Etiket: DİN DERSLERİ

  • Dinci vakıflardan Dersim’deki okullara eğitim müdahalesi: İzin vermeyeceğiz!

    Dinci vakıflardan Dersim’deki okullara eğitim müdahalesi: İzin vermeyeceğiz!

    PİRHA-Dinci vakıflar Dersim’deki okulları gezerek dini faaliyetlere yönelik eğitim veriyor. Konuyla ilgili açıklamada bulunan Eğitim Sen Dersim Şubesi, Pazartesi ve Salı günleri Dersim’de dinci-gerici bir vakfın okulları gezerek vakfın tanıtımını yapmaya çalıştığını söyleyerek, “Tüm velileri, eğitim emekçilerini ve demokrasi güçlerini bu gerici müdahalelere karşı birlik ve dayanışma içinde hareket etmeye çağırıyoruz” dedi.

    Eğitim Sen Dersim Şubesi, dinci vakıfların okullara giderek dini amaçlı eğitim verdikleri yönünde bir açıklama yaptı. Milli Eğitim Bakanlığı ve dinci vakıf ve kuruluşlar tarafından imzalanan protokolün ardından okullarda faaliyetlerinin arttığını belirten Eğitim Sen Dersim Şube Sekreteri İlhan Öner, bu tür faaliyetlerin okullarda dinci ve gerici anlayışı amaçladığının kanıtı olduğunu belirtti.

    “MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI VE DİNCİ VAKIFLAR ARASANDA İMZALANAN PROTOKOLDEN SONRA OKULLARDA DİNCİ FAALİYETLER ARTMAYA BAŞLADI”

    AKP iktidarının okulları siyasi ve ideolojik bir araç haline getirerek, öğrencilere ve eğitim anlayışına müdahale ettiğini ifade eden İlhan Öner, “Bu müdahalelerin en somut örneklerinden biri, geçtiğimiz pazartesi ve salı günleri Dersim’de dinci-gerici bir vakfın okulları gezerek vakfın tanıtımını yapmaya çalışmasıdır. Devletin laik ve bilimsel eğitimi koruması gerekirken, dinci yapılanmalara okullarda propaganda yapma imkânı tanınması, bu müdahalenin ne kadar sistematik ve bilinçli bir şekilde yürütüldüğünü göstermektedir. Özellikle, Milli Eğitim Bakanlığı ile dinci vakıflar arasında imzalanan protokoller, bu tür faaliyetleri meşrulaştırmakta ve eğitim kurumlarımızı gerici anlayışlarla şekillendirmeyi amaçlamaktadır. Oysa eğitim, bireyin tüm yeteneklerini özgürce geliştirebileceği, bilimsel bilgiye ve eleştirel düşünceye dayalı bir süreç olmak zorundadır” diye ifade etti.

    “ALEVİLERİN YOĞUN YAŞADIĞI DERSİM’DE BU TÜR FAALİYETLER ASİMİLASOYUNUN BİRER PARÇASIDIR”

    AKP iktidarının farklı inanç, kültür ve dillere yönelik sistematik tahammülsüzlüğünün olduğunu ifade eden İlhan Öner, bu tür uygulamaların amacı farklı kültürleri ve inançları tek tipleştirmeye yönelik olduğunu söyledi.

    İlhan Öner, açıklamasının devamında şunları ifade etti:

    “ İktidar, toplumu tek tipleştirmek için her yolu denemekte, kendi siyasal-ideolojik doğrularını zorla kabul ettirmeye çalışmaktadır. Dersim gibi Alevi kültür ve inancının hâkim olduğu bir kentte, dinci ve gerici vakıfların okullara girebilmesi, devlet eliyle yürütülen asimilasyon politikalarının açık bir göstergesidir. Eğitim, bir toplumun kimliğini ve değerlerini özgürce yaşatmasının en önemli aracıdır; ancak bugün eğitim sistemi, farklı inançları ve kültürleri yok sayan bir anlayışla yeniden şekillendirilmek istenmektedir. Türkiye’nin, AKP yönetimi altında, dünyanın en geri demokrasileri arasında anılması da tam olarak bu baskıcı ve tekçi anlayışın bir sonucudur. Oysa demokrasi ve özgür düşünce, ancak çok sesliliğe, farklı kimlik ve inançlara saygıya dayanan bir ortamda yeşerebilir.”

    “VAKIFLARIN VERDİĞİ ÜCRETSİZ KURSLAR VE BURSLAR YOKSUL AİLELERE BİR SEÇENEK GİBİ SUNULMAKTA”

    Dinci vakıfların ekonomik krizi fırsata çevirerek yoksul aile çocuklarına burs ve ücretsiz eğitim adı altında faaliyet yürüttüklerine dikkat çeken İlhan Öner, “Bununla birlikte, eğitim sistemindeki bu gerici dönüşüm yalnızca ideolojik bir mesele değildir. Bu sürecin en büyük besleyicisi, AKP’nin ülkeyi sürüklediği derin ekonomik krizdir. Yani halkın ekonomik çıkmazı, gerici örgütlenmelerin yayılmasına uygun bir zemin yaratmaktadır. Eğitim giderek paralı hale getirilirken, devlet eliyle desteklenen dinci vakıfların sunduğu “ücretsiz” kurslar ve burslar, yoksullaştırılan halk için bir seçenek gibi sunulmaktadır. Oysa bu yoksulluğun temel sebebi, bizzat AKP’nin yürüttüğü ekonomik politikalar ve kamu kaynaklarının tarikatlara, cemaatlere, vakıflara aktarılmasıdır” ifadesinde bulundu.

    “AİLELERE ÖNEMLİ ROL DÜŞÜYOR”

    Eğitim sürecinde ailelere de önemli bir rol düştüğünü söyleyen İlhan Öner, açıklamada şunları dile getirdi:

    “Bununla birlikte, mücadelemiz yalnızca okullarla sınırlı kalamaz. Eğitim, evde başlar. Çocuklarımızın dilini, kimliğini ve inancını doğru, çok yönlü ve eleştirel bir perspektifle kavraması, onları farklı ideolojik yönlendirmelere karşı daha dirençli kılacaktır. Velilerimizin önce kendileri bu konularda bilinçlenmesi; ardından çocuklarını laik, bilimsel ve demokratik değerler temelinde yetiştirmesi, geleceğimizi aydınlatmak için en önemli adımdır. Çocukların eğitim sürecinde özgür bireyler olarak yetişmeleri, onların yalnızca akademik başarılarını değil, aynı zamanda ahlaki, zihinsel ve duygusal gelişim süreçlerini de güçlendirecektir. Bu bilinç, ancak baskıcı ve dayatmacı yöntemlerle değil, empati, özgür irade ve diyalog yoluyla inşa edilebilir.”

    GERİCİ MÜDAHALELERE KARŞI ÖRGÜTLENME ÇAĞRISI

    Eğitim Sen Dersim Şubesi olarak, öğrencilerimizin özgür, eleştirel ve bilimsel düşünce yeteneklerini geliştirmelerini savunmaya kararlıyız. Çünkü eğitim, yalnızca bireysel bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal bir mücadeledir. Her öğrencinin kendini gerçekleştirme ve topluma katkı sunabilme potansiyeli, ancak eşit, bilimsel ve demokratik bir eğitim anlayışıyla mümkündür. Tüm velileri, eğitim emekçilerini ve demokrasi güçlerini bu gerici müdahalelere karşı birlik ve dayanışma içinde hareket etmeye çağırıyoruz. Birlikte olduğumuz sürece, gerici ve piyasacı eğitim politikalarına karşı durabiliriz. Bir kez daha, çocuklarımızın özgür ve aydınlık geleceği için mücadeleden asla vazgeçmeyeceğimizi ifade ediyoruz.”

    PİRHA/DERSİM

     

  • Yeni ders yılı büyük sorunlarla başladı

    Yeni ders yılı büyük sorunlarla başladı

    PİRHA- Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı ilk ve ortaöğretim kurumlarındaki yaklaşık 20 milyon öğrenci için tatil sona erdi. Ana sınıfı ve 1. sınıfların ardından 2024-2025 eğitim-öğretim dönemi tüm kademelerde bugün başladı. 

    Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı ilk ve ortaöğretim kurumlarındaki yaklaşık 20 milyon öğrenci ve 1,2 milyona yakın öğretmen için 2024-2025 eğitim öğretim yılı başladı. 81 ilde bugün itibarıyla merkez ve tüm ilçelerde eğitim öğretim kaldığı yerden devam edecek ve bu kapsamda 20 milyon öğrenci, 1 milyon 200 bin öğretmenle dersbaşı yapıyor.

    Yeni ders yılı, her yıl olduğu gibi birçok sorunla başladı. En büyük problem ise yeni müfredat.

    Bu kapsamda, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamındaki yeni müfredat, anasınıfı ile 1, 5 ve 9. sınıflarda ilk kez uygulanacak.

    Eğitimde geçen yıl yapılan müfredat değişikliğinin ilk uygulamaları bu yıl 1., 5. ve 9. sınıfta hayata geçirilerek, ‘erdemli insan’ yetiştirme adı altında çocuklara din dayatılacak. Ayrıca bugün okullarda işlenecek Çanakkale ve Gazze konuları da bunun ilk adımı olacak.

    Zorunlu din dersleri, Alevi çocuklar için büyük sorun olmaya devam edecek. Alevi çocukların din derslerinden muaf tutulması kararı veren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu kararı yıllardır AKP hükümeti tarafından uygulanmıyor.

    Kürt çocuklar için ise ana dilde eğitim talebi hala sürüyor. Hükümet bu talepleri görmezden geliyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin Eğitim-Sen: Din derslerinin ‘zorunlu seçmeli’ hale getirilmesi kabul edilemez

    Mersin Eğitim-Sen: Din derslerinin ‘zorunlu seçmeli’ hale getirilmesi kabul edilemez

    PİRHA- Seçmeli ders takvimi işlemeye devam ediyor. Konuya dair açıklama yapan Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül, bazı okul yöneticilerinin öğrencilere, velilere bilgilendirme yapmadan, onlar adına ders seçimi yaptığını, seçilen dersleri velilere imzalatma çabası içine girdiğine işaret etti.  

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) ve il Milli Eğitim Müdürlükleri, seçmeli dersleri eşit koşullarda tanıtması gerekirken, dini içerikli derslerin seçilmesi için çalışma yürütüp, velileri teşvik ediyor.

    Alevilerin zorunlu din dersinin kaldırılması için verdiği hukuksal mücadele sonucu Alevi öğrencilere verilemeyeceği yönünde karar olmasına karşın uygulanmazken, aynı zamanda din derslerinin sayısı arttırılıyor.

    2021-2022 Eğitim-Öğretim yılı için seçmeli ders tercihi dönemi 04 Ocak Pazartesi günü başladı, 21 Ocak Cuma gününe kadar devam edecek.

    MEB, İl Milli Eğitim Müdürlükleri üzerinden, uzaktan eğitimin sürdüğü dönemde boş durmayarak, internet üzerinden çalışmalar yürütüp, tüm dersler yerine din derslerini seçmeleri için yönlendirme yapıyor.

    “BAZI DERSLERİN ‘ZORUNLU SEÇMELİ’ HALE GETİRİLMEK İSTENMESİ KABUL EDİLEMEZ”

    Eğitim-Sen Mersin Şube Yürütme Kurulu seçmeli derslere dair basın açıklaması yaptı. Şube Başkanı Mahmut Sümbül tarafından okunan basın açıklamasında, “Geçmişte yaşanan ve öğrencilerin iradesini ipotek altına alan uygulamalarının yaşanmaması, bu dönem seçmeli derslerin belirlenmesi ve öğrencilerin özgür iradesiyle seçim yapabilmeleri konusunda çok daha dikkatli olunması gerektiği açıktır” dedi.

    Seçmeli ders tercihlerinde temel ölçütün öğrencinin ilgisi ve yetenekleri olması gerekirken, her ders seçme döneminde öğretmen norm durumu ve fiziki olanakların yetersizliği gerekçe gösterilerek, sadece önceden belirlenmiş bazı derslerin seçilmesini istemenin çelişkili bir durum olduğuna dikkat çeken Sümbül, “Yıllardır sınırlı sayıda seçmeli derse sıkıştırılan seçmeli ders uygulaması, sınav odaklı eğitim sistemi nedeniyle ağırlıklı olarak matematik, İngilizce, spor etkinlikleri, bilim uygulamaları alanlarıyla dini içerikli derslerle sınırlı olmanın ötesine geçmemektedir. Geçmişte yaşandığı gibi bazı derslerin öğrencilerimiz için ‘zorunlu seçmeli’ hale getirilmek istenmesi kabul edilemez” diye konuştu.

    “HER TÜRLÜ SİYASAL VE İDEOLOJİK YÖNLENDİRMENİN  KARŞISINDA DURACAĞIZ”

    Sümbül, seçmeli dersler, öğrencilerin hayata hazırlanması, demokrasi kültürünü özümsemesi, ilgi ve yeteneklerini ortaya çıkarması açısından önemli olduğuna işaret ederek, şunları söyledi:

    “Seçmeli derslerin okul programlarının ayrılmaz bir parçası olarak öğrencilerin gelişimlerine destek olması, ayrıca bilişsel (bilgi, beceri), duyuşsal (ilgi, tutum) ve sosyal gelişimlerine katkı sağlaması gerekmektedir. Bütün bu bilimsel gerçekleri göz ardı ederek, iktidarın siyasal-ideolojik hedeflerine göre hareket eden eğitim yöneticileri suç işlemiş olacaktır”

    Geçtiğimiz yıllarda ve şimdi bazı okul yöneticileri öğrencilere, velilere bilgilendirme yapmadan, onlar adına ders seçimi yapmış, sonrasında seçilen dersleri velilere imzalatma çabası içine girmiştir. Önümüzdeki dönem benzer uygulamaların olması halinde, velilerimizin Türkiye’nin 81 ilinde bulunan 105 Eğitim-Sen şubesine başvurmaları halinde sendikamız gerekli adımları atacaktır. Seçmeli ders seçimi sürecini yakından takip ettiğimiz, atılan her hukuksuz adımın karşısında olacağımız bilinmelidir.

    Geçmişte defalarca yapıldığı gibi veli ve öğrenciler adına ders seçen okul yöneticileri suç işlediklerini bilmeli ve ona göre hareket etmelidir. Seçmeli derslerin belirlenmesi sürecinde hangi nedenle olursa olsun mağdur edilen veli ve öğrencilerimizin yanında olacağımızı bir kez daha belirtiyor, eğitim politikalarına ilişkin her konuda olduğu gibi, bu konuda da her türlü siyasal ve ideolojik yönlendirmenin  karşısında duracağımızın bilinmesini istiyoruz.”

    PİRHA/MERSİN

     

  • Gürbüz: Okul öncesi sınıflara din dersi dayatması çok büyük trajediler yaratır!-VİDEO

    Gürbüz: Okul öncesi sınıflara din dersi dayatması çok büyük trajediler yaratır!-VİDEO

    PİRHA- Eğitim Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Ramazan Gürbüz, Cumhurbaşkanlığı sarayında yapılan 20. Eğitim Şûrası’nda gündeme gelen ‘okul öncesi sınıflarda zorunlu din dersi’ önerisini “Bu ülkeye yapılacak en büyük kötülük” sözleriyle eleştirdi. Gürbüz, “Dinsel eğitim meselesi Türkiye’de sadece Eğitim Sen’in değil, tüm emek, demokrasi güçlerinin sorunu olmalıdır” diye de ekledi.

    Milli eğitim sistemi için tavsiye kararları almak üzere 7 yıl aranın ardından 1-3 Aralık’ta toplanan 20. Milli Eğitim Şurası, tartışmaları da beraberinde getirdi. Milli Eğitim Bakanlığı’na ulaşan öneriler arasında, okul öncesi sınıflar için din dersinin gündeme gelmesi, Alevi kamuoyu ile birlikte laik ve bilimsel eğitim mücadelesi veren kesimlerin tepkisine neden oldu.

    Ana teması “Eğitimde Fırsat Eşitliği” olan 20. Milli Eğitim Şurası’na ilişkin Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Örgütlenme Sekreteri Ramazan Gürbüz, değerlendirme yaptı. Gürbüz, “Milli Eğitimin devasa büyük sorunları var. Bu sorunların taraflarınca özgür bir ortamda tartışılması gerekir ki bunun adı şûra olsun” yorumunda bulundu.

    “ŞÛRA İLE UZAKTAN YAKINDAN İLGİSİ YOK!”

    Ramazan Gürbüz, “Şura adı altında yapılan bu bir araya gelişin şura ile uzaktan yakından bizce ilgisi yoktur” diyerek şunları söyledi:

    “Aslında eğitimin sorunlarını değil ‘dinsel eğitimi nasıl kurumsallaştırırız’ın tartışması ve kararının alındığı bir yer oldu.

    Türkiye’de dünden bugüne Eğitim-Sen olarak sürdürdüğümüz demokratik, laik, bilimsel, parasız, kamusal, anadilinde eğitim mücadelemizi kesintisiz sürdüreceğiz. Bir defa şunun altını çizelim ki bir ülkede laik eğitim yoksa demokrasi olmaz. Bir ülkede laik eğitim yoksa bilimsel eğitim ve kamusal eğitim de olmaz. O nedenle burada yapılmak istenenin açık ve net olduğunu bizler görüyoruz. 20 yıllık AKP-MHP bloku, Türkiye’de eğitimin içeriğini tamamen dinselleştirmiştir zaten. Bu sadece imam hatipler eliyle değil, diğer bütün okulları da seçmeli dersler adı altında dinselleştirmiştir.”

    “ÇOK BÜYÜK TRAJEDİLER YARATIR”

    Ramazan Gürbüz, Diyanet’in, Milli Eğitimi dizayn etmek gibi bir çabası olduğunu da sözlerine ekledi. Gürbüz, dinsel eğitim meselesinin, tüm demokrasi güçlerinin sorunu olması gerektiğini de söyleyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Bizce Diyanet kaldırılmalıdır ama bu haliyle bile işi Milli Eğitim’e fetva vermek değildir. Bir süre önce Diyanet İşleri Başkanlığı, okul öncesi öğrencilerine dinsel içerikli eğitim verilmesini kamuoyunda dillendirdi. Diyanet, burada kimi cemaat ve tarikatlar tarafından verilen bu eğitimin zorunlu eğitim kapsamında görülmesini istedi. Bu son derece tehlikelidir. Ülkemiz farklı inanç ve kültürlerin bir arada yaşadığı bir ülkedir. Onun için bu tür eğitimi kabul etmemiz mümkün değil. Konu, Milli Eğitim Bakanına sorulduğu zaman ‘Bu bir tavsiye kararıdır. Bunu uygulayıp uygulamamak bize kalmıştır’ gibi bir ifade kullandı ama bunun bakanlığın bilgisi dışında gelişen bir süreç olmadığını biliyoruz.

    Milli Eğitim Bakanlığı, olaya pedagojik açıdan eğer bakamıyor ise bu büyük bir faciadır. Okul öncesi çocukların, asla soyut düşünemeyeceği bir yaş grubunda bu tür soyut kavramların verilmesi çok büyük trajediler yaratır.

    Edilgen, pasif, sorgulamayan, neden-sonuç ilişkisi kuramayan bir kuşak yetiştirmek istiyorlar. Söz konusu olan bu ülkeye yapılacak en büyük kötülüktür.

    Dünyada eğitim alanında başarı oranları açıklanıyor ve Türkiye hep sonlarda yer alıyor. Yani bizim çocuklarımız genetik olarak çok mu geride duruyor? Böyle bir şey yok. Tamamen eğitim ikliminin tekçi, gerici, ezberci, sınav endeksli bir biçimde yürütülmesinden kaynaklı. O nedenle dinsel eğitim meselesi Türkiye’de sadece Eğitim Sen’in değil, tüm emek, demokrasi güçlerinin sorunu olmalıdır. Bu soruna topyekün velilerimizle, demokratik kitle örgütleri ile siyasal partilerle dikkatli bir şekilde uyanık olmak gerekir. Bu sürecin derhal demokratik, laik, bilimsel, anadilinde eğitim noktasında bir sürece evrilmesi çabası sürdürülmelidir.”

    Eren GÜVEN-Melis CİDDİOĞLU/ANKARA 

  • Bazı okullarda zorunlu din dersi sayısı 4’e çıkarıldı

    Bazı okullarda zorunlu din dersi sayısı 4’e çıkarıldı

    PİRHA- Türkiye’de pek çok okulda seçmeli lanse esilen din dersleri öğrencilerinin ve ailelerin iradesi dışında okul idaresi tarafından zorunlu kılınıyor. Bu okullardan biri de Nazilli’de Nahit Menteşe Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi. 

    Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) ‘seçmeli ders’ adı altında dini içerikli ders dayatması sürüyor.

    BirGün gazetesinde yer alan habere göre, Aydın Nazilli’de de çocuklara ders seçimi yaptırılmadı. Ders seçimi yapabilen öğrenciler de ‘seçmemesine’ rağmen idare tarafından dayatılan din derslerine girdi. Nahit Menteşe Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde öğrencilerin seçmemesine rağmen programda Kur’an-ı Kerim, Peygamberimizin Hayatı ve Temel Dini Bilgiler dersleri yer aldı. Bu dini içerikli derslere giren ücretli öğretmenlerin, 2 yıllık ilahiyat mezunu olduğu iddia edildi.

    Elazığ Atatürk Anadolu Lisesi’nde de seçmeli ders adı altında öğrencilere haftada 7 saat din dersi dayatılıyor. Seçmeli ders olmasına rağmen ne öğrencilere ne de velilere herhangi bir bilgi verilmeden ‘Kuran’ı Kerim, Peygamberimizin Hayatı, Temel Dini Bilgiler’ dersleri okul yönetimi tarafından seçilmiş. Din dersi saati diğer ders saatlerinden fazla.

    (HABER MERKEZİ)

  • Anne, okulda çocuğuna 7 saat zorunlu din dersi verilmesine isyan etti-VİDEO

    Anne, okulda çocuğuna 7 saat zorunlu din dersi verilmesine isyan etti-VİDEO

    PİRHA-Elazığ Atatürk Anadolu Lisesi’nde seçmeli ders adı altında öğrencilere haftada 7 saat din dersi verildi.  Atatürk Anadolu Lisesi’nde okuyan çocuğunun haftada 7 saat din dersi almasını istemediğini belirten Fergül Berk, “Türkçe ve matematik dersleri haftada 6 saat iken din dersi 7 saat, çocuklar okulda ne öğrenecek? Seçmeli ders olmasına rağmen kimseye bir şey söylemeden çocuklara bu dersleri vermişler” dedi.

    Alevilerin zorunlu din dersinin kaldırılması için verdiği hukuksal mücadele hala sonuç vermedi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Alevi öğrencilerin din derslerinden muaf olması yönünde verdiği kararı AKP hükümeti yıllardır uygulamıyor. Zorunlu din dersi kaldırılsın derken din dersi sayısı artırıldı. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), İl Milli Eğitim Müdürlükleri üzerinden öğrencilerin din derslerini seçmeleri için yönlendirme yapıyor.

    Elazığ Atatürk Anadolu Lisesi’nde seçmeli ders adı altında öğrencilere haftada 7 saat din dersi dayatıldı. Seçmeli ders olmasına rağmen ne öğrencilere ne de velilere herhangi bir bilgi verilmeden ‘Kuran’ı Kerim, Peygamberimizin Hayatı, Temel Dini Bilgiler’ dersleri okul yönetimi tarafından seçilmiş. Din dersleri saati diğer tüm derslerden daha fazla.

    TÜRKÇE MATEMATİK 6 SAAT, DİN DERSLERİ 7 SAAT

    Atatürk Anadolu Lisesi’nde okuyan çocuğunun haftada 7 saat din dersi almasını istemeyen Fergül Berk, PİRHA’ya konuştu.

    Diğer okullarda haftada iki saat ama Atatürk Lisesi’nde hafta da 7 saat din dersinin verildiğini söyleyen Berk, “Türkçe ve matematik dersleri haftada 6 saatken din dersi 7 saat. Çocuklar okulda ne öğrenecek. Seçmeli ders olmasına rağmen kimseye bir şey söylemeden çocuklara bu dersleri vermişler. Çocuğumun haftada 7 saat din dersi almasını istemiyorum” diye konuştu.

    PİRHA/ELAZIĞ

  • ‘Öğrenciler istediği okula gitmeli; yoksa intiharlarla bile karşılaşırız’-VİDEO

    ‘Öğrenciler istediği okula gitmeli; yoksa intiharlarla bile karşılaşırız’-VİDEO

    PİRHA – Eğitim-Sen İstanbul 3 No’lu Şube Sekreteri Adil Taşatan, mevcut eğitim sisteminde liselere giriş sınavını, yerleştirmeleri ve öğrencilere imam hatip liselerinin dayatılmasını değerlendirdi. Taşatan, son 16 yılda sürekli değişen eğitim sistemiyle öğrencilerin imam hatiplere zorlandığını ve özellikle kız öğrencilerin açık liselere yöneldiğini kaydetti. 

    2018-2019 eğitim- öğretim yılı nedeniyle ders zili Eylül ayı içinde çalacak. Liselere giriş sınavının bitmesinin ardından yerleştirmeler de devam ediyor.

    Eğitim-Sen İstanbul 3 No’lu Şube Sekreteri Adil Taşatan, mevcut eğitim sisteminde liselere giriş sınavını, yerleştirmeleri ve öğrencilere imam hatip liselerinin dayatılmasını değerlendirdi.

    Yerleştirmelerin devam ettiği bu süreçte Eğitim-Sen İstanbul 3 Nolu Şube Sekreteri Adil Taşatan sorularımızı yanıtladı.

    “ÖĞRENCİLER İMAM HATİPE ZORLANIYOR, VELİLER ÇARESİZ”

    Liselere giriş sınavı sona erdi şimdi yerleştirmeler devam ediyor. Sizin izlenimleriniz nedir? Tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Şu anda ikinci tercihlerini yapıyorlar, ek yerleştirme yapılacak ama çok yoğun bir mağduriyetle karşı karşıyayız. Özellikle veliler ve öğrencilerden çok yoğun şikayetler alıyoruz. Puanı yüksek olduğu halde yapılan hatalardan kaynaklı istedikleri okula yerleştirilemeyen öğrenciler var. Onun dışında sadece 91 bin öğrenci hiçbir okula yerleştirilemedi. İmam hatiplerin ve meslek liselerinin kontenjanlarının ancak yüzde 50’si doldu. Ama diğer Anadolu liseleri ve nitelikli liselerde de 21 bin civarında açık kontenjan kalmıştı. Birinci ek yerleştirmeler yapılıyor, bakanlığın açıklamasına göre hiç kimse istemediği okula gitmeyecek. Gerekirse ikili eğitime geçeceğiz diye ifade etti Milli Eğitim Bakanı. Ama şu anda yaşanan kaos. Kimse ne yapacağını bilmiyor. Öğrenciler ve veliler çaresiz. AKP hükümeti 2019 yılı içerisinde tekli eğitime geçeceğini savunuyordu. Ama bugün gelinen noktada Anadolu liselerinde ikili eğitime geçilebileceği yönünde açıklamaları var. Yani nasıl işin içinden çıkacaklarını bilmiyorum şu anda. Ama bildiğim tek şey var öğrenciler mağdur ediliyor, imam hatiplere zorlanıyor ve örgün eğitim dışına itiliyor, açık liselere zorlanıyor. Bu öğrenciler açısından gerçekten de bir kriz durumu.

    “KIZ ÖĞRENCİLERDE AÇIK LİSELERE YÖNELME ARTTI”

    Peki açıkta kalan öğrenciler ne yapacaklar?

    İlçelerde komisyon oluşturacaklarını söylüyorlar. O komisyonlar eliyle yerleştirme yapacaklar. Şu anda dört ek yerleştirme yapılacak. Ama zaten Anadolu liselerinde akalan kontenjan sayısı 21 bin. Sadece 91 bin kişi hiçbir eğitim kuruluna yerleştirilemedi. Burada öğrencilere özel okula gidin diyorlar, yani velileri özel okula yönlendiriyorlar. Aslında özelleştirmenin bir adımı. Bir diğer adımı dindar, kindar ve itaatkar nesil yetiştirmenin aracı olan imam hatiplere yönlendirmeye çalışıyorlar. Büyük bir kısmı da örgün eğitimin dışına çıkacaklar. Özellikle kız öğrencilerde açık liselere yönelme büyük oranda arttı son yıllarda.

    “İLERİKİ SÜREÇTE İNTİHARLARLA BİLE KARŞILAŞABİLİRİZ”

    Peki bu öğrenciler genç insanlar, okula yerleştirilemiyor, çeşitli sorunlar yaşıyor. Bunun psikolojik yansıması nasıl oluyor? Gördüğünüz vahim bir örnek var mı?

    Basına yansıyan örneklerden ağlayanlar var. Yani mağdur edildiğini düşünüp ağlayan öğrenciler var basından izlediğimiz kadarıyla. Çevremizdeki öğrenciler var, haksızlığa uğradığını düşündüğümüz. Tabi bu bir travma öğrenciler açısından. İleriki süreçte intiharlarla bir karşılaşabileceğimizi düşünüyorum ben.

    “VELİLERE VE EĞİTİM EMEKÇİLERİNE BÜYÜK İŞ DÜŞÜYOR”

    Peki bu imam hatiplere zorlama nasıl bir şey. Yani bunun önüne nasıl geçilecek?

    Burada tabi velilere büyük iş düşüyor, eğitim emekçilerine büyük iş düşüyor. Öğrencilerin bu şekilde zorlamalarına izin vermemek, istediği okulda okuma talebini yükseltmeleri gerekiyor. Yani velilerin kendi çocuklarına, kendi geleceklerine sahip çıkmaları lazım. Özellikle ilçelerde oluşturulan komisyonlarda imam hatipe yöneltme gibi uygulamaları duyuyoruz sıkça. Burada velilerin daha duyarlı olmaları ve taleplerini çok net ortaya koymaları gerekiyor.

    “NORMAL OKULLARDA BİLE DİN AĞIRLIKLI EĞİTİM DAYATILIYOR”

    Peki eğitim sisteminde kapsamlı bir dini eğitime doğru mu gidiliyor? İnsanların endişesi var; şuan ‘Şeriat düzenine mi gidiyoruz?’ diye. Böyle bir korku, endişe var mı ve normal mi?

    Şeriat düzeni konusu belki bugünün konusu değil ama bir dindar, kindar ve itaatkar nesil yetiştirme projesinin olduğunu biz biliyoruz. Sadece imam hatiplerde değil tüm okullarda özellikle ortaokullarda seçmeli ders adı altında zorunlu paket programlar hazırlayıp ‘Peygamberin hayatı, temel dini bilgileri’ içeren seçmeli ama zorunlu dayatılan dersler var. Yani normal okullarda bile artık din ağırlıklı eğitim öğrencilere, velilere dayatılıyor.

    “ÖĞRETMENELER İYİ ŞARTLARDA ÇALIŞMIYOR”

    Öğretmenlerin durumu nasıl? Yani bu hengameden öğretmenler nasıl etkileniyor, üzerlerinde bir baskı var mı?

    Mutlaka. Belki OHAL kalktı Temmuz ayında ama. Son iki yıldır OHAL uygulamalarıyla birlikte öğretmenlerin üzerinde yoğun bir baskı, öğretmenlerde bir geri çekilme söz konusu ister istemez. Tabi bu mesleklerine de yansıyor, yaşamlarına da yansıyor, her şeye yansıyor. Bir sürü ihraç var biliyorsunuz. 125 bin kişi kamudan ihraç edildi. Bu ihraçların baskısı var. Onun dışında Başbakanlık İletişim Merkezi (Bimer) ihbar hattı 147’yi kaldırdılar. İhbar hatlarıyla öğretmenleri itibarsızlaştırdıkları bir süreci yaşıyoruz. Bu anlamda sağlıklı bir eğitim öğretim veremiyor öğretmenler. Ekonomik koşulları zaten ortada. Onun dışında bir de bu baskı, mobbing uygulamalarıyla öğretmenler aslında bezdiriliyor. Yani toplumun yarınını hazırlayan, geleceğini hazırlayan öğretmenlerimiz maalesef ki çok iyi şartlarda çalışmıyorlar.

    “EĞİTİM SİSTEMİ YAPBOZ TAHTASINA DÖNDÜ”

    Peki geçmişle kıyasladığınızda eğitim sisteminin ya da öğretmenlerin durumu hakkında ne düşünüyorsunuz, nasıl bir kıyaslama yaparsınız?

    16 yılda eğitim sistemi defalarca değişti. Yapboz tahtasına döndü. Dün de belki çok istediğimiz anlamda bilimsel, laik, demokratik bir eğitimden bahsedemiyorduk ama son 16 yıldır bilimsel eğitimden hızla uzaklaştığımız, niteliksiz ki Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) sonuçları ortada. Yani eğitim sistemi gün geçtikçe kötüye gidiyor. Bu anlamda dün ile kıyasladığımızda bir eğitimde geriye gidişten, gericileşmeden bahsedebiliriz.

    “DEVLET OKULLARINA ÖDENEK GÖNDERİLMİYOR”

    Öğrencilerin kayıt döneminde devlet özel okullara teşvik verirken, devlet okullarına elektrik, su, doğalgaz gibi faturalar ve orada çalışan memurların maaşı dışında herhangi bir ödenek göndermiyor. Bu da velilerden katkı payı olarak karşılık buluyor. Onlarca kalemde velilerden para toplamak zorunda kalıyor okul idareleri ama aynı şeyi özel okullara öğrenci başına teşvik veriyor. Aslında niyetinin ne olduğunu gösteren bir süreçle karşı karşıyayız. Bu dönem biliyorsunuz kayıt dönemi. Velilerin en mustarip olduğu şey katkı payları, okullarda istenen paralar, zorunlu bağışlar.

    Hükümetten talepleriniz nedir?

    Tüm öğrencilerin özellikle lise yerleştirmelerinde istediği okula gitmesinin bir an önce sağlanmasını istiyoruz. Okullara ödenek istiyoruz. Özel okullara kaynak aktarılması değil devlet okullarına ödenek aktarılması gerektiğini düşünüyoruz. Talebimiz bu yöndedir. Onun dışında müfredatın nitelikli, bilimsel, laik olmasını Eğitim-Sen olarak talep ediyoruz. Bu konuda da mücadelemiz devam edecek.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Ali Yıldırım: İlkokulda kuran dersinin verilmesi çocuk psikolojisi açısından hastalıklı-VİDEO

    Ali Yıldırım: İlkokulda kuran dersinin verilmesi çocuk psikolojisi açısından hastalıklı-VİDEO

    PİRHA – Anaokulları  ve ilkokul 2. ve 3’üncü sınıflarda dışarıdan din ve Kuran eğitimi verilmesi konusunu PİRHA’ya değerlendiren Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım, “Kuran eğitimi verilmesi yalnızca Aleviler açısından değil, tüm toplum açısından, çocuk sağlığı, çocuk psikolojisi açısından son derece hastalıklı bir durumdur”dedi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Eğitimi din görevlilerine teslim eden protokoller kapsamında, anasınıfından başlayarak çocuklar dini eğitimle karşı karşıya kalacak. Zorunlu din dersi 4’üncü sınıfta başlasa da Milli Eğitim Bakanlığı, il müftülükleriyle protokol imzalayarak bu derslerin dört yaşındaki çocuklara kadar  indirilmesi planlanıyor. Son olarak Bolu İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile müftülük arasında imzalanan protokol ile okul öncesi eğitim ve ilkokullarda kayıtlı çocuklara değerler eğitimi ve din eğitimi çalışmalarının yapılması öngörüldü.

    “ÇOCUK HAKLARINA AYKIRI”

    Konuyu Araştırmacı Yazar Ali Yıldırım PİRHA’ya değerlendirdi.

    Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı’nın anaokulu ve ilkokul 1. ve 2. sınıflarda kuran kursu açılmasına, kuran eğitimi verilmesine yönelik bir protokol haberinin olduğunu ancak ayrıntılarını henüz öğrenmediğini ifade eden Yıldırım, haberin kendisinin bile gerek çocuk hakları açısından, gerekse laiklik ilkesi açısından sıkıntılı olduğunu kaydetti.

    Anaokullarda ve ilkokullarda din dersinin öğretilmesinin laikliğe tamamen aykırı olduğunu ifade eden Yıldırım, “Daha aklı henüz ermeyen, anaokullarına ve ilkokul 1. ve 2. sınıfa giden çocuklara din eğitimi vermek tümüyle çocuk haklarına da aykırı, psikolojik davranış kurallarına da aykırı bir şeydir” dedi.

    “TOPLUMUN TAMAMI TEPKİ GÖSTERMELİ”

    Anaokullarında çocuklara öğretilen kuran kursu derslerinin verilmesi, çocukların nasıl doğacağına karar verilmesi anlamına geldiğini söyleyen Ali Yıldırım, şöyle konuştu:

    “Geldiğimiz nokta, bütün hayatında çocukların doğumdan başlayarak dindarlaştırılmasına hizmet eden bir anlayışla geliştirilmeye çalışılıyor. Çocukların nasıl doğacağına karar veriyorlar, doğum şekline bile karar veren bir yaklaşım var. O yüzden gerek anaokullarında gerekse ilkokul 1. ve 2.  sınıflarda kuran kursu eğitimi verilmesi yalnızca Aleviler açısından değil, tüm toplum açısından, çocuk sağlığı, çocuk psikolojisi açısından son derece hastalıklı bir durumdur. Asla kabul edilmeyen bir durumdur. Anne babaların dışında esas olarak din eğitimini hiçbir kimsenin vermemesi gerekir. Bu anlamda okullardaki din eğitiminin sorunlu olduğu açık zaten. AİHM’in açık net kararları var. Bunu iyice tabana yaymak, doğumdan başlayarak bir dinsel anlayış üzerinden tüm bunları inşa etmek istiyorlar. Bunun kabul edilebilir bir yanı yok.”

    Sadece Alevilerin değil, tüm toplumun buna tepki göstermesi gerektiğini söyleyen Yazar Ali Yıldırım, “Geleceğimiz 3-5 efendinin sözleriyle şekillendirilecek kadar ucuz değildir. Geleceğimizi hep beraber birlikte şekillendirmeliyiz. Bu anlamda bu müdahaleyi şiddetle reddediyorum”dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Erzincan Cemevi Başkanı: Eğitim sistemi düzelene kadar sesimizi kesmeyeceğiz-VİDEO

    Erzincan Cemevi Başkanı: Eğitim sistemi düzelene kadar sesimizi kesmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA – Açıklanan gerici eğitim müfredatına karşı alanlara çıkma kararı alan Alevi kurumlarına destek gelmeye devam ediyor. HBVAKV Erzincan Cemevi Başkanı ve Kureyşan Ocağı Piri Sadık Düzgün, mitinge katılım çağrısı yaparak, 17 Eylül’de Kartal Meydanı’nda olacaklarını dile getirdi.

    HABERİN VİDEOSU

    Gerici eğitim sistemine karşı 17 Eylül’de İstanbul Kartal Meydanı’nda yapılacak mitingi Erzincan Cemevi Başkanı ve Kureyşan Ocağı Piri Sadık Düzgün PİRHA’ya değerlendirdi.

    AKP’nin politikalarını öteden beri tasvip etmediklerini belirten Pir Düzgün, AKP hükümetinin gerici bir eğitim düzeni kurmak istediğini vurguladı.

    Alevilerin ileri ve özgür bir eğitimden yana olduğunu ifade eden Sadık Düzgün, “Çocuklarımız her yönden eğitim alsınlar istiyoruz. Ama AKP Hükümeti böyle gerici bir eğitim sistemi getirerek  gençlerin önünü kesiyor” dedi.

    “HÜKÜMET DİNİ EĞİTİM VERMEK İSTİYOR”

    “Gençlerin aydın bir şekilde yetişmesini istiyoruz” diyen Düzgün, “Hükümet programlarında ilerici düşünceler çıkarılıyor. Yerine dini bir eğitim yapılmak isteniyor. Dini eğitimde ilerleme olmaz, ancak biz geriye gidebiliriz” ifadelerini kullandı.

    “Hükümet sık sık müfredatla oynama yapıyor” diyen Erzincan Cemevi Başkanı Sadık Düzgün, öğretmenlerin de bu durumdan rahatsız olduklarını fakat rahatsızlıklarını dile getirenlerin de önlerinin kesildiğini belirterek şunları dile getirdi:

    “Öğretmenlerin önünü kesiyorlar. Ya başka yerlere sürüyorlar ya da görevlerinden alıyorlar. Korku toplumu yaratmak istiyorlar, sesini çıkarmak isteyenlerin de sesini kesmeye uğraşıyorlar.”

    Düzgün, “Bizler elimizden geldikçe ezilenlerin sesi olacağız. Bu konuda söylemlerimizi dile getirip eğitim politikasının değişmesi için elimizden gelen tüm çalışmaları yapacağız” dedi.

    “DİN DERSİ KONUSUNDA ALEVİ ÖĞRENCİLERE BASKI YAPILIYOR”

    Eğitim konusunda sadece kurumların değil velilerin de karşı çıkması gerektiğini ifade eden Düzgün, “Erzincan’da da eğitim konusunda problemlerle karşılaşıyoruz. Özellikle din dersi konusunda Alevi öğrencilere baskı yapıldığı konusunda bize şikayetler geliyor. Biz anında müdahale ediyoruz ama sadece Erzincan’daki sorunları çözmek yetmiyor, tüm Türkiye’deki sorunları çözmemiz gerekiyor” dedi.

    17 EYLÜL MİTİNGİNE ÇAĞRI

    Miting için araç tutuklarını ve herkesin orada olması gerektiğini vurgulayan Erzincan Cemevi Başkanı Sadık Düzgün, “Biz o gün o meydanda olacağız. Bütün Aleviler sesimizi haykırıp bu eğitim programının yanlış olduğunu dile getireceğiz. Eğitim sistemi düzelene kadar sesimizi kesmeyeceğiz” diye konuştu.

    Sevim KAHRAMAN-Semra ACAR / ERZİNCAN

     

  • ABF Başkanı Yıldız, Adalet Kurultayı’nda konuştu: Laik, demokratik bir Türkiye istiyoruz

    ABF Başkanı Yıldız, Adalet Kurultayı’nda konuştu: Laik, demokratik bir Türkiye istiyoruz

    PİRHA – CHP’nin Çanakkale’de düzenlediği ‘Adalet Kurultayı’nın 2. gününde ‘İnançta Adalet’ paneline katılan ABF Başkanı Muhittin Yıldız, bir konuşma yaptı. Yıldız, “Adalet talebimiz, tüm etnik ve inançsal kimliklerin eşit hak ve özgürlüklerini kapsayan bir anayasa; laik, demokratik, insan haklarını tanıyan yasaların işlediği bir Türkiye; herkesi kapsayan eşitlikçi bir hukuk; bilimsel, demokratik, özerk ve fırsat eşitliğine dayalı parasız eğitim; bütün karanlıkta kalmış cinayetlerin, katliamların aydınlığa kavuşturulmasıdır” dedi. 

    CHP’nin Çanakkale’de düzenlediği ‘Adalet Kurultayı’ 3. gününde devam ediyor. Kurultayın 2.gününde ‘İnançta Adalet’ panelinde Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Muhittin Yıldız konuştu.  Yıldız, dünden devraldıkları Dersim, Maraş, Çorum, Tokat, Malatya, Sivas davalarının adalet arayışını bugüne taşımaya çalıştıklarını, diğer yandan ise adaletsizliğin, zulmün karşısında durduklarını söyledi.

    “TEKÇİ DAYATMALAR  NEDENİYLE TOPLUMSAL BARIŞ YOK  EDİLDİ”

    Haksızlığa uğramış herkes için adalet talebini her platformda dile getireceklerini dile getiren Yıldız, şunları kaydetti:

    “Bu coğrafyada tekçi dayatmalar nedeniyle toplumsal barışın yok edildiğini belirterek, “Parlamentonun tüm işlevleri kaybettirilmiş, kuvvetler ayrılığı ortadan kaldırılmış, basın özgürlüğünün esamesinin dahi okunmaması sağlanmıştır. Gerici zihniyetin yürüttüğü eğitim politikasıyla, okullar birer asimilasyon merkezleri ve cehaletin kutsandığı alanlar olarak işlev görmektedir. Talan edilen, yakılan ormanlarla bu coğrafyanın nefes noktaları yok edilmiştir.”

    Her noktada yaşanan adaletsizliğe karşı düzenlenen bu adalet kurultayını çok anlamlı bulduğunu söyleyen Muhittin Yıldız, “Aynı şekilde Halkların Demokratik Partisi’nin ‘Durmayalım Durduralım’ sloganı ile başlattığı Vicdan ve Adalet Nöbetleri, faşizme karşı birlik içerisinde, mücadele etmemizin önemi açısından çok kıymetlidir” dedi.

    “ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ BİN YILLIK ZULMÜN GÜNCELLENMESİDİR” 

    “Hiçbir etnik ve inançsal kimliğin reddedilmediği, özgürlükçü bir anayasa talebimizi bulunduğumuz her platformda dile getirdik” diyen ABF Başkanı Muhittin Yıldız, “Askeri vesayeti, dini tahakkümü, mahalle baskısını, ırkçılığı, çatışma tehlikelerini, şiddet üreten sistemi sonlandırabilecek bir anayasa ihtiyacı olduğunu defalarca belirttik. Anayasada, dayatılmış kimlik tanımları yerine Türkiye’de var olan kimlikler tanınmalı ve bir arada eşit koşullarda yaşamanın olanakları yaratılmalıydı. Yapılan son değişiklik bize eşitlik ve özgürlük getirmeyecek, yeni tehdit ve baskılarla bin yıllık inkâr ve asimilasyonu devam ettirecektir. Anayasa değişikliği, değişiklik değil bin yıllık zulmün güncellenmesidir” diye konuştu.

    “ALEVİ KÖYLERİNE CAMİ YAPILIYOR”

    Alevilerin asimilasyonuna yönelik politikaların yüzlerce yıldır sürdürülmekte olduğunu vurgulayan Yıldız, şunları söyledi:

    “Tıpkı Osmanlı’da olduğu gibi Cumhuriyet döneminde de sürdürülen Alevi köylerine camii yapma, Alevilerin ibadet ve inanç esaslarını yok sayma, ibadethanelerini kabul etmeme, okullarda Alevi çocuklarına zorla Suni inanç-ibadet esaslarını öğretme asimilasyonu günümüzde de artarak devam etmektedir. Bir tarafta asimilasyona tabi tutulan, diğer taraftan da kararnameler ile işlerinden, görevlerinden atılmakta, Aleviler bürokrasiden tamamıyla uzaklaştırılmaktadır. Alevilere yönelik bu yaklaşımlar bin küsur yılın biriktirdiği kinin bugüne akışıdır.”

    “BİLİMSEL EĞİTİMDEN VAZGEÇİLİP, DİN DERSLERİNE DÖNÜŞÜYOR”

    12 Eylül askeri darbesi sonrası yapılan Anayasa ile okullara din derslerinin zorunlu hale getirdiğini ve buna Alevilerin yıllardır itiraz ettiğini söyleyen Yıldız, “AHİM’in verdiği kararla okullarda okutulan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi adıyla verilen dersin bir Sunni ibadet dersi olduğu ve Alevi çocuklarını asimilasyona tabi tuttuğu onaylanmıştır. Mahkeme kararları gereğince mahkûm olan o müfredatlar laik eğitim sistemine göre değiştirilmesi gerekirken tam tersi din dersi müfredatı daha da Sünni İslam eksenine çekilmiştir. Eğitimde Alevilikten hiç bahsedilmiyor değil; bahsediliyor bahsedilmesine de ancak MEB’in tarif ettiği ve okuttuğu Alevilik, Sünni anlayışın Aleviliği görmek istedikleri şekilde görme, istedikleri kalıba koyma amacına hizmet eder biçimde hazırlanmıştır” ifadesini kullandı.

    “KARANLIKTA KALMIŞ TÜN KATLİAMLAR İÇİN ADALET”

    Yıldız’ın adalet talepleri ise şöyle:

    “Tüm etnik ve inançsal kimliklerin eşit hak ve özgürlüklerini kapsayan bir anayasa; laik, demokratik, insan haklarını tanıyan yasaların işlediği bir Türkiye; hukuk üstünlerin hukuku değil herkesi kapsayan eşitlikçi bir hukuk; bilimsel, demokratik, özerk ve fırsat eşitliğine dayalı parasız eğitim; bütün karanlıkta kalmış cinayetlerin, katliamların aydınlığa kavuşturulmasını istiyoruz.
    Maraş, Sivas, Çorum, Tokat katliamları, Hrant, işsizliğe açlığa mahkûm edilen Nuriye Gülmen ve Semih Özakça, Suruç’ta katledilen düş yolcuları,  Ankara’da katledilen barış elçileri için, Gezi direnişi esnasında katledilen Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Abdullah Cömert, Ali İsmail Korkmaz, Haşan Ferit Gedik, Medeni Yıldırım, Ahmet Atakan ve Berkin Elvan için adalet istiyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)