyla ilgili şunları kaydetti:

    “Devlet, şu anda minaresiz cami peşinde. Alevilerin geçmişte cemevi diye bir problemi yoktu. Bugün de kırsalda Alevilerin cemevi diye bir problemi olmamalı. Evet metropollere göçten sonra böyle bir ihtiyaç oldu. Birçok ilden metropollere göç olduktan sonra özellikle Hakk’a yürüme erkanları konusunda çok sıkıntılar yaşandı. Bizler defalarca kez canlarımızı cami avlusuna bırakır, dışarıda beklerdik ki imam, cenaze namazı kıldırsın ki alıp götürüp toprağa verelim. O zaman sıralamak da yoktu. Bunlardan dolayı cemevi oluşturulmaya başlandı ama bu cemevlerinin oluşumunda bile devletin sinsi bir yaklaşımı var. Sistem, tanımadığı bir inancın ibadet yerlerini kurmalarına müsaade etti ama o müsaadeyi verirken de kendi eğittiği ‘gri dedeleri’ oralara gönderdi. Bunlar, o kurumların içerisinde tamir edilemeyecek büyüklükte maalesef harabeler, kırgınlıklar yaratıp yaralar açtı.”

    “ALEVİLERİ KENDİ KAZDIKLARI ÇUKURA DÜŞÜRMEK AMAÇLANIYOR”

    Pir Haydar Buga, Alevi asimilasyonu konusunda özellikle Cumhuriyet Eğitim Merkez Vakfı’nın rolüne işaret ederek şu sözlerle devam etti:

    “Bu vakfın kurulması ile birlikte her hafta kesintisiz Cem TV’de sürekli erkanlarımız yayınlanmaya başlandı. Yüzlerce kanalı olmasına rağmen bir gün olsun bir Cuma namazının bir televizyondan canlı verildiğini gördünüz mü? Ama o Vakfın kanalı aracılığıyla toplumsal bir görsellik oluşturuldu ve o görsellikle ‘Aleviler böyle ibadet ederler, Fatiha ile başlarlar, İhlas ile devam ederler, Nuh Suresi ile çerağ uyandırırlar, Yasin’le vesaire bitirirler’ algısı oluşturuldu. Ve hiç de küçümsenmeyecek kadar toplum üzerinde büyük bir asimilasyon yarattı. Bunu kırmak kolay değil işte.

    Şimdi valilerin, kaymakamların köylere gidip ‘cemevi yaptıralım’ mantığının altında Alevileri kendi elleri ile kazdıkları çukurlara düşürebilmek amaçlanıyor.

    Şayet cem birlenecek ise geçmişte atalarımız, ahırlarda cem birlediler. Mereklerde yani samanlıklarda cem birlediler. İhtiyaç duyulursa yine öyle yerlerde cem yapılır. Çünkü bizim için kutsal olan mekanlar, dört duvar değildir. Kutsal olan insandır; insanın kalbi olan Kabe’dir. Pirimizin, mürşidimizin gül cemali bizim Kabe’mizdir. Onlar nereye oturursa biz de oraya döner Hakk’ı zikreder, Hakk ile Hakk oluruz.”

    “GÖRKEMLİ BİNALAR YAPTIRIP BİR YERE VARAMAYIZ”

    Son olarak, cemevlerinin nitelik sorunu yaşadığını anlatan Pir Haydar Buga, şu sözlerle anlatımını bitirdi:

    “Geçmişte Hristiyanlar, her mahalleye kilise yaptılar. Bugün kiliseleri satıyorlar. Aleviler özellikle Avrupa’da o kiliseleri alıp cemevine çeviriyor. Müslümanlar, bugün her mahalleye cami yapıyor. Belki 50 yıl sonra o camileri satmak zorunda kalacaklar. Aleviler Bugün aynı hataya düşüyor. Görkemli binalar yaptırıp bir yere varamayız. Binaların içlerini doldurmak zorundayız. ‘Gençler, çocuklar, cemevlerine gelmiyor’ diye şikayet ediyoruz. Gelmezler tabi. Çünkü cemevleri onlar için cazibe merkezi değil. Oturup cem ibadetinde ‘Bir ayağı bu dağdaydı, bir ayağı öte dağda, bir kılıç salladı elli kelle uçurdu’ diye hurafeler anlatırsanız çocuk google’a bakar ve yalan olduğunu görür. Artık 8 yaşındaki çocuğu dahi bu hurafelerle kandıramazsınız.

    ‘İlimden gidilmeye yolun sonu karanlıktır’ deniyor ama ilime ne kadar değer veriliyor? Cemevinde, kültür-sanat, matematik, kimya var mı? Yok. Haftada bir gün oturup çerağ uyandırıyorsun. Onu yaparken de Alevi toplumunun hiç alakası olmadığı şeylerle muhabbet birliyorsun. Ve buna da ‘Cem olduk, muhabbet ettik’ diyorsun. Çağın problemleri ile ilgilenmiyorsan, çağdaş olmuyorsan, talibin gönlünü açıp ona bir çığır açamıyorsan bari o makamı hiç işgal etme.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • ‘Xızır, evrenin sahibi, hakkın kendisidir’-VİDEO

    ‘Xızır, evrenin sahibi, hakkın kendisidir’-VİDEO

    PİRHA – Xızır’a ilişkin PİRHA’ya konuşan Derviş Cemal Ocağından Zeynel Örnek, Xızır ayında Dersim’de yapılan lokma, cem ve oruçları anlattı.

    Haberin Videosu

    Alevi inancının kutsal dönemlerinden biri olan Xızır orucu başladı. Dersim’de Xızır Orucu, Miladi takvime göre Ocak ayının ikinci yarısında başlayıp Şubat ayının ortalarında sona erer ve bir ay boyunca dönüşümlü olarak devam eder.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya aktarımlarda bulunan Derviş Cemal Ocağı’ndan Zeynel Örnek, Xızır ayında Dersim’de yapılan lokma, cem ve oruçları anlattı.

    “XIZIR, DERSİM’DE HAKKIN KENDİSİDİR”

    Örnek’in anlatımı şöyle:

    “Dersim’deki Xızır inancı, diğer inançlardan farklıdır. Dünyanın ve evremin sahibi, hak, hakkın kendisidir. Hem ahiri hem batıni hem zahiri, dar günün dostu, koruyup kollayan, yönlendren bir role sahiptir. Değişik donlarda görülür. Bizde genellikle ak saçlı, ak sakallıdır, kır atlı yada boz atlı Bozatlı Xızır diye çağırılır. Dağların, denizlerin piridir. Zaman zaman karaların piri Xızır suların piri Elas, ikisi özdeşleşir. Su ile kara, deniz ile ırmak gibi bütünleşir.

    “LOKMALAR PAY EDİLİR, CEMLER TUTULUR”

    Ocak’ın ilk haftasında her Perşembe onun adına kurbanlar kesilir. Son Perşembe’ye girildiğinde iki oruç vardır. üç oruç ve sekiz oruç. Perşembe’den Perşembe’ye devam eden oruçları herkes tutmaz. Bunların bir özelliği, sekizi tamamladıktan sonra daha çok kurbanla bayram yapılır. Toplu bir cem tutulur.

    Aynı zamanda Xızır günlerin, tarihlerin de sahibidir. Ritüel olarak üç gün Salı, Çarşamba, Perşembe günleri tutulur. Özellikle Perşembe günü oruç açıldıktan sonra bekarlar su içmez. Akşam su içtikleri yer onların güzel hayatının çıktığı yer olarak düşünülür.

    Dört Perşembe Xızır’dır. Bizdeki ilk Xızır Ocak ayının son Perşembe’sidir. Aşiretlere, ocaklara atfedilir. Bunda amaç, kesilen kurbanların toplum tarafından yararlanılması içindir. Peş peşe kesilir.

    Lokmalar yapılır, herkesin kutsalında dağıtılır, oruçlar açılır. Xızır’da genellikle kurban yapılır.  Kurbanların kemiklerinin kırılmamasına dikkat edilir, bu canlının ulu divana gideceği düşüncesi vardır.

    Pirin evinde toplanılır. Pir evinde kurban lokmasını pay eder.

    Xızır ceminde 12 hizmet görülür. Deyişler okunur, gülbengler verilir, Xızır çağırılır. Bir görgü cemi değildir.

    “BİZ KİMİZ, NE İSTİYORUZ?”

    Örnek, inançsal anlamda toplumların kopuşunu ise şöyle değerlendiriyor:

    “Bir toplumu var eden dili, kültürü, inancıdır. Koptuğunda savuruluyorsun. Eski değerleri yaşatalım ama ‘Biz kimiz, ne istiyoruz’ sorusunun cevabını bulmamız gerekiyor. Bundan hareketle ortak bir şekilde değerlerimiz yaşatmalıyız. Dersim inancı, 38 katliamıyla, jenosidiyle ciddi bir hasara uğramıştır. Sürgünlerle beraber bir kopuş yaşanmıştır ama bizi çürüten kente göçenlerdir. Sürgünden sonra kentlere göçenler, sanayinin gelişmesi, istihdamın oluşmasıyla olanaklar yaratıyor ama bizimkiler gittiklerinde kendilerini bir Alevi bir Kürt olarak ifade edemiyor. Başka bir kimliğe bürünüyor. ”

    PİRHA/DERSİM

  • Derviş Cemal Ziyareti’nde cemevi ve aşevi temeli atıldı-VİDEO

    Derviş Cemal Ziyareti’nde cemevi ve aşevi temeli atıldı-VİDEO

    PİRHA – Dersim Hozat’a bağlı Derviş Cemal Ziyareti’nin de bulunduğu Derviş Cemal Köyü’nde aşevi ve cemevi temeli atıldı. 

    Dersim’in Hozat ilçesine bağlı bulunan Derviş Cemal Köyü’nde bulunan Derviş Cemal Ziyareti’nde aşevi ve cemevi temeli atıldı.

    Derviş Cemal Ocağı’nda cem yapılacak yer ve kurban kesim yeri olmadığı için cemevi ve aşevi yapıldı. Özellikle yaz aylarında yüzlerce ziyaretçisi bulunan Derviş Cemal Ocağı’nın bulunduğu Derviş Cemal Köyü’nde atılan cemevi temel atma törenine İstanbul, Kocaeli, Erzincan, Dersim’in Ovacık, Hozat, Derviş Cemal Ocağı pirleri ve mensupları katıldı. Temel atma töreninde yapılan konuşmaların ardından kurbanlar kesildi, lokmalar dağıtıldı.

    Seyit Cemal Sultan Vakfı Sekreteri Yüksel Çetin de İstanbul’dan Ankara’dan ve birçok yerden gelenlerin Derviş Cemal Ocağı’nda toplandıklarını söyledi.

    Derviş Cemal Ocağı’nda kültür merkezi açılışı yapmak için biraraya geldiklerini ifade etti.

    Ali ŞEKER/DERSİM

  • Avrupa’daki Pirlerden Afrin tepkisi: Hızır ayında halklar ve inançlar mozaiği Afrin’e saldırı zulümdür

    Avrupa’daki Pirlerden Afrin tepkisi: Hızır ayında halklar ve inançlar mozaiği Afrin’e saldırı zulümdür

    PİRHA- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Afrin’e dönük saldırının başladığı açıklamasından sonra TSK’ya ait savaş uçaklarının Afrin ve Alevilerin yoğun yaşadığını Mabeta ilçesini bombalamasına tepki gösteren Alevi pirleri, bu savaşa karşı tüm Alevi toplumunu ses vermeye çağırdı. 

    Afrin’e dönük saldırılara tepki gösteren FEDA Pirler Kurulu’ndan pirler bombalanan yerlerde Alevilerin de olduğunu ve diğer inançlarla kardeşçe yaşadığını söyledi. Pirler, iktidar tarafından sözde ulusal çıkarlar adına başlatılan bu savaşın kirli bir savaş olduğunu, halklara yıkım, zulüm ve göç getireceğini belirterek, Alevi toplumuna bu savaşa karşı çıkması ve ses vermesi çağrısında bulundu.

    “İNANÇLAR MOZAİĞİ AFRİN’E SALDIRI ZULÜMDÜR”

    Birçok farklı halkın, inançların bir aradığı yaşadığı ve halklar mozaiği olan Afrin’e yapılan bombardıman ve başlatılan savaşın haklılık gerekçesinin olmadığına değinen Şıh Ahmet (Şıxamed) Ocağı Mensubu Pir Metin Baylav, Alevilerin de Türkiye’de büyük bir tehlike altında olduğunu belirterek şöyle konuştu:

    “Aşağı yukarı 2 haftadan beri Afrin’e operasyon yapılacağı söyleniyordu. Tabi biz Aleviler bunu asla kabul etmiyoruz. Haksız bir savaştır. Geçmiş IŞİD saldırılarında da kış ayında çoluk çocuk, onlarca insan evlerinden ve yurtlarından oldular. Şimdi ikinci bir durum yaşanıyor. Afrin basında gördüğümüz kadarıyla mozaik olan ve Alevilerin yoğun yaşadığı bir yer. Birçok inanç orada iç içe. Terörizm adı altında sivil insanlar ve çocuklar katlediliyor. Hava saldırıları başlatılmış. Ne yazık ki yine bu hava saldırılarında çocukların, sivillerin ve hatta hayvanların katledildiğini öğrendik. Bu savaş kime hizmet ediyor ve bu acılar neden çektiriliyor ? Artık bütün insanlar ses vermelidir. Biz bugün ses vermezsek, yarın bu acılar birçok yerde yaşanacak. Hani bir söz vardır ‘susma sustukça sıra sana gelecek.’ Gerçekten susmamak gerekiyor. Alevi halkı öyle terörize edilebilecek bir halk değil. Aleviler asla kandan, şiddetten beslenmiş bir halk değil, tersine kandan ve şiddetten beslenenlere karşı mücadele etmişlerdir. Biz Alevilerin bir TV10 kanalımız vardı. Alevilerle beraber cümle mazlumları dillendiren ve Türkiye’de gizli kalmış inançları açığa çıkaran TV10’du. Maalesef TV10 gibi bir kurum kapatıldı, bir sürü çalışanı ve piri gözaltına alınıp tutuklandı. Bizler gerçekten zamanında tepki gösterseydik belki daha fazla sahiplenme olurdu. İstenilen tepki gösterilmediği için sıra yavaş yavaş bizlere geliyor. Aleviler zaten Türkiye’de büyük bir tehlike altında. Sokakta eli silahlı insanların insanları tehdit etmelerini, birçok Alevi mahallerinde el ilanları dağıtmalarını izliyor ve görüyoruz. Alevi pirleri olarak asla buna seyirci kalınmamalı, mazlumun yanında yer alınmalı ve sadece basın açıklamaları ile kalınmayıp sokaklara inilip tepkimizi dile getirmeliyiz.”

    “YEZİT ZİHNİYETLİ SİSTEMLER İNSANLARIN KÖYLERİNİ, ŞEHİRLERİNİ YAKIYOR”

    “Türkiye’de dini sermaye olarak kullanıp kendisi servetler biriktirerek, insanların köylerini, şehirlerini yakan ve işlerinden edip hapishanelere dolduran Yezit zihniyetli bir sistem var” diyen Baba Mansur (Bamansur) Ocağı Piri Veli Uğur kutsal olanın insan yaşamı olduğunu ve Alevi toplumunun bu oyunlara gelmemesi çağrısında bulundu:

    “Türkiye’de yıllardan beri insanları, toplumları yalanlarla dini sermaye olarak kullanıp kendisi servetler biriktirerek, insanların köylerini, şehirlerini yakan ve işlerinden edip hapishanelere dolduran Yezit zihniyetli bir sistem var. Bu sistem insanları duygularıyla, maneviyatı ile delirterek, ırkçılığın hastalık olarak kabul gördüğü Türkiye’de sanki gurur duyulacak bir iş gibi lanse ediliyor ve insanlar birbirine düşmanlaştırılıyor. Bu düşmanlık öyle bir Yezitleşti ki haftalardan beri top atışlarıyla vurduğu Kuzey Suriye denilen yer yani Afrin’i  şimdi havadan bombalanıyor. Bu insanlardan Türkiye’ye karşı hiçbir zarar gelmemiş. Ama daha fazla servet edinmek için fakir fukara çocuklarını kandırıp öldürüyor, öldürtüyor. 15 seneden beri yaptıkları aynen devam ediyor. Sözüm özellikler Alevi canlara, dostlaradır. Biz 72 millete bir nazarla bakarız. Bizim için kutsal olan insandır, insan yaşamıdır. İkiliğin, kin ve kibrin olmadığı inancımıza sahip çıkalım. Kendi yurdumuzda aldatılmış insanların oyunlarına gelmeyelim, oyunlarını bozalım. Birlik olalım, beraber olalım ve tüm insanlara can olarak bakalım. Yolumuzun desturunu, kurallarını sürer, sıtk-ı gönül ile hizmete sarılırsak ancak yolu sürmüş olabiliriz” diye vurguladı.

    “MABETA’DA ALEVİLER VE DİĞER İNANÇLAR KARDEŞÇE YAŞIYOR”

    Afrin’de yıllardır gizlenen, saklı tutulan Alevi inancının artık kendini özgürce ifade ettiğini ve diğer halklarla, inançlarla kardeşçe yaşadığını vurgulayan Ağuçan (Axuçan) Ocağı Piri Hüseyin Bildik, savaşın kendisiyle birlikte yıkımı, açlığı ve göçü getireceğini ve bir an önce vazgeçilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:

    “Kürtlerin yoğun yaşadığı Afrin bölgesinde yaşanan bu saldırıyı kınıyor ve lanetliyoruz. Özellikle Afrin’in Mabeta kasabında yıllardır gizlenen, saklı tutulan Alevi inancının mensupları canlarımızın kendi inançlarıyla, kimlikleriyle ve diğer halklarla bir arada kardeşçe yaşadığı bir şehre AKP hükümeti saldırıyor. Türk devleti varlığını Kürdün inkarı ve katliamı üzerinden var etmeye çalışıyor. Haktan, hukuktan, kardeşlikten ve vicdandan yana olan tüm insanlığa bir çağrımız var. Bu ülkede milyonlarca Kürtler, Aleviler ve diğer halklar yaşıyor. Bütün halklara tek tipliği dayatıp, onun gibi yaşamayanı düşman gören bu hükümet, cihatçı çeteleri toplayıp Kürtlerin üzerine sürüyor. Bütün insanlığın buna ses vermesi ve karşı durması gerekiyor. Milyonlarca insan Afrin kentinde yaşarken, hükümet tarafından burada savaşın başlatılmasını lanetliyoruz. Bu savaş yıkımın, açlığın, sefaletin ve göçün başlangıcı demektir. Bu savaşların son bulmasını istiyoruz.”

    “HIZIR AYINDAYIZ VE HIZIR ZALİMLERİN ŞERRİNİ HALKLARDAN UZAK GÖTÜRSÜN”

    Bölgede devam eden savaşın en önemli sebeplerinden birinin iktidar olduğunu, sözde ulusal çıkarlar adına halkların kurban edildiğini söyleyen Derviş Cemal Ocağı Pir Rıza Yağmur,  “Bu hükümet iç savaşa gidilmesini canı gönülden istiyor ve birinci kurbanı ise Alevilerdir” diyerek şunları vurguladı:

    “Suriye’de devam eden savaşın en önemli sebebi Türkiye’yi yöneten iktidardır. Yıllar önceden planlanmıştı bu. Mezhep kapışması daha henüz tam başlamadı. 1400 yıldan bu yana birbirini boğazlamadan bir akıl yolunu buluşturamadılar. Kendi peygamberlerinin torunlarına şehit ettiler. Düşündüğümüzde en sadık Müslümanlar Kürtler’dir. Yıllardır İslam’ın hanballığını yapıyorlar. Ama devasa güçlerle gidip Kürtlerin şehirlerini bombalarken, batılı devletlerin dönem  dönem uçak ve silah satarak buna destek olduğunu biliyoruz. 50 milyon olan bir halkın arasına tel örgü çekerek  daha sonra dünyayı dizayn eden güçlerin buraya yerleşmesine yeşil ışık yakarak ve  ulusal çıkar denilen o rezil çıkarlar uğruna bir halkın orada kurban edilmesi bizim inancımızda bağışlanacak bir durum değildir. Yol yakın iken geri dönülmesini istiyoruz. Şunu anlamaları gerekiyor ki, bu bataklığa girilirse bu savaş 50 yıl sürer. Sözde Müslüman geçinen bu hükümetin devasa gücünü bu halkın üzerinden çekmesi gerekiyor. Oradan Türkiye’ye bir zarar gelmesi söz konusu bile değildir. Ellerine geçirdikleri medya imparatorluğuyla Türkiye halklarını kandırıyorlar. Maalesef kendini muhalefet diyen ve cumhuriyeti kurmakla övünen CHP kendini bile ayakta tutamadı. Bugün Türkiye iç savaşa gitmiyorsa buda Kürtlerin olgunluğundandır. Bu hükümet iç savaşa gidilmesini canı gönülden istiyor. İç savaşa giderse birinci kurban Alevilerdir. Kendi iç paramiliter güçlerini oluşturuyor. Kürdüyle, Türküyle, Arabı ile tüm Alevilerin inançlarındaki Haktan yana olma felsefesi gereği barış çağrısı seslerini yükseltmelidirler. Bu ay Aleviler için Hızır ayıdır. Hızır zalimlere fırsat vermesin. Zalimlerin şerlerini haklardan uzak götürsün. Kardeşlik, barış gelsin. Savaş lanetlidir ve lanetliyoruz.”

    Elif SONZAMANCI / LEVERKUSEN

  • Pir Zeynel Örnek: Saz Alevilikle bütünleşmiş bir enstrümandır

    Pir Zeynel Örnek: Saz Alevilikle bütünleşmiş bir enstrümandır

    PİRHA – Sazın Alevilikteki önemine vurgu yapan Derviş Cemal Ocağı Piri Zeynel Örnek, “Dersim kültürünün aktarılmasında temel bir unsur olan saz Alevilikle bütünleşmiş bir enstrümandır” dedi. 

    Bir çok ziyaret ve Ocağı coğrafyasında bulunduran kent olan Dersim’de yaşayan her ailenin evinde bulunan saz başköşeye asılır. Aleviler için bağlama kutsiyeti olan ve Alevilik inancıyla özdeşleşmiş bir enstrümandır. Sazın Alevilik ve Dersim Kızılbaş inancındaki yerini Derviş Cemal Ocağı Piri Zeynel Örnek PİRHA’ya değerlendirdi.

    “DERSİM KÜLTÜRÜNÜN AKTARILMASINDA SAZ TEMEL BİR UNSURDUR”

    “Saz, Alevi ve Bektaşi inancında özelikle şairlerin betimlediği bir söz vardır dilli Kuran olarak bilinir” diyen Pir Zeynel Örnek, “Dersim kültürünün aktarılmasında saz temel bir unsurdur. İbadetlerini saz ile yapmışlardır. Yani saz olmazsa ibadet yürümüyor. Dersim Alevi inancında saza öyle bir kutsallık atfedilmiştir ki sazı çalan birine uzattığınızda önce ona niyaza durur, sonra çalmaya başlar. Şekil olarak sazın gövdesi ana rahim olarak tarif edilir. Tellerin bağlandığı köprü rahimden çıkış. İlk köprü olgunlaşma, tellerden kulaklara giden son köprü ise sırat köprüsü olarak tarif edilir” dedi.

    “SAZ, ALEVİLİKLE BÜTÜNLEŞMİŞ BİR ENSTRÜMANDIR”

    Dersim Alevilik inancında Bağlama ve Çurra olarak iki tür saz olduğunu ifade eden Pir Zeynel Örnek, “Üç telli olan Çurra üçleri yani Allah, Muhammed ve İmam Ali’yi temsil eder. Bağlama beş tellidir, Allah, Muhammed, İmam Ali, İmam Hasan ve İmam Hüseyin’i yani beşleri temsil eder. On iki perde vardır her bir perdesi bir İmamı yani 12 İmamı temsil eder. Dolayısıyla saz hem inançsal hem kültürel ve topluluk olarak Alevi Kızılbaş inancıyla bütünleşmiş bir enstrümandır” diye ifade etti.

    Mustafa YÜKSEL/DERSİM

  • Pir Zeynel Örnek: Dersim Kızılbaş inancında Tarık çok önemli-VİDEO

    Pir Zeynel Örnek: Dersim Kızılbaş inancında Tarık çok önemli-VİDEO

    PİRHA- Tarığın Dersim Kızılbaş inancındaki önemine vurgu yapan Derviş Cemal Ocağı Piri Zeynel Örnek, “Dersim Kızılbaş inancında Tarık çok önemli kutsal yeti olan bir unsur ve yaşamında belirgin bir ritüeldir.”  dedi.

    Haberin Videosu

    Bir çok Dergah, Ziyaret ve Alevi Ocaklarının merkezi olan Dersim coğrafyasında yaşayan Aleviler, kutsaliyetine inandığı bir ağaç ya da bir dağın tepesinde bulunan evliyaların ve pirlerin konakladığı mekanlara niyazlaşır çıralar yakarlar. Alevi-Kızılbaş inancının yoğun olarak yaşandığı Dersim Kızılbaş inancında Tarık kutsal yeti olan önemli bir ritüeldir. Tarığın Dersim Kızılbaş inancındaki önemini Derviş Cemal Ocağı Piri Zeynel Örnek PİRHA’ya değerlendirdi.

     “TARIĞIN OLDUĞU MEKÂNLARDA CEM YAPILIR”

    “Tarığın cennet ağacından kesilen bir parça olduğu söyleniyorsa da genellikle önemli zatların kullandığı asa olarak bırakılmış,” diyen Pir Zeynel Örnek, “Dersim Kızılbaş inancında temel üç öğe var. Yol kardeşliği, Musahiplik, Tarık düşkünlük meselesi, bunlar olmazsa Dersim Kızılbaş inancının bir kıymeti yoktur. Neden mi diyeceksiniz? Cemin icra edilmesi için sofunun yani yol kardeşlerinin mutlaka birlikte olması gerekiyor. Birlikte olmazsa giremiyor. Girememenin temel ölçüsü de düşkünlük. Bir de sofuların mutlaka Tarıklanması, bağlanması gerekiyor. Onun içinde Tarık gerekiyor. Dolayısıyla Dersim Kızılbaş inancında Tarık çok önemli kutsal yeti olan bir unsur ve yaşamında belirgin bir ritüeldir.”  dedi.

    “TARIK, DERSİM KIZILBAŞ İNANCINDA ÖNEMLİ BİR RİTÜELDİR”

    “Her Alevi Ocağında Tarık vardır. Derviş Cemal Ocağında beş Tarığın olduğunu” ifade eden Pir Zeynel Örnek, “Genellikle cemler Tarığın bulunduğu mekânlarda yapılır. Görgü Cemlerinde Tarık mutlaka çıkardı. Sofular tek tek Tarıklanırdı. Bazı Cemlerde kadınlar da Tarıklanırdı. Yani dört beden bir gömlek içerinde sorgulanırdı. Tarık günahlara tövbe edildikten sonra sırtından mühürlenirdi. Tarık Dersim Kızılbaş inancının olmazsa olmaz ritüelidir” diye ifade etti.

    Mustafa YÜKSEL/DERSİM