PİRHA- Devrimci Parti, SYKP, TÖP ve Yeşil Sol Parti Mersin İl örgütleri Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız’ın Kemal Kılıçdaroğlu’na desteğini açıklamasına tepki göstererek, “Bizler, Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız’ı şiddetle kınıyor, bundan sonraki icraatlarının sıkı takipçisi olacağımızı beyan ediyoruz” dedi.
CHP hakkında verilen ‘mutlak Butlan’ kararı sonrası genel başkanlık koltuğuna oturan Kemal Kılıçdaroğlu’na desteğini açıklayan Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız’ın bu tutumu tepkilere yol açtı.
Devrimci Parti, SYKP, TÖP ve Yeşil Sol Parti Mersin İl örgütleri Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız’ın tutumuna dair açıklama yaptı.
Mersin Gazeteciler Cemiyeti’nde yapılan açıklamaya siyasi parti ve demokratik kitle örgütü temsilcileri destek verdi. Siyasi partiler adına açıklamayı Yeşil Sol Parti’den Metin Süt okudu.
“ÖZÜR DİLİYORUZ”
Toroslar Belediye Başkanı Abdurrahman Yıldız’ın tavrının, sosyalist geçmişi, seçilirken geniş bir seçmen kitlesinin desteğini almış olması sebebiyle sol kamuoyunda öfke ile karşılandığını belirten Süt, şunları dile getirdi:
“Demokrasi güçlerinin, Kürt halkının ve tüm sosyalistlerin sahadaki emekleri ve fedakârlıklarıyla elde edilen siyasal imkanları, kişisel kariyer basamağına dönüştüren anlayışlar ne yeni ne de şaşırtıcıdır. Seçildikten sonraki bir yıllık süre içerisinde kendisini adaylaştıran ve sonrasında da seçen siyasal çevre ve örgütlerle bağlantısını kesmek için elinden geleni yapmıştır. İçinden çıkıp geldiği Yeşil Sol Parti ile ilişkisini kesmiş, yakın çevresinde bulunan başkan yardımcılarının işine son vermiş ve belediyeyi tek adam rejimiyle, bugün Kemal Kılıçdaroğlu MYK’sında yer aldığı açıklanan Yıldırım Kaya’nın eski ekibiyle yönetmekte, kararlı bir tutum içerisinde olmuştur.
Seçim çalışmaları sürecinde demokrasi güçlerinin ortak mücadelesinin diliyle siyaset yapanların, bugün o mücadeleyi görünmez kılması, mücadele arkadaşlarını yok sayması bir savrulmadır. Bu savrulma yalnızca bireysel değil politik ve ideolojiktir.
Bu değerlendirmelerimiz kendisiyle defalarca paylaşılmış, ancak kendisini ittifakla destekleyen güçler tarafından yanlıştan dönebileceği umuduyla, kamuoyuna gerekli açıklama yapılmamış veya yapılamamıştır. Ancak bugün gelinen nokta tüm beklentilerin boşa çıktığı, bir ihanet noktasıdır. Çünkü CHP’ye dönük mutlak butlan hamlesi yalnızca bir partiye yönelik hukuki bir müdahale değil; seçme ve seçilme hakkına, demokratik siyaset zeminine, toplumsal muhalefetin birikimine ve Türkiye halklarının ortak geleceğine yönelmiş açık bir saldırıdır. Kayyum rejimiyle Kürt halkının iradesini gasp eden, üniversitelere, belediyelere, emek örgütlerine, kadın ve gençlik mücadelelerine baskı uygulayan iktidar, bugün tasfiye siyasetini muhalefetin bütününe yaymaktadır.
Abdurrahman Yıldız’ın müesses nizamın mutlak butlan hamlesinin ne anlama geldiğini bilememesi veya okuyamaması mümkün değildir. Tüm değerlerini yitirmiş birisinin, sanki CHP’liymiş gibi, CHP içerisinde bir mücadele varmış ve o da tavrını ortaya koymuş gibi bir davranışın gerçek olmadığı hepimizce malumdur. Kendisini destekleyen sol, sosyalist güçlere ve Kürt halkına zaten sırtını dönmüş olan A. YILDIZ, mutlak butlan destekçiliği ile ihanet noktasına gelmiştir.
Bizler kim olursa olsun, halkın ortak emeğiyle elde edilen meşruiyeti, halktan ve mücadeleden koparak tüketen, her siyasi pratiğin karşısında olmaya devam edeceğiz. Bizler, Toroslar Belediye başkanı Abdurrahman Yıldız’ı şiddetle kınıyor, bundan sonraki icraatlarının sıkı takipçisi olacağımızı beyan ediyoruz. Ayrıca Yeşil Sol Parti olarak da; adaylık sürecinden, seçilmesine kadar geçen sürede gösterdiğimiz çaba ile Abdurrahman Yıldız’ın seçilmesine imkân verdiğimiz için Toroslar halkından özür diliyoruz.”
PİRHA- Mersin’de Rojava’daki abluka ve hak ihlallerine ilişkin eylem yapıldı. Burada yapılan konuşmalarda sınır kapılarının açılması ve Rojava üzerindeki ablukaların kaldırılması çağrısı yapıldı.
Mersin’de Rojava’ya yönelik saldırılara, kuşatma ve ablukaya karşı yürüyüş ve basın açıklaması gerçekleştirildi. DEM Parti, EMEP, TİP, TÖP, DBP, ESP, SODAP, SYKP, Devrimci Parti ve YSP tarafından düzenlenen yürüyüş ve basın açıklamasına DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, Emek Partisi MYK Üyesi Halil İmrek, TÖP PM Üyesi Zeliha Korkmaz, Yeşil Sol Parti MYK Üyesi Münir Korkmaz ve İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, Mersin Emek ve Demokrasi Platformu ile çok sayıda yurttaş katıldı.
“Gerici emperyal kuşatmaya, soykırıma son” çağrısıyla bir araya gelen kitle, Mahmudiye Mahallesi’ndeki Metropol İş Merkezi yanındaki parktan Özgür Çocuk Parkı’na yürüyüş yapmak istedi. Parkın abluka altına alınması ve yürüyüşe izin verilmemesi üzerine kitle, parkın sonuna kadar yürüyüp burada basın açıklaması yaptı.
“BARIŞ İÇİN MÜCADELE ETMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, sözlerine ESP’ye yapılan gözaltı operasyonlarına değinerek başladı. Rojava eylemlerine katılan her kesimin bu tür baskılarla yıldırılmaya çalışıldığını dile getiren Doğan, “Rojava’ya dönük dayanışma eylemlerini gerekçe göstererek, hiçbir siyasi partiye üye olmayan ama Rojava ile gönül bağı kuran insanlara da gözdağı verilmek isteniyor. Dayanışma göstermeyin mesajı verilmeye çalışılıyor. Bir yandan Kürtlere dönük bu tutum sürdürülürken, diğer yandan Kürtlerle birlikte yürüyen Türkler, devrimciler ve sosyalistler baskı politikalarına maruz bırakılıyor. Onurlu ve kalıcı barış aynı yöntemlerle sağlanamaz. Onurlu ve kalıcı barış, demokratik çözümle mümkün olur” dedi.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye seslenen Doğan, şu sözleri kullandı:
“Artık söylemin ötesine geçin. Bahsettikleriniz doğruysa, o zaman neyi bekliyorsunuz? Siz iktidar ortağısınız. Sayın Öcalan’ın umut hakkı için neden bir buçuk yıldır tek bir adım atılmadı? Demirtaş yuvasına dönsün deniliyor ama kararlar uygulanmıyor. Neden başta Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ olmak üzere Kobanê kumpas davası tutsakları serbest bırakılmıyor? Akdeniz Belediyesi hala kayyum altındadır. Kürtlerin kazanımlarının Türkiye için bir tehdit olmadığı gerçeğini savunmaktan ve bunu hatırlatmak için mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Hakkımızda spekülasyon üretmeye çalışanlara da buradan sesleniyoruz; biz barış ve demokratik toplum için onlarca yıldır bedel ödeyerek mücadele ediyoruz. Barış, özgürlük ve eşitlik değerlerine bağlıyız ve bu değerlerin herkes için uygulanması adına dün olduğu gibi bugün de yarın da mücadele edeceğiz. Çünkü bizim mücadelemiz aynı zamanda insanlık onuru mücadelesidir.”
“ROJAVA HALKININ YANINDAYIZ”
SYKP Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, “Bu saldırılar, cihatçı çetelerin kendi başlarına cesaret edebileceği saldırılar değildir. Bu saldırılar Fransa’da kurulan masalarda, Amerika’da kurulan masalarda planlanmıştır. Türkiye’de ise Suriye Milli Ordusu’nu besleyen, lojistik ve askeri olarak donatan siyasi iktidar, Suriye’ye dair yaklaşımını derhal ve bir an önce gözden geçirmelidir. Kürdistan’da barış olmazken İstanbul’da da barış olmaz demiştik. Suriyeli Kürtler, Rojavalı Kürtler, Aleviler ve diğer halklar “Artık güvendeyiz” diyene kadar biz de burada, Bakur’da, İstanbul’da, Marmara’da, Ege’de, Akdeniz’de onların sesine ses katmaya devam edeceğiz” dedi.
Devrimci Parti Sözcüsü ve DEM Parti İzmir MilletvekiliBurcugül Çubuk, Rojava’daki yurttaşların abluka ile yalnız hissettirilmek istendiğini söyleyerek, “Biz dün olduğu gibi bugün de sokakta, hayatın her alanında ve Rojava’da yan yanayız. Ayrılmadık, ayrılmayacağız. Rojava’dan kopmayacağız, Rojava da bizden kopmayacak. Bugün sonuçlar ağır olabilir, baskılar yoğun olabilir. Ama bu yalnızlığı kabul etmiyoruz. Doğuda her gün yeni bir güneş doğar. Eğer bize doğan güneşten mutlu olmamız engellenirse, gerekirse kendi güneşimizi kendimiz doğururuz. Belki bugün çok yürüyemedik ama bizim tarihimiz uzundur. Biz çok uzun zamandır yürüyoruz. Ne durdurulabiliriz ne de yeniliriz” ifadelerini kullandı.
“ROJAVA’YI SÜREKLİ DESTEKLEMEK GEREKİYOR”
Yeşil Sol Parti MYK ÜyesiMünir Korkmaz, Türkiye’de iktidarın uzun süredir Rojava’yı ve Suriye’yi bir engel olarak gördüğüne işaret ederek, “Eğer gerçekten barış isteniyorsa o zaman bu engeller de ortadan kalkmalıdır. Rojava’da bir anlaşma yapıldıysa, bu büyük ölçüde bu süreçte gösterilen sahiplenmenin sonucudur. Belki tam olarak hepimizin istediği gibi bir anlaşma değildir; ancak orada verilen mücadelenin bir kabulüdür. Bu nedenle Rojava’yı sürekli desteklemek gerekiyor. Yeşil Sol Parti olarak Kürt halkının verdiği mücadelenin bugüne kadar yanında olduk, bundan sonra da yanında olmaya devam edeceğiz” şeklinde konuştu.
Emek Partisi MYK ÜyesiHalil İmrek, HTŞ’nin önce Alevileri katlettiğini hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı:
“Çoluk çocuk, kadın demeden saldırdı. 2026 yılına girerken, 6 Ocak’ta bu kez Kürt halkının kazanımlarına saldırdı. Kürtleri yaşadıkları bölgelerde tasfiye etmeye çalıştılar. Kürt halkını kendi topraklarında etkisizleştirerek, kendilerinin yöneteceği bir düzen kurmak istediler. Bu saldırıların arkasındaki ABD yönetimi, bölgedeki zenginliklerin halklar tarafından yönetilmesine izin vermedi. Bu nedenle su kaynaklarına el koydular, petrol sahalarını kontrol altına aldılar. Amaçları, bu zenginliklerin halklara değil, kendi ceplerine ve çıkarlarına hizmet etmesidir. Söyledikleri barış, gerçek bir barış değildir. Onların barış anlayışı, halkların egemenliklerinden vazgeçmesi ve tehditlere boyun eğmesidir. Orta Doğu’da halkların söz sahibi olmasını istemiyorlar. Sadece denetlemek, izlemek ve kontrol etmek istiyorlar. Şiddetten, baskıdan ve barbarlıktan yana tavır alıyorlar. Bugün yapılan da budur. Halklar baskı altına alınmakta, dilleri ve kimlikleri hedef alınmaktadır.”
“KADINLARIN MÜCADELESİNİ YENEMEYECEKLER”
Halkevlerin Çiğdem Serin, 2014 yılında IŞİD çetelerinin kadınlara dönük yaptığı saldırıları hatırlatarak, bugün de HTŞ eliyle Rojava’daki kadınlara aynı saldırıların yaşatıldığını vurguladı. Serin, “Kürt kadınlarının ölü bedenlerini teşhir ediyor, her türlü şiddeti kendilerinde hak görüyorlar. Bugün HTŞ ve benzeri çeteler, Suriye’de Kürtler, Aleviler, Êzidîler ve kadınlar için büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Bir kez daha görüyoruz ki halkların, emperyalizme, siyonizme ve cihatçı çetelere karşı direnmekten başka çaresi yoktur. Halkların birbirinden başka dostu yoktur. Bizim safımız halkların safıdır; emperyalizme ve cihatçı çetelere karşı halkların yanıdır” diye kaydetti.
Son olarak konuşan TÖP PM üyesiZeliha Korkmaz, “Türkiye–ABD ittifakıyla Suriye’nin bir kez daha bir savaş cehennemine dönüştürülmek istendiğini biliyoruz. Emperyalist güçlerin Suriye’yi halkların yaşadığı bir savaş alanına çevirmek istediğini biliyoruz. Biliyoruz ki bugün elleri Türkiye’nin lojistik destekleriyle güçlendiriliyor. İçeride desteklenen bu yapılar, dışarıda barış sürecini sevinçle bastırmaya çalışıyor. Türkiye’deki mücadeleye kilit vurmak istiyorlar. Suriye’de kadınların ve çocukların bir arada yaşayamayacağı bir ortam yaratmaya çalışıyorlar. Kendi çıkarlarına uygun bir düzen kurmak istiyorlar. Oysa Suriye topraklarında yüzyıllardır Aleviler, Kürtler, kadınlar, Hristiyanlar bir arada yaşıyor. Bu halkların ortak yaşamını dış güçler kendi çıkarları için parçalamaya çalışıyor. Ama bu mücadeleyi yenemeyecekler. Kadınların mücadelesini yenemeyecekler” dedi.
PİRHA- Halfeti’de irade gaspına karşı yapılan kitlesel eylemde konuşan siyasi parti temsilcileri, kayyımları halkın iradesine vurulmuş darbe olarak değerlendirerek, “Birlikte kazanacağız” mesajı verdiler.
Urfa’nın Halfeti ilçesinde belediyeye atanan kayyıma karşı protestolar üçüncü gününde devam ediyor. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ile EHP, TÖP, TİP, EMEP, SMF, SYKP, SODAP, KKP, PİA, Devrimci Parti, ESP, İHD, Alevi Bektaşi Federasyonu, KESK’ten çok sayıda isim, Halfeti Belediyesi’ne atanan kayyıma karşı eylem yapan halkla buluştu.
Halfeti Belediyesi önünde süren eylemde konuşan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, kayyım atamalarının yargı kararlarına dayandırılmaya çalışıldığına dikkat çekerek, “Ortada yargı kararı yok. Mehmet Karayılan’ın demokratik siyasete dair yapmış olduğu çalışmalardır. Kayyımın tek bir açıklaması var o da, AKP-MHP iktidarı halkın iradesini gasp ediyor. Direniş gösterenlere selam olsun. Halfeti’ye 4800 oy getirdiler ama yine kaybettiler. Öcalan’a çağrı yapıyorlar, diğer taraftan disiplin cezaları veriyorlar. Demokratik tepkilere müdahale ederek, halkın tepkisini dindiremezsiniz. Türkiye halklarını ortak mücadeleye çağırıyorum” dedi.
“KÜRT NE YAPSIN?”
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “İnkarcı bir iktidarla karşı karşıyayız. Bu iktidar Kürt seçemez diyor, anadilini konuşamaz diyor. Kürt dilini kullanamıyorsa, kendi temsilcilerini seçemiyorsa, iradesine kayyım atanıyorsa, hapse atıyorsa Kürt ne yapsın?” diye konuştu.
Darbe hukukunu aşan bir süreçle karşı karşıya olduklarının altını çizen Bakırhan, “Kürtler bu coğrafyada demokrasi, adalet, eşitlik, müzakere, diyalog istiyor. Çözüm istemeyenler kayyım atayanlardır. Bir kandırma, yok sayma, inkar politikasıyla karşı karşıyayız. Bizler mücadele edenler olarak siyasi darbe yapan bu iktidarı uyarıyoruz, bu yoldan dönün. Bırakın Halfeti halkı kimi seçmişse o yönetsin. Sıkıştığınız zaman, kayyıma, kolluğa yapışan bir anlayışın sahibisiniz. Kürtler kavga, çatışma istemiyor, çözüm, demokrasi istiyor. Çözüm istiyorsanız, buradayız. Bu kararlar geri alınıncıya kadar mücadele edeceğiz, direneceğiz, alanlarda olacağız” ifadelerine yer verdi.
“SUSMADAN, DEMOKRATİK ZEMİNDE KARŞI ÇIKMALIYIZ”
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğlulları da, kayyımın gasp ve darbe olduğunu vurgulayarak, “Kayyımın siyasi, polis, saray eliyle seçme ve seçilme hakkının yurttaşın elinde alınmasıdır. Vali ve kaymakamlar eliyle padişahlık dönemi kurmak istiyor. İktidar bir eliyle iç barış dedi, diğer eliyle sopayla vurmaya çalışıyor. Bu anlayışla Türkiye’yi zapturapt altına almak istiyor. Barış istenler kayyım atamaz. Esenyurt’a atanan kayyım rejimini batı illerine taşımaktadırlar. Muhalefetteki belediyeler kayyım tehdidi altındadır. Türkiye’deki bütün siyasi partilere, toplumsal kesimlerin susmadan, demokratik zeminde karşı çıkmadan başka şansımız yoktur. Bizler Halfeti’de iç barıştan bahsedenlere diyoruz ki; tecridi kaldıracak olan sizlersiniz. Tecridi derhal kaldırın” şeklinde konuştu.
“DİRENENLER OLARAK VAZGEÇMİYORUZ”
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ise, iktidarın kayyım atmasıyla birlikte iktidarını kaybettiğini ilan ettiğini belirterek, “İktidar Kürt halkını kazanımlarından vazgeçmesini bekliyor. Vazgeçmeyeceğiz. Yıllardır inkar politikası izliyorlar. İktidar tanalı, rantı saklamak için beton bariyeler kuruyor. Cumhur ittifakı, Kürt sorunun çözümünde rol çalıyor. Onları rol çalmaya değil Kürt sorunun demokratik çözümünde rol almaya çağırıyoruz. Kayyıma karşı direnenler olarak vazgeçmiyoruz. İşkence bizleri vazgeçiremeyecek. Mücadelemizi büyüteceğiz” diye konuştu.
Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hasan Öztürk, Halkevleri Genel Başkanı Nebiye Merttürk, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Seyit Aslan, Devrimci Parti Genel Başkan Yardımcısı Gamze Taşcı, İnsan ve Özgürlük Partisi (PİA) adına Mehmet Kamaç, Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Mertcan Titiz, SODAP adına Sevda Akdağ, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) Sözcüsü Mahir Gürz, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Sözcüsü Satiye Ok, Kurdistan Kominist Partisi (KKP) Genel Başkanı Sinan Çiftyürek, kayyımlara karşı birlikte mücadele vurgusunda bulundu.
Halfeti Belediyesi Eş Başkanları da dayanışmadan dolayı teşekkür etti.
PİRHA- 8 siyasi partinin çağrısıyla ‘Birlikte Değiştireceğiz’ panel-forumu düzenledi. Panelde konuşan HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, iktidarın yoksulu yok sayan bir ekonomik tercih yaparak yandaş sermayeyi beslediğine işaret ederken, DİB Koordinasyon üyesi Ayşegül Devecioğlu da, “3’üncü yolun halkın ihtiyaçlarına yapıcı çözümler üretmeliyiz” dedi.
Mersin’de, Demokrasi İttifakı içerisinde yer alan Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Devrimci Parti (DP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi ve Halkevleri Mersin il örgütleri “Birlikte Değiştireceğiz” konulu panel düzenledi. Panele yazar ve Demokrasi için Birlik (DİB )Koordinasyon üyesi Ayşegül Devecioğlu ve HDP Grup Başkan Vekili Saruhan Oruç konuşmacı olarak katıldı. Yenişehir Belediyesi Nikah Salonu’nda düzenlenen salona “Halkların, emekçilerin ve ötekilerin seçeneğini inşa edeceğiz” pankartı asıldı.
TOPLUMSAL BARIŞ
Çok sayıda kişinin katıldığı panelde ilk olarak söz alan DİB Koordinasyon üyesi Ayşegül Devecioğlu, kapitalizmin her türlü baskı ve zorbalığı yaptığını ve buna karşı işçilerin yeni mücadele dinamiklerini ortaya çıkardığına işaret ederek, “Kapitalizm dünyanın sonunu getiriyor. Bu sistem kadın, Kürt, işçi düşmanlığıyla ayakta kalıyor. Ekonomide vergi gelir adaletsizliğinin son bulması, sağlam radikal bir ekonomide dönüşüm programı olması gerekiyor” diye konuştu.
Kontrgerillaya dayanan bu devletten kurtulmak gerektiğini anlatan Devecioğlu, “Toplumsal barış sağlanmazsa devleti yönetmeye çalışan bu karanlık yapılar kalır. Eşit yurttaşlık ve anadilinde demokratik bir çözüm yapmak, tekrar müzakereye dönmek gerek. Ülkenin en önemli ihtiyacı barış. Demokrasi güçleri savaşa karşı barışta ortaklaşmalı, onurlu bir dış politika yaratmalı” dedi.
DEMOKRASİ İTTİFAKI
Ardından söz alan HDP İstanbul Milletvekili ve Grup Başkan Vekili Saruhan Oluç, çok kritik bir seçime gidildiğini, hakların aşınmadan kullanılabilme imkanına sahip, demokratik bir cumhuriyet hedefine adım atmaları gerektiğini söyledi. Tek adam rejiminin bütün ağırlığıyla muhalefetin üzerine çöktüğünü ifade eden Oluç, “Çoklu bir kriz yaşıyoruz. Türkiye uzun zaman sonra ekonomik ve sosyal açıdan baktığımızda ekonomik bir çöküşle karşı karşıya. Makro ekonomik veriler felaket, ekonomik çöküş ve yoksulluk var ortada ama bunun yanında inanılmaz bir zenginleşme var iktidar yandaşlarında. Asgari ücret açlık sınırının üzerinde Bunların bulundukları tercihler işçide, emekçiden yana değil, yandaş holdinglerden yana. Ülkeyi batırdı ama birileri acayip zenginleşti. Bütçeden hazineden servet aktarımı yapıyor. Bu durumu ve ortamı değiştirmemiz gerekiyor. Ekonomide demokrasiye ve adalete, hakça paylaşıma ihtiyaç var” şeklinde konuştu.
Oluç, Kürt sorununda demokratik çözüm olmazsa demokrasi olmayacağını söyleyerek, “Anayasal düzenlemeler yapılmalı. Dış politikanın yolu Erdoğan’ın iki dudağı arasında geçiyor. Kürt sorunu çözemeyen iktidar bunu Suriye’de, Irak’ta yapıyor. Barışçıl bir dış politika demokratik çözümlerle başlanması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Kadınların eşit temsiliyetini HDP olarak bunu uygulamaya çalıştıklarını kaydeden Oluç, şunları söyledi:
“Ekolojik dengeyi alt üst eden iktidar karşı karşıyayız, bütün bunları toplamanın yolu iktidarı demokratik yollarla değiştirmek. Seçim öncesi bir adım inşa etmeliyiz. En güçlü değişim işareti mücadele azmini göstermemiz gerekiyor. Atılması gereken adımları hep birlikte atacağız ,daha eşitlikçi bir döneme adım atabiliriz. Güncel sorunları krizi aşmak açısından önemli adımlar atabiliriz. Çok umutluyum demokrasi ittifakından. Yerellerde de güçlü bir şekilde çalışır, desteklersek olmaması için hiçbir neden yok.”
Panel sonrası, katılımcı siyasi partiler ve demokratik kitle örgütlerinin değerlendirme ve önerileriyle forum yapıldı.
PİRHA-İkitelli-Atakent Güç Birliği, 1 Mayıs öncesi yaptığı basın açıklamasında, Küçükçekmece ve İstanbul halkını ekonomik krizin yüküne, yoksulluğa, sefalet zamlarına, grev ve örgütlenme hakkı üzerindeki baskılara, iş cinayetlerine, şirketlere peşkeş çekilen ihalelere, kadın cinayetlerine, nefret söylemlerine, savaşa ve emperyalist savaş örgütü NATO’ya karşı 1 Mayıs’ı güçlendirmeye çağırdı.
İkitelli-Atakent Güç Birliği çağrısıyla 1 Mayıs öncesi İstanbul İkitelli Atatürk Mahallesi’nde basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya Emek Partisi, Halkların Demokratik Partisi, Halkevleri, Devrimci Parti, Türkiye İşçi Partisi ile Atakent Gönüllüleri de katıldı. ‘Zamlara, yoksulluğa ve savaşa karşı; birlik, dayanışma ve mücadele’ başlığıyla yapılan açıklamada ayrıca 24 Nisan Ermeni soykırımına da değinildi. Açıklama sırasında Türkçe, Kürtçe, Arapça ve Ermenice “Yaşasın 1 Mayıs” yazılı pankart açıldı.
“EMEKÇİLER GEÇİNEMİYOR”
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Bugün Türkiye tarihte eşi az görülmüş bir ekonomik kriz dönemini yaşıyor. En temel tüketim maddelerinden faturalara kadar her şey, her gün zamlanarak emekçilerin hayatını devam ettirmesini imkansız kılıyor. Bundan 4 ay önce tarihin en büyük zammı olarak duyurulan ve 4250 lira olarak belirlenen asgari ücret, açıklandıktan 2 ay sonra enflasyon baskısı ve döviz kurundaki yükselişin altında eridi. 4250 lira olarak açıklanan asgari ücret bugün Türk-İş’in açıkladığı açlık sınırı olan 4927 liranın altında kaldı. Emekçiler için bu ekonomik koşullarda asgari ücret almak demek aç kalmakla eşdeğer hale geldi.
Devletin resmi kurumlarının açıkladığı enflasyon rakamları %60’ı aşmış durumda, bağımsız kurumlarca hazırlanan raporlar ise enflasyonun %120’leri aştığını gösteriyor. Marketlerde her gün etiketler değişiyor, emekçilerin hayatını devam ettirebilmesi için gerekli olan her şeye zam üzerine zam geliyor. Domatesin kilosu 25 liraya, bir sap maydanoz 10 liraya dayanmış durumda. Evlere gelen faturalar geçen senelere oranla en az %50 zamlı şekilde geliyor; doğalgaza, elektriğe, suya son 1 ayda en az %20 zam gelmiş durumda. Bugün emeğin başkenti olan İstanbul’da, İBB verilerine göre halkın en az %60’ı ekonomik olarak geçinemediğini, %87’si kredi kartı borçlarını ödeyemediğini belirtiyor. Emekçiler için hayat şartları her geçen gün daha da yaşanılmaz ve dayanılmaz bir hal alıyor, emekçiler geçinemiyor.
“EMEKÇİYE SAFELET; PATRONLARA KÂR DÜZENİ”
Ekonomik krizin koşulları her geçen gün derinleşirken; bu kriz koşullarını yaratan ve sorumlusu olan iktidar ise emekçilerin sorunlarına çözüm aramak yerine halkı sefalete iten politikalarında ısrar etmeye devam ediyor. Dünyada da krizler üreten kapitalist düzenin Türkiye’deki politik temsilcisi ve bekçisi olan iktidar, sınıfsal olarak aldığı tavırla birlikte sırtını emekçilerden değil; tamamen sermaye güçlerinden ve emperyalistlerden yana dönmüştür. Dünyada emekçileri sefalete mahkum eden kapitalizmin Türkiye’de iktidarın politikaları ile geldiği durum da benzer bir haldedir. Milyonlarca işçi ve emekçi kapitalist düzenin doğasındaki sömürü ve bağımlılık ilişkilerinden dolayı geçinememekte, sermaye grupları ise bu düzenden kar sağlamaya devam etmektedir.
Türkiye’yi iktidarı boyunca birçok özelleştirme ile yabancı sermaye güçleri için ucuz emek cennetine çeviren ve bununla övünen iktidarın yarattığı ekonomik bağımlılık, doların ve Euro’nun sürekli yükseldiği koşullarda sadece iktidara ve patronlara hizmet ediyor.
Emekçilerin vergileri ile yabancı yatırımları “kur korumalı mevduat” ile garanti altına alınıyor, yabancı ve yerli şirketlerin karı, emekçilerin cebinden karşılanıyor. Vatandaşın faturalarında indirime gitmeyen, asgari ücrete ek zam yapmayı erteleyen, enflasyonla mücadele edeceğiz diyerek tarihin en büyük enflasyon rakamlarına ulaşan iktidar; kriz döneminde vatandaşın vergileri ile garantili ihaleler, teşvikler vererek sermaye gruplarının krizden kazançlı çıkmasını garanti altına alıyor. Emekçiler %120’lik enflasyonun altında evine ekmek götüremiyorken, geçim sıkıntıları yüzünden intihar sayıları artarken; metal şirketleri, enerji şirketleri, bankalar %100’leri aşan karlar açıklıyor. Bu iktidarın kimin iktidarı olduğunu, kimi koruyup kolladığının resmidir.
“İÇERDE VE DIŞARDA SAVAŞ POLİTİKALARINA SON”
Türkiye’yi içerdeki kriz koşulları ile birlikte şiddetin ve savaşın içerisine sokan iktidar, farklı coğrafyalardaki ve ülke içerisindeki güvenlik harcamalarına milyarlarca liralık bütçeler hazırlıyor. Ülke içinde Kürt halkını hedef tahtasına koymaya devam eden iktidar, yarattığı ayrıştırıcı ve hedef gösterici politik atmosferle birlikte halkların taleplerine ve siyasi temsilcilerine karşı şiddeti meşru hale getiriyor. 107 sene önce bugün Ermeni halkına karşı ülkenin egemen güçleri tarafından başlatılan sistematik tehcir ve soykırım politikalarının günümüzde de bu toprakların azınlıklarına ve halklarına karşı sürüyor olduğunu görüyoruz ve bu durumu kabul etmiyoruz.
Emekçilerin eğitime, sağlığa, ulaşıma ücretsiz erişilebilmesi için harcanması gereken bütçenin neredeyse tamamı savunma ihtiyaçları için, emperyalist ülkelerin yayılmacı politikalarının ürünü olan NATO için harcanıyor, bu durum üzerinden iktidar kendi kirli planlarını sürdürmeye devam ediyor. Rusya-Ukrayna savaşı ile birlikte “savaş olsun ki daha fazla SİHA satalım” diyenler; emekçilerin gündelik hayatta yaşadıkları sorunlara “vatan meselesi” diyerek kılıf uydurmaya devam ediyorlar. İçeride ve dışarda hakları, emekçileri birbirine düşman eden bu savaş politikalarına son verilmelidir.
“BU DÜZENE KARŞI MÜCADELE GÜÇLENİYOR”
İktidarın hem ülke içindeki hem de dışardaki politikaları emekçilerin yaşamını olumsuz etkilemeye ve krizi beslemeye devam etmektedir. Buna karşın iktidarın baskı ve sefalet düzenini kabul etmeyen işçiler, emekçiler, kadınlar, çevre savunucuları ise bu düzene karşı çıkmakta, bu sefalet düzenine razı gelmemektedir. 1 Mayıs’a giderken, Türkiye’de bu sefalet ve baskı düzenine karşı çıkanların mücadeleleri ve işaret ettikleri örgütlü mücadele zemini, bu seneki 1 Mayıs sürecinin emekçiler açısından önemini ortaya koymaktadır.
Geçtiğimiz aylarda başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin dört bir yanında aldıkları ücretlerle geçinemedikleri için iş bırakan, greve çıkan yüzlerce emekçi; yaratılan bu dengesiz tabloya isyan etti. Kamu emekçileri kendilerine dayatılan iktidarın kendi lehine çıkardığı meslek yasalarına, hak ihlallerine karşın bulundukları alanlardan ses yükselttiler. Haklarını alabilmek için direnen, greve çıkan, eylem yapan binlerce emekçiyi abluka altına alan, anayasal haklarını kullanmalarının önüne “vatan meselesi” diyerek geçen iktidar; emekçilerin alın terinden, vergisinden beslenen şirketlerin yolsuzlukları, soygunları için hiçbir adım atmıyor. İktidar greve çıkan, hakları için direnen işçilerin tarafında değil; patronların tarafında yer alıyor fakat işçiler, emekçiler bu durumu tersine çevirdiler. Üretimden gelen güçlerini kullanarak, örgütlü mücadeleleri ile haklarını nasıl alabileceklerini, Türkiye’de nasıl iktidar ve patronların değil; emekçilerin sözlerinin hakikat olduğunu gösterdiler. 1 Mayıs’ın yolu işçi sınıfının direnişlerinin ve mücadele birikimlerinin yoludur.
Kadınlar her gün sokaklarda, evlerde, iş yerlerinde erkek şiddeti ile karşı karşıya kalıyorlar, hükümet kadınları koruyacak bir yasa çıkarmak yerine onların haklarını koruyan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkarak kadına ve LGBTİ’lere karşı şiddeti meşrulaştırıyor. İş yerlerinde “eşit işe eşit ücret” almak istiyoruz diyen, hayatın arka planına itilmek istemeyen emekçi kadınlar karşısından hükümet şiddete başvurmaktan çekinmiyor. Buna karşın kadınlar İstanbul’un meydanlarında seslerini duyurmaya, bu düzene karşı örgütlenerek erkek egemen bakış açısını ve onunla özdeşleşen sömürü çarklarını yıkacaklarını gösterdiler. 1 Mayıs’ın yolu emekçi kadınların direnişlerinin ve mücadele birikimlerinin yoludur.
İstanbul gibi dünyanın en güzel doğal güzelliklerinin bulunduğu bir kenti, Kanal İstanbul gibi bir rant projesi ile beton sermayesinin hizmetine açanlara, İstanbul’un Kuzey Ormanları’nı 5’li çetenin karı için halkın cebinden geçiş garantili yolları ihaleye çıkarıp milyonlarca ağacı kesenlere karşı; çevre savunucuları doğayı ve canlıları savunmak için alanlardaydılar. 1 Mayıs’ın yolu çevre direnişlerinin ve mücadele birikimlerinin yoludur.
“HEP BİRLİKTE DEĞİŞTİRMEK VE KAZANMAK İÇİN 1 MAYIS’A”
1 Mayıs Dünya, Türkiye ve İstanbul’da işçi sınıfının yüzlerce yıllık mücadelelerin ve direnişlerin bir birikimi olarak başka mücadele alanları ile birleşerek gelişiyor. Başta işçi sınıfının, emekçilerin talepleri olmak üzerine tüm halk kesimlerinin talepleri ile şekillenecek, iktidarın baskılarına karşın emekçilerin, halkın örgütlü mücadelesi ile sesini yükselteceği bir 1 Mayıs bizleri bekliyor. Kaderi bir olan tüm işçileri, emekçileri, kadınları, halk kesimlerini 2022 1 Mayıs’ında alanlarda buluşturmak, birlikte direnişin ve değişimin sesini yükseltmek yaşamak kadar önemli hale gelmiştir. Bizlere yaşanabilecek, geçinilebilecek bir düzen sunmayan kapitalizme ve onun Türkiye’deki politik temsilcisi iktidara karşı; tüm Küçükçekmece ve İstanbul halkını ekonomik krizin yüküne, yoksulluğa, sefalet zamlarına, grev ve örgütlenme hakkı üzerindeki baskılara, iş cinayetlerine, şirketlere peşkeş çekilen ihalelere, kadın cinayetlerine, nefret söylemlerine, savaşa ve emperyalist savaş örgütü NATO’ya karşı; birlik, dayanışma ve mücadele ile birlikte kendi talepleri için bulunduğu her alanda örgütlü bir şekilde 1 Mayıs’ı güçlendirmeye çağırıyoruz.”
PİRHA-Ankara’daki bazı demokratik kurumlarla ile siyasi parti, ortak açıklama ile Newroz kutlamasına çağrı yaptı. 21 Mart’ta Anadolu meydanında yapılacak kutlamaya dair “Sınırsız ve sınıfsız bir dünya için mücadele eden herkesi, direnişi büyütmeye, Newroz alanlarına çağırıyoruz” denildi.
Ankara’daki demokratik birçok kurum ile siyasi parti, Newroz programının detaylarını açıkladı. HDP il örgütünde yapılan basın açıklamasına Kürdistan Komünist Partisi, Partizan, Alınteri, Halkevleri, AKADER, Birleşik Devrimci Hareket, Demokratik Alevi Dernekleri, Karala ve Devrimci Parti temsilcileri katıldı.
“BU KARANLIĞI DA YENECEK OLAN NEWROZ RUHUDUR”
HDP Ankara İl Eş Başkanı Pakize Sinemillioğlu, Ankara Newrozunun 21 Mart’ta saat 13.00’te Anadolu meydanında kutlanacağını açıkladı.
Sinemillioğlu, “Aydınlık günlere olan inancımızla haksızlığa, hukuksuzluğa, baskı ve sömürüye karşı birlikte mücadele etmek için tüm Ankara halkını birlikte halaya durmak için Newroz alanına davet ediyoruz” diyerek şu açıklamayı yaptı:
“Demirci Kawa önderliğinde Dehak zulmüne karşı isyan ateşini tutuşturup zaferle taçlandırdığı, halkların özgürlük bayramı olan Newrozu kutlamak için bugün start veriyoruz. Newroz, baharın müjdecisi, Newroz isyanın ve dirilişin simgesi, Newroz zalimlerin zulmüne başkaldırmanın adıdır. Özgür, güzel günlerin müjdecisidir. Onun için diyoruz ki gelin hep birlikte Demirci Kawa olup zalimlere ‘dur’ diyelim. Biliyoruz ki her karanlığın sonu aydınlıktır. İçinden geçtiğimiz tarihsel sürecin karanlığını da yenecek olan İşte bu Newroz ruhudur.”
AKADER temsilcisi Deniz Altay ise “Newroz, ezilenlerin zalimlere karşı zulme başkaldıranların bayramıdır” diyerek şunları söyledi:
“Devrimci Kawa’nın, zalim Kral Dehak’a karşı zafer günüdür. Aydınlık ve ışığın karanlıkla savaşıdır. Newroz, isyan ateşidir. Ateşi umut ile ateşe cesaret ve onur ile ateşe mücadele ile harlama günüdür. Sömürüye, zulme boyun eğmeyenlerin, direnenlerin günüdür. Her halkın kendi dilinde türküler söyleyeceği, zalimlerin tarihin karanlık kuytularında gömüleceği sınırsız ve sınıfsız bir dünya için mücadele eden herkesi, direnişi büyütmeye, Newroz alanlarına çağırıyoruz.”
Alınteri temsilcisi Zarife Çamalan da “Bu Newrozda da devrimci Kawa’nın ruhu ile alanlarda olacağız. Tüm Ankaralıları birleşik mücadeleyi yükseltmeye davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.
“ORTAK YAŞAM UMUTLARIMIZI ŞAHLANDIRALIM”
Demokratik Alevi Dernekleri adına konuşan Mustafa Karabudak da, “İnancımızda Newroz cümle varlığın uyandığı ve birbirine niyaz olduğu zamandır” diyerek şöyle devam etti:
“Newroz Toprak Ana’nın direncidir. Bugün karanlık zamanlardan geçiyoruz. Hakk Yol Alevilerin inançları tanınmıyor, iletişim kanalları kapatılıyor, kayyumlarla seçilmiş iradeler derdest ediliyor. Yaşam hakları kısıtlanıyor. Doğa yok ediliyor, rızkını alınteri ile kazananların ekmeğine göz dikiliyor. Bir karanlık savaş arenasındayız. Nehak devran sürerken halkların ve inançların bayramı Newroz’da ‘Bir olmak, iri olmak, diri olmak’ diyerek ortak yaşam umutlarımızı şahlandıralım diyoruz. Masum-u pakların umut ve barış içerisinde yaşaması boynumuzun borcudur. Hakk Aynamız, Xızır yardımcımızdır.”
PİRHA- Partizan, Alınteri, Devrimci Parti ve ESP’nin de araladında olduğu sosyalist çevreler, Kartal Meydan’ında Maraş, Roboski ve 19 Aralık hapishane operasyonlarını protesto etti.
Partizan, Alınteri, Devrimci Parti, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Mücadele Birliği ve Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), HDP Kartal İlçe Örgütü, Kartal Meydanı’nda Maraş Katliamı’nı, 19 Aralık hapishaneler ve Roboski Katliamı’nı ortak bir açıklama yaparak protesto ettiler.
Açıklamada, “Maraş’tan 19-21 Aralık ve Roboskiye katliamların hesabını soracağız! Aynı takvim yaprağına üç katliam yazdıran bir ülke gerçekliği ile karşılaşırız Aralık ayında denilerek şöyle devam edildi:
“1978 Maraş Katliamı bu gerçekliğin tipik ifadesidir. Bu katliama giden yol, aylar önce Malatya, Sivas, Erzincan ve Elazığ ‘da gerçekleştirilen mezhepçi kışkırtmalar, ölümlerle sonuçlanan provokasyonlarla adım adım örüldü.
Faşist devletin temsilcileri de o günlerde yükselen toplumsal hareket karşısında kâbuslar görüyor, üst üste biriken kriz dinamiklerini yönetemiyorlardı. Tüm bunların üstesinden gelebilmeleri yükselen halk hareketini kanlı kıyımlarla ezmelerine, yolundan saptırmalarına, yormalarına bağlıydı.
Bu kart, devletin kirli tezgahlarıyla devreye sokuldu. Yükselen toplumsal hareket ve devrimci etki karşısında yaşanan acizlik bir askeri cunta için altyapı hazırlamayı zaruri hale getirmişti. Nitekim Maraş Katliamı bu zaruret için gerekli altyapıyı hazırlayacak kirli tezgahlar zincirinin bir parçası olarak icra ediliyor, hemen ardından ilan edilecek sıkıyönetim için gerekçe haline getiriliyordu.
Bir haftaya yayılan ve nedense (!) devletin ortalıkta görünmediği bu kanlı katliamın bilançosu fotoğraf karelerine düşen sarsıcı görüntülerle dile geldi. 1978’in 19-26 Aralık günleri arasında yaşanan kanlı saldırılarda resmi rakamlara göre yüz on bir kişi, tanıkların anlatımına göreyse yüz elli kişi katledildi. Alevilere ait 200’ün üzerinde ev yakıldı, 100’e yakın işyeri tahrip edildi. Bugün Alevi emekçilerin önemli bir kesiminin sahip çıktığı CHP, o alışılmış devlet refleksleri ve sistemin cankurtaranı rolleriyle bu katliamın emrini verenlerden biri olan faşist Alparslan Türkeş’in eşini hem de katliamın gerçekleştiği tarihte ziyaret etti. Bu ziyaretiyle nasıl bir sınıfsal özel ve duruşu sahip olduğunu bir kez daha kanıtlarken, Alevi emekçilere de “seni temsil etmiyorum” mesajı vermiş oldu.”
19-22 ARALIK HAPİSHANE KATLİAMI
Açıklamada, 19-22 Aralık hapishane katliamına da değinilerek, “Hapishaneler devrimci mücadelenin en kararlı bir şekilde yürütüldüğü, bu mücadelenin en sert şekilde yaşandığı yerlerin başında geliyordu. Toplumsal mücadele büyüdükçe, bu mücadele sokaklara yansıdıkça hapishaneler, mücadelenin önemli alanından biri haline geliyor Devletin dışarıda kontrolü sağlama politikaları içeriye de yansıyordu. Dönemin başbakanı Bülent Ecevit’in ağzından çıkan “Cezaevlerini kontrol altına alamazsak IMF programlarını uygulayamayız” itirafı, denetimi sağlamak için önce devrimci tutsakların teslim alınması gerektiğine işaret ediyordu. 19-22 Aralık 2000, bu toprakların tarihinde bir milattır. Devletin şiddet ve zorbalığının en açık göstergesidir. Devletin 20 zindanda birden eş zamanlı olarak gerçekleştirdiği bir katliamın tarihidir. Adına alçakça “Hayata Dönüş” dedikleri operasyonla 28 devrimci tutsak katledildi, yüzlercesi yaralandı-sakat kaldı. Ilitlerin gaz odalarını aratmayan, çeşitli kimyasallarla, ağır silahlarla devrimci tutsaklar diri diri yakıldı, sağ kalanlar ise vahşice işkencelerden geçirilerek F Tipi’ne götürüldü” ifadeleri kullanıldı.
ROBOSKİ KATLİAMI
34 Kürt köylüsünün savaş uçaklarıyla vurulduğu Roboski Katliamı’nın da protesto edildiği açıklamada, şunlar kaydedildi:
“19’u çocuk 34 Kürt köylüsünün bedeni TSK’ya ait savaş uçaklarıyla tıpkı ülkeleri gibi paramparça edilerek inkarcı, asimilasyoncu, katliamcı politikalardaki devamlılık hatırlatılmıştır. Tek geçim kaynakları sınır ticareti olan Kürt köylülerinin bu şekilde paramparça edilmeleri “benim İçin her Kürt potansiyel tehlikedir” mesajının altının kanla çizilmesi anlamına geliyordu. Çocuğu, kadım, genci, yaşlısıyla tüm bir halkın bilincine ihlal edildiği söylenen sınırların surları bir kez daha yükseltilmeye çalışılıyordu.
Faşizmin Kürt halkına, Alevilere, muhalif ve devrimcilere, kadın ve LGBTİ+lara, yaşam alanlarına sahip çıkan köylülere yönelik saldırıları biçim değiştirse de aynı şekilde devam ediyor.”
PİRHA – Halkların Demokratik Kongresi, iki ay önce tutuklanan HDK Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu ve ESP Eş Sözcüsü Fadime Çelebi’nin serbest bırakılması için basın açıklaması yaptı. Açıklamada tutuklananların suçlarının olmadığı belirtilerek serbest bırakılmaları istendi.
Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Demokratik Toplum Kongresi (DTK) ile bileşen temsilcilerinin, 9 Şubat 2018 tarihinde Afrin savaşına karşı ortak basın toplantısının ardından yapılan operasyonla tutuklanan HDK Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve Sosyalist Kadın Meclisi (SKM) eski Sözcüsü Fadime Çelebi’nin serbest bırakılması için HDK binasında ortak basın toplantısı gerçekleştirdi.
“Eşsözcümüz Onur Hamzaoğlu’na özgürlük” pankartının açıldığı toplantıda HDK Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve Sosyalist Kadın Meclisi (SKM) eski Sözcüsü Fadime Çelebi’nin serbest bırakılması istendi.
“AKP UFAK BİR İTİRAZA BİLE TAHAMMÜL EDEMİYOR”
Toplantıda ilk olarak HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit konuştu. Koçyiğit, hem siyaset yürüten hem de halklara dönük ciddi bir operasyon yürütüldüğünü belirtti.
Koçyiğit, 9 Şubat’da HDK Eş Sözcüsü Onur Hamzaoğlu ve Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) ve Sosyalist Kadın Meclisi (SKM) eski Sözcüsü Fadime Çelebi’nin gözaltına alınmasına ilişkin şunları belirtti:
“9 Şubat 2018 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı ile HDK Eş Genel sözcüleri ile HDP’nin eş genel başkanı ve bileşenlerimizin eş sözcüleri, eş genel başkanları ile genel başkan yardımcısı arkadaşların da aralarına olduğu toplam 7 kişi evlerine yapılan baskın sonucunda gözaltına alınmışlardı. Operasyonun Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülmesi nedeni ile gözaltına alınan arkadaşlar Ankara’ya götürüldüler. 16 Şubat tarihinde mahkemeye çıkarılan arkadaşlarımızdan Eş Genel Sözcümüz Onur Hamzaoğlu ve Fadime Çelebi 17 Şubat tarihinde tutuklanıp Sincan cezaevine götürüldüler. Diğer arkadaşlarımız ise adli kontrol şartı ile serbest kaldılar.
Koçyiğit, yürütülen operasyona konu olan açıklamanın ise Afrin savaşının yarattığı ve yaratacağı insani felakete dikkat çekmek olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Savaşın bedelini yoksul insanların ödediğini, Efrin savaşının gerekçelerinin gerçeklikten uzak olduğuna kamuoyunun dikkatini çekmek amaçlı yapılmıştır. Yani barıştan yana tutum sergilenmiş savaşı kalkan olarak kullanan AKP-MHP ittifakının bu savaşı çıkarma gerekçeleri kamuoyuyla paylaşılmıştır. Savaşın sadece Efrin halklarına değil aynı zamanda ülkemizde yaşayan halklara ve ülkemiz deki halkaların bir arada yaşama isteğine büyük zarar vereceği dile getirilmiştir. Ama ne yazık ki en ufak bir itiraza bile tahammül edemeyen AKP-Saray rejimi bu itirazı bu insanlık adına olan çığlığı da boğmak istedi. Bu operasyonları aslında ülkeyi demokratik olarak yönetme ferasetinden uzak olan AKP-MHP ittifakının bunun yerine koyduğu yerli ve milli faşizmin sonucu olduğunu söylemek gerekiyor. Yine bu uygulamaların yeni olmadığını, bu açıklama ile başlamadığını da iyi biliyoruz.”
“ARKADAŞLARIMIZ SERBEST BIRAKILSIN”
7 Haziran yenilgisini hazmedemeyen iktidarın o günden beri ülkeyi bir açık hava hapishanesine döndürdüğünü söyleyen Koçyiğit, şöyle devam etti:
“O günden beri her an, her gün haksız hukuksuz uygulamaları arttırarak toplumsal yaşamı zapturapt altına almaya çalıştığı bir gerçeklik içinde yaşıyoruz. Korkutma ve ‘zorunlu rıza’ temel yönetim biçimi olmuş durumda.”
“CEZAEVLERİ BOŞALTILMADAN DEMOKRASİ GELMEZ”
Aynı operasyonda gözaltına alınan Devrimci Parti Genel Başkanı Musa Piroğlu da, Afrin’deki savaşı halka anlatmaya çalıştıklarını belirterek, “O günden bugüne baktığımızda ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıktı. Biz benzer saldırıları Irak’ta da görmüştük. Ortadoğu halklarına bir cehennem yaratmak istiyorlar” dedi.
Piroğlu, halkların bu savaşa ancak omuz omuza durarak karşı çıkabileceklerini söyledi. Ülkenin karanlığa koşar adımlarla gittiğini söyleyen “Barışı savunmanın bedeli neyse ödemeye hazırız” diyen Devrimci Parti Genel Başkanı Musa Piroğlu, cezaevleri boşaltılmadan bu ülkeye demokrasinini gelmeyeceğinin altını çizdi.
“ÖZGÜRLÜK YÜRÜYÜŞÜ DURMAYACAK”
ESP Sözcüsü Beycan Taşkıran da savaş politikalarına karşı durmanın vicdani bir duruş olduğunu söyledi. Taşkıran, tutuklanan arkadaşlarının serbest bırakılmasını isteyerek, “Özgürlük yürüyüşü hiç durmayacak. Kadınların özgürlük yürüyüşü durmayacak” dedi.
“SUÇSUZLUK ÖLDÜRÜYOR”
78’liler Girişimi adına söz alan Nimet Tanrıkulu ise demokratik siyaset yürüten arkadaşlarının serbest bırakılmasını istedi. Tanrıkulu, suçsuzluk öldürüyor diyerek herkesi ortak mücadeleye çağırdı.
Tanrıkulu, son olarak 78’liler Girişimi Eş Sözcüsü Celalettin Can’ın sağlığı hakkında bilgi verdi.
Tanrıkulu, “401 tane hasta mahpus uzun süredir tutuklu. Can, bunlardan biri olur mu olmaz mı göreceğiz. Arkadaşlarımızı sağlıklı aldınız sağlıklı istiyoruz. Tecrit ve işkencenin başka başka yöntemleri var. Biz susmayacağız ve kimse de bizden susmamızı beklemesin” diye belirtti.
Açıklama konuşmaların ardından son buldu. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – Newroz Ankara’da coşkuyla kutlandı. Etkinliğe birçok siyasi parti, sendika ve Ankara halkı oldukça yoğun katılım gösterdi. Etkinlikte, “Newroz, zulme karşı özgürlüğün simgesi Kawaların heykellerini yıkanların değil, yapanların bayramıdır” mesajı verildi.
21 Mart Newroz Bayramı etkinliğine EHP, EMEP, ESP, DAD, DBP, Devrimci Parti, Devrimci 78’liler, DİSK Ankara Temsilciliği, Halkevleri, HDK, HDP, İHD, Kaldıraç, AKA-DER, KESK Ankara Şubeler Platformu, ÖDP, SEP, SODAP, SYKP, Tüm Emekli-Sen, YSGP ve Ankara halkı katıldı.
Hafta içi olması nedeniyle geçen yıllara göre katılımın zayıf olduğu Newroz etkinliği ortak açıklaması Kürtçe ve Türkçe yapıldı. EMEP Ankara İl başkanı Fikret Aslan tarafından okundu. Aslan yaptığı konuşmada şunlar belirtildi:
“Newroz zulme karşı dirilişin, direnişin sembolüdür. Newroz, ezilenlerin ve mazlumların eşit koşullarda kardeşçe ve barış içinde, bir arada yaşamasının ifadesidir. Newroz, hangi dağ efkarlıysa orada olanların dayanışmasının, insanlık mücadelesinin ortak birikim ve değerlerinin sahiplenildiği günün adıdır. Newroz haksızlıklara, hukuksuzluklara karşı, halkın ekmeğine göz dikenlere karşı, halkları birbirine düşman etmek isteyen savaşlara karşı olanların bayramıdır” ifadelerini kullandı.
“DİRENECEĞİZ VE MUTLAKA KAZANACAĞIZ”
Aslan konuşmasına şöyle devam etti:
“AKP iktidarının kendi beka sorununu, ülkenin beka sorunu gibi sunduğu; istikbal değil ama iktidar için ülkenin dipsiz bir karanlığa çekilip, halklarımızın da buna ortak edilmeye çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bizler biliyoruz ki;. İktidar uğruna her türlü keyfiliğe imza atan, hileyi meşrulaştıran seçim kanunları yapanların beka sorunu vardır sadece. Bizim sorunumuzsa, barış, demokrasi, kardeşlik, eşitlik, adalet ve özgürlüktür.
Bugün burada ve ülkenin dört bir yanında bu şiarlarla bir araya geldik. Yarın aynı şiarlarla 1 Mayıs’da bir araya geleceğiz. Barış, demokrasi ve özgürlükleri kazanana kadar her zeminde, her yerde bir arada olacağız.
Gazi’de, Beyazıt’ta, Halepçelerde, Cizre ve Sur’da katlettiler, itaat etmedik! Linç etmeye kalktılar, sokaklardan çekilmedik. Emeğimize, işimize-aşımıza göz koydular, KHK’larla işten attılar, açlıkla terbiye etmeye çalıştılar, dik durmaktan vazgeçmedik. Kayyumlar marifetiyle halkın iradesini gasp ettiler, milletvekillerini, belediye başkanlarını tutukladılar.
Susmadık. Şimdi de susmayacağız. And olsun ki; bedeli ne olursa olsun doğruları söylemeye devam edecek ve diz çökmeyeceğiz, itaat etmeyeceğiz, zulme boyun eğmeyeceğiz, direneceğiz ve mutlaka kazanacağız.”
“FAŞİZME TESLİM OLMUYORUZ, OLMAYACAĞIZ”
“İktidara gelir gelmez kaldırdık diye her fırsatta övündükleri OHAL olmadan yönetemiyorlar artık. Hesap vermeden, herhangi bir hukuka bağlı olmadan, iki dudağın arasından çıkan sözlerle ülkeyi yönetmek demek olan OHAL ve kamplaştırıcı politikalar olmaksızın iktidarda kalamayacaklarını biliyorlar çünkü. Bu yüzden bütün bir ülkeyi açık cezaevi haline getirmek istiyorlar” diye konuşan Aslan, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ülkenin aydınlık yüzü, aydınlarımız, akademisyenlerimiz, doktorlarımız, hukukçularımız ve siyasetçilerimiz gözaltı ve tutuklama tehditleriyle susturulmaya çalışılıyor. Aykırı, farklı ve muhalif kim varsa saldırıyorlar. Cezaevlerinde tek tip elbise dayatmasıyla insanlık onurunu ayaklar altına alıyorlar. Yeni ve kurucu bir iktidar safsatasıyla gericiliğin her türünü yerleştirmeye çalışıyorlar.
Bu koşullarda hepimize düşen görev emeğin, barışın ve özgürlüğün sesini yükseltmek, kardeşçe ve eşitçe bir yaşamı savunmaktır. Bugün buradaki duruşumuz bunun ifadesidir. Dost-düşman herkes bilsin ki biz buradayız. Faşizme teslim olmuyoruz, olmayacağız.”
TÜRKÜLER SÖYLENDİ, HALAYLAR ÇEKİLDİ
Ardından Grup Şengal ve Grup Bahoz’un yer aldığı etkinlikten sonra İbrahim Ayhan ve Erol Dora birer kısa konuşma yaptılar.
İbrahim Ayhan, “Halkların ortak bayramı olan Newroz bayramınız kutlu olsun Newroz piroz be” diyerek selamladıktan sonra, Erol Dora “Halkların ortak bayramı olan Newroz bayramı kutlu olsun” diyerek başladığı konuşmasında savaşın gözyaşı ve ölümden başka bir şey getirmediğini ve getirmeyeceğini barışın bu ülkede egemen olmasıyla Avrupa’nın önemli bir ülkesi haline gelebileceğini belirterek konuşmasını tamamladı.
Daha sonra Kürtçe, Türkçe, Ermenice, Yunanca şarkılar eşliğinde çekilen halaylarla etkinlik tamamlandı.
PİRHA – İnsan Hakları Derneği Adana Şubesi baharın, özgürlüğün ve zalimlere karşı verilen direnişin sembolü olan ve her yıl 21 Mart’ta kutlanan Newroz Bayramına herkesin katılımı için çağrıda bulunarak yazılı bir basın açıklama yaptı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Adana Şubesinin yaptığı yazılı basın açıklamasına İnsan Hakları Derneği ,Kamu Emekçileri Sendikası (KESK), Halkların Demokratik Partisi (HDP), Makina Mühendisleri Odası (MMO), Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO), HALKEVLERİ, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP), Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Vartolular Derneği, EMEP, Dersimliler Derneği, Anadolu Halkları Derneği, Demokratik Alevi Derneği, Adana Alevi Bektaşi Kültür Derneği, Pir Sultan Abdal Derneği, Bulamlılar Derneği, Disk Emekliler Sendikası, Arap Alevileri Derneği, SYKP, Devrimci Parti, ESP katıldı.
“Ortadoğu’nun kadim halkları, baharın gelişini, özgürlük ve zalimlere karşı verilen direnişin sembolü olan Newroz bayramını, bugün yine kan ve şiddet ortamında kutlanıldığına dikkat çekilen yazılı açıklamada, “Newroz; tarih boyunca iktidarların, Zalim DEHAK’ların değil, halkların “barış, kardeşlik, özgürlük” bayramı olmuştur. Bu nedenledir ki; Newroz, bahardır, her renktir. Zalimlerin kaybettiği, halkların kardeşliği ve özgürlüğünün kazandığı yeni gündür. “Coğrafya kaderdir” deyişine inat, Newroz; emekle var olmuş yağmur sonrası en güzel gök kuşağıdır” ifadeleri kullanıldı.
“COĞRAFYAMIZ BİR ÇATIŞMA ALANI HALİNE GETİRİLMİŞTİR”
Açıklamada, şunlar kaydedildi:
“Bugün, Newroz’un var olduğu kadim coğrafyamız, kadim halklarımızın yarattığı tüm tarihsel ve kültürel birikimlerimiz, rantçı egemen iktidarlar tarafından yok edilmeye çalışılmaktadır. Binlerce yıllık kardeşlik hukuku içerisinde yaşayan halklarımız bu şiddetin, savaşın tarafı olmayıp, hiçbir zamanda olmamışlardır. Coğrafyamız, en ileri teknolojik silahlara sahip egemen devletlerin birbirlerine adeta güç gösterisi yaptığı bir saha olarak seçilmiş ve bir çatışma alanı haline getirilmiştir. Oysa ki; aynı devletler, Halkların kendi kaderlerini tayin hakkı, barışın insan hakkı olduğu, yaşam hakkı gibi bir dizi evrensel insan hakları ilkelerini de kabul etmiş ve uluslar arası sözleşmelere taraf olmuşlardır. Ancak; İnsanlık tarihinin binlerce yıllık mücadeleleri neticesinde kazanılan bu temel insan haklarının, bugün yok edilmeye çalışıldığı aşikardır. Egemen, baskıcı, totaliter iktidar, salt insani gerekçelerle yaşam hakkını ve barışı savunanlara karşı nefret ve çatışmacı dil söylemini, yargı eliyle gözaltı ve tutuklama kararlarıyla savaş dili ve pratiğini bir devlet aklı olarak hayata geçirmiştir.”
“NEWROZ FARKLILIĞIMIZ VE ZENGİNLİĞİMİZDİR”
Ekolojik yaşamı tahrip eden doğa katliamları, emek sömürüsü politikaları, yaşam hakkı ihlalleri, etnik ve dini nefret söylemleri, ifade özgürlüğüne karşı baskıcı politikalar, halkların kollektif hak talepleri karşısındaki totaliter ve asimilasyoncu devlet aklı pratiği, Newroz’un anlam ve ruhuna aykırı olduğu belirtilen yazılı açıklamada, “Tek tipleştirici, inkar ve asimilasyoncu egemen iktidarın akıl ve pratiğine karşı, bu coğrafyanın kadim halkları olarak, Newroz’u tarihsel anlamına uygun; “farklılıklarımız, renklerimiz zenginliğimizdir” diyerek bir demokrasi ve özgürlük bayramı olarak kutlamak istiyoruz. Zülme karşı direnişin sembolü olan bu YENİGÜN’de; BARIŞ, EMEK, ÖZGÜRLÜK çağrımız ve mücadelemiz devam edecektir” denildi.
Açıklamada son olarak şu çağrıda bulunuldu:
“Bizler; aşağıda imzası bulunan Adana emek ve demokrasi kurumları olarak, coğrafyamızda BARIŞ’ın ve İNSANCIL HUKUKUN tesis edilmesi, özgür ve demokratik bir yaşamın inşaası için dünden bugüne zülme karşı hep beraber yarattığımız tarihsel değerimiz NEWROZ’a sahip çıkmaya tüm halklarımızı davet ediyoruz. Bu inanç ve şiarla, 21 Mart günü saat 12:00’de Mimar Sinan Açık Hava Salonu’nunda tüm Adana kamuoyunu, halklarımızı Yeni günü Newroz’un sıcaklığıyla kucaklaşmaya davet ediyoruz.” (HABER MERKEZİ)
Antalya’da gözaltına alınan Devrimci Parti Genel Başkanı Ufuk Göllü, serbest bırakıldı.
Bugün sabah saatlerinde Antalya Otogarı’nda gözaltına alınan Birleşik Devrimci Parti (Devrimci Parti) Genel Başkanı Ufuk Göllü, ifadesinin ardından serbest bırakıldı. Göllü’nün yasaklanmış kitap gerekçesiyle gözaltına alındığı belirtilmişti.
Ufuk Göllü’nün gözaltına alındığı ve Güvenlik Şube’de tutulduğu Devrimci Parti’nin resmi Twitter hesabından yapılan açıklamayla duyurulmuştu.
Devrimci Parti Genel Başkanı Ufuk Göllü, IŞİD’e karşı düzenlenen Rakka operasyonunda yaşamını yitiren Birleşik Özgürlük Güçleri (BÖG) üyesi Ulaş Bayraktaroğlu’nun 13 Mayıs’ta İstanbul’da yapılan anmasına katıldığı için haklarında soruşturma açılan 17 kişiden biriydi.
Ancak Göllü’nün de aralarında bulunduğu 17 kişi hakkında gözaltı karar bulunmuyordu.
Soruşturma kapasamında adliyeye ifade vermeye giden beş kişiden HDP İstanbul İl yöneticisi Ceyhan Akay ve HDP Kadıköy İlçe Eş Başkanı Ercan Demir, tutuklanmıştı.
Birleşik Devrimci Parti Genel Başkanı Ufuk Göllü, yasaklanmış kitap iddiasıyla Antalya otogarında gözaltına alındı.
Birleşik Devrimci Parti (Devrimci Parti) Genel Başkanı Ufuk Göllü, yasaklanmış kitap taşıdığı gerekçesiyle Antalya otogarında gözaltına alındı.
Göllü’nün gözaltına alındığını Twitter hesabından duyuran Devrimci Parti’nin paylaşımında, “Genel Başkanımız Ufuk Göllü Antalya Otogar’da gözaltına alındı. Şu an Güvenlik Şube’de bekletiliyor” denildi.
Devrimci Parti Genel Başkanı Ufuk Göllü, IŞİD çetelerine karşı düzenlenen Rakka operasyonunda yaşamını yitiren Birleşik Özgürlük Güçleri (BÖG) Komutanı Ulaş Bayraktaroğlu’nun 13 Mayıs’ta İstanbul’da yapılan anmasına katıldığı gerekçesiyle hakkında soruşturma açılan 17 kişiden biriydi.