Etiket: dilber aslan

  • DAD İstanbul Şubesi 4. Olağan Kongresi’ni gerçekleştirdi – VİDEO

    DAD İstanbul Şubesi 4. Olağan Kongresi’ni gerçekleştirdi – VİDEO

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi 4. Olağan Genel Kongresi’ni Gazi Cemevi Konferans Salonu’nda gerçekleştirdi. Kongrede konuşma yapan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Başkanlık ile ÇEDES birer devlet projesidir. Bunlara Aleviliğin tabutuna çakılmış son çivi olarak bakmak gerekiyor” dedi.

    DAD İstanbul Şubesi 4. Olağan Kongresi’ni gerçekleştirdi. Gazi Cemevi Konferans Salonu’nda gerçekleşen kongreye Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanları Musa Kulu, Kadriye Doğan, AKD Sultangazi Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Yeşil Sol Parti Milletvekili Cengiz Çiçek, Ağu içen piri Halil İbrahim Erdoğan, 25. ve 27. Dönem Halkların Demokratik Partisi İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, HDK İstanbul Eşsözcüsü Esengül Demir, HDP Sultangazi, Bağcılar, Avcılar İlçe örgütleri, EMEP Sultangazi Yöneticisi Erdal Oflaz, CHP Sultangazi İlçe yönetiminin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    Deyişlerle başlayan kongre divan üyelerinin seçilmesi, saygı duruşu, DAD Eş Genel Başkanları Musa Kulu ve Kadriye Doğan ile İstanbul Eş Başkanları Dilber Aslan ve Ali Şeker’in konuşmasıyla devam etti. Ardından HDK Eşsözcüsü Esengül Demir, Yeşil Sol Parti Milletvekili Cengiz Çiçek ve kurum başkanları söz aldı.

    “BUNLAR ALEVİLİĞİN TABUTUNA ÇAKILMIŞ SON ÇİVİDİR”

    DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesine kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kastederek, “Başkanlık ile ÇEDES birer devlet projesidir. Bunlara Aleviliğin tabutuna çakılmış son çivi olarak bakmak gerekiyor” dedi. Kulu, şeriat devletinin ilanının çok yakın bir tarih olacağını herkesin bilmesi gerektiğini de söyledi.

    “TÜM TOPLUMSAL KESİMLERLE ORTAKLANMAMIZ GEREKİYOR”

    DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Aleviliğin korunması ve gelişmesinde kadınların rolünün önemine değindi. Doğan, “Eğer bir ülkede kadın özgürse toplum özgürdür ve o ülkede özgür eş yaşam kurulmuşsa toplum demokrasiyi yaşıyordur. Çünkü kadın demokrasi demektir. DAD olarak demokrasiyi inşa ederken, kadının yaşamda yer almasını ve hayatın her alanında kendisini var etmesinin esas olduğunu biliyoruz” dedi.
    Doğan, Çağlayan Adliyesi önünde Alevi kurum başkanlarının ters kelepçeyle gözaltına alınmasını devletin korkutma çabası olarak yorumlayarak şunları ekledi:

    “Yeter artık katledildik. Öldük. Ama artık birlik olup ve biraz önce bahsettiğim kesimlerle ortaklanıp bu ülkeye demokrasinin özgürlüğünün getirilmesinin yollarını Alevi örgütleriyle birlikte diğer tüm toplumsal kesimlerle ortaklanmamız gerekiyor.”

    “YENİ DÖNEMİN SİYASETİ DİREKT DÜŞMAN GÖRÜYOR”

    HDK Eş Sözcüsü Esengül Demir de şunları belirti:

    “Alevi toplumunun bütün bu geçmişten gelen inanç, kültür ve geleneklerini yok sayan ve bütün bu saldırıların ötesinde değiştiren, dönüştüren, asimile eden ve sisteme, devlete bağlı bir inanç yöneliminin içinde olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Yeni dönemin siyaseti direkt düşman gören, karşıdan saldıran politikanın ötesinde Alevi toplumunu inançlarını aslında sisteme bağlı bir şekilde sistemin güdümü altında kontrol altına almaya dönük olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz.”

    “ALEVİLİK SINIFSALDIR”

    Yeşil Sol Parti Milletvekili Cengiz Çiçek ise, Aleviliğin yalnızca bir inanç olarak sınırlandırılmaması gerektiğini söyleyerek, Aleviliğin ayrıca sınıfsal bir özelliğinin olduğunu kaydetti. Çiçek, “Alevi hareketi, ideolojik netliğini sağlamak zorunda ve bu anlamda kapitalist modernitenin köleleştirici ve yoksullaştırıcı bütün argümanlarının karşısında olmalı” ifadelerini kullandı. Çiçek, HDK olarak Alevilerin sorunlarına dair üzerlerine düşen her şeyi yapmaya hazır olduklarını belirtti.

    YENİ YÖNETİMLER BELİRLENDİ

    Konukların konuşması ardından faaliyet ve mali raporlar okundu. Yeni yönetimlerin belirlendiği seçimde Ali Kılıçgedik ve Emine Söylemez yeni eş başkanlar seçildi.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • ‘Geçen yüzyılda yaşadığımız tüm acıların yok olmasını diliyorum’-VİDEO

    ‘Geçen yüzyılda yaşadığımız tüm acıların yok olmasını diliyorum’-VİDEO

    PİRHA-Yeni yıla dair beklentilerini PİRHA’ya aktaran Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi Eş Başkanı Dilber Aslan, “Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına giriyoruz. Geçen yüzyılda yaşadığımız tüm acıların, katliamların, soykırımların her türlü siyasi soykırımların da yok olmasını diliyorum” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi Eş Başkanı Dilber Aslan, 2023 yılına ilişkin mesajını PİRHA‘ya verdi. Türkiye halklarının birlikte mücadele etmesinin önemine değinen Aslan şunları söyledi:

    “KADIN SOYKIRIMLARI İSTEMİYORUZ”

    “Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına giriyoruz. Geçen yüzyılda yaşadığımız tüm acıların, katliamların, soykırımların her türlü siyasi soykırımların da yok olmasını diliyorum. Bir diğer yanıyla da ülkemizde demokratik bir anayasa yapılmasını istiyorum. Bunun ülkemizde geçmişte yaşanan sorunların son bulması için de bir adım olacağını düşünüyorum. Artık yeni yılda kadın soykırımları, inanç soykırımları, siyasi soykırımlar istemiyoruz.

    Bununla paralel ülkemizdeki iş cinayetlerinin son bulduğu, emekçilerin haklarını aldığı, işçilerin sendikalaşmaktan dolayı işten atılmadığı, sömürü sisteminin son bulduğu bir yıl istiyorum. Bütün dünyada barışın hüküm sürdüğü, bir arada yaşamın mümkün olduğu bir Türkiye istiyoruz. Bunun olması için aslında devletin de kendisi üzerine düşen görevleri yerine getirmesi gerekiyor.

    Bu ülkede ezilenler olarak dayanışarak bu zulüm düzenine karşı ortak hareket etmek zorundayız. Bunun farkındayız biz. Bunun için çabalar da var zaten. Bunu önümüzdeki yıl içerisinde hayata geçirebilirsek, birçok şeyi de önlemiş olabileceğimizi düşünmüyorum.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • DAD İstanbul Şube: Maraş Katliamı inkâr ve imha politikalarının devamıdır-VİDEO

    DAD İstanbul Şube: Maraş Katliamı inkâr ve imha politikalarının devamıdır-VİDEO

    PİRHA-Maraş Katliamı’nın 44. yılı nedeniyle bir basın açıklaması yapan DAD İstanbul Şubesi, “Kürt Alevi coğrafyasını demografik dönüşüme uğratmak isteyen devlet, sistematik politikalar kapsamında Maraş Katliamı’nı özel savaş yöntemleri ve paramiliter güçler eli ile gerçekleştirmiştir. Maraş Katliamı asimilasyon, inkar ve imha politikalarının devamı olarak uygulanmıştır” dedi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi, Maraş Katliamı’nın 44. yılı dolayısıyla bir açıklama yaptı. İstanbul Gazi Mahallesi’nde bulunan dernek binasında gerçekleştirilen basın açıklamasını DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Dilber Aslan okudu. “44 yıldır kanayan yaramız Maraş” başlıklı açıklamada, “Kürt Alevi coğrafyasını fiziksel ve kültürel soykırım politikaları akabinde demografik dönüşüme uğratmak isteyen devlet, sistematik politikalar kapsamında Maraş Katliamı’nı özel savaş yöntemleri ve paramiliter güçler eli ile gerçekleştirmiştir. Tarihi tanıklıklar bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Yine tarihsel sürecin seyri göstermektedir ki, Maraş Katliamı Şark Islahat Planı dahilinde yürürlüğe konan asimilasyon, inkar ve imha politikalarının devamı olarak uygulanmıştır” denildi.

    Maraş’ta yapılan katliamın sadece Maraş’la sınırlı olmadığı belitilen açıklamada, Maraş Katliamı öncesi Hatay Kırıkhan’ın Hedef alınması ardında Elazığ ve Malatya adliye girişimleri ile devam eden süreç hatırlatılarak, “1978 yılında Maraş’ta gerçekleştirilen katliamın özellikle Kürt Alevilerin yaşamış olduğu coğrafya hedef alındığı görülmektedir. Bu katliamın amaçlarında birisi Kürt Alevi coğrafyasının demografik yapının değiştirilmesi. Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Aşağı Terolar köyünde 27.000 Suriyelinin yerleştirilmesi ile bir kez daha teyit edilmiştir. Elbette ki katliamın bununla sınırlı olmadığı, Maraş Katliamı’nın ardından Çorum’da gerçekleştirilen katliam ile 12 Eylül darbeye giden yolun altyapısının da oluşturulduğu göz ardı edilmemelidir. 12 Eylül darbenin ardından kendisine muhalif olan tüm kesimlere karşı nasıl bir tutum içerisine girdiği de birçok çevre tarafından bilinmektedir. Bir diğer husus ise özellikle Alevilerin ve Kürtlerin yaşamış olduğu coğrafyada birçok köyün ve dağların, taşların isimleri de değiştirilerek asimilasyona tabi tutuldu” ifadeleri yer aldı.

    “TÜRKİYE HALKLARI İÇİN BİR YÜZLEŞME SORUNUDUR”

    Açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Devşirme devlet sisteminin nüfus, kültür ve yerleşim politikası sürgüne geleni katliamına ortak ederek mahkum etme, mecbur etme, kan bedeli isteme pratiği olmuştur. Kırım, Kafkas sürgünlerinde tehcir edilen nüfusun ikamesinde işleyiş yakından izlenebilir. Ermeni, Rum katliam ve tehcirlerinde, Kürt ve Alevi katliamlarında özel savaş yöntemleri katliamda kullanılan nüfusun yapısına bakılarak demografik suçlarında, suça ortak edilme yöntemleri açık edilebilir. Demografik suç üretme yurtsuz kalanın, yurt edinmek için kan bedeli ödemesi ve bu bedelin sonrasında şekillenen suçluluk travması ile kendini mahkum hissetmesi olarak algılanabilir. Bu politik düşürme yöntemi devşirme sisteminin temel argümanıdır. Toplumsal var oluşun ahlaki politik değerleri bu şekilde imha edilir. Aynı şekilde devlet bu şekilde sürekli tehdit altında hissedecek ve sürekli tehdit altında olma motivasyonu ile ayakta kalmaya çalışacaktır. Suça ortak olan mahkum nüfus ise köle koşullarında yaşamak zorunda kalacaktır. Çünkü kan bedeli politikası sürekli mahkumiyet ve korku iklimi ile diri tutulacaktır.

    Bugün Türkiye nüfus yapısına bakıldığında politik yansımaları ile kıpırdayamayacak kadar suça bulaşmış bir sistemle yaşamak zorunda kalmış ve demokratik olgunlaşmasını yüzleşmeler gerçekleşmediği için tamamlayamamaktadır. Maraş Katliamı da 44 yıldır bizlerin içinde yarayken, Türkiye halkları için de bir yüzleşme sorunudur. Bu yüzleşme gerçekleşmedikçe sağlıklı bir gelecek de inşa edilemeyecektir.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ’12 Eylül Askeri Darbesi AKP ile devam ediyor’-VİDEO

    ’12 Eylül Askeri Darbesi AKP ile devam ediyor’-VİDEO

    PİRHA- 42. yıl dönümünde 12 Eylül Askeri Darbesi’ne ilişkin PİRHA’ya konuşan DAD, HDP ve DEDEF temsilcileri “12 Eylül darbesi AKP ile devam ediyor” ifadelerini kullandılar.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi Eş Başkanları Dilber Aslan ile Ali Şeker, Halkların Demokratik Partisi (HDP) üyesi Zübeyde İnce ve Dersim Dernekleri Federasyonu’ndan (DEDEF) Murat Soyaktaş, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin 42. yılına ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundular.

    “DEMOKRASİ VAR İSE NEDEN ZORUNLU DİN DERSLERİNE TABİ TUTULUYORUZ?”

    “12 Eylül darbesi denilince akla vahşet, zulüm, katliam geliyor. Akla 17 yaşında idama götürülen Erdal Eren geliyor” diyen HDP üyesi Zübeyde İnce, antidemokratik uygulamaların sürdüğünü belirtti. İnce, “Bu ülkenin her şeyi yalan üzerine kurulmuş. Yalanın da ömrü kısadır. Yakında çökecektir ve bu halk yalancılardan kurtulacaktır. “Ülkemizde demokrasi var” diyorlar. Tamamen yalan. Eğer demokrasi var ise neden zorunlu din derslerine tabi tutuluyoruz. Küçükken okulda Kürtçe konuştuğu için dayak yiyen arkadaşlarımı hatırlıyorum. Demokrasi bunun neresinde? Dilerim bu zulüm bitecek. Hiçbir zalimin zulmü sonsuza kadar gitmemiştir. Her zalimin sonu mutlaka hüsrandır” ifadelerini kullandı.

    “İMAM HATİPLER KENAN EVREN’İN ÜRÜNÜ”

    DEDEF’ten Murat Soyaktaş ise “AKP, askeri faşist cuntanın devamcısı olarak bugün bu ülkenin başına bela olmuştur. Eğitim sisteminden inançlara kadar her şeyi kendisi şekillendiriyor. Binlerce muhalif derneğin kapatıldığı, sürgünlerin yaşandığı, binlerce kişinin sakatlandığı, tutuklandığı süreç devam ediyor. İmam hatipler Kenan Evren’in ürünü. Onları takip eden bir sistem var. Bu sistemi topyekun değiştirmek için herkesi bir araya gelmesi gerekiyor. Birlikteliği önümüzdeki seçimlerde de göstermeli” diye konuştu.

    “ADI KONULMAMIŞ 12 EYLÜL ASKERİ DARBESİ YAŞIYORUZ”

    DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Dilber Aslan da 12 Eylül’ün devam ettiğini söylerken, “Bizler de 12 Eylül’ün mağdurlarındanız açıkçası. Çok ağır süreçlerdi. Gelinen noktada 12 Eylül’de yaşadıklarımızın devam ettiğini görüyoruz. Özellikle AKP iktidarı ile bu daha da perçinleşti. Adı konulmamış bir 12 Eylül askeri darbesi yaşıyoruz. Bu ülkede kazanılmış haklar yok edildi. Birçok insan bunun farkında değil. Bu iktidarın gitmesi gerekiyor. Belki o zaman toplumsal muhalefetin önündeki engeller kaldırılabilir. Kürtler ve Alevilerin kurucu yurttaşlık talepleri de dahil belli taleplerin önü açılacaktır. 12 Eylül demek açıkçası zulüm demekti” dedi.

    “DARBE SOLUN ÖNÜNÜ KESMEK İÇİN YAPILMIŞTIR”

    DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Ali Şeker ise “12 Eylül darbesi, Türkiye’de gelişen sol ve muhalefetin önünü kesmek için bilinçli yapılmıştır. Sistem her zaman bu tür manevraları yapıyor. 100 yıllık tarihtede hiçbir zaman demokrasi yoktu. Halkların dili yasak. İfade özgürlüğü yok. Gelin helalleşelim” şeklinde konuştu.

    PİRHA / İSTANBUL

     

  • DAD İstanbul Şubesi’nden ana dilde eğitim talebi ve zorunlu din dersi tepkisi-VİDEO

    DAD İstanbul Şubesi’nden ana dilde eğitim talebi ve zorunlu din dersi tepkisi-VİDEO

    PİRHA-Okulların açıldığı bugün  zorunlu din dersleri başta olmak üzere eğitimdeki sorunlara dair bir basın açıklaması yapan DAD İstanbul Şubesi, ana dilinde konuşmak, eğitim görmek talebini dile getirirken, “Zorunlu din dersi ile inanca yasak devam ediyor” dedi.  

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi, Türkiye’de okulların açıldığı ilk gün zorunlu din dersleri başta olmak üzere eğitimdeki sorunlara ilişkin bir basın açıklaması yaptı. İstanbul Gazi Mahallesi’nde bulunan dernek binasında yapılan açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sultangazi ilçe örgütü temsilcileri ile Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) temsilcileri de katıldı.

    DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Ali Şeker Kırmançki yaptığı konuşmasında ana dil üzerindeki baskı ve yasaklara değinerek, kültüre ve inanca sahip çıkma çağrısında bulundu.

    Basın metnini ise DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Dilber Aslan okudu.

    “BİZİM İNANÇ ÖNDERİMİZ DEĞİLSİNİZ”

    Aslan, “Ana dilinde konuşmak, eğitim görmek zulme tabi, zorunlu din dersi ile inanca yasak devam ediyor. Sınıflar 40 kişilik, öğretmenler atanmamış. İmama yatırım yapan güya laik bir eğitim hedefinizde” dedi.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Eğitim; öğrenileni davranışa dönüştürme eylemidir demek yanlış olmaz. Bu eğitim ve öğretim yılında Alevi çocukları ve din eğitimi talebi olmayan çocukların artık zorla başkalarının inançlarının davranışını edinmekten kurtulacağını umut etmiştik, öyle olmalıydı. AİHM zorunlu din dersi anayasaya aykırıdır, diye karar vermişti. Bu kararın uygulanmasını, bununla ilgili düzenleme programı beklerken cumhurbaşkanın açıklamasına bakalım:

    “Allahsız, Muhammetsiz, Alisiz Alevilik olmaz. Sapkın zevklerin üzerine inşa edilenlerle insanlık olmaz. Milli, manevi değerlerimize, kırmızı çizgilerimize tecavüz eden herkes ayağını denk almalıdır” dedi. Bu ülkenin cumhurbaşkanına 1982 Anayasası bile insanlara neye nasıl inanacakları konusunda çerçeve çizme hakkı tanımamıştır. Ayrıca kendinden farklı inanca sahip olan insanlara ve inancın içeriğine sapkın tanımlaması yapma hakkı da tanımaz. Ayrıca Aleviler inanç çerçevelerini belirleme konusunda size yetki de vermediler. Siz bizim inanç önderimiz değilsiniz.

    Sapkınlık konusunda herkes kendi inanç alanını gözden geçirsin. İnsaf diyoruz. Milli ve manevi değerler derken, herkesin maneviyatı kendine, senin inancın neden benim maneviyatım oluyor. Nasıl da aşikar ediyorsunuz bize reva gördüğünüzü. Bizim çizdiğimiz çerçevenin dışına çıkarsanız ayağınızı denk alın diyorsunuz. Ayağımız oldukça denk. Bu tehdidin altında yatan tarihte çok tanık olduğumuz katliamlar hatırlatmasıdır. Merak etmeyin unutmamıza pek fırsat vermiyorsunuz. Aklımızda.

    “BUGÜN 12 EYLÜL’Ü ARATAN BİR İSTİBDAT REJİMİ VAR”

    Açıkçası siz ne söylediğinizi çok iyi biliyorsunuz. Biz de sizi o düzeyde anladık. Önlemimizi de öyle alıyoruz. 100 yıllık pratikte de tüm iktidarlarınızla katliamımıza ferman dizerken, asimile etmek için her yolu mübah saydınız. 12 Eylül faşist rejimi binlerce evladımızın canına kıydı, asimilasyon kırımı görevini tamamlamak için. Bugün 12 Eylül’’ü aratan istibdat rejimi var.’ Sarayımda keyfimi bozmayın. Bu ülkede eğitimin bir tek amacı olmalı. Sarayıma biat edecek insana ihtiyacım var, onun dışında başka bir sonuç ortaya çıkmamalı.’ Zaten biat edemeyenler de kaçacak yer arayışında.

    Bu tavrınız, bu beklentiniz ülkede hak, hukuk, adalet bırakmadı. Yalan, talan, savaş, zulüm ürettiniz. Yoksulluk, yoksunluk ürettiniz. Manevi değer diyorsunuz da, Urfa adliyesi önünde Emine Şenyaşar diye bir kadın var. Her gün adalet diye ellerini Allah’a açıyor, hasta tutsak anneleri var onlar da ellerini Allah’a açıyor. Zulme ortak olanların kulakları sağır. Maneviyatınız sarayın dışına çıkamıyor. Onlara ulaşamıyor. Sizin inanmak, maneviyat diye bir derdiniz yok. Ahlaki değerleri güçlü barındıran maneviyat toplumsal meşru alandır. Lakin maneviyata iktidar ve çıkarcı yaklaşım meşruluğunuzu da sorgulatan bir yerdedir.

    Kurduğunuz saray rejiminin devamını sağlayacak, sorgulamayan, düşünmeyen, körü körüne inanan insan yetiştirmek. Bir zamanlar tarif etmiştiniz, ‘uzaya yol yaptık desek taraftarlarımız inanır’ diye. Büyük emek veriyorsunuz. Birkaç bakanlığın bütçesini kullanan Diyanet, zorunlu din dersleri ile okullara yetmedi, Alevi inancının yaşatıldığını gördüğünüz her yere müdahale edip, manevi değer tanımlaması, tehdit, ayak denkleştirme, kırmızı çizgiler.

    “ANA DİLDE KONUŞMAK, EĞİTİM GÖRMEK ZULME TABİ”

    Sonuç ortada. Ülkede yüzü gülen, yarına umutla bakan insan kızı, insan oğlu bırakmadınız. Ana dilinde konuşmak, eğitim görmek zulme tabi, zorunlu din dersi ile inanca yasak devam ediyor. Sınıflar 40 kişilik, öğretmenler atanmamış. İmama yatırım yapan güya laik bir eğitim hedefinizde. İlk sınıflarda kitabı parasız yapmış ama sırayı, kalemi, tahtayı, bilgisayarı velinin sırtına yüklediniz. Diyanet 4 bakanlık bütçesinde sefa sürüyor. Halk aç, halkın evlatları okuduğu meslekte iş bulamıyor. İş çok deyip yalan ile ‘kağıt toplayıcısı ol nerden iş yok’ diyor sefa sürenler. Durmadan paralı üniversite açıp, ebeveynin üniversiteli iş sahibi olsa bile ömür boyu eğitimine yatırılan parayı karşılayamayacak bir sistem kurdunuz.

    Biz Aleviler, Kürtler ve ötekiler için yeniden bir anayasa ve bu seçimde seçimli kurucu meclis olmadan her çözüm tali olacaktır. Eski akılla ve dikta rejimi benzerleri yokluğumuz üzerine plan yapmaya devam etmektedir. Alevi haklarımızı tekrar oyalayan asimilasyon cenderesinden uzak durarak, demokratik bir gelecek için yeni anayasa, seçimli kurucu meclis ve kurucu yurttaşlık fikrinde birleşmeye çağırıyoruz. Başka türlü eşit yurttaşlık fikirleri de altı boş yaklaşımlar olacaktır.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Ana dilde eğitim hakkımız ve zorunlu din derslerinin kaldırılması talebimizden vazgeçmeyeceğiz’

    ‘Ana dilde eğitim hakkımız ve zorunlu din derslerinin kaldırılması talebimizden vazgeçmeyeceğiz’

    PİRHA-2022-2023 eğitim ve öğretim yılı öncesi konuşan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi Eş Başkanı Dilber Aslan, “Biz Aleviler, ne parasız, laik, bilimsel eğitimden ne de ana dilde eğitim ile zorunlu din derslerinin kaldırılması talebimizden vazgeçmeyeceğiz. Mücadelemizi her koşulda ve platformda sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

    Türkiye’de okullar 12 Eylül Pazartesi günü, yıllardır çözüme kavuşturulamayan zorunlu din dersleri tartışmaları, laik, bilimsel, ücretsiz ve ana dilde eğitim talebi ile açılacak. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Şubesi Eş Başkanı Dilber Aslan, yeni eğitim öğretim yılı öncesi PİRHA‘nın sorularını yanıtladı.

    PİRHA: Her eğitim öğretim yılı öncesi gündeme gelen tartışmalar var. Onlardan birisi eğitimin kalitesine yönelik geniş kesimlerin dile getirdiği “laik, parasız, bilimsel ve anadilde eğitim” talebi. Bir diğeri de Alevilerin başını çektiği zorunlu din derslerinin kaldırılmasına dair talep. Fakat geçmişten günümüze baktığımızda bu taleplerin şu an daha yakıcı olduğunu görüyoruz. Bu yoruma katılır mısınız? Talepleri ve gelinen aşamayı nasıl değerlendirirsiniz?

    DİLBER ASLAN: Bu hükümet iktidara geldiğinden bu yana eğitime yönelik sürekli değişikliklere imza attı. Sürekli değiştirilen müfredatlar, sınavlarla eğitimin kalitesi düşürüldü. Dünyada da, eğitim düzeyimizde de gerilemeler çok açık görülmektedir. Bu iktidarın, iradesini rahat teslim alacağı eğitimsiz kitleler oluşturma çabalarının bir aracı da eğitim sisteminden geçiyor. Bu anlayışıyla eğitim sisteminin altı boşaltılarak, belli bir ivmeyi de başardılar. Oysaki toplumun AKP öncesi ve sonrası parasız, laik, bilimsel ve anadilde eğitim talepleri dün olduğu gibi bugün de yakıcı bir şekilde ve daha ağır olarak güncelliğini koruyor. Hele de ülkemizde yaşanan son ekonomik kriz de bunun üstüne tuz, biber olmuştur. Artık aileler, çocuklarını okula yazdırmakta, eğitim giderlerine yetişmekte çok zorlanmaktalar. Açıkçası bu iktidar eğitimden yetersiz, biat eden, edilgen, pasif, sadece köle gibi çalışan yarı aç, yarı tok yaşayan bir düzen inşa ediyor.

    Eğitim sistemi içerisinde özellikle de Alevilerin başını çektiği zorunlu din derslerinin kaldırılma talepleri çok bilinçli olarak görmezden gelinmekte ve hükümet eliyle tam aksine imam hatip okulları çoğaltılarak; laik, bilimsel eğitimden hepten uzaklaşılarak İslami Sünni zorunlu din dersleriyle Alevilerin çocuklarını asimile etmek, tekçi zihniyetlerinin eğitim eliyle bu amaçlarının amacına ulaşmada araç olarak Demokles’in kılıcı gibi eğitim de sallandırmaktadır. Bundan vazgeçmeye niyeti olmadığı gün gibi ortada ama biz Aleviler ne parasız, laik, bilimsel eğitim ne de ana dilde eğitim hakkımız ve zorunlu din derslerinin kaldırılması talebimizden vazgeçmeyeceğiz. Mücadelemizi her koşulda ve platformda sürdürmeye devam edeceğiz.

    “PARALI EĞİTİMİN YAYGINLAŞMASINA HİZMET EDİLMEKTE”

    PİRHA-Türkiye’deki cami ve okul sayılarının karşılaştırıldığı bir habere göre cami sayısı 89 bin 817’ye ulaşırken, devlet okulu sayısı ise 54 bin 715’te kaldı. Depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle yıkılan okulların ardından devlet okullarının sayısı 2021 yılında bin 95 azalırken, cami sayısında ise 372 artış yaşandı. Bu duruma ilişkin neler söylersiniz?

    DİLBER ASLAN: İstatistikler çok can yakıcı bir durum olarak eğitim konusunda gelinen aşamanın açık göstergesidir. Bu hükümet eliyle emperyalizm yeşil kuşak ılımlı İslam projesi politikalarının ne denli amacına ulaşıldığı ve ülkemizin Ortadoğu ülkelerinde görüldüğü gibi bir orta çağ karanlığına çekilme çabalarının ne aşamada olduğunu görüyoruz. Eğitimin giderek özelleştirilmesi, devletin eğitimden elini çekerek, sektörleşmesinin önünün açılması, paralı eğitimin yaygınlaşarak piyasalaştırılmasının tamamlanmasına hizmet etmektedir. Bu vesileyle de parası olan eğitim alacak, parası olmayanlar da çocuk işçi olarak ucuz emek sömürü ağına eklemlenerek vahşi kapitalizme hizmet ederek, yüzlerce yıldır süren emek mücadelesindeki kazanımlarının da gerisine düşen, ağır yaşam koşullarında ‘şükürcü’ bir toplum düzeniyle istedikleri sistemi yaşatmaya devam edeceklerdir. Ama bugünün bilgi çağında bunlar beyhudedir. Sisteme muhalif güçler, Aleviler, Kürtler ve emek güçleri bunlara karşı toplumun diğer ezilen, ötelenen tüm kesimleriyle mücadeleyi yükselterek devam edecektirler.

    PİRHA / İSTANBUL