Etiket: Didem Akman

  • Anne Akman kızı Didem Akman için endişeli: Kızımı kaybetmek istemiyorum!

    Anne Akman kızı Didem Akman için endişeli: Kızımı kaybetmek istemiyorum!

    PİRHA-Şakran Kadın Kapalı Hapishanesi’nde yaşadığı hak ihlallerine karşı 207 gün ölüm orucu yapan Didem Akman’ın annesi Zülfiye Akman PİRHA’ya konuştu. Akman, “Hapishane İdaresi baskıların son bulacağı ve hakların verileceğine dair söz verdiği için kızım da ölüm orucuna ara vermişti ancak sözler yerine getirilmezse tekrar başlayacağını söyledi. Kızımı kaybetmek istemiyorum. Sözünüzü tutun!” dedi.

    Didem Akman Şakran Kadın Kapalı Hapishanesi’nde yaşadığı hak ihlallerine karşı 207 gün ölüm orucu yaptıktan sonra 11 Eylül 2020’de hapishane idaresinin taleplerinin karşılanacağı sözü vermesi üzerine başladığı ölüm orucuna ara vermişti. Eylemine ara veren Didem Akman’ın annesi Zülfiye Akman, kızının yaşadığı hak ihlallerinin son bulacağını beklerken aksine artarak devam ettiğini belirtti.

    Anne Zülfiye Akman, PİRHA’ya yaptığı açıklamada, koğuşa baskınların yapıldığını ve baskında birçok temel ihtiyaç malzemelerine de el konulduğunu aktardı.

    “MÜHÜRLÜ KİTAPLARA YASAK KOYUYORLAR”

    Şakran Kadın Kapalı Hapishanesi’nin sorunlarının hiç bitmediğini ve sürekli yeni yasaklar geldiğini belirten anne Akman şunları dile getirdi:

    “Her şeye yasak koyuyorlar. En son kitaplara, dergilere ve el işlerine el koydular. Şubat’tan bu yana bu baskılar artarak devam ediyor. Tutsakların okuduğu kitaplara sınır getirmişler. 10 kitaptan fazla alamıyorlar. Ancak bu siyasi tutsaklara yetmiyor. Çünkü onlar sürekli okuyorlar, yazıyorlar, el işleri ile uğraşıyorlar, üretiyorlar. Hapishane İdaresi kitapların içeriye gizliden sokulduğunu söylemiş gerekçe olarak. Ancak böyle bir şey mümkün değil. Orası yüksek güvenlikli bir hapishane. Gardiyanların, idarenin bilgisi dışında en ufak bir çöp bile içeriye giremez. Ayrıca kitapların hepsinde görüldü mührü var, kaç sefer kontrolden geçerek içeri giriyor o kitaplar.”

    “HAK İHLALLERİNE KARŞI DİRENİYORLAR”

    Bu yasaklar karşısında mahpusların direndiğini ve var olan haklarından vazgeçmek istemediklerini söyleyen anne Akman şöyle devam etti:

    “Oradaki tutuklularda kitaplarını vermek istemiyorlar, haklarından vazgeçmiyorlar. Bu yüzden eylem yapıyorlar. Sloganlar atıyorlar. Eylem yaptıkları için de sürekli saldırıya uğruyorlar. Ben 1 Mart’ta kızımın görüşüne gittim. Kızım bana Şubat’tan beri hak ihlallerinin fazlasıyla arttığını söyledi. Bunun için eylem yaptıklarını söyledi. Kızım böyle bir şey yapmasın diye, zor durumda kalmasın diye Müdüre hanımla görüşmek istedim. Ancak kendisi benimle görüşmedi. Ardından cezaevi savcısına gidip görüştüm. Savcı beni dinledi ve sorunları çözeceklerini söyledi.

    Savcı ile görüşmenin ardından 2 hafta sonra kızım her zamanki aradığı saatten 2 saat geç aradı. Neden geç aradığını sordum. Kızım kaldığı hücreyi gardiyanların bastığını, tüm temel ihtiyaçlar da dahil hücredeki her şeye el koyduklarını söyledi. Ayrıca gardiyanların kendisine işkence yaptığını da söyledi. Kızımın bacağında elinde ve birçok yerinde yara izleri oluştu. Kızımın arkadaşı telefona çıkarken görmüş. Yerlerde kanlar da varmış. Bunun üzerine Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundum. Bir anne olarak Hapishane Müdüresi ve tüm Hapishane İdaresi hakkında. Bunun ardından avukatı kızımın görüşüne gittiğinde hala yaraları iyileşmemişti, saldırının etkisi geçmemişti.”

    “TAKMAK ZORUNDA OLDUĞU SİPERLİĞE BİLE EL KOYDULAR”

    Kızı Didem’in rahatsızlıkları olduğu için hastaneye gidip geldiğini ve o yüzden de siperlik kullandığını söyleyen anne Akman sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ancak siperliğine el koymuşlar. Bu siperliği ölüm orucundayken doktoru kendisi vermişti. O zamandan beri kullanıyor. O zaman yasak değildi de Mart’tan sonra mı yasak oldu? Müdüre Hanım saldırmak için bahane yaratıyor. En son geçtiğimiz cuma yine görüş vardı, yine geç aradı kızım. Yine hücresine gardiyanlar girmiş ve kızıma saldırmışlar. Bu sefer de daha önce serbest olan el işlerini bahane etmişler. Yün iplere el koymuşlar. El koydukları yün ipleri kızım hapishanenin kantininden aldı. Böyle bir şey olabilir mi? Yasaksa neden sattılar? Ayrıca hücrede bulunan poşetlere de el koymuşlar. Bu tutsaklar okumazsa, yazmazsa, el işi yapmazsa ne yapacaklar? Zaten televizyon kanalları ile ilgili de sınırlama var. İdarenin belirlediği birkaç kanal dışında hiçbir yeri izleyemiyorlar. Artık bu şartların değişmesini istiyor kızım. Bunun için mücadele veriyor, direniyor. Canını ortaya koydu bu baskıların, yasaklamaların son bulması için. Ben bir anne olarak kahroluyorum. Kızım gözümün önünde can çekişiyor. Bu hapishane idaresinin bu kadar saldırmasının kinle hareket etmesinin nedeni ne? Bunun üzerine tekrar Hapishane İdaresi hakkında suç duyurusunda bulundum. Kızımın başına bir şey gelirse sorumlusu Hapishane Müdüresi Meltem Babaoğlu ve Hapishane İdaresidir. Ayrıca Adalet Bakanlığı’nı da aradım. Onlar da konu ile ilgileneceklerini söylediler ama hiçbir şey yapılmadı.”

    “TEMEL TALEBİMİZ KIZIMIN BAŞKA HAPİSHANEYE SEVK OLMASI”

    Kızının temel talebinin başka hapishaneye sevk olmak olduğunu vurgulayan anne Akman, “Bunu defalarca konuştuk ancak hiçbir adım atılmadı. Kızımı o hapishanede tutarak ve işkence yaparak zulmediyorlar. Geçenlerde hapishanede içeriye bir kedi girmiş. Hemen gardiyanlar kediyi dışarı çıkarmak için müdahale etmişler. Oysaki bir kedi, bir hayvan ne var yani sevseler ne olacak? Zaten dört duvar arasında her şeyden uzaklar. Bu kadar düşmanlık olur mu? Hapishane İdaresi hiçbir sorunu çözmüyor, aksine sorun yaratıyor. Bunları bilerek yapıyorlar. Yine Geçenlerde kızım dergi almak için başvuru yapmış ve parasını ödemiş ancak parasını ödediği halde Hapishane İdaresi dergilerini vermemiş. Kızım da mahkemeye başvurdu. Parasını ödediği dergilerin verilmesini istedi. Mahkemede parası verilen dergilerin tutukluya verilmesine karar verdi. Buna rağmen hala verilmedi dergileri. Hem parasını aldılar hem de dergilerini vermiyorlar” diye konuştu.

    “KIZIMI KAYBETMEK İSTEMİYORUM”

    Anne Akman hak ihlallerinin çok fazla arttığını belirterek son olarak şunları kaydetti:

    “Kızım ölüm orucuna ara verirken taleplerinin kabul edilmesine karşılık ara verdi. Kabul edilmezse tekrar ölüm orucuna devam edeceğini söyledi. Umarım böyle bir şey olmaz, yaşanmaz. Ben kızımı bir daha öyle bir durumda görmek istemiyorum. Kızımı kaybetmek istemiyorum. Başta Adalet Bakanlığı’na sesleniyorum. Hapishanelerdeki keyfilikler, baskılar kalksın. Buradan savcılara da sesleniyorum, kızımın başına bir şey gelirse sorumlusu Şakran Hapishanesi yönetimi ve Meltem Babaoğlu’dur. Onun için göndermişler oraya. Oradaki tutukluların psikolojisini bozmak için elinden geleni yapıyor. Kızım 5 yıldır orada, 5 yıldır çekmediğimiz eziyet kalmadı. Kızımın başka bir hapishaneye sevk edilmesini istiyorum.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

  • Anne Akman’dan çağrı: Kızım ağır tecrit altında, bitsin bu işkence!-VİDEO

    Anne Akman’dan çağrı: Kızım ağır tecrit altında, bitsin bu işkence!-VİDEO

    PİRHA- Şakran Cezaevi’nde tutuklu bulunan Didem Akman’ın annesi Zülfiye Akman, cezaevinde devam eden hak ihlallerinin düzeltilmemesi durumunda kızının yeniden ölüm orucuna başlayabileceğini söyledi. Akman, “Cezaevine yönetimine sesleniyorum; sözünüzü tutun ve bu ağır tecrit kalksın. Ölümü görmek isterim ama kızımı bir daha o durumda görmek istemiyorum” dedi. 

    İzmir Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan adil yargılanma ve hapishane koşullarının düzeltilmesi talebiyle 206 gün ölüm orucu yapan Didem Akman’ın annesi Zülfiye Akman, cezaevi yönetiminin sözünü yerine getirmediğini ve bu nedenle Akman’ın yeniden ölüm orucuna başlayabileceğini belirtti.

    Akman, Şakran Kadın Kapalı Cezaevi idaresinin keyfi olarak dış kantin ihtiyaçlarını karşılamama, havalandırma saatleri kısıtlama ve kitap toplatma kararı aldığı, duruma tepki gösteren kadın mahpusların da iki haftadır eylem yaptığını söyledi.

    Çocuklarının tekrar ölüm orucuna başlama riskinin olduğunu söyleyen Didem Akman’ın annesi Zülfiye Akman, kamuoyuna çağrıda bulunarak, “Kızımın görme ve duyma kaybı var. Yazı yazar iken bulanık gördüğü için gözünün birini kapatmak zorunda kalıyor. Götürdüğümüz elbiseler dahi alınmıyor. Tam olarak iyileşmedi. Ayaklarındaki şişlikler halen devam ediyor. Halen ilaç kullanıyor. Bir dergiyi, kitabı çok mu görüyorsunuz? Herkesten rica ediyorum; bu ağır tecrit kalksın” dedi.

    “KEYFİ OLARAK KİTAPLAR TOPLATILMIŞ, HÜCRELERİ DAĞITILMIŞ”

    Kızı Didem Akman ile en son 1 Mart’ta yaptığı görüşmede cezaevi idaresi tarafından havalandırmanın 1 saate düşürüldüğü bilgisini bilgisini paylaşan Zülfiye Akman, kitap saklandığı bahanesiyle hücrelerin aranılarak dağıtıldığını belirtti.

    Akman, şunları kaydetti:

    “Kızımın görüşüne en son 1 Mart’ta gittim. Biraz yordun gibiydi. Ölüm orucundan çıktıktan sonra 3 ay hastanede kaldı ve sürekli kontrolleri vardı. Son dönemde keyfi uygulamalarla kitaplarını toplamışlar. Kitap sakladıklarını söylemişler. Her şeyin gözetimleri altında girdiği cezaevinde kitap saklamayacaklarını söylemişler. Görüşe gitmeden bir gün önce telefon günüydü, aramadı. Cezaevine neden aramadıklarını sorduğumda hatların bozulduğunu ve  arayacaklarını söylediler. Meğerse hatlar bozuk değilmiş, kızımın kaldığı hücrenin altını üstüne getirerek arama yapmışlar. Neyi arıyorlar ki? Bunu protesto etmek için uyumadıklarını, 5 dakikada bir kapıları dövdüklerini söylediler. Uykusuz kalmışlar.”

    “İNSAFSIZLAR, VİCDANLARI YOK”

    Zülfiye Akman, kızının cezaevi koşullarına tepki göstermek amacıyla sürekli çeşitli eylemler yaptığını, ayrıca 2 kez hücresini ateşe vermeye çalıştığını ifade etti. Akman, kızına bu eylemi dolayısıyla 1 hafta boyunca yatak verilmediğini, kızının demir ranzada yatmak zorunda bırakıldığını belirtti.

    206 gün ölüm orucunda kalan kızı Didem Akman’ın henüz iyileşmediğini söyleyen anne Zülfiye Akman, cezaevi yönetimi tarafından verilen sözlerin tutulmaması ve şartların düzeltilmemesi durumunda kızının yeniden ölüm orucuna başlayabileceğini belirtti.

    Akman,  şöyle devam etti:

    “Kızım cezaevi şartları değişsin diye iki sefer hücresini yaktı. Demir ranzalar üzerinde yatırdılar, yatak bile vermediler. Yanan hücrenin içerisinde bıraktılar. Bu kadar insafsızlar, vicdanları yok. Kızım sesini duyuramadı ve bedenini ölüme yatırmak zorunda kaldı. 206 gün ölüm orucunu devam ettirdi. 10 Eylül günü kaldığı hastanedeki kızımın sayılı günleri kaldığını söyledi. Kızım da talepleri kabul edilmesi durumunda ölüm orucunu bırakacağını, diğer türlü asla bırakmayacağını söyledi. Ben de kızıma bırak diyemedim. Hepsinden çok ben isterim kızımın yaşamasını; ama kızımın o halini görünce nasıl bırak diyebilirdim ki? Cezaevi müdürü 4 kez gelip gitti. Bir kızım Didem ile bir savcı ile görüşme yaptılar. Söz verdiler. Kızım sözlerine inanmadıklarını, yazılı kağıt vermeleri durumunda ölüm orucunu sonlandıracağını söyledi. Cezaevi müdürü daha büyük bir hücreye geçilmesi, havalandırma ve görüş saatlerinin çoğaltılması, görüşlerde ziyaretçiler ile tek tek değil toplu görüşülmesi vb. talepler için tüm gardiyanlar, askerler önünde söz verdi.”

    “KİTAP, DERGİ YASAK, DIŞ KANTİN YOK”

    “Ölümü görmek isterim ama kızımı bir daha o durumda görmek istemiyorum. Benim yaşadığım acıları hiçbir anne yaşamasın. Kızım, gözümün önünde resmen can çekişiyordu, ölümden daha zor benim için” ifadelerini kullanan anne Zülfiye Akman, “Kitabı, dergileri yasaklıyorsun. İnsaf; dört duvar arasında kitap olmazsa, dergi olmazsa bunlar nasıl zaman geçirecekler. Dış kantini yasaklamışlar. Dışarıdan bir şeyin gelemeyeceğini söylemişler. Önceden defalarca cezaevine getirdikleri gazete, dergiler için gazete bayii yok bahanesi sunmuşlar. Dergi ve gazete aboneliklerini kabul etmiyorlar. Yazdıkları dilekçeler gitmiyor ve cevap verilmiyor” şeklinde konuştu.

    “AĞACA, GÜNEŞE HASRETLER, BU AĞIR TECRİT KALKSIN”

    Kızının durumunun her geçen gün kötüleştiğini, duyma ve görme kaybı yaşadığını fakat yetkililerin bu duruma sessiz kalmasından yakınan Zülfiye Akman, mahpuslar üzerindeki ağır tecridin bir an önce kaldırılması çağrısında bulunarak şöyle devam etti:

    “Bir gökyüzünü görüyorlar, başka bir şey göremiyorlar. Kızım hastanede iken camının karşısında bir karabiber ağacı vardı, o ağaca hayranlıkla bakıyordu. Kemikleri battığı sandalyede oturamıyordu. Altına yastık koyuyordum. Uzun zaman oturduğunda uzanmasını istiyordum; ‘Anneciğim ağaç görmeye o kadar hasretim ki. Ne olur biraz daha izleyeyim”  diyordu. Hastanede kaldığı 3 ay boyunca hayranlıkla o ağacı izledi. Kargaya bile minnet duyuyordu. Karga bir gün penceresine gelmedi, o kadar çok üzüldü ki. Her şeye hasret. Güneşin doğuşunu, güneşin batışını göremiyorlar. Bu kadar insafsızlık olur mu? Kızımın görme ve duyma kaybı var. Yazı yazar iken bulanık gördüğü için gözünün birini kapatmak zorunda kalıyor. Götürdüğümüz elbiseler dahi alınmıyor. Bir dergiyi, kitabı çok mu görüyorsunuz. Herkesten rica ediyorum; bu ağır tecrit kalksın. Kitaplarını, dergilerini verin.”

    “SÖZÜNÜZÜ TUTUN; YÜREĞİM YANIYOR, BİTSİN BU İŞKENCE”

    Pandemi nedeniyle kızının tedavisinin ertelendiğine vurguda bulunan Zülfiye Akman, 5 metrekare olan bir hücrede kalan kızının  havalandırma saatinin 4 saatten1 saate düşürüldüğünü kaydetti.

    Kızının ölüm orucundan kalan tahribatlar sonrasında halen ilaçlar kullandığına işaret eden Zülfiye Akman, “Kızımı bir daha o halde görmek istemiyorum. Cezaevine yönetimine sesleniyorum; sözünüzü tutun ve bu açlık grevi olmasın. Biz de canımızdan bezdik. Kendilerine de, bize de, tutsaklara da eziyet etmeyin. Bu duruma ciddiye almıyorlar. Vicdanı olan herkese, Adalet Bakanlığı’na, sivil toplum örgütlerine sesleniyorum; bir daha ölüm oruçları olamasın. Talepleri kabul edilsin. Duvarda kuş resmi olan takvimi götürdüm. Siyasete dair bir şey yok. 12 ayın her birine düşen bir kuş resmi var. Onu bile almadılar, geri verdiler. İnsafsızlık yapmayın ve çocuklarımıza huzur verin. Yüreğim yanıyor, yetsin artık bu işkence” diyerek kamuoyuna çağrıda bulundu.

    PİRHA/İZMİR

     

     

  • Tutuklu Didem Akman’ın annesi: Çocuğumu bir daha cenaze gibi görmek istemiyorum

    Tutuklu Didem Akman’ın annesi: Çocuğumu bir daha cenaze gibi görmek istemiyorum

    PİRHA- Şakran Kadın Kapalı Cezaevi idaresinin keyfi olarak kitap toplatma kararı aldığı, duruma tepki gösteren mahpusların iki haftadır eylem yaptığı bildirildi. Kamuoyuna çağrı yapan tutuklu Didem Akman’ın annesi Zülfiye Akman, ”Ben anne olarak elimden ne geliyorsa yapmaya hazırım, çocuğumu bir daha cenaze gibi görmek istemiyorum. Kitap haklarının ve şartların bir an önce iyileşmesini istiyoruz” dedi. 

    İzmir’in Aliağa ilçesinde bulunan Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’nde dergi ve kitap yasaklarına şimdi de kitap toplatma kararı eklendi.

    Cezaevi idaresinin keyfi olarak kitap toplatma kararı aldığı, duruma tepki gösteren mahkumların iki haftadır eylem yaptığı belirtildi.

    TUTUKLU DİDEM AKMAN’IN ANNESİ ZÜLFİYE AKMAN’DAN ÇAĞRI

    Şakran Cezaevi’nde tutuklu olan Didem Akman’ın annesi Zülfiye Akman kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulundu.

    Zülfiye Akman şu açıklamayı yaptı:

    Ben Şakran Kadın Kapalı Hapishanesinde tutuklu bulunan Didem Akman’ın annesiyim. Hapishanedeki tecrit uygulamalarının, hak gasplarının son bulması için çağrı yapmak istiyorum.

    Birçok hapishanede tutsakların hakları gasp ediliyor. Kızım ve arkadaşları yaşadıkları bir hak gaspına karşı 2 haftadır eylem yapıyorlar, bundan bahsetmek, onların seslerini duyurmak istiyorum.

    İdare yönetimi, tutsaklara “Elinizdeki fazla kitapları bir yere koyun” demiş, onlar da koymuşlar. Daha sonra hücreleri arayıp, “Siz bizden kitap saklıyorsunuz” diyerek ellerindeki tüm kitapları almışlar.

    Fakat idareden gizli nasıl kitap saklanabilir? Her şey onların denetimi altında gelişiyor. Sürekli arıyorlar, arama yapıyorlar.

    Kitapların hepsi onlara ait değil, tahliye olanların kitapları da var içlerinde. Suç yüklüyorlar. Onlar da bu duruma karşı doğru dürüst uyumadan kapı dövüyorlar, sloganlar atıyorlar, haklarını istiyorlar. Kızım ve arkadaşları Güzin ve Tuğçe 2 haftadır uyumuyorlar. Dört duvar arasında tutsaklar kitap okumadan ne yapabilir? Bu onlar için çok değerli. Ben onların seslerini duyurmak, herkese seslenmek istiyorum.

    Kitapları sınırlıyorlar. 2 ayda bir kitap alıyorlar. 2 aya kadar onlar ne okuyacak ne yazacak?
    Sakıncalı diyorlar kitap ve dergiler için, yani her cezaevine alınan kitap ve dergiler bunlar. Bir tek Şakran Cezaevindekiler için mi sakıncalı?

    “KIZIM VE ARKADAŞLARI TECRİT UYGULAMASINI PROTESTO EDİYORLAR”

    Kızım ve arkadaşları da bunu ve diğer yasak-tecrit uygulamalarını protesto ediyorlar.
    Kızım 2016’da Şakran’a getirildi. Ankara’da havalandırması 4 saatti. İzmir’e geldi 1 saat oldu.
    Şartların iyi olmadığına dair Adalet Bakanlığı’na dilekçeler verdik. “Ya koşulları iyileştirilsin” “Ya da koşulların uygun olduğu yere sevk edilsin” dedik. Bu tecrit uygulamalarına karşı bir sürü oturma eylemleri, hücre yakma eylemleri yaptılar. Çok kez ölümden döndüler. Ama kızım bu uygulamalara artık dayanamadı.

    Tecritin sürmeye devam etmesinden dolayı bedenini ölüme yatırdı. Cezaevi şartları iyileştirilsin diye kızım 206 gün Ölüm Orucu yaptı. Durumu çok kötüydü, yalnızdı, refakatçi verilmiyordu.
    Üzerine pis sular akıyordu, banyo yaptırmıyorlardı. Gürültüden sabahlara kadar uyuyamıyordu. Zamanla görme kaybı yaşadı. 64 kilodan 30 kiloya kadar düştü. 4 kez görüşmenin ardından şartları kabul edildi ve kızım ölüm orucunu bıraktı. Talepleri birkaç gün daha kabul edilmeseydi onu kaybedebilirdik. Kızım, ölüm orucunu bırakırken şartları uygulanmazsa tekrar devam edeceğini belirtti.

    “KIZIMI TEKRAR ÖLÜMLE PENÇELEŞİRKEN GÖRMEK İSTEMİYORUM”

    Ben bundan çok korkuyorum. Ben kızımı tekrar ölümle pençeleşirken görmek istemiyorum. Gözümün önünden gitmiyor hali, resmen kızım can çekişiyordu. Gece bakıyordum nefes alamıyordu, eli ayağı buz gibi oluyordu. Korkuyordum.

    “KIZIM HALA İYİLEŞMİŞ DEĞİL”

    3 ay tedavi gördü hastanede, hala iyileşmiş değil, belirli rahatsızlıkları devam ediyor. Ben bir daha kızımı bu halde görmek istemiyorum, hak gaspları son bulsun istiyorum. Pandemi bahanesiyle her şeyi erteliyorlar.

    Ben anne olarak elimden ne geliyorsa yapmaya hazırım, çocuğumu bir daha öyle, bir cenaze gibi görmek istemiyorum. Kamuoyuna sesleniyorum. Herkese sesleniyorum. Ağır şartlar kalksın. Tecrit kalksın. Bir daha kimse ölüm orucu yapmasın. Yapmak zorunda kalmasın. Benim yüreğim yandı başka annelerin yüreği yanmasın. Kitap haklarını ve şartların bir an önce iyileşmesini istiyoruz.

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • Didem Akman ölüm orucuna ara verdi

    Didem Akman ölüm orucuna ara verdi

    PİRHA- 207 gündür ölüm orucunda olan Didem Akman, eylemine ara verdiğini açıkladı.

    İzmir Şakran Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan ve 207 gündür ölüm orucunda olan Didem Akman’ın eylemine ara verdiği açıklandı.

    3 Eylül’de cezaevinden İzmir Yeşilyurt Devlet Hastanesi’ne kaldırılan ve eylemini burada sürdüren Akman için Halkın Hukuk Bürosu tarafından açıklama yapıldı.

    Açıklamada, “Didem Akman’ın refakatçisi olan annesinden aldığımız bilgiye göre müvekkilimiz, havalandırma saatinin arttırılması ve ailesi ile aynı anda görüş yapabileceğine dair Yargıtay kararının uygulanacağı yönünde hapishane idaresi tarafından verilen taahhüt ve demokratik kitle örgütlerinin taleplerinin takipçisi olacağına ilişkin beyanı üzerine ölüm orucuna ara vermiştir” denildi.

     

  • Didem Akman’ın annesi: Kızımın ölümünü izliyorum, talepleri kabul edilsin

    Didem Akman’ın annesi: Kızımın ölümünü izliyorum, talepleri kabul edilsin

    Şakran Kadın Cezaevi’nde hak ihlallerine karşı 4 aydır ölüm orucunda olan Didem Akman’ın annesi Zülfiye Akman, kızının çok zayıfladığını belirterek, “Ölümünü izliyorum. Ölüm orucundakilerin talepleri kabul edilsin” diye seslendi. 

    Ankara’da 29 Nisan 2009’da eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk’e suikast girişiminde bulunduktan sonra tutuklanan ve 9 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Didem Akman, tutuklu bulunduğu Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’ndeki hak ihlallerine karşı 19 Şubat’tan bu yana ölüm orucunda bulunuyor. Kızının çok zayıfladığını paylaşan anne Zülfiye Akman, hak ihlallerinin sona ermesini istedi.
    BAKANLIKTAN “ÖLSÜNLER” YANITI
    Kızının 22 Nisan 2016’da Ankara’dan Şakran Kadın Kapalı Cezaevi’ne gönderildiğini dile getiren anne Akman, buradaki hak ihlallerine ilişkin defalarca Adalet Bakanlığı’na ve cezaevi yönetimine dilekçe yazdığını ve dilekçelerine cevap verilmediğini belirtti. Anne Akman, kızının ölüm orucuna başlarken 64 kilo olduğuna işaret ederek, aşırı zayıfladığını dile getirdi. Tekli hücrede kalan kızının yanında refakatçisinin olmadığını söyleyen Akman, “Bunun için Adalet Bakanlığı’nı aradım. Telefona cevap veren kişiye kızımın durumunu anlattım ve yanına refakatçi verilmesini talep ettim. Onlara ‘kızım sizin adaletsizliklerinizi düzeltmek için ölüm orucuna başladı’ dedim. Telefondaki kişi ise bana, ‘Açlık grevini bıraksın, biz de öyle yanına arkadaşlarını veririz. Ölüm orucunu bırakmayıncaya kadar yardım edemeyiz’ dedi. Bende ölsünler mi? diye sordum. O da bana ‘Ölmek istiyorlarsa ölsünler’ dedi” sözleriyle bakanlıktan isimle yaptığı görüşmeyi anlattı.
    “Bir anneye bu söylenir mi” diye soran Akman, “Kızım tahliye olsun istemiyor. Yalnızca cezaevlerinde hak ihlallerinin biran önce son bulmasını istiyor” diye konuştu.
    “KIZMIN SESİ KÖTÜ GELİYORDU”
    Cezaevinde birçok hasta tutuklunun tedavilerinin yapılmadığına dikkati çeken Akman, bu tutukluların seslerinin de duyulmadığını belirtti. Akman, “Şakran Cezaevi Türkiye’nin işkence yönünde madalya takacağı bir cezaevidir. Cezaevi yönetimi karşındakiler insan değilmiş gibi yaklaşıyorlar. Normalde cezaevlerinde açık görüşler 1 saat iken, Şakran Kapalı Cezaevinde ise 40 dakika görüş var. Kızımı en son 2 Mart’ta gördüm. 20 dakika ben, 20 dakika babası görüştü. 17 Nisan tarihinden beri kızımın iletişim cezası olduğu için sesini duyamadım. En son 12 Haziran’da sesini duydum ve sesi çok kötü geliyordu” dedi.
    “TALEPLER KARŞILANSIN”
    Zülfiye Akman, bir an önce doktorlardan oluşan bir heyetin cezaevine gidip hasta tutukluları tedavi etmesi gerektiğini söyledi. Kızının cezaevinde 4 aydır muayene edilmediğini aktaran Akman, Helin Bölek, İbrahim Gökçek ve Mustafa Koçak’ın ölümüne seyirci kalındığını hatırlattı.
    Akman, ölüm orucunda bulunan avukatların da bir an önce taleplerinin karşılanması gerektiğine işaret ederek, “Başta kızım olmak üzere tüm ölüm orucundakilerin talepleri kabul edilsin. Gücüm yettiği kadar çocuğuma sahip çıkacağım. Kızımın ölümünü izliyorum. Kimse ölüm oruçlarına sessiz kalmasın. Kızım artık hareket edemez durumda. 15 dakikada bir gardiyanlar gidip bakıyormuş durumu nasıl diye” şeklinde konuştu.
  • Aydınlar, ölüm orucunun sonlandırılması için Devleti sorumluluğa çağırdı

    Aydınlar, ölüm orucunun sonlandırılması için Devleti sorumluluğa çağırdı

    PİRHA- İsviçre İnsan Hakları ve Dayanışma Derneği’nin de aralarında bulunduğu, “Hak-Adalet -Yaşam İnisiyatifi”nin başlattığı başlattığı ve aralarında bir çok aydın, akademisyen, sanatçı, yazar ve gazeteci imzaladıkları bir çağrı metniyle, ölüm orucu sürdürmekte olan avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal ile müvekkilleri Didem Akman ve Özgür Karakaya’ya ölüm orucuna son vermeleri çağrısında bulundular. İmza kampanyasında devletten doğal olarak talepte bulunulsa da imzacıların yüzü esas olarak halka ve ölüm orucu eylemcilerine dönük.

    İsviçre İnsan Hakları ve Dayanışma Derneği’nin de aralarında bulunduğu, Avrupa ve Türkiye’den bir araya gelen kişilerin kurduğu “Hak-Adalet -Yaşam İnisiyatifi”nin başlattığı ve aralarında bir çok aydın, akademisyen, sanatçı, yazar ve gazeteci imzaladıkları bir çağrı metniyle, ölüm orucu sürdürmekte olan avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal ile müvekkilleri Didem Akman ve Özgür Karakaya’ya ölüm orucuna son vermeleri çağrısında bulundular.

    Hak, adalet ve yaşam için bir imza-Hep birlikte biz kazanacağız” başlığı altında hazırlanan imza metninde, ölüm oruçlarının devam ettiğine vurgu yapılarak “Üç kaybımızın ardından dört arkadaşımız daha ölüm tehlikesi altında. Ölüm orucu eyleminin yeterli bir duyarlılık yarattığı saptamasıyla ölüm orucu eylemi dışında farklı yollarla hak ve adalet mücadelesi verilmesini istiyoruz” denildi.

    Çağrı metninin devamında ise şu görüşlere yer verildi:

    “Helin, Mustafa ve İbrahim sadece hak ve adalet talep ettikleri için hayattan koparıldılar. Mustafa Koçak, bir gizli tanık ifadesine dayanılarak, işlemediği bir suç nedeniyle, tek celselik bir yargılama ile adil yargılanma hakkı tanınmadan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı. Adil yargılanma talep ediyordu. Talebi karşılanmadı ve yaşamı elinden alındı.
    Helin Bölek ve İbrahim Gökçek de Grup Yorum’a konulan keyfi konser yasakları kaldırılsın, gizli tanık ifadeleri ile somut delil olmadan haklarında açılan davalar düşürülsün, adil yargılanma ve türkülerini özgürce söyleyebilme talepleri ile başlattıkları eylemleri sırasında haklı taleplerine cevap verilmeyerek ölüme gönderildiler. Yaşam hakkının korunmasından sorumlu devlet; bu sorumluluğunu pervasızca gözardı ederek suç işledi. Acılıyız, öfkeliyiz.
    Helin, Mustafa ve İbrahim’in kaybına karşı devleti yönetenlerin takındığı vurdumduymazlık ve düşmanca tutum, bu zulüm düzeninin, eğer durdurulamazsa, özgür, sömürüsüz, eşit, adil geleceğimizi katletme kararlılığını gösteriyor.

    “İKTİDAR PERVASIZ VE ZALİMCE TAVIRLARI TAKINMAKTAN ÇEKİNMİYOR”

    Pandemi süreci bir kez daha açıklıkla gösterdi ki onlar sadece para ve iktidar için yaşıyor; zulüm, ölüm, çile, faşizm doğuruyorlar. Bu süreç, Konya Seydişehir T Tipi Cezaevi’nde maruz kaldıkları baskı ve işkencenin son bulması için 5 Mayıs günü süresiz dönüşümsüz açlık grevine başladıklarını ve talepleri kabul edilmez ise eylemlerini ölüm orucuna çevireceklerini duyuran 6 mahpusta olduğu gibi bir hak arama yöntemi olarak açlık grevlerinin hapishanelerde yeniden ve endişe verici bir şekilde yaygınlaşmasına yol açıyor.
    Bu taleplerin muhatabı olan iktidar, toplumsal muhalefetin dağınıklığı karşısında en pervasız ve zalimce tavırları takınmaktan çekinmiyor.
    “Ölsünler!” diyecek kadar insanlıktan uzak bu pervasızlığı ancak hep birlikte mücadele ederek durdurabiliriz.

    “EBRU TİMTİK, AYTAÇ ÜNSAL, DİDEM AKMAN VE ÖZGÜR KARAKAYA’YA SES OLMAK İÇİN BİRARADAYIZ”

    Bizler; Helin’in, Mustafa’nın ve İbrahim’in hak ve adalet taleplerini sahiplenmenin bu zulüm düzenini durdurmak için önemli bir adım olduğunu görüyoruz.
    Nerede ve ne iş yaptığı, inancı, siyasi düşüncesi, cinsiyeti fark etmeksizin, insanım diyen herkesi, hepimizi ve geleceğimizi ilgilendiren bu hak ve adalet taleplerinin karşılık bulması için, halen hapishanelerde ölüm orucu sürdürmekte olan avukatlar Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal ile müvekkilleri Didem Akman ve Özgür Karakaya’ya ses olmak ve onlar şahsında tüm zulme direnenlerin hak ve adalet talebini yükseltmek amacıyla bir araya geldik.

    “DEVLETE SORUMLULUKLARINI HATIRLATIYORUZ”

    Öncelikle devlete sorumluluklarını hatırlatıyor, temel hakları ve adaleti sağlamakla yükümlü olan devlete bu sorumluluğunu derhal ve öncelikle Ebru, Aytaç, Özgür ve Didem şahsında olmakla birlikte, herkes için yerine getirmesi çağrısında bulunuyoruz.
    Dostlar, yükselttiğiniz hak ve adalet talepleri milyonlarca kalbi, vicdanı etkiledi. Geniș kesimlerin mücadele kararlılığı ile bir araya gelmesini sağladı. İbrahim’i eylemine ara vermeye ikna eden bu bir araya gelişleri, şimdi Helin’in, Mustafa’nın, İbrahim’in acılarına başka acılar eklenmeden genişletme, yayma ve yeni yol – yöntemlerle ilerletme zamanıdır.
    Ölümlerimize aldırmayanlara hep birlikte; “SONUNA KADAR TALEPLERİMİZİN ARKASINDAYIZ, DUYMASI GEREKENLER, YÜZBİNLER, CANLARIMIZI EMANET ETTİĞİMİZ HALK BİZİ DUYDU. UĞRUNA ÖLECEK KADAR SEVDİĞİMİZ YAŞAMI BUNDAN SONRA MÜCADELE DOSTLARIMIZLA BERABER YÜRÜYEREK SAVUNACAĞIZ. BİZ KAZANACAĞIZ ” diyelim.

    Çağrı metninin ön imzacıları şu isimlerden oluşuyor:

    Abdullah Demirbaş (Sur eski belediye eş başkanı)
    Ahmet Nesin (Gazeteci)
    Ahmet Telli (Şair)
    Baskın Oran (Öğretim üyesi, siyasetçi)
    Cenk Yiğiter (Akademisyen)
    Doğan Özgüden (Gazeteci-Brüksel)
    Ercan Kanar (Avukat, İnsan Hakları Savunucusu)
    Erdoğan Aydın (Araştırmacı yazar)
    Ertuğrul Mavioğlu (Gazeteci, yönetmen)
    Eşber Yağmurdereli (Avukat, Yazar, İnsan Hakları Savunucusu)
    Ferhat Tunc (Müzisyen)
    Fikret Başkaya ( Yazar )
    Hasan Cemal (Gazeteci)
    Hasan Kıyafet (Yazar)
    Hilal Nesin (Yazar, Tiyatrocu)
    Hüseyin Aykol (Gazeteci)
    İnci Hekimoglu (Gazeteci)
    İsmail Beşikçi (Araştırmacı, yazar)
    Necati Abay (Gazeteci)
    Nevzat Çelik (Şair)
    Nursel Aydoğan (HDP Eski milletvekili)
    Ragıp Zarakolu (İnsan Hakları Savunucusu, Yayıncı)
    Recep Maraşlı (Yazar)
    Sibel Özbudun (Akadamisyen, yazar)
    Sibel Yiğitalp (HDP Eski milletvekili)
    Suat Bozkuş (Köşe yazarı)
    Şanar Yurdatapan (Düşünce Suçu’na Karşı Girişim )
    Şükrü Erbaş (şair)
    Temel Demirer
    Turgut Öker (Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Onursal Başkanı)
    Zeynel Özen (HDP İstanbul Milletvekili)

    Abidin ÇETİN/ İSVİÇRE