Etiket: devrim tekinoğlu

  • 4. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri başladı-VİDEO

    4. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri başladı-VİDEO

    PİRHA-2 gün sürecek 4. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri başladı. etkinliğin açılışında konuşan Yönetmen Devrim Tekinoğlu, “Mehmet Çetin’in ardından Emirali Yağan’ı bu dünyadan uğurladıktan sonra biz de onların hatırasını, anısını, yarattıkları, ürettikleri ürünleri topluma tanıtmak için başladığımız yolculuk bir süre sonra Dersim Kültür Sanat Günleri’ne dönüştü” dedi.

    2 gün sürecek 4. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri, Hüseyin Güntaş Kütüphanesi ve Konferans Salonu’nda başladı.

    “MEHMET ÇETİN VE EMİRALİ YAĞAN ANISINA KÜLTÜR-SANAT GÜNLERİ DÜZENLEMEYE KARAR VERDİK”

    Etkinlik, Yönetmen Devrim Tekinoğlu’nun yaptığı açılış konuşmasıyla başladı.

    Tekinoğlu, yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:

    “Mehmet Çetin’in ardından Emirali Yağan’ı bu dünyadan uğurladıktan sonra biz de onların anısına kültür sanat günleri düzenlemeye karar verdik. Onların hatırasını, anısını, yarattıkları, ürettikleri ürünleri topluma tanıtmak için başladığımız yolculuk bir süre sonra Dersim Kültür Sanat Günleri’ne dönüştü.”

    Açılış konuşmasından sonra Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri hakkında ‘Hatıradır yak bu fotoğrafı’ adlı video gösterimi yapıldı.

    “KÜLTÜR VAR İSE DİL VARDIR”

    Dersim sözlü kültürünün kuşaklararası aktarımı konulu panel düzenlendi. Moderatörlüğünü Yazar Hüseyin Ayrılmaz tarafından yapılan panele konuşmacı olarak Yazar Haydar Oğur ve Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan katıldı.

    Kültür var ise dilin var olacağını belirten Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, “Kültürel birikim dil ile ifade edilir. Ne yazık ki bizim kuşak öteden beri var olan asimilasyon, kültürel yabancılaşma gibi birçok nedenle dilimizi unuttuk. Dilimizi unuttukça da kültürümüzden uzaklaştık. Biz kendi dilimizi, kendi kültürümüzü korumak için ne yapabiliriz bunları düşünmemiz lazım” dedi.

    Yazılı tarihlerinin olmadığını vurgulayan Yazar Hüseyin Ayrılmaz, “Oysa karşımızdaki güç sanatta, edebiyatta, asimilasyonda, her alanda üstümüze o kadar çabuk geldiler ki başarısız olduk. Yazılı tarihimizin olmaması, uzun yıllar yasaklı toplum olmamız, sürekli istilalara maruz kalmamız bunların nedenleridir. Çünkü toplumun var olabilmesinin önemli araçlarından birisidir yazılı tarih. Bir hafıza merkezi ve çocuklarımıza dilimizi aktarmak için kreşlere ihtiyacımız var” diye belirtti.

    Panelin ardından yönetmenliğini Hüseyin Kete’nin yaptığı ‘Kalanlar da giderse’ adlı belgeselin gösterimi yapılıp, belgeselle ilgili söyleşi yapıldı.

    “BİZLER YAŞADIĞIMIZ PROBLEMLERİ HEP DIŞARIYA  HEVALE ETTİK”

    Göç konusuyla ilgili bir belgesel çekme fikrini hayata geçirmek istediğini söyleyen Yönetmen Hüseyin Kete, “Belgeselin aslında birçok eksikliği var. olabilir. Daha fazla insana ulaşabilirdik. Bizler yaşadığımız problemi hep dışarıya havale ettik. Bizi asimilasyon edip dilimizi ve kültürümüzü yok ettiler. Ancak bunda bizim kendi payımız da var. Ama biz buna yönelik ne yapabiliriz? Bence bunları konuşmak gerekiyor. Diğer türlü dilimiz kayboldu deyip ağlamak bence bizi bir yere götürmeyecek” diye konuştu.

    Belgesel gösterimiyle ilgili söyleşinin ardından etkinliğin birinci günü masal, şiir ve müzik dinletisinin ardından sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Ra/Yol belgeseli Berlin Cemevi’nde gösterildi-VİDEO

    Ra/Yol belgeseli Berlin Cemevi’nde gösterildi-VİDEO

    PİRHA- Yönetmenliğini Devrim Tekinoğlu, yapımcılığını Dersim Araştırmaları Merkezi, yapım koordinatörlüğünü Hüseyin Ayrılmaz ve müziklerini Cemil Koçgiri’nin yaptığı Ra/Yol isimli belgesel, Berlin Cemevi’nde izleyiciyle buluştu.

    Berlin Alevi Öğrenciler Birliği (Bund der Alevitischen Studierenden-BDAS) organizasyonuyla gerçekleştirilen belgesel gösterimi Cemevi ana salonunda gerçekleşti. Açılış ve program akışı ile ilgili konuşmaların Berlin Cemevi yönetim kurulu üyesi ile Berlin Alevi Öğrenciler Birliği Almanya Eş Başkanı Melinda Özgül tarafından yapılan gösterim öncesi Cemil Koçgiri kısa bir müzik dinletisi gerçekleştirdi.

    Dinletinin ardından gösterimi biten belgesel sonrası soru cevap bölümüne geçildi. Bu bölümde izleyicilerin sorularını belgeselin yapım koordinatörlüğünü üstlenen Hüseyin Ayrılmaz cevapladı.

    Berlin Alevi Öğrenciler Birliği Berlin Eş Başkanı Azad Yıldız da kısa bir konuşma yaptı. Belgeselin yapımında ve bugünkü gösterimde emeği geçen herkese teşekkür eden Yıldız ile birlikte Berlin Alevi Öğrenciler Birliği üyeleri, Hüseyin Ayrılmaz ve Cemil Koçgiri’ye teşekkür ederek çiçek taktim etti.

    Ulaş TOSUN/BERLİN

  • Tekinoğlu: Dersim’de kutsal mekanlara ziyaretler, içsel olandan biçimsele doğru yöneldi

    Tekinoğlu: Dersim’de kutsal mekanlara ziyaretler, içsel olandan biçimsele doğru yöneldi

    PİRHA-Dersim’deki kutsal ziyaret mekanlarının zaman içerisindeki değişimine dair konuşan Yönetmen Devrim Tekinoğlu, “Ziyaretler sırasında niyazın pay edilmesi, çıra uyandırılması gibi ritüeller dünden bugüne devam ediyor. Fakat bütün bu ziyaretlerin içsel olandan biçimsel olana doğru yöneldiğini söyleyebiliriz” dedi. 

    Dersim’de hemen hemen her yerde bir ziyaret var. Kimi bir akarsu, kimi bir göl. Bir ağaç da oluyor, bir taş da. İnancın, doğa ile ve onu kutsayan sıkı bir bağı var. Fakat bu bağlar, ticarileşmenin, turizmin, insan baskısı ve siyasi politikaların ağır yükü altında ya silikleşiyor ya da yok oluyor.

    Ziyaretlerin önemi, geçmişten günümüze değişimi ve son sürece ilişkin Yayıncı-Yönetmen Devrim Tekinoğlu ile konuştuk.

    PİRHA: Dersim’deki ziyaret kültürünün Alevi inancındaki yeri nedir?

    DEVRİM TEKİNOĞLU: Ziyaret mekânları ile sürdürülen ilişki Dersim inanç yolunun temelini oluşturmaktadır. Rae Haq/Alevi inancını diğer inanç kalıplarından ayıran en önemli farklılığın doğaya ve insana bakış açısı olduğunu söyleyebiliriz. Nüfusun önemli kısmının köylerde yaşadığı dönemlerde Dersim inanç yolunda doğa merkezli eğilim belirgindi. Doğa merkezli bu inancın varlığını Gağan, Xızır, Hawtemal gibi ibadet takvimi döngüsü ile sürdürülmüştür. Bu belirgin öğelerin mührünü ise kutsal ziyaret yerleri oluşturmaktadır.

    Dersim’in her köyünde kutsal ziyaret mekânı vardır. Bu ziyaret mekânları su kaynakları, yüksek yerlerde bulunan bir ağaç, bir tepe, dağ vb.dir. Neredeyse her dağın mitolojik bir anlatısı vardır. Her ziyaret yerinin bir hikâyesi vardır. Kutsal kabul edilen bazı hayvanların mitolojik anlatısı vardır.

    1970’li yıllardan itibaren artan göç ile beraber doğa merkezli bu inanç değişime uğramış, kentleşme ile beraber doğa merkezli inanç, yerini insan merkezli inanca bırakmaya başlamıştı.

    1994 yılında köylülerin yerinden edilmesi ile köylüler değişik yerlerde yeniden yurtlandılar. Köylülerin bir kısmı ise ilçe merkezleri ile il merkezine yerleştiler. Bu yeni ve sert durum Dersim inanç yolunda hızlı değişime neden oldu. Rae Haq/Alevi yolunun kurumsallaşması ihtiyacının devreye girmesi sonucu ziyaret mekânlarının işlevinde önemli farklılıklar oluşmuş oldu.

    – Kutsal mekânlara yapılan ziyaretler zaman içinde değişti mi? Dünden bugüne nasıl bir değişim var sizce? Munzur Gözeleri veya başka kutsal bir mekândan örnek verebilir misiniz?

    Her şey değişiyor. Kutsal ziyaret yerleri ile ilişki bugün hayatta olmayan veya sayıları çok az kalmış yaşlılarımızın yürüttüğü gibi değil elbette. Ziyaret mekânlarını kendi canından can gören yaşlılarımız, kutsal alanın yakınına vardığında artık o evrene girer; en üst seviyede hassasiyet ile ziyaretini gerçekleştirirdi. Onlar o ziyaretler ile konuşur, muhabbet eder, onlara yakarır, sitem eder; orada kendini onarır, yarasını sağaltır nihayetinde büyük bir saygı ile oradan ayrılırdı.

    Ziyaretler sırasında niyazın pay edilmesi, çıra uyandırılması gibi ritüeller ise dünden bugüne devam ediyor. Fakat bütün bu ziyaretlerin içsel olandan biçimsel olana doğru yöneldiğini söyleyebiliriz.

    Munzur Gözeleri’nin ziyareti sırasında özellikle kadın ve yaşlı ziyaretçilerin bir kısmı henüz alana varmadan ayakkabılarını çıkarır, çıplak ayakla alana yürürlerdi. Burada hastalar, şifa arayanlar dışında kimse suya girmez, elini yüzünü yıkamaz, suyu incitecek hiçbir hareket yapmazdı. Zamanla kamu yöneticileri buraya dikkat kesildiler. 1980’li yılların sonlarına doğru bu kutsal mekâna iş makinaları girdi. Burada yol açtı, alana betondan yürüyüş yolları yapıldı. Suyun bazı bölümlerinin etrafı çevrildi ve burası beton içine alındı.

    Bir lokanta faaliyete geçti; yemek ve alkol hizmeti verdi. 2000’li yıllarda burada su fabrikası kuruldu, sonra mekânda küçük tezgâhlar açıldı ve alan inanç merkezi, kültürel miras olmaktan uzaklaştırılarak ticari bir alana döndü. Doğal bir inanç merkezi olan Munzur Gözeleri’nin üst kısmında betondan bir yapı yapıldı ve burası cemevi oldu. Bir süre sonra artan insan baskısı ile mekân piknikçilerin piknik ateşinden geçilmez hale geldi. Nihayetinde kamu yöneticileri yine buraya dikkat kesilerek yeniden müdahale ettiler ve Munzur Gözeleri adeta turistik bir yürüyüş alanına çevrildi.

    – Dersim son yıllarda ilgi odağı haline geldi. Dersim’e yönelik artan insan baskısının inanç alanlarına etkisi nasıl olmaktadır?

    İnsanın çoğaldığı her yer beraberinde problem yaratmaktadır. İnsanın kendi yaşam yeri dışındaki yerlere ziyareti çoğunlukla kendi evine gösterdiği hassasiyet gibi olmuyor ne yazık ki.

    Dersim’in muazzam güzellikteki doğası son yıllarda oldukça ilgi çekiyor. Buraya gelen misafirler çoğunlukla bu doğal güzellik alanlarının epey kısmının aynı zamanda kutsal mekânlar olduğunu veya Dersim 1938’in katliam alanları olduğunu bilmemektedir. Bu yönlü hatırlatıcı metinler, tabelalar vb. ürünler de olmadığı için gerekli hassasiyet gösterilmemektedir. Bazı misafirler içinse burada doğa ile sürdürülen inanç putperestlik, sapkınlık olarak algılanmaktadır.

    Dersim’e giren misafir sayısı Dersim’in altyapısının kaldıracağının çok üstündedir. Ovacık Munzur Gözeleri ile Pülümür Suyu’nun kaynağından Mameki merkeze kadar ve bu iki önemli ırmağı besleyen dere yatakları boyunca turistik kamp alanlarının tüm kirliliği doğrudan suya karışmaktadır. Buralarda herhangi bir altyapı ve koruma çalışması henüz yapılmamıştır. Suyun doğrudan kirletildiği yani suyun ölümüne giden süreç bu kontrolsüz turizm ile gerçekleşmektedir. Bu durum ziyaret kültürünü yok ettiği gibi o ziyaretin bizzat kendisini de öldürmeye giden bir cinayet süreci olmaktadır ne yazık ki.

    – Munzur ve Pülümür vadileri ile ziyaretler zaman içerisinde ticaretin, turizmin ve insan müdahalesinin sonuçlarıyla karşı karşıya. Yaratılan tahribatlara karşı atılması gereken adımları nasıl sıralarsınız?

    Munzur ve Pülümür vadileri mutlak korunacak alanlar ilan edilmeli. Yapılaşmaya kapatılmalı. Seçilmiş belli alanlarda altyapısı hazırlanarak hizmet verilmeli. Yine seçilmiş bazı alanlar dışında çadır, mangal vb. faaliyetlere kapatılmalıdır. Munzur ve Pülümür Vadisi dışındaki yerlerde de misafirler için farkındalığı artıracak yayınlar yapılmalı, tur rehberleri bilgilendirilmelidir. Hizmet mekânlarının arıtma gibi altyapı sistemi hızlıca oluşturulmalıdır. Ziyaret mekânlarına yapılan ziyaretler kontrol altına alınmalı, buralarda ticarileşmenin önüne geçilmelidir.

    Barış KOP / PİRHA

  • ‘Dersim’de köyler maden sahaları için boşaltılıyor’-VİDEO

    ‘Dersim’de köyler maden sahaları için boşaltılıyor’-VİDEO

    PİRHA-Yönetmen Devrim Tekinoğlu’nun çektiği “Bindokuzyüzdoksandört” isimli belgeselinde geçen köy boşaltmalarının bir benzeri yaşanıyor. Tarih boyunca katliamlar, köy yakma, insansızlaştırma politikaları ile karşı karşıya kalan Dersim’in köyleri şimdi de afet gerekçe gösterilerek boşaltılıyor. 

    Yönetmen Tekinoğlu’nun köyünün de içinde bulunduğu Ovacık’taki 8 köye afet bölgesi gerekçe gösterilerek boşaltma ve yıkım kararı gönderildi.

    Dersim’in Ovacık ilçesine bağlı Arslandoğmuş, Gözeler, Yeşilyazı, Kuşluca, Yarımkaya, Yayla Günü, Molaaliler, Buzlutepe Köy muhtarlıklarına yollanan tebligatta köylerin afet bölgesi ilan edilerek, var olan evlerin yıkılması ve afet bölgesi ilan edilen alanların boşaltılması gerektiği ifade edildi.

    Arslandoğmuş köyünde yaşayan Devrim Tekinoğlu, amacın bu kararın ardından boşaltılacak köylerde maden çalışmalarının önünü açmak olduğuna dikkat çekti. Köydeki halkın 90’lı yıllardan bu yana zorunlu göçe maruz kaldığını ifade eden Tekinoğlu, “Köyde her defasında yeniden bir yaşam inşa ediliyor bir süre sonra da boşaltılıyor. Doğal olarak da bu bir tedirginliğe neden oluyor.” diyor.

    “BOŞALTILAN KÖYLER MADEN ÇALIŞMALARINA AYRILACAK”

    Köylerinin afet bölgesi ilan edildiğini ifade eden Tekinoğlu, konuya ilişkin PİRHA’ya şu açıklamalarda bulundu:

    “Bizi tedirgin ediyor. 94 yılında zaten köylerimizin neredeyse tamamı boşaltıldı. 94’te köylerin boşaltılmasının bir proje olduğunu biliyoruz. Bu bölgelerin çok büyük bir bölümü maden sahası. Maden sahasının daha aktif çalışabilmesi için de köylerin boşaltılacağını düşünüyoruz. Ama biz köylerimizi boşaltmayı düşünmüyoruz.

    Yeni tebligatlar yapıldığı için tartışmalar da sürüyor köylerde. Fakat yine de tedirginlik var. Defalarca boşaltılmış alanlar bunlar. Köyde her defasında yeniden bir yaşam inşa ediliyor bir süre sonra da boşaltılıyor. Doğal olarak da bu bir tedirginliğe neden oluyor.

    Buradaki temel şey topraksızlaşma. Oradan yaşayıp yaşamamaktan ziyade orayla hiçbir ilişkinin kalmaması isteniyor. Çünkü orası kadavraya çevrilecek ve maden çalışmalarına ayrılacak. Orada da köylülerin yaşama şansı kalmaz.

    “BİR DİRENİŞ OLACAĞI AÇIK”

    94 ile ilgili zaten bir çalışmam olmuştu. Bu da bence benzerlik taşıyor. 94’ün amaçlarından birisi de maden sahalarında daha rahat çalışabilmek için boşaltmaktır. Köylünün toprakla bağını kesmek toprakla olan değer ilişkisini zayıflatmak ve bir direniş olmamasını sağlamak açısından uzun zamana yayılıp planlandı. Şu anda da hayata geçirilmek isteniyor. Fakat bunun karşısında da çok büyük bir direnişin olacağı da açık.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • Dersim Pertekliler Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kültür Derneği aşure lokması pay etti-VİDEO

    Dersim Pertekliler Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kültür Derneği aşure lokması pay etti-VİDEO

    PİRHA – Dersim Pertekliler Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kültür Derneği dernek binasında ‘Pertek Kitabı’ Yazarı Devrim Tekinoğlu ile imza günü gerçekleştirdi. İmza gününde aşure lokması pay etti.

    İstanbul  Kağıthane’de yer alan Dersim Pertekliler Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kültür Derneği dernek binasında aşure lokması pay etti. Aşure lokması pay edildikten sonra Pertek Kitabı Yazarı Devrim Tekinoğlu kitap severlere kitabını imzaladı.

    Kısa bir açılış konuşmasını yapan Dersim Pertekliler Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kültür Derneği Başkanı Ahmet Doğru, “Aşurenin biz Aleviler için anlamı ve önemi çok büyük. Burada etkinlik olmuş ancak eskiden bizde kutsaldı. Ve şehirlere gelince dengeler değişti” dedi.

    Doğru’dan sonra söz alan Ağuçan ocağı Dedelerinden Hüseyin Güler, “Aşurenin Alevi inancında çok önemli bir yeri vardır. Biz bu aşureyi  HZ. Hüseyin Kerbelada şehit olduktan sonra onun lokması olarak ve onu anarak canlarımız ile paylaşıyoruz. Aşure  her zaman bize insanların dinine, ırkına, mezhebine saygı duymayı ve bütünlüğü korumayı ifade ediyor”diye konuştu.

    Daha sonra Ağuçan Ocağı Dedelerinden Hüseyin Güler dua verdikten sonra aşureler pay edildi.

    “BÖYLE GÜNLERDE BİR ARADA OLMAK GÜZEL”

    Aşure lokması pay edildikten sonra mikrofonlarımıza konuşan Nurten Kaya, “Her yıl aşuremi yapıyorum ve 12 gün orucumu tutuyorum. Elimizde geldikçe geleneklerimiz yerine getiriyoruz. Böylesi bir günde de bir arada olmak güzel bir şey. Gençlerimizde gelse çok iyi olur” dedi.

    Böyle anlamlı günlere önem gösterilmesini isteyen Tülay Onay ise, “Böyle kutsal günler bizi bir arada tutan bağlar. İlla her şeyin yazılı olması gerekmiyor. Bu geleneği Alevi inancına göre sözlü olarakta sürdürebiliyoruz” şeklinde konuştu.

    Dersim Pertekliler Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kültür Derneği Başkanı Ahmet Doğru’da, “Aşureyi düzenli olarak her yıl yapıyoruz. Bölgemizde ki farklı kültürleri de burada yaşatmaya devam ediyoruz.  İnsanların kendi köylerine geri dönmeleri için oradaki gelenekleri burada yaşatmaya devam ediyoruz” şeklinde konuştu.

    “BÖLGEDE CİDDİ BİR SIKINTI VAR”

    Dersim’de geçtiğimiz haftalarda operasyon gerekçesi ile çıkan yangınlara değinen Doğru şunları kaydetti:

    “ 1980’lerde olan olağan üstü hal yasası halen daha bölgede devam ediyor. Yol kontrolleri halen devam ediyor. İnsanlar sıkıntı içerisinde. Kendi yaylalarına rahatlıkla gidemiyorlar. Yaylalarda orman yangınları yaşanıyor.  Orman yangınlarını insanlar kendi imkânları ile söndürmeye çalışıyor. Ancak ertesi gün tekrar yanmaya başlıyor. Bölgede ciddi bir sıkıntı var. İnsanlar gece rahat rahat çıkıp gezemiyor. Eskiden insanlar köyler arası yaya gidip geliyordu. Şimdi insanlar bırakın yayan gidip gelmeyi araba ile bile korkuyor gidip gelemiyor” dedi.

    “HEM BİR ARAŞTIRMA HEM BİR DERLEME KİTABI”

    Pertek Kitabı Yazarı Devrim Tekinoğlu ise kitabına ilişkin şunları ifadede etti:

    “Pertek kitabı Pertek ilçesini geniş bir şekilde anlatmaya ilişkin kurulu. Kitabın tamamı fotoğraflar ile desteklenmiş durumda. Pertek ilçesini 6 ay köy köy dolaştık ve fotoğrafladık. Hem bir kitap hem bir tanıtım filmi yapmak için çalışmalarımızı yürüttük. İlk olarak kitabımızı yayınladık. Daha sonrada tanıtım filmini yapıp yayınlamayı düşünüyoruz. Kitap Pertek’in sözlü tarihi ile akademik tarihi üzerine kurulu ve yazılı. Oranın inancını, kültürünü, geleneğini, göreneğini, yemek kültürünü, üretim kültürünü ve birbirleri ile olan ilişkilerini anlatan bir kitap. Aynı zamanda Pertek’in Dersim’deki tarihsel ve kültürel yeri de anlatılmakta. Hem bir araştırma hem bir derleme kitabı” diye ifade etti.

    (PİRHA/İSTANBUL)

  • Dersim Pertekliler Derneği Aşure lokması pay edecek

    Dersim Pertekliler Derneği Aşure lokması pay edecek

    PİRHA- Dersim Pertekliler Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kültür Derneği, dernek binasında Pertek Kitabı Yazarı Devrim Tekinoğlu ile imza günü ve Muharrem ayının bitimi ile aşure lokması pay edecek.

    Muharrem ayı vesilesiyle Kerbela’da katledilenler için 12 gün boyunca tutulan orucun ardından bir çok yerde pişirilen aşure lokması pay edilmeye devam ediyor.

    İstanbul Kağıthane’de bulunan Dersim Pertekliler Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kültür Derneği binasında 14 Ekim 2018 Pazar Günü 13:00 ve 17:00 saatleri arasında Pertek Kitabı Yazarı Devrim Tekinoğlu kitabını imzalayacak. Ayrıca aşure lokması pay edilecek.  (PİRHA/İSTANBUL)

     

     

  • Dersim’de ikinci 38: İnsanlar yeniden evleri yıkılacak diye ev yapmıyor-VİDEO

    Dersim’de ikinci 38: İnsanlar yeniden evleri yıkılacak diye ev yapmıyor-VİDEO

    PİRHA- Dersim coğrafyası tarih boyunca katliam, köy yakma, insansızlaştırma politikaları ile karşı karşıya kaldı. 1938 Dersim Katliamı’nın devamı niteliğinde olan 23 Eylül 1994’de Dersim merkeze bağlı Vartinik (Güleç) Köyü Mirik mezrasının yakılmasıyla başlayan, giderek Dersim merkez, Ovacık ve Hozat’a bağlı onlarca köyün yakılması ile sonuçlanan ve 70 binden fazla insanın yerinden edildiği dönem belgesel oldu. Tanıkları ile görüşerek “Bindokuzyüzdoksandört” belgeselini çeken Devrim Tekinoğlu, insanların hala aynı uygulamalarla karşılaşacağı endişelerinin var olduğuna dikkat çekti. 

    HABERİN VİDEOSU

    1938 Dersim Katliamı’nın devamı niteliğinde olan 1994’deki göç sürecinin tanıklarıyla görüşerek “Bindokuzyüzdoksandört” isimli belgesel filmini çeken Yönetmeni Devrim Tekinoğlu PİRHA’ya konuştu.

    Dersimli Devrim Tekinoğlu’nun ilk belgeseli “Bindokuzyüzdoksandört”. 1915 sürecinde, 12 Eylül’de ve 90’lı yıllarda Dersim ile ilgili alan araştırması yaparken 94 ile ilgili çarpıcı röportajlara denk gelen Tekinoğlu, o döneme ilişkin belgesel yapma fikri oluşmuş, “Yerinden edilme üzerine bir belgesel film: Dersim 1994.”

    Tekinoğlu, “Bu çarpıcı röportajlar beni 94 ile ilgili belgesel çekmeye yönlendirdi. Bu belgeseli çekerek aslında biraz da kendimin farkına vardım ama kendim dışında insanların da farkındalığının gelişmesi açısından bunun üzerine yoğunlaştım” dedi.

    Tekinoğlu, ikinci Dersim Katliamı olarak da anılan 1994’te yaşananlara ilişkin belgeselde nelere değindiğini şu sözlerle anlattı:

    “Belgeseli daha çok öyküleme yöntemiyle yaptım. Yani insanların yaşadıklarını aktardım oraya. Benim için de belgeseli çektiğimde de bu çok daha net bir şekilde anlaşıldı ki 94, 1938’in devamı niteliğindedir. Hem devletin uygulamaları, yöntemleri hem bu uygulamaya maruz kalan insanların o uygulamaya gösterdikleri tepkiler, o andaki savunma biçimleri, onu algılama biçimleriyle bunun 1938’e çok benzer olduğu ve onun devamı olduğu bende fiili oldu. Belgeseli çekerken bunu fark ettim. 1938 ve 1994’ün devamlılığı şeklinde, daha çok belgesel bu şekilde gitti.”

    DÖNEMİN TANIKLARI İLE GÖRÜŞTÜ

    “Bu uygulamaya maruz kalan insanların onu hayatında nasıl yaşadıklarını aktarmaya çalıştım. Bir mühendis bir şeye karar veriyor ‘bir yerler yakılacak, bombalanacak, insanlar yerinden edilecek’ bu çok rahat alınan bir karar. Ama bu uygulamaya maruz kalanlar neler yaşıyorlar. Bunu aktarmaya çalıştım.”

    Çözüm süreci zamanında tanıklarla görüşmeye başlayan Tekinoğlu, o dönem insanların kendilerini daha iyi ifade ettiklerini ve röportaj yaparken çok zorlanmadığını söyledi.

    Tekinoğlu, “Onların hikayelerini dinlemek, yaşadıklarını samimiyetle aktarmasını sağlamak benim için zor olmadı. Fakat çözüm süreci kapandıktan sonra da röportajlara ve çekimlere devam ettim. Çok zor oldu artık röportaj yapmak. İnsanların hikayelerini derinlemesine dinlemek çok zor oldu. Çünkü insanlar bir savunmaya geçmişlerdi, daha az konuşmaya geçmişlerdi” dedi.

    YENİDEN YERİNDE EDİLME KORKUSU VAR

    Yönetmen Tekinoğlu, bu anlatımlarda dikkatini çeken konuları ve tanıkların kendi gözlerinden hikayelerini anlatmalarının yarattığı etkiyi şöyle anlattı:

    “Anlatılanın dünyasına girdiğin andan itibaren bizim için de son derece travmatik bir durum oluyor. Zaten kendim de o bölgenin insanı olduğum için köylerin yakıldığı zamana da tanık olduğum için benim için de travmatik bir durum oldu. Bu anlamıyla belgeseli aslında bir sorumluluk olarak görüyorum. Yani kendi yaşadıklarımızın sorumluluğunu aktarmak, onun kaydını almak ve bunun bir gün hesabını sorabilecek bir yönteme girmek olarak gördüm. Belgeseli çektiğim sırada mümkün olduğunca o dünyaya girmemeye çalıştım. Daha çok bir soru soran ve soru sorarak insanların hikayelerini aktaran bir duruma götürmeye çalıştım. Ama bu da çok mümkün olmuyor. Bir süre sonra anlatıcı da biz de o dünyaya dalmış, onun ağırlığı içerisine girmiş oluyoruz. Bu nedenle ben röportaj yaptığım insanları biraz daha orta yaşlı insanlardan seçtim. Mümkün olduğunca çok fazla yaşlılardan ve gençlerden seçmemeye çalıştım. Çünkü böyle bir röportajın anlatıcının dünyasında bir hasar bırakacağını da tahmin edebildiğim için mümkün olduğunca insanları yönlendirmemeye çalıştım. Onları kendi dünyalarına bırakarak kendi ortamlarında anlatabildikleri kadar anlatmalarını sağladım.”

    Belgeselde yer alan tanıkların tamamı 1994’te köyleri yakıldıktan sonra köylerini terk etmemiş Dersim’de yaşamaya devam edenler. Tanıkların yeniden yerinden edilme korkusu ise hala sürüyor.

    ‘MERAK ETMEYİN 94’Ü YİNE GETİRECEĞİZ’ TEHDİTİ

    Dersim coğrafyasında süren göç ettirme politikasının insanlar üzerindeki etkisine değinen Tekinoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Yeniden bizim evlerimizi yakacaklar, yeniden bizi yerimizden edecekler bu nedenle biz ev yapmıyoruz. Bu nedenle sadece barakalar yapmaya, çadır kurmaya yönelik burada yaşamımızı kuruyoruz.’ Belgeselde zaten bu yönde çok açıklamalar var. O korku tamamında hakim. Bir daha yaşama korkusu çok hakim ve bunun örnekleri de var. 2012 yılında başladım belgesele şimdiye kadar devam ettim. 2014 yılında bir köyde özel timler o köyü basarak köylülere biraz sert müdahalelerde bulunmuşlardı. Köylü de buna itiraz edince ‘Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? 94’ü mü tekrar getireceksiniz?’ diye direnince ‘Merak etmeyin 94’ü yine getireceğiz’ diye köyde böyle bir baskı yapmışlardı. 2014’te buna maruz kalanlarla röportaj yaptım. Dolayısıyla sadece başımıza yeniden gelir mi korkusu değil devletin kolluk güçleri bunu zaten tekrar tekrar hatırlatıyorlar.”

    GÖSTERİM 27 TEMMUZ GÜNÜ DERSİM’DE 

    Dersim coğrafyasındaki yaşanan zulmün belgeseli tamamlandı. Festivaller kayyım belediyelerine geçtiği için belgeseli Dersim’de yapılan alternatif sanat günlerinde göstermeyi düşünen Tekinoğlu, “27 Temmuz’da Ovacık’ta ilk gösterimi yapmış olacağız. Ardından Dersim merkezde. Sonbahardan itibaren Avrupa’nın birçok yerinde gösterimler de yapılacak” dedi.

    İsmet SEFER/Sevim KAHRAMAN

    İSTANBUL