Etiket: dilekçe

  • Bir babanın rıza mücadelesi: İnanç zorla olmaz!-VİDEO

    Bir babanın rıza mücadelesi: İnanç zorla olmaz!-VİDEO

    PİRHA- Mersin’de yaşayan Mehmet Ali Akpınar, sabah saatlerinde çocuklarının eğitim gördüğü okula giderek elindeki dilekçeyi okul idaresine teslim etti. Milli Eğitim Bakanlığı’nın 81 ilin milli eğitim müdürlüklerine gönderdiği “Maarifin Kalbinde Ramazan” başlıklı genelgeye tepki gösteren Akpınar, çocuklarının söz konusu etkinliklere katılmaması için resmi başvuruda bulundu.

    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından illere gönderilen genelgeye ilişkin kamuoyundaki tartışmalar sürerken, bir baba olarak kaygılarını dilekçeye döken Akpınar, çocuklarının inançları dışında bir uygulamanın parçası olmasını istemediğini belirtti.

    Konuya ilişkin ajansımıza konuşan Akpınar, Alevilerin inançlarını rıza temelinde yaşadıklarını vurguladı. “Kimsenin ibadetine söz etmeyiz. Aynı zamanda çocuklarımızın asimile olmasına da razı olmayız. İnanç sevgi yoludur; zor ve baskıyla olmaz” diyen Akpınar, uygulamanın kendi inanç anlayışlarıyla bağdaşmadığını ifade etti.

    Devletin Alevilere yönelik politikalarına dikkat çeken Akpınar, Ramazan ayına dönük etkinliklerin yeni bir aşama anlamına geldiğini belirterek şunları söyledi:

    “Milli Eğitim Bakanlığı tarafından Ramazan ayına dönük etkinliklerle yeni bir aşamaya taşınmıştır. Oysa Aleviler, yüzyıllardır yakılarak, sürülerek, katledilerek ağır bedeller ödemiş; ‘bir öldük bin doğduk’ diyerek Yol’unu, erkânını ve inancını bugüne taşımıştır. Bugün yürütülen politikalar, Aleviliğin özünü ve düşüncesini zayıflatmaya, toplumu tek tipleştirmeye ve devlet eliyle ‘makbul Alevi’ yaratmaya yöneliktir.”

    “Alevi yolu ikrar yoludur; asimilasyona değil, rızalığa ve hakikate dayanır” diyen Akpınar, söz konusu uygulamayı kabul etmenin mümkün olmadığını dile getirdi.

    Diren KESER/MERSİN

  • İzmir’deki ekoloji örgütlerinden ‘talan yasası’ davasına müdahillik talebi-VİDEO

    İzmir’deki ekoloji örgütlerinden ‘talan yasası’ davasına müdahillik talebi-VİDEO

    PİRHA- EGEÇEP ve HDK İzmir Ekoloji Meclisi 7554 sayılı yasanın geri çekilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne açılan davaya müdahil olma talebiyle İzmir Bölge Adliyesine dilekçe sundu. Adliye önünde yapılan açıklamada,“Bu yasaya dayanarak ülkenin her yerinde ve herkesin arazisine, bahçesine, bostanına, evine, köyüne, merasına, zeytinliklerine, ormanlarına tam tabiriyle ‘çökecekler’ ”denildi. 

    Temmuz ayında TBMM’den geçerek yasalaşan “7554 sayılı yasa” hakkında Anayasa Mahkemesine açılan davaya müdahil olma talebiyle Halkların Demokratik Kongresi (HDK) İzmir Ekoloji Meclisi, Ege Çevre Platformu (EGEÇEP) İzmir Bölge Adliyesine dilekçe verdi.

    Dilekçe verilmesinin öncesinde adliye önünde basın açıklaması gerçekleştirildi. Basın açıklamasını EGEÇEP Eşsözcüsü Derya Lim okudu.

    “TALAN YASASIYLA ÜLKENİN HER YERİNE ÇÖKECEKLER”

    ‘Süper Talan Yasası’ olarak adlandırılan 7554 sayılı yasanın Anayasa Mahkemesi’nde görülecek davasında müdahil olduklarını dile getiren Derya Lim, “Bu yasaya dayanarak ülkenin her yerinde ve herkesin arazisine, bahçesine, bostanına, evine, köyüne, merasına, zeytinliklerine, ormanlarına tam tabiriyle ‘çökecekler’. Bunun ilk uygulamalarını da sergilemeye başladılar. Şırnak’ta, Cudi’de rant uğruna genç ormanları, Akbelen’de üzerlerindeki meyvelerine bile aldırış etmeden zeytin ağaçlarını, Samandağ’da mandalina bahçelerini katlettiler. Yıllarca ruhsatsız çalıştığı için kapatılan İzdemir Termik Santrali’ne Süper Talan Yasası’nın 19. Maddesine dayanarak Üretim Tesisi Uygunluk Belgesi düzenleyip çalışmasını sağlayacaklar” diye konuştu.

    Meclisteki muhalefet milletvekillerinin birleşerek Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapmalarının umut oluşturduğunu dile getiren Derya Lim, Anayasa Mahkemesi’ne 7554 Sayılı Yasanın yürütmesini derhal durdurulması çağrısında bulundu.

    Açıklama, “Havama suyuna toprağına dokunma” “Talan yasası iptal edilsin”, “İklimi değil sistemi değiştir”  sloganları ile sona erdi. Açıklamanın ardından dilekçeler teslim edildi.

    PİRHA/İZMİR

  • ‘Aslan Uzun üzerinden Alevilere yönelik gözdağı verilmek isteniyor’-VİDEO

    ‘Aslan Uzun üzerinden Alevilere yönelik gözdağı verilmek isteniyor’-VİDEO

    PİRHA- HBVAKV Avcılar Şubesi Yeşilkent Cemevi Başkanı Aslan Uzun’un, Colani hakkında suç duyurusunda bulunduğu için gözaltına alınıp tutuklanmasını ve sonrasında serbest bırakılmasını Alevilere yönelik gözdağı olduğunun altını çizen Alevi kurum başkanları, “Dilekçe vermek evrensel bir haktır. Arkadaşımıza yönelik yapılan uygulamayı asla kabul etmiyoruz” dedi.

    “SURİYEDE ALEVİLER DÖNÜK YAPILAN KATLİAMA KARŞI HER ALANDA FAALİYETLERİMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Avcılar Şubesi ve Yeşilkent Cemevi Başkanı Aslan Uzun’un tutuklanmasının hukuk açısından bir garabet olduğunu belirten HBVAKV Antalya Şube Başkanı Zeynel Can, Suriye’de yaşayan Alevilere dönük katliamın durması için Alevi kurumlarının hem ulasal hem de uluslararası alanda mücadele yürttüklerini ifade etti.

    “VERİLEN  DİLEÇEYİ İŞLEME KOYMAK YERİNE YAPILAN GÖZALTI TAMAMEN HUKUSUZLUKTUR”

    Türkiye’deki Alevi kurumlarının ortak bir dilekçe ile bulundukları illerde savcılıklara Ahmet El Şara yönetimine dair suç duyurusunda bulunmak için dilekçe hazırladıklarını dile getiren Can, “Arkadaşımız savcılığa suç duyurusunda bulunurken, savcı o verilen dilekçeyi muhatap alıp onun gereği yerine getirmek yerine gözaltına aldırıp tutukladı. Bir kere o dilekçenin işleme konması ve kabul edilmesi o dilekçeye verenin yasal hakkı. O dilekçeyi almayıp ona karşılık sen böyle bir dilekçeyi nasıl verirsin denmesi anlaşılır şey değil” diye belirtti.

    “ARDAKAŞIMIZIN BIRAKILMASI MÜCADELEDEN VAZGEÇTİĞİMİZ ANLAMINA GELMİYOR”

    Can, konuşmasının devamın şunları belirtti:

    “Bence doğrusu da yapıldı ama hiç yapılmaması gereken bir işlemdi. Tabii bu yapıldı diye özellikle Alevilere ve diğer toplum kesimlerine yönelik katliamları protesto etmekten, kınamaktan, yasal yolları zorlamaktan geri durmayacağız. Çünkü Suriye’de devam eden olaylar Türkiye’nin sıcak gündemine bakarak biraz ikinci, üçüncü planda kalmış gibi olabilir ama mevcut selefi İslamcı yönetimin Alevilere bakış açısının değişmiş olduğunu zannetmiyorum. Oradaki takibimizin ısrarla devam etmesi gerektiği düşüncesindeyim.”

    “COLANİ İLE LGİLİ VERİLEN SUÇ DUYURUSU DİLEKÇESİNDEN NEDEN RAHATSİZ OLUNDU?”

    Yeşilkent Cemevi başkanının gözaltına alınıp tutuklanmasından dolayı ciddi rahatsız olduklarını belirten Zeytinköy Alevi  Kültür Dernekleri Antalya Şube Başkanı Kazım Uçarcan, “Verilen  dilekçenin içeriğine baktık içeriği ile ilgili Türkiye Cumhuriyeti’nin kurumlarını ilgilendiren bir şey olmamasına rağmen böyle bir tahammülsüzlük anlaşılır değil. Çünkü her şeyden önce Colani ile kurdukları ilişkisini sakat olduğunun farkındalar. İşin oraya gidebileceğini düşündükleri için bir rahatsızlık duydular ve kendilerince tedbirini alıyorlar” dedi.

    “ARKADAŞIMIZ ÜZERİNDEN ALEVİLERE GÖZDAĞI VERİLNMEK İSTENİYOR”

    Bu gözaltıyla birlikte Alevilere gözdağı verilmek istendiğini belirten Uçarcan, “Neyse ki demokratik uygulamaya başvurdular şu anda serbest bırakıldı. Bu tür şeylere karşı mücadele edeceğiz” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Samandağlılar, beton santralinin kapatılması için dilekçe verdi-VİDEO

    Samandağlılar, beton santralinin kapatılması için dilekçe verdi-VİDEO

    PİRHA-Hatay’ın Samandağ ilçesinde beton santrali için yürütmeyi durdurma kararına rağmen faaliyetini sürdüren şirkete tepki gösteren yurttaşlar, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğüne dilekçe verdi. 

    Hatay 3. İdare Mahkemesi, Samandağ ilçesi, Atatürk Mahallesi’nde Hazır Beton Üretim Santrali Tesisinde kapasite artışı yapılmasına yönelik verilen “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Gerekli Değildir” kararına dair 12 Aralık’ta yürütmeyi durdurma kararı verdi.

    Aradan geçen 3 haftalık süreçte santral faaliyetlerinin devam ettiğini ifade eden mahalle sakinleri Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne dilekçe vererek mahkeme kararının uygulanmasını istedi.

    Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü önünde yapılan basın açıklamasını Emel Karaçay, okudu.

    “TESİSİN KAPATILMASINI İSTİYORUZ”

    Son bir yıldır, çimentonun, tozun ve gürültünün ortasında ölüme mahkum edildiklerini ifade eden Emel Karaçay, “Beton santralinin, çevre felaketi yaratacak düzeyde zararlı olduğu ve yer seçiminin hukuka aykırı olduğu Hatay 3. İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararıyla tespit edilmiştir. Kararı ve eklerini Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne teslim ettik. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nün mahkeme kararını yaşam hakkına saygı ve hukuk devleti ilkesi gereği derhal uygulaması ve tesisi kapatmasını istiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/HATAY

  • Ada ve Zelal kardeşler için adalet arayışı sürüyor; bu kez imza toplanıyor

    Ada ve Zelal kardeşler için adalet arayışı sürüyor; bu kez imza toplanıyor

    PİRHA-Malatya’nın Akçadağ ilçesinde 24 Temmuz’da 11 yaşındaki K.A. adlı çocuğun yolda yürüyen 5 çocuğun üzerine traktör sürmesi sonucu meydana gelen kazada yaşamını yitiren Ada Yıldırım ve Zelal Yıldırım kardeşler için ailenin adalet arayışı sürüyor. Yıldırım ailesi, K.A.’nın trafik polisi babası Basri Ayaz’ın mahalleden çıkarılması için imza topluyor.

    Malatya’nın Akçadağ ilçesinin Ören-Çat mevkiinde 11 yaşında bir çocuğun kontrolündeki traktörün altında kalarak yaşamını yitiren 11 yaşındaki Zelal Yıldırım ve 7 yaşındaki Ada Yıldırım’ın ailesinin adalet mücadelesi sürüyor. Yılıdırım ailesi, çocuklarının ölümüne neden olan 11 yaşındaki K.K.’nın trafik polisi babasının Basri Ayaz’ın mahalleden çıkarılması için imza toplamaya başladı.

    Basri Ayaz’ın daha önce mahalle sakinleri tarafından uyarılmasına rağmen oğlu K.A.’yı traktör kullanması için teşvik ettiği, aynı zamanda cesaretlendirdiği ifade edilmişti.

    Basri Ayaz, jandarma komutanı ve bekçileri kandırarak 31 Temmuz 2024 gecesi olay yerine izinsiz olarak girip, getirdiği kamyonet ve 8 işçiyle eşyalarını kaçırmaya teşebbüs etmiş, bu girişim Yıldırım ailesi ve mahalle sakinleri tarafından durdurulmuştu.

    “HAK ETTİĞİ CEZAYI ALMASINI İSTİYORUZ”

    Ada ve Zelal Yıldırım kardeşlerin teyzesi, İsveç Götenborg Alevi Derneği Eş Başkanı Melek Şakar, olayın duyulmasıyla birlikte ilk günden beri olayı takip ettiklerini ifade etti.

    Şakar, “Tüm kamuoyunun hukuki süreçte yanımızda yer almasını, Ada ve Zelal’in sesi olmasını rica ediyoruz. Acımız büyük ve yolumuz uzun ama davamızın takipçiyiz. Bu katliamın sorumlusu olan aile, hak ettiği cezayı alana kadar mücadelemize devam edeceğiz” dedi.

    Yıldırım Ailesi’nin İmza Topladığı Dilekçede şu ifadeler yer alıyor:

    “Ören Muhtarlığına, Akçadağ Kaymakamlığı’na, Malatya Valiliği’ne, Ören Mahallesi sakinlerinin talebidir.

    24.07.2024 tarihinde İlimizin Akçadağ İlçesi’nin Ören Mahallesi Çat mevkisinde ihmal sonucu dört çocuk traktörün altında kalmıştır. 11 yaşındaki Zelal Yıldırım ve 7 yaşındaki Ada Yıldırım kardeşler traktörün altında kalarak feci şekilde can vermiştir. Gülce Şakar ve Asya Kaya kazada ağır yaralanmıştır. Asya Kaya’nın hayati tehlikesi devam etmekte olup, yaralanan çocukların yaşamları boyunca vücutlarında kalıcı zarar meydana gelmiştir.

    Kazaya sebep olan kişi ise; 11 yaşında, babasının cesaretlendirmesi ve yetkilendirmesiyle sıklıkla traktör kullanan bir çocuktur. İlimizde kayısı mevsiminde çok fazla mevsimlik çalışan gelmekte olup çocuk sayısı artmaktadır. Daha önce defalarca traktörü çocuğun kullandığını gören gerek Çat Mevkisinde yaşayan farklı kişiler, gerekse mevsimlik işçiler aileyi uyarmak için evlerine gitmiş ancak baba Basri Ayaz’ın umursamaz ve geçiştirici ifadelerine tanıklık etmiştir. Çat mevkisinde yaşayanlar, kazaya sebep olan 11 yaşındaki çocuğun polis memuru olan babası Basri Ayaz’ı sürekli olarak ikaz etmelerine rağmen yine de “benim oğlum yapar, benim oğlum öğrenmek zorunda” gibi beyanlarla çocuğunu cesaretlendirmeye devam etmiştir.

    Polis memuru Basri Ayaz ve ailesi aslen Adıyamanlı olup Çat Mevkii’ne yeni yerleşmiştir. Vefat eden çocukların ve yaralanan çocukların aileleri, Basri Ayaz ile arazi komşusu olup, evlerine giderken mutlak suretle kazaya sebep olan kişinin evinin önünden geçmesi gerekmektedir. Basri Ayaz ve ailesinin benzer olaylara sebebiyet vereceği ve kazadan zarar gören aileleri tahrik edecek davranışlarda bulunacağı ve daha büyük adli vakaların yaşanacağı tarafımızca öngörülmektedir.

    Çat mevkisinde ikamet edenler soydaş olup kazada zarar görenlerin yakın derece akrabalarıdır. Halkın huzurunun ve barışçıl ortamın zarar gördüğü açıktır. Açıklanan ve resen gözetilmesi gereken nedenlerle; Basri Ayaz ve ailesinin mahallemizde yaşamasından rahatsızlık duymaktayız. İlgili makamlarca önlem alınmak suretiyle Basri Ayaz ve ailesinin mahallemizden çıkarılması hususunda gerekli ve ilgili işlemlerin yapılmasını saygılarımızla talep ederiz.”

    PİRHA/MALATYA

  • Eğitim Sen’den, okula ‘Esat Oktay Yıldıran’ ismini verenler hakkında suç duyurusu-VİDEO

    Eğitim Sen’den, okula ‘Esat Oktay Yıldıran’ ismini verenler hakkında suç duyurusu-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen İzmir Şubeleri, Buca ilçesindeki Belenbaşı Köyü’nde bulunan bir ilkokula, Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde yaptığı işkencelerle bilinen Esat Oktay Yıldıran isminin verilmesine ilişkin suç duyurusunda bulundu. Eğitim Sen’liler, okula ‘Esat Oktay Yıldıran’ ismini verenlerin cezalandırılmalarını istedi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) İzmir Şubeleri, İzmir 1 No’lu Şube binasında yaptığı açıklama ile İzmir’in Buca ilçesinde Belenbaşı Köyü’nde bulunan bir ilkokula, 12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevi’nde yaptığı işkenceler ile bilinen Esat Oktay Yıldıran isminin verilmesine ilişkin suç duyurusunda bulundu.

    Eğitim Sen 1 No’lu Şube binasında yapılan basın toplantısının ardından Eğitim Sen üyeleri, Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) gönderilmek üzere İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü’ne dilekçe vererek suç duyurusunda bulundu.

    “İŞKENCECİLERİN İZİNDEN GİTTİKLERİNİ GÖSTERMİŞLERDİR”

    Basın açıklamasını okuyan Eğitim Dönem Sözcüsü Bülent Karakaş, işkencecilerin isimlerinin okullara verilmesinin kabul edilemez olduğunu ifade etti. Karakaş, “Bir eğitim kurumuna, adi, acımasız işkence yöntemleriyle geçmiş bir kişinin adının ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen resmi törenle verilmesi utanç verici bir durumdur” dedi.

    12 Eylül döneminde akla ilk gelen yerlerden biri olan Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi vahşi işkencecilerin merkezi olarak bilindiğini belirten Karakaş, “Her fırsatta darbelerle ve darbecilerle hesaplaştıklarını iddia edenler, 12 Eylül sonrasında Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nde görev yapan ve adi işkenceyle özdeşlesen birinin isminin İzmir’de bir okula vererek darbecilerin ve işkencecilerin izinden gittiklerini göstermişlerdir” diye belirtti.

    “CEZALANDIRILMALARINI İSTİYORUZ”

    Söz konusu okulun isminin değiştirilmesi 24/06/2017 tarihli ve 30106 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Milli Eğitim Bakanlığı Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’nin hükümlerine aykırı olduğunu belirten Karakaş,şunları kaydetti:

    “Bu yönetmeliğin  kuruma ad verme yetkisi; 15. Madde’nin 1. fıkrasının a bendine göre; ‘Okul öncesi eğitim ve ilköğretim kurumlarına İl Milli Eğitim Komisyonu kararına dayalı olarak valilikçe verilir’  diyor. Dolayısıyla biz Eğitim Sen İzmir Şubeleri olarak bu isim değişikliği sürecinde komisyonda yer alan ve karar verici olan kamu görevlilerinin belirlenmesi ve haklarında gerek 657 sayılı Devlet Memurlar Kanunu, gerekse 5237b sayılı Türk Ceza Kanunu ve gerekse 5442 Sayılı  İl İdaresi Kanunun hükümleri itibariyle inceleme-soruşturma yapılması adli ve idari yönlerden ayrı ayır cezalandırılmalarını istiyoruz.”

    “KAMU VİCDANINI YARALAMIŞTIR”

    Sadece okulun isminin tekrar Belenbaş İlkokulu olarak değiştirilmesinin yetmediğini ifade eden Karakaş, toplumun aklıyla alay edilmesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı.

    Karakaş, “Bu insanlık dışı uygulamalar yapan birinin isminin bir okula verilmesi toplumsal barış zedelemekle kalmamış ayrıca kamu vicdanını yaralamıştır. İhtiyacımız olan toplumsal barışın tesis edilmesi ve kamu vicdaninin kısmen de olsa tatmin edilmesi için Belenbaşı İlkokulu’na isim verenlerin cezalandırılmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

    Açıklamanın ardından hazırlanan dilekçeler İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne verildi.

    PİRHA/İZMİR

  • Mamak’ta okullara imam atanmasına karşı bildiri dağıtılacak, okullara dilekçeler verilecek

    Mamak’ta okullara imam atanmasına karşı bildiri dağıtılacak, okullara dilekçeler verilecek

    PİRHA – Alevi kurumları, demokratik kitle örgütleri ve meslek örgütleri, okullara imam atanması projesi olan ÇEDES’in iptali için ortak dilekçe kampanyasına başlıyor. Okullara imam atama projesine karşı ortak çatı altında birleşen kurumlar, ‘Mamak Bilimsel Eğitim Platformu’ adı altında dilekçe, bildiri ve afiş çalışmaları yürütecek. 

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Alevi örgütleri ve dernekler, sivil toplum örgütleri, siyasi parti ve sendikalar; Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Müdürlüğü (MEB) ile Gençlik ve Spor Bakanlığı ortaklığında imzalanan, “Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesinin iptali için ortak dilekçe çalışması başlattı.

    Pir Sultan Abdal Mamak Şube önderliğinde hazırlanan bin adet dilekçenin Mamak’ta dağıtılması için hazırlıklar sürüyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube Başkanı Fadime Türkyılmaz yürütülecek çalışmaya dair PİRHA’ya konuştu.

    “EV EV DOLAŞIP BİLDİRİLERİ DAĞITACAĞIZ”

    Kurumların ortak bir çatı altında birleştiklerini vurgulan Türkyılmaz, “İki hafta önce Mamak Pir Sultan olarak, Mamak yerelindeki bütün demokratik kitle örgütlerine, emekten yana partilere, sivil toplum kuruluşlarına, köy derneklerine ÇEDES’le ilgili çağrı yaptık. Okullara imam atanmasına dair Mamak’ta toplantı aldık. Bu toplantıda ‘hiçbir dernek öne çıkmaksızın bu sorun hepimizin ortak sorunudur, hepimizin karşı durması gereklidir, bu karşı duruşu birlikte örelim ve örgütleyelim’ dedik. Adımızı ‘Mamak Bilimsel Eğitim Platformu’ koyduk” dedi.

    “İlk toplantımızda afiş hazırlayalım, bildiri hazırlayalım, dilekçeleri hazırlayalım dedik” diyen Türkyılmaz, şöyle devam etti:

    “Zaten bizim dernek, Eğitim Sen aracılığıyla dilekçeleri hazırlamıştı ve bugün onlar çoğaltıldı, elimize ulaşacak. Mamak Pir Sultan olarak toplantı alacağız. Yine Mamak’ta yer alan demokratik kitle örgütlerine, emekten yana partilere dağıtacağız. Bildirilerimizi pazarlarda, parklarda, halka açık alanlarda hep beraber dağıtacağız. Bildirilerin okul önlerinde, okul aile birlikleri ile irtibata geçerek verilmesini sağlayacağız. Sadece veli olanlar için geçerli değil, veli olmayanlar için de hazırlanmış bir bildirimiz var, onları da dağıtacağız. Gerekirse ev ev gezip dağıtacağız.”

    “DİLEKÇELER, EVRAK GİRİŞ KAYDI ŞARTIYLA VERİLMELİ”

    Mamak Bilimsel Eğitim Platformu’nun ilerleyen süreçte çalışmalarına devam edeceğine işaret eden Türkyılmaz, “Bu bildiriler okul idaresine evrak giriş kaydı şartıyla verilmeli. Çünkü okul idaresi evrak girişi almazsa dilekçeleri göndermeyebiliyorlar. Evrak giriş kaydı alınarak okul idarelerine verilecek topluca. Laikliğin, eşit yurttaşlığın olmaması önce bizi vuruyor. Özellikle biz kadınları vuruyor, o yüzden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak bunun öncülüğünü, örgütleyiciliğinin nüvesini oluşturmak bizim görevimizdir” diye konuştu.

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

  • Eski İzmir Barosu Başkanı YSK’ye başvurdu: Erdoğan’ın 3. defa adaylığı Anayasa’ya aykırı

    Eski İzmir Barosu Başkanı YSK’ye başvurdu: Erdoğan’ın 3. defa adaylığı Anayasa’ya aykırı

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üçüncü kez aday olmasına itiraz eden eski İzmir Barosu başkanı Av. Özkan Yücel, dilekçesinde 2007 yılında yapılan değişikliğe vurgu yaparak bir kişinin iki defa seçilebileceğini söyledi.

    Recep Tayyip Erdoğan’ın 3’üncü kez Cumhurbaşkanı adayı olmasına bir itiraz da İzmir’den geldi. Yüksek Seçim Kurulu’na başvuran eski İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel, başvuru dilekçesinde Anayasa’nın 101. maddesinde 2007 yılında yapılan değişikliğini hatırlatarak, “Değişikliğin tarihi dikkate alındığında -seçilme sayısına ilişkin sonradan yapılmış bir değişiklik de olmadığına göre- 2007 yılından sonra bir kişi, ancak iki defa cumhurbaşkanı seçilebilecektir”dedi.

    Recep Tayyip Erdoğan’ın, 2007 yılından sonra ve değişiklik yürürlükte iken, 2014 ve 2018 yıllarında cumhurbaşkanı seçildiğini dile getiren Yücel, mevcut adaylığın üçüncü adaylık olmasıyla birlikte Anayasa’nın emredici hükmüne aykırı olduğunu söyledi.

    İki defa cumhurbaşkanlığına seçilebilme kuralının tek istisnasının da Anayasa’nın 116. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde, Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi” olduğunu dile getiren Yücel, bu kuralın, TBMM tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmiş olmaması nedeniyle uygulama alanı olmadığını kaydetti.

    YSK’ye verdiği dilekçede, Anayasa’nın 11. maddesi uyarınca Anayasa hükümlerinin bağlayıcılığını hatırlatan Yücel, YSK’ye seslenerek, “Anayasa’ya aykırı davranışların, her düzeydeki kamu görevlileri açısından suç oluşturacağını bildiğinizi varsayıyorum” dedi.

    Eski İzmir Barosu Başkanı Av. Özkan Yücel, dilekçesinin sonuç kısmında şu ifadelere yer verdi:

    – Üçüncü defa Cumhurbaşkanı seçilebilmek için başvuruda bulunan Recep Tayyip Erdoğan’ın adaylık başvurusunun reddine karar verilmesini,

    – Kurulunuzun, adaylık başvurusunun kabulüne yönelik 2023/254 sayılı kararının itirazım üzerine R.T. Erdoğan yönünden kaldırılmasını,

    – Kesin listede bu isme yer verilmemesini,

    – Aksi davranışın, kamu görevlisi olan kurulunuz üyeleri açısından suç oluşturacağının bilinmesini talep ederim.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gökhan Yıldırım’ın ağabeyi: AYM’nin tutukluluğa devam kararı vermesini teşhir etmeye devam edeceğim-VİDEO

    Gökhan Yıldırım’ın ağabeyi: AYM’nin tutukluluğa devam kararı vermesini teşhir etmeye devam edeceğim-VİDEO

    PİRHA-Adil yargılanma talebiyle 256 gün ölüm orucu eyleminin sonucunda 6 ay süreyle infaz ertelemesi ile tahliye edilen Gökhan Yıldırım, hakkında infaz erteleme kararı kaldırılarak, 22 Kasım’da Silivri Cezaevine götürülmüştü. AYM Başkanı Zühtü Arslan’a kardeşinin hukuksuz bir şekilde tekrar tutuklanması ve tedavi hakkının gasp edilmesi ile ilgili görüşme talebi için Çağlayan Adliyesi’nden göndermek istediği dilekçesi AYM’ye sadece başvuruda bulunulabileceği gerekçesi ile reddedilen Gökhan Yıldırım’ın ağabeyi Erkan Yıldırım, posta yolu ile de olsa dilekçesini Zühtü Arslan’a ulaştıracağını ve AYM’nin Gökhan Yıldırım hakkında “hapishanede kalamaz” raporu olmasına rağmen verdiği tutukluluğa devam kararını teşhir etmeye devam edeceğini belirtti.

    Adil yargılanma talebiyle 256 gün ölüm orucu direnişinin sonucunda 6 ay süreyle infaz ertelemesi ile tahliye edilen Gökhan Yıldırım, hakkında Tekirdağ Savcılığı tarafından infaz erteleme kararı kaldırılıp, 22 Kasım’da Silivri Cezaevine götürülmüştü.

    Gökhan Yıldırım’ın ağabeyi Erkan Yıldırım Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan’a kardeşinin hukuksuz bir şekilde tekrar tutuklanması ve tedavi hakkının gasp edilmesi ile ilgili görüşme talebi için Çağlayan Adliyesi’nden dilekçe göndermek istedi. Erkan Yıldırım’ın talebi AYM’ye dilekçe gönderimi yapılmadığı sadece başvuruda bulunulabileceği gerekçesi ile reddedildi.

    “KARDEŞİM CEZAEVİNDE KALAMAZ RAPORUNA RAĞMEN HALEN CEZAEVİNDE TUTULUYOR”

    Anayasa Mahkemesi’nin kardeşi hakkında “hapishanede kalamaz” raporu olmasına rağmen tutukluluğa devam kararını teşhir etmeye devam edeceğini belirten Gökhan Yıldırım’ın ağabeyi Erkan Yıldırım, “Bugün kardeşim Gökhan Yıldırım için AYM Başkanı Zühtü Arslan’a Çağlayan Adliyesi’nden bir dilekçe göndermek istedim ama dilekçenin buradan gönderilemediğini öğrendim. Gökhan’ın hukuksuz bir şekilde tekrar tutuklanmasına buradan olmasa bile kendi imkânlarımızla bütün mecralardan teşhir etmeye devam edeceğiz. AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın kendi beyanlarına dayanarak Gökhan’ın cezaevinde kalamaz raporu olmasına rağmen halen cezaevinde tutuluyor. Ben buradan bu dilekçeyi veremedim ama internet üzerinden olsun ama posta yoluyla olsun bu dilekçemi AYM’ye ulaştırıp onlarla görüşme talebimi ısrarlı bir şekilde sürdürmeye devam edeceğim”  dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Elbistan’ın Axtil köyünde ne su var ne de yol; 60 yıldır hayvanlarla su taşıyorlar-VİDEO

    Elbistan’ın Axtil köyünde ne su var ne de yol; 60 yıldır hayvanlarla su taşıyorlar-VİDEO

    PİRHA- Elbistan’a bağlı Yalıntaş (Axtil) köyünün Serçekuyusu ve Kocapınar mezralarında yaşayan yurttaşlar yıllardır susuz. Belediyenin tankerle getirdiği sınırlı suyun günlük ihtiyaçlarına dahi yetmediğini söyleyen yurttaşlar, ayrıca yolları olmamasından kaynaklı şehre mesafelerinin 70 kilometre uzadığını belirttiler. Köydeki kadınlar, yaşanan sorunlardan en çok kendilerinin etkilendiğini vurguladılar. 

    Maraş Elbistan’a bağlı Yalıntaş (Axtil) köyünün Serçekuyusu ve Kocapınar mezralarında yaşayan yurttaşlar hizmet alamadıklarını belirterek su, yol ve internet sorunlarının hala devam etmesine isyan ettiler.

    Elbistan’a bağlı Yalıntaş (Axtil) köyünün Serçekuyusu ve Kocapınar mezraları, ilçe merkezine 40 kilometre uzaklıkta. Köyün tarihinde asfalt yol, internet, telefon hattı ve şebeke suyuyla hiç tanışmayan köylüler yaklaşık 1 asıra yakındır sularını eşeklerle getirmiş.

    Evlerinde şebeke suyu olmaması sebebiyle çamaşır makinesi, bulaşık makinesi ve güneş enerjisini neredeyse hiç kullanamadıklarını dile getiren köylüler, belediyenin tankerlerle getirdiği suyla günlük ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak noktada olduklarını söyledi. Yollarının toprak ve taş olmasından ötürü şehir merkezine olan mesafenin 70 kilometre arttığını söyleyen köylüler, sorunun çözümü için çağrıda bulundular.

    Köylüler yol, su, ve internet sorununu çözmek için topladıkları imzalar ile gitmedikleri kurum bırakmamış. Yerel yönetimler, kaymakamlık ve valilik gibi yetkili kurumlara gönderilen dilekçelere ise hala cevap verilmemiş.

    “60 SENEDİR HAYVANLARLA SU ÇEKİYORUZ”

    İstanbul’dan dönerek köyüne yerleşen ve 60 yıldır hayvanlarla su taşıdıklarını kaydeden Hüseyin Uruk, “60 sene boyunca suyumuzu hayvanlarla çekiyorduk. Köyümüzde su yok ve belediye tankerle getiriyor. Yolumuz olmadığı için Elbistan’a gidecek vesait yok. Burada vesayeti olmayan yaşamıyor demektir. 40 kilometrelik bir yolu gitmek zorunda kalıyoruz. Oysaki bizi diğer köylere bağlayan 7 kilometrelik bir yolu asfaltlasalar hiçbir sorun kalmayacak. Maaş kartımı arkadaşa veriyorum, maaşımı bile o çekip getiriyor. Belediyenin getirdiği suyu yeme, içme, bulaşık ve çamaşırda kullanıyoruz. Bu su da yetmiyor. İçtiğimiz su temiz su mudur onu bile bilemiyoruz. İkinci sınıf bir vatandaş muamelesi görüyoruz. Yol için sadece kum döktüler. Ondan sonra bir gram bir şey yapmadılar. Bizler de vatandaşız, vergimizi veriyoruz” diye konuştu.

    30 SENE SONRA AYNI MANZARAYLA KARŞILAŞTI

    Gülşen Uruk da, 30 sene sonra döndüğü köyünde halen su olmadığından yakınarak, “30 yıl sonra İstanbul’dan dönerek köyümüze yerleştik. Tepelerden hayvanlarla, el gücüyle su taşıdık. 30 sene sonra döndük ve köyümüzde yine su yok. Kışın burada kalacağız. Yolumuz yapılır, suyumuz gelirse bizler için iyi olacak” dedi.

    “YOL YOK, BELEDİYE İŞ MAKİNESİ GÖNDERMEDİ”

    Köy sakinlerinden Ali Bahçıvan, kayısı bahçesi yaptığı tarlasına gidecek yolları olmadığını söyledi. Köyün su kaynakları olmasına rağmen halen bir sondaj vurulmadığı eleştirisinde bulunan Bahçıvan, “Küçüklükten bu yana suyumuzu hep eşeklerle getirirdik ve hala devam ediyor. Yolumuz sözde yapıldı. Altına yumuşak zemin yerine sadece çakıl döküldü. Yumuşak zemin döşenmediği için çökmeler oldu. Kayalar o kadar keskin ki tekerlekleri dahi kesiyor. 4 bin kayısı diktim ama araziye gidebileceğim yol yok. Kendi cebimden vererek yol yapmaya çalıştık onu da beceremediler. Elbistan belediyesinden paletli iş makinesi istedik, belli gerekçelerle göndermediler. Bahçemiz yukarılarda ne yaya, ne de araba ile gidebiliyoruz” ifadelerini kullandı.

    TENEKELERDE SU ISITIRAK DUŞ ALINIYOR

    Tazyikli suyun ulaşamadığı güneş enerjilerinin çalışmamasından kaynaklı tenekelerde su ısıtarak duş almak zorunda kaldıklarını kaydeden Bahçıvan şöyle konuştu:

    “Ayrımcılık olmasaydı bu yol da yapılır, su da getirilirdi. Köyün yukarılarında su kaynakları var ve mühendisler de bunu onayladı. Ama neden bu su çıkartılmıyor? İş makineleri 2 gün çalışsa hem yollar yapılır hem de su çıkartılır. Her gün tarlada çalışıyoruz. İster istemez terliyoruz, toz içinde kalıyoruz. Duş almamız gerekiyor. Sularımız tazyikli akmadığı için güneş enerjisi de kuramıyoruz. Tenekeler ile ateşin üstünde suyu ısıtarak duş almaya çalışıyoruz. Doğru düzgün duş dahi alamıyoruz.”

    “HASTENEYE GİDECEK YOL YOK, TELEFON DAHİ ÇEKMİYOR”

    Yol ve su sorunun dışında köyde telefon dahi çekmediğini belirten Hatice Bahçıvan, “Ne su var ne de yol. Hasta olursak hastaneye gidecek yol yok. Bu devletin kolu her yere uzanıyor. İstediği zaman bu sorunu çözer. Köyde telefon dahi çekmiyor, çocuklarımızla dahi konuşamıyoruz. Biz de insanız. Eskiden gençtik suları omuzlarda getiriyorduk. Şimdi ise yaşlıyız, gücümüz yok ve yetişemiyoruz. Yeter artık bu sorunu çözsünler” diyerek isyan etti.

    “KADINLAR BÜYÜK ZORLUKLAR ÇEKİYOR”

    2005 yılında Serçekuyusu mezrasına yerleşen Olcay Ürük de yol, su, internet gibi sorunlarına dair toplayıp gönderdikleri imza ve dilekçelere bir cevap verilmediğini kaydederek, “Suyumuzun olmamasından kaynaklı biz kadınlar çok büyük zorluklar çekiyoruz. Maalesef duyan da ilgilenen de yok. Belediyenin gönderdiği su hiçbir şeye yetmiyor. Su olmadığı için ne bulaşık yıkayabiliriz, ne de çamaşır, Köyde telefon dahi çekmiyor. İnternet yok. Üniversiteye hazırlanan kızım, internet sorunundan kaynaklı sınava hazırlanamıyor. Köylüler olarak imza toplayarak belediyeye, kaymakamlığa ve valiliğe verdiğimiz dilekçelere hale cevap verilmedi” şeklinde konuştu.

    “PARA DEĞİL HİZMET İSTİYORUZ”

    Uzun yıllar kaldığı İstanbul’dan sonra köyüne yerleşme kararı alan Yusuf Turunç ise, köylerinde yeniden üretmek adına yaptıkları projelerin bu sorunlardan kaynaklı yarım kaldığına vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Bu sorunun en kısa zamanda çözülmesi lazım. Bu devlet insanlar köyüne dönsün, üretime katılsın diyerek çağrılar yapıyor. Bizler kendi köyümüze dönerek üretime başladık ama hala suyumuz, yolumuz yok. Yapmak istediklerimiz hep böyle yarım bırakılıyor. Para değil, hizmet istiyoruz. Tankerle su getirmekle, yola kum dökmekle hizmet olmuyor.”

    “BÜTÜN YÜK BİZ KADINLARIN ÜZERİNDE”

    Bir diğer yurttaş Menekşe Turunç ise, yol ve su sorununun bütün yükünün kadınların üzerinde olduğuna değinerek, “Şartlarımız gerçekten zor. Gelen su sağlıklı değil. Erkekler sabah çıkıp gidiyor ve bütün yük bizim üremizde. Sabah 5 gibi kalkıp çamaşır yıkamak zorunda kalıyoruz. 40 sene sonra döndüm ve halen su yok. Köy viran olmuş durumda. Sorunun çözülmesini bekliyoruz” diye konuştu.

    Ersin ÖZGÜL/MARAŞ

     

     

     

  • Zorunlu din dersine karşı ‘okullara dilekçe verme kampanyası’ başlatıldı

    Zorunlu din dersine karşı ‘okullara dilekçe verme kampanyası’ başlatıldı

    PİRHA- Zorunlu din dersine karşı yeni bir kampanya başlatıldı. Aralarında Alevi kurumların, Eğitim-Sen’in, Veli-Der’in ve İnsan Hakları Derneği’nin bulunduğu çok sayıda kurum, zorunlu din dersine karşı okul yönetimlerine dilekçe vermek kampanyası başlattı. Ayrıca, AKP hükümetinin 15 yıldır mahkeme kararlarını uygulamaması nedeniyle isteyen aileler yeniden dava açabilecekler. 

    Alevilerin zorunlu din dersine karşı mücadelesi çeşitli biçimlerde sürüyor. 15 yıldır Avrupa İnsan Hakları, Danıştay ve Yargıtay’ın kararlarını uygulamayan AKP hükümetinin derhal din derslerini zorunlu olmaktan çıkarması için çağrılar yapılıyor.

    Demokrasi Konferansı Alevi Bileşenleri, çok sayıda Alevi kurumu, Eğitim-Sen ve demokratik kitle örgütlerinin de aralarında olduğu çok sayıda kurum yeni bir kampanya başlattı.

    “Zorunlu din dersi insan haklarına ve hukuka aykırıdır; Hukuki mücadelemizde gelin canlar bir olalım” başlığıyla paylaşılan kampanya metninde okullara dilekçe verilerek, çocukların zorunlu din dersinden muaf tutulmalarının isteneceği belirtildi.

    “EĞİTİM SİSTEMİ TAMAMEN DİN EKSENLİ BİR YAPIYA BÜRÜNDÜRÜLDÜ”

    İşte kampanyanın tam metni:

    “Ülkemizde yaşayan Aleviler başta olmak üzere demokratik ve laik eğitimden yana olan yurttaşların, “din kültürü ve ahlak bilgisi” dersi adı altında dayatılan din dersinin kaldırılması taleplerini görmezden gelen siyasi iktidarlar, adım adım uyguladıkları politikalarla eğitim sistemini tamamen din eksenli bir yapıya büründürmüşlerdir.
    4+4+4 eğitim sistemiyle birlikte 9-10 yaşlarındaki çocuklara din dersi dayatılmış, bu derse seçmeli adı altında yeni din dersleri eklenmiş, okulların tamamına yakını imam hatip okullarına dönüştürülmüştür. Dini konular neredeyse bütün derslerin müfredatlarına serpiştirilmiş ve ana sınıfında okuyan çocuklara dahi din dersi eğitimi gündeme getirilmiştir.
    Eğitim ve öğretimin tamamen gerici vakıf ve tarikatlara teslim edildiği bir dönemin içinden geçerken, Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde Diyanet Akademisi kurularak, Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen bazı faaliyetler bu akademinin ellerine bırakılmıştır.

    “TEK BİR DİN VE MEZHEP ÇOCUKLARIMIZA DAYATILIYOR”

    Zorunlu din dersi uygulamasına son vermek ve eğitim hizmetini demokratik, bilimsel ve laik ilkeler çerçevesinde örgütlemek, iktidarın sorumluğunda olmasına rağmen; AKP, zorunlu din dersinin kaldırılması ve laik bir eğitim talebinin karşılanması bir yana, tek bir din ve mezhebin eğitimini çocuklarımıza dayatmaktadır.
    Demokratik, laik eğitim ilkesi ile hiçbir şekilde bağdaşmayacak bu uygulama, okullara ve eğitim sistemimize bakışın da açık bir göstergesidir. Oysa ki evrensel, bilimsel ve demokratik ilkeler çerçevesinde örgütlenmiş bir eğitim sistemi çocuklarımızın kişisel gelişimlerinde olduğu kadar, içinde bulundukları toplumu ve dünyayı anlayabilmeleri açısından da hayati önem taşımaktadır. Bilimsellikten uzak eğitim sistemi, çocuklarımızın gelişimlerini olumsuz etkilemektedir. Eğitimin amacı bireyin kendini gerçekleştirmesini sağlamaktır. Oysa ülkemizdeki eğitim sistemiyle, düşünmeyen, sorgulamayan, biat eden nesiller hedeflenmektedir.

    “ANAYASA MAHKEMESİ DE ‘İHLAL’ DEDİ”

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), 9 Ekim 2010’da aldığı karar bunu teyit etmektedir. AİHM, “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersinde” öğrencilere Sünni İslam pratikleri öğretildiğini göz önünde tutarak derslerin çoğulcu, eleştirel, nesnel bir nitelik taşımadığı sonucuna varmıştır. Bu derste “Sünni İslam’dan başka bir dini veya felsefi inanca sahip olan ailelerin çocuklarına başka hiçbir seçim bırakılmadığına” hükmetmiştir.
    Son olarak Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, zorunlu din dersinin din özgürlüğünün ihlali olduğu gerekçesiyle 2014 yılında yapılan bireysel başvuruyu değerlendirmek üzere 7 Nisan’da toplandı ve 8 yıldır devam eden dosyada, ebeveynlerin eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama hakkının ihlal edildiğine karar verdi.

    OKULLARA DİLEKÇE VERME KAMPANYASI

    Bizler, sosyal, siyasal, kültürel, inançsal yaşamda ‘eşit yurttaşlık hakkı’ istiyoruz. Biz antidemokratik ve tektipleştirici, bilimden, akıldan uzak eğitim sistemine hayır diyoruz ve laik, demokratik, bilimsel eğitim istiyoruz. Dini referanslı, gerici bir eğitim sistemi, kendini demokrat olarak tanımlayan, özgürlüklerden yana herkesin sorunu olmalıdır.
    Demokrasi Konferansı Alevi Bileşenleri’nin başlatmış olduğu laik bir eğitim amaçlı kampanyadan hareketle, çocuklarımızın zorunlu din derslerinden muafiyeti için okullara dilekçe verme kampanyası başlatmış bulunuyoruz. Bu konuda duyarlı davranan 5 ailenin çocukları için vermiş oldukları dilekçeler sonucunda başlayan mahkeme sürecini daha da büyüterek, toplumsal kazanımlara dönüştüreceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.
    Demokratik kamuoyunu, laik, çağdaş yaşamdan yana olanları, çocuklarını başta dinsel baskı olmak üzere, her türlü baskıdan arınmış, özgür bir ortamda yetiştirmek isteyen herkesi, okullara dilekçe vermeye davet ediyoruz.

    Dava açmak veya kampanya ile ilgili bilgi almak için egitimdefirsatesitligi13@gmail.com adresinden bize ulaşabilirsiniz.”

    İmzacı kurumlar şunlar:

    -PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ
    -ALEVİ KÜLTÜR DERNEKLERİ
    -AVRUPA ALEVİ BİRLİKLERİ KONFEDERASYONU
    -DEMOKRATİK ALEVİ DERNEKLERİ (DAD)
    -HUBYAR SULTAN ALEVİ KÜLTÜR DERNEĞİ
    -EĞİTİM VE BİLİM EMEKCİLERİ SENDİKASI (EĞİTİM SEN)
    -İNSAN HAKLARI DERNEĞİ (İHD)
    -DEMOKRASİ İÇİN BİRLİK (DİB)
    -DEMOKRASİ KONFERANSI ALEVİ BİLEŞENLERİ
    -ÖĞRENCİ VELİ DERNEĞİ (VELİ-DER)
    -ALEVİ DÜŞÜNCE OCAĞI
    -HÜNKAR HACI BEKTAŞ VELİ KÜLTÜR, EĞİTİM, YARDIMLAŞMA VE DAYANIŞMA DERNEĞİ
    -YOL ERENLERİ
    -HALKEVLERİ
    -BİRLEŞİK DEVRİMCİ PARTİ
    -TÜRKİYE İŞÇİ PARTİSİ
    -SODAP (SOSYALİST DAYANIŞMA PLATFORMU)
    -YEŞİL SOL PARTİ
    -ADAM-DER
    -ANKARA 78’LİLER MECLİSİ
    -ANKARA DÜŞÜNYEYE ÖZGÜRLÜK GİRİŞİMİ
    -DÜŞÜNCE SUÇU(?!)NA KARŞI GİRİŞİM
    -2017 BODRUM YURTTAŞ İNİSİYATİFİ
    -GÜNGÖREN DEMOKRASİ PLATFORMU
    -YURTTAŞ GİRİŞİMİ

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Camiye çevrilen Şah Kalender Veli Türbesi’nin Alevilere iadesi için müftülüğe dilekçe verildi

    Camiye çevrilen Şah Kalender Veli Türbesi’nin Alevilere iadesi için müftülüğe dilekçe verildi

    PİRHA- Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Sele Köyü’nde bulunan ve Alevi toplumu için kutsal olan Şah Kalender Veli Türbesi camiye çevrilmişti. Türbe çevresinde dedelik yapan Hamdi Yurdakadim avukatı aracılığıyla Çubuk Müftülüğü’ne başvurarak, türbeden ‘cami’ ibaresinin kaldırılmasını ve Alevi yurttaşlara iade edilmesini istedi.

    Alevi toplumu için kutsal olan, cemlerini yapıp ibadetlerini yerine getirdikleri türbeler, asimilasyon politikaları kapsamında gasp edilerek camilere çevriliyor.

    Bu durumun son örneği ise Ankara’da yaşandı. Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Sele Köyü’nde bulunan Şah Kalender Veli Türbesi camiye çevrilmişti.

    Şah Kalender Veli Türbesi çevresinde dedelik yapan Hamdi Yurdakadim, avukatı aracılığıyla Çubuk Müftülüğü’ne başvuruda bulunarak, türbeden ‘cami’ ibaresinin kaldırılmasını ve Alevi yurttaşlara iade edilmesini istedi.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kurucu Başkanı Murtaza Demir, hukuki olarak ilk adımın atıldığını ve söz konusu türbenin gerçek sahipleri olan Alevilere devredilinceye kadar mücadele edeceklerini belirtti.

    “ALEVİ-BEKTAŞİ İNANCINDAKİ VATANDAŞLARIMIZIN TOPLANDIĞI, CEM İBADETLERİNİ YAPTIKLARI YERDİR”

    Diyanet İşleri Başkanlığı Çubuk Müftülüğü’ne verilen dilekçede şu ifadelere yer verildi:

    “Alevi-Bektaşi inancına sahip Çubuk ilçesi Sele Köyü’nde yüzyıllardır çevrede bulunan diğer Alevi-Bektaşi inancına sahip vatandaşların yaşadığı yerleşim yerlerinin bir inanç merkezi halinde işlev gören Şah Kalender Veli Türbesi ve türbe içinde Alevi-Bektaşi inancına mensup vatandaşlarımızın toplandığı, cem ibadetlerini yaptıkları müştemilat ve bahçenin bulunduğu yerlerde maddi ihtiyacı ve hukuka aykırı olarak verilmiş olunan ‘Cami Beratı’nın kaldırılmasını, aynı zamanda anılan Şah Kalender Veli Türbesi ve çevresinde dedelik yapan vekilim Hamdi Yurdakadim’in vekili olarak arz ve talep ederim.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Alevi Federasyonları Hukuk Birimi, cemevi elektrik faturalarıyla ilgili örnek dilekçe hazırladı

    Alevi Federasyonları Hukuk Birimi, cemevi elektrik faturalarıyla ilgili örnek dilekçe hazırladı

    PİRHA- Alevi Federasyonları Hukuk Birimi, Türkiye’deki tüm cemevlerine kaymakamlıktan gelen elektrik faturalarınının tarifesindeki değişiklik bilgilendirmesine karşı bir dilekçe örneği hazırladı. 

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) ile Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) 22 Şubat’ta “Alevi Federasyonları Hukuk Birimi” adıyla ortak bir hukuk komisyonu oluşturdu.

    ABF Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, AVF Genel Başkanı Haydar Baki Doğan, ADFE Genel Başkanı Celal Fırat ile Alevi Düşünce Ocağı (ADO) Başkanı Doğan Bermek‘in de yer aldığı hukuk birimi 15 kişiden oluşuyor.

    Alevi Federasyonları Hukuk Birimi, ilk çalışmasını yaptı. Zeynel Öztürk, Leyla Süren, Nebahat Bektaş, Muhterem Aktaş, Zeynel Çambel, Ulaş Çam, Cem Yılmaz, Nuran Aslaner, Namık Sofuoğlu, Seyit Sönmez ve Hüseyin Alkan‘dan oluşan hukuk birimi, Türkiye’deki tüm cemevlerine kaymakamlıktan gelen elektrik faturalarınının tarifesindeki değişiklik bilgilendirmesine karşı bir dilekçe örneği hazırladı.

    Cemevleri, bağlı oldukları federasyonlardan dilekçe örneğini isteyebilecek.

    İşte dilekçe örneği:

     

  • Pir Haber Ajansı, erişime engelleme kararının kaldırılması için dilekçe verdi

    Pir Haber Ajansı, erişime engelleme kararının kaldırılması için dilekçe verdi

    PİRHA- Pir Haber Ajansı (PİRHA) www.pirha.net” adresinden yayın yapan internet sitesine erişim engeli getirilmesine itiraz etti. Avukat Seyit Demir tarafından Hatay 2. Sulh Ceza Hakimliği’ne verilen dilekçede, www.pirha.net internet sitesine erişimin engellenmesi kararının kaldırılarak, erişimin sağlanmasına karar verilmesi talep edildi. Dilekçede, kötü niyetli çevrelerce yapılan erişimin engellenmesi yönündeki taleplerin mahkeme  tarafından karşılık bulduğu ve PİRHA hakkında erişim engeli getirildiği vurgulandı. 

    Alevi haber ajansı olan Pir Haber Ajansı’nın (PİRHA) ‘www.pirha.net’ adresinden yayın yapan internet sitesi, 9 Mart 2022 tarihinde Hatay 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından hiç gerekçe gösterilmeden ansızın kamuoyunun erişimene kapatıldı.

    Halkın, demokratik kitle örgütlerinin, siyasi partilerin, milletvekillerinin büyük tepkisini çeken, Meclis’e taşınan erişime engelleme kararına PİRHA adına Avukat Seyit Demir itiraz etti.

    Avukat Demir itiraz dilekçesinde “Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 08/03/2022 tarihli ve 2022/1028 D.iş sayılı “www.pirha.net” internet sitesine erişimin engellenmesi kararının kaldırılarak, www.pirha.net internet sitesine erişimin sağlanmasına karar verilmesi talebimizdir” dedi.

    “KÖTÜ NİYETLİ ÇEVRELERİN TALEBİYLE ENGEL GETİRİLMİŞTİR” 

    “Hatay 1.Sulh Ceza Hakimliği’nin gerekçeden yoksun, keyfiyete dayalı, usul ve yasaya aykırı iş bu kararına karşı itiraz etmek zorunluluğu hasıl olmuştur” denilen dilekçede PİRHA tarafından hazırlanan haber içeriklerinin hiçbirinin suç teşkil etmediği kaydedildi.

    Avukat Demir dilekçede, “Alevi toplumu üzerindeki baskı ve hukuka aykırılıkların bir devamı olarak; kötü niyetli çevrelerce yapılan erişimin engellenmesi yönündeki talepler Hatay 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından karşılık bulmuş ve PİRHA hakkında erişim engeli getirilmiştir” diye belirtti.

    “KARAR, ALEVİ TOPLUMUNDA BÜYÜK RAHATSIZLIK OLUŞTURDU”

    “Tarafsız ve objektif haber politikasıyla milyonlarca insana haber ulaştıran PİRHA hakkında erişim engeli getirilmiş olması Alevi toplumunda büyük bir rahatsızlık uyandırmıştır” denilen dilekçede şunlar kaydedildi:

    “Milletvekilleri ve kanaat önderleri tarafından yapılan açıklamalar ile bu rahatsızlık dile getirilmiş ve erişimin engellenmesi kararının geri alınması talep edilmiştir. PİRHA’yı ilgiyle takip eden vatandaşlar ve Alevi toplumu tarafından da sosyal medyada “#pirhasusturulamaz” hashtagiyle yapılan paylaşımlarda Hatay 1.Sulh Ceza Hakimliği kararının bir an evvel kaldırılması talep edilmiştir.

    “KEYFİYET VAR”

    Hatay 1.Sulh Ceza Hakimliği’nin, milyonlarca kişi tarafından takip edilen ve Alevilerin sesi olan PİRHA hakkında vermiş olduğu erişim engeli kararına ilişkin olarak haklı tek bir gerekçe sunmamış olması, verilen kararın keyfiyetini açıkça ortaya koymaktadır. Nitekim, milyonlarca vatandaşın Anayasa ve Uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınan ve son derece önemli bir hak olan “haber alma hakkının” gerekçeden yoksun bir kararla engellenmiş olmasının keyfiyetten başka bir açıklaması bulunmamaktadır.

    Bir mahkeme kararının gerekçeden yoksun olması tek başına hukuksuzluğun izahı için yeterli iken, verilen kararın milyonlarca insanın “haber alma hakkına” doğrudan etki ettiği düşünüldüğünde hukuksuzluğun boyutu daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır.”

    Avukat Seyit Demir, Hatay 1.Sulh Ceza Hakimliği’ne ilgili kanunu da hatırlatarak, “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 34/1: “Hâkim ve mahkemelerin her türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında 230 uncu madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da gösterilir” dedi.

    Erişim engeli karar verilmesinin koşullarının da oluşmadığını belirten Avukat Seyit Demir, kararın hukuka, anayasaya ve uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu vurguladı.

    “HABERLER SUÇ UNSURU OLUŞTURMUYOR”

    Anayasa’nın 28. maddesinde basın özgürlüğünün koruma altına alındığı belirtilen dilekçede, PİRHA aleyhinde keyfi bir biçimde erişim engellemesi yapıldığı anlaşılmaktadır. PİRHA aleyhinde bugüne kadar herhangi bir dava açılmamış ve erişim engellemesi kararı verilmemiştir. Ayrıca, bir an için bu yönde yapılmış tespitlerin var olduğu düşünülse bile bu husustaki haber ve paylaşımların ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı, doğru ve gerçek haber paylaşmanın basın emekçilerinin öncelikli görevi olması nedeniyle, bu yönde yapılan haberlerin de suç unsuru oluşturmayacağını ifade etmek isteriz” ifadeleri yer aldı.

    “YARGI KARARI OLMADAN ERİŞİM ENGELİ VERİLMESİ BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ HAKKININ İHLALİDİR, ÖLÇÜSÜZDÜR”

    Dilekçede, “Pir Haber Ajansı’nın, yasalara aykırı bir şekilde haber paylaşımı yaptığı yönünde herhangi bir somut delil, tespit ve yargı kararı olmaksızın erişim engeli kararı verilmesi, basın özgürlüğü hakkının ihlal edildiğinin açık bir kanıtıdır. Bu anlamda PİRHA aleyhinde verilen erişim engellemesi kararının son derece ağır ve ölçüsüz bir karar olduğu da ortada olduğundan, sayın mahkemece Hatay 1.Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilen 08/03/2022 tarihli ve 2022/1028 D.iş sayılı kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep ederiz” denildi.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Kadınlar ‘Aysel Tuğluk için Özgürlük’ şiarıyla Kadıköy’de buluştu-VİDEO

    Kadınlar ‘Aysel Tuğluk için Özgürlük’ şiarıyla Kadıköy’de buluştu-VİDEO

    PİRHA- Tutuklu siyasetçi Aysel Tuğluk için Kadıköy’deki PTT binası önünde dilekçelerini yollamak için bir araya kadınlar, Adli Tıp Kurumu’nu ve Adalet Bakanlığı’nı tıp etiğine ve hukuka uygun davranmaya çağrısında bulunarak, “Aysel için geç kalmış olmak istemiyoruz. Gözyaşı dökmek istemiyoruz. Bugün, 6 bini aşkın kadının imzalarıyla dilekçelerimizi postalıyoruz, taleplerimizin, Aysel Tuğluk’un sağlığının ve tüm hasta tutsaklarının durumunun takipçisi olacağız” dedi.

    ‘Demans’ (hafıza yetimi) teşhisi konulan ağır hasta tutuklu HDP eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un sağlık durumunun yeniden incelenmesi için  Adli Tıp Kurumu’na (ATK) sevk edilmişti.

    Kadınlar, “Aysel Tuğluk için 1000 Kadın” kampanyası çerçevesinde 6 bini aşkın imzayla hazırladıkları dilekçeleri, Kadıköy Merkez PTT’den ATK ve Adalet Bakanlığı’na gönderdi.

    Ağır hasta tutuklu Aysel Tuğluk için Kadıköy’de yapılan açıklamaya polis izin vermedi. Kadınlar basın açıklamasını gerçekleştirerek alandan dağıldı.

    “TUĞLUK’UN TEDAVİ EDİLMESİ SAĞLANSIN”

    Aysel Tuğluk ve tüm hasta tutukluların serbest bırakılarak tedavi olmalarının sağlanması çağrısında bulunulan açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Aysel Tuğluk’a Özgürlük İçin 1000 Kadın diye yola çıktık. Bugün 54 ülkeden, Türkiye’nin neredeyse her kentinden 6000’den fazla kadın olarak bu sesi büyütüyoruz. Aysel Tuğluk’un yaşadığı ağır hastalığa ilişkin yetkili sağlık kurumlarının hazırladığı “cezaevinde kalamaz” raporlarının dikkate alınmasını, hukuka, insan haklarına uygun bir karar verilmesini, gözlem altına alınıp sonra tekrar cezaevine gönderilen Aysel Tuğluk’un derhal serbest bırakılarak tedavi olmasının sağlanmasını talep ediyoruz!

    Bugün bir kez daha İstanbul’dan yapıyoruz çağrımızı. Her şey için geç olmadan Aysel Tuğluk için ve onun şahsında tüm hasta mahpuslar için özgürlük istiyoruz. Adalet Bakanlığı, Adli Tıp Kurumu, Meclis Başkanlığı ve tüm sorumlulara görevlerini hatırlatıyor, Türk Tabipleri Birliği ve Türkiye Barolar Birliği’ne konunun takipçisi olma çağrısı yapıyoruz. Yetkililere, Aysel Tuğluk’un sağlığının geri dönülemez biçimde zarar görmesinden bizzat sorumlu olduklarını bir kez daha dile getiriyoruz.

    Bugün, 6 bini aşkın kadının imzalarıyla dilekçelerimizi postalıyoruz, taleplerimizin, Aysel Tuğluk’un sağlığının ve tüm hasta tutsaklarının durumunun takipçisi olacağız.”

     NE OLMUŞTU?

    “Demans” tanısı konulan HDP eski Eş Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk, 5 yılı aşkın süredir Kandıra F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuluyor. Tuğluk, 13 Eylül 2017’de annesi Hatun Tuğluk’u kaybetti. Hatun Tuğluk için Ankara’da yapılan cenaze törenine düzenlenen ırkçı saldırı ardından Tuğluk’un bedeni gömüldüğü yerden çıkartıldı ve memleketi Dersim’de toprağa verildi. Annesinin kaybından kısa bir süre sonra Aysel Tuğluk, sağlık sorunları yaşamaya başladı.

    Sevk edildiği Kocaeli Üniversitesi Hastanesi 15 Mart 2021’de Tuğluk’a demans tanısı koydu. KOÜ Adli Tıp Anabilim Dalı 12 Temmuz’da açıkladığı kesin raporunda ise; “Demansın ilerleyebileceğini, cezaevi koşullarında tıbbi destek ve bakımın yeterliliğinde sorun yaşanabileceğini, Tuğluk’un yaşamını bir başkasının yardımı olmaksızın sürdürmesinin mümkün olmadığını, zorunlu ihtiyaçları karşılayamayacağını, infazının ertelenmesi gerektiğini, infaz kurumunda hayatını yalnız idame ettiremeyeceğini” belirtti.

    Tuğluk, daha sonra İstanbul Adli Tıp Kurumu’na sevk edildi. ATK, iki saatlik incelemenin ardından “hayatını yalnız başına idame ettirebilir, tedavisi ve düzenli kontrolleri sağlanarak, cezaevinde infazına devam edilebilir” yönünde rapor vermişti. ATK raporu nedeniyle savcılık, infaz ertelenmesi talebini de reddetmişti.

    Tuğluk’un avukatı Reyhan Yalçındağ, üçüncü bir rapor verilmesi için başvuru yaptı ve Tuğluk 21 Aralık’ta yeniden hastaneye sevk edilmişti. Hastane ardından Tuğluk’un durumu ATK tarafından bir kez daha incelenecek.

    Tuğluk’un kötüleşen sağlık durumuna karşı kadınlar tarafından başlatılan imza kampanyasına uluslararası ve ulusal alanda birçok destek gelirken, kadınlar Tuğluk’un tahliye edilmesi için çağrıda bulundu.

    PİRHA-İSTANBUL

     

  • Failin annesi: Vali ve diğer yetkililerin bilgisinde oğlumuzu yurtdışına gönderdik

    Failin annesi: Vali ve diğer yetkililerin bilgisinde oğlumuzu yurtdışına gönderdik

    PİRHA- Gülistan Doku davasında baş şüpheli olan Zainal Abarakov’un annesi Cemile Yücer’in Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne yurt dışına çıkmak istediklerini ve bu nedenle haklarında uygulanan adli kontrol şartlarının kaldırılmasını talep ettiği bir dilekçe yazdığı ortaya çıktı. 

    5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamayan Gülistan Doku 752 gündür kayıp. Doku’ya ilişkin Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma başlatılsa da Doku’nun kaybolmasında şüpheli olan Zainal Abakarov’un şimdiye kadar kapsamlı bir ifadesine başvurulmadı.

    Cadde ve sokakları mobese kameralarıyla donatılmış kentte, Doku’ya ilişkin bir ize rastlanmazken, ailesi ve kadın örgütleri kapsamlı bir çalışma yapılarak Doku’nun bulunmasını ve faillerin cezalandırılmasını istiyor.

    Özgür Dersim Gazetesi’nin haberine göre, Gülistan Doku’nun katil zanlısı olduğu iddia edilen Rus uyruklu Zainal Abarakov’un annesi Cemile Yücer’in yakın bir zamanda Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) yurt dışına çıkmak istediklerini bu nedenle haklarında uygulanan adli kontrol şartlarının kaldırılmasını talep ettiği bir dilekçe yazdığı ortaya çıktı.

    Anne Cemile Yücer dilekçesinde, oğlu Zeynal Abakarov’u dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel ve diğer yetkililerin bilgisi dahilinde Rusya’ya gönderdiğini ancak olayın ortaya çıkmasından sonra İçişleri Bakanı’nın ricasıyla oğlunu tekrar Türkiye’ye getirdiğini belirtti.

    “YURTDIŞI YASAĞIMIZI KALDIRIN, BİZ BU ÜLKEDEN GİTMEK İSTİYORUZ”

    Oğlunu vali ve yetkililerin bilgisi dahilinde Rusya’ya gönderdiğini söyleyen anne Cemile Yücer, CİMER’e yazdığı dilekçede şu ifadeleri kullandı:

    “Olay medyada çıkmaya başlayınca İçişleri Bakanı, ‘Oğlunuzu Türkiye’ye getirin yoksa olaylar başlatacaklar’ dedi. Bizde onu kırmadık getirdik. Lütfen Cumhurbaşkanım, lütfen bizim yurtdışı yasağımızı kaldırın, biz bu ülkeden gitmek istiyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • Çevrecilerden, Muğla Menteşe’deki çimento fabrikasına tepki

    Çevrecilerden, Muğla Menteşe’deki çimento fabrikasına tepki

    Menteşe ilçesinde kurulmak istenen çimento fabrikasına tepki gösteren köylüler ve çevreciler, fabrikaya ruhsat veren Menteşe Belediyesi’ne ruhsatın iptali için dilekçe verdi.

    Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) Menteşe Meclisi, Menteşe ilçesinde yapımı planlanan çimento fabrikasına karşı Menteşe Belediyesi önünde basın açıklaması yaptı. Bayır Mahallesi’ne kurulmak istenen fabrikaya belediye tarafından verilen ruhsatın iptal edilmesini istenen çevreciler, belediyeye toplu dilekçe verdi.

    MUÇEP Menteşe Meclisi adına basın açıklamasını okuyan Mustafa Tuncaelli, firmanın ‘ÇED olumlu’ raporunun iptal edildikten sonra isim değiştirerek aynı kararı tekrar aldığını söyledi. Menteşe Belediyesi’nin projeyle ilgili odaların onayının alındığı yönündeki açıklamalarına da tepki gösteren Tuncaelli, “Hem Mimarlar Odası Muğla Şubesi’nin yaptığı açıklama, hem de Muğla Makina Mühendisleri Odası başkanının açıklaması bu konunun da söylendiği gibi olmadığını ortaya koymaktadır. Mimarlar Odası Muğla Şubesi Mesleki Denetimde Çevresel Etki Değerlendirilmesi Çekince Raporu’nda ‘raporda belirtiğimiz hususlar dikkate alınmaksızın söz konusu projenin uygulanması durumunda, çevresel etkileri bakımından giderilmesi olanaksız olumsuzluklar yaratacağı kanaatine varılmıştır ve 2011 yılı verilerine göre yapılmış bir ÇED raporunun, günümüz koşullarında değişen mevzuatlar da göz önüne alındığı zaman yeterli olması mümkün değildir’ diyerek yetkilileri uyarmıştır” dedi.

    Çimento fabrikası için ÇED ve Sağlık Etki Değerlendirme (SED) süreçlerinin başlatılması gerektiğini vurgulayan Tuncaelli, belediyeden de ruhsatın iptal edilmesini istedi.

    KÖYLÜLERDEN TEPKİ

    Açıklamada konuşan Destin köylülerinden Mehmet Özdemir de, projenin sürekli olarak önlerine gelmesinin kendilerini bunalttığını dile getirdi. Fabrika kurulmak istenen sahaya 200-300 metre mesafede zeytin ağaçları olduğunu kaydeden Özdemir, “Bu kanunsuzluktur. Belediye başkanları buna nasıl ön ayak oluyor. Köylüler olarak Çimento Fabrikasına hayır diyoruz. Az olabiliriz ama her zaman çoğuz” diye belirtti.

    Köylülerden Bekir Kaymak ise, yıllardır çimento fabrikalarına karşı mücadele ettiklerini söyledi. Bu fabrikanın açılması durumunda yeni fabrikaların önünün de açılacağını ifade eden Kaynak, “2000 yılından bu yana belediye başkanları çimento fabrikalarıyla yan yanalar, halkın yanında olmadılar” ifadelerini kullandı.

    Basın açıklamasının ardından çimento fabrikasına verilen yapı ruhsatının iptali için Menteşe Belediye Başkanlığı’na dilekçe verildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yaylakonak’taki Manganez Maden Ocağının tahribatının durdurulması için Valiliğe dilekçe

    Yaylakonak’taki Manganez Maden Ocağının tahribatının durdurulması için Valiliğe dilekçe

    PİRHA- Adıyaman merkeze bağlı Yaylakonak Beldesi Hançayı mevkiinde kurulan ve uzun zamandır faaliyet yürüten Manganez Maden Ocağının, belde doğasına yönelik ciddi tahribatlarının durdurulması için Adıyaman Valiliği, Adıyaman Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ve DSİ 20. Bölge Müdürlüğü’ne dilekçe verildi.

    Adıyaman merkeze bağlı Yaylakonak Beldesi Hançayı mevkiinde kurulan Manganez Maden Ocağına yöre halkının tepkisi sürüyor. Yurttaşlar, maden ocağının yaşam alanlarını yok edeceği endişesini dile getiriyorlar.

    2016 yılında Yaylakonak Beldesi Hançayı mevkiinde yakınlarında  maden ocağı açılmak için “ÇED gerekli değildir” kararı verilmişti.

    Köy muhtarları bu karara karşı dava açarken, bölgede herhangi bir envanter çalışması yapılmadığı ve koruma altına alınmadığı için doğanın ve yaşam alanlarının tahrip edilmesinin kaçınılmaz olduğu görüşü hakim.

    Bölge halkı endemik bitki ve doğal sit alanları olan alanda maden arama sırasında kullanılan kimyasalların insan ve canlı yaşamına tehdit oluşturduğu ve köylerini yaşanmaz hale getirdiğini ifade etti.

    “HEYALANLAR MEYDANA GELMEKTE, AĞAÇLAR YOK OLMAKTA”

    Yurttaşlar insan sağlığına ve doğaya zarar vermeye devam eden Manganez Maden Ocağının doğa katliamına müdahale edilmesi çağrısında bulunarak, Adıyaman Valiliği, Adıyaman Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ve DSİ 20. Bölge Müdürlüğü’ne dilekçe verdi.

    Dilekçelerde, söz konusu şirket faaliyetlerinin verilen ruhsat, izin ve yasal mevzuat çerçevesinde yapılması gerekmekte iken, bunun aksine eylemlerde bulunduğuna ve maden alanının belli alanlarında büyük oranda heyelanlar meydana geldiğine vurgu yapıldı. Ayrıca alandaki çam, badem, alıç, ahlat, akasya vb. ağaçlar yok olmaya devam ettiğine işaret edildi. Tahribatlar sonucunda tarım ve hayvancılık ile geçimini sağlayan belde halkının hayvanlarını otlatma sahalarının yok edildiğine de dikkat çekildi.

    Dilekçenin devamında Adıyaman ili Merkez Yaylakonak Beldesi Hançayı Mevkii, 122 ada, 97 parsel sayılı taşınmazda ilgili şirket tarafından yürütülen ve çevre ve insan sağlığı yönünden tehlike yaratan “madencilik faaliyetleri” bakımından gerekli inceleme ve denetimlerin yapılmasını ve bununla  birlikte idarece yapılacak inceleme ve denetimlerin sonucuna göre gerekli yasal cezai yaptırımların uygulanması talep edildi.

    PİRHA/ADIYAMAN

     

     

  • Sezgin Kartal’dan hapis kararına itiraz: Hukuksuzluğu önlemek hakimlerin de görevi-VİDEO

    Sezgin Kartal’dan hapis kararına itiraz: Hukuksuzluğu önlemek hakimlerin de görevi-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Esenler Şubesi üyesi ve Karşı Mahalle muhabiri Sezgin Kartal’a, 2015 yılında Suriye’de Alevi köyü olan İştebrak’ta El Nusra yaptığı katliamı protesto eylemine katıldığı için verilen hapis cezasının iptal edilmesi için Çağlayan Adliyesi’nde mahkemeye itiraz dilekçesi verdi. Kartal’a destek veren bazı Alevi kurum temsilcileri ve Milletvekili Ali Kenanoğlu, Alevi katliamına karşı çıktığı için Kartal’a hapis cezası verilmesine tepki gösterdiler. 

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ( PSAKD ) Esenler Şubesi üyesi ve Karşı Mahalle muhabiri Sezgin Kartal’a, 2015 yılında Suriye’de Alevi köyü olan İştebrak’ta El Nusra terör çetelerinin yaptığı katliamı protesto eylemine katıldığı için 18 ay, 22 gün ertelemesiz hapis cezası verildi.

    Bugün İstanbul Çağlayan Adliyesi’ne Alevi kurum temsilcileriyle giden Sezgin Kartal, hapis cezası kararına itiraz dilekçesini mahkemeye sunarak, verilen cezanın iptal edilmesi talep edildi.

    Adliye önünde toplanan Pir sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) İstanbul şubeleri başta olmak üzere bazı Alevi kurum temsilcileri, HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, Can TV ve PİRHA yöneticileri Sezgin Kartal’a destek verdi. “Aleviler vardır, Alevilik haktır” şeklinde sloganlar atıldı.

    AYDIN DENİZ: BİZİ SİNDİRMEK ADINA HAPİSHANELERE TIKIYORLAR

    Burada bir açıklama yapan Eski Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, “Katledilen müslümanlar için dava açılmazken, söz konusu Aleviler olduğunda, Alevilerin sesi çıktığında bizi adalet saraylarının içine tıkıyorlar. Bizi sindirmek adına hapishanelere tıkıyorlar. Son zamanlarda Alevi hareketinde her yapılan açıklama veya paylaşıma ceza verme niyetlerini bir kez daha ortaya koymuşlardır” dedi.

    HÜSEYİN AĞÇAL: ALEVİ KATLİAMINA KARŞI ÇIKMAK İNSANLIK GÖREVİDİR

    PSAKD MYK Üyesi Hüseyin Ağçal da, “El Nusra, IŞİD gibi cihatçı katillere Suriye halkı karşı durdu ve bu süreci sonlandırmak üzereler. Ancak Suriye’de açık bir şekilde desteklenen El Nusra, IŞİD’çi katiller Alevi köylerine girerek çoluk çocuk demeden katletmişlerdir. Bu katliama karşı Türkiye’nin her tarafında Alevi kurumları sokağa inip bu katliamı protesto etmişlerdir. Bu katliama ortak olan herkesi de lanetlemişlerdir. Katliama karşı çıkmak insanlık görevidir. İnsanlık görevi yargılanamaz. Sezgin Kartal’a ve arkadaşlarımıza sahip çıkıyoruz” dedi.

    ERDAL SAĞIR: BİZ ALEVİLERİN KOLLANMASINI, SAVUNULMASINI İSTİYORUZ

    Sarıgazi Cemevi Başkanı Erdal Sağır da yaptığı konuşmada, “Biz Alevilerin Suriye’de bu topraklarda, Balkanlarda savunulmasını, kollanmasını istiyoruz. Başımıza ne geleceğini bilmediğimiz bir ülkedeyiz. Sezgin arkadaşımızın yanındayız” diye konuştu.

    ALİ KENANOĞLU: EY HÜKÜMET SİZ KİMDEN YANASINIZ?

    Bir konuşma yapan HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ise, El Nusra, IŞİD gibi cihatçı çetelerin hepsinin aynı olduğunu, aynı zihniyete sahip olduklarının altını çizdi.

    Kenanoğlu, “Bugün de ÖSO içinde aynı çeteler orada faaliyet yürütüyorlar ve orada halkların ortak yaşamına kastediyorlar. Oradaki Kürtlerin, Alevilerin Suriye’de kendi halklarına yönelik, kendi savunmalarına yönelik oluşturdukları çözümlere karşı katliam uygulayan bir tavır sergiliyorlar. Aleviler katlediliyor. Dolayısıyla oradaki Alevilerin katledilmesine karşı bu topraklarda yaşayan Aleviler de tepki gösteriyor. Bu tepkiye karşı soruşturma açılıyor. Burada sorarlar, ‘siz kimden yanasınız?’ Ey hükümet siz kimden yanasınız?” diyerek tepki gösterdi.

    SEZGİN KARTAL: SESSİZ KALDIĞIMIZ SÜRECE İNSANLAR KATLEDİLİYOR

    PSAKD Üyesi ve Karşı Mahalle Muhabiri Sezgin Kartal da, “Sessiz sedasız katliamlara boyun eğmesini beklemek nasıl bir akıldır? Tarihin her safhasında Aleviler, hak savunucuları doğadan yana, hayvanlardan yana, insanlardan yana olanlar sessiz kalamazlar. Sessiz kaldığımız sürece insanlar öldürülüyor. Sessiz kaldığımız sürece doğa katlediliyor” dedi.

    “VERİLEN CEZA EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜNÜN İDDİANAMESİYLE İLGİLİ”

    Kartal şunları kaydetti:

    “Bizler, 2015 yılında katliam olduğunda sokağa çıkıp bu katliamın durdurulmasını istedik. İnsanca yaşamı savunanlar mahkeme kapılarına getiriliyor. Bunun karşısında hapis cezasıyla karşı karşıya kalıyoruz. Yürüyüşten dolayı dava açılıyor. Başta sosyal medya paylaşımları ve çeşitli örgütler türetilip oradan propaganda cezası veriliyor. Ama hiç bir duruşmada mahkeme heyetinin tek bir sorusu olmadı bu konuda. Ancak verilen ceza emniyet müdürlüğünün hazırladığı iddianamenin olduğu gibi karar dosyasına konulmasıdır. Ey mahkeme heyeti, ey hakimler! Siz iddia makamının iddiasını hiç okumadınız mı? Buradan nasıl bir suç devşiriyorsunuz? Bu hukuksuzluğun önüne geçmek aynı zamanda hakimlerin de görevidir.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • MEB’den velilere ‘imam hatip’ dilekçesi

    MEB’den velilere ‘imam hatip’ dilekçesi

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) öğrenci ve velilerin gelecek yıl için tercihlerini öğrenmek amacıyla çalışmalara başladı. Veliler, çalışmayı ‘fişleme’ olarak yorumlayarak okul yönetimlerini şikayet ettiler.

    MEB Temel Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerine gönderilen yazıda, 2020-2021 eğitim öğretim yılında ortaokul 5, 6, 7 ve 8. sınıflarda okuyacak öğrencilerin seçmeli derslerini bir yıl öncesinden belirlenmesi talep edildi. İşlemin gerekçesi de “Okullarda en az 10 öğrencinin aynı dersi seçmesi durumunda ilgili seçmeli ders okutulabilmesi” ve “Yeterli sayıda öğretmenin bulunmadığı derslerin seçilmesi hâlinde öncelikle diğer okullardan maaş/ek ders karşılığı görevlendirmeler yoluyla öğretmen temin edilmesi”, “mümkün olmadığı hâllerde de ücretli öğretmen görevlendirilmek suretiyle bu dersler açılıp okutulabilmesi” olarak açıklandı. Birçok ilkokulda okul yönetimlerinin 4. sınıftan ortaokula yani 5. sınıfa geçiş yapacak öğrencilere imam hatip tercihlerini ölçmek için tek yönlü dilekçeler verildiği öğrenildi.

    VELİLERDEN ‘DİLEKÇE’ TEPKİSİ

    Cumhuriyet’ten Ozan Çepni’nin haberine göre, Bakanlığın talimatları kapsamında “Ortaokul 5. Sınıfta Okuyacak öğrenciler İçin Seçmeli Ders Dilekçe Örneği”nin iki farklı okul türünü de kapsaması gerekiyor. Ancak kontenjanları boş kaldığı için tartışılan imam hatiplere yönelik veli tercihinin ölçülmesi amacıyla birçok okulda velilere sadece “İmam hatip Ortaokulu İçin Haftalık Seçmeli Ders Seçim Tablosu” gönderildiği öğrenildi. Çocuklarla evlere taşınan dilekçe ile birlikte velilerden imam hatiplere gidecek öğrencilerin formu doldurması, tercih etmeyecek ailelerin ise okullara gelerek diğer dilekçeleri almaları istendi. Uygulamaya tepki gösteren birçok velinin de dilekçe işlemini “fişleme” ya da bir “anket çalışması” olduğunu değerlendirerek okul yönetimlerini şikayet ettiği ömeb

    dilekçeğrenildi.