PİRHA-18. Cogi Baba Festivali, 21 Temmuz’da yapılacak. Festivalde sanatçılar deyişler seslendirecek ve Muhabbet Cemi yürütülecek.
‘Doğamıza, inancımıza, dilimize sahip çıkıyoruz’ şiarıyla düzenlenecek 18. Cogi Baba Festivali Sivas İmranlı’da 21 Temmuz’da gerçekleşecek.
Sunuculuğunu CAN TV programcısı Hüseyin Kelleci’nin yapacağı festivalde Necati Şahin ve DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete konuşma yapacak. Şıx Çoban Ocağı evladı İbrahim Kete, Muhabbet Cemi yürütülecek.
Festivalde; Gülseven Medar, Cihan Çelik, Ayfer Düzdaş, Cemil Koçgiri, Aşık Sinem Bacı, Binali İlgün, Taner Arslan, Kemal Atamtürk ve Ekrem Yıldırım deyişler okuyacak.
PİRHA-Kızıldeli Ocağı Yol hizmetkarlarından Mustafa Sazcı, Ocakzade bir aileden geldiğini belirterek, katıldığı cemlerdeki gözlemlerini aktardı. Zakirliğin önemini vurgulayan Sazcı, dedelerin de deyişleri, nefesleri seslendirmeleri gerektiğine işaret etti. Sazcı, “Zakirlik hizmeti bu çağda olması gereken hizmet. Ancak dedelerin bağlamadan ayrılması ve dedelerin nefes söylemekten bihaber olması açıkçası beni rahatsız eden durumlardan birisi. Dedeler de nefesleri dinlendirebilmeli. Zakir olmadan da bağlamayla cem yürütebilmeli” dedi.
Kızıldeli Ocağı yol hizmetkarlarından Mustafa Sazcı zakirlik üzerine PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.
Nefeslerde ve deyişlerde Aleviliğin özünün anlatıldığını belirten Sazcı, zakirliğin Alevi felsefesini anlatabilmek ve aktarabilmek için çok önemli olduğunu söyledi. Günümüzde cemlerin sembolik hale geldiğini ve özünü kaybettiğini de vurgulayan Sazcı, her ocağın Alevi felsefesini en iyi şekilde özümseyen ve aktarabilen zakirler yetiştirmesi gerektiğini ifade etti.
“CEMLERDE SAZ ÇALINDIĞINI GÖRDÜM VE İLGİ DUYMAYA BAŞLADIM”
Sözlerine, Alevi inancında telli kuran olarak bilinen sazla tanışmasını anlatarak başlayan Sazcı şunları dile getirdi;
“Ocakzade bir ailede dünyaya geldim. Orada dedem sürekli cem yaptığı için farklı yörelerden, farklı süreklerden insanlar gelir, evimizde mihman olurdu, cemler yürütürdü. O cemlerde insanların telli kuran ile (saz ile) çalıp söylediği, dilendirdiği nefeslere tanıklık ettim. ilkokul dönemlerinde de Muhammet amcamın (dedemin kardeşi) cemlerde saz çaldığını gördüm. Ondan öğrenmek için çabaladım. Eline bakarak bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Sazım olmadığı için ilk başta tırnaklarımı vura vura nefesler dillendirmeye başladım. 2013 yılında Fahrettin Aksünger’in Antalya Zeytinköy‘de başlattığı kursta semah eğitimi, bağlama eğitimi ve koro eğitimine gittim. Ardından hocam hiçbir ücret talep etmeden bana bağlamayı öğretti. O süreçte başladı bağlamayla birebir temasım.”
“NEFESLERDE SIRLANMIŞ, GİZLENMİŞ ANLAMLAR VAR”
Bağlama çalmayı öğrendikten sonra nefeslerin de bağlama çalmak kadar önemli olduğunu öğrendiğini ifade eden Sazcı, “Daha sonra hocamın cemlerde söylediği nefesler dikkatimi çekti. Okulda öğrendiğimiz bilgiler belli bir algı yaratıyor ancak nefeslerdeki o deruni, bâtıni anlamı beni farklı bir boyuta götürdü. İlk başta basit tevhit duaz-imam nefesleri dinlerken, sonra artık hakikatçi Alevilerin nefeslerini dinlemeye başladım. Bu süreçte”Hacı Bayrak, Haydar Bayrak, Meluli Baba, Perişan Güzel, Genci Abdal, İbreti Baba, Aşık Ali dede, Veyis dede, Perişan Ali, Meçhuli, İbrahim Aldede dinledim. Onların nefeslerini dinlemek ve anlamaya çalışmak bana çok şey kattı. Bizim cemlerde insanların gönlü hoş olsun diye okunmuyor bunlar. Demek ki nefeslerde sırlanmış, gizlenmiş anlamlar var. Ve ben bu nefesleri incelediğimde karşıma gelen derin bir Alevi felsefesi ile karşılaştım” şeklinde konuştu.
“ESKİDEN CEMLERDE SORGULAMALAR YAPILIRDI, BU DA FELSEFEMİZİ GELİŞTİRİRDİ”
Semah dönmenin, cem yapmanın basit semboller dışında bir felsefesinin olduğunu, belli anlamlar içerdiğini vurgulayan Sazcı sözlerine şu şekilde devam etti:
“Burada mesela nefesler okurken Virane Abdal, ‘‘”Gafil olma cümle cihan bir vücut, Fark edersen aziz mihman sendedir,
Çün ademe kıldı secde-i sücud, Her arşayı arş-ı rahman sendedir.” nefesinde aslında evrende bulunan her şeyin insanda var olduğunu, hakkı yaratılan ile yaratanın ayrılmaması gerektiğini anlatıyor. İşte onun sevgisi insan sevgisidir, doğa sevgisidir, doğa tapınmasıdır. Alevi nefeslerinde nefeslerin özlerini kavramaya başladım. O süreçten sonra da daha çok Alevi felsefesine eğilmem gerektiğini fark ettim. Cemlerde herkesin alışılageldiği duazı-imamlar, tevhitler dışında hakikatçi nefeslerin dillendirmesi, onların dışında cem muhabbetleri yürütülmesi gerektiği tarafında durdum. Çünkü küçüklüğümden beri gördüğüm de oydu. Dedelerimiz cemde mersiye okuyup ağlamazlar sadece, tevhit okuyup dizlerine vurmazlar. Muhabbet ederlerdi, okunan nefeslerden anlamlar çıkartırlardı, o anlamları tartışırlardı, birbirleriyle ortak noktada birleşirlerdi, birbirlerini sorgularlardı. Hatta Hakk’ı sorgularlardı, varlığı sorgularlardı ve sorgulama yolunu açarlardı. İşte bu da Alevi felsefesinin gelişmesine vesile olmuştu. Ancak son süreçte bizde bu eksik. Muhabbet yapılmayan şey basit bir şekilde tiyatro gösterisidir.”
Eskiden yürütülen cemlerde zakirlik gibi bir hizmet olmadığını, yürütülen cemlerde genelde dedeler tarafından nefesler okunduğunu belirten Sazcı şunları kaydetti:
“Köyden kente göçmeden önce yapılan cemlere tanık olan büyüklerimizin söylediği gibi o cemlerde dedeler saz çalıyordu. Zakirlik gibi ayrı bir hizmet yoktu. Dedelerimiz de profesyonel anlamda çalmıyorlardı, dem sesi vererek nefesler okuyorlardı. Ben de böyle gördüm. Ama daha sonraları derneklere gidip geldikçe zakirlik gibi bir hizmetin olduğunu gördüm. Zakirlik hizmeti bu çağda olması gereken hizmet bence. Ancak dedelerin bağlamadan ayrılması ve dedelerin nefes söylemekten bihaber olması açıkçası beni rahatsız eden durumlardan birisi. Dedeler de nefesleri dillendirebilmeli. Zakir olmadan da bağlamayla, telli kuranla cem yürütebilmeli. Son süreçte zakir olmadan cem yürütecek dede eksik kalıyor. Hizmetin bir tarafı tamamlanmıyor. Bu süreçte zakirleri yetiştirmek gerekiyor. Bu yüzden cemevlerinin de bu alanlara biraz daha yönelmesi gerekiyor.
Bugün mesela Aksaray’da Arzuman Yunus Ocağı evlatlarından dedeyi yetiştiren kişi o köyde zakirlik yapan Aşık bir amcadır. Geçenlerde Aksaray’da dedemin köyüne gittim. Arzuman Yunus Bozoğlan Ocağı’ndan bir dede var. O dedeyi yetiştiren kişi o köyde zakirlik yapan Aşık Amca isminde bir can. O kişi aslında cemlerde zakirlik hizmeti yapıyor.”
“BÜYÜK CEMEVLERİNDE, BÜYÜK CEMLERİN YAPILMASI SAĞLIKLI DEĞİL”
Zakirlik yapmak için belli bir ocağa bağlı olmanın zorunlu olmadığını ancak tüm ocakların zakirler yetiştirmesi gerektiğini söyleyen Sazcı, günümüzde cemlerin içeriğinin olumsuz yönde değiştiğinden bahsederek, “Sünni inanca, İslam inancına sahip canlarımız camide ibadetlerini yaparken biz onları rızalık almadıkları için eleştiriyorduk. Bizde de şöyle bir durum oluştu: Ocakların eski ehemmiyetini yitirmesi ve kırdan kente göç ile birlikte büyük cemevleri oluştu. Büyük cemevlerinde farklı ocaklardan, farklı süreklerden insanlar gelip gidiyor ancak birbirlerini rızalık verecek şekilde tanımıyorlar. Farklı bir ocağın dedesi gelip orada erkan yürütürken karşıdaki talip dedenin nasıl bir sürek sürdüğünü, nasıl bir erkan sürdüğünü, nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu bilmediği için rızalık vermesi de aslında geçersiz sayılıyor. Bugün bence cemler küçülmeli. Çünkü eskiden sorunlar dile getirilirdi, köydeki insanlar birbirinin derdini, sıkıntısını, eksiğini vs. görür ve o cem meydanında, o dar meydanında onu dile getirirdi. Ancak son süreçlerde her şey sembollere yüklendi. O anlamlar yitirildi. Ben birçok noktada buna tanıklık ettim. o yüzden küçülmeye gidilmesi taraftarıyım. Büyük cemevlerinde, büyük yapılan cemlerin çok sağlıklı olduğunu düşünmüyorum. Aksine dedelerimizin de aslında karşıdaki taliplere söz hakkı vermesini, onların sorunlarını dinlemesini ve sorunlara cevap üretmesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.
“NEFES SÖYLEMENİN UYANDIRDIĞI HİS BAMBAŞKA”
Cemlerde nefesleri, deyişleri söylerken neler hissettiğini de tarif eden Sazcı şunları söyledi:
“Cemde nefes dillendirirken, insanların nefesi anlayabilecekleri şekilde söylemeye gayret ediyorum. Çünkü çok gaydalı okumak, çok güzel sesli okumak veya bağlamayı çok iyi çalmak zakirlik hizmetini çok doğru bir şekilde yerine getirmek anlamına gelmiyor. Karşıdaki kişinin o manayı çözebilmesi için nefeslerde kelimelerin birebir anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Onun dışında ben de uyandırdığı his bambaşka. Cemlerde nefesleri dillendirmeye başladığımda yanlış yapmaktan çok çekiniyordum, utanıyordum, korkuyordum başlarda. Ancak son süreçte ne kadar yanlış yaparsam yapayım o duyguya girdikten sonra o yanlışı önemsemiyorsun. O duygu açıkçası anlatılacak bir duygu da değil. Nefesler bir umman oluyor benim gözümde. Çünkü her okuduğumda farklı bir anlam çıkarıyorum, her okuduğumda farklı bir sırrı görüyorum. Sırrı gerçek manada sır etmiş Alevi erenleri aşık sadıklardır. O yüzden bu sırrı sır edeni anlayabilmek için daha çok içine yönelmeye çalışıyorum.”
“ANADOLU’NUN KADİM BİR ALEVİ FELSEFESİ VAR”
Bilinen deyiş ve nefesleri söylemek yerine daha çok geride kalmış, söylenmeyen, dillendirilmeyen özellikle hakikatçi Aleviler dediğimiz aşık sadıkların, pirlerin, mürşitlerin nefeslerini dillendirmeye çalıştığını aktaran Sazcı, “Bu süreçte beni etkileyen Hacı Bayraklar, Haydar Bayraklar, Melüni Babalar, İbreti Babalar, Hüseyin Orhan dedeler, Aşık Ali dedelerdir. Hakikatçilikte, Alevilikte delilik mertebesi vardır. Delilikte bütün tabular yıkılmıştır kafasında. Hakikat neyse onu söyler. Hakikati söylemekten kaçınmaz. Bunun dışında da antik Yunan felsefesini okuyoruz, dünya felsefesini okuyoruz. Avrupa’daki yeni dönem felsefeyi okuyoruz ve Marksist felsefeye yönelmeye çalışıyoruz. Materyalist felsefeye yöneliyoruz. Anadolu’nun kadim bir Alevi felsefesi var. Bu felsefeyi biz Alevi gençliği olarak hep gözden kaçırdık. İthal olan düşünceleri hep önemsedik. Ama ben bugün Melüli Baba’nın nefeslerinde görüyorum ki Melüli Baba bize komün hayatı öneriyor. Birlikte yiyip birlikte göçenler diyor. Meluli Baba komün felsefeyi anlatıyor. İnsana insan olduğu için saygı duymayı, evreni, insanı, hakkı birbirinden ayırmaması gerektiğini aktarıyor” şeklinde konuştu.
“HAKİKATİ DİLLENDİRMEKTEN HİÇBİR ZAMAN KORKMAMALIYIZ”
Alevi felsefesinin içerisinde materyalizm, komün yaşam olduğunu belirten Sazcı, “Bütün cinsiyet kimliklerini reddeden bir felsefeyi Meluli Baba’nın nefeslerinde görüyoruz. Mesela metafiziği reddediyoruz. Yaptığımız hiçbir şey öbür tarafta cenneti garantilemek için değil, öbür tarafın var olduğunu düşündüğümüz için değil, huri için değil, cennette verecekleri şarap için değil. Biz bugün insanlık için mücadele ediyoruz. Bunlar İbreti Baba’nın bütün nefeslerinde geçiyor. ‘Eşim bana huri ise cennet bana evim’ diyor. Bu yüzden protest inanç olan Aleviliği biraz daha gençlerin önemsemesi gerektiğini düşünüyorum. Bunu da aktaracak olan bizlerin pirleridir. Bizlerin pilleri, mürşitleri, rehberleri de hakikati dillendirmekten çekinmemeli, korku duymamalı. Bugün dinlendiremiyorsak, Hallacı Mansur olamıyorsak, Pir Sultan olamıyorsak, Meluli olamıyorsak, Meluli’yi de Nesimi’yi de Fazlullahı da anmanın hiçbir anlamı yok. Esas mesele Fazlullah olabilmekte, Nesimi olabilmekte, Mansur olabilmekte. Hakikati dillendirebilmekte diyorum” dedi.
PİRHA-Çocukluğundan beri bağlama çalıp deyişler okuyan Ozan Şah Turna, Aleviliğin bazı kesimler tarafından yozlaştırıldığını söyledi. Şah Turna, “Bu yolun emekçisi değil rantçısı olanlar var. Sistemi eleştirip ama içten içe doğruları baskılayan, yanlışlara göz kırpan iktidar var içimizde” dedi.
Haberin videosu
Türkiye’nin en zor, devrimci mücadelenin en ağır şartlarda yürütüldüğü yıllarda elinde sazıyla, sesiyle halkının sesi oldu Ozan Şah Turna.
Kızılbaş Alevi geleneğini o günden bugüne yaşayan ve yaşatan, çeşitli bedeller ödeyen Şah Turna, Aleviliğe ve ozanlığa dair PİRHA‘ya konuştu.
Ozanlığa deyişlerle başladığını söyleyen Şah Turna, “Babamın bana okuduğu Pir Sultan ve Şah Hatayi deyişleriyle başladım. Bizim köye dedeler gelirdi, onların yanına oturur zakirlik yapardım. İlk zakirlik yapan, hapis yatan, her şeyin ilki benim o dönemlerde” dedi.
“ESKİDEN ALEVİ KURUMLARI YOKTU AMA ALEVİLİK DAHA TEMİZDİ”
Kent kent köy köy dolaştığını hatırlatan Şah Turna, “Alevi kurumlarımız yoktu ama Alevilik o zaman daha temizdi. Dedelerimiz gelip sorardı kim kimi kırdı diye. Cemde dara çekilip yargılanırdı kim suçluysa. Bu sadece köylerde değil her yerde olurdu. Cemler evlerde yapılırdı. Kimin evi büyükse orada yapılırdı cemler” diye konuştu.
“KURUMLAR KENDİLERİNE GÖRE ALEVİLİĞİ YÖNLENDİRDİ”
Alevilikte kadın ve erkeğin birarada olduğunu belirten Ozan Şah Turna, şöyle devam etti:
“Bugünün Aleviliği çok farklı. Sistemdeki Alevilik benim o dönemde yaşadığım Aleviliğe benzemiyor. 90’lı yıllarda Alevilik farklıydı şimdi farklı. Kurumlar kendilerine göre yönlendirdiler Aleviliği. Dernek ve cemevlerinde bölgecilik başladı. Hangi bölgenin insanı varsa diğer kültürlerin gelişmesine izin vermiyorlar.”
“ALEVİLİK KÜLTÜRDÜR, İNANÇTIR, MÜCADELEDİR”
Cem farklılıkları olabilir; mesela Karadeniz’de çok var Alevilik, eskiden yok diyorlardı. Alevilik bir milliyet değildir. Alevilik kültürdür, inançtır, mücadeledir. Kerbela’dan bu yana kadar katliamlara uğramışız. 70 bin kişi söz verdi Şah Hüseyin’e, 70 kişiyle kaldık. O zamandan bu zamana kadar bizim inancımız niye gelişmiyor, kimse sorgulamıyor bunu. Şehirleşmenin yozlaştırmaması lazım. Yozlaşma Yolda değil, kurumlar yozlaştırıyor bu Yolu.
“İlk cemevi yapıldığı zaman Berlin’de halk büyük bir özveriyle çalıştı” diyen Ozan Şah Turna, “Cemevleri kuruldu. Bu cemevi ilk dönemlerde dolup taşıyordu. Şimdi yönetimi seçemiyorlar. Bu sadece Avrupa’da değil. Biz Hacı Bektaş Vakfı’nda ceme katıldık, dedeler posta çağırdı, deyişler söyledik. Birçok ilden gelen arkadaşlar oldu. Kocaeli’nde 9 cemevi var, 9 kişi gelmiyor diyorlar. Bugün Pir Sultanlar, Şeyh Bedreddinler, Şah Hatayiler; bu yolun yazısı yoktu, kim kaleme aldı Pir Sultanlar, Nesimi Çimenler, bizler getirdik. Davut Sulariler, Ruhi Sular, ozanlarımız yazdı bu kültürü, inancı” ifadelerini kullandı.
“YANLIŞLARA GÖZ KIRPAN İKTİDAR VAR İÇİMİZDE”
“Şimdiki sanatçılar bu yolu kurumlarla, kar amacı olarak kullanıyorlar” şeklinde konuşan Şah Turna, “Yıllardır mücadele verenler dışlanıyor; çünkü doğruları söylüyor. Bu yolun emekçisi değil rantçısı olanlar var. Buna göz kırpan kim? Sistem gibi görünmeyen, sistemi eleştirip ama içten içe doğruları baskılayan, yanlışlara göz kırpan iktidar var içimizde” diyerek tepki gösterdi.
Kitlelerin artık cemevlerine gelmiyorsa bu durumun sorgulanması gerektiğini belirten Ozan Şah Turna, şunları kaydetti:
“Cemevleri, cenaze yerleri olmuş. Görgü cemleri yok artık. Aleviliğin özünü kaybettiler. Biz önce kendi toplumumuza bakacağız. Biz Ozan Şiar’la sadece sistemlere değil içimizdeki yanlışlara karşı mücadele ettiğimiz için kurumlarda çok engel görüyoruz. Bize çok engel ve baskı uyguluyorlar. 55 yıldır bu yolun yolcusuyum. Devrimci, sosyalist olduğum için eleştiriyorum. Pir Sultan ‘Her ağacın kurdu kendinden türer’ demiş. Biz kendi kurtlarımızı temizlemezsek içimizdeki kuzuları yeriz. Bir insanın yeteneğini, düşüncesini engellersen sistemle aynı olmaz mı? 12 Mart’ta, 12 Eylül’de Kızılbaş Komünistlikten yargılandım. Bana Komünist dedikleri zaman 20 yaşındaydım. İkisini bir arada götüren bir sanatçıyım. Ozanlar da halkın sorunlarını dile getirmesi gerekiyor, getirmeyen ozan değildir. Her sakala bir tarak değil kendin olacaksın. En büyük devrimci Pir Sultandır, Şah Hüseyindir. En değerli benim mücadelemdir, demişler.”
“HALKLARIN BİR ARADA YAŞAYACAĞI HALK İKTİDARINI İSTİYORUM”
Ozan Şah Turna, “Halkların bir arada yaşayacağı, bütün renklerin bir bahçede yetişeceği, Kürt’ü Türk’ü herkesin yaşayacağı halk iktidarını istiyorum. Biz Sovyetler Birliği’ni de eleştiriyorduk. Baktık orada da sömürü var, gözden geçirmek gerekir. Ülkemizde hak, hukuk, adalet, özgürlük yok, baskılar çok. Sistemin ağır baskıları, iki cunta geldi ama bu daha çok baskıcı oldu, ayrıştırıcı oldu” diye konuştu.
GENÇLERE MESAJ
“Gençleri toparlayacak toplumsal örgüte ihtiyaç var” diyen Şah Turna, “Gençlerimiz bugün örgütlenemiyorsa gelip yanlışları görüyordur. Cemde gençler kovuluyordu. Eleştirince sen Komünistsin diye, kovuyorlardı. Gençlere çağrımdır; kültürünüzü, felsefesinizi, inancınızı öğrenin. Doğru bir kurum yok bana göre, herkes rant peşinde. Bu yolu rant amacı yapanlar gençlere de farklı aşılayacaklar. Gençler araştırma yapsın. Okuma olanakları çok, bol bol okusunlar” dedi.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Derneği (PSAKD) Eyüp Şubesi Madımak Katliamı’nın 25. yılında anma etkinliği düzenledi.
Madımak şehitleri başta olmak üzere tüm barış, eşitlik, kardeşlik ve demokrasi yolunda şehit düşenler için bir dakikalık saygı duruşuyla başlayan etkinliğe cezaevinde tutuklu bulunan PSAKD yöneticileri Erol Yeter ve Akın Demir mesaj yolladı. Yollanan mesajda zorlu bir süreçten geçildiği ve bu süreçte Sivas Katliamı’nın anmasına katılmanın önemine vurgu yapıldı.
Anmada söz alan PSAKD Eyüp Şube Başkanı ve ABF Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, “Sivas’ta ibadeti katlettiler, sanatı katlettiler, insanlığı katlettiler. Sivas’ta katliamın olduğu oteli bilim kültür merkezine çevirdiler. Bizler ise orayı utanç müzesi yapana kadar mücadele edeceğiz. Katliam yaptıklarından utanmayanlar birde katledenleri koruyarak katilleri korudular” diye konuştu.
Etkinlik PSAKD Eyüp Şubesinin semah ibadetinin ardından, Murat Güngör, Sinan Özkaya, Grup Yön ve PSAKD Eyüp Şubesi kadın korosu türküleri ve ezgileriyle sahne aldı. Sivas anmasına katılım çağrısının yapıldığı etkinlik çocuklardan oluşan Metin Altınok şiir grubunun Pir Sultan şiirlerini seslendirmeleri ve tiyatro gösterimi ile son buldu.
PİRHA-Antalya Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği bu yılki ikrar ve görgü cemini gerçekleştirerek gönülleri birledi.
Antalya Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği bu yılki görgü ve ikrar cemini gerçekleştirdi. Gönüllerin birlendiği cemi Dertli Divani yürüttü. Cemde yeni ikrar alan canlarla daha önce ikrar almış olan canlar da sorgudan geçirildiler.
GÖRGÜ VE İKRAR CEMLERİ TEŞVİK EDİLMELİ
Hizmetlerin gençlere yaptırılarak motive edilmeye çalışıldığı cemde söylenen deyişlerin manaları açılarak yol erkan muhabbeti gerçekleştirildi. Ayrıca cemde derneklerde ikrar, görgü cemlerinin yapılmasının teşvik edilmesi de vurgulandı.
Cemin ardından birlik kurbanı kesilerek lokmalar paylaşıldı. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- Geçtiğimiz günlerde hakka yürüyen Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu (AABF) kurucularından Yazar İsmail Elçioğlu deyişlerle hakka uğurlandı. Elçioğlu Karşıyaka Mezarlığı’nda sırlandı.
Geçtiğimiz günler hakka yürüyen Yurtseverler Birliği Federasyonu, daha sonrasında Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu bünyesinde Alevi örgütlenmesi içerisinde fiilen yer alan, AABF eski başkanlarından Yazar İsmail Elçioğlu’nu Hakka uğurlama erkanı Ankara Batıkent Pir Sultan Abdal Derneği Cemevi’nde yapıldı.
Cenaze erkanına, Almanya’dan ve Türkiye’den gelen ailesi ve dostlarının yanı sıra, yol arkadaşı Musrafa Timisi, CHP’nin eski milletvekili ve AABF başkanlarından Ali Rıza Gülçiçek, ABF Genel Sekreteri Müslüm Metin, Hozat Belediye Başkanı Celaleddin Polat, 2 Temmuz Vakfı’nın eski Başkanı Murtaza Demir, Hüseyin Gazi Vakfı Baskanı Gülağ Öz, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nın eski Başkanı Ercan Geçmez, Hekimhan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği adına Özgür Kaplan, yazarlar Turan Eser, İbrahim Bahadır ve Ali Yıldırım ile birlikte sanatçı Musa Eroğlu katıldı.
Hakka uğurlama erkanını Hubyar Ocağı mensubu Cemal Şahin yürüttü. İsmail Elçioğlu ile birlikte AABF kurucularından yol arkadaşı Recai Aksu, Elçioğlu’nun mücadele yaşamından kesitler sundu.
Erkanın ardından Elçioğlu, Karşıyaka Mezarlığı’nda sırlandı.