Etiket: dezenformasyon

  • Pir Sultan Abdal portesinin tahrif edilmesine Alevilerden tepki!

    Pir Sultan Abdal portesinin tahrif edilmesine Alevilerden tepki!

    PİRHA- Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın organize ettiği, ‘Pir Sultan Abdal Dinletisi’ etkinliğindeki Pir Sultan Abdal portesi üzerinde yapılan tahrife Alevi kamuoyundan tepki geldi. Gelen tepkilerde, “Asimilasyon işte böyledir. Önce sizin hafızınızdaki resmi siler, bir bakarsınız ‘Açılın kapılar Şaha gidelim diyen’ biri yerine ‘Geç kaldınız haydi namaza’ diyen bir Pir Sultan Abdal’ı size yansıtırlar” denildi.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenlediği ‘Pir Sultan Abdal Dinletisi’ adlı etkinlikte Pir Sultan Abdal’ın portesindeki sazı kaldırılarak, yerine elleri rüku şeklinde bağlanmış ve boynundaki teslim taşı kolye olmuş bir Pir Sultan portesi yayınladı.

    Alevi kamuoyu Pir Sultan Abdal portesinin tahrif edilmesine tepki gösterdi.

    Gelen tepkilerin bir kısmı şöyle:

    “HAFIZAMIZDAKİ RESMİ SİLİYORLAR”

    PSAKD Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya: Hayalinizdeki Pir Sultan Abdal’ı unutunuz! Devletimizin bize öngördüğü Pir Sultan Abdal buymuş? Külahı, çember sakalı ile mülayim bir derviş. Öyle elinde isyan eden sazı ile Pir Sultan Abdal’ı kim uydurdu? Asimilasyon işte böyledir. Önce sizin hafızınızdaki resmi siler, bir bakarsınız ‘Açılın kapılar Şaha gidelim’ diyen biri yerine ‘Geç kaldınız haydi namaza’ diyen bir Pir Sultan Abdal’ı size yansıtırlar. Devletin bu asimilasyon politikalarına ve kurdukları Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile birlikte yol yürüyen kişi ve kurumlara yazıklar olsun. Suriye’de Alevi Soykırımını destekleyenlerin, Türkiye’de Aleviler için iyi şeyler düşüneceklerini beklemek sadece saflık olur.

    “ALEVİ İNANCINA TEPEDEN İNEN TRUVA ATLARI”

    ADFE Genel Başkan Yardımcısı Ali Çiftçi: Bunlar Alevi inancına tepeden inme dayatılan Truva atlarıdır. Yüzyıllardır katliamlarla, baskılarla değiştirip yok edemediği bir inancı ve bu inancın savunucularını içeriden yıkma projesi olan Alevi Bektaşi Daire Başkanlığı derhal kapatılmalıdır. Alevi yoluna düşman olan bu kurumla da iş birliğine girenler Alevilik düşmanı ve buna bağlı olarak da yol düşkünleridirler.

    “SAHİP ÇIKILMADIĞINDA DEĞERLERİMİZİ BİRER BİRER ELİMİZDEN ALACAKLAR”

    Sanatçı-Yazar Haydar Selçuk: Her şey bitti sıra geldi Pir Sultan Abdal’a. Devlet tarafından Alevileri asimile etmek için kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığının yeni çalışması “Pir Sultan Abdal Dinletisi” adı altında organize edilen etkinliliğe bakınca, asimilasyon projesinin ne denli tehlikeli olduğunu ne zaman kavrayacağız acaba.

    Afişe baktığımızda elinden bağlaması alınmış, başına mevlevi sarığı (renk olarak içine kırmızı eklenmiş) takılmış, çember sakallı sıradan bir figür görüyoruz. Evet bizim gözümüzle baktığımızda gördüğümüz sıradan bir figür. Zira bizim Pirimizin görüntüsü farklı ve anlamı da farklı. Aleviler, Alevi kurumları kendi değerlerine sahip çıkmadığında, değerlerimizin birer birer ellerimizden alındıklarına şahit oluyoruz.”

    “SAZI ELİNDEN ALINMIŞ, SÖZÜ KALMAMIŞ”

    Emekli Hakim-Avukat Orhan Gazi Ertekin: Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Pir Sultan temsiliymiş bu. Pir Sultan’ın görüldüğü yerde yakalanması amacıyla “aranıyor” bülteni için bir “John Doe” resmi diye düşünsek değil. Gerçeği bulmak için değil gerçeğini yok etmek için yapılmış. Basbayağı sahtekarlık. Pir Sultan yerli, sürdürülebilir ve halka ve toprağa bağlı duyguları taşıyordu. Dışa dönük, iddialı ve yapıcıydı. Eylem, hareket ve isyanı olmayan bir temsil Pir Sultan olmaz.

    Buradaki ‘çakma’sında ise; eller bağlanmış rükuya geçecek, teslim taşı kolye olmuş, kama ekmek bıçağına dönmüş, baldırı çıplak isyan giyimi salon kuşamına çevrilmiş, halka değil öte dünyaya seslenen bir münzevi haline getirilmiş. Sazı alenen elinden alınmış, sözü kalmamış… John Doe daha çok işlerine gelirdi halbuki.

    “KENDİ DEĞERLERİMİZİ SAHİP ÇIKALIM”

    Pir Haydar Buga:  Yezit (zihniyet) yezitliğini yapıyor, onun görevi o seni, beni, bizi o kirli çark içerisinde eritmek. Peki biz Aleviler ne yapıyoruz, asıl sorulması gereken soru bu. Sizin de belirttiğiniz gibi biz değerlerimize sahip çıkmadıkça birileri kirli elleriyle değerlerimizi itibarsızlaştırırlar. Kendi değerlerimize sahip çıkaralım. Biliyoruz ki “Bozuk düzende sağlam çark olmaz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Anayasa Mahkemesi’nden ‘dezenformasyon yasası’nın iptal talebine ret

    Anayasa Mahkemesi’nden ‘dezenformasyon yasası’nın iptal talebine ret

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi’nde görüşülen, ‘dezenformasyon yasası’nın iptal talebi oy çokluğu ile reddedildi.

    Anayasa Mahkemesi, “Sansür Yasası” olarak bilinen Dezenformasyon Yasası’nın ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçuna hapis cezası verilmesini öngören maddesinin iptali talebini oy çokluğu ile reddetti.

    Cumhuriyet Halk Partisi, ilgili yasa için Türk Ceza Kanunu’na (TCK) eklenen maddenin iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteciler, Dezenformasyon Yasası’na karşı AYM önünde eylemde!-VİDEO

    Gazeteciler, Dezenformasyon Yasası’na karşı AYM önünde eylemde!-VİDEO

    PİRHA – Anayasa Mahkemesi, kamuoyunda “Sansür Yasası” olarak adlandırılan, Dezenformasyon Yasasını bugün görüşmeye alıyor. Gazeteciler, “Bu yasa 85 milyonun haber alma hakkını ihlal ediyor” diyerek AYM önünde nöbet eylemi yapıyor.

    Anayasa Mahkemesi (AYM), “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçuyla hapis cezası getiren madde için yapılan iptal başvurusunu bugün değerlendirmeye alacak.

    Basın mensupları da “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçuyla hapis cezası getiren madde için AYM önünde eyleme başladı. Sansüre ve keyfi tutuklamalara karşı nöbet tutan gazetecilere, siyasetçiler, meslek örgütü temsilcileri de destek verdi. “Gazetecilik yapıyoruz. Sansür yasasına hayır. Biz gazeteciyiz” dövizleri açan gazeteciler, basın özgürlüğü olmadan toplumda adaletin olamayacağına da dikkat çekti.

    Sansüre karşı AYM önünde buluşan gazeteciler ve meslek örgütleri konuya dair de açıklama yaptı.

    Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri Kenan Şener, yaptığı konuşma esnasında Anayasa kitapçığını göstererek, “Burası kumpas davalarından bu yana adalet arayışını sürdüren herkesin adalet kürsüsü olmuştur. Bugün AYM’den tüm ülkeyi rahatlatacak karar bekliyoruz” dedi.

    Türkiye Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç ise “AYM’den çıkacak karar adaletin ne kadar önemli olduğunu gösterecektir. Bu yasanın iptali için buradan sessiz bir çığlık atıyoruz. Bu duvarın arkasındaki yüksek yargıçlar, bu çığlığı duyuyor mu?” diye sordu.

    Avrupa Gazeteciler Derneği Türkiye Temsilcisi Doğan Tılıç da “Karar ne olursa olsun ne bizi susturabilecekler, ne bizim için iyi birşey yapabilecekler. Gazeteciler her zaman sözlerini söyleyecek yolu bulurlar. Ama mahkeme vereceği kararla bir utancı silmiş olacaklardır” şeklinde konuştu.

    Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan ise, yasanın hukuki karşılığı olmadığını belirterek “Hukuki öngörünürlükten uzak ve belirsizlikler içeren bir yasa. Bu yasa basına yönelik sansür yasasıdır ve gazetecilere gözdağı yasasıdır. Demokratik toplum için bu yasadan hemen uzaklaşılmalıdır” diye konuştu.

    Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Kıvanç El, yaptığı konuşmada yasanın derhal iptal edilmesi gerektiğini belirterek “Bu yasa 85 milyonun hakkı için iptal edilmelidir” dedi.

    Dezenformasyon yasası gerekçe gösterilerek tutuklanan ve hafta başında tahliye edilen gazeteci Tolga Şardan da eyleme katıldı. Şardan yaptığı açıklamada “Ben son olmayı umuyordum ancak bu sabah da bir gazeteci arkadaşımız gözaltına alınmış. AYM’nin eminim bugün alacağı karar Türkiye’nin istikametinin ne yönde olacağına dair de bir gösterge olacaktır. Gelecek kuşaklara, henüz daha akademik eğitim yapan gazeteci adaylarının da önlerinin açık olması için bir zemin oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. AYM eğer bugün iptal kararı alırsa biz zaten meslek örgütleri ve gerçek gazeteciler olarak gazetecilik mesleğinin çok daha ileri gitmesini sağlayacağız. Toplumun doğru haber alma hakkı var. İçeriden aldığımız ilk bilgiler raportörün biraz daha iyimser olduğu yönünde. Ümit ediyorum mesleğimiz açısından iyi bir zemin olur” şeklinde ifade etti.

    Gazeteciler saat 14:00’e kadar eyleme devam edecek.

    PİRHA/ANKARA

  • Alevi yurttaşlardan Hacı Bektaş Veli’nin portresinin değiştirilmesine tepki- VİDEO

    Alevi yurttaşlardan Hacı Bektaş Veli’nin portresinin değiştirilmesine tepki- VİDEO

    PİRHA- Alevi yurttaşlar, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Hacı Bektaş Veli portresi üzerinde yapılan dezenformasyona tepki göstererek, “Aslan ve ceylanı birleştirici gücüne bile katlanamayan bir zihniyet ülkeyi yönetiyor. Bu yapılan kabul edilemez” dediler.

    Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın düzenlediği Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinliklerinde Hacı Bektaş Veli’nin portresindeki barışı simgeleyen aslan ve ceylan kaldırıldı.

    Konuya ilişkin Alevi toplumundan tepkiler art arda gelmeye devam ediyor. Sokakta PİRHA mikrofonuna konuşan Alevi yurttaşlar, bunun Alevilere dönük yürütülen asimilasyon politikalarından biri olduğu görüşünde.

    “Hacı Bektaş Veli’nin barışı simgeleyen portresinin değiştirilmesi yapılmak istenene dair bize çok şey anlatıyor aslında. Onların elinden gelse bizleri daha çok yok etmeye çalışırlar. Portrelerimizi değiştirdiler. Bizim ziyaretlerimize, cemevlerimize her şeyimize el koymaya çalışıyorlar” diyen yurttaşlar, iktidarın Alevilere yönelik yıpratıcı politikalarla mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizdiler.

    PİRHA/ HACIBEKTAŞ

  • Ateşoğulları: İktidar kendi Aleviliğini oturtmaya çalışıyor, Aleviler tepkisiz kalmamalı- VİDEO

    Ateşoğulları: İktidar kendi Aleviliğini oturtmaya çalışıyor, Aleviler tepkisiz kalmamalı- VİDEO

    PİRHA- Yazar Kamil Ateşoğulları, Hacı Bektaş Veli’nin portresinden aslan ve ceylanın kaldırılmasına tepki göstererek, “İktidar kendi kafasındaki Aleviliği oturtmaya, kendi düşüncelerini egemen kılmak istiyorlar. Aleviler buna tepkisiz kalmamalı” dedi. Ateşoğulları ayrıca okullara imam atanmasına karşı İzmir’de 16 Eylül’de yapılacak mitinge katılım çağrısı yaptı. 

    Yazar Kamil Ateşoğulları, Hacı Bektaş Veli anma etkinliklerini ve Alevi gündemlerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “SÜNNİ GENÇLERİN BU ETKİNLİKLERE GETİRİLMELERİ YARARLI OLUR”

    Etkinliklerde ulaşım ve konaklama sorunlarının çözülmesi gerektiğini ve programların içeriğinin daha derinlikli bir çerçevede hazırlanması gerektiğini belirten Ateşoğulları, bu etkinliklere Aleviliği tanımaları açısından Sünni gençlerin getirilmesinin de yararlı olacağına değindi.

    “ALEVİLİĞİ ORTADAN KALDIRMAK İSTİYORLAR”

    Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Hacı Bektaş Veli Anma Etkinliklerinde, Hacı Bektaş Veli portresinden aslan ve ceylanın kaldırılmasını yorumlayan Ateşoğulları, “Onlar kendi kafalarındaki Aleviliği oturtmaya çalışıyorlar. Osmanlıdan beri çok can verilmiş ama ne Osmanlı ne Selçuklu ne de Cumhuriyet o noktaya gelemedi. Aleviliği ortadan kaldırarak kendi düşüncelerini egemen kılmak istiyorlar. Her türlü olanakları olduğu için bu cüreti bulabiliyorlar. Bütün suç devletin ama Alevilerin bu gibi durumlara biraz tepkisiz kalmasından da kaynaklanıyor” sözlerini kullandı.

    16 EYLÜL’DEKİ MİTİNGE ÇAĞRI

    Kamil Ateşoğulları, ÇEDES protokolü kapsamında okullara din görevlilerinin atanmasına toplumun tüm kesimlerinin tepki göstermesi gerektiğinin altını çizdi. Konuya ilişkin 16 Eylül’de İzmir’de yapılacak olan büyük mitinge katılma çağrısı yapan Ateşoğulları, şu sözleri dile getirdi:

    “Pek de demokratik olmayan cumhuriyeti İslam cumhuriyetine döndürme hesabı içindeler. Bunu çok iyi görüp ona göre tavır almak gerekiyor. Burada Alevi derneklerine büyük görev düşüyor. Genel politikalar çizip, o politikalar içerisinde belli programları gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bu sadece Alevilerin sorunu değil, demokrat tüm kesimlerin bir arada olması gerekir. Bu sebeple herkesin İzmir’deki mitinge katılmasını, Alevilerin Aleviliğe demokratik kesimlerin demokrasiye sahip çıkmaları gerekiyor.”

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/PİRHA

  • Hacı Bektaş portresinin dezenformasyonuna Alevi aydınlardan tepki: Sünniciliğin sefaleti!

    Hacı Bektaş portresinin dezenformasyonuna Alevi aydınlardan tepki: Sünniciliğin sefaleti!

    PİRHA – Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Hacı Bektaş Veli portresi üzerinde yapılan dezenformasyona Alevi aydınlardan tepki geldi. Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, yapılanlara karşılık “İnsan sureti çizmeyi günah sayan bir Sünniciliğin sefaleti olarak ifşası anlamına geldiğini söyleyebiliriz” dedi. Yazar Ali Yıldırım ise ““Hacı Bektaş’ın aslan ve ceylanını çalmışlar” diyerek tepki gösterdi. 

    Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın güdümünde kurulan Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın organize ettiği Hacı Bektaş Veli’yi Anma Etkinlikleri için kullanılan görsel, Alevi toplumunun tepkisine neden oldu.

    Hacı Bektaş Veli’nin kucağındaki aslan ile ceylanı kaldıran hükümet yetkilileri, yeni bir Hacı Bektaş Veli portresi yaparak “alternatif anma etkinliklerini” yeni bir boyuta taşıdı!

    Söz konusu görsel, Hacıbektaş Belediyesi başta olmak üzere birçok alanda sergilenirken toplumun tepkisi de gecikmedi.

    “SÜNNİCİLİĞİN SEFALETİ”

    Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, Hacı Bektaş görseli üzerindeki dezenformasyona dair yazı kaleme aldı. İlgili resimde Hacı Bektaş’ın kucağındaki av ve avcı olan iki canlının; arslan ve ceylanın önemine vurgu yapan Yalçınkaya, şu eleştiride bulundu:

    “Yani resim adeta şunu söyler; ceylan ile arslan yan yana değilse, orada Hacı Bektaş da Hacı Bektaş olmazdı.

    Ceylan ve arslan resimden atılmış.

    Teslim taşı da elbette hemen yok edilmiş.

    Resmin doğayla birlikteliği tümüyle kesilmiş, arkaya anlamsız bir beyaz fon yerleştirilmiş.

    Resimdeki çok renklilik kaldırılarak ölü bir iki renge sıkıştırılmış bütün anlam; canlıya karşı ölü.

    Sol eldeki tırnaklar özellikle belirgin hale getirilerek Hacı Bektaş’ın kimi Sünni tasvirlerdeki gibi, kirli, pasaklı, yıkanmayan, tırnaklarını kesmeyen bir meczup olduğu hissi verilmiş.

    İri gözler küçültülmüş ve sakatlanmış. Gözler küçülürken gözbebekleri şaşılaştırarak komikleştirilmiş. Sol göz kapağı düşürülmüş, gözlerin özellikle asimetrik olmasına uğraşılmış.

    Gözde sürme olduğu düşünülebilecek vurgu kaldırılmış, “ne o öyle sürmeli, erkek mi olur, öyle ya? Zaten bu Aleviler Ali ve Hüseyin’e de sürme çekmiyor mu?”

    Kaşlar birbirine bir yayın iki ucu gibi yaklaştırılarak yüze sert, savaşçı, saldırgan bir anlam katılmış.

    Sakal çember sakala yaklaştırılmış ve özellikle çember sakallı temsiline uygun olarak siyaha boyanmış.

    Bakanlığın Hacı Bektaş temsiline baktığımızda ne görüyoruz peki? En fazlasından bir meczup, bir hayalet; yüzünde kötülüğün ve ölümün rengini taşıyan bir fani ya da bir sosyal medya kullanıcısının yorumuyla “Coca-Cola’nın Noel babası!”

    Peki bu simgesel operasyonu nasıl ve neye yormalıyız? Kuşkusuz bu soruyu farklı düzlemlerde yanıtlayabiliriz. Örneğin bu operasyonun apaçık ceddimiz diye kutsadıkları padişahları “gavur” ressamlara boy boy portre yaptırırken, insan sureti çizmeyi günah sayan bir Sünniciliğin sefaleti olarak ifşası anlamına geldiğini söyleyebiliriz.

    Bu operasyon Aleviler açısından ne söylemek istiyor bize? Yine en kolay yanıtı en başta verebiliriz: Daha dün nasıl bir siyasal ziyarette Zülfikar ve Ali temsilleri cemevinin duvarlarından indirilmişse, bugün bir ileri adım daha atılmakta ve Alevilerin kendi kendilerini nasıl sembolize etmeleri gerektiği, o sembolleri ortadan kaldırarak değil, dönüştürerek gösterilmekte yani Alevilere nasıl bir dine sahip olmaları gerektiği işaret edilmektedir ama unutulmamalıdır ki işaret edenin arkasında devlet gücü yani zor kullanma tekeli bulunmaktadır! Tıpkı Sayın Bakan’ın müjdesinde olduğu gibi; devlet artık iki ayrı tören istemiyor; törenin nasıl yapılacağını Alevilere öğretmek istiyor; göstere göstere.”

    “HIRSIZLIK OLAYI MIDIR, BASİT BİR UNUTKANLIK MIDIR?”

    Yazar Hamit Sayar da “Hacı Bektaş Veli’nin yüzlerce yıldır kucağında tuttuğu aslan ve ceylanı, devletin bu yılki törenleri için yaptırılan tablolarda yok!” diyerek yaşananları şu sözlerle eleştirdi:

    “Alevi İslamcı Sn. Şeyh Nasreddin Eskiocak’a soruyorum, ‘Hacı Bektaş’ın doğaya hükmetmesi, vahşi hayvanları barış içerisinde kucağında buluşturması sizleri neden rahatsız ediyor? Bu hırsızlık olayı mıdır, basit bir unutkanlık mıdır? Yoksa bilinçli olarak gerçekleştirilen bir tavır mıdır?”

    “DEVLET ADIM ADIM KENDİ ALEVİLİĞİNİ DİZAYN EDİYOR”

    Yapılan karalamaya yönelik bir tepki de Yazar Ali Yıldırım’dan geldi. “Hacı Bektaş’ın aslan ve ceylanını çalmışlar…” diyen Yıldırım şu ifadeleri kullandı:

    “Devletin bu yılki resmi Hacı Bektaş törenleri için bakanlıkça yaptırılan tablolarda aslan ve ceylan buharlaşmış, yok olmuş.

    Bakanlık Hacı Bektaş’ın doğaya hükmetmesini, vahşi hayvanları barış içerisinde kucağında buluşturmasını uygun bulmamış. Hacı Bektaş’ı sıradan bir tekke şeyhine çevirmiş.

    Bu hırsızlık olayı basit bir unutkanlık eseri değil. Bilinçli olarak gerçekleştirilen bir tavır.

    Görülüyor ki devlet adım adım kendi Aleviliğini dizayn ediyor, oluşturuyor. Aleviliğin içi boşaltılarak bir ceset haline getiriliyor.

    Bu durumda, Aleviliğimizin elimizden çalınmasına karşı fikri nöbet tutmaya başlamanın zamanı gelmiş de geçiyor bile…”

    (HABER MERKEZİ)

  • TTB: ‘Dezenformasyon Yasası’, halk sağlığına zarar verecek

    TTB: ‘Dezenformasyon Yasası’, halk sağlığına zarar verecek

    PİRHA – Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’a ilişkin açıklama yapan TTB, Dezenformasyon Yasası’ olarak tanınan yasanın halk sağlığına zarar vereceği uyarısında bulundu.

    Kamuoyunda ‘Sansür Yasası’ olarak tanınan Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Söz konusu yasaya ilişkin bir tepki de Türk Tabipleri Birliği’nden (TTB) geldi.

    Yazılı yapılan açıklamada, söz konusu kanunun içeriğinin toplumun farklı kesimleri tarafından kaygıyla karşılandığı ifade edildi.

    Yapılan çalışmanın, “çarpıtılmış bilgi paylaşımıyla mücadeleden ziyade iktidarın sesini/söylemini toplum üzerinde hâkim kılmaya dönük bir hazırlığın ürünü” olduğu vurgusu yapıldı.

    “HALK SAĞLIĞINI TEHDİT EDECEKTİR”

    Halkın doğru bilgi alma hakkının, sağlık hakkı ile ilişkili olduğu ifade edilerek şu açıklama yapıldı:

    “İktidarın bilgiyi çarpıtan uygulamalarının pandemi sürecinde tanığı olarak bu yasanın dezenformasyonu artıracağını da açıkça söyleyebiliriz. Hatırlanacağı üzere iktidar pandemi sürecinde COVID-19 ile ilgili yaptığı açıklamalarla hakikati gizleme çabasına girmiş, vaka ve ölüm sayılarındaki gerçeği toplumla paylaşmamıştı. İstatistiki verileri toplumla paylaşması gereken Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2022 yılında hâlâ 2020 yılının ölüm istatistiklerini açıklamamıştır. Dolayısıyla sadece pandemi sürecini ele alsak dahi dezenformasyonun asıl kaynağı olarak iktidarı ve iktidar güdümündeki kurumları görebiliriz. Bununla birlikte niyet okumadan bağımsız bir biçimde salt olgulara dayanarak bahsi geçen yasa hakkında şunu açıkça söyleyebiliriz: Bu düzenleme, yeni medya mecralarında ya da geleneksel medyada dezenformasyonla mücadelenin uzağındadır ve düzenleme hakikati iktidar lehine bükmenin bir aracı olacaktır. Bu haliyle, ‘Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ sağlık iletişimini de zedeleyerek halk sağlığını tehdit edecektir.

    Sağlık alanının piyasalaştırılması ve sağlığın meta haline gelmesi, halk sağlığını nasıl tehdit ediyorsa, medyanın sermaye ile kurduğu ilişkiler de haberi metalaştırırken toplumun haber alma hakkını engellemektedir. Dezenformasyonla mücadelenin ilk ve en önemli ayağı hem sağlık hem de medyanın piyasayla ilişkilerini sonlandırmak, sağlık ve haber alma hakkını güvence altına almaktır. Oysa önümüze gelen yasa, bu gerçeğin üzerinden atlayarak dezenformasyonu sadece yeni medya mecralarında yer alan kullanıcı paylaşımlarına daraltarak iktidarın kurmaya çalıştığı ‘hakikat’ aleyhine söz söyleyen yurttaşları ve kurumları hedef alacaktır. Sadece bu gerçek bile ‘dezenformasyonla mücadele düzenlemesi’nin bizatihi dezenformasyon olduğunu göstermektedir.

    DEZENFORMASYON NEDİR?

    Kasıtlı olarak yanlış veya çarpıtılmış bilginin paylaşımı anlamı taşıyan dezenformasyon toplum sağlığı için bir tehdittir. Dezenformasyon; yanlış bilgi, komplo teorisi, kanıtlanmamış bilgi, güncelliğini yitirmiş bilgi, söylenti gibi farklı tehditleri de içine alan ve bireylerin doğru bilgiye erişimini engelleyen ‘aşırı bilgi’ geniş tanımı içinde yer alır. Kavramın geniş adı ‘infodemi’ olarak da bilinir.[1] Tanım içinde yer alan kavramlar tek tek ya da birlikte görüldüklerinde birey ve toplum sağlığı açısından tehdit oluşturmaktadır. Doğru bilgi kaynağına ulaşılamadığında sağlık açısından riskler, hastalıklar, ölümler görülebilmektedir. Dolayısıyla, dezenformasyon toplum sağlığını tehdit eden ve bilginin yanlışlığı/eksikliğine işaret eden konuların sadece birisidir.”

    “İNSANLARIN BİLİMSELLİĞİ KANITLANMIŞ BİLGİYE ULAŞMASI HAYATİDİR”

    TTB açıklamasında, söz konusu düzenlemenin anayasal dayanağının olmadığı da ifade edildi. Düşünce ve ifade özgürlüğü hakkının kötüye kullanılmasını yaptırıma bağlayan düzenlemelerin bulunduğunu aktaran TTB, açıklamasında şu bilgilere de yer verdi:

    “Anayasa’nın 25. maddesi ‘Düşünce ve Kanaat Hürriyeti’ başlığını taşır. Maddeye göre ‘Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz.’

    Anayasa’nın 26. maddesi de ‘Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti’ni korumaktadır. Buna göre ‘Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.’

    Anayasa’nın ‘Bilim ve Sanat Hürriyeti’ başlıklı 27. maddesine göre de ‘Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir.’

    Kanun teklifinin genel gerekçesinde ‘… dijitalleşme ortamıyla bağlantılı olarak yeni sosyal problemlerin, kişilik bozukluklarının ya da psikolojik hastalıkların tartışıldığı bir dünyaya doğru gidildiği uzmanlarınca dile getirilmektedir’ denilmektedir. Yine gerekçede ‘kötü niyetli kullanıcıların’, ‘yasadışı içerik’ oluşturduğundan bahisle düzenleme yapılması ihtiyacı doğduğu iddia edilmektedir. Kasıtlı olarak yalan haber üretenlerin toplum iradesini ipotek altına alarak, vatandaşların gerçek bilgiye ulaşma hakkını engellediği de tespitler arasında yer almıştır. Ancak korunan hukuki yararın ve cezalandırmanın nedeni gerekçeden anlaşılamamaktadır. Hukuk, ilkeleri korur; cezalandırma hukuken korunan yararın ihlalinin sonucudur. O halde, resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber almak ve vermek, fikir ve kanaat sahibi olma hakkının sınırlandırılmasına metinde sayılanların gerekçe oluşturmadığı açıktır.

    Devletten beklenen sağlık hizmetlerinin, hakkın tesisini sağlamaya yönelik çalışanların haklarının sağlık hizmeti alanların haklarıyla birlikte korunduğu yapıyı kurması ve geliştirmesidir. İçinden geçmekte olduğumuz pandemi, tüm dünyada genel olarak kamu hizmetlerinin hayata etkisini açıkça göstermiştir. Yine bu dönemde nitelikli, meslek ilke ve kurallarına uygun haberciliğin sağlık hakkının bütünleyici unsuru olduğunu da teyit etmiştir. İnsanların bilimselliği kanıtlanmış bilgiye, bilimsel araştırmalar ve nitelikli kamusal tartışmalar yoluyla ulaşması hayatidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kenanoğlu: Havuz medyası yalanı gerçek gibi sunuyor, dezenformasyon yapıyor-VİDEO

    Kenanoğlu: Havuz medyası yalanı gerçek gibi sunuyor, dezenformasyon yapıyor-VİDEO

    PİRHA – HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, ‘Dezenformasyon ile Mücadele Yasası’na dair Meclis Genel Kurulu’nda bir konuşma yaptı. Kenanoğlu, ‘Dezenformasyonu, Kobani Kumpas Davası’nda görüyoruz’ diyerek hakikatin karartılmak istendiğini vurguladı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, sansür yasasına dair Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda konuştu.

    İktidara yakın basın organlarının, Kobani Davası’na ilişkin dezenformasyon yürüttüğünü söyleyen Kenanoğlu, siyasi iktidara yönelik “Bütünüyle derdiniz hakikatleri karartmaktır ancak hakikatler kararmaz” dedi.

    “DEZENFORMASYONU YAPAN İKTİDAR VE İKTİDAR YANDAŞLARIDIR”

    Ali Kenanoğlu, havuz medyasının, aynı günlerde, benzer manşetlerle yayın yaptıklarına dair görselleri de genel kurul salonuna göstererek şu konuşmayı yaptı:

    “Dezenformasyona baktığımız zaman işte ‘bilgi çarpıtma’ deniliyor, yanlış bilgiyi yayma üzerinden ele alınıyor. Bu konuda tabii, bugünlerde bugün de 6-8 Ekim Kobani protestolarının yıl dönümünde aklıma şöyle bir şey geldi: Rus kökenli Fransız bir yazar olan Vladimir Volkoff şöyle ifade ediyor: Bu dezenformasyonu, zaten Fransızca bir kelime bu dezenformasyon: ‘Kamuoyunu etkilemek ya da bir gerçeği gizlemek için kasti ve ekseriyetle de örtülü biçimde yayılan yanlış haber.’ Ve ‘Bunun 4 tane belirtisi var.’ diyor: Birincisi, herkes aynı şeyi söyler. Yani bu yalanla ilgili, bunun kalıcı olarak akıllarda kalmasını sağlamak için herkes aynı şeyi söyler, aynı yalanı tekrar eder. İkincisi, sorunun bir yönüyle ilgili bombardıman yaparken, diğer yönleriyle ilgili hiçbir bilgi vermezler, o kısmıyla hiç ilgilenmezler. Üçüncüsü, bir tarafın yaptığı her şeyi iyi, diğer tarafın yaptığı her şeyi kötü olarak gösterirler. Dördüncüsü, bir görüşün kabul edilmesi kolektif saplantı hâline gelir. Kobani davasını takip edenlerdeniz yani biz milletvekilleri arkadaşlarımızla, grup olarak takip ediyoruz zaman zaman. Orada nasıl bir dezenformasyon ve bu dezenformasyon üzerinden HDP’li siyasetçilerin, özelde Kürt siyasetçilerin nasıl hedef alındıklarını görüyoruz. İlginç bir şey var tabii, yani orada Kürt siyasetinden gelen arkadaşlar da ayrı bir muameleye tabi tutuluyor yani öyle bir şeye de bir Türk siyasetçi olarak tanık olduğumu da ifade etmek istiyorum. Orada şimdi, bu olayı sürekli yayma konusu bahsediliyor ya, sürekli aynı şeyi tekrar etme, yani bunun dezenformasyon olduğunu söylüyoruz.

    Şimdi, bakıyoruz, o zaman bu dezenformasyonları kim yapıyor? Şimdi, bu başlıkların hepsi aynı gazeteye ait. Bu bir gün örneğin- başka bir gün aynı gazeteler aynı yalanı hepsi birlikte sıralamışlar, aynı başlık; değişen bir şey yok. Köşe yazarlarının aynı başlıkla yazdıkları yazılar bunlar, yalan haber, tamam mı? Bu, başlığı da aynı yani köşe yazılarının, bu yazarların başlıkları da aynı başlık üzerine ve konu da aynı konu üzerine. Yani yalanı üretip bu yalan üzerinden aynı başlığı atan havuz medyasıdır ve bu yalanların muhatabı, mağduru da şu anda bir bütün olarak muhalefettir, özellikle de partimiz bunun muhatabı ve bunun en belirgin özelliği de Kobani protestolarıdır.

    “HAVUZ MEDYASI YALANI GERÇEK GİBİ SUNUYOR”

    Öğleyin de tartışıldı burada, ‘Partinizle alakalı bir şey söylenmedi, biz Kandil’e laf söylüyoruz.’ filan denildi ama şu anda bizim arkadaşlarımız yargılanıyor ve haftada 4 gün de dava devam ediyor. Ve bizim arkadaşlarımız yargılanıyor ve bir bütün olarak ‘gizli tanık’ dedikleri uydurma hikâyelerden, uydurma yalanlardan ibaret bir yargılama sürüyor. Ama siz havuz medyasına baktığınız zaman, o yalanları tümüyle gerçek gibi sunan ve hepsinin aynı şeyi tekrar ettiği bir süreci izliyoruz. Dolayısıyla, eğer bir dezenformasyondan bahsediyorsak bu dezenformasyonu yapan tümüyle iktidar ve iktidar yandaşlarıdır. Yaptıkları da bütünüyle gerçek bilgiyi ve hakikati karartma üzerinedir. Zaten Türkiye’de bir yasa var yani bu konuyla ilgili olarak şu anda 5651 sayılı Yasa zaten internet ortamında yapılan yayınların düzenlemesini yapıyor ve bir bütün olarak bir sansür kurulu olarak da çalışıyor.

    Şimdi, bu 5651 sayılı Yasa’ya muhatap olanlar kimler? Muhalefet, bütünüyle muhalefet. Yani burada iktidara yönelik herhangi bir söz söylediğinizde bütün internet sitelerine, bunula ilgili bütün sosyal medya hesaplarına ve kişilere karşı cezai yaptırımlar uygulanıyor. Ancak muhalefete karşı, özellikle de HDP’ye ve HDP milletvekillerine karşı sosyal medyada, internet ortamında yapılan hakaretler, yalanlar, iftiralar, tehditler; bütün bunlara karşı herhangi bir şey yapılmıyor. Bizim kadın milletvekili arkadaşlarımıza ağza alınmayacak hakaretlere, bizlere, eşlerimize, çocuklarımıza, ailemize yönelik hakaretlere yönelik, sözlere ilişkin mahkemeye başvuruyoruz, mahkemeler dahi bunları bir yorum olarak nitelendirip ceza vermiyor ama biz bir laf edersek hemen bizim milletvekilliğimizi düşüren, dokunulmazlığımızı kaldıran sonuca evriliyor. Bütünüyle derdiniz hakikatleri karartmaktır ancak hakikatler kararmaz.”

    PİRHA/ANKARA