Etiket: diren keser

  • ‘Kifayet Ana’ belgeselinin galası Adana’da yapıldı-VİDEO

    ‘Kifayet Ana’ belgeselinin galası Adana’da yapıldı-VİDEO

    PİRHA- 12 Eylül Anneleri’nden Kifayet Keçeci’nin hayatını anlatan ‘Kifayet Ana’ belgeseli Adana’da izleyici ile buluştu.

    12 Eylül 1980 darbesinin ardından hapishane önlerinde, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı kapılarında hak arayan annelerin ve insan hakları savunucularının mücadelesini anlatan ‘Kifayet Ana’ belgeseli Adana’da izleyiciyle buluştu.

    Salman-ı Pak Kültür Merkezi’nde yapılan gösterime barış anneleri, siyasi parti, demokratik kitle örgütü temsilcilerinin yanı sora çok sayıda yurttaş katıldı.

    Yönetmenliğini Diren Keser’in yaptığı belgeselde, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin karanlığına karşı mücadele eden isimlerden biri olan Kifayet Keçeci’nin hayat hikayesi üzerinden 12 Eylül Annelerinin/İnsanlarının kararlılığına ışık tutuyor.

    İHD Adana Şubesi tarafından organize edilen gösterime Kifayet Keçeci de katılırken, gösterim sonrası yapılan konuşmalarda, annelerin özgürlük ve demokrasi mücadelesine vurgu yapıldı.

    PİRHA/ADANA

     

  • İHD Hatay ve İskenderun Şubelerinde “Kifayet Ana” belgesel gösterimi yapıldı-VİDEO

    İHD Hatay ve İskenderun Şubelerinde “Kifayet Ana” belgesel gösterimi yapıldı-VİDEO

    PİRHA- İHD Hatay ve İskenderun şubeleri, 12 Eylül askeri darbe döneminden günümüze uzanan kadın mücadelesinin simge ismi Kifayet Keçeci’nin hayatını konu alan “Kifayet Ana” belgeselinin gösterimine ev sahipliği yaptı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Hatay ve İskenderun şubeleri, toplumsal hafızayı diri tutmak ve hak arama mücadelesine dikkat çekmek amacıyla anlamlı bir etkinliğe imza attı. Yönetmenliğini Diren Keser’in üstlendiği “Kifayet Ana” belgeseli, Hatay ve İskenderun’da gerçekleştirilen gösterimlerle bölge halkı ve hak savunucularıyla buluştu.

    KADIN DİRENİŞİNE VURGU

    Gösterimler öncesinde yapılan açılış konuşmalarında, insan hakları mücadelesinin Türkiye demokrasisi için taşıdığı kritik öneme değinildi. Özellikle 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı baskı ortamında, cezaevi kapılarında evlatlarının akıbetini soran kadınların başlattığı direnişin bugünkü hak arama kültürünün temel taşı olduğu ifade edildi. Konuşmacılar, Kifayet Ana şahsında simgeleşen bu mücadelenin kadınların toplumsal muhalefetteki öncü rolünü bir kez daha kanıtladığını vurguladı.

    Yönetmen Diren Keser’in uzun süren araştırmalar ve tanıklıklar sonucu hazırladığı belgesel, Kifayet Keçeci’nin (Kifayet Ana) 1980 darbesi sonrası başlayan, işkencelere ve kayıplara karşı dimdik duran yaşam öyküsünü odağına alıyor. Film, sadece bir biyografi olmanın ötesinde, Türkiye’nin insan hakları panoramasını izleyiciye sunuyor.

    “HAFIZAYI KAYIT ALTINA ALDIK”

    Belgeselin yönetmeni Diren Keser, gösterimlerin ardından yaptığı değerlendirmede, toplumsal yüzleşmenin ancak hafızayı koruyarak mümkün olabileceğini belirtti. Keser, Kifayet Ana’nın mücadelesinin bugün hala sürmekte olan adalet arayışlarına ışık tuttuğunu ve bu belgeselle o tarihi direnişi gelecek kuşaklara aktarmayı amaçladıklarını dile getirdi.

    Sivil toplum kuruluşları ve çok sayıda yurttaşın katıldığı gösterimler belgesel ekibiyle yapılan soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.

    PİRHA/HATAY

  • Gazeteci Diren Keser: Gazetecilerin yeri hapishaneler değildir!-VİDEO

    Gazeteci Diren Keser: Gazetecilerin yeri hapishaneler değildir!-VİDEO

    PİRHA- Gazeteci Diren Keser, gazeteci Cihan Berk’in yaptığı haberlerden dolayı tutuklandığını belirterek, “Gazetcilerin yeri hapishaneler değildir. Cihan bir an önce serbest bırakılmalıdır” dedi.

    19 Aralık 2025 sabahı evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alınan ajansımızın Dersim muhabiri Cihan Berk, çıkarıldığı mahkeme tarafından “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanmıştı.

    Yaklaşık 4 aydır Elazığ Cezaevi’nde tutuklu bulunan Berk’in iddianamesi, Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.  İlk duruşma 15 Nisan’da görülecek.

    “HABER YAPMAK GAZETECİNİN TEMEL GÖREVİDİR”

    Duruşma öncesi konuşan Gazeteci Diren Keser, gazetecilerin yerinin hapishane olmadığını söyledi.

    Cihan Berk’in yaptığı haberler nedeniyle tutuklandığını hatırlatan Diren Keser, “Gazetcinin işi haber yapmaktır. Haber yapmadığı zaman işini yapmamış olur. Gazetecinin temel görevi halkı haberdar etmektir, gerçeği, hakikati, olanı toplumla buluşturmaktır” dedi.

    “GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR”

    Onlarca gazetecinin Cihan Berk gibi cezaevlerinde olduğunun altını çizen Keser, şunları ifade etti:

    “Tarih boyunca gazeteciler yaptıkları haberlerden dolayı iktidarları rahatsız etmiştir. Bundan dolayı da tutulanmıştır. Tıpkı İsmail, Alican, Pınar gibi onlarca gazeteci hapishanede tutuluyor. Gazetecilerin yeri hapishaneler değildir. Gazeteciler gerçeği açığa çıkartmanın sözünü vermiş insanlardır. Nerede bir haksızlık, hukuksuzluk, yolsuzluk varsa bunu açığa çıkartmak için gecesini gündüzüne katanlardır. Zaten gazetecilik faliyeti budur. Ama ne yazık ki gazeteciler ardı ardına tutuklanıyor.

    Bizlerde tekrar tekrar şunu ifade ediyoruz: Gazetecilik suç değildir.”

    15 Nisan’da (yarın) görülecek duruşmaya katılım çağrısında bulunan Keser, “Cihan Berk’in bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını bekliyoruz. Cihan, toplumun sesini duyurmak için haber yapmıştır ve bir an önce serbest bırakılmalıdır” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/MERSİN

     

     

  • Yönetmen Diren Keser: Bu mücadele yüzlerce, binlerce annenin haykırışıdır!-VİDEO

    Yönetmen Diren Keser: Bu mücadele yüzlerce, binlerce annenin haykırışıdır!-VİDEO

    PİRHA- Kifayet Ana belgeselinin yönetmeni Diren Keser, çalışmanın arka planını ve amacını PİRHA’ya anlattı. Keser’in sözleri, 12 Eylül’den bugüne uzanan annelerin direnişini birinci ağızdan ortaya koyarken, belgeselin aynı zamanda kolektif bir hafıza çalışması olduğunu gösteriyor.

    Kifayet Ana’nın yaşamı üzerinden bir dönemin direnişini anlatan belgesel yalnızca bireysel bir hikâyeye değil, Türkiye’de özellikle 12 Eylül sonrasında gelişen anne direnişlerine odaklanıyor. Yönetmen Diren Keser’in anlatımı, hem kişisel bir tanıklık hem de politik bir bellek aktarımı niteliği taşıyor.

    BİR DÖNEMİN TANIKLIĞI

    Yönetmen Diren Keser, belgeselin çıkış noktasını ve temel amacını şu sözlerle anlatıyor:

    “Kifayet Ana belgeseliyle bir dönemin bir dönemine tanıklık etmeye çalışıyoruz. Kifayet Ana şahsında o dönem direnen kadınların, anaların direnişini belgesele konu ettik. Bu belgeseldeki amacımız Kifayet Ana şahsında o dönem direnmiş, çocukları, oğulları, kızları için mücadele etmiş annelerin o dönemdeki mücadelesini, hikayesini belgeselleştirmekti”

    Bu noktada Keser, çalışmanın yalnızca bir kişiyle sınırlı olmadığını özellikle vurguluyor:

    “Bu belgesel aracılığıyla aslında bir dönem belgeseli çekmiş olduk. 1978-79’lu yıllardan başlayan ve günümüze kadar devam eden annelerin hala da süren mücadelesine eşlik ediyoruz. Cezaevi önlerinde, mecliste, parklarda verdikleri mücadeleyle bir dönemi, bir dönemin ana mücadele hattını oluşturmuş kadınlar, analar hala direniyorlar”

    Keser’in ifadeleri, bu direnişin mekânsal ve zamansal sürekliliğine dikkat çekiyor:

    “Cumartesi anneleri Galatasaray Meydanı’nda, Barış Anneleri, Diyarbakır’da Batman’da seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Hala yıllar geçmiş olmasına rağmen oğullarını, kızlarını arıyorlar. Cezaevindeki çocukları için seslerini yükseltiyorlar”

    KİFAYET ANA’NIN HİKAYESİ: BİREYSELDEN KOLEKTİFE

    Keser, Kifayet Ana’nın hikâyesinin nasıl şekillendiğini aktarırken, bu hikâyenin aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihine dair önemli bir kesit sunduğunu belirtiyor:

    “Kifayet Ana’da bu isimlerden bir tanesi. Bir oğlunun katledilmesi ile başlayan hikayesi iki oğlu’nun cezaevine girmesi ile devam ediyor ve o dönemin 1980 askeri darbe sonrasındaki cezaevlerindeki işkenceyi, kötü muameleyi bütün kamuoyuna duyuran isimlerden bir tanesi Kifayet Ana. Bu süreçte Kifayet Ana’nın farklı alanlarda yürüttüğü mücadeleye de dikkat çekiliyor: Bazen bunu meclis önünde yapıyor, bazen cezaevi önünde yapıyor, bazen katıldığı panellerde, mitinglerde dile getiriyor, ifade ediyor”

    Keser, Kifayet Ana’nın yalnızca yerel değil, uluslararası ölçekte de bir mücadele yürüttüğünü ifade ediyor:

    “Berlin’den Zürih’e, Zürih’ten İzmir’e, İzmir’den Adana’ya, Adana’dan İstanbul’a, Ankara’ya kadar birçok kentte  iki oğlu şahsında cezaevinde kötü muameleye maruz kalmış, işkenceye maruz kalmış insanların sesi olmak için yollara çıkmış bir isim Kifayet ana. Sade bir hayattan direnişçi bir anaya dönüşme hikayesine tanıklık ediyoruz”

    “ARTIK HERKESİN ANNESİ”

    Yönetmen Keser, Kifayet Ana’nın zamanla bireysel bir figür olmaktan çıkarak kolektif bir sembole dönüştüğünü şöyle ifade ediyor:

    “Özellikle şunu da belirtmek gerekiyor ki Kifayet Ana sadece kendi çocukları için mücadele eden bir isim olmaktan çıkıp zaman içerisinde cezaevinde olan tanıdığı, tanımadığı bütün insanların Kifayet annesi. Kendi deyimiyle ya da  o dönemin cezaevinde tutulanların söylemiyle “K” annesi oluyor.

    Bu dönüşüm, yönetmen Diren Keser’in belgesel fikrinin de temelini oluşturuyor ve Keser şöyle devam ediyor,

    “Bir bütün olarak aslında Kifayet Ana’nın hikayesi bende büyük bir etki yarattı ve bu etkinin ışığında aslında bu belgeseli oluşturma fikri canlandı. Genel olarak o dönemin anlatım mı biraz daha farklı oluyor. Ben de bunu bir annenin gözüyle o dönemi anlatmaya çalıştım, ifade etmeye çalıştım”

    KADIN DİRENİŞİ VE 12 EYLÜL

    Keser, kadınların ve annelerin direnişinin dönüştürücü etkisine özellikle vurgu yapıyor:

    “Şöyle ki özellikle kadının direnişi işte Leman Fırtına’dan Didar Şensoy’a kadar ve sayamayacağımız onlarca yüzlerce annenin direnişi o dönemin bir şekilde dönüşmesine de yol açıyor. Ortaya koymuş oldukları mücadele 12 Eylül karanlığını yırtacak, aydınlığa kavuşturacak düzeyde oluyor. Türkiye’de sivil direnişin en görünür ve süreklilik gösteren biçimlerinden birinin “anneler hareketi” olduğunu ortaya koyuyor”

    TANIKLIK, DİRENİŞ VE BEDEL

    Keser, belgeselin merkezine tanıklığı yerleştiriyor:

    “Çünkü orada anlattığım sadece Kifayet Ana’nın mücadelesi değil. Yüzlerce, binlerce, onbinlerce annenin haykırışıdır. Aynı zamanda bu yaşadıklarını bütün toplumla paylaşıyor. Bu paylaşım hem bir tanıklık hem de bir yaşanmışlık. Kendisi de bunun içerisinde yer alıyor. Bazen göz altına alınıyor, bazen bir polisin copuyla belinde yaralar oluşuyor. Yerlerde sürükleniyor ama direnişi hiçbir zaman bırakmıyor”

    BAĞIMSIZ BELGESELCİLİĞİN ZORLUKLARI 

    Keser, belgeselin üretim sürecine dair önemli bir noktaya da dikkat çekiyor:

    “Bağımsız belgesel yapmak, özgün belgesel yapmak çok önemli, çok değerli. Ancak bu sürecin zorluklarını da saklamıyor: Her şeyden önce bir bütçen yok. Bütçesiz yapılan işler ve aynı zamanda gösterilmek istenen bir hikaye”

    “BU TOPLUM NE YAŞADI?”

    Keser, belgeselin izleyiciye yönelteceği temel soruyu şöyle ifade ediyor:

    “Bu toplum ne yaşadı? Nasıl yaşadı ve nasıl mücadele etti?”

    Yönetmen Keser, sözlerini güçlü bir çağrıyla tamamlıyor:

    “Cumartesi anneleri, Diyarbakır’da Koşuyolu Parkı’nda direnen mücadele eden seslerini duyuran anneler gibi bu toplumun içerisinde direnmiş olan bütün kadınların, anaların sesini duymak gerekiyor. Kayıpların bir an önce teslim edilmesi gerekiyor. Yerlerin akibetlerin açıklanması gerekiyor”

    CEM EKİNCİ/PİRHA 
  • Basın emekçileri Mersin’den seslendi:Gazeteciler yazmazsa gerçekler karanlıkta kalır!- VİDEO

    Basın emekçileri Mersin’den seslendi:Gazeteciler yazmazsa gerçekler karanlıkta kalır!- VİDEO

    PİRHA- 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde basın açıklaması yapan Mersin’deki gazeteciler, “Hakikati savunan ve gazeteciliğin gereğini yerine getiren gazeteciler hedeftedir, işsiz bırakılmıştır, aşla ve işle terbiye edilmeye çalışılmaktadır. Tüm bunlara karşı mücadelede ve umudu var etmekte inat edeceğiz” dedi.

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü sebebiyle Mersin’deki çalışan gazeteciler Özgür Çocuk Parkında basın açıklaması yaptı. “Gazeteciler yazmazsa gerçekler karanlıkta kalır” pankartının açıldığı eyleme gazeteciler ve çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.

    “KUTLAMA DEĞİL MÜCADELE GÜNÜ”

    Basın açıklamasını okuyan DİSK Basın İş Bölge Temsilcisi Diren Keser, sözlerine hayatını kaybeden gazeteci Hüseyin Aykol’u anarak başladı. Ardından gazetecilik uğrunda bedel ödeyen bütün basın emekçilerinin gününü kutlayan Keser, “Gönül ister ki biz basın emekçileri bugünü gönül rahatlığıyla, hak ettiğimiz gibi ve bayram havasında kutlayabilelim. Basın emekçilerinin sosyal ve ekonomik haklarını güvence altına alan 212 Sayılı Basın Yasasının yürürlüğe girdiği gün olan 10 Ocak ne yazık ki gelinen aşamada “Çalışan Gazeteciler Günü” olmaktan çıkmış; çalıştırılmayan, tutuklanan, gözaltına alınan, işsiz bırakılan ve hakları gasp edilen gazetecilerin hak aradığı ve mücadeleyi yükselttiği güne dönüşmüştür” dedi.

    Uluslararası Gazeteciler Federasyonu’nun verilerine göre (IFJ), 2025’te dünya genelinde en az 111 gazeteci ve medya çalışanının öldürüldüğünü, 533 gazetecinin ise cezaevinde olduğunu söyleyen Diren Keser, BM üye ülkelerini bu konuda adım atmaya çağırdı.

    “GAZETECİLER BASKIYLA SUSTURULMAK İSTENİYOR”

    2025 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye’deki basın özgürlüğünün giderek geriye düştüğüne de vurgu yapan Keser, “Gazeteciler bir yıl içinde 610 kez hakim karşısına çıktı, 95 gazeteci gözaltına alındı, 39 gazeteci tutuklandı. Basın özgürlüğüne yönelik baskılar yalnızca adli süreçlerle sınırlı kalmadı; kayyum uygulamaları, RTÜK yaptırımları, erişim engelleri ve adli kontrol tedbirleriyle sistematik bir hale geldi. Hakikati savunan ve gazeteciliğin gereğini yerine getiren gazeteciler hedeftedir, işsiz bırakılmıştır, aşla ve işle terbiye edilmeye çalışılmaktadır. Türkiye’de medya alanı, siyasal baskılar ve ekonomik kuşatma altında daraltılmıştır. Gazeteciler sansür, oto-sansür, hedef gösterme, yargı baskısı ve cezalandırma mekanizmalarıyla karşı karşıyadır. Haber yapma faaliyeti, kamusal bir sorumluluk olmaktan çıkarılmakta; gazeteciler baskı yoluyla susturulmak istenmektedir. Bu tablo, yalnızca basın emekçilerini değil, toplumun tamamının haber alma hakkını tehdit etmektedir” diye konuştu.

    “MESLEĞİMİZİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Son olarak mücadele vurgusu yapan Keser, şu ifadeleri kullandı:

    “Bütün bunlara rağmen gerçekler açığa çıkarılıyor ve halka ulaştırılıyorsa, hakikat için mücadele edenler ve meslek onuruna sahip çıkan gazeteciler sayesindedir. Çünkü bütün saldırılara rağmen gazetecilik yapan, bedel ödeyen ama bir an bile geri durmayan, topluma yönelik saldırıları, talanı, yalanı, yoksulluğu ve yaşanan felaketleri araştıran ve halka sunan gazeteciler var. Bu umudu var eden ve bütün zorluklara rağmen meslek onuruna sahip çıkan bütün gazetecilerin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü kutluyor, gazeteciler yazmazsa hakikat karanlıkta kalır diyoruz!”

    PİRHA/ MERSİN

  • ‘Haberin Ardındakiler’ belgesel gösteriminde gazetecilerin sorunları konuşuldu- VİDEO

    ‘Haberin Ardındakiler’ belgesel gösteriminde gazetecilerin sorunları konuşuldu- VİDEO

    PİRHA- 19. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali’nde Yönetmen ve gazeteci Diren Keser’in “Haberin Ardındakiler” belgeseli izlenip söyleşi düzenlendi. Keser, söyleşide gazetecilerin sorunları üzerinde durarak, “Şiddet her yerde gazeteciyi buluyor” dedi.

    19. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali kapsamında “Şiddet sarmalında gazetecilik” üzerine gazeteci ve yönetmen Diren Keser ile Haçova Kültür Derneği’nde söyleşi düzenlendi.

    Söyleşiden önce saat 18.30’da bir araya gelenler Diren Keser’in “Haberin Ardındakiler” isimli belgeselini izledi.
    Gazeteci Diren Keser’in yönetmenliğini yaptığı belgeselin gösterimi; gazeteci Fatoş Sarıkaya’nın moderatörlüğünü yaptığı, Diren Keser ile belgeselin sanat yönetmeni Atilla Güney’in konuk olduğu söyleşiyle devam etti. Sarıkaya, söyleşi öncesinde gazetecilerin yaşadığı sorunlara dikkat çeken kısa bir aktarımda bulundu.

    “GAZETECİLERE AYNA TUTAN BİR BELGESEL”

    Söyleşide ilk olarak söz alan Keser, Haberin Ardındakiler belgeseliyle gazeteciliğe ayna tutmaya çalıştıklarını belirtti. Hakikatin peşinden koşan gazetecilerin bu ülkenin aydınlık yüzü olduğunu söyleyen Keser, “Bir avuç gazeteci yel değirmenlerine karşı mücadele ediyor. Bu belgeselde gördüğünüz gazeteciler ve daha birçoğu bu süreçleri yaşıyor. Şiddet her yerde gazeteciyi buluyor. Bir eylem takip ettiğiniz anda ilk olarak gazeteciye müdahale ediliyor çünkü oradaki şiddetin görünmesinin engellenmesi gerekiyor. Gazeteciler popüler değilse tek başına mücadele ediyor. Bazen birkaç gün cezaevine giren gazeteciler için canlı yayınlar açılıyor ama yıllardır cezaevinde olan gazeteciler için bir şey yapılmıyor” diye konuştu.

    “BELGESELE SANSÜR UYGULAMAMIZ İSTENDİ”

    Ardından söz alan Atilla Güney, belgeselin çekim sürecinde beraber çalıştıkları Ulfiye Özcan’ın da gözaltına alınarak tutuklandığını anımsatarak sözlerine başladı. Çektikleri 2 projenin ardından yeni projeler için yatırımcı bulamadıklarını söyleyen Güney, 3’üncü olarak sağlıkçılara yönelik bir belgesel yapmayı düşündüklerini, henüz bunu karşılayacak bir kurumun bulunamadığına da işaret etti. Güney, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bizim Kürt gazetecilerin korkunç bir teknoloji kullanımı var. Yokluk mücadeleyi doğurur derler ya. Nerdeyse yoktan yaratmışlar. İnterneti, yazılım sistemlerini, habercilik alanında kullanılan dijital her şeyi çok iyi kullanıyorlar. Sürekli sokaktalar. Halkla iç içeler. İşte benim kafamdaki gazetecilik böyle bir şey.”

    Yerel haber kurumlarında ve gazetecilere yemek ve ulaşım desteği verilmediğini söyleyen Güney, genelde ise muhabirine bir asgari ücreti vermekten imtina eden patronların olduğunu söyledi. Yerellerdeki gazeteci cemiyetlerinin devletin merkezi yönetiminin taşra teşkilatlarına dönüştüğüne şahitlik ettiğine dikkat çeken Güney, Barış Akademisyeni olarak imza attığında kendisini hedef gösteren bir haber kurumunun şimdilerde gazeteciler cemiyetinin başına geçtiğine de işaret etti. Güney, “Taşraya doğru gittikçe kadın gazeteci göremiyorsunuz. Birkaç tane direngen kent dışında birçok kentte kadın gazeteci yok” dedi.

    Söyleşi, Fatoş Sarıkaya’nın İFF adına Diren Keser’e plaket takdim etmesiyle sona erdi.

    PİRHA/ MERSİN

  • Diren Keser’in ‘Haberin Ardındakiler’ belgeseli, yalnız bırakılan gazetecilerin sesi oldu- VİDEO

    Diren Keser’in ‘Haberin Ardındakiler’ belgeseli, yalnız bırakılan gazetecilerin sesi oldu- VİDEO

    PİRHA- Gazetecilerin yaşadığı sorunlara kamera tutan ‘Haberin Ardındakiler’ belgeselinin yönetmeni Gazeteci Diren Keser, popülerliğin dışında kalan gazetecilerin toplum tarafından sahiplenilmediğini, bu amaçla da böyle bir belgesel çektiğini söyledi. Keser, “Gazeteciler yaptıkları işten kaynaklı olarak uğradıkları şiddet karşısında yalnız bırakılıyor. Bu yalnız bırakma hali de kamuoyunun hakikatle buluşmasında bir engel oluşturuyor” dedi. 

    Türkiye’de gazeteciler düşük ücretler, güvencesiz çalışma, sansür, otosansür, mobbing gibi sorunlarla boğuşurken aynı zamanda yargı kıskancında hakikatin peşinde koşmaya devam ediyor. Tüm bu zorluklar içerisinde kamuoyuna doğru haberi ulaştırmak için mücadele eden gazeteciler, sarmalandıkları şiddet çemberinde bir de yalnız bırakılma duygusuyla baş başa kalıyorlar.

    Tüm bu sorunları göstermek için ‘Haberin Ardındakiler‘ belgeselini çeken Gazeteci Diren Keser, PİRHA‘ya konuştu.

    “POPÜLER OLMAYAN GAZETECİLER SAHİPLENİLMİYOR”

    Kendisi de gazeteci olduğu için yaşanan sorunların birebir tanığı olan Diren Keser, tüm bunları kamuoyunda görünür kılmak amacıyla ‘Haberin Ardındakiler’i çektiğini ifade etti.

    Popülerliğin dışında kalan gazetecilerin toplum tarafından sahiplenmediğini, bu amaçla da böyle bir belgesel çekmeyi amaçladığını dile getiren Keser, “Popüler olan gazeteciler küçük de olsa bir sorun yaşadıkları zaman birçok demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler, sendikalar, meslek örgütleri kıyamet koparıyorlar ama popüler olmayan gazeteciler halkın haber alma hakkı doğrultusunda hareket etmelerine rağmen aynı değere nail olamıyorlar. Mahkemeye tek başına gidiyorlar, şiddete maruz kaldıklarında sahip çıkılmadığı için tek başına o şiddet uygulayanlarla karşı karşıya gelmek zorunda kalıyor. Dava süreçlerinde sahipsizsizlik dizboyu. Bu sebeple bedel ödeyen gazetecilerin yaşadıklarını göstermek istedim” dedi.

    “YERELDE GAZETECİLİK DON KİŞOTLUK”

    Keser, İstanbul ve Ankara dışındaki kentlerde gazetecilik yapan meslektaşlarının yeteri kadar görünür olmadığını; özellikle yerelde çalışan basın mensuplarının birçok sorunla karşılaştığını belirtti. Yerelde gazetecilik yapmayı ‘Don Kişotluk’ olarak tanımlayan Keser, “Yel değirmenlerine karşı mücadele yürütüyorlar ve o coğrafyanın sesi olmaya çalışıyorlar. Ama ana akım gazetecilik kisvesi altında kendine ‘muhalif’ diyen gazeteciler de dahil olmak üzere bir bütün olarak bu bölgeyi, bu insanları görmezden geliyorlar. Biz de Haberin Ardındakiler ile görünmez olanı görünür kılmaya çalıştık” diye konuştu.

    Gazeteciliği ölüm ve tutuklanma pahasına yapanların yalnız bırakıldığının altını çizen Keser, şunları söyledi:

    “Demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler, sendikalar her gün yanı başında olan, seslerini duyuran gazeteciler yaptıkları işten kaynaklı olarak uğradıkları şiddet karşısında çok dayanışma içerisinde bulunmuyorlar, yargı kısmında bir süreç yürütmüyorlar. Bu yalnız bırakma hali de kamuoyunun hakikatle buluşmasında bir engel oluşturuyor. Toplumun haber alma hakkının önündeki en büyük engel, iktidar ve iktidar güçlerinin ortaya çıkarmış olduğu ötekileştirme, şiddet gibi dalga. Buna karşı yapılması gereken şey, halkın haber alma hakkını sağlayan gazetecilere sahip çıkmak. Ama maalesef ki sahip çıkılmıyor.”

    HABERİN ARDINDAKİLER İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALİNDE

    Diren Keser, artan baskılara ve tüm sorunlara rağmen gazetecilerin haber peşinde koştuğunu vurgulayarak, var olan sorunların çözülmesi noktasında bir araya gelmenin, dayanışmanın ve örgütlenmenin önemine dikkat çekti.

    Haberin Ardındakiler‘inin gösterimi, İşçi Filmleri Festivali kapsamında 18 Ekim Cuma günü saat 18.30’da Haçova Kültür Derneği’nde yapılacak. Ardından saat 19.15’te belgesel ile ilgili söyleşi gerçekleştirilecek.

    Diren Keser, Mersin’de olan herkesi belgesel gösterimine ve söyleşiye davet ederek, sözlerini sonlandırdı.

  • ‘Topyekün saldırıya karşı etkin bir mücadele hattı kurulmalı, sivil itaatsizlik olmalı- VİDEO

    ‘Topyekün saldırıya karşı etkin bir mücadele hattı kurulmalı, sivil itaatsizlik olmalı- VİDEO

    PİRHA- AKP hükümetinin kurduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı ‘Aleviliğin inkar projesi’ olarak tanımlayan Gazeteci Diren Keser, “Bu başkanlık, Diyanetin yapamadığını başarmak için kuruldu. Aleviliği tek din tek mezhep zihniyetine entegre etmeye çalışıyorlar. Alevi örgütleri bu politikalara karşı sloganvari hareketlerle yazılı açıklamalar yapmak yerine bütünlüklü bir mücadele hattı örmeli” dedi.

    Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun temel talepleri var. Bunlar; zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzleşilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması.

    Bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, Alevilerin açtığı davalarda lehte verilmiş mahkeme kararları dahi tanınmıyor. AKP, Alevilere rağmen Alevi inancını tanımlıyor, Alevi örgütlerini muhatap almıyor.

    9 Kasım 2022 tarih ve 32008 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 112 numaralı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruldu. Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ve yönetimi, Alevi inancından uzak bir bakış açısına sahip. Bu başkanlık da hükümet gibi Alevi örgütlerini yok sayan bir yerde duruyor.

    Alevi Diyaneti olarak adlandırılan başkanlığı Alevi örgütleri de kesin bir dille reddediyor. Ayrıca AKP hükümeti Alevi Bektaşi Ansiklopedisi hazırlamak için de Sünni akademisyenler ve ilahiyatçılardan oluşan kadro kurdu.

    Alevi toplumunu en çok rahatsız eden sorunlardan biri de eğitim-öğretim sisteminin dinselleştirilmesi, okullarda tarikatların, cemaatlerin, dinci vakıfların etkili olması!

    Alevilerin temel sorunlarının çözümü konusunda ve eğitim sistemindeki bu gericileşmeye, asimilasyona karşı, Aleviler/Alevi örgütleri ne yapmalı? Nasıl bir yol izlenmeli?

    Bu sorularımızı Gazeteci Diren Keser yanıtladı.

    “CEMEVİ BAŞKANLIĞI DİYANET’İN YAPAMADIĞINI BAŞARMAK İÇİN KURULDU”

    PİRHA- AKP hükümeti, 9 Kasım 2022’de Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdu. Bu başkanlık temsilcileri pek çok ilde birçok cemevine gidip görüşmeler yaptı/yapıyor. Görüşmelerde hala cemevinin ihtiyaçları soruluyor ve başkanlığı tanımaları isteniyor. Alevilerin temel talepleri ve asıl sorunları konuşulmuyor, bir çözüm üretilmiyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

    DİREN KESER: Diyanet eliyle yürütülen bütün politikalar Alevi hakikati tarafından boşa çıkartılınca, bunun yerine Diyanet’in dışında bir kurum oluşturarak, Kültür Bakanlığı’na bağlanarak biraz daha Alevilik kültürdür diyerek bir bulanıklık yaratılmak istendi ve bu başkanlık kuruldu. Diyanetin başaramadığını Kültür Bakanlığı’na bağlı bir kurum vasıtasıyla başarmak istiyorlar. Alevilik üzerine çalışma yapılırken Alevi kurumları, Alevi toplumu tanınmıyor. Bunun yerine tek din tek mezhep mottosuyla Aleviliği buranın içine entegre etmeye çalışıyorlar. Diyanetin yapamadığını başarmak için kurulmuş bir yapı bu başkanlık. Biz her ne kadar Kültür Bakanlığı’na bağlı desek de bütün bu zihniyetin altyapısının Diyanetle bağlantılı olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor.

    Yüzlerce cemevi, yüzlerce Alevi köyü dolaşılıyor, ihtiyaçlar soruluyor. Alevi hakikatinin tanınması, Aleviliğin bu ülke nezdinde kabulünden öte bir torba çimentoya, iki sandalyeye indirgeniyor. Alevi hakikatının masaya, sandalyeye, çimentoya ihtiyacı yok. Hem Alevi hakikatıyla ters düşen bir yerde duruyor hem de Alevi toplumunu kendisine bağlama, Alevilerin gerçek sorunlarını, beklentilerini görmekten uzak bir yere taşıma sürecini yürütüyor. Aslında bu da bir politika. Alevilerin gerçek taleplerini konuşmaktan uzaklaştırmak isteniyor.

    “ASİMİLASYON PROJESİNE BAZI ALEVİLER DAHİL OLUYOR”

    -MHP destekli AKP hükümeti, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurarken Alevi örgütlülüğünü muhatap almadı. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı da bu ciddiyetsizliği, dışlamayı devam ettiriyor. Başkanlığın başındaki Alirıza Özdemir ülkücü-MHP geleneğinden geliyor. Hiçbir şekilde Alevi örgütleriyle iletişim kurmadı. Zaten kurumlar da bu başkanlığı asimilasyon merkezi olduğunu beyan ederek tanımadıklarını ilan etmişti başından beri. Dolayısıyla Alevilerin temel sorunları bu şekilde çözülebilir mi? Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz?

    Alevi inkarını başka bir noktaya taşıyan bir projeyle karşı karşıyayız. Şunun altını çizmek isterim: Bu Aleviler tarafından yapılıyor. Kendine Alevi diyen birileriyle yok etmek, iğdiş etmek ve İslam içileştirmek istiyorlar. Alevi kurumları tarafından her ne kadar bu kurumu kabul etmediklerini söyleseler de aslında toplum olarak, yöre dernekleri, bağımsız cemevleri ve bazı federasyonlar eliyle bu sürece dahil olundu. Maaşlı dedelerle kendilerine bağlamaya çalışıyorlar. Bundan öte sadece isimler üzerinden bir süreç yürütmüyorlar. Hacı Bektaş Veli’yi anma etkinliklerinde olduğu gibi mekana saldırı var. O mekanla birlikte düşünceye saldırı var. Kafa karışıklığı ve bulanıklık yaratmak istiyorlar. Belirli yönleriyle başarıyorlar çünkü aynı anda kurulan eylem ve etkinliklerin içi devlet eliyle boşaltılmak isteniyor. Bu tehlikeyi dergahlar elimizden alındığında görmüştük. Yaklaşık 500 yıldır dergahlar bizim elimizde değil. Şimdi bu dergahlar ne kadar Alevi dergahları? Şimdi Sünnileşmişler. Bugün aynı tehlike ile karşı karşıyayız.

    Alevilerin elbette ki su, elektrik, imar, yol gibi sorunları var. Ama hepsinden öte inkar ve asimilasyon sorunları var. Alevilere yönelik yapılan katliamlarda devlet ve iktidar hala özür dilemiş değil. Devlet hala bu inkara devam ediyor. Bu durumda karşımızda duran şeye karşı bizim daha dikkatli bir dil kullanmamız gerekiyor. İlkelerden taviz verilmemesi gerekiyor. Bu olduğu takdirde toplum içerisinde kafa karışıklığına neden olur. Çünkü başkanlığa bağlanacak bir köyün cemevine hizmet gittiğinde diğer köydeki Alevi yurttaş neden bize gelmiyor diye düşünecek. Bu zihniyetin binlerce yıllardır devam ettiğini görmek ve buna karşı yek vücut mücadele etmek gerekiyor.

    “ALEVİ KURUMLARI TOPLUMA UMUT OLMALI”

    -Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın bu politikalarına karşı özellikle Alevi örgütleri nasıl bir yol izlemeli?

    Bugün kelime olarak bir tanıma süreci olsa da zihniyet olarak inkar devam ediyor. O yüzden her şeyden evvel bu başkanlıktan uzak durmak daha değerli. Cemevi Başkanlığı’na bağlı bir Alevi gerçekliği Aleviliğin kendisiyle bağdaşan bir yerde değil zaten. Alevi toplumu bir yere bağlanmak istemiyor ki. Alevi toplumu kendi inancını kendi mecrası içerisinde yaşamak istiyor.

    Alevi örgütleri başkanlığın tehlikeli politikalarına karşı sloganvari hareketlerle yazılı açıklamalar yaparak, altına onlarca federasyonun adını yazarak mücadele edemez. Alevi kurumları karşı olabilir bu kuruma ama şubeleri veya beraber hareket ettikleri yöre derneklerinin bazıları başkanlıkla işbirliği yapabiliyor. Buna karşı daha derli toplu bir süreç yürütülmeli. Bu süreç yürütülürken de Alevi direnişinin hem tarihsel arka planı görülerek hem de geleceğe dair bu topluma umut olacak şekilde hareket edilmeli. Alevi kurumları bir bütün olarak Alevi toplumuna umut olmayı başarabilmelidirler.

    “ASİMİLASYONUN BÜYÜK BİR AYAĞI MİLLİ EĞİTİM TARAFINDAN YAPILIYOR”

    -Okullarda “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında imamlar, müftüler ders vermeye başladı. Çocuklar camilere götürülüyor. Ayrıca okullarda mescitler açılıyor. Dini faaliyetler anaokullarına kadar indi. Dinci vakıflarla ve cemaatlerle yasa dışı şekilde protokoller imzalanıyor ve öğrenciler kontrolsüz bir şekilde dini faaliyetlere götürülüyor. Laik eğitim öğretim tamamen yok edilmiş durumda. Alevi çocukların ve ailelerinin pek çok zorluğu yaşadığını biliyoruz. Ancak Alevi kurumları bu konuda bir tepkiyi örgütleyemedi. Eğitim sistemindeki bu gericileşmeye karşı neler yapılabilir, önerileriniz nelerdir?

    Osmanlı’nın son yıllarından itibaren Alevi toplumunu, özellikle Alevi çocuklarını asimile etmek üzerine kurulu bir sistem oluşturuldu ve günümüzde halen devam ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı şu anda Diyanetin bir yan kolu olmuş durumda. Tek başına karar veren bir mekanizma olmaktan çıkmış durumda. Diyanet bugün nasıl davranıyorsa Milli Eğitim Bakanlığı’nın müfredatında, yaklaşımlarında, işleyişinde görüyoruz. Milli Eğitim Müdürlüğü bugün Alevi çocukları üzerindeki asimilasyonu daha da derinleştirmek üzerinde duruyor. Asıl susturulan, Sünnileştirilmek istenen bir Alevi çocuk ve Alevi genç gerçekliği var. Bütün eforumuz, emeğimiz, mücadelemiz daha çok bu noktada yoğunlaştırılmalı çünkü geleceğimiz karartılıyor. Nasıl ki başkanlık kurarak Alevi toplumsallığı bulanıklaştırılmak isteniyorsa benzer bir asimilasyonun Milli Eğitim içerisinde gerçekleştirildiğini görmeliyiz.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ MÜCADELEDE ODAĞINA EĞİTİMİ ALMALI”

    -Alevi nefretinin, Alevi asimilasyonunun yükseldiği bir dönem yaşıyoruz. Kurumların geleceğe dair projeler üretmesi, kalıcı hukuk komisyonları kurulması, kararların çabuk alınması, hızlı refleks gösterilmesi, cemevlerinin ibadetin yanında birer okula çevrilmesi, asimilasyonun önüne geçilmesi gibi pek çok konuda toplum Alevi örgütlülüğünden çok şey bekliyor. Kurumlara neler önerirsiniz? Önermekle kalmayıp birlikte neler yapılabilir?

    En büyük mücadele hattımız eğitim sistemi üzerinde kurulmalı ama ne yazık ki belli dönemlerde yükselen ve sönümlenen bir mücadele pratiğimiz var. Alevi kurumları bu meseleyi ikinci plana atmış durumda. Çok da üzerinde durulmuyor. Her ne kadar laiklik üzerinden bir tartışma yürütülüyorsa da, müfredatın içeriğine karşı belli basın açıklamaları yapılır olsa da bunların karşılığının olmadığını düşünüyorum. Önümüzde duran şey açıklamalarla bertaraf edilecek bir şey değil. ÇEDES ve benzeri projeler yapılıyor. Milli Eğitim’in yanı sıra dernekler aracılığıyla, kendi etrafında oluşturduğu şüreka ile asimilasyonu devam ettirmeye çalışıyorlar. Topyekün bir saldırı söz konusuyken sadece açıklamalar ve cılız yürüyüşler yaparak buna karşı çıkabileceğimizi sanmak çok gerçek dışı. Bunun yerine özellikle veliyi bilgilendiren, velilerle iletişimi kuran bir hareket başlatmalı ve sivil itaatsizliğe dönüştürmek zorundayız. Bu yapılmazsa büyük tehlikeler bizi bekleyecek. Yarın Aleviliği konuşamayabiliriz çünkü burada yetişecek çocuklar birkaç nesil sonra Aleviliği unutacak. Zaten Alevilik unutturulmak ve asimile ettirilmek isteniyor. Buna karşı büyük bir taaruz var. Tüm bunlara karşı etkin bir mücadele hattının kurulması Alevi kurumlarının boynunun borcu.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘İktidar manevralar yapıyor; bir duruşumuz olmalı, belirleyici olmamız gerekiyor-VİDEO
    2-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’- VİDEO
    3- ‘Alevi kurumları ortaklaşa bir enstitü kurabilirler; bir hukuk birimi kurulabilir’ – VİDEO
    4-‘Mutlaka hukuk komisyonu kurulmalı, sorunlara çözüm üreten bir örgütlülük olmalı’-VİDEO
    5-‘Alevilerin sorunu siyasetle, hukuk mücadelesiyle çözülür; ciddi çalışmalara başlanmalı’
    6- ‘Cemevlerini ibadetin yanında sosyal, kültürel merkeze dönüştürmeliyiz, insana dokunmalıyız-VİDEO
    7-‘Sünni ulema zihniyetinin inancımızı bize anlatması mücadele etmemiz gereken bir durum’- VİDEO
    8- ‘Alevi kurumlarının bünyelerinde siyasi birimler oluşturulmalı, ortak akılla hareket edilmeli’
    9-‘Aleviler sokakta, hukuksal alanda mücadele etmeli ve sivil itaatsizlik örgütlenmelidir’
    10-‘Alevi enstitüleri kurularak inançtaki resmi ideolojinin yarattığı deformasyonlar ayıklanmalıdır’- VİDEO
    11-‘Alevi örgütlenmesinin yeni bir inşaya ihtiyacı var; dernekler yasasından çıkılmalı’-VİDEO
    12-‘Asimilasyonla mücadele ilk olarak devletle değil cemevlerinde başlamalı’-VİDEO
    13-‘Bilimsel çalışmalar yapılmalı; Sadece anma günleri ile Alevilik yeniden inşa edilemez’-VİDEO
    14-‘Alevi örgütleri mücadeleyi toplumsallaştırmalı, Alevi ailelerle ortaklaşılmalı’
    15-‘Alevi kurumlarının örgütlülüğe önem vermesi gerekiyor, örgütlü olmak güçtür’ -VİDEO
    16- ‘Aleviliği yaşamayı ve yaşatmayı merkezimize almalıyız, tehlikeli olan iç asimilasyon’
    17-‘Asimilasyona karşı aktif direniş ve sivil itaatsizliği örgütlemek gerekiyor; o zaman hak alınır’
    18-‘Asimilasyona karşı çıkmak onun alternatifini oluşturmakla mümkündür, program ve hedef olmalı’-VİDEO

    19-‘Bazı Alevi kurumlarının merkezi kurum olma arzusu, en yapılmayacak şeylerden biri’
    20- ‘Bazı cemevlerinde Sünni-Şii erkan uygulanıyor, buna ses çıkarılması lazım’- VİDEO 
    ‘Alevi örgütleri iyi bir eğitimden geçmeli, neler yapılacağı konusunda bir karar çıkartmalı’-VİDEO
    21- ‘Cemevi Başkanlığı’na karşı ortak mücadele hattı örülürse asimilasyon bertaraf edilebilir’-VİDEO

    22-‘Alevi dünyasında emek veren herkes asimilasyona karşı adım atmalı; bu güce sahibiz’

     

  • Gazeteci Diren Keser tahliye oldu: Alevilerin sesi olmaya devam edeceğim- VİDEO

    Gazeteci Diren Keser tahliye oldu: Alevilerin sesi olmaya devam edeceğim- VİDEO

    PİRHA- Tarsus Kampüs Cezaevi’nde tutulan PİRHA Muhabiri ve CAN TV Programcısı Diren Keser bugün tahliye oldu. Cezaevi önünde konuşan Keser, “Alevilerin, kadınların, insan hakları mücadelesi verenlerin, özgürlüğe susamış olanların sesini duyurmaya devam edeceğim” dedi.

    Mersin’deki evinden 27 Şubat’ta evinden gözaltına alınarak Tarsus Kampüs Cezaevi’nde tutulan PİRHA Muhabiri ve CAN TV Programcısı Diren Keser bugün tahliye oldu.

    Diren Keser‘i cezaevi çıkışında eşi Nazlı Keser, PİRHA muhabirleri Fatoş Sarıkaya, Cebrail Arslan, Ersin Özgül, avukatı İbrahim Cinbaş, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İl Örgütü temsilcileri, Mersin Cemevi yönetimi, İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube yöneticileri ve dostları karşıladı.

    KESER, HASTA MAHPUSLARIN DURUMUNA İŞARET ETTİ

    Cezaevi önünde yaptığı konuşmada hasta mahpusların yaşadıkları sorunlara dikkat çeken Keser, “Alevi camiası, Alevi toplumu ve Aleviler için mücadele ediyorum. Bundan dolayı kısa bir süre de olsa mapushane yaşadık. Elbette çıkmak güzel ama içeride düşüncelerinden dolayı kalanlar var.  Hasta tutuklular, tek başına yaşam mücadelesi verenler, 80 yaşında ve 80 yaşın üstünde insanlar var. Umarım bu sese kulak verilir, bu çığlık duyulur çünkü onların özgürce yaşama hakları var, sağlıklarını korumaları gerekiyor. Dilerim onlar için bir an önce özgürlük gelir. Alevilerin, kadınların, insan hakları mücadelesi verenlerin, özgürlüğe susamış olanların sesini duyurmaya devam edeceğim. Bir tarafımız buruk ama sesimizi çıkarmak adına da sürdüreceğimiz bir yol var, o yolda yürüyenlere de aşk olsun” diye konuştu.

    NE OLMUŞTU?

    2015 yılında sosyal medya platformu olan Facebook’ta haber paylaşımları gerekçe gösterilen Keser hakkında, 2017 yılında “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla Mersin 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dava açılmıştı. Aynı yıl görülen davada Keser’e mahkeme heyeti, 2 yıl 4 ay 3 gün hapis cezası vermişti. 2019 yılında yaklaşık 4 ay cezaevinde kalan Keser, cezaevinden tahliye olmuş ancak Yargıtay’ın 2 Şubat 2024 yılında cezayı tekrardan onamasının ardından 27 Şubat’ta tekrar gözaltına alınarak Tarsus Cezaevi’ne gönderilmişti.

    PİRHA/MERSİN

     

    İLGİLİ HABER

    Muhabirimiz Diren Keser tutuklandı

  • Avustralya’dan, Gazeteci Diren Keser ve özgür basın için dayanışma etkinliği -VİDEO

    Avustralya’dan, Gazeteci Diren Keser ve özgür basın için dayanışma etkinliği -VİDEO

    PİRHA- Avustralya’da düzenlenen Özgür Basınla Dayanışma Etkinliği’ne tutuklu bulunduğu Tarsus Cezaevi’nden mesaj gönderen muhabirimiz Diren Keser, “Hakikati toplumla buluşturmanın emeğini verenlerden biri olarak insanlığa uzak bir ‘mekan’da bir dakika kalmak bile zulümdür. Her ne koşulda olursak olalım hakikatin peşinde yürümeye devam edeceğiz” dedi.

    Avustralya’da ‘Özgür Basın Susturulamaz, Diren Keser Yalnız Değildir’ çağrısıyla dayanışma etkinliği düzenlendi.

    Melbourne’e bulunan Merlyston Progress Hall’da düzenlenen etkinliğe çok sayıda gazeteci, hak savunucuları, siyasetçiler, hukukçular, kadın örgütü temsilcileri, emekçiler, Sivil Toplum Örgütü (STÖ) temsilcileri ve sanatçılar katıldı.

    Etkinlik Avustralya topraklarının geleneksel sahipleri olan Aborjinler, yerli halklar ve demokrasi mücadelesinden bedel ödeyenlerin selamlanması ile başladı.

    Etkinliğe ayrıca Sanatçı  Enver Çamdal, Muzaffer Oruçoğlu ve İsmihan Şen eserleri ile katılarak dayanışma gösterdi.

    MESAJLAR VERİLDİ

    Etkinlikte verilen mesajlarda özgür basınla dayanışma için en başta gazeteci cemiyetleri, sendikaları olmak üzere tüm sivil toplum örgütlerinin birlikte tavır koymaları gerektiğini vurgulanarak, siyasi muhalif partilerin gazetecilere yönelik baskıları gündemde tutarak tavır koymaları ve iktidar oldukları taktirde basın özgürlüğünü ayaklar altına alan tüm yasak, kararname ve uygulamaları tarihin çöplüğüne atacaklarına dair Türkiye halklarına söz vermeleri gerektiği ifade edildi.

    “GAZETECİLER TOPLUMUN ÖZGÜR İRADESİNİN TEMİNATIDIR”

    Ülkeyi bir bütün olarak baskı cenderesine almaya çalışan AKP-MHP iktidarının siyasal alandaki yetmezliklerini ve yürüttüğü kötü politikalarının gazetecilere, basın yayın organlarına baskı kurarak kapatmaya çalıştığı belirtilerek, yargı eliyle gazetecileri etkisizleştirme, yasaklar yoluyla da bilgi yayılımının engellemeye çalışıldığı kaydedildi.

    Mesajların devamında tüm baskı ve yıldırmalara rağmen yaşanan gerçekleri halka duyurma konusunda gazetecilerin elinden geleni yapmaya da devam ettiği ifade edilerek, gazetecilerin toplumun özgür iradesinin teminat olduğunun altı çizildi.

    MUHABİRİMİZ DİREN KESER’İN MESAJI OKUNDU

    Tarsus Cezaevi’nde tutuklu bulunan Pir Haber Ajansı (PİRHA) Mersin Muhabiri ve CAN TV programcısı Diren Keser’in mesajı okundu. Keser,  “Gazeteciler için lkemizde cezaevleri ne yazık ki çokta uzak yerler değil. Hakikati, toplumla buluşturmanın emeğini verenlerden biri olarak insanlığa uzak bir  “mekan”da bir dakika bile kalmak zulümdür. Her ne koşulda olursak olalım hakikatin pesinde yürümeye devam edeceğiz. Dört duvar arasında binlerce km uzaklıkta gösterdiğiniz dayanışma hücremi aydınlatıyor. Binlerce selam olsun! Elbet sınırsız bir dünyada  buluşacağız. O zamana kadar hoşça kalın” dedi.

    ‘HABERİN ARDINDAKİLER’ BELGESELİ GÖSTERİLDİ

    Etkinlikte ayrıca Yönetmenliğini Diren Keser’in yaptığı ve insan hakları odaklı gazeteciliğin Türkiye’deki durumu üzerine bir değerlendirmeyi amaçlayan ‘Haberin Ardındakiler’ belgeselinin Türkçe ve İngilizce alt yazılı gösterimi yapıldı.

    Etkinlik müzisyenler tarafından gerçekleşen dinleti ile son buldu.

    PİRHA/AVUSTRALYA

  • Diren Keser’i unutmadık; arkadaşlarımız ‘Diren’e özgürlük’ tişörtleriyle sahada

    Diren Keser’i unutmadık; arkadaşlarımız ‘Diren’e özgürlük’ tişörtleriyle sahada

    PİRHA- Sivas’ta gerçekleştirilen Alevi Katliamı’nın protesto edildiği Madımak Oteli önünde anmayı izleyen muhabir ve kameraman arkadaşlarımız, tutuklu muhabirimiz Diren Keser’in fotoğrafının basılı olduğu tişörtleri giyindi. Arkadaşlarımız, Diren Keser’in bir an önce özgürlüğüne kavuşması gerektiğine işaret ettiler. 

    2 Temmuz 1993 yılında devlet gözetiminde gerici-faşist kalabalıklar tarafından yapılan Alevi katliamını her yıl olduğu gibi PİRHA olarak takip ettik. Muhabir ve kameraman arkadaşlarımız tutuklu Mersin Muhabirimiz Diren Keser’in fotoğrafının basılı olduğu tişörtleri giyinerek çalıştılar.

    “Özgür Basın Susturulamaz”, “Diren Keser’e Özgürlük” yazılı tişörtleri giyinen arkadaşlarımız, Diren Keser’in bir an önce özgürlüğüne kavuşarak gazetecilik görevine kaldığı yerden devam etmesi gerektiği mesajını verdiler.

    PİRHA/SİVAS

  • Diren Keser için Britanya Alevi Festivali’nde açıklama yapıldı -VİDEO

    Diren Keser için Britanya Alevi Festivali’nde açıklama yapıldı -VİDEO

    PİRHA- 27 Şubat’ta evinden gözaltına alınarak Tarsus Kampüs Cezaevi’ne gönderilen PİRHA Muhabiri ve CAN TV Programcısı gazeteci Diren Keser için Britanya Alevi Festivali’nde bir açıklama yapıldı.

    Britanya Alevi Festivali’nde, 27 Şubat’ta evinden gözaltına alınarak Tarsus Kampüs Cezaevi’ne gönderilen PİRHA Muhabiri ve CAN TV Programcısı gazeteci Diren Keser için bir açıklama yapıldı. Açıklamayı Elif Tabak okudu.

    “DİREN İKTİDARIN RAHATSIZ OLACAĞI HABERLER YAPTIĞI İÇİN CEZA ALDI”

    Türkiye’de gazeteci olmanın günden güne zorlaştığı, MHP destekli AKP hükümetinin gazeteciler üzerinde, özellikle özgür basın üzerinde baskısını arttırdığı belirtilen açıklamada şunlar ifade edildi:
    “Gazeteciler yaptıkları ve paylaştıkları haberler nedeniyle sabah saatlerinde evleri basılarak gözaltına alınıp tutuklanıyor.
    Bu gazetecilerden biri de PİRHA Muhabiri/CAN TV Programcısı Diren Keser.
    Diren canımız, daha önceki yıllarda hakkında açılan dava sonucu aldığı ceza nedeniyle herhangi bir bildirim yapılmadan 27 Şubat’ta evinden gözaltına alındı ve Tarsus Kampüs Cezaevi’ne gönderildi.
    Yıllardır Alevi medyasında haber yapan, program yapan Diren Keser, iktidarın rahatsız olacağı haberler yaptığı için propaganda suçundan ceza almıştı.

    “DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ENGELLENEMEZ”
    İfade özgürlüğünün suç sayıldığı Türkiye’de halkın haber alma özgürlüğü iktidar tarafından engelleniyor. Hakikatin peşinde olan gazeteciler tehdit ediliyor, tutuklanıyor. Hükümetin bu tavrı kabul edilemez. Demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü tanımak zorunda iktidar. Gazeteciliğin engellenmesi suçtur. Gazeteciler yaptıkları haberler yüzünden tutuklanamazlar.
    Diren Keser, haksızlık karşısında sesini çıkaran, hak haberciliği yapan bir canımız. Alevilerin sesiydi. Alevi hak haberciliği yapıyordu. Diren Keser ve tutuklu tüm özgür basın emekçilerinin bir an önce özgürlüğüne kavuşmasını istiyoruz.
    Özgür basın susturulamaz! Düşünce ve ifade özgürlüğü engellenemez!”

    Elif TABAK/LONDRA

     

  • DAD Eş Genel Başkanı Kete: Diren Keser’in Alevi haberciliği sistemi rahatsız etti- VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanı Kete: Diren Keser’in Alevi haberciliği sistemi rahatsız etti- VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, 27 Şubat’tan bu yana tutuklu bulunan muhabirimiz Diren Keser için, “Diren, ötekilerin sesi olan, Alevi süreklerini, sorunlarını görünür kılan bir gazeteci olduğundan dolayı sistemi rahatsız etti. Tutukluluğu hukuki değil, siyasidir” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Pir Zeynel Kete, özellikle tekçiliğin, baskının çok yoğun olduğu toplumlarda yaşananları görünür kılma alanında görev alan gazetecilerin, yazar çizerlerin varlığının iktidarlar tarafından kabul görmediğini belirtti.

    Gazetecilerin tutuklanması, öldürülmesi, baskıya yoğun olarak maruz kalması açısından Türkiye’nin ilk sıralarda yer aldığına işaret eden Kete, 27 Şubat’ta cezası onanarak cezaevine gönderilen Pir Haber Ajansı (PİRHA) ve Can TV program yapımcısı Diren Keser’in tutukluluğunun da hukuki değil siyasi bir karar olduğunu dile getirdi.

    “DİREN, ÖTEKİLERİN SESİYDİ”

    Diren Keser’in sistemin tanımladığı makbul vatandaşın dışında biri olduğunu bu nedenle hedefte olduğunu kaydeden Zeynel Kete, “Diren canımız tekçi, ırkçı, dinci, cinsiyetçi anlayışın ötekisiydi. Üstüne üstlük özgür basında çalışan Kürt-Alevi bir kültürün içerisinden geliyor. Dolayısıyla sistemi rahatsız eden bir konumda olduğu için tamamen hedefte bir gazeteciydi” dedi.

    Keser’in ötekilerin sesi olduğunu ifade eden Kete, neredeyse 10 sene önce paylaştığı haberden dolayı tutuklanmasının kabul edilemez olduğunu ve bu tutuklamanın hukuki değil, siyasi bir karar olduğunun altını çizdi.

    “ALEVİLERİN GÖRÜNÜR KILINMASI RAHATSIZ ETTİ”

    Diren Keser ile 4 yıldan fazladır Can TV’de ‘Hak Yolu’ adlı program yapan Zeynel Kete, “Hak Yolu’nda Alevi camiasının belirli günleri, ritüelleri, erkanları, kavramları, kuramları güncelle sentezleyerek düzenli bir şekilde programımızı yapıyorduk. Diren’in programın akışı boyunca sormuş olduğu sorular, açmış olduğu çözümlemeler oldukça ufuk açıcıydı. Mütevazı, haberin peşinde koşan, görünmez olanı görünmez kılan, özgürlüğü savunan, nerede bir haksızlık varsa kamerasını oraya çeviren bununla ilgili haberler yapan bir canımız. Bu kadar baskı ve zulüm altında olan bir toplumda objektifi bu sorunlara çevirerek görünür kılıyordu. Alevi süreklerini görünür kıldı, bu çalışmalar elbette ki sistemi rahatsız etti” diye konuştu.

    Zeynel Kete, “Diren ve hakikat yolunda mücadele eden inancımızda peyik dediğimiz haberciler için zindan da birdir meydan da birdir. Diren canın yanındayız. Derhal serbest bırakılmasını istiyoruz” diyerek sözlerini sonlandırdı.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Cafer Koluman: Diren Keser bir an önce serbest bırakılmalı- VİDEO

    Cafer Koluman: Diren Keser bir an önce serbest bırakılmalı- VİDEO

    PİRHA- PSAKD Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, muhabirimiz Diren Keser’in haber paylaşımı yüzünden tutuklanmasının kabul edilemez olduğunu ifade ederek, bir an önce serbest bırakılması gerektiğini belirtti.

    Pir Sultan Abdal Kültür ve Tanıtma Derneği (PSAKD) Genel Merkezi Hukuk Sekreteri Avukat Cafer Koluman, 27 Şubat’ta cezası onanarak cezaevine gönderilen Pir Haber Ajansı (PİRHA) ve CAN TV Programcısı Diren Keser’in hukuksuz bir şekilde cezaevinde yattığını belirtti.

    Koluman, iktidarın özellikle muhalif basın üzerinde baskı politikası uyguladığını dile getirerek, “Muhalif basın üzerinde devam eden haksız, hukuksuz uygulamalara tanığız. Kürtler, Aleviler, emekçiler, sınıf mücadelesi yürüten sınıflar üzerinde baskı politikası uygulanıyor. Siyasal iktidar, yargıyı ‘terbiye edici bir sopa’ olarak kullanıyor. Diren arkadaşımız da maalesef yargıyı sopa olarak kullanan sistemin mağdurudur” dedi.

    Diren Keser’in gazeteciliğinin yanında Alevilik mücadelesinde de önemli işler yaptığına değinen Koluman, “Diren ile PSAKD Diyarbakır Şubesinde semah hocalığı yaparken tanıştık. Gazeteciliğinin yanında aynı zamanda Alevilerin mücadelesinde rol almış; mücadeleci, muhalif, demokrasi ve özgürlüğe düşkün biri” ifadelerini kullandı.

    Koluman, başta Diren Keser olmak üzere tutuklu bulunan tüm gazetecilerin özgürlüklerine bir an önce kavuşması gerektiğinin altını çizdi.

    Fatoş SARIKAYA- Ferhat GÜRGEN/DİYARBAKIR

  • Mersin’de gazetecilerden açıklama: Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın- VİDEO

    Mersin’de gazetecilerden açıklama: Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın- VİDEO

    PİRHA- DİSK-Basın İş Mersin Temsilciliği, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü sebebiyle yaptığı açıklamada Diren Keser başta olmak üzere, tutuklu bulunan tüm gazetecilerin serbest bırakılmaları çağrısı yaptı.

    Türkiye Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (DİSK-Basın İş) Mersin Temsilciliği, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü’ne ilişkin İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesinde basın açıklaması yaptı. “Gazetecilik Suç Değildir” pankartının açıldığı açıklamaya çok sayıda gazeteci ile sivil toplum örgütü temsilcisi katıldı. Konuya dair açıklamayı Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Ergin Çağlar yaptı.

    “İKTİDAR, GAZETECİLERE DÖNÜK DÜŞMANCA TUTUM SERGİLİYOR”

    Basın özgürlüğünün demokrasinin temel unsurlarından biri olduğunu ve demokratik bir toplumun sağlıklı işleyişi için hayati öneme sahip olduğunu vurgulayan Çağlar, ülkede 2023 yılında “Dezenformasyon Yasası”nın yürürlüğe girmesinden sonra iktidarın, gazetecilere, medya çalışanlarına ve medya kuruluşlarına yönelik düşmanca tutum ve hedef gösterdiğini aktardı. Türkiye’de gazeteciler üzerinde artan baskıların medyanın bağımsızlığını tehdit eden bir boyuta geldiğinin de altını çizen Çağlar, özellikle Kürt gazetecilerin üzerindeki baskılara dikkat çekti.

    SALDIRILAR KARŞISINDA ÖRGÜTLENME ÇAĞRISI

    Yakın zamanda Mehmet Aslan, Erdoğan Alayumat ve Esra Solin Dal hakkında “örgütü üyeliği” gerekçesiyle tutuklama kararı verildiğini, Esra Solin Dal’ın hapishane girişinde çıplak aramaya maruz bırakıldığını belirten Çağlar, PİRHA muhabiri Diren Keser’in de haber paylaşımı sebebiyle Şubat ayından bu yana tutuklu olduğunu hatırlattı.

    3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü gününün bir mücadele günü olduğunu dile getiren Çağlar, tüm saldırılar karşısında örgütlenme ve mücadele vurgusu yaptı.

    PİRHA/ MERSİN

  • Suzan Saka: Diren Keser Alevilerin, Kürtlerin, kadınların, LGBTİ+’ların ve çevrenin sesidir

    Suzan Saka: Diren Keser Alevilerin, Kürtlerin, kadınların, LGBTİ+’ların ve çevrenin sesidir

    PİRHA – Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka, 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü sebebiyle yaptığı açıklamada, Gazeteci Diren Keser şahsında tutuklu gazetecilere dikkat çekti. Saka, “Asıl amaç kişiyle birlikte yakınlarına ve topluma da ceza çektirmek ve gözdağı vermektir” diye belirtti.

    Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün 2023 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye, 180 ülke içerisinde 165’inci sırada yer alıyor.

    RSF yorumunda Türkiye, “sorunlu” kategoriden “vahim” kategorisine gerilerken, gazetecilere yönelik baskılar günden güne artıyor.

    3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü, AKP-MHP Hükümetinin baskıları nedeniyle Türkiye’de maalesef ihlallerin sıralandığı tarih olarak anılıyor. Cezaevinde tutuklu olan gazetecilerin birçoğu ‘Örgüt Üyeliği Suçu’ ile yargılanıyor.

    “DİREN’İN VE HAKİKATİN SESİ OLALIM”

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) Genel Başkanı Suzan Saka, günün önemine dair bir yazı kaleme alarak “Gazetecilik suç sayılabilir mi?” diye sordu.

    Tutuklu PİRHA Muhabiri Diren Keser için de “Senin, benim, onun, ötekinin sesidir” diyen Saka, muhabirimiz Keser’in mücadelesine de vurgu yaptı.

    “Özgür basınının, hakikati ortaya çıkaranların günü bugün” diyen Suzan Saka, PİRHA’ya gönderdiği açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu ilk yıllardan itibaren muhalif olan gazeteci, yazar, çizer ve şairlere karşı devlet her dönem gözaltı, tutuklama, işkence ve benzeri yöntemleri ile baskı ve şiddet aygıtını sürekli olarak kullanmıştır. Onlarca aydın, yazar, gazeteci, faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar ve suikastlar yoluyla katledilmiştir. Devlet, bu gazeteciler ve yazarlar hakkında yüzlerce dava açarak, hakikatin ortaya çıkmasını engellemiştir. Bugün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü ve yine biz yüzyıl öncesi olduğu gibi gazetecilere karşı uygulanan baskıları konuşuyoruz.

    Gazetecilik mesleğinin yüceliğini bir tarafa bırakalım gazetecilerin ailelerine yaşatılan eziyete bakalım. Onların sevdiklerinden, çocuklarından, anne-babalarından ve sevgililerinden koparılmaları duygusal, psikolojik olarak başta gazetecilerin ve ailelerinin üzerinde çok yıkıcı bir travma bırakmaktadır. Geride kalanların günlük yaşamdan kopmalarına, sürekli bir korku ve kaygıyla yaşamalarına sebep olmaktadır. Bu durum çocukların duygusal dünyasında onarılması büyük bir tahribata yol açar. İlerleyen yaşlarda çocuklar, hem ilişkilendikleri bireylerle, hem de toplumsal olarak girdikleri ortamlarda daha çekingen, içine kapanık kırılgan olurlar. Çünkü kas hafızası denen olgu da beden, travmayı hatırlar, tüm hücrelerine yayar. Sadece psikolojik olarak etkilenmenin de ötesine geçer. Dolayısıyla iyileşmek için travmanın onarılması şarttır.

    Devlet, iktidarlar değişse de Türkiye de tüm azınlıklara, Alevilere, Kürtlere, demokrasi güçlerine, aydınlara, gazetecilere, akademisyenlere, siyasetçilere, devrimcilere, işçilere her dönem baskı uygulamıştır. Bu baskıyı mücadele edenleri-düş yolcularını cezaevlerine koyarak cezalandırmakla kalmamış, katliamlarla, idamlarla, faili meçhul cinayetlerle, işten çıkarmalarla onların varlıklarını yok etmeye çalışmıştır. Oysaki direnen bu düş yolcuları, toplumların gelişmesine ve ilerlemesine öncülük yapar. Devlet aslında bu düş yolcularına, uyguladığı baskı ve şiddetle, denize atılan bir taşın seke seke düştüğü yerde nasıl küçük halkalarla başlayıp giderek daha büyüyen halkalarla denizde dalga yaratması misali, başta aileleri olmak üzere, sevdikleri, yakınları, meslektaşları ve ait oldukları toplumları da cezalandırır ve bunu da bilinçli yapar. Çünkü asıl amaç kişiyle birlikte yakınlarına ve topluma da ceza çektirmek ve gözdağı vermektir. Toplumun susmasını sağlamak, sessizleştirmektir. Toplumsal güçler, demokratik güçler elinden geldiğince bu tür hak ihlallerine karşı durmaya çalışır her alanda ses yükseltirler. Ama bununla bitmez. Asıl el ayak çekildiğinde, sular dindiğinde geriye kalanlardır. Yani o düş yolcuları ve aileleri yalnız kalır acısıyla, uğradığı haksızlıkla…

    “DÜŞÜNCELERİNDEN DOLAYI CEZALANDIRILANLARI UNUTMAYALIM”

    Düş yolcularını, düşüncelerinden dolayı cezalandırılanları, içerdekileri unutmayalım. Onların, sadece bir numaradan bir isimden ibaret olduğunu düşünmeyelim. Tıpkı bizler gibi birer insan olduklarını ve yaşamlarının böylesi bir şekilde sekteye uğramasının hukuksal boyutu bir yana insani boyutuyla da bir haksızlık olduğunu hatırlayalım. Her an toplumsal mücadeleyle birlikte, ailelerin yanlarında olabilmenin ve onların hassasiyetlerini anlayabilmenin çaresine bakalım. Nasıl bizler, evlatlarımızı iki gün görmeyince burnumuzda tütüyorsa onların da yıllarca dört duvar arasında kendi ev ortamlarından, sevdiklerinden zorunlu bir şekilde kopartılarak böyle biz ezaya reva görülmelerini hep hatırlayalım. Unutmadıklarımız, hatırladıklarımızdır…

    Metin Göktepe’yi hangimiz unuttuk! Biz unuttuysak bile anası Fadime Ana unuttu mu?

    Metin Göktepe’den sonra bayrağı devralan daha nice gazeteciler oldu ve olacak da. Genç, cesur, vicdanlı yürekler… Toplumun gerçek habere ulaşması için baskılara boyun eğmeyen, maddi zorlukları dayanışmayla aşan, Türkiye’de ve dünyadaki sesi duyulmayanların çığlığı olan, sınır tanımayan gözü pek ve hakikatin sırrına inanan gazeteciler… Bu koca-yaşlı dünya ancak ve ancak bu düş yolcuları sayesinde milyarlarca yıldır döndü ve bundan sonra da dönecek. Neticede mutlak olan hakikat ve iyiliktir.

    İşte basın emekçilerinin, özgür basınının, hakikati ortaya çıkaranların günü bugün. Bugün ana akım medyada tanınmayan, yereldeki gazetecilerin de günü. Onların sesini duymak böyle sisli-puslu zamanlarda daha da zor. O emekçilerden bir tanesi de Diren Keser… Uzun yıllardır yerelde gazetecilik, program yapımcılığı, belgesel yönetmenliği yapan Diren; Alevilerin, Kürtlerin, kadınların, LGBTİ+’ların, doğanın ve çevrenin sesidir. Depremde göçük altında kalanların çığlığıdır. Senin, benim, onun, ötekinin sesidir.

    Diren’in ve hakikatin sesi olalım. Çünkü er ya da geç hakikatin, ortaya çıkma gibi bir huyu vardır. Adı gibi direne direne yaşayan Diren’e ve direne direne yaşayan herkese selam olsun.

    Bir kez daha yine yeniden direnenlere selam olsun.”

    PİRHA/AVUSTRALYA

  • Muhabirimiz Diren Keser’in ‘Dede’ talebi kabul edildi

    Muhabirimiz Diren Keser’in ‘Dede’ talebi kabul edildi

    PİRHA- Mersin Tarsus T Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Gazeteci Diren Keser’in, dede ile görüşme talebi kabul edildi. Konuya dair cezaevinden mesaj gönderen Keser, bu talebin kabul edilmesinin emsal olduğunu belirtti. Keser, “Bunun genel demokratik Alevi hareketi içerisinde bir kapı olduğunu düşünüyorum” dedi. 

    27 Şubat’ta hapis cezası onanarak cezaevine gönderilen Pir Haber Ajansı (PİRHA) ve Can TV Mersin Muhabiri Diren Keser’in cezaevinde inancını sürdürebilmek için Pir/Dede ile görüşme talebi kabul edildi.

    Keser’le Tarsus Cemevi’nden Cumali Can Dede görüştü. Konuya ilişkin cezaevinden mesaj gönderen Keser, bu talebin kabul edilmesini Türkiye’deki Alevi mücadelesi açısından önemli bir durum olarak değerlendirdi.

    “BU GÖRÜŞME ALEVİ HAREKETİNDE ÖNEMLİ BİR KAPI”

    Bunun birçok yer açısından emsal bir noktada durduğunu belirten Diren Keser, mesajında şu ifadelere yer verdi:

    “Tarsus Cemevi’nden gelen dede ile Alevi inancının dili, ritüelleri ve mücadelesi hakkında konuştuk. Ayrıca dedenin Tahtacı Alevi olmasından kaynaklı Tahtacı Alevilerin inanç ve geleneklerine dair sohbet ettik. Alevi hak mücadelesinde Aleviliğin tanınması bağlamında ortaya çıkan bu görüşmenin genel demokratik Alevi hareketi içerisinde bir kapı olduğunu düşünüyorum. ‘Alevilik vardır ve haktır’ diyen milyonlara selam olsun.”

    KESER’DEN 1 MAYIS MESAJI

    Gönderdiği mesajda 1 Mayıs’ı da kutlayan Diren Keser, “1 Mayıs İşçi ve Emekçi Mücadele Günü’nü kutluyor; alanlarda, sokakta, fabrikalarda, tarlada olan tüm emekçileri selamlıyorum. Biji Yek Gülan, Yaşasın 1 Mayıs” dedi.

    PİRHA/ MERSİN

     

  • Mersin’deki gazetecilerden Diren Keser’e mektup: Mücadeleyi sürdüreceğiz-VİDEO

    Mersin’deki gazetecilerden Diren Keser’e mektup: Mücadeleyi sürdüreceğiz-VİDEO

    PİRHA- -Mersin’deki gazeteciler, muhabirimiz Diren Keser’le dayanışmak için mektup etkinliği düzenledi. Etkinlikte konuşan gazeteciler, özgürlüğüne kavuşana kadar Keser’in mücadelesini sürdüreceklerini ve yeniden birlikte haber takibi yapmayı sabırsızlıkla beklediklerini dile getirdiler.

    DİSK Basın-İş Mersin Temsilciliği, 27 Şubat’ta cezası onanarak cezaevine gönderilen Pir Haber Ajansı (PİRHA) ve Can TV Mersin Muhabiri Diren Keser için mektup yazdı. İmece Gazetesi’nde bir araya gelen gazeteciler, Keser’e dışarıdan haberleri göndermek ve mesleki dayanışmayı sağlamak amacıyla mektup etkinliği düzenlediklerini belirttiler.

    “ÖZGÜR BASIN GERİ ADIM ATMAYACAK”

    Tıpkı Diren Keser gibi sosyal medyada haber paylaştığı için hakkında terör örgütü propagandası yapmaktan dava açıldığını söyleyen Günlük Gazetesi muhabiri Barış Çoban, birçok gazetecinin benzer süreçleri yaşadığına değindi.

    Çoban, “Mesleğimizi icra etmeye çalıştıkça önümüzü türlü türlü bahanelerle tıkamaya çalışıyorlar. Diren abiye de bunu yaptılar. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar özgür basın konuşmaya, yazmaya, çekmeye devam edecek ve geri adım atmayacak” dedi.

    İmece Gazetesi Editörü Seren Sabuncu da yaptığı haberden dolayı hakkında dava açıldığını, bu tür baskıların gazeteciler üzerinde yalnızlık korkusu yaşattığını ifade etti. Sabuncu, “O yalnızlığı Diren abi hissetmesin diye bu etkinliği düzenledik. Diren abinin yol göstericiliğine, deneyimlerini paylaşmasına ihtiyacımız var. Onu sabırsızlıkla bekliyoruz” diye konuştu.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • Gazeteci Diren Keser için AYM’ye başvuruldu

    Gazeteci Diren Keser için AYM’ye başvuruldu

    PİRHA- Sosyal medya hesabında yaptığı haber paylaşımı sebebiyle tutuklanan PİRHA Mersin Muhabiri Gazeteci Diren Keser’in avukatı, AYM’ye bireysel başvuruda bulundu.

    2015 yılında sosyal medyada haber paylaşımları gerekçe gösterilerek, 2017 yılında “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla Mersin 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından açılan dava sonucunda 27 Şubat 2024’te tutuklanan Pir Haber Ajansı Mersin Muhabiri Diren Keser’in avukatı Mehdi Zana Akkaya, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuruda bulundu.

    Yapılan başvuruda ifade ve basın özgürlüğünün ihlal edilmesinin yanı sıra, halkın haber alma özgürlüğünün de sınırlandırıldığına dikkat çekilerek, “Diren Keser’in mesleğinin olay ile ilişkisi kurulmamıştır. Haber değeri taşıyan ve kendisi tarafından hazırlanmayan içerikleri haber değeri taşıdığını düşündüğü için paylaşmıştır. Aslında bu yönüyle halkın haber alma özgürlüğünü de sınırlayan bir cezalandırma söz konusudur” denildi.

    “BİREYSEL BAŞVURUDA BULUNDUK”

    Avukat Akkaya, PİRHA’ya yaptığı değerlendirmede başvuruya ilişkin şunları söyledi:

    “Diren Keser’in gazeteci olması, paylaşımlarının sosyal medya aracılığı ile olması ve paylaşımlarının haber içeriğinde olması sebebiyle Anayasa’nın 24. 26. 28. maddeleri kapsamında güvence altına alınan düşünce ve ifade özgürlüğünün ihlali olduğundan başvuru yaptık. Başvurumuzun hukuki açıdan delillerin tam olarak toplanmamış olması, kişinin tam olarak hangi fiilinden dolayı kapalı hapis cezasına tabi tutulduğuna dair mahkemenin kararının tam anlamıyla ceza usul muhakemesinin istediği şekilde gerekçeli olmamasından, bu bağın akıl ve mantık çerçevesinde anlatılmamış olmamasından dolayı gerekçeli hakkının da ihlal edildiğini, tüm bu ihlaller kapsamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle AYM’ye bireysel başvuruda bulunduk.”

    PİRHA/MERSİN

  • Dersim’de yıllara meydan okuyan Davulcu Pilto Hakk’a yürüdü -VİDEO

    Dersim’de yıllara meydan okuyan Davulcu Pilto Hakk’a yürüdü -VİDEO

    PİRHA- Davul-zurna geleneğinin en yoğun yaşandığı yerlerden olan Dersim’de, geleneğin sürdürücülerinden Davulcu Pilto (Hüseyin Ekrem) Hakk’a yürüdü.

    Davul-zurna geleneğinin en yoğun yaşandığı yerlerden olan Dersim’de, davulcu geleneğinin sürdürücülerinden olan ve Davulcu Pilto adıyla bilinen Hüseyin Ekrem Hakk’a yürüdü.

    60 YILDIR DAVUL ÇALIYORDU

    Davulcu Pilto, dedesinin ismi ve ninesinin de sırtında ritim tutarak başladığı mesleğini 60 yılı aşkın bir zamandır sürdürüyordu.
    İlk günkü gibi heyecanla davulu sırtında taşıyan Davulcu Pilto, yaşına rağmen gençlere taş çıkartıyordu.
    Bugün Hakk’a yürüyen Davulcu Pilto, yarın Tunceli Cemevi’nde saat 12.00’de yapılacak erkan sonrasında Pertek ilçesine bağlı Kacarlar Köyü’nde toprağa sırlanacak.

    “GÜCÜMÜZ YETTİĞİNCE BU GELENEĞİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    2021’de PİRHA‘da Gazeteci Diren Keser’e verdiği söyleşide, her şeye rağmen işlerini severek yaptıklarını, toplumun da kendilerine destek verdiğinin altını çizen Davulcu Pilto ve kendisine eşlik eden Zurnacı Fırat, güçlerinin yettiğince bu geleneği sürdüreceklerini dile getirmişlerdi.

    PİRHA/DERSİM