Etiket: dip

  • Demokrasi Konferansı: Ülkenin geleceğinde bizim de sözümüz var!-VİDEO

    Demokrasi Konferansı: Ülkenin geleceğinde bizim de sözümüz var!-VİDEO

    PİRHA-Haziran ayında düzenlenecek olan ‘Büyük Demokrasi Konferansı’ öncesinde, Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Merkezi Abidin Dino salonunda Demokrasi Konferansı düzenlendi. Konferansta, kadın, emek, ekoloji, çocuk LGBT+ hakları, eşit yurttaşlık ve barış, anadilde yaşam gibi birçok konu tartışıldı.

    Demokrasi Konferansı’nda emekçiler, hukukçular, sanatçılar, çocuk hakları savunucuları, esnaf, KHK’lılar, ekoloji mücadelesi verenler, sağlık emekçileri, LGBTİ+ toplumu, gençler, akademi, ekonomistler, kadınlar, eğitim emekçileri, engelliler, halklar ve inançlar ile mülteciler seslendi.

    Konferansta yapılan açıklamada, ülkenin dört bir yanında hukuksuzluklara karşı mücadele edenlerin umutlarının ve dirençlerinin tükendiği vurgulanarak “Seslerimizi ve mücadelelerimizi ortaklaştırma amacıyla çıktığımız yolculuğun en heyecan verici noktasındayız. Ülkenin geleceğinde bizim de sözümüz var diyenler, karanlığa pabuç bırakmayanlar seslerini yükseltiyor” denildi.

    “DİĞER TOPLUMSAL KESİMLER GİBİ İŞÇİ SINIFI DA YOKSULLAŞIYOR”

    Demokrasi Konferansı’nda seslerini yükseltenler şöyle:

    Emekçiler: Çözülmesi için yıllardır mücadele ettiğimiz sorunlarımız, pandemi süreciyle birlikte çoğalıyor. İşsizlik kitlesel hale gelirken, diğer toplumsal kesimler gibi işçi sınıfı da yoksullaşıyor; öte yandan her hak arayışımız şiddetle bastırılmaya çalışılıyor; örgütlenme girişimlerimiz engelleniyor. Güvencesiz ve geleceksiz bir yaşam dayatılmak isteniyor. Üretici köylülere yoksulluk ve topraksızlık dayatılırken, tarım işçileri önemli sorunlarla karşı karşıya.

    Hukukçular: Yargı tarafsızlığının ve bağımsızlığının ortadan kaldırıldığı, yargının siyasi muhalifleri ve toplumsal mücadeleleri sindirmek için siyasi iktidar tarafından bir sopa olarak kullanıldığı; savunma hakkının kullanılamaz hale getirildiği, avukatların soruşturma, gözaltı ve cezaevleri ile susturulmak istendiği, baroların bölünerek ve soruşturmalara uğratılarak hedef alındığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, bir gece ansızın uluslararası sözleşmelerin rafa kaldırıldığı bir tabloyu artık görmek istemiyoruz.

    “YÜKSEK PERDEDEN SESLER ÜRETMENİN ZAMANI GELMİŞTİR”

    Sanatçılar: Dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi sanatçılar bu topraklarda da yüzyıllar boyu bin türlü baskıya, tehdide, haksızlığa uğradı, çoğu zaman alenen yok edilmek istendi ve buna rağmen çok renkli ve direngen bir geleneği her dönemin içinden çıkarmayı ve o dönemi tarif etmeyi başardı. Başka türlü bir dünyanın mümkün olduğuna inananlarımızın umudu taşırcasına fısıltı olarak söyledikleri, her yerden yükselen bir mırıltı halini almaya başladı. Diyoruz ki, belki de artık bu mırıltıları alıp yüksek perdeden sesler üretmenin zamanı gelmiştir.

    Çocuk Hakları Savunucuları: Giderek derinleşen eşitsizlik ve adaletsizlik; yoksulluk, ayrımcılık ve şiddet olarak çocuklara yansımaya devam ediyor. Çocuk işçiliği, çocuk cinayetleri, çocuk istismarı ve ihmali gibi pek çok hak ihlali giderek artıyor, ağırlaşıyor. Çocuk işçiler, mülteci çocuklar, özel gereksinimli çocuklar, LGBTİQ+ çocuklar, çocuk mahpuslar, anneleriyle birlikte hapishanede tutulan çocuklar… Haklarından yoksun bırakılan tüm çocuklar için ve çocuklarla birlikte eşit, adil bir yaşam mücadelemizi sürdürürken, Demokrasi Konferansı’nı taleplerimizi görünür kılma ve sesimizi çoğaltma ihtiyacımızın bir karşılığı olarak görüyoruz.

    “HELALLEŞMEYECEĞİZ”

    Esnaf: Helâlleşmeyeceğiz. Ülkemiz esnafı iktidarın kutuplaştırıcı, bölücü ve adaletli olmayan yaklaşımlarıyla iflas, intihar ve tasfiyeyle karşı karşıya. Diğer emekçi kesimlerle birlikte çok ağır bedeller ödeyen esnaf ufak birikimlerini de kaybederek yoksul emekçi sınıflara eklemlenmişlerdir. Biz de demokrasi konferansının bir parçasıyız.

    KHK’lılar: Demokrasi Konferansının bir parçasıyız. 20 Temmuz sivil darbesinin ardından kamu emekçilerine yönelik tarihin en büyük saldırılarından biri olan KHK’larla 140 bin kamu emekçisi ihraç edildi. KHK’larla başta çalışma olmak üzere en insani ve en temel haklarımız elimizden alındı. İş güvencemiz hiçe sayıldı ve bir gece yarısı kamusal ve kazanılmış tüm haklarımız gasp edildi. KHK’lar hukuksuzdur, adaletsizdir, keyfidir, belirsizdir, yargısız infazdır, sistematik ve ağır işkencedir, sivil ölüme mahkûm edilmektir.

    “EKOLOJİ MÜCADELESİ ARTIK VARLIK YOKLUK MÜCADELESİDİR”

    Ekoloji mücadelesi verenler: Ekoloji Mücadelesi artık varlık yokluk mücadelesidir. Kendi yasalarını bile hiçe sayan, mahkemeleri talandan sonra biten, lehte karar verse bile yürütmenin kararları uygulanmadığı bir sistemle karşı karşıyayız. Kanal İstanbul gibi mega projeler iklim kriziyle birlikte tüm canlı yaşamı yok oluşa sürüklerken, Tarım, orman, su ve tüm habitatlar kapitalist bir kuşatma altındayken Direniş ve mücadele sesleri de yükseliyor.

    Sağlık emekçileri: Pandemi süresince Sağlıktan tasarruf politikaları hastalıklar ve ölümler getirirken, aynı dönemde antidemokratik totaliter rejim uygulamaları, yoksulluk, işsizlik, güvencesizlik, geleceksizlik ve esaretler yaratmıştır. Tek adam rejiminin Türkiye gerçeği budur. Tarih boyunca salgınlar nedeniyle büyük yıkımlar yaşayan insanlık, Covid 19 salgını süresince uygulanan acımasız neoliberal politikalar nedeniyle bir kez daha yıkıma uğramış ve yıkımlar devam etmektedir.

    “LGBTİ+ TOPLUMUNUN ÖZGÜRLÜKLERİ AĞIR SALDIRI ALTINDA”

    LGBTİ+ toplumu: LGBTİ+ toplumunun, hem toplumsal hem siyasal hakları, hem de bireysel hak ve özgürlükleri ağır saldırı altında. Özellikle Covid-19 salgınının LGBTİ+ toplumunu, diğer kesimlerden daha çok daha fazla etkilediği, ev içi şiddete daha çok maruz hale geldikleri malumun ilanı. Siyasilerden ve üst düzey bürokratlardan gelen ve nefret saldırılarını cesaretlendiren açıklamalar ise kamusal alandaki LGBTİ+ görünürlüğüne yönelik saldırıları artırdı ve LGBTİ+ varoluşu de facto kriminalize edildi.

    “GELECEĞİMİZE DAİR BİZİM DE SÖYLEYECEK SÖZÜMÜZ VAR”

    Gençler: Bizler, her geçen gün daha da yoksullaşan, işsizliğe, geleceksizliğe mahkum edilen gençleriz. Eğitimin sermaye birikim alanına dönüştürülme süreci bir çoğumuzu okurken güvencesiz ve esnek çalışmaya zorladı. Pandemi gerekçe gösterilerek kamusal alanlar tasfiye edilirken gençliğin enerjisi de dört duvar arasına hapsedilmeye çalışılıyor. “Geleceğimize dair bizim de söyleyecek sözümüz var!’’ demeye, gençliğin taleplerini, enerjisini ve coşkusunu diğer toplumsal dinamiklerle birlikte Büyük Demokrasi Konferansı’na taşımaya davet ediyoruz.

    “BİR ÜNİVERSİTE ÖZERK VE ÖZGÜR DEĞİL”

    Akademi: Günümüz Türkiye’sinde üniversitenin kendi değişiminin öznesi olmak bir yana, dışardan dayatılan değişmelere (müdahalelere) bile direnme gücü bulunmamaktadır. Bu durum, üniversitenin tam bir kısır döngü içine saplanıp kaldığını göstermektedir: Bir üniversite olması gerektiği gibi özerk ve özgür değil, bu yüzden üretken ve yaratıcı değildir. Üniversite, üretken ve yaratıcı olamadığı için de özgür düşüncenin ve özerk kurumsallaşmanın önündeki engelleri kaldırıp demokrasiyi ve toplumsal/kültürel ortamı yeşertecek gücü bulamamaktadır.

    “EKONOMİK DEMOKRASİ PROGRAMININ ROLÜ BÜYÜK”

    Ekonomistler: Bugün ekonomide yaşanan yıkım, geniş emekçi kesimlerin iktidara açık bir biçimde sırtını dönmesine yol açıyor. İktidara sırtını dönen emekçi kesimlerin kararsızlık çemberinden çıkarılarak demokrasi mücadelesine kazanılabilmesinde ise eşitlikçi, yeniden paylaşımcı ve güvencesizlikle mücadeleyi merkeze alan; şirketleri, finansal oyunları ve kârlarını değil insanı ve doğayı önceleyen bir ekonomik demokrasi programının rolü büyük olacaktır.

    “ERKEK ŞİDDETİ, İKTİDARIN SÖYLEM VE POLİTİKALARIYLA BİRLİKTE MEŞRULAŞTIRILIYOR”

    Kadınlar: Erkek şiddeti, iktidarın söylem ve politikaları ile meşrulaştırılıyor. Muhafazakar aileyi kurumsallaşma hamleleri ile kadınlar şiddet döngüsü içine hapsedilmek isteniyor. İstanbul Sözleşmesi, 6284 sayılı kanun gibi kadınların yasal hakları saldırı altında. Pandemi süreciyle işsizlik, yoksulluk daha da ağırlaşırken esnek, güvencesiz çalışma koşulları kadınlara daha fazla dayatılıyor. Evin yükü kadınların omzuna bindirilirken, devletin sunması gereken hizmetlerin piyasalaştırılmasının ceremesini en çok kadınlar çekiyor. Kadınların sözünün, deneyimlerinin ve mücadele birikimlerinin toplumun farklı direniş odaklarını yan yana getirmeyi hedefleyen Demokrasi Konferansında hak ettiği yeri alması için biz de varız. Yalnızca taleplerimizle değil, kurucu bir güç olarak konferansın bütününde siyasi irade olmanın zeminini yaratmak istiyoruz.

    Eğitim emekçileri: COVID-19 salgını, eğitimin, doğanın sürdürülebilirliğini merkeze koyan ekolojik politik mücadelenin bir parçası olması gerektiğini ortaya koymuştur, ki bu mücadele anti-kapitalist nitelikler taşır. Eğitim bileşenlerinin onurlu, yaşamdan, doğadan ve emekten yana, kamusal, bilimsel, parasız, laik, cinsiyet eşitliğini sağlayan, demokratik ve anadilinde eğitimi yaşama geçiren varoluşlar olarak Demokrasi Kurultayı’na güç vermelerini bekliyoruz.

    Engelliler: Engelli nüfus ile engelli olmayan nüfus arasında keskin eşitsizlikler ve uçurumlar vardır. Engellilerin eğitime erişimi %8 oranındadır. İstihdamda bu oran %10 dolayındadır. Engelliler, genel nüfusun %12’sini oluşturmasına karşılık, ulusal gelirin sadece 10.000/28’İ engelliler için harcanmaktadır. Kamu kullanım alanları, toplu taşım araçları, hizmetler, ürünler, çevre ve web siteleri büyük oranda engellilerin erişimine uygun değildir. Engelliler, karar alma süreçlerinde ve organlarında hak ettikleri ölçüde temsil edilmemektedir.

    “FARKLILIKLARIMIZ ZENGİNLİĞİMİZDİR”

    Halklar ve İnançlar: Farklılıklarımız zenginliğimizdir. Biz tüm farklılıklarımızla, birlikte, kardeşçe yaşayabiliriz. Ayrımcılığa, asimilasyon politikalarına ve nefret söylemlerine karşı birlikte mücadele ettiğimiz gibi, anadillerimizde eğitim görerek, laik bir ülkede inançlarımızı kardeşçe yaşayabiliriz. Birbirimizi tanıyarak ve anlayarak; çok dilli, çok kültürlü, onurlu ve özgür bir toplumu var edebiliriz.

    Mülteciler:  Bugün var olan dünya düzeninin kaçınılmaz sonucu olarak milyonlarca insan, savaşların, ekonomik ve ekolojik krizin yarattığı yıkım sebebiyle ya kendi ülkesinde ya da sınırların ötesinde yerinden edilmekte, yine on binlercesi insanca bir yaşama kavuşma umuduyla çıktıkları göç yollarında hayatlarını kaybetmektedir. Menzile erişebilenler için ise sınırsız sömürü, baskı, şiddet ve ayrımcılık hayatlarının rutini haline gelmektedir.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • DİB Başkanı’nın cami dayatmasına Alevilerden tepki: Biz camiye gitmeyiz

    DİB Başkanı’nın cami dayatmasına Alevilerden tepki: Biz camiye gitmeyiz

    PİRHA – Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, ‘Camiler hem sünni hem Alevi’nin ibadet yeridir’ açıklamalarına Alevilerden tepki geldi. Diyanet’in Aleviler hakkında fetva veremeyeceğini belirten Aleviler, Alevilerin ibadethanesinin cemevi olduğunu bir kez vurguladılar. 

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, “İslam’da refom yapılması” konulu tartışmalara ilişkin değerlendirmede bulundu. Erbaş, “Kardeşlerimiz cemevlerinde muhabbetlerini yapabilirler, namazlarını da kılmak istiyorlarsa kılsınlar. Müslümanların ibadet yeri camidir. Camiler hem Sünni hem Alevi’nin ibadet yeridir” dedi.

    Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın açıklamalarına Aleviler tepki gösterdi.

    “ALEVİLER OLARAK CAMİDE İBADET ETMEYİZ”

    PSAKD’nin eski Eenel Başkanlarından Kemal Bülbül, Diyanet İşleri Başkanı’nın sözlerini hatırlatarak, “Cami, Sünniliğin ibadethanesidir. Aleviler olarak Camide ibadet etmeyiz, Camiye de girmeyiz” dedi.

    Kullanılan dilin inkarcı ve asimilasoncu olduğunu söyleyen Bülbül, “Bu egemen inkarcı ve asimilasyoncu dil Sünni inancını da ifade etmiyor” dedi.

    Bülbül, DİB’in Alevilik hakkında fetva veremeyeceğini vurgulayarak, “Nerede ibadet edeceğimize ancak biz karar verebiliriz. Alevilerin ibadethanesi cemevleridir. DİB ister bunu kabul etsin ister etmesin…” dedi. 

    “BİR İNANCIN İBADETHANESİNİ ANCAK O İNANCI PAYLAŞANLAR KARAR VERİR”

    Bağcılar Cemevi Başkanı Zeynel Abidin Koç da Diyanet İşleri Başkanı’na tepki gösterdi. Koç, bir inancın ibadethanesini ancak ve ancak o inancı paylaşanların belirleyeceğini belirterek, “Alevilerin ibadethanesi cemevleridir. İbadet şeklimiz cem’dir. Muharrem ayı 12 gün matem orucumuzdur. Hızır kutsalımızdır. Ya Allah, ya Muhammed, Ya Ali deriz ve ehlibeytte sevdalıyız. Rehberimiz, Pirimiz ve Mürşidimiz vardır. Muhammedimiz derki ben ilim şehriyim Ali kapısıdır. Alimiz derki devletin dini adalettir. Hüseyinimiz derki haksızlığın önünde eğilmeyin” dedi.

    Koç, Hacı Bektaş Veli’nin sözlerini hatırlatarak, “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde. Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde. Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok, noksanlık eksiklik senin görüşlerinde” dedi.

    Koç, bir kez daha Alevilerin ibadet merkezinin cemevi olduğunu kaydetti.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ GEREKLİ TEPKİYİ VERMELİ”

    Aziz Baba Cemevi Yapma ve Yaşatma Derneği Başkanı Enver Can  ise Diyanet’in açıklamalarında yapılan yorumlarda Alevilerin hayırına tek bir cümlenin bile olmadığını belirterek, Asimilasyon politikalarını en iyi nasıl yürütebilirim hesapları içinde olduklarını söyledi.

    Can, Diyanet’in bu açıklamalarına Alevi örkurumlarını tepki vermeye çağırdı.

     

  • OHAL raporu açıklandı: Özgürlük ve haklar keyfi biçimde yok edildi-VİDEO

    OHAL raporu açıklandı: Özgürlük ve haklar keyfi biçimde yok edildi-VİDEO

    PİRHA-Bir yılını dolduran OHAL ile birlikte başlayan hak ihlalleri ve yıkım raporu Demokrasi İçin Birlik  tarafından ‘OHAL’in 1 yılında demokrasi enkaz altında’ başlığı ile gerçekleşen basın toplantısında açıklandı. Tüm özgürlük ve hakların keyfi bir biçimde yok edildiği belirtilen açıklamada, kararnamelerin kanunsuz olduğuna dikkat çekildi. 

    HABERİN VİDEOSU

    Demokrasi İçin Birlik, Taksim Hill Otel’de gerçekleşen basın toplantısında, ulusal ve uluslararası kuruluşların çalışmalarından, gazetelere yansıyan açıklamalardan yararlanılarak hazırlanan 1 yılını dolduran OHAL adı altında gerçekleştirilen hak ihlalleri, hukuksuzluk ve yıkım raporunu açıkladı.

    “OHAL’in 1. yılında demokrasi enkaz altında” başlığı ile gerçekleşen açıklamaya HDP Milletvekilleri Garo Paylan, Ahmet Yıldırım, CHP Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, Kadir Gökmen Öğüt, EMEP MYK Üyesi Levent Tüzel, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Nuray Sancar ile çeşitli kurum temsilcilerinin yanı sıra Eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen ve Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu da katıldı.

    “HAKLAR SINIRSIZ VE KEYFİ BİR BİÇİMDE YOK EDİLDİ”

    Hazırlanan raporun basın metni yazar Ayşegül Devecioğlu tarafından okundu. 1 yılını dolduran OHAL döneminin Türkiye’de yaşanan demokrasi krizini büyüttüğü, toplumsal, insani, doğal, kentsel alanlarda yıkım manzarasını ortaya çıkardığı üzerinde duruldu.

    OHAL döneminde çıkarılan 25 KHK’nın da darbeyle sınırlı olmayan çok geniş bir alanda, temel hak ve özgürlüklerin ihlaline yol açtığı belirtildi. Uluslararası hukukla belirlenen sınırların dikkate alınmaksızın, tüm özgürlük ve hakların sınırsız ve keyfi bir biçimde yok edildiğine dikkat çekilen açıklamada, yaşanan ihlaller sıralandı:

    “Gözaltı sürelerinin uzatılması, savunma hakkının kısıtlanması, kitlesel işten çıkarmalar, gözaltılar, pasaportların iptali, kapatılan dernek/vakıflar, mallara el konulması, Alevilerin inanç merkezlerine ve kutsal günlerine yasak getirildi, kayyım atanan belediyelerle geçirdiğimiz bir yıl Anayasayla ve uluslararası sözleşmelerle güvenceye alınmış bütün temel hakları ihlal edildi.”

    Devecioğlu, OHAL’in kaldırılması, demokratik toplum örgütleri ve siyasi partilerin eşit aktörler olarak aynı zeminde buluşacağı bir zemin hazırlanarak demokrasi güçlerinin ortak mücadele verme çağrısı yaptı.

    “DENETİMİ OLMAYAN KARARNAMALER HUKUKSUZDUR”

    Raporun değerlendirmesini yapan Eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen de şöyle konuştu:

    “OHAL yeniden uzatıldı. Bu uzatma haklı gerekçelere dayanıyor mu, anayasal düzene karşı bir tehdit var mı, somut belirtilerle ortaya konulabiliyor mu bu tehdit, 130 bin kişi ihraç edildikten, 50 bin kişi tutuklandıktan sonra hala OHAL’e ihtiyaç var mı.”

    OHAL’in KHK’lar ile birlikte büyük hukuksuzluklar yarattığına dikkat çeken Türmen, “Kararnamelerin meclis tarafından onaylanması lazım. 26 kararname çıkmış sadece 5’i Meclis’te onaylanmış. Onaylanmadığı sürece bu kararnameler kanunsuzdur. Yargı ve yürütme denetimi olmayan kararnameler hukuka aykırıdır” dedi.

    “KHK’LAR OHAL’İN KALICI OLDUĞUNU GÖSTERİYOR”

    Çıkarılan kararnamelerin OHAL ile ilişkili olması gerektiğine dikkat çeken Türmen, bizdeki uygulamada FETÖ ile ilgisi olmayan her konuda KHK çıkarıldığını söyledi. Süre açısından OHAL KHK’larının geçici olduğunu, OHAL kalkınca bu KHK’ların ds kalkması gerektiğini belirten Türmen,  KHK’ların kanuna dönüşmesinin OHAL’in kalıcı olduğu anlamına geldiğini söyledi.

    “HUKUK REJİMİ DEĞİL HUKUKSUZLUK”

    Türmen sözlerini şöyle sürdürdü:

    “OHAL kararnameleriyle askıya alınamayacak haklar var, bu hakları ihlal eden kamu görevlilerine hiçbir cezai müdahale uygulanamayacak mı? Bu sorumsuzluk OHAL bittikten sonra devam edecek mi. OHAL kendi hukuk kuralları olan bir hukuki rejimdir. Ama kitlesel sayıda insan hak ihlaline el verişli bir rejimdir ve kurallara uyulmazsa diktatörlüğe evrilir. Türkiye’de uygulanan şekliyle bir hukuk rejimi değil hukuksuzluğa dönmüştür. Hukuk boşluğu vardır ve bu boşluk tek bir adam tarafından doldurulmaktadır. Bu demokrasi değildir. Bu davaların hepsi AİHM’in önüne gelecektir ve AİHM ulusun yaşamına bir tehdit var mı ona bakacaktır. Burada ilgili devletin tehdit olduğunu ortaya koyabilmesi lazım. Askıya alma gerekli mi normal yasalarla önlenemez miydi diye bakacak AİHM. OHAL  kararnamesine ihtiyaç duymadan normal yasalarla üstesinden gelinebilirdi. AİHM alınan önlemlerin elde edilen amaçla orantılı olup olmadığına da bakacaktır. Hukuk boşluğu doğmuştur OHAL ile ve en tehlikelisi bu kalıcı bir nitelik göstermektedir.”

    “ANAYASA İHLAL EDİLİYOR”

    Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu da, OHAL’in Anayasa’nın 120. maddesi çerçevesinde ilan edildiğini ancak uygulamaların bu çerçeveye girmediğini söyledi. Anayasa Mahkemesi’nin 4 Kasım 2016’daki ‘OHAL ve KHK üzerinde denetim yapamam’  kararını hatırlatan Kaboğlu, “AYM bunu derken ‘1991 ve 2003 kararımdan vazgeçiyorum’ dedi. Kendi kararını eleştirerek bundan vazgeçti. AYM çuvaldızın tümünü kendisine batırdı. AYM, ‘Bunu denetleyecek Meclis’tir’ diyor. Peki ama Meclis ne zaman denetleyecek 2019’da mı? Anayasa’nın ilgili hükümleri bile açıkça ihlal edilerek kararnameler yazılıyor. MGK’nın hiçbir zaman karar alma gücü olmadı, Bakanlar Kurulu’na tavsiye eder sadece. Ama çıkarılan kararnameler MGK kararıyla çıkarıldı. Bu uygulama da Anayasa’ya aykırılığın örneklerindendir” diye konuştu.

    “OHAL İLE HAK İHLALLERİ İÇİN UYGUN ORTAM HAZIRLANDI”

    Bu arada, TİHV Başkanı Şebnem Korur Fincancı, açıklamada söz alarak insan hakları konusundaki hak ihlallerine ilişkin konuştu.

    OHAL ile hak ihlallerini gerçekleştirmek için uygun ortam hazırlandığına değinen Fincancı, “İnsan hakları örgütleri ihlallerin önünde engel görülüyordu ve OHAL bu örgütleri kapatma hakkı verdi. İnsan hak savunucuları özellikle bölgedeki hak savunucuları gözaltı ve tutuklama tehdidi ile karşı karşıyadır” dedi. İHD ve TİHV’in bir soruşturma geçirdiklerini de aktaran Fincancı, soruşturma konusunun, “Türkiye Cumhuriyeti silahlı kuvvetleri ve Genelkurmay’ı suçlayacak şekilde rapor hazırlamak” olduğunu söyledi. Gözaltındaki askerlere yapılan şiddetin fotoğrafları ve videolarının servis edilmesinin bir çeşit ‘parmak sallama’ olduğunu ifade eden Fincancı, ‘yaramazlık yaparsanız başınıza bu gelir’ mesajı verildiğini söyledi.

    “NURİYE VE SEMİH’İN TALEPLERİ KABUL EDİLMELİ”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, KHK ile 112 bin 863 kişinin ihraç edildiğini belirterek, “Emekçiler işsizliğe ve açsızlığa mahkum edilerek saraya biat etmeye zorlanıyor” dedi. Bozgeyik, açlık grevindeki Nuriye ve Semih’in taleplerinin kabul edilmelerini ve tutukluluk hallerinin son bulmasını istedi.

    “SENDİKAL AKTİVİTELERE MÜDAHALE VAR”

    DİSK Koordinatörü Hakan Koçak ise, “Bu darbenin sınıfsal tutumu da var, bir sınıf kimliği var, sermayenin elde edemeyeceği rahatlamayı elde etti. Çünkü grev yapılamıyor. Sendikal aktivitelerin tamamına yönelik doğrudan ve dolaylı müdahale söz konusu. Kayyım atamalarından etkilenen 2 bin kadar belediye çalışanı işsiz kaldı” dedi.

    “İKTİDAR EN AĞIR İNSAN HAK İHLALİ YAPIYOR” 

    CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise şöyle konuştu: “İktidar en ağır insan hak ihlallerini yapıyor. Ama sanki tümünden habersiz gibi davranıyorlar. Daha da kötüsü bizim konuştuklarımızdan toplumun büyük bir kısmının haberi yok. Genel Başkanımız Başbakan’a Nuriye ve Semih’in durumundan bahsedince cezaevinde mi diye soruyor. Başbakan bile bilmiyor. Bizim bu taraftan gördüğümüz hiçbir haberi görmüyor, kendilerine yakın basını okuyorlar. Toplum da öyle. Şimdi iktidarın bu yüzünü zulüm ortamından habersiz kesime göstermemiz lazım. Referandumdaki ‘hayır’ kesimini ve ‘adalet’ platformunun önemli zemin yaratacağını düşünüyorum güçlendirirsek.”

    “EĞER BİRARAYA GELMEZSEK AKP OHAL’İ KALDIRMAYACAK”

    HDP Milletvekili Ahmet Yıldırım ise şöyle konuştu: “OHAL demokratik yollarla siyasi iktidarın değiştirilme zemini ortadan kaldırılıyor. Eğer bir araya gelemezsek OHAL’i kaldırma istenci AKP’de doğmayacaktır. Kanun hükmünde değil anayasa hükmünde kararnamelerle anayasaya baskın gelen kararlar alınıyor. Bütün siyasi partiler kendi parti hassasiyetlerinde vazgeçmezse telafi edilmesi mümkün sorunlar telafi edilemeyecek hale gelecek. Diktatörler seçimle gelir ancak hiçbir zaman seçimle gitmezler. Bu gidişata dur demek üzere bir araya gelmeliyiz. Parti hassasiyetleri ötesinde ortaklaşmamız gereken bir süreçteyiz. İşimiz zor ama imkansız değil.”

    (HABER MERKEZİ)

    Haberin Videosu